İLME HUKUK BÜROSUHukuka Güven, Geleceğe Adım
İLME HUKUK BÜROSU
Hemen AraRandevu Al
İdare HukukuÇevre HukukuAnayasa Hukukuİdare HukukuAnayasa Hukuku

ÇED Olumlu Kararı Zeytinlik Sınırına Yakın Tesise Verilebilir mi?

Mahkeme:Anayasa Mahkemesi
Başvuru No:2019/29604
Tarih:13.12.2023

Karar Özeti

Anayasa Mahkemesi bu bireysel başvuru kararında, bir enerji santrali projesine verilen çevresel etki değerlendirmesi olumlu kararlarının iptali istemiyle açılan davaların reddedilmesini, özel hayata saygı hakkının ihlali olarak değerlendirmiştir. Karar, çevresel riskten etkilenen başvurucular lehine sonuçlanmıştır. Uyuşmazlık, tesisin endüstriyel ve tehlikeli atık depolama alanı ile bu alanın çevresindeki zeytinlikler arasındaki mesafede yoğunlaşmıştır. İlk derece mahkemesi bir kararında depolama alanının merkezine üç kilometreden yakın mesafede zeytinlik bulunduğunu tespit ederken, sonraki kararında bölgede ekonomik bütünlük taşıyan zeytinlik saha bulunmadığını belirtmiş; bu çelişkiyi giderecek hiçbir gerekçe ortaya koymamıştır. Danıştay ise atıkların satılacağı, satılamayanların depolanacağı yönündeki sözleşme beyanıyla yetinmiş, depolanacak atıklar için yeni bir alana ihtiyaç olup olmadığını tartışmamıştır. Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin alternatif atık değerlendirme ve depolama faaliyetlerinin çevresel etkilerini araştırmadığını, kamusal ve bireysel menfaatleri gereken özenle değerlendirmediğini belirterek kararların ilgili ve yeterli gerekçe taşımadığı sonucuna varmış ve yeniden yargılama yapılmasına hükmetmiştir. Vekâlet ücretine ilişkin ikinci şikâyet ise önemsizlik nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur. Proje alanında ikamet etmeyen ve orada taşınmazı bulunmayan başvurucular yönünden ise başvuru kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.

Hukuki Değerlendirme

Kararın Önemi

Çevresel etki değerlendirmesi davalarında en sık karşılaşılan sonuç, teknik bilirkişi raporlarına dayanılarak davanın reddedilmesidir. Bu karar, bu tür bir reddin kendi başına yeterli olmadığını, mahkemenin çevresel riski gerçekten araştırıp araştırmadığının anayasal denetime tabi olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Anayasa Mahkemesi, çevresel riskin doğrudan yaşam alanını etkilediği hâllerde devletin Anayasa m.20 kapsamındaki pozitif yükümlülüğünü, kararların gerekçe kalitesi üzerinden denetlemiştir.

İkinci önemli yönü, zeytinlik koruma rejimiyle ilgilidir. 3573 sayılı Kanun m.20 hükmü, zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az üç kilometre mesafede, zeytinyağı fabrikası dışında, zeytinliklerin gelişmesine engel olacak kimyasal atık bırakan, toz ve duman çıkaran tesis yapılmasını ve işletilmesini yasaklamaktadır. Karar, bu mesafe ölçütünün varsayımlarla aşılamayacağını ortaya koymaktadır.

Somut Olay

İzmir'in Aliağa ilçesinde bir özel şirket tarafından yapılması planlanan enerji santrali projesi için, endüstriyel ve tehlikeli atık düzenli depolama alanı da dâhil olmak üzere 2010 yılında çevresel etki değerlendirmesi olumlu kararı verilmiştir. Bu karar idare mahkemesince iptal edilmiş, temyiz incelemesi sürerken proje için 2017 yılında yeniden olumlu karar alınmıştır. Başvurucular bu ikinci karara karşı da iptal davası açmıştır.

Mahkeme keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırmış, ek rapor da almış ve 2018 yılında ikinci olumlu kararı iptal etmiştir. İptal gerekçesinde; tesisin kül ve cüruf depolama alanının konum ve sınırlarına ilişkin yeni bir plan bulunmadığı, atık depolama alanının merkezine üç kilometreden daha az mesafede zeytinlik alanlar olduğu, tesisin güneydoğusunda iki bin iki yüz kırk dekarlık zeytinlik bulunduğu tespit edilmiştir.

