Özet
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, çocuğun basit cinsel istismarı suçundan yürütülen ve sekiz yıldır kanun yolları arasında dolaşan bir dosyada, esasa girmeden bir ön sorunu karara bağladı: Ceza Genel Kurulunun bozma ilamına uyularak bölge adliye mahkemesince kurulan mahkûmiyet hükmü direnme kararı mıdır, yoksa yeni hüküm müdür? Dosyada ilk derece mahkemesi 10 yıl hapis cezasına hükmetmiş, bölge adliye mahkemesi cezayı 6 yıl 8 aya düzeltmiş, Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi delil yetersizliği gerekçesiyle bozmuş, bölge adliye mahkemesi direnmiş, Ceza Genel Kurulu 18.01.2023 tarihinde direnme kararını "bozma sonrası 5237 sayılı Kanun'un 61. maddesine göre yeniden hüküm kurulması gerekirken düzelterek esastan ret kararı verilmesi" nedeniyle bozmuştu. Bölge adliye mahkemesi bu bozmaya uyarak 6 yıl 8 ay hapis cezasıyla yeni hüküm kurmuş, 9. Ceza Dairesi dosyayı direnme sayarak Genel Kurula göndermişti. Genel Kurul, 5271 sayılı Kanun'un 307/4. maddesindeki "Ceza Genel Kurulu kararlarına karşı direnilemez" hükmü karşısında uymaya dayalı bu hükmün direnme olarak nitelendirilemeyeceğini, yeni hüküm olduğunu ve önce Özel Dairece temyiz incelemesinden geçmesi gerektiğini belirterek dosyayı 9. Ceza Dairesine gönderdi; asıl uyuşmazlık olan sübut sorunu değerlendirilmedi. Karar usule ilişkindir; sanık yönünden sonucu, hükmün Özel Dairece hukuka uygunluk yönünden yeniden incelenecek olmasıdır. Karar 25.03.2026 tarihinde oy birliğiyle verilmiştir.
İnceleme
Bozmadan sonra kurulan hüküm direnme mi yeni hüküm mü: merci sorusu
Yargıtay'ın bozma kararından sonra derece mahkemesinin verdiği hükmün "direnme" mi yoksa "yeni hüküm" mü olduğu, dosyanın hangi mercide inceleneceğini belirleyen temel bir usul sorunudur. Direnme kararları 5271 sayılı Kanun m.307/4 uyarınca Özel Daire üzerinden Ceza Genel Kuruluna gider; yeni hükümler ise olağan temyiz yoluyla Özel Dairece incelenir. Bu karar, Ceza Genel Kurulunun bozma ilamına uyularak kurulan hükmün hiçbir koşulda direnme sayılamayacağını netleştirmektedir; çünkü aynı fıkra Genel Kurul kararlarına karşı direnilemeyeceğini açıkça öngörür.
Kararın önemi, "uymadan sonraki serbestlik" ilkesini ve iki istisnasını da özetlemesindedir. Derece mahkemesi bozmaya uyduktan sonra, suçun sübutu ve niteliği dâhil sanığın hukuki durumunu 5271 sayılı Kanun m.217 uyarınca vicdani kanaatine göre serbestçe değerlendirir; ancak (1) bozma nedenine göre gerekli işlemleri mutlaka yapmalıdır ve (2) hüküm yalnız sanık lehine temyiz edilmişse yeni ceza öncekinden ağır olamaz (5271 sayılı Kanun m.307/5). Karar ayrıca, uyma kararının geri dönülebilir bir ara karar olmadığını; uyduktan sonra örtülü biçimde eski hükme dönmenin de uyma kararının sonuçlarını ortadan kaldırmayacağını hatırlatmaktadır.
