Hızlı Cevap
📌 Üç cümlede
Hayata, vücut ya da cinsel dokunulmazlığa yönelik saldırı tehdidinde ceza altı aydan iki yıla kadar hapistir ve şikâyet aranmaz. Malvarlığına ya da başka bir kötülüğe ilişkin “sair tehdit” çok daha hafiftir, ama şikâyete bağlıdır.
Tehdit silahla, birden fazla kişiyle birlikte, kimlik gizlenerek ya da örgüt gücüyle yapılırsa ceza iki yıldan beş yıla çıkar. Ve en çok yanılınan nokta: korkmuş olmanız gerekmez — tehdidin korkutmaya elverişli olması yeterlidir.
Tehdit Nedir?
Ceza Genel Kurulu tehdidi sözlük anlamından yola çıkarak tanımlar: gözdağı verme. Hukukî karşılığı ise şudur:
tehdit, bir kimsenin bir zarara veya kötülüğe uğratılacağının bildirilmesidir. Bu bildirimin sözlü olması mümkün olduğu gibi başka yollarla ve bu bağlamda davranışlar yoluyla da yapılması mümkündür. Bu nedenle tehdit suçu, söz, yazı veya herhangi bir işaretle işlenebilecek bir suç olup önemli olan gerçekleştirileceği belirtilen haksızlığın mağdurun bilgisine ulaştırılmasıdır.
Bu tanımın üç pratik sonucu var. Birincisi, tehdit için ağız açmak şart değildir: bir el hareketi, bir işaret, gönderilen bir fotoğraf da tehdit olabilir. İkincisi, tehdidin mağdura ulaşması gerekir — üçüncü bir kişiye söylenip mağdurun hiç duymadığı söz suç oluşturmaz. Üçüncüsü, tehdit gelecekte yapılacak bir kötülüğün bildirilmesidir; hâlihazırda uygulanan güç tehdit değil cebirdir ve ayrı bir maddede düzenlenir.
Tehdidin yöneldiği değer belirleyicidir
TCK m.106 tehdidi neyle tehdit edildiğine göre ayırır. Saldırının kişinin veya yakınının hayatına, vücut ya da cinsel dokunulmazlığına yönelik olması hâlinde suç ağır banda girer. Malvarlığına büyük bir zarar verileceği ya da sair bir kötülükedileceği söylenmişse ceza çok daha hafiftir. “Yakını” ifadesi önemlidir: “çocuğunu öldürürüm” sözü, mağdurun kendisine yönelmese de aynı bandın içindedir.
Cezası Ne Kadar?
TCK m.106’nın birinci fıkrası ÜÇ cümleden oluşur ve her cümle ayrı bir ceza kurar. İkinci fıkra ise dört nitelikli hâl sayar. Tablo, kanunun kendi ayrımını izler:
| Hâl | Ceza | Şikâyet |
|---|---|---|
| Hayata, vücut veya cinsel dokunulmazlığa yönelik saldırı tehdidi (m.106/1, 1. cümle) | 6 ay – 2 yıl hapis | Aranmaz |
| Aynı suçun kadına karşı işlenmesi (m.106/1, 2. cümle) | Alt sınır 9 aydan az olamaz | Aranmaz |
| Malvarlığına büyük zarar veya sair kötülük tehdidi (m.106/1, son cümle) | altı aya kadar hapis veya adlî para cezası | Şarttır |
| Silahla · kimlik gizlenerek, imzasız mektupla veya özel işaretlerle · birden fazla kişiyle birlikte · örgüt gücünden yararlanılarak (m.106/2) | 2 – 5 yıl hapis | Aranmaz |
Tablodaki en büyük sıçrama üçüncü satırdan dördüncüye geçiştir. Aynı cümle, elde bir bıçak varken söylendiğinde adli para cezasıyla kapanabilecek bir dosya olmaktan çıkıp alt sınırı iki yıl olan bir dosyaya dönüşür.
Sair tehdidin alt sınırı hakkında bir not
Yukarıdaki tabloda sair tehdit için yazılan ceza, aralarında Ceza Genel Kurulu’nun 03.12.2025 tarihli kararının da bulunduğu 89 Yargıtay kararında bu şekilde aktarılmaktadır. Buna karşılık tek bir kararda (Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2025/11114 E., 2026/2954 K. (10.02.2026)) alt sınırın iki ay olduğu belirtilmiştir. Bu sayfada çoğunluğun ve en yüksek mahkemenin aktardığı hâl yayımlanmakta, fark ise gizlenmemektedir. Somut dosyanızda alt sınır önem taşıyorsa güncel kanun metnini teyit ettiriniz.