Bu karar temyizde iken proje için üçüncü kez olumlu karar verilmiş, açılan yeni davalar ise reddedilmiştir. Ret kararlarında, tesisin faaliyette olduğu 2015 yılından bu yana atık depolama alanının kullanılmadığı, mevcut atıkların piyasada değerlendirilmek üzere satılmasının öngörüldüğü ve bu doğrultuda sözleşmeler yapıldığı belirtilmiştir. Nihayet ilk derece mahkemesi, önceki kararının aksine, tesis alanı ve çevresinde ekonomik bütünlük taşıyan zeytinlik saha bulunmadığı sonucuna varmıştır.

Mahkemenin Gerekçesi

Anayasa Mahkemesi iki ayrı eksiklik saptamıştır.

Birincisi araştırma eksikliğidir. Derece mahkemeleri, atık deposunun kullanılmadığı ve atığın satılmak ya da depolanmak üzere sözleşmelere bağlandığı tespitleriyle yetinmiştir. Oysa satılamayan atıkların nerede depolanacağı, bunun için yeni bir depolama alanına ihtiyaç bulunup bulunmadığı, alternatif atık değerlendirme ve depolama faaliyetlerinin çevresel etkileri ile bu kapsamdaki önlem ve taahhütler hiç tartışılmamıştır. Bu hususların çevresel etki değerlendirmesi kararında yer alıp almadığı, yer alıyorsa mevzuata uygun olup olmadığı ortaya konulmamıştır.

İkincisi giderilmemiş çelişkidir. Aynı mahkeme, 2018 tarihli kararında üç kilometreden yakın zeytinlik bulunduğunu tespit etmişken 2019 tarihli kararında bölgede ekonomik bütünlük taşıyan zeytinlik saha bulunmadığını söylemiş, iki tespit arasındaki farkı açıklayan hiçbir gerekçe ortaya koymamıştır.

Bu iki eksiklik nedeniyle mahkeme, ret kararlarının ilgili ve yeterli bir gerekçeye dayandığının söylenemeyeceğini, kamusal makamların olaya gereken özenle yaklaşmadığını ve kamusal ile bireysel menfaatleri gerektiği şekilde değerlendirmediğini belirterek Anayasa m.20 kapsamındaki özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Giderim olarak yeniden yargılama yapılmasına hükmedilmiş, tazminat talepleri reddedilmiştir.

Başvurucuların ikinci şikâyeti, davaların reddi yanında davalı idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmesine ilişkindir. Mahkeme, hükmedilen bin altı yüz altmış lira ve iki bin yetmiş beş liralık vekâlet ücretlerinin başvurucuların mali durumuna ciddi biçimde zarar verdiğinin söylenemeyeceğini belirterek bu kısmı anayasal ve kişisel önemden yoksun bulmuş, kabul edilemez saymıştır.

Sonuç ve Uygulamadaki Etkisi

Karar, çevre davalarında dava dilekçesinin nasıl kurulacağını doğrudan etkiler. Anayasa Mahkemesi teknik doğruyu kendisi belirlememekte; mahkemenin hangi soruları sorup sormadığını denetlemektedir. Bu nedenle çevresel etki değerlendirmesi davalarında iddiaların, mahkemenin yanıtlamak zorunda kalacağı somut sorular biçiminde ileri sürülmesi önem taşır: atık nerede depolanacak, satılamayan kısım ne olacak, mesafe ölçütü hangi ölçümle tespit edildi gibi.

İkinci etkisi usulîdir: aynı yargı yerinin önceki kararındaki tespitten ayrılması, açıkça gerekçelendirilmediği sürece ihlal sebebi sayılmaktadır. Bireysel başvuru yolunun işleyişi ve süreleri hakkında ayrıntı için anayasa mahkemesine bireysel başvuru sayfamıza, temel hak ve özgürlüklerin genel çerçevesi için anayasa hukuku bölümüne bakılabilir. İdari yargıda kanun yolları ise bölge idare mahkemesi ve istinaf sayfasında ele alınmaktadır.

Benzer Durumdaysanız

Aşağıdakiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz.

