İlme Hukuk Logo
İLMEHUKUK BÜROSU
İLME HUKUK BÜROSU
Hemen AraRandevu Al
Ahşap kaplı uzun bir koridor; sol duvardaki kafesli pencerelerden gelen ışık zemine desen düşürüyor

Emsal Kararlar Kütüphanesi

Yargıtay, İstinaf ve Anayasa Mahkemesi'nin güncel ve emsal niteliğindeki kararlarını, hukuki incelemelerimizle birlikte bu arşivde bulabilirsiniz.

Yargıtay27.04.2023
2021/8848 2023/2538

Muhalefet Şerhi Koymayan Ortak Genel Kurul Kararının Yokluğunu İleri Sürebilir mi?

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, anonim şirket genel kuruluna katılmadığı hâlde hazır bulunanlar listesinde imzası bulunan pay sahipleri olduğu ileri sürülen bir uyuşmazlıkta, davayı reddeden bölge adliye mahkemesi kararını bozdu. Karar dava açan pay sahipleri lehinedir. Davalı şirket, davacıların toplantıda olumsuz oy vermediğini ve muhalefetlerini tutanağa geçirtmediğini, davanın da genel kuruldan iki yılı aşkın süre sonra açıldığını savunmuş; bölge adliye mahkemesi de üç aylık süre içinde açılmış bir iptal davası bulunmadığı ve sahte imza iddiasını yalnız imzası taklit edilen ortakların ileri sürebileceği gerekçesiyle davaları reddetmişti. Daire uyuşmazlığı genel kurul kararının yokluğu ve butlanının tespiti olarak nitelendirmiştir. Mahkemenin ceza soruşturması dosyasını getirtmesi, toplantıya katılmış gösterilen ancak katılmayan payları hesaptan çıkarması ve esas sözleşme değişikliği için ilk toplantıda aranan sermayenin en az yarısının temsil edilip edilmediğini belirlemesi gerektiği vurgulanmıştır. Nisap sağlanmamışsa kararların yok hükmünde olduğuna, sağlanmışsa karar nisabının araştırılmasına göre hüküm kurulacaktır. Karar, muhalefet şerhi ve üç aylık süre engelinin iptal davasına özgü olduğunu, toplantının hiç oluşmadığı iddiasının esastan incelenmesi gerektiğini gösteren bir örnek olarak öne çıkmaktadır. Davalının binde üçlük pay itirazı bozma gerekçesinde ayrıca ele alınmamıştır; nisap hesabı birkaç payla değişebildiğinden küçük paylı ortağın davası da sonuç doğurabilecek niteliktedir.

Kararı İncele
Yargıtay07.02.2019
2015/2548 2019/92

Kötüniyet tazminatında ispat yükü kimde, şikâyetten sonra çıkarılan işçi neyi kanıtlamalı?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu kararda, iş güvencesi kapsamı dışında kalan işçinin kötüniyet tazminatı talebinde ispat yükünün işçide olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Davacı bahçe bekçisi, sigortasız çalıştırıldığını kuruma şikâyet ettikten birkaç ay sonra işten çıkarıldığını ileri sürmüş; ilk derece mahkemesi kötüniyet tazminatına hükmetmiş ve Daire bozmasına karşı direnmiştir. Genel Kurul direnme kararını değişik gerekçeyle bozmuştur. Karar, hükmedilen tazminatı kaldırdığı için işçi yönünden aleyhe niteliktedir; ancak talep reddedilmemiş, mahkemeye ek araştırma görevi verilmiştir. Genel Kurula göre kötüniyet tazminatı, İş Kanunu m.18 ila m.21'in uygulama alanı dışındaki işçilere tanınır ve bildirim süresinin üç katı tutarındadır; iş güvencesinden yararlanan işçi bu tazminatı isteyemez. Feshin kötü niyetli olduğunu iddia eden işçi bunu ispat eder, çünkü Türk Medeni Kanunu m.3 uyarınca asıl olan iyi niyetin varlığıdır. Şikâyet ile fesih arasındaki zaman yakınlığı tek başına yeterli görülmemiş, uygun nedensellik bağı aranmıştır. Mahkemeden sigorta müfettişi raporunu ekleriyle getirtmesi, raporun ve teftiş yazılarının işverene hangi tarihte tebliğ edildiğini araştırması istenmiştir. Kararda ayrıca kötüniyet tazminatının giydirilmiş ücret üzerinden hesaplanacağı ve bildirim süresine uyulmayan kötü niyetli fesihte ihbar tazminatıyla birlikte istenebileceği belirtilmiştir.