Tehdit ederken başka bir suç da işlendiyse
m.106/3 bu ihtimali ayrıca düzenler: tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ceza verilir. Yani tehdit, işlenen diğer suçun içinde erimez; iki ayrı ceza doğar.
Korkmadım — Yine de Suç mu?
Bu, tehdit dosyalarında en sık karşılaşılan savunmadır: “zaten kimse ciddiye almadı”, “mağdur korkmamış ki”. Ceza Genel Kurulu bu argümanı kapatmıştır:
Tehdidin, mağdurun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya objektif olarak elverişli olması yeterli olup … Suçun oluşabilmesi için de mağdurun iç huzurunun bozulup bozulmadığının veya mağdurun bundan korkup korkmadığının ayrıca araştırılmasına gerek yoktur. Önemli olan failin tehdidi oluşturan fiili korkutmak amacıyla yapmış olmasıdır.
Ölçüt objektiftir: sözün korkutmaya elverişli olup olmadığına, mağdurun kişiliğine değil olayın kendisine bakılarak karar verilir. Bunun iki yönlü sonucu vardır. Mağdur cesur çıktı diye fail kurtulmaz; ama tersine, mağdur çok korkmuş olsa bile objektif olarak korkutucu olmayan bir söz suç oluşturmaz.
Savunma tarafında asıl tartışılması gereken şey de budur: sözün ciddi ve gerçekleştirilebilir görünüp görünmediği, tartışmanın hangi bağlamda geçtiği, sözün öfke anında sarf edilmiş bir taşkınlık mı yoksa gerçek bir gözdağı mı olduğu.
Silahla ve Bıçakla Tehdit
m.106/2-a, tehdidin silahlaişlenmesini nitelikli hâl sayar ve cezayı iki yıldan beş yıla çıkarır. Buradaki asıl soru, hangi cismin “silah” sayılacağıdır — ve cevap çoğu kişinin sandığından geniştir.
Silah kavramı TCK m.6/1-f’de tanımlanmıştır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2025/1671 E., 2026/2647 K. sayılı ve 24.02.2026 tarihli kararı, maddenin iki ölçütünü birlikte uygular: bir yandan “saldırı ve savunmada kullanılmak üzere yapılmış her türlü kesici, delici veya bereleyici alet”, diğer yandan “saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli” aletler. O dosyada bir ağaç parçasına sabitlenmiş metal tığdan ibaret el yapımı aletler bile bu tanımın içinde değerlendirilmiştir.
Pratik sonuç şudur: bıçak açık biçimde silahtır; ama silah olarak üretilmemişbir cisim de, fiilen saldırıya elverişliyse aynı sonucu doğurabilir. Bu yüzden “o bıçak mutfaktandı” ya da “elimdeki sadece bir demir parçasıydı” savunması tek başına yeterli değildir.
Dosyada tartışılması gereken üç nokta
- Cisim gerçekten kullanıldı ya da gösterildi mi, yoksa yalnız failin üzerinde mi bulunuyordu?
- Cismin niteliği hakkında uzmanlık raporu alınmış mı? Yukarıdaki kararda hüküm bu rapora dayanmıştır.
- Silahın varlığı mağdur tarafından algılandı mı? Tehdit, korkutmaya elverişlilik üzerinden değerlendirildiği için bu önem taşır.
Diğer Nitelikli Hâller
m.106/2 silahın yanında üç hâl daha sayar ve dördü de aynı cezaya — iki yıldan beş yıla kadar hapse — tabidir.
Kimliğini gizleyerek, imzasız mektupla veya özel işaretlerle
Kanunun ifadesiyle “kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle”. Bu bent, failin kim olduğunun anlaşılamamasının mağdur üzerinde yarattığı ek baskıyı cezalandırır.
Buradan internet ve sosyal medyasorusuna geliriz. İnternetten tehdit etmek tek başına cezayı artırmaz; kanunda “bilişim yoluyla tehdit” diye ayrı bir nitelikli hâl yoktur. Ama sahte hesap, takma ad ya da kimliği gizleyen bir yol kullanılmışsa tartışılması gereken bent budur. Buna karşılık kişinin kendi hesabından, adı ve fotoğrafıyla gönderdiği tehditte bu bent gündeme gelmez; suç temel hâliyle cezalandırılır.