  • Menfaat bağınızı baştan belgeleyin. Bu başvuruda proje alanında ikamet etmeyen ve taşınmazı bulunmayan kişiler yönünden dava ehliyet yönünden reddedilmiş, bireysel başvuru da bu kişiler bakımından kabul edilemez bulunmuştur.
  • Bilirkişi raporuna itirazınızı somut sorularla yazın. Genel itirazlar yerine, raporun yanıtlamadığı teknik soruları sıralamak, sonraki aşamalarda gerekçe denetimi için dayanak oluşturur.
  • Aynı mahkemenin önceki tespitlerini karara bağlatın. Dosyada yön değiştiren bir tespit varsa, bunun açıkça gerekçelendirilmesini talep edin.
  • Süreleri takip edin. Bireysel başvuru, olağan kanun yolları tüketildikten sonra ve süresi içinde yapılmalıdır.

Sık Sorulan Sorular

Zeytinliğe üç kilometreden yakın tesis her hâlde yasak mı?

3573 sayılı Kanun m.20 hükmü, zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az üç kilometre mesafede, zeytinyağı fabrikası hariç olmak üzere, zeytinliklerin gelişmesine engel olacak kimyasal atık bırakan, toz ve duman çıkaran tesislerin yapılmasını ve işletilmesini yasaklar. Somut olayda ölçüt, tesisin tamamı değil atık depolama alanının konumu üzerinden tartışılmıştır.

Anayasa Mahkemesi projeyi iptal etti mi?

Hayır. Mahkeme çevresel etki değerlendirmesi kararının hukuka uygun olup olmadığını kendisi karara bağlamamış; ret kararlarının yeterli gerekçe taşımadığını tespit ederek yeniden yargılama yapılmasına hükmetmiştir. Nihai sonucu derece mahkemesi verecektir.

Davalı idare lehine hükmedilen vekâlet ücreti hak ihlali sayıldı mı?

Sayılmadı. Mahkeme, somut olaydaki vekâlet ücretlerinin başvurucuların mali durumuna ciddi zarar vermediğini belirterek bu şikâyeti anayasal ve kişisel önemden yoksun bulmuş ve kabul edilemez saymıştır.

Çevre davasını kimler açabilir?

Bu dosyada proje alanında veya etki alanında ikamet etmeyen ve orada taşınmazı bulunmayan kişilerin davası ehliyet yönünden reddedilmiştir. Menfaat bağının somut biçimde ortaya konması gerekir.

Hukuki Değerlendirme

Av. Mesut İLME

İlme Hukuk & Danışmanlık kurucu avukatı · Yalova Barosu Sicil No: 287. Karar özetleri ve değerlendirmeler bilgilendirme amaçlıdır; somut uyuşmazlığınız için hukuki danışmanlık alınız.

Profili GörüntüleSon güncelleme: 4 Eylül 2026
Karar Tam Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

A.K. VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2019/29604)

Karar Tarihi: 13/12/2023

R.G. Tarih ve Sayı: 27/3/2024-32502

BİRİNCİ BÖLÜM

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

  1. Başvuru, bir enerji santrali projesi için verilen çevresel etki değerlendirmesi olumlu kararlarının iptali talebiyle açılan davaların reddedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

  2. İzmir'in Aliağa ilçesi Horozgediği mevkiinde bir özel şirket tarafından yapılması planlanan İzdemir Enerji Santrali-II (endüstriyel ve tehlikeli atık düzenli depolama alanı dâhil) Projesi ile ilgili olarak verilen 17/6/2010 tarihli çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) olumlu kararı İzmir 2. İdare Mahkemesince 16/12/2016 tarihinde iptal edilmiş ve anılan karar temyiz edilmiştir. Temyiz incelemesi devam ederken proje için 22/3/2017 tarihinde yeniden ÇED olumlu kararı verilmiş ve başvurucular anılan raporun iptali için İzmir 5. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) iptal davası açmıştır. Davanın açıldığı tarih itibarıyla dava konusu proje alanı veya proje etki alanında (Aliağa ve Foça ilçeleri) ikamet etmeyen, bu alanlarda taşınmazları da bulunmayan bazı başvurucular bakımından davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiş, diğer başvurucular bakımından ise dava esastan incelenmiştir.

