İLME HUKUK BÜROSUHukuka Güven, Geleceğe Adım
İLME HUKUK BÜROSU
Hemen AraRandevu Al
Miras Hukuku#Muris Muvazaası#Mirastan Mal Kaçırma#Tapu İptali ve Tescil

Muris Muvazaası (Mirastan Mal Kaçırma): Dava Şartları ve İspat Rehberi

Mirasbırakanın tapudaki satışının aslında gizli bağış olduğunu iddia eden mirasçı, bu iddiayı nasıl ispat eder? Muris muvazaasında ispat yükü, Yargıtay'ın aradığı ölçütler, görev-yetki-harç ve tenkis davasıyla ilişkisi.

10 Ağustos 2026
16 dk okuma
muris muvazaası

Miras paylaşımına oturan mirasçıların sık karşılaştığı tablo şudur: tereke defterinde görünen taşınmaz, mirasbırakanın sağlığında çocuklarından birine ya da bir yakınına tapuda satış gösterilerek devredilmiştir. Ortada bir satış sözleşmesi vardır, tapu kaydı düzgündür; ancak diğer mirasçılar bedelin hiç ödenmediğini, işlemin gerçekte bir bağış olduğunu ve kendilerini miras hakkından yoksun bırakmak için yapıldığını düşünmektedir. Hukukumuz bu duruma muris muvazaası adını verir; halk arasındaki karşılığı ise mirastan mal kaçırmadır.

Bu rehber, muris muvazaasının tanımından çok dava tekniğine odaklanır: iddianın hangi unsurlarla kurulduğu, ispat yükünün kimin üzerinde olduğu, mahkemenin hangi somut olgulara baktığı, davanın kime karşı ve nerede açılacağı, hangi hâllerde iddianın pratikte sonuç doğurmayacağı. Miras davalarının genel çerçevesi ve zümre sistemi için miras paylaşımı ve miras davaları sayfasındaki genel anlatım, saklı payın hesabı için ise tenkis davası rehberi bu yazıyı tamamlar.

Muris Muvazaası Nedir? Nispi Muvazaanın Miras Hukukundaki Görünümü

Muvazaa, tarafların gerçek iradeleriyle dışa yansıttıkları beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluktur. Muris muvazaası ise Yargıtay uygulamasında ve öğretide nispi (mevsuf, vasıflı) muvazaa türü olarak nitelendirilir. Buradaki incelik önemlidir: mirasbırakan gerçekten bir sözleşme yapmak ve taşınmazını devretmek istemektedir. İşlemi tümüyle görüntüden ibaret kılmak gibi bir amacı yoktur; devir gerçekten olsun ister, fakat devrin hukuki sebebini gizler.

Yapı üç katmanlıdır. Birinci katmanda görünürdeki işlem vardır: tapuda düzenlenen satış ya da ölünceye kadar bakma sözleşmesi. Bu işlem, tarafların gerçek iradesini yansıtmadığı için muvazaa nedeniyle geçersizdir. İkinci katmanda gizli işlem vardır: taraflarca gerçekte istenen bağış. Bu işlem taraf iradelerine uygundur, ancak taşınmaz bağışının tabi olduğu resmî şekil şartına uyulmadığı için o da geçersiz kalır. Üçüncü katman ise bu iki geçersizliği hukuken anlamlı kılan amaç unsurudur: mirasçıdan mal kaçırma kastı.

Gizli bağışın neden şekil yönünden geçersiz sayıldığı, dayanağı açıkça gösterilmesi gereken bir noktadır. Taşınmaz mülkiyetinin devri Türk Medeni Kanunu'nun 706. maddesi, taşınmaz satışı ve bağışlama sözü verme Türk Borçlar Kanunu'nun 237. maddesi (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 213. maddesinin karşılığı) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddesi uyarınca resmî şekle bağlıdır. Bu şekil bir ispat değil, geçerlilik şartıdır. Tapuda "satış" olarak kurulan bir işlemin altında yatan bağış, resmî biçimde bağış olarak kurulmadığından hukuken ayakta kalamaz.

