İLME HUKUK BÜROSUHukuka Güven, Geleceğe Adım
İLME HUKUK BÜROSU
Hemen AraRandevu Al
İş Hukuku#hizmet tespiti#SGK#iş hukuku

Hizmet Tespiti Davası: Sigortasız Çalışmanın İspatı ve SGK Süreci

Sigortasız veya eksik bildirimli çalışma, hizmet tespiti davasıyla geçmişe dönük kayda geçirilebilir. Davanın kime karşı açılacağı, beş yıllık hak düşürücü süre ve ispat yöntemi güncel Yargıtay uygulamasıyla açıklanıyor.

19 Ağustos 2026
18 dk okuma
hizmet tespiti davası

Türkiye'de sigortasız veya eksik sigortalı çalıştırma, işçinin yalnızca bugününü değil emeklilik hakkını da doğrudan etkileyen bir sorundur. Fiilen yıllarca bir işyerinde çalışan kişi, Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına hiç girmemişse ya da çalışma günleri eksik bildirilmişse, emeklilik hesabında o yıllar hiç yaşanmamış gibi işlem görür. Bu kaybı hukuken telafi eden yol, hizmet tespiti davasıdır.

Hizmet tespiti davası, uygulamada en çok yanlış kurgulanan dava türlerinden biridir. Davanın kime karşı açılacağı, beş yıllık sürenin ne zaman başladığı ve arabuluculuğa başvurulmasının gerekip gerekmediği konularındaki hatalar, esasa girilmeden davanın reddine yol açabilmektedir. Bu rehber, davanın yasal çerçevesini, güncel Yargıtay uygulamasını ve pratikte en sık düşülen usul hatalarını bir arada ele almaktadır.

Hizmet Tespiti Davası Nedir, Neyi Tespit Ettirir?

Hizmet tespiti davası; bir işverene ait işyerinde hizmet akdine (iş sözleşmesine) tabi olarak çalıştığı hâlde bu çalışmaları Sosyal Güvenlik Kurumu'na hiç bildirilmemiş ya da eksik bildirilmiş kişinin, çalışmasının varlığını, süresini ve kazancını mahkeme kararıyla tespit ettirmesini sağlayan davadır.

Davanın yasal dayanağı, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 86. maddesinin dokuzuncu fıkrasıdır. Bu fıkra uyarınca; aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi işveren tarafından verilmeyen ya da çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır.

1 Ekim 2008 tarihinden önceki çalışma dönemleri bakımından ise mülga 506 sayılı Kanun'un 79/10. maddesi uygulanır. İki dönem arasındaki bağlantıyı 5510 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesindeki geçiş hükmü kurar. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, bu ikili yapıyı ve davanın niteliğini şu şekilde ifade etmektedir:

"Hizmet tespitine ilişkin talebin yasal dayanağı 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun geçiş hükümlerini içeren geçici 7. maddesi gereğince 506 sayılı Kanun'un 79/10. ve 5510 sayılı Kanun'un 86/9. maddeleri olup Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur." (Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2025/18665 E., 2026/6174 K., 04.05.2026)

Bu tanım, davanın neden diğer iş davalarından farklı bir usule tabi olduğunu da açıklamaktadır: dava yalnızca iki taraf arasındaki özel bir uyuşmazlık değil, sosyal güvenlik hakkının hayata geçirilmesine ilişkin bir kamu düzeni meselesidir.

Üç Farklı Eksiklik Türü

Uygulamada hizmet tespiti talebi üç ayrı eksiklikten doğar ve bunların ispat yükü birbirinden farklıdır:

  • Hiç bildirim yapılmaması: İşçi işyerinde çalışmış, ancak Kurum kayıtlarında o işyerinde hiçbir sigortalılık kaydı bulunmamaktadır. Burada çalışma olgusunun tamamı ispatlanmalıdır.
  • Gün sayısının eksik bildirilmesi: İşçi kayıtlarda görünmektedir, ancak ayda otuz gün çalıştığı hâlde on beş gün üzerinden bildirim yapılmıştır. Burada tartışma, çalışmanın varlığı değil kesintisizliği üzerinedir.
  • Prime esas kazancın düşük gösterilmesi: Çalışma gün sayısı doğrudur, ancak ücret gerçekte daha yüksek olmasına rağmen asgari ücret üzerinden bildirilmiştir. Bu talep, hizmet tespitinden ayrı olarak prime esas kazancın tespiti adını alır ve dava dilekçesinde ayrıca ve açıkça talep edilmelidir.