Birden fazla kişi tarafından birlikte
Tehdidin birlikte hareket eden birden fazla kişi tarafından işlenmesi de nitelikli hâldir. Burada aranan, faillerin birlikte hareket etmesidir; farklı zamanlarda ayrı ayrı tehdit eden kişiler bu bende girmez.
Suç örgütlerinin korkutucu gücünden yararlanarak
Kanun bunu “var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak”biçiminde yazar. “Var sayılan” ifadesi dikkat çekicidir: örgütün gerçekten var olması gerekmez, failin var olduğu izlenimini yaratıp bundan yararlanması yeterlidir.
⚠ Nitelikli hâllerin hiçbiri şikâyete tabi değildir. Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik kabulüyle, bir suçun temel şeklinin şikâyete tabi olması, aynı suçun nitelikli hâllerinin de şikâyete tabi olduğu anlamına gelmez.
Kadına Karşı Tehdit
7406 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle TCK m.106/1’e, birinci cümleden sonra gelmek üzere şu cümle eklenmiştir: “Bu suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı dokuz aydan az olamaz.” Yani alt sınır altı aydan dokuz aya çıkar.
Ceza Genel Kurulu 2024/231 E., 2024/325 K. sayılı kararında bu eklemenin nereye konulduğunun ayrı bir anlam taşıdığını göstermiştir. Kanun koyucu hükmü, nitelikli hâlleri düzenleyen ikinci fıkraya değil, birinci fıkranın içine yerleştirmiştir:
Ancak bu hali, suçun nitelikli hâllerini düzenleyen normun ikinci fıkrasına değil ve fakat birinci fıkrasının birinci cümlesinden sonra gelmek üzere yerleştirerek suçun temel şekline hasretmiş, böylece basit tehdit/sair tehdidat suçunun kadına karşı işlenmesi hâlinde de takibin mağdurun şikâyetine bağlı kalmasını istemiştir.
Sonuç ince ama önemli: kadına karşı işlenen sair tehditte ceza ağırlaşırken şikâyet şartı ortadan kalkmaz. Bu, aile içi uyuşmazlıklarda doğrudan pratik sonuç doğuran bir tespittir. Aile içi şiddet bağlamındaki koruma tedbirleri ise ayrı bir konudur; aile içi şiddet sayfamızda ele alınmaktadır.
Sağlık Personeline Tehdit
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu ek m.12/2, sağlık personeline görevleri sebebiyle işlenen tehdit, hakaret, kasten yaralama ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarında iki ayrı sonuç öngörür:
a) İlgili maddelere göre tayin edilecek cezalar yarı oranında artırılır. b) Türk Ceza Kanununun 51 inci maddesinde düzenlenen hapis cezasının ertelenmesi hükümleri uygulanmaz.
İkinci bent çoğu zaman birincisinden daha ağır sonuç doğurur: ceza artmakla kalmaz, ertelenemez de. Aynı maddenin devamı, özel sağlık kuruluşlarında çalışan personelin de bu suçlar bakımından kamu görevlisi sayılacağını belirtir.
Ama şikâyet şartı devam ediyor
Ceza Genel Kurulu 2024/231 E., 2024/325 K. sayılı ve 23.10.2024 tarihli kararı tam da bu noktada verilmiştir. Bir hastanede, eşinin muayene ücreti konusunda bilgilendirilen kişi doktora “Adam mı soyuyorsunuz? Seninle dışarıda görüşeceğiz, göstereceğim sana.” demiş; doktor soruşturmada şikâyetçi olmuş, duruşmada şikâyetinden vazgeçmiştir. Özel Daire, artırım nedeniyle bunun nitelikli hâl sayılacağını ve şikâyet aranmayacağını kabul etmişti.
Ceza Genel Kurulu bunu bozmuştur. Gerekçe: 3359 sayılı Kanun’daki artırım, kanun koyucunun m.106/1 son cümlesinde tercih ettiği “mağdurun şikâyeti üzerine”düzenlemesini ortadan kaldırmaz; üstelik bu artırım, m.106/2’deki nitelikli hâller arasına yerleştirilmemiştir. Karar oy çokluğuyla alınmış, yedi üye karşı oy kullanmıştır — yani mesele Yargıtay içinde de tartışmalıdır.
Tehdit, Hakaret ve Cebir
Uygulamada tehdit çoğu zaman tek başına gelmez. Aynı tartışmada söylenen sözler hem hakaret hem tehdit oluşturabilir; bu durumda iki ayrı suçtan iki ayrı ceza verilir. Yukarıda anılan 4. Ceza Dairesi’nin 10.02.2026 tarihli kararı böyle bir dosyaya ilişkindir: sanık aynı olayda hem TCK m.125’ten hem m.106’dan cezalandırılmıştır.
