İş Kazası Sonrası Yapılması Gerekenler: Bildirim, Tutanak ve Deliller
İş kazasından sonraki ilk günlerde yapılması gerekenler: kolluk ve SGK bildirimi, kaza tutanağı, delillerin toplanması, istirahat raporu ve maluliyet tespiti süreci. Kanun metinleri ve güncel Yargıtay kararlarıyla adım adım rehber.

İş kazasından sonraki ilk günlerde atılan adımlar, aylar sonra açılacak tazminat davasının kaderini belirler. Kazanın kayda geçmemesi, tutanağın tutulmaması ya da istirahat raporunun usulüne uygun alınmaması hak kaybına yol açmaz ama ispat yükünü ağırlaştırır. Bu rehber, kazanın hemen ardından işleyen bildirim, tutanak, delil ve Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) sürecini adım adım anlatır; tazminatın nasıl hesaplandığı ayrı bir konudur ve iş kazası tazminat hesaplama aracı ile iş kazası tazminat davaları rehberinde ele alınmıştır.
İş Kazası Sonrası İlk Günler: Sıralama Neden Önemli?
İş kazası sonrasında üç ayrı süreç aynı anda ve birbirinden bağımsız biçimde işler: sosyal güvenlik süreci (SGK bildirimi, ödenek, gelir bağlanması), ceza soruşturması (savcılık ve kolluk) ve işverene karşı yürütülecek tazminat süreci. Bu üç sürecin kendi süreleri, kendi makamları ve kendi ispat araçları vardır. Birinde yapılan bir işlem diğerinde otomatik olarak sonuç doğurmaz; ancak birinde üretilen belge diğerinde en güçlü delildir.
Pratikte en sık karşılaşılan sorun şudur: kaza anında yaralının tedavisi haklı olarak öne çıkar, hukuki adımlar birkaç hafta ertelenir. Bu süre içinde kamera kayıtları üzerine yazılır, olay yeri temizlenir, tanık işçiler işten ayrılır, kaza tutanağı işveren tarafından tek taraflı düzenlenir. Sonraki aşamada bilirkişi, kazanın nasıl olduğunu yalnızca bu belgelerden okur. Bu nedenle ilk günlerde yapılması gerekenlerin sıralaması şöyle özetlenebilir:
- Sağlık kuruluşuna başvururken olayın işte meydana geldiğinin kayda geçirilmesini istemek.
- Kazanın kolluk kuvvetlerine ve SGK'ya bildirilip bildirilmediğini teyit etmek.
- Kaza tutanağının içeriğini okumadan imzalamamak; katılmadığınız noktalara şerh düşmek.
- Tanıkların ad ve iletişim bilgilerini kayıt altına almak.
- Kamera kayıtlarının saklanmasını yazılı olarak talep etmek.
- İstirahat raporlarını ve tüm tıbbi evrakı eksiksiz biriktirmek.
Neyin İş Kazası Sayıldığı: 5510 Sayılı Kanun m.13'ün Beş Hâli
Bir olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağı, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13. maddesindeki beş hâlden birine girip girmediğine göre belirlenir. Madde metnine göre iş kazası; sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle, bir işverene bağlı çalışan sigortalının görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, emziren kadın sigortalının iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda veya sigortalıların işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olaydır.
Bu sayımın iki pratik sonucu vardır. Birincisi, işyerinde bulunma hâli tek başına yeterlidir; olayın yapılan işle teknik bir bağlantısının bulunması aranmaz. İkincisi, kapsam fiziki işyeri sınırlarını aşar: görevlendirme ile gidilen yerde geçen zamanlar ve işverenin sağladığı servis aracıyla gidiş gelişler de kapsamdadır. Buna karşılık işçinin kendi aracıyla evinden işe gidişi bu bentlerin hiçbirine girmez.
Ani bir dış etki şart değildir
Kalp krizi, beyin kanaması gibi içsel nedenlerle ortaya çıkan olayların iş kazası sayılıp sayılmayacağı sıkça tartışılır. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2025/15328 E., 2026/3911 K. sayılı ve 06.04.2026 tarihli kararında bu tartışmayı madde lafzına dayandırarak çözmüştür: "Kanunda iş kazası tanımlanırken dıştan gelen bir etkinin varlığından bahsedilmemiştir. Bu nedenle sigortalının kalp krizi veya beyin kanaması geçirmesi ile intihar etmesi de iş kazası kapsamında değerlendirilmektedir."