1.4.1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı

Muris muvazaası davalarının hukuki dayanağı, Yargıtay'ın 01.04.1974 tarihli, 1974/1 Esas ve 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıdır. Karar özetle şunu söyler: tapulu taşınmazını gerçekte bağışlamak isteyen mirasbırakan, tapu memuru önündeki resmî sözleşmede iradesini satış doğrultusunda açıklamışsa, görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığı için muvazaa nedeniyle, gizli bağış sözleşmesi ise şekil koşullarından yoksun olduğu için geçersizdir. Bu durumda saklı pay sahibi olsun veya olmasın, miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmî sözleşmenin muvazaa nedeniyle geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Kararın kapsamına ilişkin iki sınır baştan belirtilmelidir. Birincisi, İçtihadı Birleştirme Kararının doğrudan konusu tapulu taşınmazlardır. Banka hesapları, taşınır mallar veya şirket payları bakımından uyuşmazlıklar, muris muvazaası kalıbının kendisiyle değil, muvazaaya ilişkin genel hükümler ve somut işlemin niteliği çerçevesinde değerlendirilir. İkincisi, karar bedeli gerçekten ödenmiş devirleri kapsamaz; ortada gerçek bir satış varsa muris muvazaası tartışması baştan konusuz kalır.

Davanın Unsurları: Mahkeme Neyi Arıyor?

Muris muvazaası iddiasının kabul edilebilmesi için birbirini tamamlayan unsurların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Bu unsurlar dilekçede ayrı ayrı somutlaştırılmadığında, dosya çoğunlukla "iddia soyut kalmıştır" gerekçesiyle reddedilir.

  • Geçerli bir mirasçılık sıfatı. Davacının, mirasbırakanın ölümüyle miras hakkı doğmuş bir mirasçı olması gerekir. Mirası reddeden, mirastan feragat eden veya mirasçılıktan çıkarılması kesinleşmiş kişinin korunacak bir miras hakkı kalmaz.
  • Sağlararası bir temlik. İddiaya konu işlem, mirasbırakanın sağlığında yaptığı bir devir olmalıdır. Vasiyetname gibi ölüme bağlı tasarruflar muvazaa değil, iptal veya tenkis hükümlerine tabidir.
  • Görünürdeki işlemin gerçek iradeyi yansıtmaması. Tapuda satış veya ölünceye kadar bakma gösterilen işlemin arkasında bağış iradesi bulunmalıdır.
  • Mal kaçırma amacı. Mirasbırakanın gerçek iradesinin mirasçıdan mal kaçırmak olması, davanın belirleyici unsurudur. Yargıtay, İçtihadı Birleştirme Kararının ancak bu amacın varlığı hâlinde uygulanabileceğini açıkça vurgulamaktadır.

Dördüncü unsur, uygulamada davaların kaderini belirleyen noktadır. Mirasbırakanın malvarlığı üzerinde tasarruf etme özgürlüğü kural olarak vardır; sağlığında dilediği kişiye dilediği malını devredebilir. Hukuka aykırılık, devrin kendisinden değil, mirasçıyı miras hakkından yoksun bırakma saikinin gizlenmiş olmasından doğar. Bu nedenle mahkeme, işlemin varlığını değil, işlemin arkasındaki iradeyi araştırır.

İspat Yükü Kimdedir? Uygulamadaki En Kritik Ayrım

Muris muvazaası davalarında en sık yapılan usul hatası, ispat yükünün yanlış konumlandırılmasıdır. Kural nettir: temlikin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı olduğunu ispat külfeti davacıdadır. Bu sonuç, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190. maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinden doğar; herkes iddiasını ispatla yükümlüdür.

Buradaki incelik şudur: davalının savunmasını ispat edememesi, davacının iddiasını ispat ettiği anlamına gelmez. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 14.05.2026 tarihli, 2025/5797 Esas ve 2026/4124 Karar sayılı kararı bu ayrımı somut biçimde ortaya koymaktadır. Kararda, yerel mahkemenin davalının bedeli ödediğine ilişkin savunmasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar vermesi, "ispat yükünü ters çevirmek suretiyle sonuca gidilmesi" olarak nitelendirilmiş ve bozma sebebi sayılmıştır. Aynı kararda mahkemenin dikkate alması gereken karşı olgular da sıralanmıştır: mirasbırakanın taşınmazın tamamını devredebilecekken yalnızca yarı payını devredip kalan payı üzerinde bırakmış olması ve devralanın kendisinin de muhtemel mirasçı konumunda bulunması, mal kaçırma amacına karşı değerlendirilmiştir.