Bu üç talep tek dava içinde birlikte ileri sürülebilir. Ancak dilekçede yalnızca "hizmetlerimin tespitini talep ederim" denilmişse, mahkemenin kazanç tespitine ilişkin bir hüküm kurması beklenemez; talep edilmeyen konuda karar verilemez.

Kimler Bu Davayı Açabilir?

Dava, hizmet akdine tabi çalışan, yani 5510 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalılar bakımından söz konusudur. Bir işverene bağlı olmaksızın kendi nam ve hesabına çalışanlar ile şirket ortaklığından doğan sigortalılık bu davanın konusu değildir; oradaki uyuşmazlıklar farklı hukuki yollara tabidir.

Sigortalının ölümü hâlinde, ölüm aylığı veya diğer haklardan yararlanacak durumda olan hak sahipleri de bu davayı açabilir. Zira tespit edilecek hizmet, yalnızca sigortalının kendi emekliliğini değil, geride kalanların hak sahipliğini de doğrudan etkiler.

Dava Kime Karşı Açılır? SGK'nın Usulî Konumu

Bu başlık, hizmet tespiti davasının en çok hata yapılan noktasıdır ve 2017 yılında yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile önceki uygulamadan ayrılmıştır.

7036 sayılı Kanun'un 4. maddesi uyarınca, hizmet akdine tabi çalışmalar nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talebiyle açılan dava işveren aleyhine açılır. Dava, Sosyal Güvenlik Kurumu'na mahkemece resen ihbar edilir. İhbar üzerine Kurum, davaya davalı yanında ferî müdahil olarak katılır.

Bu düzenlemenin pratikte üç önemli sonucu vardır:

  • Kurum davalı değildir. Dava dilekçesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun davalı olarak gösterilmesi, davanın taraf teşkilini hatalı kurar. Husumetin doğru yöneltilmesi, dava dilekçesinin hazırlanmasındaki ilk kontrol noktasıdır.
  • İhbar mahkemenin görevidir. Kuruma ihbarın resen yapılması gerektiğinden, bu yükümlülük davacıya ait değildir. Ancak ihbarın yapılmamış olması kararın denetiminde bozma sebebi hâline gelebileceğinden, dosyanın takibinde bu husus gözetilmelidir.
  • Kurum tek başına kanun yoluna başvurabilir. Ferî müdahil olarak katılan Kurum, yanında katıldığı taraf başvurmasa dahi kanun yoluna başvurabilir. Yani işveren kararı istinaf veya temyiz etmese bile Kurum tek başına başvurabilir ve karar bu yolla bozulabilir.

Son maddenin pratikteki ağırlığı küçümsenmemelidir. Kurumun ferî müdahil sıfatıyla tek başına temyiz ettiği ve kararın bu başvuru üzerine bozulduğu dosyalar, dairenin güncel içtihadında somut olarak görülmektedir. Bu nedenle, işverenin davayı kabul etmesi veya savunma yapmaması, davacı bakımından bir güvence oluşturmaz; çalışma olgusu her hâlükârda ispatlanmak zorundadır.

Kuruma Ön Başvuru Şartı Bu Davada Yoktur

7036 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrası, Kurumun taraf olduğu davalarda dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumu'na başvurulmasını dava şartı olarak düzenlemiştir. Ancak aynı fıkra, hizmet akdine tabi çalışmalar nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti taleplerini bu zorunluluğun dışında bırakmıştır.

Bu ayrım, genel kuralın istisnasının gözden kaçırılması nedeniyle sıkça karıştırılır. Diğer sosyal güvenlik uyuşmazlıklarında (örneğin aylık bağlanması, yersiz ödeme, borçlanma taleplerinde) Kuruma ön başvuru zorunlu iken, hizmet tespiti davasında böyle bir ön şart aranmaz. Dava doğrudan iş mahkemesinde açılabilir.

İşyeri Devri ve Birden Fazla İşveren

Çalışma süresi boyunca işyeri devredilmişse veya işçi aynı işverene ait farklı tüzel kişiliklerde çalıştırılmışsa, husumetin kime yöneltileceği ayrıca değerlendirilmelidir. Alt işveren (taşeron) ilişkisinin bulunduğu hâllerde, çalışmanın hangi işverenin işyerinde ve hangi dönemde geçtiği ayrıştırılmadan açılan davalar, taraf teşkili yönünden eksik kalabilir. Şirketin ticaret sicilinden terkin edilmiş olması hâlinde ise davanın yürütülebilmesi için ayrı bir usulî yol izlenmesi gerekir.