Aynı kararda, uygulamada en çok karıştırılan noktaya da açıklık getirilmiştir: "bir olayın iş kazası sayılması ile işverenin kusurunun bulunması durumu aynı değildir." Yani olayın iş kazası olarak nitelenmesi, işverenin tazminat sorumluluğunun doğduğu anlamına gelmez; nitelik tespiti ile kusur değerlendirmesi iki ayrı aşamadır. Kusurun bulunmadığı bir olay da iş kazasıdır ve sigortalı SGK yardımlarından yararlanır.
Bu yaklaşım yalnız teorik değildir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2025/12574 E., 2026/2693 K. sayılı ve 05.03.2026 tarihli kararında, işyerinde çalıştığı sırada kalp krizi geçirerek vefat eden işçi bakımından ilk derece mahkemesinin "5510 sayılı kanunun 13. ve devamı maddeleri uyarınca iş kazası olduğunun tespitine" ilişkin hükmü onanmıştır. Yine 10. Hukuk Dairesi'nin 2025/17951 E., 2026/6353 K. sayılı ve 06.05.2026 tarihli kararında, tır şoförü olarak yola çıktıktan sonra fenalaşıp kalp krizi sonucu hayatını kaybeden işçinin olayının iş kazası olmadığının tespiti için işveren şirketçe açılan dava reddedilmiş ve bu ret kararı onanmıştır.
Bildirim Yükümlülüğü: Kime, Ne Zaman?
Bildirim, iş kazası sonrasındaki tek "saatli" yükümlülüktür ve iki ayrı adrese yapılır. 5510 sayılı Kanun m.13/2-(a) uyarınca, 4/a kapsamındaki sigortalılar bakımından bunları çalıştıran işveren, kazayı o yer yetkili kolluk kuvvetlerine derhal ve Kuruma da en geç kazadan sonraki üç iş günü içinde bildirmek zorundadır. Bildirim, iş kazası ve meslek hastalığı bildirgesi ile doğrudan ya da taahhütlü posta yoluyla yapılır; uygulamada SGK'nın elektronik bildirim ekranları da kullanılmaktadır.
Üç iş günü her zaman kaza gününden başlamaz
Maddenin çok atlanan bir istisnası vardır. 5510 sayılı Kanun m.13/2'nin son cümlesine göre "Bu fıkranın (a) bendinde belirtilen süre, iş kazasının işverenin kontrolü dışındaki yerlerde meydana gelmesi halinde, iş kazasının öğrenildiği tarihten itibaren başlar." Yani saha görevi, müşteri ziyareti veya şehir dışı sevkiyat sırasında meydana gelen bir kazada üç iş günü, kaza tarihinden değil işverenin haberdar olduğu tarihten işlemeye başlar. Bu istisna bilinmediğinde, aslında süresinde yapılmış bir bildirim "geç" sanılabilir; tersine, işverenin kazayı erken öğrendiği ispatlanırsa süre geriye çeker.
Kendi nam ve hesabına çalışanlarda bildirimi kendisi yapar
4/b kapsamındaki (kendi nam ve hesabına bağımsız çalışan) sigortalılar bakımından bildirimi işveren değil sigortalının kendisi yapar: m.13/2-(b) uyarınca bildirim, bir ayı geçmemek şartıyla rahatsızlığının bildirim yapmaya engel olmadığı günden sonra üç iş günü içinde yapılır. Bu grupta gecikmenin yaptırımı doğrudan sigortalıya döner: 5510 sayılı Kanun m.22'nin ilgili fıkrası uyarınca bildirim süresinde yapılmazsa, sigortalıya yapılacak iş göremezlik ödenekleri bildirim tarihinden itibaren ödenir.