Pratik sonuç şudur: dava dilekçesi "bedel ödenmemiştir" cümlesinin üzerine kurulamaz. Bedelin ödenmediği iddiası tek başına bir sonuç doğurmaz; başka delillerle desteklenmedikçe bedelsizlik, muvazaanın kabulü için yeterli görülmez. Davacının, mirasbırakanın gerçek amacını ortaya koyan olgu örgüsünü baştan kurması gerekir.

Yargıtay'ın İspat Ölçütleri ve Delil Toplama

Gizlenen iradenin tespiti, niteliği gereği doğrudan delille yapılamayan bir iştir. Bu nedenle Yargıtay, mirasbırakanın asıl amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılabilmesi için bir olgu değerlendirme çerçevesi geliştirmiştir. Yerleşik içtihatta tekrarlanan ölçütler şunlardır:

  • Ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri ile toplumsal eğilimler
  • Olayların olağan akışı
  • Mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı
  • Davalı tarafın alım gücünün olup olmadığı
  • Satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark
  • Taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşerî ilişki

Bu ölçütlerin her biri, dosyaya somut delil olarak yansıtılabildiği ölçüde değer taşır. "Davalının alım gücü yoktu" cümlesi bir iddiadır; devir tarihi itibarıyla davalının gelir durumunu, sigorta kayıtlarını, banka hareketlerini ve varsa vergi kayıtlarını gösteren belgeler ise delildir. Benzer şekilde "bedel çok düşüktü" savı, devir tarihindeki rayiç değerin keşif ve bilirkişi incelemesiyle belirlenmesiyle anlam kazanır.

Uygulamada başvurulan delil türleri

Muvazaa iddiası, üçüncü kişi konumundaki mirasçı bakımından ileri sürüldüğünden her türlü delille ispatlanabilir; senetle ispat kuralının sınırlamaları burada davacı mirasçıyı bağlamaz. Uygulamada toplanan başlıca deliller şunlardır: tapu kayıtları ve akit tabloları, devir tarihine ait resmî senet örnekleri, mirasbırakanın ve devralanın banka hesap hareketleri, devralanın gelir ve malvarlığı kayıtları, mirasbırakanın sağlık durumuna ilişkin hastane kayıtları, nüfus kayıtları ve aile ilişkilerini ortaya koyan belgeler, taşınmaz üzerindeki yapılara ilişkin abonelik ve ruhsat kayıtları, tanık beyanları ve keşif ile bilirkişi raporu.

Tanık deliline uygulamada sıkça başvurulur; ancak tanık beyanının tek başına belirleyici olması beklenmemelidir. Yukarıda anılan Yargıtay kararında, tanıkların bedelin ödendiğine ilişkin beyanının bulunmaması ilk derece mahkemesince kabul gerekçesi yapılmış, temyiz incelemesinde bu yaklaşım yeterli görülmemiştir. Tanık anlatımı, belge delilleriyle örtüştüğü ölçüde ağırlık kazanır.

Kimler Dava Açabilir, Dava Kime Karşı Açılır?

Davacı sıfatı geniştir. İçtihadı Birleştirme Kararının açık ifadesiyle saklı pay sahibi olmak şart değildir; miras hakkı zedelenen her mirasçı bu davayı açabilir. Bu yönüyle muris muvazaası, yalnızca saklı pay sahiplerine tanınan tenkis davasından ayrılır. Mirasçılar davayı birlikte açabilecekleri gibi, her mirasçı tek başına da açabilir. Bu noktada önemli bir teknik ayrıntı vardır: dava sonucunda taşınmazın tamamının davacı adına tesciline değil, davacının miras payı oranında tesciline karar verilir. Miras paylarının nasıl hesaplandığı konusunda miras payı hesaplama aracı ön fikir verir; kesin sonuç için mirasçılık belgesindeki paylar esas alınır.