Beş Yıllık Hak Düşürücü Süre ve İstisnaları

5510 sayılı Kanun'un 86/9. maddesindeki süre, davanın kaderini belirleyen unsurdur. Kanun metni süreyi, çalışmanın sona erdiği tarihe değil, hizmetlerin geçtiği yılın sonuna bağlamıştır.

Bu ifade, uygulamada davacı lehine bir miktar ek süre yaratır. Örneğin Mart 2020'de sona eren bir çalışma bakımından süre, çalışmanın bittiği Mart 2020'den değil, 31 Aralık 2020 tarihinden itibaren işlemeye başlar ve 31 Aralık 2025'te dolar.

Çalışmanın geçtiği dönemSürenin başlangıcıSürenin dolduğu tarih
Şubat – Kasım 201931 Aralık 201931 Aralık 2024
Mart 2020 (çalışma sona erdi)31 Aralık 202031 Aralık 2025
Ocak 2021 – Ağustos 202131 Aralık 202131 Aralık 2026

Sürenin niteliği de sonuçları bakımından belirleyicidir. Söz konusu süre bir zamanaşımı süresi değil, hak düşürücü süredir. Bunun anlamı şudur: süre, tarafların ileri sürmesine gerek olmaksızın hâkim tarafından resen dikkate alınır; işverenin süreyi savunma olarak ileri sürmemesi ya da davayı kabul etmesi sonucu değiştirmez. Hak düşürücü sürenin geçtiği tespit edildiğinde dava esasa girilmeden reddedilir.

Sürenin İşlemediği Hâller

Buna karşılık, hak düşürücü süre her durumda işlemez. Kanun metninin lafzı bu istisnaların çıkış noktasıdır: madde, "aylık prim ve hizmet belgesi verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen" sigortalılardan söz etmektedir. Dolayısıyla çalışma, herhangi bir yolla Kurumun bilgisine girmişse madde kapsamının dışında kalır ve beş yıllık süre uygulanmaz. Başlıca hâller şunlardır:

  • İşe giriş bildirgesinin Kuruma verilmiş olması: İşveren işçinin işe girişini bildirmiş, ancak sonrasında prim belgelerini vermemiş veya primleri ödememişse, çalışma Kurum tarafından bilinir hâle gelmiştir. Bu durumda sigortalının, Kurumun bilgisi dâhilindeki bir çalışma için beş yıllık süreyle sınırlanması söz konusu olmaz.
  • Çalışmanın Kurumca tespit edilmiş olması: Kurum müfettişi veya denetim elemanınca düzenlenen bir raporla çalışma saptanmışsa, madde kapsamına giren "tespit edilememe" hâli ortadan kalkar.
  • Mevsimlik işler: Çalışmanın mevsimlik olduğu hâllerde, iş sözleşmesi mevsim dışı dönemde askıda kabul edilir ve bu dönemde hak düşürücü süre işlemez. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, mahkemenin yapması gereken araştırmayı sıralarken bu noktayı açıkça vurgulamaktadır: "işin mevsimlik olduğu anlaşılırsa dönemleri belirlenmeli, bu dönemde davacı ile işveren arasındaki sözleşmenin askıda olduğu ve mevsimlik dönemlerde hak düşürücü sürenin işlemeyeceği gözönünde bulundurulmalı" (Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2025/18665 E., 2026/6174 K., 04.05.2026).

Bu istisnaların varlığı, süresi geçmiş görünen dosyalarda peşinen umutsuzluğa kapılmayı gereksiz kılar. Buna karşılık istisnaların her biri belgeye dayanır: Kurumdan işyeri dosyasının ve sigortalı hizmet dökümünün getirtilmesi, sürenin işleyip işlemediğinin belirlenmesinde ilk adımdır.

Mahkeme Neyi, Nasıl Araştırır?