İki suçun kuralları benzer görünse de aynı değildir. Hakaretin gıyapta işlenmesi için en az üç kişiyle ihtilat şartı aranırken tehditte böyle bir şart yoktur; buna karşılık tehditte bildirimin mağdura ulaşması gerekir. Ayrıntı için hakaret suçu ve cezası sayfasına bakınız.
Tehdit ile cebir aynı şey değildir
Ceza Genel Kurulu, TCK m.108’in gerekçesini aktararak cebri şöyle tanımlar: “kişiye karşı fiziki güç kullanmak suretiyle, onun veya bir üçüncü kişinin iradesi ve davranışları üzerinde zecrî bir etki meydana getirilmesidir.”
Fark zaman kipindedir. Tehdit gelecekte yapılacak bir kötülüğün bildirilmesi, cebir ise o andauygulanan fizikî güçtür. Bir kişinin kolunu bükerek bir şey imzalatmak cebirdir; “imzalamazsan kolunu kırarım” demek tehdittir. Bu ayrım, hangi maddeden ceza verileceğini ve dolayısıyla cezanın miktarını doğrudan belirler.
Aynı sözle birden fazla kişiyi tehdit etmek
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2023/13893 E., 2023/10695 K. sayılı kararına konu olayda, komşusuyla tartışan sanık evlerinin önünde bulunan katılana bir cümle söylemiş, sözü yanındaki ikinci katılan da duymuştur. Mahkeme, sanığın her iki katılanı da gördüğünü ve eylemiyle ikisini de hedef aldığını kabul ederek olayı TCK m.43/2 anlamında zincirleme suç saymıştır. Sonuç: fail her mağdur için ayrı ayrı değil, artırımlı tek ceza alır.
Şikâyet, Süre ve Uzlaştırma
Tehditte şikâyet kuralı ikiye ayrılır ve bu ayrım dosyanın kaderini belirler. Hayata, vücut veya cinsel dokunulmazlığa yönelik saldırı tehdidi ile ikinci fıkradaki nitelikli hâller re’sen soruşturulur; mağdur şikâyetçi olmasa da savcılık harekete geçer. Buna karşılık sair tehdit, maddenin son cümlesinde açıkça “mağdurun şikayeti üzerine” denilerek şikâyete bağlanmıştır.
Süre: altı ay, ama neyin altı ayı?
Şikâyete tabi hâlde süre altı aydır ve TCK m.73/2 bu sürenin ne zaman başladığını açıkça yazar:
Zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla bu süre, şikayet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar.
Yani sayaç, tehdidin yapıldığı günden değil öğrendiğiniz günden işler. Sahte bir hesaptan gelen tehditte failin kimliği aylar sonra tespit edilirse altı ay o gün başlar. Üst sınır ise dava zamanaşımıdır.
Vazgeçme: hüküm kesinleşene kadar
m.73/4 uyarınca şikâyetten vazgeçme davayı düşürür ve bu, mahkeme karar verdikten sonra bile mümkündür — yeter ki hüküm henüz kesinleşmemiş olsun. Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 10.02.2026 tarihli kararında karar sanığa 17.01.2025’te tebliğ edilmiş, katılan 31.01.2025’te vazgeçmiş ve Daire davanın düşmesine hükmetmiştir. ⚠ Vazgeçmenin sonuç doğurması için sanığın bunu kabul etmesi gerekir (m.73/6).
Uzlaştırma
TCK m.106/1’in birinci cümlesindeki tehdit suçu, 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle değişik CMK m.253/1 uyarınca uzlaştırma kapsamına alınmıştır. Bu tespit, Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2023/13893 E., 2023/10695 K. sayılı kararında birebir yer alır. Uzlaşma sağlanırsa kamu davası düşer ve ceza doğmaz.
Bir uyarı: uzlaştırma teklifi, yargılanan suç için yapılmış olmalıdır. Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2021/42089 E., 2024/3144 K. sayılı kararında, soruşturmada tehdit suçundan yapılan uzlaştırma teklifinin, dava hakaretten açıldığı için geçersiz olduğuna hükmedilmiş ve usulünce uzlaştırma yapılmaması bozma nedeni sayılmıştır.