Sekiz yıldır kanun yolları arasında dolaşan Eskişehir dosyası
Eskişehir 3. Ağır Ceza Mahkemesi sanığı çocuğun cinsel istismarı suçundan 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırmıştır. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesi, nitelikli hâle ilişkin fıkrayı hükümden çıkararak cezayı 6 yıl 8 aya düzeltmiş ve istinaf başvurularını düzelterek esastan reddetmiştir. Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi, sanığın suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gerekçesiyle hükmü bozmuş; bölge adliye mahkemesi direnmiştir.
Ceza Genel Kurulu 18.01.2023 tarihinde, Özel Daire bozması sonrasında bölge adliye mahkemesinin 5237 sayılı Kanun m.61 uyarınca yeniden hüküm kurması gerekirken düzelterek esastan ret kararıyla yetinmesini isabetsiz bularak direnme kararını diğer yönleri incelenmeksizin bozmuştur. Bölge adliye mahkemesi bu bozmaya uyarak 27.09.2023 tarihinde sanığı 6 yıl 8 ay hapis cezasına mahkûm eden yeni bir hüküm kurmuş; hüküm sanık müdafileri ve katılan mağdur vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi hükmü direnme olarak nitelendirip yerinde görmeyerek dosyayı Genel Kurula göndermiştir.
Genel Kurul esasa girmeden ön sorunu çözdü: bozmaya uyulan hüküm direnme değil
Genel Kurul, Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca önce usule uygun bir direnme kararı bulunup bulunmadığını incelemiştir. 5271 sayılı Kanun m.307'nin tam metnini aktaran Genel Kurul, dördüncü fıkradaki "direnme üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara karşı direnilemez" hükmünün açık olduğunu; bu nedenle Genel Kurul bozmasına uyularak kurulan hükmün 5271 sayılı Kanun m.307 kapsamında bir direnme hükmü olarak nitelendirilemeyeceğini ve yeni hüküm olduğunu belirtmiştir. Aksinin kabulü, temyiz aşamasında Özel Dairece incelenmesi gereken hususların doğrudan Genel Kurulca denetlenmesi sonucunu doğurur; oysa yerleşik içtihada göre Özel Dairece incelenmeyen bir hükmün ilk kez Genel Kurulca incelenmesi mümkün değildir ve "Özel Daire görüşü zaten belli" gerekçesiyle emredici usul kurallarından vazgeçilemez.
Genel Kurul ayrıca uymadan sonraki serbestlik ilkesini doktrine atıfla açıklamıştır: bozmayla önceki hüküm ortadan kalktığından mahkeme ne Yargıtay'ın görüşüyle ne de eski kararıyla bağlıdır; serbestlik yalnızca bozma nedeninin ikmali zorunluluğu ve aleyhe değiştirme yasağıyla sınırlıdır. Bu çerçevede bölge adliye mahkemesinin kurduğu hükmün yeni hüküm niteliğinde olduğuna, temyiz incelemesi için dosyanın 9. Ceza Dairesine gönderilmesine oy birliğiyle karar verilmiş; sübuta ilişkin asıl uyuşmazlık değerlendirilmemiştir.
Bozmaya uyularak verilen hüküm olağan temyiz yoluyla Özel Daireye gider
Kararın ilk pratik sonucu, kanun yolu haritasına ilişkindir. Ceza Genel Kurulu bozmasına uyularak verilen her hüküm, içeriği önceki hükme benzese bile, olağan temyiz yoluyla önce Özel Daireye gider. Özel Daire bu hükmü ilk kez inceler ve önceki bozma kararından farklı gerekçelerle bozabilir. Bu durum, uzun süren dosyalarda savunmanın Özel Daire aşamasında yeni temyiz sebepleri ileri sürebilmesi anlamına gelir; istinaf ve temyiz kanun yolu rehberi bu aşamaların sırasını açıklamaktadır.