Hizmet tespiti davasında ispat rejimi, olağan hukuk davalarından ayrılır. Kanunlarda bu davalarda ispatın ne şekilde yapılacağına dair özel bir düzenleme bulunmadığından, uygulama tamamen içtihatla şekillenmiştir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi ilkeyi şöyle ortaya koymaktadır:

"İlgili yasalarda hizmet tespiti davasında ispat yönteminin ne şekilde olması gerektiğine dair herhangi bir açıklama bulunmadığından, kamu düzenine ilişkin bu tür davalarda taraflar her türlü delile dayanabileceği gibi mahkemece kendiliğinden araştırma ilkesine göre delil toplanabilir ve inceleme yapılabilir. Bu davaların kamu düzenine ilişkin olduğu da gözetilerek davacının işyerinde eylemli olarak çalışıp çalışmadığı yeterli ve gerekli bir araştırmayla hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak sağlıklı bir biçimde belirlenmelidir." (Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2025/13317 E., 2026/1615 K., 18.02.2026)

Bu ilkenin iki yüzü vardır. Bir yandan davacı her türlü delile dayanabilir; yazılı belge zorunluluğu yoktur. Öte yandan ispat standardı yüksektir: çalışma olgusunun "hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak" biçimde ortaya konulması aranır. Mahkeme, tarafların sunduğu delillerle yetinmeyip resen araştırma yapmakla yükümlüdür.

Mahkemenin İzlemesi Gereken Araştırma Sırası

Daire, bu davalarda yapılması gereken işlemleri ayrıntılı biçimde sıralamaktadır: davacıyla ilgili tüm belge ve kayıtlar işverenden istenmeli; çalışmanın gerçekleştiği ileri sürülen işyerinin Kurum nezdindeki dosyası, ücret ödeme bordroları, puantaj kayıtları ve diğer kayıtlar getirtilmeli; dönemsel sigorta primleri bordrosuyla veya aylık prim ve hizmet belgesiyle bildirimleri yapılan sigortalılar tanık sıfatıyla dinlenmeli; Kurum müfettişlerince inceleme yapılıp yapılmadığı sorulmalı ve yapılmışsa belgeler getirtilmelidir.

Araştırma bununla da sınırlı değildir. Aynı çevrede faaliyet yürüten ve davacının çalışmasını bilebilecek durumda olan tarafsız nitelikteki başka işverenler ile bordrolu çalışanları yöntemince saptanarak tanık sıfatıyla dinlenmeli; varsa işçilik alacaklarına ilişkin dava dosyası celbedilerek o dosyada dinlenen tanıkların anlatımlarıyla bu dosyadaki anlatımlar karşılaştırılmalı ve çelişki bulunuyorsa giderilmelidir.

Bordro Tanıkları ve Komşu İşyeri Tanıkları

Bu iki tanık grubu, hizmet tespiti davasının belkemiğidir ve aralarındaki fark uygulamada sıkça gözden kaçar.

Bordro tanıkları, uyuşmazlık konusu dönemde aynı işyerinde çalıştığı Kurum kayıtlarıyla sabit olan kişilerdir. Bunların beyanı, kaydın kendisiyle desteklendiği için güçlüdür. Ancak bordro tanığının kendi çalışma dönemi, davacının iddia ettiği dönemi kapsamıyorsa, o tanığın beyanı iddia edilen sürenin tamamını karşılamaz. Nitekim yukarıda anılan 2025/18665 esas sayılı dosyada bozma sebeplerinden biri tam olarak budur: dinlenen tanıkların işyerindeki hizmet başlangıçlarının davacının iddia ettiği tarihten sonraki dönemlere ait olması, başlangıç tarihinin o beyanlarla kanıtlanmasını olanaksız kılmıştır.

Komşu işyeri tanıkları ise, aynı çevrede faaliyet gösteren ve taraflarla menfaat ilişkisi bulunmayan işveren ya da çalışanlardır. Bunların değeri tarafsızlıklarından gelir. İşyerinde bordrolu çalışanın hiç bulunmadığı veya kayıtların tamamen tutulmadığı dosyalarda, çoğu zaman tek gerçekçi ispat yolu bu tanıklardır.

Somutlaştırma Yükümlülüğü

Davacıdan, çalışmasını soyut bir iddia olarak değil somut ayrıntılarla ortaya koyması beklenir: işyerinde kimlerle birlikte çalıştığı, hangi işi yaptığı, çalışma saatleri, ücretin ne şekilde ödendiği. Uygulamada mahkemeler davacıya kimlerle çalıştığını doğrudan sormakta ve verilen isimler üzerinden tanık listesini genişletmektedir. Bu nedenle dava öncesinde, birlikte çalışılan kişilerin isimlerinin, işyerine mal veya hizmet sağlayan firmaların, düzenli müşterilerin listelenmesi dosyanın gücünü belirgin biçimde artırır.

