İLME HUKUK BÜROSU
Hemen AraRandevu Al

Anayasa Mahkemesi: İş Sözleşmesinin Feshi Nedeniyle Özel Hayata Saygı Hakkının İhlali

Mahkeme:Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru
Başvuru No:2018/24245
Tarih:08.10.2020

Karar Özeti

Başvurucu, işveren ile arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu, Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri bünyesinde işçi statüsünde çalışırken, OHAL dönemindeki süreçler kapsamında işten el çektirilmiş ve ardından iş akdi sonlandırılmıştır. Uyuşmazlığın temelini, işverenin iş sözleşmesini feshederken dayandığı gerekçelerin, Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına müdahale teşkil edip etmediği ve bu müdahalenin Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçülülük kriterlerini karşılayıp karşılamadığı oluşturmaktadır. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iş sözleşmesinin feshedilmesine dayanak yapılan "FETÖ/PDY ile irtibat veya iltisak" iddialarının, somut ve nesnel delillerle desteklenmediği sürece özel hayata saygı hakkını ihlal edeceğine hükmetmiştir. Mahkeme, OHAL döneminde dahi devletin temel hakları sınırlandırırken takdir yetkisini ikna edici, ciddi ve objektif gerekçelerle kullanması gerektiğini vurgulamıştır. İnceleme sonucunda, başvurucu hakkındaki tedbirlerin, söz konusu iddiaların doğruluğuna dair güçlü ve nesnel bir şüphe ortaya koyacak yeterli gerekçeden yoksun olduğu ve bu durumun Anayasa'nın 20. maddesinde düzenlenen özel hayata saygı hakkını ihlal ettiği tespit edilmiştir. İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla, dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 40. İş Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

Hukuki Değerlendirme

Emsal Değeri

Bu karar, OHAL döneminde uygulanan iş akdinin feshi gibi ağır idari ve hukuki tedbirlerin, Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkı kapsamında nasıl denetleneceğini belirlemesi bakımından yüksek emsal değerine sahiptir. Karar, özellikle "irtibat" ve "iltisak" gibi kavramlara dayalı fesih işlemlerinde, devletin ve kamu gücü kullanan işverenlerin takdir yetkisini kullanırken somut, nesnel ve ikna edici deliller sunma yükümlülüğünü hatırlatmaktadır. Benzer nitelikteki iş hukuku uyuşmazlıklarında, soyut iddiaların temel hak ihlali teşkil edebileceğine dair güçlü bir hukuki dayanak oluşturmaktadır.

Pratik Anlam

İş hukukunda, özellikle kamu gücü niteliği taşıyan kurumlarca yürütülen işten çıkarma süreçlerinde, işverenin fesih gerekçelerini sadece genel siyasi/idari kararlara değil, başvurucunun şahsına özgü somut vakıalara dayandırması gerektiği anlaşılmaktadır. Avukatlar için bu karar, fesih gerekçelerinin denetlenebilirliği noktasında "ispat yükünün" işverende olduğunu ve iddiaların ciddi, güçlü ve objektif bir şüphe uyandıracak düzeyde olması gerektiğini vurgulayan bir savunma aracıdır. Ayrıca, ihlalin giderilmesi için Anayasa Mahkemesi'nin sunduğu "yeniden yargılama" yolunun, derece mahkemeleri için bağlayıcı bir talimat niteliğinde olduğu ve mahkemenin bu konuda takdir yetkisinin bulunmadığı netleşmiştir.

Dikkat Çeken Argümanlar

Anayasa Mahkemesi, devletin terör örgütleriyle mücadele kapsamında tedbir alma hakkını kabul etmekle birlikte, bu hakkın kullanımının Anayasa'nın 15. maddesindeki "ölçülülük" kriterlerine tabi olduğunu vurgulamıştır. Mahkeme, fesih gerekçesi olarak sunulan irtibat/iltisak iddialarının, başvurucunun özel hayatına müdahale teşkil etmemesi için, rutin bankacılık işlemleri dışındaki olağan dışı hareketlerin (örneğin, mutat dışı mevduat artışı veya örgütsel talimatla hesap açılması gibi) somut olarak incelenmesi gerektiğini belirtmiştir. Dolayısıyla, sadece genel bir idari kararın varlığı, kişisel hakların kısıtlanması için yeterli bir hukuki gerekçe olarak kabul edilmemiştir.

Av. Mesut İlme