İş sağlığı ve güvenliği mevzuatındaki paralel yükümlülükler
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu m.14, aynı olay için işverene ek kayıt ve bildirim yükümlülükleri getirir: işveren bütün iş kazalarının kaydını tutar, gerekli incelemeleri yaparak raporları düzenler ve iş kazalarını kazadan sonraki üç iş günü içinde SGK'ya bildirir. Maddenin dördüncü fıkrası ise çoğu kişinin bilmediği bir güvenlik ağı kurar: "Sağlık hizmeti sunucuları kendilerine intikal eden iş kazalarını, yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucuları ise meslek hastalığı tanısı koydukları vakaları en geç on gün içinde Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirir." Bu nedenle hastaneye başvuruda olayın işte meydana geldiğini beyan etmek, işveren hiç bildirmese bile kaydın oluşmasını sağlayabilir.
6331 sayılı Kanun kamu ve özel sektöre ait bütün işlere ve işyerlerine, çırak ve stajyerler dâhil tüm çalışanlara uygulanır; ancak ev hizmetleri ile çalışan istihdam etmeksizin kendi nam ve hesabına mal ve hizmet üretimi yapanlar gibi sınırlı sayıda faaliyet kapsam dışındadır. Kapsam dışılık, sigorta korumasının bulunmadığı anlamına gelmez: örneğin ev hizmetlerinde ay içinde on gün ve daha fazla çalışanlar hakkında 5510 sayılı Kanun'un 4/a hükümleri uygulanır, on günden az çalışanlar için ise çalıştıranlarca iş kazası ve meslek hastalığı sigortası primi ödenir. İşverenin genel yükümlülüklerinin kapsamı ve risk değerlendirmesi, eğitim, onaylı defter gibi belgelerin hukuki değeri için işverenin İSG yükümlülükleri rehberine bakılabilir.
İşveren Bildirmezse Ne Olur? İşçinin Kendi Başvurusu
Bildirimin yapılmaması işçinin haklarını düşürmez. Kanun, gecikmenin sonucunu işveren üzerinde ve sınırlı biçimde düzenlemiştir. 5510 sayılı Kanun m.21/2 lafzı nettir: "İş kazasının, 13 üncü maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen sürede işveren tarafından Kuruma bildirilmemesi halinde, bildirim tarihine kadar geçen süre için sigortalıya ödenecek geçici iş göremezlik ödeneği, Kurumca işverenden tahsil edilir."
Bu, sık rastlanan bir yanlış anlatımın düzeltilmesini gerektirir: geç bildirimin sonucu, SGK'nın yaptığı bütün harcamaların kusura bakılmaksızın işverenden alınması değildir. Geç bildirimin kendine özgü yaptırımı, yalnızca bildirim tarihine kadarki geçici iş göremezlik ödeneğidir. SGK'nın gelir bağlama giderlerini işverene yükleyebilmesi ise ayrı bir hükme, m.21/1'e dayanır ve orada kastın veya iş güvenliği mevzuatına aykırı hareketin bulunması aranır; ayrıca aynı fıkra uyarınca işverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır.
Bildirim yükümlülüğünün ihlali ayrıca idari para cezasını gerektirir. 6331 sayılı Kanun m.26'da yazılı tutarlar kanunun yürürlüğe girdiği yıl esas alınarak belirlenmiştir; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu m.17/7 uyarınca idari para cezaları her takvim yılı başından geçerli olmak üzere yeniden değerleme oranında artırılarak uygulandığından, güncel tutar başvuru anında teyit edilmelidir. Ceza miktarı ayrıca işyerinin çalışan sayısına ve tehlike sınıfına göre artırımlı ya da indirimli uygulanır. Usul yönünden dikkat çekici olan nokta şudur: aynı maddeye göre m.14'teki bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyenlere uygulanacak idari para cezaları, diğer cezalardan farklı olarak doğrudan Sosyal Güvenlik Kurumunca verilir ve tebliğ, itiraz ve tahsilinde 5510 sayılı Kanun'un 102. maddesi hükümleri uygulanır.