Davalı sıfatı ise kendisine muvazaalı temlik yapılan kişidir. Mirasbırakan öldüğü için ona karşı dava açılmaz. Devralan kişi de ölmüşse dava onun mirasçılarına yöneltilir. Dava açmadan önce mirasçılık sıfatının belgelenmesi gerekir; bu belgenin nasıl alınacağı veraset ilamı nasıl alınır yazısında ayrıntılı olarak ele alınmıştır.

Taşınmaz üçüncü kişiye devredilmişse: iddianın pratik sınırı

Muvazaa iddiasının süreye bağlı olmaması, iddianın her koşulda sonuç doğuracağı anlamına gelmez. En önemli pratik sınır, taşınmazın üçüncü bir kişiye devredilmiş olması hâlinde ortaya çıkar. Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesi uyarınca tapu kütüğündeki kayda iyiniyetle güvenerek mülkiyet edinen üçüncü kişinin kazanımı korunur. Bu durumda tapu iptali istemi, iyiniyetli üçüncü kişi karşısında sonuç vermez.

Buradaki denge, aynı Kanun'un 1024. maddesiyle kurulur: kaydın yolsuz olduğunu bilen veya bilmesi gereken kişi iyiniyet iddiasında bulunamaz. Yargıtay, üçüncü kişinin iyiniyetini şeklî değil gerçek bir araştırmayla değerlendirir; devrin akrabalar arasında olması, kısa aralıkla ve düşük bedelle yapılması, devralanın dosyadaki uyuşmazlıktan haberdar olduğunu gösteren olgular bu değerlendirmede dikkate alınır. İyiniyetin korunduğu hâllerde mirasçının aynî talebi düşer; bu ihtimalde uyuşmazlık, muvazaalı işlemin tarafına yönelen kişisel talepler zeminine kayar. Bu nedenle muvazaalı devrin öğrenilmesinden sonra gecikmeden hareket etmek ve gerektiğinde tapu kaydına tedbir şerhi konulmasını istemek, hakkın fiilen korunması bakımından belirleyicidir.

Görevli Mahkeme, Yetki, Harç ve Süre

Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davasında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. Bu, miras hukukundaki tüm işlerin sulh hukuk mahkemesinde görüldüğü yönündeki yaygın yanlış bilgiyle çelişir: mirasçılık belgesi, mirasın reddi beyanı ve ortaklığın giderilmesi sulh hukuk mahkemesinin işiyken, tapu iptali ve tescil ile tenkis davaları asliye hukuk mahkemesine aittir.

Yetki bakımından Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 12. maddesi uygulanır: taşınmazın aynına ilişkin davalarda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir. Kesin yetki kuralı olduğundan taraflar aksini kararlaştıramaz, mahkeme yetkisizliği kendiliğinden gözetir. Birden fazla taşınmaz farklı yerlerdeyse her biri için kendi yer mahkemesinde dava açılması gündeme gelir.

Harç yönünden dava nispi harca tabidir; harç, dava konusu taşınmazın değeri üzerinden hesaplanır. Uygulamada değer çoğu kez keşif ve bilirkişi incelemesiyle belirlendiğinden, yargılama sırasında harç ikmali istenmesi olağandır. Nispi harç ve keşif-bilirkişi giderleri birlikte değerlendirildiğinde bu davalar masraf yönünden ağır davalar arasındadır; dava açmadan önce taşınmazın güncel değerinin ve buna bağlı gider yükünün öngörülmesi yerinde olur. Avukatlık ücreti bakımından Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi alt sınırı esas alınır ve dava değeri üzerinden nispi ücret gündeme gelebilir.

Süre: kural ve sınırları

Muris muvazaası iddiası kural olarak zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir; dava mirasbırakanın ölümünden sonra her zaman açılabilir. Bunun nedeni iddianın niteliğidir: ileri sürülen şey bir geçersizlik hâlidir ve geçersizlik zamanla geçerliliğe dönüşmez.

