
Adli Kontrolde İmza ve Yurt Dışı Yasağında Geçen Süre Cezadan Düşer mi?
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, yurt dışına çıkamama ve haftada iki gün kolluğa giderek imza atma şeklindeki adli kontrol tedbirlerinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahale oluşturmadığına, bu tedbirlerin Anayasa'nın 23. maddesindeki seyahat özgürlüğü kapsamında kaldığına karar vermiştir. Başvurucu, beraat kararına rağmen adli kontrolün sürdürülmesinin ölçüsüz olduğunu ve imza yükümlülüğünün gündelik hayatını kısıtladığını ileri sürmüştü. Mahkeme, kişi hürriyeti ile seyahat özgürlüğü arasındaki ayrımın nitelik değil derece ve yoğunluk farkı olduğunu; tedbirin türü, süresi, etkileri ve uygulanma tarzı ile gündelik hayatın ne ölçüde denetim altında tutulduğunun birlikte değerlendirileceğini belirtmiştir. Kısıtlı bir alanda kalma zorunluluğu bulunmayan, gün boyu evden çıkabilen ve sosyal hayatını sürdürebilen başvurucunun hareket serbestisi geniş bulunmuş; Türkiye'nin taraf olmadığı Ek 4 No.lu Protokol'e giren seyahat özgürlüğü şikâyeti bireysel başvuru kapsamı dışında sayılmıştır. Karar başvurucu ALEYHİNEDİR: başvuru konu bakımından yetkisizlik nedeniyle oybirliğiyle kabul edilemez bulunmuştur. Kararın mahsup tartışmasına yansıması dolaylı ama açıktır. Mahkeme mahsubu anayasal bir güvence olarak Anayasa'nın 19. maddesine bağlamaktadır; hürriyetten yoksunluk düzeyine ulaşmayan imza ve yurt dışı yasağı tedbirlerinde geçen sürenin cezadan düşülmesi için bu çizgide anayasal bir dayanak kalmamaktadır. 5271 sayılı Kanun'un 109. maddesinin altıncı fıkrası da adli kontrolde geçen sürenin mahsubunu kural olarak dışlamakta, konutu terk etmeme ile tedavi tedbirini ayrı tutmaktadır.