Kararı İncele
Yargıtay18.05.2026
2026/2329 2026/2795

Geçit Hakkı Güzergâhı Nasıl Seçilir, Bedel Hangi Tarihe Göre Hesaplanır?

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, yola çıkışı bulunmayan bir parsel için komşu kooperatif arsası üzerinden kurulan geçit hakkına ilişkin hükmü bozmuştur. Karar, geçit yükünü taşıyan taşınmaz maliki lehine niteliktedir; güzergâh seçimine yönelik itirazlar karşılık bulmamış, ancak malike ödenecek bedelin hesaplanma biçimi hatalı bulunmuştur. Daire, geçit isteğinin önce önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu yolla ihtiyaç karşılanamıyorsa en az zarar görecek olana yöneltileceğini; ihtiyacın davacının öznel isteğine göre değil nesnel ölçütlerle belirleneceğini ve aleyhine geçit kurulan taşınmazın bölünmemesine özen gösterileceğini hatırlatmıştır. Bedel yönünden ise dava 2012 yılında açılmış, bilirkişi raporu geçit alanının değerini keşif tarihinde 77.600 TL, dava tarihinde 4.420,74 TL olarak hesaplamış ve mahkeme düşük tutarı esas almıştı. Daire, aradan geçen uzun süre karşısında hüküm tarihine yakın değerin esas alınması gerektiğini; geçidin parseli ikiye bölmesi nedeniyle oluşacak değer azalmasının da araştırılıp bedele eklenmesi gerektiğini belirtmiştir. Karar, uzun süren geçit davalarında yükümlü malikin mülkiyet kaybının güncel değerle karşılanması gerektiğini gösteren yol gösterici bir bozma kararıdır.

Kararı İncele
Yargıtay14.10.2024
2021/17023 2024/7634

Askerliği reddetmeye çağıran bildiri neden halkı askerlikten soğutma değil aşağılama sayıldı?

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, apartman girişlerine ve posta kutularına bıraktığı bildirilerde gençlerin askere gönderilmemesi gerektiğini de yazan sanık hakkında halkı askerlikten soğutma ve kanunlara uymamaya tahrik suçlarından verilen beraat kararlarını bozdu. Karar sanığın aleyhinedir. İlk derece mahkemesi suç işleme kastı bulunmadığı gerekçesiyle beraate hükmetmiş, bölge adliye mahkemesi de Cumhuriyet savcısının istinaf başvurusunu esastan reddetmişti. Daire ise bildirideki ifadeleri bir bütün olarak değerlendirdi. Askerliğin, Meclisin, mahkemelerin ve belediye nikâhlarının reddedilmesine yönelik sözlerin devlet teşkilatına yönelik ağır eleştiri amacını aşan aşağılama niteliğinde olduğunu ve eylemin TCK m.301/1 kapsamında kaldığını kabul etti. Bu nitelendirme üzerine sanığa ek savunma hakkı tanınması ve TCK m.301/4 uyarınca Adalet Bakanının izninin alınması gerektiğini belirtti. Bozmanın ikinci nedeni sanığın lehine kurulmuştur: üst sınırı iki yıl hapis olan aşağılama suçu bakımından basit yargılama usulünün uygulanma imkânının yerel mahkemece değerlendirilmesi istendi. Ceza Muhakemesi Kanunu ise soruşturması izne bağlı suçları bu usulün dışında tuttuğundan, bu değerlendirmede söz konusu istisna belirleyici olabilir. Karar, halkı askerlikten soğutma iddiasıyla başlayan bir dosyanın metnin bütününe göre farklı bir suç tipine kayabileceğini ve bu değişikliğin izin, savunma ve usul bakımından doğurduğu sonuçları gösteriyor.