Bu genel kuralın iki sınırı akılda tutulmalıdır. Birincisi yukarıda açıklanan üçüncü kişi korumasıdır; süre işlemese de taşınmaz iyiniyetli üçüncü kişiye geçmişse aynî talep fiilen sonuçsuz kalır. İkincisi kadastro hukukundan doğar: 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak dava açılamaz. Bu hak düşürücü süre, iddianın kadastro öncesi bir sebebe dayandığı özel durumlarda gündeme gelir; tapuda kadastrodan sonra yapılmış bir temlikin muvazaalı olduğu iddiasında ise söz konusu olmaz. Dosyanın hangi zemine oturduğu, kadastro tutanaklarının kesinleşme tarihi görülmeden belirlenemez.

Muris Muvazaası mı, Tenkis mi? Terditli Dava Tekniği

Muris muvazaası ile tenkis, aynı olaydan doğabilen ancak hukuki temelleri, tarafları ve sonuçları farklı iki yoldur. Karıştırılmaları, hak kaybına yol açan en yaygın hatalardan biridir.

ÖlçütMuris MuvazaasıTenkis Davası
Hukuki temelMuvazaa nedeniyle geçersizlik; 1.4.1974 tarihli İBKSaklı payın korunması; TMK m.560 vd.
DavacıMiras hakkı zedelenen her mirasçı (saklı pay şartı yok)Yalnızca saklı pay sahibi mirasçılar
İddianın özüİşlem gerçekte bağıştır, görünürdeki satış geçersizdirİşlem geçerlidir, ancak saklı payı zedelemektedir
SonuçTapunun iptali ve miras payı oranında tescilTasarrufun saklı payı aşan kısmının indirilmesi
SüreKural olarak süreye tabi değilÖğrenmeden itibaren 1 yıl; her hâlde 10 yıl (TMK m.571)

Tenkis davasındaki süreler hak düşürücü niteliktedir ve mahkemece kendiliğinden gözetilir. Türk Medeni Kanunu'nun 571. maddesine göre tenkis davası açma hakkı, mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçmekle düşer. Buradaki kritik istisna gözden kaçırılmamalıdır: tenkis iddiası def'i yoluyla her zaman ileri sürülebilir. Yani süre, tenkisi dava olarak ileri sürme hakkını düşürür; kendisine karşı talep yöneltilen mirasçının savunma olarak tenkis def'inde bulunması süreye bağlı değildir.

Bu iki yolun ilişkisi, uygulamada terditli dava yapısıyla kurulur. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 111. maddesi, aralarında hukuki veya ekonomik bağ bulunan talepler için asıl ve yardımcı talep ilişkisi kurulmasına imkân tanır. Mahkeme önce asıl talebi inceler; asıl talebi esastan reddederse yardımcı talebi karara bağlar. Miras dosyalarında yerleşik uygulama, davanın "muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil, bu talep kabul edilmezse tenkis" biçiminde açılmasıdır. Bu kurgu, muvazaa iddiası ispatlanamadığında saklı pay sahibi davacının tenkis yolunu tümden yitirmesini önler. Tenkis talebinin ayrıca hak düşürücü süre içinde ileri sürülmüş olması gerektiği ise gözden kaçırılmamalıdır.

Sık Görülen Temlik Biçimleri ve Değerlendirme Ölçütleri

Muvazaa iddiası her devir biçiminde aynı şekilde değerlendirilmez. Uygulamada en çok karşılaşılan kalıplar ve bunlara ilişkin ölçütler şöyledir.

Tapuda satış gösterilen devir

Klasik hâldir. Değerlendirmede ağırlık, bedelin gerçekten ödenip ödenmediği ile devralanın ödeme gücüne verilir. Bedelin hiç ödenmediği veya rayicin belirgin biçimde altında gösterildiği, devralanın devir tarihinde böyle bir bedeli karşılayacak gelir ve malvarlığına sahip olmadığı ortaya konabiliyorsa iddia güçlenir. Buna karşılık bedelin gerçekten ödendiği ispatlanırsa muvazaa tartışması sona erer. Yalnızca bedelin piyasa değerinin altında olması ise bedelde muvazaa olarak ayrı bir kategoridir ve tek başına mirastan mal kaçırma sonucunu doğurmaz.