Zamanaşımı
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/285 E., 2025/547 K. sayılı ve 03.12.2025 tarihli kararı, m.106/1’in birinci cümlesindeki tehdit için süreleri açıkça belirler:
anılan Kanun’un 66/1-e maddesi gereğince bu suça ilişkin asli dava zamanaşımı sekiz yıl, aynı Kanun’un 67/4. maddesi göz önüne alındığında kesintili dava zamanaşımı süresi ise on iki yıldır.
Zamanaşımını kesen bir işlem (örneğin iddianamenin düzenlenmesi) varsa süre kesildiği günden itibaren yeniden işlemeye başlar, ancak toplamda on iki yılı aşamaz. O kararda 2011 tarihli eylem bakımından süre 2023’te dolmuş ve Ceza Genel Kurulu, yargılamanın hangi aşamada olduğuna bakmaksızın davanın düşmesine karar vermiştir. Zamanaşımı, mahkeme ve Yargıtay tarafından re’sen gözetilir; taraflarca ileri sürülmesi gerekmez.
Ne Yapmalı?
Aşağıdakiler genel bilgilendirmedir; somut dosyada hangisinin işe yarayacağı ancak evrak ve bağlam incelenerek söylenebilir. Tehdit dosyalarında sonucu belirleyen şey çoğu zaman sözün kendisi değil, hangi banda düştüğü ve nasıl belgelendiğidir.
Tehdide uğradıysanız
- Sözü kelimesi kelimesine kaydedin. Hangi banda gireceğini belirleyen şey tam olarak ne söylendiğidir: hayata yönelik bir saldırı mı ima edildi, yoksa “pişman olursun” gibi belirsiz bir kötülük mü? Aradaki fark, iki yıllık ceza ile adli para cezası arasındaki farktır.
- Silah veya benzeri bir cisim varsa hemen belirtin. m.106/2-a cezayı iki yıldan beş yıla çıkarır. Cismin gösterilip gösterilmediği, ne olduğu ve nerede olduğu tutanağa geçmelidir.
- Dijital delili kaybetmeden koruyun. Mesaj, ekran görüntüsü, çağrı kaydı, paylaşım bağlantısı. Gönderen hesabın adı ve varsa gerçek kimliğe dair ipuçları, kimliğin gizlenip gizlenmediği tartışması için önem taşır.
- Sözü duyan varsa adını not edin. Tehditte hakaretteki gibi üç kişi şartı yoktur; ama tanık, sözün gerçekten söylendiğini ve nasıl söylendiğini ispatın en güçlü yoludur.
- Altı aylık süreyi bekletmeyin. Sair tehdit şikâyete tabidir ve süre, fiili ve faili öğrendiğiniz günden işler. Hangi banda girdiğinden emin değilseniz süreyi bekleterek risk almayın.
- Uzlaştırma teklifi gelirse bilerek karar verin. Uzlaşma dosyayı kapatır ve ceza doğmaz; kabul etmemek de hakkınızdır. Kararı vermeden önce dosyanın gücünü değerlendirin.
Hakkınızda şikâyet varsa
- Önce hangi cümleden yargılandığınızı tespit edin. İddianamede “106/1-1. cümle” mi yazıyor, “106/1-son cümle” mi? Bu tek satır, dosyanın şikâyete tabi olup olmadığını ve cezanın büyüklüğünü belirler.
- Sözün objektif olarak korkutucu olup olmadığını tartışın. Ölçüt mağdurun korkup korkmaması değil, sözün korkutmaya elverişli olmasıdır. Öfke anındaki bir taşkınlık ile ciddi bir gözdağı arasındaki fark burada kurulur.
- Silah nitelemesine itiraz edilebiliyorsa edin. Cismin gösterilip gösterilmediği, saldırıya elverişli olup olmadığı ve uzmanlık raporunun içeriği tartışmaya açıktır. Nitelik değişirse ceza bandı da değişir.
- Uzlaştırmayı atlamayın. Tehdidin temel şekli 2016’dan beri uzlaştırma kapsamındadır. Dosyanızda usulünce teklif yapılmamışsa bunu dile getirin; Yargıtay bu eksikliği bozma nedeni saymaktadır.
- Şikâyete tabi hâlde vazgeçmenin sınırını bilin. Vazgeçme hüküm kesinleşene kadar sonuç doğurur; karar çıktı diye kapı kapanmaz.
- Zamanaşımını hesaplatın. Eski tarihli bir eylem söz konusuysa asli sekiz, kesintili on iki yıllık süreler dolmuş olabilir; bu re’sen gözetilir ve dava düşer.