Çalışmayı destekleyen her tür yan belge de değerlidir: banka hesabına yapılan ödemeler, işyeri adına imzalanan irsaliye ve faturalar, servis kayıtları, yemek kartı hareketleri, işyeri kimlik kartı, mesai çizelgeleri, kısa mesaj ve elektronik yazışmalar. Kısmen elden kısmen banka kanalıyla ödenen ücretlerde, banka kayıtları çalışmanın varlığı bakımından güçlü bir başlangıç dayanağı oluşturur.

Dava Öncesi Hazırlık: Hangi Belgeler Toplanmalı?

Mahkemenin resen araştırma yetkisi bulunması, davacının hazırlıksız gelmesini karşılamaz. Kayıtların büyük bölümü işverenin elindedir ve işverenin bunları eksiksiz sunmaması hâlinde boşluğu dolduracak olan, davacının önceden hazırladığı bilgi ve belgelerdir. Dava açılmadan önce aşağıdaki hazırlığın yapılması, hem hak düşürücü sürenin işleyip işlemediğinin belirlenmesi hem de tanık listesinin doğru kurulması bakımından belirleyicidir.

  • Sigortalı hizmet dökümü. Kurumdan alınacak döküm, hangi dönemlerin hiç bildirilmediğini, hangilerinde gün sayısının eksik olduğunu ve kazancın hangi tutar üzerinden bildirildiğini gösterir. Talebin kapsamı bu belge görülmeden belirlenemez.
  • İşe giriş bildirgesinin verilip verilmediği. Bildirgenin verilmiş olması, çalışmayı Kurum bakımından bilinir kıldığından hak düşürücü sürenin işleyişi yönünden kritik öneme sahiptir. Süresi geçmiş görünen dosyaların bir bölümü tam bu noktada canlanır.
  • Birlikte çalışılan kişilerin listesi. Ad, soyad ve mümkünse çalıştıkları dönem. Bu liste, mahkemenin soracağı somutlaştırma sorusunun peşinen cevaplanmasını sağlar ve bordro tanığı seçimini kolaylaştırır.
  • Çevredeki tarafsız tanık adayları. Aynı sokak, aynı sanayi sitesi veya aynı iş hanındaki komşu işyeri sahipleri ve çalışanları; işyerine düzenli mal veya hizmet sağlayan firmalar; düzenli müşteriler.
  • Ödemeye ilişkin kayıtlar. Banka hesap hareketleri, ücretin bir kısmı elden ödenmiş olsa dahi değerlidir; kısmî banka ödemesi çalışmanın varlığı bakımından güçlü bir başlangıç dayanağı oluşturur.
  • Çalışmayı gösteren yan belgeler. İşyeri adına imzalanmış irsaliye ve faturalar, servis ve mesai çizelgeleri, işyeri kimlik kartı, yemek kartı hareketleri, iş ile ilgili yazışmalar ve fotoğraflar.
  • Varsa önceki dava dosyaları. Aynı çalışma ilişkisinden doğan bir işçilik alacağı davası açılmışsa, o dosyadaki beyanların hizmet tespiti dosyasındaki anlatımlarla uyumlu olması gerekir; çelişki bulunması hâlinde mahkeme bunu gidermek zorundadır.

Bu hazırlığın bir başka faydası, talebin gerçekçi biçimde sınırlandırılmasıdır. Belgeyle ya da tanıkla desteklenemeyecek kadar geniş bir dönem için tespit istenmesi, dosyanın tümüne ilişkin inandırıcılığı zayıflatabilir. İspat edilebilir dönemin doğru belirlenmesi, çoğu zaman iddiayı büyütmekten daha etkilidir.

Görevli Mahkeme, Yetki ve Arabuluculuk

Görevli mahkeme iş mahkemesidir. Bu, 5510 sayılı Kanun'un 86/9. maddesinin lafzından doğrudan anlaşılmaktadır: sigortalılar çalıştıklarını "iş mahkemesine başvurarak" ispatlayabilirler. İş mahkemesi bulunmayan yerlerde bu sıfatla asliye hukuk mahkemesi görevlidir.

Yetki bakımından 7036 sayılı Kanun'un 6. maddesi uygulanır. Buna göre yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi ile işin veya işlemin yapıldığı yer mahkemesidir. Davalı birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir. Bu hükümlere aykırı yetki sözleşmeleri geçersizdir; iş sözleşmesine konulan "uyuşmazlıklarda şu ilin mahkemeleri yetkilidir" kaydı, işçinin kanundan doğan seçimlik yetkisini ortadan kaldırmaz.