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi

Türk Borçlar Kanunu'nun 611. maddesi ve devamında düzenlenen bu sözleşme, bakım alacaklısının malvarlığını devretmesi karşılığında bakım borçlusunun onu ölünceye kadar bakıp gözetmeyi üstlenmesini konu alır. Sözleşme talih ve tesadüfe bağlı niteliktedir; bakım borçlusu uzun süre bakım yükü altında kalabileceği gibi kısa sürede de mal edinebilir.

Bu noktada sık rastlanan bir yanlış genellemeyi düzeltmek gerekir: mirasbırakanın sözleşme tarihinde özel bir bakıma ihtiyacı bulunmaması, sözleşmeyi kendiliğinden muvazaalı hâle getirmez. Kanun, bakım alacaklısının gerçek kişi olması dışında özel bir şart aramamaktadır; sözleşmenin geçerliliği için bakım ihtiyacının varlığını şart koşmak, kanunda bulunmayan bir unsur eklemek anlamına gelir. Bakım ihtiyacının bulunmaması, ancak diğer olgularla birlikte değerlendirilen bir gösterge olarak anlam taşır. Değerlendirmede mirasbırakanın sözleşme tarihindeki yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elindeki malvarlığının miktarı ile devredilen malın toplam terekeye oranının makul sınırlar içinde kalıp kalmadığı birlikte gözetilir.

Ölüme bağlı tasarruflarla karıştırılmaması gereken hâller

Muris muvazaası yalnızca sağlararası kazandırmalar için gündeme gelir. Mirasbırakanın vasiyetnameyle yaptığı kazandırmalar muvazaa değil, ölüme bağlı tasarrufların iptali veya tenkisi hükümlerine tabidir; şekil ve ehliyet sorunları bakımından ayrı bir çerçeve söz konusudur. Bu ayrımın ayrıntısı için vasiyetname rehberine bakılabilir. Terekenin borca batık olduğu değerlendiriliyorsa mirasçının önündeki seçenekler farklıdır; bu ihtimalde mirasın reddi süreci ve süreleri öncelikle gözden geçirilmelidir.

Dava Öncesi Hazırlık: Pratik Kontrol Listesi

Muris muvazaası dosyalarında sonucu belirleyen çalışma, dava açıldıktan sonra değil öncesinde yapılır. Aşağıdaki adımlar, iddianın somutlaştırılmasına yardımcı olur.

  1. Mirasçılık sıfatını belgeleyin. Mirasçılık belgesi olmadan taraf sıfatı ortaya konamaz.
  2. Taşınmazın tapu kaydını ve akit tablosunu çıkarın. Devir tarihi, gösterilen bedel ve işlem türü buradan görülür; sonraki devirler varsa zincir bu kayıttan izlenir.
  3. Devir zincirini kontrol edin. Taşınmaz üçüncü kişiye geçmişse strateji baştan farklı kurulmalıdır.
  4. Devralanın devir tarihindeki ödeme gücünü araştırın. Gelir kayıtları, sigorta ve banka hareketleri bu başlıkta toplanır.
  5. Devir tarihindeki rayiç değere ilişkin veri toplayın. Gösterilen bedelle gerçek değer arasındaki fark, temel ölçütlerden biridir.
  6. Mirasbırakanın devir tarihindeki durumunu ortaya koyan belgeleri toplayın. Sağlık kayıtları ve aile ilişkilerine dair belgeler, "haklı ve makul neden" değerlendirmesini besler.
  7. Saklı pay sahibi iseniz tenkis sürelerini kontrol edin. Terditli talep için TMK m.571 süreleri hesaplanmalıdır.
  8. Gider yükünü öngörün. Nispi harç ve keşif-bilirkişi giderleri dava değerine bağlı olarak yükselir.

Yargılama Süreci: Keşif, Bilirkişi ve Kanun Yolları

Muris muvazaası dosyaları, delil toplama yükü ağır olduğu için genellikle tek celsede sonuçlanmaz. Dilekçeler teatisinden sonra mahkeme, tapu müdürlüğünden akit tablolarını ve devir zincirini, nüfus müdürlüğünden mirasçılık ilişkilerini gösteren kayıtları, ilgili kurumlardan devralanın gelir ve malvarlığı bilgilerini celbeder. Taşınmaz üzerinde yapı bulunması hâlinde yapım tarihlerinin belirlenmesi için abonelik ve ruhsat kayıtlarına başvurulduğu görülür.