SGK'ya doğrudan başvuru ve iş kazasının tespiti davası
İşveren bildirmemişse sigortalı ya da hak sahipleri olayı doğrudan SGK'ya bildirebilir; Kurum, olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağına karar verebilmek için denetim ve kontrolle yetkilendirilen memurları ya da Bakanlık iş müfettişleri aracılığıyla soruşturma yaptırabilir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2025/15328 E., 2026/3911 K. sayılı kararı bu aşamayı sürecin kilit noktası olarak tanımlar: "İş kazası olgusu Kurumca kabul edilmezse somut olayda olduğu gibi sigortalının ya da hak sahiplerinin olayın iş kazası olduğunu dava yolu ile tespit ettirmesi gerekmektedir."
Tespit davasının iki tuzağı vardır. Birincisi husumettir. Anılan kararda Yargıtay, yalnızca yapı sahibine karşı açılan tespit davasında "dava dışı işverenlere husumetin yöneltilmemiş olduğu" gözetilerek, HMK m.124 uyarınca gerçek işverenliklere usulüne uygun biçimde husumet yöneltilip davaya katılımlarının sağlanması, delillerin toplanması ve kaza tarihinde işçinin hangi işverenler nezdinde çalıştığının şüpheden uzak biçimde belirlenmesi gerektiğine hükmederek kararı bozmuştur. İkincisi hukuki yarardır: 10. Hukuk Dairesi'nin 2025/12574 E., 2026/2693 K. sayılı kararına konu olayda, kaza SGK'ya zaten bildirildiği için Kuruma karşı açılan tespit isteminin esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmiş ve davacı taraf Kurum lehine vekâlet ücretiyle sorumlu tutulmuştur. Dolayısıyla dava açmadan önce kazanın Kurum kayıtlarına geçip geçmediği mutlaka kontrol edilmelidir.
Kaza sırasında sigortalı hiç bildirilmemişse süreç ikiye ayrılır: önce çalışma olgusunun ispatı, sonra kazanın niteliğinin tespiti gerekir. Sigortasız çalışmanın geçmişe dönük tespiti, kendine özgü süre ve ispat kurallarına tabidir; ayrıntısı hizmet tespiti davası rehberinde anlatılmıştır.
Kaza Tutanağı, Tanık Beyanı ve Olay Yeri Delilleri
Kaza tutanağı, olayın oluş şeklini kayda geçiren ilk belgedir ve sonraki bilirkişi incelemelerinin çıkış noktasıdır. Tutanağın hukuki gücü, kimin düzenlediğinden çok içeriğinin tarafsızlığından ve imzalayanların kimliğinden gelir. Uygulamada üç hata sık görülür: tutanağın yalnız işveren temsilcilerince düzenlenmesi, yaralı işçiye hastanede ve etkisi altındayken imzalatılması, olayın "işçinin dikkatsizliği" gibi sonuç cümleleriyle özetlenmesi.
Tutanağı imzalamadan önce okumak ve katılınmayan hususlar için şerh düşmek, sonradan yapılacak itirazın en güçlü dayanağıdır. Şerh düşülemeyecek durumda imzalanmışsa, tutanağın aksinin tanık ve diğer delillerle ispatı mümkündür; tutanak kesin delil değildir.
Hangi belgeler delil değeri taşır?
- Kamera kayıtları: Çoğu sistemde kayıtlar sınırlı süre saklanır ve üzerine yazılır. Kayıtların muhafazası, işverene yazılı olarak (mümkünse noter ihtarnamesi veya e-posta gibi tarihli bir yolla) talep edilmelidir. Soruşturma dosyası üzerinden savcılıktan da istenebilir.
- Tanık beyanları: Kazaya doğrudan tanık olan çalışanların yanı sıra, işyerindeki güvenlik uygulamalarını bilen eski çalışanlar da dinlenebilir. Tanıkların ad, soyad ve iletişim bilgileri ilk günlerde not edilmelidir; işten ayrılan tanığa sonradan ulaşmak güçleşir.
- Kişisel koruyucu donanım teslim tutanakları: Ekipmanın verilip verilmediğini, verildiyse uygun nitelikte olup olmadığını gösterir.
- İş sağlığı ve güvenliği eğitim kayıtları: Eğitimin konusu, süresi ve katılım imzaları; eğitimin fiilen verilmediği iddiası tanıkla desteklenebilir.
- Risk değerlendirmesi ve onaylı defter: Kazaya yol açan tehlikenin daha önce tespit edilip edilmediğini, tespit edilmişse hangi önlemin öngörüldüğünü gösterir.