  3. Mahkemece uyuşmazlık konusuyla ilgili olarak keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir. Bu süreçte 8/3/2018 tarihli bilirkişi raporu alındıktan sonra önceki ÇED olumlu kararına ilişkin yukarıda anılan iptal kararı Danıştay tarafından onanmıştır. Bunun üzerine Mahkeme, Danıştay onama kararı gerekçesinde belirtilen hususlar çerçevesinde ÇED olumlu kararının yeniden değerlendirilmesi için ek rapor alınmasına karar vermiş ve bu doğrultuda 3/7/2018 tarihli ek bilirkişi raporu hazırlanmıştır. Mahkeme, bilirkişi raporlarını ve Danıştay onama kararının gerekçesini birlikte değerlendirerek 22/3/2017 tarihli ÇED olumlu kararını 26/10/2018 tarihinde iptal etmiştir.

  4. Kararda; daha önce tesisin kül ve cüruf depolama alanına ilişkin imar planının yürütmesinin durdurulduğu, bunun üzerine yapılan imar planı değişikliklerinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylandığı belirtilmiştir. Bununla beraber tesisin kül ve cüruf depolama alanının konum ve sınırlarına ilişkin olarak yeni bir plan veya atık depolama alanı fonksiyonuna ayrılan ve daha önce yürütmesi durdurulan planlarda belirlenen alan dışında başka bir alana dair bir bilgi veya belgenin dava dosyasında olmadığı, atık depolama alanının merkezine üç kilometreden daha az mesafede zeytinlik alanların bulunduğu (tesisin güneydoğusunda 2.240 dekar) ifade edilmiştir. Mahkeme 26/1/1939 tarihli ve 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı, Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun'un 20. maddesinde zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az üç kilometre mesafede zeytinyağı fabrikası hariç zeytinliklerin vegatatif ve generatif gelişmesine mâni olacak kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran tesis yapılamayacağının ve işletilemeyeceğinin düzenlendiği gerekçesiyle ÇED olumlu kararında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varmıştır.

  5. Anılan karara ilişkin temyiz incelemesi devam ederken proje için 28/12/2018 tarihinde üçüncü kez ÇED olumlu kararı verilmiştir. Son ÇED olumlu kararına karşı Foça Belediyesi ve başvurucular ayrı ayrı iptal davası açmıştır. Bu davalara ilişkin yargılama İzmir 5. İdare Mahkemesinde devam ederken Mahkemenin yukarıda anılan 26/10/2018 tarihli iptal kararı Danıştay tarafından 3/4/2019 tarihinde bozularak dava kesin olarak reddedilmiştir. Danıştay kararının gerekçesinde; bilirkişi raporunda tesisin faaliyette olduğu 2015 yılından bu yana atık depolama alanının kullanılmadığının belirtildiği, kullanılmayan depolama alanının bu alana uzaklığı net olarak belirlenmeyen zeytinlikleri nasıl etkileyeceğinin bilimsel olarak ortaya konulamadığı ifade edilmiştir. Danıştay, dosyadaki mevcut bilgi ve belgelerden "mevcut atıkların piyasada değerlendirilmek üzere satılmasının, satılmayanların ise depolanmasının öngörüldüğünü ve buna ilişkin sözleşmeler akdedildiğini" belirterek 22/3/2017 tarihli ÇED olumlu kararında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varmıştır.

  6. Bunun üzerine Mahkeme, Foça Belediyesi tarafından açılan ve uyuşmazlık konusu aynı olan davada alınan 27/9/2019 tarihli bilirkişi raporunu ve yukarıda anılan 3/4/2019 tarihli Danıştay kararını birlikte değerlendirerek başvurucuların 28/12/2018 tarihli ÇED olumlu kararına karşı açtığı davayı 14/11/2019 tarihinde reddetmiştir. Karar gerekçesinde; tesiste oluşan atığın uygun bir şekilde yan ürün, alternatif ham madde olarak ve geri kazanılmak üzere değerlendirildiği, atık depolama alanına gönderilmediği, satılmayanların ise depolanmasının öngörüldüğü, bu doğrultuda akdedilen sözleşmelerin ÇED raporuna eklendiği belirtilmiştir. Kararda ayrıca tesisin kül ve cüruf alanının 2015 yılından beri kullanılmadığının ve kullanılmayacağının taahhüt edildiği, bu nedenle kül ve cüruf alanının tesis ve çevresindeki sanayi alanı dışında kalan tarımsal alanlara olumsuz bir etkisinin olmayacağı, tesis alanı ve çevresinde 3573 sayılı Kanun kapsamında ekonomik bütünlük içeren zeytinlik saha olarak nitelendirilebilecek alanların bulunmadığı ifade dilerek ÇED olumlu kararında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