Kararı İncele
Yargıtay26.06.2018
2017/795 2018/309

Yüzdeki Yara İzi Ne Zaman Sabit İz Sayılır, Ceza Hangi Fıkradan Kurulur?

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 26 Haziran 2018 tarihli kararında, adli tıp raporlarında hem basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif hem de yüzde sabit ize neden olmuş olarak nitelendirilen bir kasten yaralamada temel cezanın hangi fıkradan belirleneceğini karara bağladı. Kahvehanedeki tartışmanın ardından sopayla yaralanan katılan için Yargıtay 1. Ceza Dairesi temel cezanın TCK m.86/2'den kurulması gerektiğini kabul etmiş, Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi ise m.86/1'de direnmişti. Genel Kurul direnmeyi isabetli buldu: yüzde sabit ize yol açan bir yaralanma basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir sayılmaz; temel ceza m.86/1'e göre belirlenir, ardından m.87/1-c uyarınca bir kat artırılır. Karar yüzde sabit izi de tanımladı: yüz sınırları içinde, iyileşme tamamlandıktan sonra gün ışığında ya da iyi aydınlatılmış bir ortamda bir iki metre mesafeden ilk bakışta belirgin biçimde fark edilen iz. Değerlendirme yaralanmadan en az altı ay sonra yapılır; bu süre dolmadan düzenlenen rapor yüzde sabit izin tespiti için yeterli görülmez. Karar sanıklar aleyhine, katılan lehinedir; temel ceza ağırlaşır ve hafif yaralamaya özgü adli para cezası seçeneği kapanır. Kararın aktardığı ceza alt sınırları, 4 Haziran 2025 tarihli 7550 sayılı Kanunla sonradan yapılan suçlar bakımından yükseltilmiştir.

Kararı İncele
Yargıtay16.02.2026
2024/24507 2026/2078

Aile İçinde Farklı Tarihlerde Yaşanan Şiddet Olayları Eziyet Suçu Sayılır mı?

Yargıtay 8. Ceza Dairesi bu kararında, eşine ve çocuklarına yıllar boyunca hakaret, tehdit ve darp içeren eylemlerde bulunduğu ileri sürülen sanık hakkında eziyet suçundan kurulan beraat hükmünü onamıştır. Karar sanık lehinedir; katılanların eziyet suçundan mahkûmiyet talebi karşılık bulmamıştır. Daire, 5237 sayılı Kanun m.96/1'deki "eziyet çekmesine yol açacak davranışlar" ifadesini madde gerekçesiyle birlikte yorumlamış ve kasten yaralama, hakaret ya da tehdit niteliğindeki fiillerin ancak ani olarak değil, sistematik biçimde ve belirli bir süreç içinde işlendiğinde eziyet suçunu oluşturacağını vurgulamıştır. Sistematiklik, saldırıların genel bir tutumun ya da önceden kararlaştırılmış düzenli bir seyrin parçası olmasını, davranışların süreklilik ve bütünlük taşımasını ifade etmektedir. Somut dosyada tanık beyanları ve adli raporlar farklı tarihlerde gerçekleşmiş münferit olayları ve tekil yaralanmaları gösterdiğinden, eylemler arasında bu bağın kurulamadığı kabul edilmiştir. Aynı sanık hakkında silahla tehdit, kasten yaralama ve hakaret suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri ise sekiz yıllık olağan dava zamanaşımı temyiz incelemesine kadar dolduğundan bozulmuş ve davalar düşürülmüştür. Karar, aile içi şiddet dosyalarında suç vasfının eylemlerin sayısından çok aralarındaki bağa göre belirlendiğini göstermesi bakımından yol göstericidir.