- İşyeri sicil ve bordro kayıtları, giriş çıkış kayıtları: Çalışma olgusunu ve kaza saatinde işyerinde bulunmayı ispatlar.
- İş müfettişi raporu: Kurum soruşturması sonucunda düzenlenen rapor, hem SGK sürecinde hem tazminat davasında ağırlıklı bir kaynaktır.
Sağlık Süreci: İstirahat Raporu, Ödenek ve Maluliyet Tespiti
Tedavi süreci hem sağlık hem hukuk açısından belgeye dayanır. Geçici iş göremezlik ödeneği, 5510 sayılı Kanun m.18 uyarınca "Kurumca yetkilendirilen hekim veya sağlık kurullarından istirahat raporu alınmış olması şartıyla" ödenir. İş kazası bakımından bu ödenek istirahatin her günü için verilir; hastalık hâlinde aranan doksan günlük prim bildirimi ve üçüncü günden başlama koşulları iş kazasında uygulanmaz. Ödeneğin miktarı ise yatarak tedavilerde günlük kazancın yarısı, ayaktan tedavilerde üçte ikisidir.
Ödeneğin azalmasına yol açabilecek hâller de kanunda sayılmıştır: hekimin bildirdiği tedbir ve tavsiyelere uyulmaması sonucu tedavi süresinin uzaması veya iş göremezlik oranının artması hâlinde ödenek dörtte birine kadar; ağır kusur hâlinde kusur derecesi esas alınarak üçte birine kadar eksiltilebilir. Tedavinin sona erdiğine ve çalışabilir olduğuna dair belge almaksızın çalışan sigortalıya ise geçici iş göremezlik ödeneği ödenmez, ödenmiş olanlar geri alınır. Bu nedenle raporlu dönemde çalışmaya dönmek, hem ödeneği hem de ilerideki zarar hesabını olumsuz etkiler.
Maluliyet oranı nasıl belirlenir?
Kalıcı zarar, kanunun deyimiyle meslekte kazanma gücü kaybı olarak ölçülür. 5510 sayılı Kanun m.19/1 uyarınca, Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurulları tarafından verilen raporlara istinaden Kurum Sağlık Kurulunca meslekte kazanma gücünün en az %10 oranında azaldığı tespit edilen sigortalı, sürekli iş göremezlik gelirine hak kazanır. Bu eşiğin altındaki kayıplarda SGK geliri bağlanmaz; ancak bu, işverene karşı tazminat talebini kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Kurumun kararına katılmayan ilgililer için itiraz yolu kanunda gösterilmiştir: 5510 sayılı Kanun m.95 uyarınca, meslekte kazanma gücü kaybı derecelerine ilişkin olarak Kurumca verilen karara ilgililerin itirazı hâlinde durum Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanır. Birden fazla arızanın bulunduğu dosyalarda oranların toplanmadığını, Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği'ndeki Balthazard yöntemiyle birleştirildiğini de hatırlatmak gerekir; bu birleştirmenin nasıl işlediği ve tazminat hesabına etkisi tazminat hesaplama aracında gösterilmektedir.
İşe dönüş aşaması da kayıt gerektirir. 6331 sayılı Kanun m.15 uyarınca işveren, iş kazası veya sağlık nedeniyle tekrarlanan işten uzaklaşmalardan sonra işe dönüşlerde çalışanların sağlık muayenelerinin yapılmasını sağlamakla yükümlüdür; ancak maddenin lafzına göre bu yükümlülük çalışanın talep etmesi hâlinde doğar. Dolayısıyla işe dönerken muayene talebini yazılı olarak iletmek, hem sağlık hem ispat açısından yerinde olur.
Ceza Soruşturması: Şikâyet, Süre ve Hukuk Davasıyla İlişkisi
İş kazası, yaralanma veya ölümle sonuçlanmışsa aynı zamanda bir ceza soruşturmasının konusudur. Ölümle sonuçlanan olaylarda taksirle öldürme suçu (TCK m.85) resen soruşturulur; şikâyet aranmaz. Yaralanmalı olaylarda ise durum farklıdır ve maddenin fıkra yapısını okumak zorunludur.