İkinci sonuç, uymadan sonraki serbestliktir: bozmaya uyan mahkeme, bozma nedenini ikmal ettikten sonra sübut ve vasıf dâhil her konuda yeniden karar verebilir; ancak yalnız sanık lehine temyiz varsa yeni ceza öncekinden ağır olamaz. Bu dosyada ilk derece cezası 10 yıl iken bölge adliye mahkemesince belirlenen 6 yıl 8 aylık ceza, sonraki hükümlerde de tavan oluşturmuştur.
Üçüncü sonuç, direnme kurumunun sınırıdır: derece mahkemesi Özel Daire bozmasına direnebilir, ancak Genel Kurul bozmasına direnemez; uyma kararından sonra örtülü olarak eski hükme dönmek de uyma kararının sonuçlarını ortadan kaldırmaz. Yargılamanın uzamasının infaz yönünden etkisi, tutuklulukta ve hükümlülükte geçen sürelerin mahsubuyla ortaya çıkar; infaz hesaplama aracımız mahsup senaryolarını gösterir.
Uyma mı direnme mi: bozma sonrası oturum tutanağında bunu arayın
Dosyanız Yargıtay bozması sonrasında derece mahkemesine dönmüşse, mahkemenin uyma veya direnme kararının sonuçlarını bilmeniz gerekir: uyma hâlinde mahkeme bozma nedenini gidermek zorundadır ama diğer konularda serbesttir; yalnız sizin lehinize temyiz edilmişse ceza ağırlaştırılamaz. Ceza Genel Kurulu bozması söz konusuysa mahkeme direnemez ve kurulan yeni hüküm önce Özel Dairece incelenir; temyiz dilekçenizde önceki bozma kararına dayanmak yerine yeni hükmün kendi hukuka aykırılıklarını göstermeniz gerekir. Bu açıklamalar genel bilgilendirme niteliğindedir; somut dosyanız için Yalova ceza avukatı sayfamızdan randevu oluşturabilirsiniz.
Bozmaya uyma ve direnme kararı hakkında sık sorulan sorular
Ceza Genel Kurulu bozmasına uyularak verilen hüküm direnme sayılır mı?
Hayır. Genel Kurul, 5271 sayılı Kanun m.307/4 uyarınca Ceza Genel Kurulu kararlarına karşı direnilemeyeceğini belirterek, bozmaya uyularak kurulan hükmün yeni hüküm olduğuna ve temyiz incelemesi için Özel Daireye gönderilmesine karar vermiştir.
Bozmaya uyan mahkeme her konuda yeniden karar verebilir mi?
Kural olarak evet. Karar, uymadan sonraki serbestlik ilkesi gereği mahkemenin sübut ve vasıf dâhil sanığın hukuki durumunu serbestçe değerlendirebileceğini; ancak bozma nedenini mutlaka ikmal etmesi gerektiğini ve yalnız sanık lehine temyiz varsa cezanın ağırlaştırılamayacağını belirtmektedir.
Uyma kararından sonra mahkeme eski hükmüne dönebilir mi?
Hayır. Genel Kurul, uyma kararının geri dönülebilir bir ara karar olmadığını; uyduktan sonra açıkça veya örtülü olarak ilk hükmün yeniden kurulmasının uyma kararının sonuçlarını ortadan kaldırmayacağını yerleşik içtihadına atıfla vurgulamıştır.
Kararın tam metni
~10 dk okuma
Metin, Yargıtay Karar Arama resmî yayınından alınmıştır. Kaynakta açın
Ceza Genel Kurulu 2024/340 E. , 2026/177 K.