  7. Mahkemenin 14/11/2019 tarihli ret kararı Danıştay Altıncı Dairesince kararın hukuk ve usule uygun olduğu ve bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığı belirtilerek 28/4/2020 tarihinde karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere onanmıştır. Onama kararına katılmayan bir üye; karşıoy gerekçesinde 22/3/2017 tarihli ÇED olumlu kararının iptali talebiyle açılan davada Mahkemenin yürütmesi durdurulan imar planları sonrasında tesisin kül ve cüruf depolama alanının konum ve sınırlarının belli olmadığını, atık depolama alanının merkezine üç kilometreden daha az mesafede zeytinlik alanların bulunduğunu tespit ettiğini ve bu tespitler doğrultusunda kararın bozulması gerektiğini ifade etmiştir.

  8. Başvurular süresi içinde yapılmıştır.

  9. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

  10. 2020/22124 numaralı başvurunun 2019/29604 numaralı başvuru ile birleştirilmesine karar verilmesi gerekir.

II. DEĞERLENDİRME

A. Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

  1. Başvurucular; proje konusu faaliyetin doğayı ve havayı kirlettiğini, bölgedeki tarımsal hayatı ve özellikle zeytinciliği olumsuz etkilediğini, ormanların tahrip olmasına ve iklim değişikliğine sebep olduğunu, proje sahasına yakın mesafede zeytinlikler olduğunu, bu nedenle ilgili mevzuat uyarınca projenin gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir. Bu nedenlerle adil yargılanma hakkının, etkili başvuru hakkının, yaşam hakkının, maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkının, sağlıklı çevrede yaşama hakkının ve özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı görüşünde; elektrik üretim faaliyetinden başvurucuların güncel ve kişisel olarak doğrudan etkilenip etkilemediğinin ve bu çerçevede mağdur sıfatlarının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Görüşte ayrıca başvurunun kabul edilebilirliğine dair yapılacak incelemede başvurucuların iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olup olmadığı hususunun dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.

  2. Başvuru, özel hayata saygı hakkı kapsamında başvurucuların statülerine göre ayrı başlıklar altında incelenmiştir.

  3. A.A.C., A.O.K., E.İ., E.E., E.B., M.Ş., S.Ö., S.E., Z.V.K. Yönünden

  4. Başvurucular, santral projesinin küresel iklim değişikliği açısından olumsuz etki doğuracağını, bu nedenle çevre hakkının korunması hakkı yönünden dava ehliyetlerinin bulunduğunu ileri sürmüştür.

  5. Anılan başvuru açısından değerlendirilmesi gereken ilk husus, başvuruya konu çevresel etkinin Anayasa’nın 20. maddesi kapsamındaki güvenceleri harekete geçirecek asgari ağırlıkta olup olmadığıdır. Bu kapsamda ilgili tesis, işletme veya sair faaliyet sonucu ortaya çıkan çevresel etkiler ile başvurucunun özel ve aile hayatına saygı veya konutunu kullanım hakları arasında yeterince sıkı bir bağın varlığı yeterlidir (Mehmet Kurt [GK], B. No: 2013/2552, 25/2/2016, § 69; Hüseyin Tunç Karlık ve Zahide Şadan Karluk, B. No: 2013/6587, 24/3/2016, § 68; Ahmet İsmail Onat, B. No: 2013/6714, 21/4/2016, § 84).

  6. Başvurucuların davanın açıldığı tarih itibarıyla dava konusu proje alanında veya proje etki alanında (Aliağa ve Foça ilçeleri) ikamet etmedikleri gibi bu alanlarda taşınmazlarının da bulunmadığı görülmüştür. Başvurucular bu kapsamda bireysel başvuru formunda da bilgi ve belge sunmamış, kendilerinin somut olayın şartlarından ne suretle etkilendiklerinin ya da etkilenme potansiyellerinin bulunduğunu ortaya koyamamıştır.