TCK m.89/5'e göre "Taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Ancak, birinci fıkra kapsamına giren yaralama hariç, suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde şikâyet aranmaz." Yani kural şikâyete bağlılıktır; istisna, birinci fıkra kapsamındaki basit yaralama dışında kalan neticelerin bilinçli taksirle gerçekleşmesidir. Bu ayrım pratikte belirleyicidir: uzuv kaybı, kemik kırığı, yaşamı tehlikeye sokan durum gibi ağırlaşmış neticelerde işverenin öngördüğü hâlde önlem almadığı belirlenirse soruşturma şikâyet olmadan da yürür.
Şikâyete bağlı hâllerde süre kaçırılmamalıdır: TCK m.73 uyarınca yetkili kimse altı ay içinde şikâyette bulunmazsa soruşturma ve kovuşturma yapılamaz; bu süre, zamanaşımını geçmemek koşuluyla, şikâyet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar. İş kazalarında failin kim olduğu (işveren vekili, iş güvenliği uzmanı, alt işveren yetkilisi) çoğu zaman soruşturma ilerledikçe netleştiğinden, sürenin başlangıcı dosyaya göre değerlendirilmelidir.
Ceza dosyası, tazminat davası açısından iki yönlü değer taşır. Bir yandan olay yeri incelemesi, bilirkişi raporu ve tanık ifadeleri gibi hukuk davasında yeniden üretilmesi güç delilleri barındırır. Öte yandan ceza mahkemesinin kusur değerlendirmesi hukuk hâkimini bağlamaz: Türk Borçlar Kanunu m.74 uyarınca hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığına karar verirken ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkiminin verdiği beraat kararıyla da bağlı değildir. Bu nedenle ceza dosyasında takipsizlik veya beraat çıkması, tazminat talebinin sonuçsuz kalacağı anlamına gelmez.
İlk Otuz Günde Toplanması Gereken Belgeler
Aşağıdaki liste, sonraki aşamalarda en sık eksik kalan belgeleri ve her birinin hangi süreçte işe yaradığını gösterir. Belgelerin bir kısmı zamanla ulaşılmaz hâle geldiğinden, mümkün olduğunca ilk ay içinde toplanması önerilir.
| Belge | Nereden alınır | Hangi süreçte kullanılır |
|---|---|---|
| İş kazası ve meslek hastalığı bildirgesi | SGK / işveren | Kaza kaydının varlığını gösterir; tespit davası gerekip gerekmediğini belirler |
| Kaza tutanağı ve varsa şerhler | İşveren | Olayın oluş şekli; bilirkişi incelemesinin çıkış noktası |
| Kolluk tutanağı ve soruşturma evrakı | Kolluk / Cumhuriyet başsavcılığı | Ceza soruşturması; hukuk davasında delil |
| Hastane kayıtları, epikriz, istirahat raporları | Sağlık kuruluşu | Ödenek; tedavi süresi; zarar hesabı |
| Sağlık kurulu raporu | Yetkilendirilmiş sağlık hizmeti sunucusu | Kurum Sağlık Kurulu değerlendirmesi; maluliyet oranı |
| Bordro, hizmet dökümü, işe giriş bildirgesi | SGK / e-Devlet | Çalışma olgusu ve ücretin ispatı |
| Kişisel koruyucu donanım teslim tutanakları | İşveren / dosya | Kusur değerlendirmesi |
| İSG eğitim kayıtları, risk değerlendirmesi, onaylı defter | İşveren / OSGB | Kusur değerlendirmesi |
| İş müfettişi veya Kurum denetim raporu | SGK / Bakanlık | Kazanın niteliği ve kusur dağılımı |
| Tanık listesi ve iletişim bilgileri | Kazazede / yakınları | Her üç süreçte |
Sonraki Adım: Tazminat Talebi ve SGK Gelirleri
Belgeler toplandıktan sonra sıra, işverene karşı maddi ve manevi tazminat talebine gelir. Bu aşamada usul yönünden bilinmesi gereken en önemli kural, arabuluculuğa ilişkindir. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m.3/1 uyarınca kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Ancak aynı maddenin üçüncü fıkrası açık bir istisna getirir: "İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz."