Pratik sonuç şudur: işyerinin bulunduğu yerden başka bir şehre taşınmış işçi, çalışmanın geçtiği yer mahkemesinde dava açabileceği gibi, işverenin yerleşim yeri mahkemesini de tercih edebilir.

Hizmet Tespiti Davasında Arabuluculuk Dava Şartı Değildir

7036 sayılı Kanun'un 3. maddesi, kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda arabulucuya başvurulmuş olmasını dava şartı olarak düzenlemiştir. Hizmet tespiti davası bir alacak veya tazminat davası değil, sigortalılık süresinin saptanmasına yönelik bir tespit davasıdır ve davalı yanında Kurumun ferî müdahil olarak yer aldığı, kamu düzenine ilişkin bir uyuşmazlıktır. Bu nedenle dava şartı arabuluculuk kapsamında değildir; arabulucuya başvurulmaksızın doğrudan dava açılabilir.

Bu ayrımın gözden kaçırılması iki yönlü zarar doğurur. Bir yandan, arabuluculuk şartı sanılarak geçirilen haftalar beş yıllık hak düşürücü sürenin dolmasına yaklaşılan dosyalarda telafisi imkânsız sonuç yaratabilir. Öte yandan, aynı çalışma ilişkisinden doğan kıdem tazminatı, ihbar tazminatı veya fazla mesai alacakları bakımından arabuluculuk gerçekten dava şartıdır. Yani aynı iş ilişkisi, biri arabuluculuğa tabi olan diğeri olmayan iki ayrı hukuki yol doğurur. Zorunlu arabuluculuğun kapsamı ve işleyişi hakkında ayrıntılı bilgi için arabuluculuk rehberimizi inceleyebilirsiniz.

Davanın Kazanılmasının Sonuçları

Mahkeme kararı kesinleştikten sonra Sosyal Güvenlik Kurumu, kararı uygulamakla yükümlüdür. Uygulamanın sonuçları birkaç başlıkta toplanır.

Sigortalılık kaydı ve gün sayısı. Karar kesinleştiğinde, hükmedilen prim ödeme gün sayıları ve aylık kazanç toplamları sigortalının hizmet dökümüne işlenir. Sigorta başlangıç tarihinin öne çekilmesi, emeklilik yaşı ve prim gün şartlarının hangi mevzuat dönemine göre belirleneceğini etkileyebileceğinden, çoğu dosyada tespit edilen gün sayısından daha kritik olan unsur başlangıç tarihidir.

Primlerin tahsili. Tespit edilen döneme ait sigorta primleri işverenden tahsil edilir; gecikme cezası ve gecikme zammı da işverene aittir. İşçiden, tespit edilen döneme ilişkin işveren hissesinin ödenmesi istenemez. Ayrıca işveren hakkında, belge ve bildirim yükümlülüklerinin ihlali nedeniyle idari para cezası uygulanması gündeme gelir.

İşçilik alacaklarıyla ilişkisi. Hizmet tespiti kararı, işçilik alacakları bakımından doğrudan bir alacak hükmü içermez. Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti veya fazla mesai alacakları ayrı bir davanın konusudur ve bunlar için arabuluculuk dava şartı geçerlidir. Bununla birlikte, hizmet tespiti davasında ortaya çıkan çalışma süresi ve ücret bulgusu, sonraki alacak davasında güçlü bir dayanak oluşturur. Kıdeme bağlı hakların büyüklüğü hakkında ön fikir edinmek için kıdem tazminatı hesaplama aracımızı kullanabilirsiniz.

İş kazası dosyalarındaki özel önem. Sigortasız çalıştırma, iş kazası tazminatı hakkını ortadan kaldırmaz. Ancak sigortalılığın geçmişe dönük tespit edilmesi, hem Kurumun sağladığı gelir ve ödeneklerin bağlanabilmesi hem de tazminat hesabının kurulması bakımından belirleyicidir. İş kazası boyutu bulunan dosyalarda süreçlerin birlikte planlanması gerekir; konunun ayrıntıları için iş kazası rehberimize ve iş kazası tazminatı hesaplama sayfamıza bakabilirsiniz.

Uygulamada Sık Yapılan Yedi Hata

Aşağıdaki hatalar, esasa girilmeden dava kaybedilmesine ya da yıllar süren gereksiz yargılamaya yol açmaktadır.