Bunu çoğunlukla keşif ve bilirkişi incelemesi izler. Keşifte, devir tarihindeki rayiç değer ile tapuda gösterilen bedel arasındaki fark belirlenir; bu tespit hem esasa ilişkin değerlendirmeyi hem de harç ikmalini etkiler. Tanık dinlenmesi de bu aşamada yapılır. Sürecin uzunluğu dosyadaki taşınmaz sayısına, celbedilecek kayıtların çokluğuna ve keşif takvimine bağlı olarak belirgin biçimde değişir; bu nedenle önceden kesin bir süre öngörmek doğru olmaz.

İstinaf, temyiz ve karar düzeltme

İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf, bölge adliye mahkemesi kararına karşı ise kanunda öngörülen şartların varlığı hâlinde temyiz yoluna başvurulabilir. Burada uygulamada sıkça yanlış bilinen bir nokta vardır: bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği 20.07.2016 tarihinden sonra verilen kararlar bakımından Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda karar düzeltme yolu öngörülmemiştir. Kanun'un geçici 3. maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemesi kararlarının temyizi üzerine Yargıtayca verilen kararlara karşı karar düzeltme istenemez; bu kararların yeniden incelenmesi mümkün değildir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, muris muvazaasına dayalı bir dosyada verdiği 21.05.2026 tarihli, 2026/3761 Esas ve 2026/4311 Karar sayılı kararında karar düzeltme dilekçesini bu gerekçeyle reddetmiştir. Dolayısıyla temyiz aşamasında ileri sürülecek itirazların eksiksiz biçimde ortaya konması, sonradan telafi imkânı bulunmadığı için ayrı bir önem taşır.

Sık Sorulan Sorular

Mirastan mal kaçırma davası ne kadar sürede açılmalıdır?

Muris muvazaası iddiası kural olarak zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir; dava mirasbırakanın ölümünden sonra her zaman açılabilir. Ancak bu, beklemenin risksiz olduğu anlamına gelmez: taşınmaz bu arada tapu kaydına iyiniyetle güvenen üçüncü bir kişiye devredilirse tapu iptali istemi sonuç vermeyebilir. Ayrıca terditli tenkis talebi düşünülüyorsa TMK m.571'deki bir yıllık ve on yıllık hak düşürücü süreler işlemeye devam eder.

Saklı pay sahibi değilim, yine de dava açabilir miyim?

Evet. 1.4.1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların dava açabileceğini kabul etmektedir. Saklı pay şartı muris muvazaası için değil, tenkis davası için aranır.

Mirasbırakan taşınmazı gerçekten satmışsa ne olur?

Bedelin gerçekten ödendiği ve işlemin gerçek bir satış olduğu ortaya konursa muris muvazaası iddiası dinlenmez. İçtihadı Birleştirme Kararı, bedeli ödenmiş gerçek satışları kapsamaz. Bedelin piyasa değerinin bir miktar altında olması da tek başına mal kaçırma sonucunu doğurmaz.

Bedelin ödenmediğini ispat etmem yeterli mi?

Tek başına yeterli görülmemektedir. Yargıtay uygulamasında bedelsizlik, başka delillerle desteklenmedikçe muvazaanın kabulü için yeterli sayılmaz. Ayrıca ispat yükü davacıdadır; davalının savunmasını ispat edememesi, davacının iddiasını ispat ettiği anlamına gelmez.

Dava sonunda taşınmazın tamamı bana mı geçer?

Hayır. Tapu iptali ve tescil talebi kabul edilirse tescil, davacının miras payı oranında yapılır. Diğer mirasçıların payları bakımından sonuç doğması için onların da davaya katılması veya ayrıca dava açması gerekir.

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi de muvazaalı sayılabilir mi?