  7. Somut olayda başvurucular yönünden projenin çevresel etkisinin Anayasa’nın 20. maddesi kapsamındaki güvenceleri harekete geçirecek asgari ağırlıkta olup olmadığına ilişkin yeterli düzeyde bilgi ve belge dosyaya sunulmamıştır. Dolayısıyla başvurucular sağlıklı çevrede yaşama bağlamında özel hayata saygı haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de ihlale neden olduğunu iddia ettikleri ÇED olumlu kararından başvurucuların doğrudan etkilenmediği ve sonuç olarak mağdur statülerinin olmadığı anlaşılmıştır.

  8. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.

  9. Egeçep Derneği, Ekoloji Kolektifi Derneği, M.S. ve Esnaf Odası, Menemen Esnaflar Odası, M.Ş. ve Otomobilciler Odası, Menemen Ticaret Odası, Menemen Ziraat Odası, S.S. Menemen Esnaf ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi Yönünden

  10. Somut olayda başvurucular sağlıklı çevrede yaşama bağlamında özel hayata saygı haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de ihlale neden olduğunu iddia ettikleri ÇED olumlu kararından başvurucuların tüzel kişiliklerinin doğrudan etkilenmediği ve tüzel kişiliklere ilişkin bir hakkın ihlal edilmediği, dolayısıyla başvurucuların mağdur statüsünün olmadığı anlaşılmıştır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Egeçep Derneği, B. No: 2015/17415, 17/4/2019, §§ 33-38). Öte yandan anılan ÇED olumlu kararı nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenmiş olabilecek gerçek kişilerin bireysel başvuru yolunu kullanmasında mâni bir durum da bulunmamaktadır.

  11. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.

  12. Diğer Başvurucular Yönünden

  13. Başvurucular; proje konusu faaliyetin bölgedeki tarımsal hayatı ve özellikle zeytinciliği olumsuz etkilediğini, proje sahasına yakın mesafede zeytinlik alan bulunması nedeniyle ÇED olumlu kararının mevzuata aykırı olduğunu belirtmiştir. Ayrıca proje için verilen ilk ÇED olumlu kararının yargı kararıyla iptal edilmesine rağmen bilimsellikten uzak ve eskisinin tekrarı niteliğinde olan ÇED raporları hazırlandığını, sonraki yargılamada Danıştayın hiçbir araştırma yapmadan İdare Mahkemesi kararını bozarak davanın reddine karar verdiğini, son ÇED olumlu kararına ilişkin yargılamada başka bir dava dosyasına dair bilirkişi raporunun keşfe katılamayan başvuruculara tebliğ edildiğini, anılan rapora ilişkin itiraz ve değerlendirmelerinin alınmadığını ifade etmiştir.

  14. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

  15. Somut olayda başvurucuların iddiaları devletin özel hayata saygı hakkını etkili olarak koruma ve saygı gösterme şeklinde bulunan pozitif yükümlülüğü kapsamında incelenmiştir. Çevresel meseleler bağlamında devletin usule ilişkin yükümlülükleri daha önce Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında ortaya konulmuştur. Buna göre muhtemel olumsuz çevresel etkilerin önlenmesi veya en aza indirilmesi amacının gerçekleştirilebilmesi için sürece dâhil olan söz konusu tarafların menfaatlerinin titizlikle değerlendirilmesi, bu değerlendirmenin sağlıklı şekilde yapılabilmesi için de ilgili tarafların sürece etkin katılımının sağlanması gerektiği tartışmasızdır (Mehmet Kurt, §§ 61-66; Hüseyin Tunç Karlık ve Zahide Şadan Karluk, §§ 64, 65; Ahmet İsmail Onat, §§ 79-81; Fevzi Kayacan (2), B. No: 2013/2513, 21/4/2016, §§ 56-61; Ahmet Bilgin ve diğerleri, B. No: 2015/11709, 12/12/2018, § 56). Bu anlamda anılan anayasal güvenceleri gözeten bir yargılama süreci yürütülmesi ve ulaşılan sonucun konuyla ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanması gerekir.

  16. Başvuruya konu projeye verilen iznin ülkenin ekonomik yararına ilişkin kamu yararına dayalı meşru bir amaca yönelik olduğu açıktır. Başvurucuların iddialarının temeli ise projenin çevre ve insan sağlığına zararlı olduğu, yargı kararıyla iptal edilen ilk ÇED olumlu kararı sonrasında verilen ÇED olumlu kararlarının mevzuata aykırı olduğu ve projede öngörülen atık deposunun yakın çevresinde zeytinlik alanlar bulunması nedeniyle tesisin işletilmesinin mümkün olmadığı hususlarına dayanmaktadır.