  1. Sosyal Güvenlik Kurumu'nu davalı göstermek. Dava işveren aleyhine açılır; Kurum resen ihbar üzerine ferî müdahildir. Bu hata, taraf teşkilinin baştan yanlış kurulması sonucunu doğurur.
  2. Beş yıllık süreyi çalışmanın bittiği günden saymak. Kanun süreyi "hizmetlerin geçtiği yılın sonundan" başlatır. Süreyi çalışmanın sona erdiği tarihten hesaplayan bir değerlendirme, aslında hâlâ dava açma imkânı bulunan dosyayı süresi geçmiş sanarak kapatabilir.
  3. Yalnızca akraba ve yakın çevre tanığına dayanmak. Araştırmanın merkezinde bordro tanıkları ile tarafsız komşu işyeri tanıkları vardır. Menfaat ilişkisi bulunan kişilerin beyanı tek başına, aranan kesinlik ölçüsünü karşılamaz.
  4. İşçilik alacağı davasındaki beyanlarla çelişmek. Daha önce açılmış bir alacak davası varsa o dosya celbedilerek tanık anlatımları karşılaştırılır. İki dosyada farklı tarih veya farklı işveren beyanında bulunmak, dosyanın tümünün inandırıcılığını zedeler.
  5. Prime esas kazancı talep etmeyi unutmak. Ücretin gerçekte asgari ücretin üzerinde olduğu hâllerde, kazanç tespiti ayrıca talep edilmezse tespit asgari ücret üzerinden kurulur ve emeklilik aylığı buna göre hesaplanır.
  6. Arabuluculuk şartı sanarak beklemek. Hizmet tespiti davasında arabuluculuk dava şartı değildir; buna karşılık aynı ilişkiden doğan alacak davalarında şarttır. İki yolu birbirine karıştırmak, hak düşürücü sürenin dolmasına yol açabilir.
  7. Kurum kayıtlarını dava öncesinde incelememek. Sigortalı hizmet dökümü ve işyeri dosyası incelenmeden, hangi dönemin gerçekten bildirimsiz olduğu, işe giriş bildirgesinin verilip verilmediği ve dolayısıyla hak düşürücü sürenin işleyip işlemediği bilinemez. Dava stratejisi bu belgeler görülmeden kurulmamalıdır.

Sık Sorulan Sorular

Hizmet tespiti davası açmak için işten ayrılmış olmak gerekir mi?

Hayır. Çalışma devam ederken de bildirimsiz geçen dönemler için dava açılabilir. Beş yıllık hak düşürücü süre her yıl bakımından ayrı işlediğinden, çalışma sürerken açılan dava geçmiş dönemlerin süre yönünden kaybedilmesini önler.

İşveren şirket kapanmışsa dava açılabilir mi?

Ticaret sicilinden terkin edilmiş şirketler bakımından davanın yürütülebilmesi için ayrı bir usulî yol izlenmesi gerekir. Bu durum davanın imkânsız olduğu anlamına gelmez; ancak taraf teşkilinin nasıl kurulacağı dosyanın özelliğine göre değerlendirilmelidir.

Elden ödenen ücret nasıl ispatlanır?

Elden ödeme, çalışmanın ispatına engel değildir. Çalışma olgusu tanık beyanları ve yan belgelerle ortaya konulduktan sonra, ücretin miktarı bakımından emsal ücret araştırması yapılabilir; ilgili meslek kuruluşlarından o iş ve kıdem için ödenen ücret sorulur. Ücret ayrıca ispatlanamazsa tespit asgari ücret üzerinden kurulur.

Dava ne kadar sürer?

Süre, resen araştırma ilkesi nedeniyle olağan alacak davalarından uzun olma eğilimindedir: Kurum ve işveren kayıtlarının getirtilmesi, çok sayıda tanığın dinlenmesi ve gerektiğinde talimat yoluyla ifade alınması zaman alır. Dosyanın belge zenginliği ve tanık erişilebilirliği süreyi doğrudan etkilediğinden, önceden yapılacak hazırlık yargılamayı kısaltır.

İşveren davayı kabul ederse dava hemen sonuçlanır mı?

Hayır. Dava kamu düzenine ilişkin olduğundan, işverenin kabulü mahkemeyi bağlamaz; çalışma olgusu yine de araştırılır. Ayrıca Kurum ferî müdahil sıfatıyla, işveren başvurmasa dahi tek başına kanun yoluna başvurabilir.

Aynı davada hem hizmet hem prime esas kazanç tespiti istenebilir mi?