"İçtihat Metni"
KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 767-950
I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun cinsel istismarı suçundan sanığın, 6763 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik öncesi 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1-1.cümlesi, 103/3-d, 62, 53... . maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Eskişehir 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 01.06.2017 tarihli ve 261-165 sayılı hükmün, katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili, katılan mağdur vekili ve sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince 15.09.2017 tarih ve 2026-1657 sayı ile; '' ... hükümden TCK'nın 103/3-d maddesinin uygulanmasına ilişkin kısmın çıkarılması ve TCK'nın 62. maddesinin uygulanması sonucu kalan cezanın '6 yıl 8 ay hapis cezası' olarak düzeltilmesi, Ayrıca;... hükümdeki TCK'nın 53. maddesinin uygulanmasına yönelik paragrafın hükümden çıkarılarak yerine 'Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarihli iptal kararından sonra oluşan duruma göre sanık hakkında, TCK'nın 53. maddesinin 1 ve 2. fıkraları ile 3. fıkrasının birinci cümlesinin uygulanmasına' ibaresinin yazılması suretiyle,... istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddine,'' karar verilmiştir. Kararın katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili, sanık müdafi ve katılan mağdur vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 24.10.2018 tarih ve 6831-6250 sayı ile; "...Mağdure vekilinin... temyiz isteminin 5320 sayılı Kanunun 8/1 maddesi gözetilerek aynı kanunun CMK.nun 298. maddesi uyarınca reddine, Sanık müdafiileri ve katılan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekilinin temyizi nedeniyle yapılan incelemede; Olayın intikal şekli ve zamanı, mağdurenin beyanları, tanık beyanlarıyla çelişki oluşturmayan istikrarlı sanık savunmaları ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, sanığın atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, yeterli, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilmeden, ilk derece mahkemesinin sübuta yönelik delillerin değerlendirilmesine ilişkin olarak 5271 sayılı CMK'nın 230/1-b. maddesine uygun düşmeyen gerekçeyle çocuğun basit cinsel istismarı suçundan kurduğu mahkûmiyet hükmünün bozulması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde anılan hükme yönelik istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddine karar verilmesi suretiyle aynı Kanunun 289/1-g. maddesine muhalefet edilmesi, " isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesi ise 04.02.2019 tarih ve 3274-153 sayı ile bozmaya direnerek önceki gibi istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddine karar vermiş, kararın sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Ceza Genel Kurulunca 18.01.2023 tarih ve 586-8 sayı ile; "...Özel Dairece bozma kararı verildikten sonra bozmanın niteliğine göre Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince TCK'nın 61. maddesine göre yeniden hüküm kurulması gerektiğinin ve istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine kararı verilmesinin yeterli olmadığının gözetilmemesi,'' isabetsizliğinden, diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir. Ceza Genel Kurulunun bozma ilamına uyan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince 27.09.2023 tarih ve 767-950 sayı ile; çocuğun basit cinsel istismarı suçundan sanığın, 6545 sayılı Kanun ile değişik TCK'nın 103/1-1.cümle, 62/1, 53... . maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiş, bu hükmün de sanık müdafileri ve katılan mağdur vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 12.01.2024 tarihli ve 129605 sayılı bozma istekli tebliğnamesiyle dosyanın gönderildiği Yargıtay 9. Ceza Dairesince 16.05.2024 tarih ve 467-4658 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi nedeniyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa müsnet çocuğun basit cinsel istismarı suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; usule uygun bir direnme kararı bulunup bulunmadığı ve buna bağlı olarak Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükmün yeni hüküm niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. III. ÖN SORUNA İLİŞKİN BİLGİLER İncelenen dosya kapsamından; Ayrıntıları hukuki süreç kısmında belirtildiği üzere, İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın, Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince bozulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme kararının, Ceza Genel Kurulunca; Özel Dairece bozma kararı verildikten sonra bozmanın niteliğine göre Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince TCK'nın 61. maddesine göre yeniden hüküm kurulması gerektiğinin ve istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine kararı verilmesinin yeterli olmadığının gözetilmemesi isabetsizliklerinden diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasından sonra, Bölge Adliye Mahkemesince bozma ilamına uyularak hüküm tesis edildiği, ayrıca hükümde ve gerekçesinde bozmaya direnildiği açıkça belirtilmemiş ise de Özel Daire bozma ilamının da gerekçede tartışıldığı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesi ile dosyanın temyiz incelemesi için Özel Daireye gönderildiği anlaşılmaktadır. IV. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Doktrinde Ön Soruna İlişkin Açıklamalar CMK'nın "Davaya yeniden bakacak mahkemenin işlemleri" başlıklı 307. maddesi şöyledir; "(1) Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak bölge adliye veya ilk derece mahkemesi, ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar. (2) Sanık, müdafii, katılan ve vekilinin dosyada varolan adreslerine de davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları saptanmamış olsa da duruşmaya devam edilerek dava yokluklarında bitirilebilir. Ancak, sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise, her hâlde dinlenmesi gerekir. (3) Yargıtaydan verilen bozma kararına uyulması hâlinde ilk derece mahkemesi tarafından verilen karara karşı, istinaf veya temyiz sınırlarına bakılmaksızın sadece temyiz yoluna başvurulabilir. (4) Yargıtaydan verilen bozma kararına bölge adliye veya ilk derece mahkemesinin direnme hakkı vardır. Direnme kararları, kararına direnilen daireye gönderilir. Daire, mümkün olan en kısa sürede direnme kararını inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir. Direnme üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara karşı direnilemez. (5) Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262 nci maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.".
Buna göre Yargıtayca verilen bozma kararı üzerine dosyanın gönderildiği bölge adliye veya ilk derece mahkemesince yeni bir tensip kararıyla duruşma günü tayin edilecek ve ilgililer duruşmaya çağrılıp bozmaya karşı diyecekleri sorulduktan sonra bozma ilamına uyulup uyulmaması yönünde bir karar verilecektir. Bölge adliye veya ilk derece mahkemesinin, göreve ilişkin olanlar dışında bozma ilamına uyma ya da direnme kararlarından birisini verebilmesi mümkündür. Maddenin dördüncü fıkrasında bölge adliye veya ilk derece mahkemesinin bozma kararına direnme hakkı olduğu vurgulandıktan sonra, direnme üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara uymanın zorunlu olduğuna işaret edilmiştir. Aynı maddenin son fıkrasında ise sınırlı biçimde uygulanabilecek olan cezayı aleyhe değiştirememe veya aleyhte düzeltme yasağı kabul edilerek yalnız sanık veya onun lehine ilgililer tarafından temyiz davası açıldığında, bozma üzerine yeniden kurulan hükümde belirlenen ceza ve sonucun önceki hükümle belirlenen cezadan ve sonuçtan daha ağır olamayacağı hüküm altına alınmıştır. Bozmadan sonra serbestlik kuralı uyarınca bozma kararına uyma ya da direnme kararlarından birini verme