Kararı İncele
Yargıtay01.04.2026
2025/428 2026/199

Haciz Üçüncü Kişi Şirketin Adresinde Yapıldıysa Organik Bağı Kim İspatlar?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, borçlu şirket için başka bir şirketin akaryakıt istasyonunda yapılan hacizde, malların yalnız üçüncü kişinin elinde haczedildiğini ve mülkiyet karinesinin üçüncü kişi şirket lehine işlediğini kabul etti. Karar, istihkak iddiasında bulunan üçüncü kişi lehine, takip alacaklısı aleyhinedir. Alacaklı, iki şirket arasında organik bağ bulunduğunu; eski bir hacizde borçluya ait belgeler ele geçtiğini, pay devirleri yapıldığını, çalışanların ve araçların el değiştirdiğini ileri sürmüştü. Genel Kurul, organik bağın dürüstlük kuralına dayanan istisnai ve son çare niteliğinde bir kurum olduğunu, ispat yükünün alacaklıda bulunduğunu ve aynı iş kolunda çalışmanın, yakın adresin ya da birkaç ortak çalışanın tek başına yeterli sayılmadığını belirtti. Üçüncü kişi şirketin borçtan yıllar önce kurulmuş olması, haczin ödeme emri adresinde yapılmaması, ticari defter ve faturaların malların üçüncü kişiye ait olduğunu göstermesi belirleyici görüldü. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin bozma kararına karşı verilen direnme kararı oy çokluğuyla onandı ve hacizlerin kaldırılmasına ilişkin karar kesinleşti. Kararda ayrıca bozma üzerine verilen icra mahkemesi kararlarında temyiz için parasal sınırın hangi hükme ve hangi tarihe göre belirleneceği de ön sorun olarak çözüldü.

Kararı İncele
Yargıtay16.02.2022
2021/4498 2022/5051

Dava Açarım, Savcılığa Veririm Demek Şantaj Suçu Oluşturur mu?

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, borç ilişkisi bulunan iki kişi arasındaki sosyal medya yazışmasında sanığın, birlikte oldukları döneme ait yatak odası görüntüsünden söz ederek katılana dava açacağını ve görüntüyü savcılığa vereceğini yazması üzerine kurulan şantaj mahkûmiyetini bozmuştur. Katılan, ödenmeyen borç için icra takibi başlatmış; asliye ceza mahkemesi, açıklama tehdidinin borcu ödememek amacıyla yapıldığını kabul ederek eylemi TCK m.107/2 kapsamında şantaj olarak nitelendirmişti. Daire çoğunluğu, mesajların bütünü ve söylendikleri bağlam içinde değerlendirildiğinde ifadelerin Anayasal şikâyet hakkı kapsamında kaldığını ve şantaj suçunun unsurlarının oluşmadığını kabul etmiştir. Karşı oy ise sanığın şikâyet ya da dava yoluyla koruyacağı ihlal edilmiş bir hakkı bulunmadığını, özel hayata ait görüntülerin açıklanacağı tehdidinin borçtan kurtulma amacı taşıdığını ve hakkın kötüye kullanıldığını belirterek suçun oluştuğu görüşündedir. Karar sanık lehine, katılan aleyhinedir. Yerel mahkemenin sonradan direnmesi üzerine Daire görüşünü koruyarak dosyayı Ceza Genel Kuruluna göndermiştir; uyuşmazlığın son sözü Genel Kurulundur. Karar, hak arama özgürlüğü ile şantaj arasındaki sınırın sözün tek başına değil, hangi talebe eşlik ettiği ve korunmak istenen bir hakkın bulunup bulunmadığı üzerinden çizildiğini göstermesi bakımından yol göstericidir.