  17. Somut olay değerlendirildiğinde 26/10/2018 tarihli ilk derece mahkemesi kararı gerekçesinde öncelikle daha önce yürütmesi durdurulan planlarda belirlenen alan dışında tesisin kül ve cüruf depolama alanının konum ve sınırlarına ilişkin olarak yeni bir plan veya atık depolama alanı fonksiyonuna ayrılan başka bir alanın bulunduğuna dair dosyada herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığı tespit edilmiştir. Kararda, 3573 sayılı Kanun hükümlerine yer verilerek mevcut atık depolama alanına üç kilometreden daha az mesafede zeytinlik alanlar bulunması nedeniyle ÇED olumlu kararının hukuka uygun olmadığı sonucuna varılmıştır.

  18. Danıştayın davanın reddine ilişkin kararında ise bilirkişi raporunda tesisin faaliyette olduğu 2015 yılından bu yana atık depolama alanının kullanılmadığının belirtildiği, kullanılmayan depolama alanının mesafesi net olarak belirtilmeyen zeytinliklere olumsuz etkisinin ne olabileceğinin bilimsel olarak ortaya konulamadığı belirtilmiştir. Kararda, mevcut atıkların piyasada değerlendirilmek üzere satılmasının, satılmayanların ise depolanmasının öngörüldüğü ve bu doğrultuda sözleşmelerin akdedildiği, bu nedenle ÇED olumlu kararının ÇED Yönetmeliği'nde belirtilen şartları sağladığı sonucuna varıldığı görülmüştür.

  19. 14/11/2019 tarihli ilk derece mahkemesi kararında da yukarıda anılan Danıştay kararı doğrultusunda değerlendirmelere yer verilmiş, kullanılmayan atık depolama alanının çevredeki tarımsal alanlara olumsuz bir etkisi olmayacağı, tesis alanı ve çevresinde 3573 sayılı Kanun kapsamında ekonomik bütünlük içeren zeytinlik saha olarak nitelendirilebilecek alanların bulunmadığı ifade edilerek ÇED olumlu kararında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

  20. Projeye ilişkin ÇED olumlu kararlarıyla ilgili yargı süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde uyuşmazlığın tesisin atık depolama alanı ve çevresindeki zeytinlikler konusunda yoğunlaştığı görülmüştür. İlk derece mahkemesi tarafından tesisin depolama alanının konum ve sınırlarına ilişkin olarak yeni bir plan veya atık depolama alanı fonksiyonuna ayrılan başka bir alanın bulunduğuna dair dosyada herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığı tespit edilmiştir. Buna rağmen Danıştayın davanın reddine ilişkin nihai kararında "mevcut atıkların piyasada değerlendirilmek üzere satılmasının, satılmayanların ise depolanmasının öngörüldüğü ve bu doğrultuda sözleşmelerin akdedildiği" belirtilmekle yetinilmiş, depolanması öngörülen atıklar için yeni bir depolama alanına ihtiyaç olup olmadığına yönelik bir tartışma yapılmamıştır. Kararda tesisin faaliyette olduğu 2015 yılından bu yana atık depolama alanının kullanılmadığı tespiti karşısında tesisin depolanması öngörülen atıklar hakkında hâlihazırda nasıl bir çözüm ürettiği ile bu çözümün ÇED olumlu kararı yönünden değerlendirilmesi yapılmamıştır.

  21. Derece mahkemelerinin, tesisin atık deposunun kullanılmadığı ve mevcut atığın satılmak ya da depolanmak üzere sözleşmeler akdedildiği tespitleriyle yetindiği, alternatif atık değerlendirme ve depolama faaliyetlerinin çevresel etkileri, bu kapsamdaki önlem ve taahhütler bakımından bir araştırma yapmadığı anlaşılmıştır. Anılan hususların ÇED olumlu kararında yer alıp almadığı, yer alıyorsa ilgili mevzuata uygunluğu ortaya konulmamıştır. Dolayısıyla ÇED olumlu kararlarının hukuka uygun olduğuna ve davaların reddine ilişkin kararların ilgili ve yeterli bir gerekçeye dayandığı söylenemez.