konusunda serbest olan mahkemelerin Özel Dairelerin bozma kararlarına uymayı tercih etmeleri durumunda, bu kez uymadan sonraki serbestlik kuralı devreye girecektir. Serbestlik kuralı, ceza muhakemesinde maddi gerçeğin araştırılması ve en isabetli kararın verilmesi amacının zorunlu bir sonucu olup mahkemenin bozma kararına uyulmasına karar verdikten sonra da, sanığın hukuki durumunu yeniden serbestçe değerlendirme hak ve yetkisi bulunmaktadır. Temyiz edilen önceki hüküm bozma kararı verilmesiyle ortadan kalkmış olduğundan, mahkemece önceki karardan farklı olarak, suçun sübutu ve niteliği de dâhil olmak üzere sanığın hukuki durumuyla ilgili tüm hususlarda, CMK'nın 217. maddesi uyarınca ulaşılan vicdani kanaat doğrultusunda serbestçe karar verilebilecektir. Nitekim, Yargıtay Özel Daireleri tarafından da ilk temyiz incelemesinde yerinde görülerek bozma konusu yapılmayan hususlar, lüzumu hâlinde hükmün yeniden temyizen incelenmesi sırasında bozma konusu yapılabilmekte, hatta ilk bozma kararından tamamen farklı olacak şekilde bozma kararı verilebilmektedir. Kunter'e göre; "Uymadan sonraki duruşmanın bozmadan önceki duruşmanın devamı niteliğinde olması, mahkemenin uymadan sonraki serbestliğini de açıklar. Gerçekten mahkeme bozmaya uymadan sonra ikinci son kararında kaide olarak serbesttir. Gerek Yargıtay'ın görüşü ile gerek eski kararı ile bağlı değildir. ...Serbestlik kaidesi ceza muhakemesinde hakikatın araştırılması ve en isabetli kararın verilmesi gayesinin tabii ve mantıki sonucudur. Gerçekten, temyiz yolu davası açılmakla son kararın yargılaşmasının önüne geçilmiştir. Yargıtay son kararı bozduğu, mahkeme de buna uyduğu için son karar ortadan kalkmıştır. Ortada, değil yargı, son karar dahi olmadığından, yargının otoriteleri de bahis konusu olmamak gerekir. O halde mahkeme hakikate en uygun ve en isabetli kararı vermek imkanına malik bulunmalıdır... Nitekim Yargıtay da ilk bozma kararı ile bağlı değildir." (Nurullah Kunter, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınevi, İstanbul 1989, 9. Bası, s. 1112-1114). Bu serbestlik iki konuda kısıtlanmıştır: 1- Bozmaya uyan mahkemenin bozma nedenine göre gerekli işlemleri yapması gerekir. 2- Hüküm sadece sanık lehine temyiz edilmişse, verilecek yeni karar öncekinden daha ağır bir cezayı içeremez (Nur Centel - Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayıncılık, İstanbul, 2014, 11. Bası, s. 790-791). Esas itibarıyla doktrinde hâkim görüş de böyledir (Erdener Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, Vedat Yayıncılık, 2005, s. 500-501, Bahri Öztürk - Veli Özer Özbek - Mustafa Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayınevi, 6. Bası, s. 459-461, Nurullah Kunter - Feridun Yenisey - Ayşe Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınevi, İstanbul, 2010, 18. Bası, s. 1782). Şu hâle göre; Yargıtayın belli bir eksiklik nedeniyle hükmü bozduğu durumlarda bozmaya uyma kararı veren derece mahkemesinin, bu eksikliği mutlaka ikmal etmesi gerekir. Bu durum bozmadan/uymadan sonraki serbestlik ilkesinin ilk istisnasını oluşturur. Derece mahkemesi bundan sonra kural olarak ceza muhakemesinde hakikatın araştırılması ve en isabetli kararın verilmesi gayesinin tabii ve mantıki sonucu olarak ne Yargıtayın görüşü ile ne de eski kararı ile bağlı olmaksızın ikinci son kararında serbestçe hareket edebilecektir. İkinci/son hüküm yönünden bozmadan/uymadan sonraki serbestlik ilkesinin (ikinci) istisnasını ise cezayı aleyhe değiştirememe veya aleyhte düzeltme yasağı (CMUK madde 326/son) oluşturur. Diğer yandan, Ceza Genel Kurulunun 27.05.2014 tarihli ve 54-280, 24.04.2012 tarihli ve 391-1 73... .04.2007 tarihli ve 325-100 sayılı kararları başta olmak üzere istikrar kazanmış kararlarında; uyma kararının dönülebilecek nitelikte bir ara kararı niteliğinde olmayıp davanın esasına etkili olan kararlardan olduğu, bozmaya uymakla, mahkemenin bozma kararında gösterilen esaslara göre işlem yapıp karar verme ödevi doğduğu, sonradan bu kararın bir kısmından veya tamamından açıkça ya da örtülü olarak geri dönülerek ilk hükmün aynen veya yeniden kurulmasının, uyma kararının hüküm ve sonuçlarını ortadan kaldırmayacağı, bu nedenle bozmaya uyan derece mahkemesinin dönülemez nitelikteki bu karardan sonradan dönerek, önceki hükmünde direnmesinin isabetsiz olduğu ve kurulan hükmün de yeni bir hüküm olduğu kabul edilegelmiştir. Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.03.2012 tarihli ve 80-126 sayılı kararında; "Ceza Genel Kurulunun 05.10.2010 gün ve 172-185, 11.07.2006 gün ve 152-1 85... .06.2004 gün ve 132-153 sayılı kararları başta olmak üzere uyum ve kararlılık gösteren içtihatları uyarınca; Ceza Genel Kurulunun bozma kararı ile direnme hükmü tümüyle ortadan kalkmış olup yerel mahkeme artık yeni ve değişik bir karar vermekte serbesttir. Bozmaya uyularak verilen kararlar da yeni bir karar olup, hukuken direnme niteliğinde olmadığından öncelikle Özel Dairece incelenmesi gerekmektedir. Özel Dairece incelenmeyen bir hükmün doğrudan doğruya ve ilk kez Ceza Genel Kurulunca incelenmesi olanaklı değildir. Özel Daire görüşü belli olduğundan, tekrar dairece inceleme yapılmasının davayı gereksiz yere uzatacağı gibi bir görüş de ileri sürülemez. Zira, davaların uzamasını önlemek amacıyla da olsa, emredici usul kurallarının uygulanmasından vazgeçilemeyeceği gibi, Özel Daire görüşünde değişiklik olabilmesi de her zaman olanaklıdır." şeklindeki açıklamalarında da görüldüğü üzere; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun bozma kararına uyulduktan sonra verilen kararların yeniden ve doğrudan Genel Kurulca incelenmesi, söz konusu kararlara karşı direnilemeyeceğine ilişkin CMK'nın 307/4. maddesine de aykırılık teşkil etmektedir. B. Ön Soruna İlişkin Hukuki Nitelendirme Özel Dairece bozma kararı verildikten sonra bozmanın niteliğine göre Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince TCK'nın 61. maddesine göre yeniden hüküm kurulması gerektiği isabetsizliğinden Ceza Genel Kurulunca 18.01.2023 tarih ve 586-8 sayı ile verilen bozma kararı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyulmak suretiyle sanık hakkında yeniden kurulan mahkûmiyet hükmünün, Ceza Genel Kurulu kararlarına karşı direnme kararı verilemeyeceği yönündeki açık Kanun hükmü karşısında, CMK'nın 307. maddesi kapsamında bir direnme hükmü olarak nitelendirilemeyeceği ve yeni bir hüküm olduğu, aksinin kabulünün, hükmün temyizi aşamasında Özel Dairece incelenmesi gereken hususun, temyizin kapsamının belirlenerek Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bozma üzerine kurulan mahkûmiyet hükmünün gerek hukuka uygunluk gerek uygulama yönünden Ceza Genel Kurulunca denetlenmesi sonucunu doğuracağı kabul edilmelidir. Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesince Ceza Genel Kurulunun bozma ilamı üzerine kurulan mahkûmiyet hükmünün, usule uygun bir direnme kararı olmayıp yeni hüküm niteliğinde olduğundan temyiz incelemesi yapılması için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir. Ulaşılan sonuç karşısında asıl uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 27.09.2023 tarihli ve 767-950 sayılı kararı yeni hüküm niteliğinde olduğundan dosyanın temyiz incelemesinin yapılması için Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.03.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Bu alandaki diğer kararlar

Yalnız Sanık İstinafa Gitmişse Suç Vasfı Ağırlaştırılabilir mi? Kazanılmış Hak ve İnfaz Süresi
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 26.03.2026

Aile Bireyine Karşı Yaralamada "Tasarlayarak Öldürmeye Teşebbüs" İddiası Neden Kabul Edilmedi?
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 26.03.2026

Zorunlu Müdafi Olmadan Yapılan Yargılama Bozma Sebebi midir?
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 22.04.2026