Evet. Ancak her iki talebin de dava dilekçesinde açıkça belirtilmesi gerekir. Kazanç tespiti talebi ayrıca ileri sürülmediğinde, bu yönde hüküm kurulması beklenemez.

Emekli olduktan sonra hizmet tespiti davası açılabilir mi?

Beş yıllık hak düşürücü süre bakımından bir engel bulunmaması ve tespit edilecek dönemin bu süre içinde kalması ya da istisnalardan birinin gerçekleşmesi kaydıyla açılabilir. Tespit edilen hizmet, aylığın yeniden hesaplanmasını gerektirebilir.

Yurt dışında geçen çalışmalar bu davayla tespit ettirilebilir mi?

Hayır. Yurt dışında geçen süreler, hizmet tespiti davasının değil, yurt dışı hizmet borçlanmasına ilişkin ayrı bir mevzuatın konusudur.

Tespit kararı kesinleşince primleri işçi mi öder?

Hayır. Tespit edilen döneme ait primler, gecikme cezası ve gecikme zammıyla birlikte işverenden tahsil edilir.

Kısmi ve kesintili çalışma da tespit ettirilebilir mi?

Evet. Yapılan işin kapsam ve niteliğine göre kısmi çalışma mümkün olduğundan, mahkeme çalışmanın kesintisiz mi yoksa kısmi ve kesintili mi olduğunu ayrıca araştırır. Bu nedenle her ay tam otuz gün çalışılmamış olması, tespit talebinin reddini gerektirmez; tespit gerçekleşen çalışma yoğunluğuna göre kurulur.

Mahkeme kararına karşı yalnızca Kurum başvurursa ne olur?

Ferî müdahil olarak katılan Kurum, yanında katıldığı taraf başvurmasa dahi kanun yoluna başvurabilir. Bu nedenle işverenin kararı kabul etmesi kararı kendiliğinden kesinleştirmez; Kurumun istinaf veya temyiz başvurusu üzerine karar denetlenir ve bozulabilir.

Tespit davası kazanılırsa kıdem tazminatı da otomatik ödenir mi?

Hayır. Hizmet tespiti kararı sigortalılık süresini saptar, alacak hükmü içermez. Kıdem ve ihbar tazminatı ile diğer işçilik alacakları için ayrı dava açılması gerekir ve bu davalarda arabuluculuk dava şartıdır. Tespit kararındaki süre ve ücret bulgusu ise bu davada önemli bir dayanak oluşturur.

Sonuç

Hizmet tespiti davası, kaybedilmiş görünen çalışma yıllarını sosyal güvenlik kayıtlarına geri kazandıran, kamu düzenine ilişkin bir davadır. Davanın başarısı büyük ölçüde iki unsura bağlıdır: usulün doğru kurulması ve ispatın önceden hazırlanması.

Usul yönünden üç nokta belirleyicidir: dava işveren aleyhine açılır ve Kurum resen ihbar üzerine ferî müdahil olur; beş yıllık hak düşürücü süre hizmetin geçtiği yılın sonundan işler ve hâkim tarafından resen gözetilir; hizmet tespiti davasında arabuluculuk dava şartı değildir, buna karşılık aynı ilişkiden doğan alacak davalarında şarttır.

İspat yönünden ise mahkemenin resen araştırma yetkisi, davacının hazırlıksız gelmesini mazur göstermez. Aranan ölçüt, çalışmanın hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ortaya konulmasıdır. Bordro tanıklarının doğru seçilmesi, tarafsız komşu işyeri tanıklarının belirlenmesi, Kurum ve işveren kayıtlarının önceden incelenmesi ve varsa önceki işçilik alacağı dosyasıyla çelişki bulunmaması, davanın sonucunu doğrudan etkiler.

Sigortasız veya eksik bildirimli çalışma dönemi bulunan kişilerin, hak düşürücü sürenin işleyişi nedeniyle değerlendirmeyi geciktirmemesinde yarar vardır. Çalışma ilişkisinden doğan diğer haklar ve süreçler için iş hukuku rehberimizdeki ilgili başlıklar incelenebilir.

Yazar

Av. Mesut İLME

İlme Hukuk & Danışmanlık kurucu avukatı. Aile, iş, ceza ve ticaret hukuku alanlarında 20+ yıl deneyim ile Yalova ve Türkiye genelinde online avukatlık hizmeti sunmaktadır.

Profili Görüntüle
Bilgilendirme: Bu makale yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki tavsiye yerine geçmez. Somut bir uyuşmazlığınız için bir avukatla görüşmeniz önerilir.