  22. Bunun yanında ilk derece mahkemesinin 26/10/2018 tarihli kararında tesisin mevcut atık depolama alanının merkezine üç kilometreden daha az mesafede zeytinlik alanlar olduğu (tesisin güneydoğusunda 2.240 dekar) tespit edilmişken 14/11/2019 tarihli kararında tesis alanı ve çevresinde 3573 sayılı Kanun kapsamında ekonomik bütünlük içeren zeytinlik saha olarak nitelendirilebilecek alanların bulunmadığı ifade edilmiştir. İlk derece mahkemesi, önceki kararında yer verdiği tespitin aksi yönünde ulaştığı sonuca ilişkin bir değerlendirmede bulunmamış ve söz konusu çelişkiyi giderecek bir gerekçe ortaya koymamıştır.

  23. Bu nedenle kamusal makamların olaya gereken özenle yaklaşmadığı, söz konusu olan kamusal ve bireysel menfaatleri gerektiği şekilde değerlendirmediği, özel hayata saygı hakkı bağlamında pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucuna varılmıştır.

  24. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Vekâlet Ücretine Hükmedilmesi Nedeniyle Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

  1. Başvurucular, davaların reddedilmesi yanında davalı idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

  2. Anayasa Mahkemesi vekâlet ücretine ilişkin olarak verdiği K.V. ([GK], B. No: 2014/2293, 1/12/2016) kararında başvurucunun zarar miktarının düşük olmasının başvurucunun mali durumuna ciddi anlamda zarar vermediği tespitinde bulunarak başvuru konusu miktarın başvurucu yönünden önemli bir zarar olmadığı sonucuna ulaşmıştır (K.V., § 78).

  3. Somut olayda iki davada davalı idare lehine hükmedilen 1.660 TL ve 2.075 TL vekâlet ücretlerinin de başvurucuların mali durumuna ciddi anlamda zarar verdiği söylenemeyeceğinden anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

  4. Açıklanan gerekçelerle anayasal ve kişisel önemden yoksun olduğu anlaşılan başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

  1. Başvurucular, ihlalin tespiti ve yeniden yargılama yapılması ile değişen miktarlarda maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

  2. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

  3. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Başvurucular A.A.C., A.O.K., E.İ., E.E., E.B., M.Ş., S.Ö., S.E., Z.V.K., Egeçep Derneği, Ekoloji Kolektifi Derneği, M.S. ve Esnaf Odası, Menemen Esnaflar Odası, M.Ş. ve Otomobilciler Odası, Menemen Ticaret Odası, Menemen Ziraat Odası ve S.S. Menemen Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi yönünden başvurunun kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

  1. Diğer başvurucular yönünden özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

  2. Tüm başvurucular yönünden mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın anayasal ve kişisel önemden yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin özel hayata saygı hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İzmir 5. İdare Mahkemesine (E.2017/1072, K.2018/1382; E.2019/378, K.2019/1236) GÖNDERİLMESİNE,

D. A.A.C., A.O.K., E.İ., E.E., E.B., M.Ş., S.Ö., S.E., Z.V.K., Egeçep Derneği, Ekoloji Kolektifi Derneği, M.S. ve Esnaf Odası, Menemen Esnaflar Odası, M.Ş. ve Otomobilciler Odası, Menemen Ticaret Odası, Menemen Ziraat Odası, S.S. Menemen Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi tarafından yapılan yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA; 364,60 TL harç ve 18.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 19.164,60 TL yargılama giderinin başvuruculardan O.B.D., R.H., Ö.T.E., O.O., F.K., N.Ç., C.G., E.T., F.B., B.B., I.D.K., H.A., C.T.B., N.B., C.D., A.N.B., S.K., H.Ö., A.B.A., N.Y., A.K., S.B., M.K.D., U.D., E.D., T.K., C.B., N.Ö., H.S.D., A.T.Ç., A.N.D., İsmail Hakkı Mete'ye MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE; 446,90 TL harç ve 18.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 19.246,90 TL yargılama giderinin O.B.D., O.O., R.H., Ö.T.E.'a MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Danıştay Altıncı Dairesi (E.2019/2365, K.2019/2065; E.2020/415, K.2020/3855) ile Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 13/12/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

#çed iptali aym kararı#zeytinlik 3 km mesafe tesis#çevresel etki değerlendirmesi emsal#özel hayata saygı çevre ihlali