Bunun pratik sonucu şudur: iş kazasından doğan tazminat için doğrudan dava açılabilir, arabuluculuk zorunlu değildir. Buna karşılık aynı işçinin kıdem tazminatı, fazla mesai ücreti gibi iş sözleşmesinden doğan alacakları için arabuluculuk dava şartı olmaya devam eder. Aynı olaydan doğan iki grup talep, farklı usul kurallarına tabidir ve bu ayrım gözden kaçırıldığında dosya usulden reddedilebilir.
SGK'nın bağladığı gelirlerin tazminattan düşülüp düşülmeyeceği ayrı bir teknik konudur ve hesabın en çok hata yapılan aşamasıdır: iş kazası sigortasından bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin yalnız rücuya tabi kısmı mahsup edilirken, ölüm sigortasından bağlanan aylıklar mahsup edilmez. Bu mahsupların hesaba nasıl yansıdığı ve zamanaşımı takvimi iş kazası tazminat hesaplama aracında adım adım gösterilmektedir; işverenin sorumluluğunun hukuki niteliği ve dava süreci ise iş kazası tazminat davaları rehberinde ele alınmıştır. Yalova ve çevresindeki dosyalarda süreç takibi için Yalova iş hukuku avukatlık hizmetleri sayfasına bakılabilir.
Son olarak, ani bir olaya değil zamana yayılmış etkilere dayanan rahatsızlıklar iş kazası değil meslek hastalığı olarak değerlendirilir; bu hâlde bildirim, tespit ve süre kuralları kendi mevzuatına tabidir ve zarar ile faizin başlangıcı maluliyetin tespit edildiği rapor tarihine bağlanır. Ayrıca SGK'nın işverene yönelttiği rücu talebi, işçinin kendi tazminat davasından bağımsız ve ayrı bir dava türüdür.
Sık Sorulan Sorular
İşveren kazayı bildirmezse tazminat hakkım düşer mi?
Hayır. Bildirim yükümlülüğü işverene aittir ve ihlali işçinin haklarını ortadan kaldırmaz. Kanun, geç bildirimin sonucunu işveren üzerinde düzenlemiştir: bildirim tarihine kadar geçen süre için sigortalıya ödenecek geçici iş göremezlik ödeneği Kurumca işverenden tahsil edilir (5510 sayılı Kanun m.21/2) ve ayrıca idari para cezası uygulanır. Sigortalı ya da hak sahipleri olayı doğrudan SGK'ya bildirebilir; Kurum kabul etmezse olayın iş kazası olduğu dava yoluyla tespit ettirilebilir.
Kaza tutanağını imzalamak zorunda mıyım?
Tutanağı imzalamak zorunlu değildir; imzalanması hâlinde de içeriğine katılmadığınız hususlar için şerh düşülebilir. Tutanak kesin delil değildir, aksi tanık beyanı, kamera kaydı, hastane kayıtları ve müfettiş raporu gibi delillerle ispatlanabilir. Buna karşılık, olayın oluş şeklini yanlış anlatan bir tutanağı itirazsız imzalamak, sonraki aşamada bu anlatımı çürütme yükünü ağırlaştırır.
Servis aracında veya görev yolunda geçirdiğim kaza iş kazası mıdır?
İşverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş geliş sırasında meydana gelen kazalar 5510 sayılı Kanun m.13 kapsamındadır. Aynı şekilde, bir işverene bağlı çalışan sigortalının görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda meydana gelen olaylar da iş kazasıdır. Bu tür olaylar aynı anda trafik kazası niteliği de taşıyabilir ve sorumlular birlikte dava edilebilir. Buna karşılık işçinin kendi aracıyla evinden işe gidişi bu bentlere girmez.
İşyerinde geçirdiğim kalp krizi iş kazası sayılır mı?
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2025/15328 E., 2026/3911 K. sayılı kararında, kanunun iş kazası tanımında dıştan gelen bir etkinin varlığından söz edilmediği, bu nedenle kalp krizi veya beyin kanaması geçirilmesinin de iş kazası kapsamında değerlendirildiği belirtilmiştir. Aynı yönde, işyerinde çalışırken kalp krizi geçirerek vefat eden işçi bakımından verilen tespit hükmü 2025/12574 E., 2026/2693 K. sayılı kararla onanmıştır. Ancak olayın iş kazası sayılması, işverenin kusurlu olduğu anlamına gelmez; kusur ayrıca değerlendirilir.