Sayılabilir. Görünürdeki işlem satış olabileceği gibi ölünceye kadar bakma sözleşmesi de olabilir. Ancak mirasbırakanın sözleşme tarihinde özel bakıma ihtiyacının bulunmaması tek başına muvazaa sonucunu doğurmaz; bu olgu, mirasbırakanın yaşı, sağlık durumu, aile ilişkileri ve devredilen malın terekeye oranı gibi ölçütlerle birlikte değerlendirilir.

Muvazaalı devredilen taşınmaz başkasına satılmışsa ne yapılabilir?

Taşınmazı tapu kaydına iyiniyetle güvenerek edinen üçüncü kişinin kazanımı TMK m.1023 uyarınca korunur. Buna karşılık kaydın yolsuzluğunu bilen veya bilmesi gereken kişi TMK m.1024 uyarınca iyiniyet iddiasında bulunamaz. Bu nedenle üçüncü kişinin iyiniyetli olup olmadığı, devrin koşulları üzerinden ayrıca araştırılır.

Dava hangi mahkemede açılır?

Görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. Yetki bakımından HMK m.12 uyarınca taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir; taraflar aksini kararlaştıramaz.

Banka hesabındaki paralar için de muris muvazaası ileri sürülebilir mi?

1.4.1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararının doğrudan konusu tapulu taşınmazlardır. Banka hesapları, taşınırlar veya şirket payları bakımından uyuşmazlıklar bu kalıpla değil, muvazaaya ilişkin genel hükümler ve somut işlemin niteliği çerçevesinde değerlendirilir. Bu nedenle taşınmaz dışındaki malvarlığı devirlerinde hukuki nitelendirme dosyaya göre ayrıca yapılmalıdır.

Sonuç

Muris muvazaası davası, hukuki dayanağı yarım asırdır istikrarlı biçimde uygulanan ancak ispatı dosyanın somut olgularına bağlı bir dava türüdür. Dayanak açıktır: tapuda satış gösterilen işlem gerçekte bağışsa, görünürdeki sözleşme muvazaa nedeniyle, gizli bağış ise resmî şekil eksikliği nedeniyle geçersizdir ve miras hakkı zedelenen her mirasçı tapu kaydının iptalini isteyebilir. Zorluk, mirasbırakanın gizlenmiş iradesinin ortaya konmasındadır.

Bu nedenle dosyanın kaderini belirleyen üç nokta öne çıkar. Birincisi ispat yükünün davacıda olduğunun baştan kabul edilmesi ve dilekçenin bedelsizlik iddiasının ötesinde bir olgu örgüsü üzerine kurulmasıdır. İkincisi, Yargıtay'ın ölçütlerinin — devralanın alım gücü, bedel ile gerçek değer farkı, mirasbırakanın haklı ve makul nedeni, taraflar arasındaki beşerî ilişki — her birinin somut belgeye dönüştürülmesidir. Üçüncüsü, saklı pay sahibi mirasçılar bakımından terditli tenkis talebinin süresinde ileri sürülmesidir; muvazaa iddiası süreye tabi olmasa da tenkis hakkı hak düşürücü sürelerle sınırlıdır.

Her dosyanın delil durumu kendine özgüdür ve burada anlatılan çerçeve genel bilgilendirme amacı taşır. Somut bir devrin muvazaalı sayılıp sayılamayacağı, tapu kaydı, devir zinciri ve taraf ilişkileri incelenmeden değerlendirilemez. Miras hukukunun diğer başlıkları için miras hukuku rehberine, Yalova ve çevresindeki dosyalarda yürütülen çalışmalar için Yalova miras avukatı sayfasına bakabilir, dosyanıza ilişkin değerlendirme için iletişim sayfasından ulaşabilirsiniz.

Yazar

Av. Mesut İLME

İlme Hukuk & Danışmanlık kurucu avukatı. Aile, iş, ceza ve ticaret hukuku alanlarında 20+ yıl deneyim ile Yalova ve Türkiye genelinde online avukatlık hizmeti sunmaktadır.

Profili Görüntüle
Bilgilendirme: Bu makale yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki tavsiye yerine geçmez. Somut bir uyuşmazlığınız için bir avukatla görüşmeniz önerilir.