Kararı İncele
Yargıtay17.04.2026
2025/3892 2026/3043

Çocuğun Cinsel İstismarında Tedavi ve Yasak Kararı Koşullu Salıverilmeyi Bekler mi?

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 17 Nisan 2026 tarihli kanun yararına bozma kararında, çocuğun cinsel istismarı suçundan hükümlü olan kişi hakkında tedavi ve yükümlülük kararı verilebilmesi için koşullu salıverilmenin beklenmesi gerekmediğini kabul etmiştir. Olayda hükümlü, iki ayrı çocuğa yönelik sarkıntılık yoluyla cinsel istismardan toplam altı yıl on sekiz ay hapis cezasına mahkûm edilmiş, müddetnamede koşullu salıverilme tarihi 3 Haziran 2027 olarak gösterilmiş ve infaz hâkimliği cezanın kalanının denetimli serbestlik tedbiriyle infazına karar vermişti. Cumhuriyet başsavcılığının yönetmelik uyarınca tedavi veya yükümlülük belirlenmesi talebi, henüz koşullu salıverilme kararı bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiş, itiraz da sonuçsuz kalmıştı. Daire, 5275 sayılı Kanun'un 108/9. maddesinin süreli hapis cezalarında dörtte üç koşullu salıverilme oranını öngördüğünü ve aynı fıkranın tedbirlerin cezanın infazı sırasında da verileceğini düzenlediğini vurgulayarak ret kararını bozmuştur. Karar hükümlü aleyhine, mağdur ve kamu yararı lehine niteliktedir: infazın erken aşamasında da mağdura yaklaşma, ikamet ve çocuklarla çalışma yasakları ile tedavi yükümlülükleri uygulanabilir. Kararda denetimli serbestlik kararının isabeti incelenmemiş, bozma yalnız tedbir talebinin reddiyle sınırlı tutulmuştur.

Kararı İncele
Yargıtay07.11.2022
2022/6784 2022/8533

İnternetten Alınan Telefonun Kutusu Açılıp Kullanıldıktan Sonra Cayma Hakkıyla İade Edilebilir mi?

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, bir alışveriş sitesinden satın alınan ve teslimden sonra altı gün kullanılan cep telefonunun cayma hakkıyla iadesine ilişkin uyuşmazlıkta, tüketici mahkemesinin kesin kararını Adalet Bakanlığının talebi üzerine kanun yararına bozmuştur. Satıcı, ambalajı açılan, SIM kart takılan ve uygulama yüklenen telefonun sıfır özelliğini yitirdiğini, bu nedenle cayma hakkının kullanılamayacağını ileri sürmüştü. Daire, Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliğinde sayılan açılmış ambalaj istisnasının yalnız kitap, dijital içerik ve bilgisayar sarf malzemelerini kapsadığını, cep telefonunun bu istisnaya girmediğini ve tüketicinin on dört günlük cayma hakkının bulunduğunu kabul etmiştir. Daire aynı kararda, 6502 sayılı Kanun m.48/4 ve Yönetmelik m.13/2 uyarınca tüketicinin yalnız mutat kullanımdan doğan değişikliklerden sorumsuz olduğunu, bu sınırı aşan kullanımda satıcının zararından sorumlu tutulacağını vurgulamış; tüketici mahkemesinin altı günlük kullanımın bu sınırı aşıp aşmadığını bilirkişi raporuyla araştırması gerektiğini belirtmiştir. Karar tüketici bakımından karma niteliktedir: cayma hakkının varlığı yönünden tüketici lehine, kullanımdan doğan değer kaybı yönünden satıcı lehine bir ölçü koymaktadır. Bozma sonuca etkili olmamak üzere verildiğinden taraflar arasındaki hüküm değişmemiştir. Karar, açılmış ürün iade alınmaz kaydının sınırını ve iade sonrası değer kaybı tartışmasının hangi yöntemle yürütüleceğini göstermesiyle yol göstericidir.

Kararı İncele
Arşivdeki bütün kararlar (109)