İş kazası davası açmadan önce arabulucuya gitmem gerekir mi?
İş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davaları ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları için arabuluculuk dava şartı değildir (7036 sayılı Kanun m.3/3); doğrudan dava açılabilir. Buna karşılık kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai gibi iş sözleşmesinden doğan alacaklar için arabuluculuk dava şartıdır. Aynı olaydan doğan bu iki grup talebin usul yolu farklıdır.
Sigortasız çalışıyordum, iş kazası hakkım var mı?
Sigortasız çalıştırılmış olmak iş kazası korumasını ve işverene karşı tazminat hakkını ortadan kaldırmaz. Bu durumda önce çalışma olgusunun geçmişe dönük tespiti gerekir; ardından olayın iş kazası olduğu tespit ettirilir. Tespit davasında husumetin gerçek işverene yöneltilmesi kritiktir: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2025/15328 E., 2026/3911 K. sayılı kararında, yalnız yapı sahibine karşı açılan davada gerçek işverenliklere husumet yöneltilmediği gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Kurum Sağlık Kurulunun belirlediği maluliyet oranına itiraz edebilir miyim?
Evet. 5510 sayılı Kanun m.95 uyarınca, meslekte kazanma gücü kaybı derecelerine ilişkin olarak Kurumca verilen karara ilgililerin itirazı hâlinde durum Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanır. Sürekli iş göremezlik geliri bakımından kanuni eşik, meslekte kazanma gücünün en az %10 oranında azalmış olmasıdır; bu eşiğin altında Kurum geliri bağlanmaz, ancak işverene karşı tazminat talebi ayrıca değerlendirilir.
Ceza dosyasında takipsizlik verilirse tazminat davası düşer mi?
Hayır. Türk Borçlar Kanunu m.74 uyarınca hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığına karar verirken ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi ceza hâkimince verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Ceza dosyasındaki takipsizlik veya beraat, hukuk mahkemesinin kendi bilirkişi incelemesiyle kusur belirlemesine engel olmaz. Ceza dosyasındaki deliller ise hukuk davasında kullanılabilir.
Sonuç
İş kazası sonrasında hukuki sürecin sağlam kurulması, teknik bir tazminat hesabından önce basit ama zamana duyarlı adımlara bağlıdır: olayın kayda geçmesi, bildirimlerin süresinde yapılması, tutanağın doğru içerikle düzenlenmesi, delillerin kaybolmadan toplanması ve sağlık evrakının eksiksiz biriktirilmesi. Kanun bu adımların çerçevesini çizmiştir; bildirim için kolluğa derhal, SGK'ya kazadan sonraki üç iş günü içinde bildirim zorunluluğu (5510 sayılı Kanun m.13/2), bildirimin yapılmaması hâlinde uygulanacak sınırlı yaptırım (m.21/2), ödenek ve maluliyet tespiti kuralları (m.18, m.19, m.95) ve ceza soruşturmasının şikâyete bağlılığı (TCK m.89/5) bu çerçevenin ana hatlarını oluşturur.
Bildirimin yapılmamış olması hak kaybı değil ispat yükü doğurur; kazanın Kurumca kabul edilmediği hâllerde tespit davası yolu açıktır, ancak husumetin doğru yöneltilmesi ve gereksiz dava açılmaması usul açısından belirleyicidir. Toplanan belgeler tamamlandıktan sonra tazminat aşamasında kusur dağılımı, maluliyet oranı ve SGK mahsupları devreye girer; bu aşamanın hesap yönü ayrı bir konudur. Somut dosyada süreleri kaçırmamak ve delil kaybını önlemek için sürecin başında hukuki değerlendirme alınması yerinde olur.
Yazar
Av. Mesut İLME
İlme Hukuk & Danışmanlık kurucu avukatı. Aile, iş, ceza ve ticaret hukuku alanlarında 20+ yıl deneyim ile Yalova ve Türkiye genelinde online avukatlık hizmeti sunmaktadır.
Profili Görüntüle