İlme Hukuk Logo
İLMEHUKUK BÜROSU
İLME HUKUK BÜROSU
Hemen AraRandevu Al
Ahşap rafta duran eski bir video kamera

Dava Açarım, Savcılığa Veririm Demek Şantaj Suçu Oluşturur mu?

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, borç yazışmasındaki dava açma ve savcılığa verme sözlerini şikâyet hakkı kapsamında gördü; şantaj mahkûmiyetini bozdu.

Mahkeme
Yargıtay 4. Ceza Dairesi
Esas/Karar
2021/4498 2022/5051
Karar tarihi
16.02.2022
Resmî kaynak
Yargıtay Karar Arama
Av. Mesut İLME — Yalova Barosu

Av. Mesut İLME

Yalova Barosu, sicil 287

Yayın
30 Eylül 2026
6 dk
okuma

Özet

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, borç ilişkisi bulunan iki kişi arasındaki sosyal medya yazışmasında sanığın, birlikte oldukları döneme ait yatak odası görüntüsünden söz ederek katılana dava açacağını ve görüntüyü savcılığa vereceğini yazması üzerine kurulan şantaj mahkûmiyetini bozmuştur. Katılan, ödenmeyen borç için icra takibi başlatmış; asliye ceza mahkemesi, açıklama tehdidinin borcu ödememek amacıyla yapıldığını kabul ederek eylemi TCK m.107/2 kapsamında şantaj olarak nitelendirmişti. Daire çoğunluğu, mesajların bütünü ve söylendikleri bağlam içinde değerlendirildiğinde ifadelerin Anayasal şikâyet hakkı kapsamında kaldığını ve şantaj suçunun unsurlarının oluşmadığını kabul etmiştir. Karşı oy ise sanığın şikâyet ya da dava yoluyla koruyacağı ihlal edilmiş bir hakkı bulunmadığını, özel hayata ait görüntülerin açıklanacağı tehdidinin borçtan kurtulma amacı taşıdığını ve hakkın kötüye kullanıldığını belirterek suçun oluştuğu görüşündedir. Karar sanık lehine, katılan aleyhinedir. Yerel mahkemenin sonradan direnmesi üzerine Daire görüşünü koruyarak dosyayı Ceza Genel Kuruluna göndermiştir; uyuşmazlığın son sözü Genel Kurulundur. Karar, hak arama özgürlüğü ile şantaj arasındaki sınırın sözün tek başına değil, hangi talebe eşlik ettiği ve korunmak istenen bir hakkın bulunup bulunmadığı üzerinden çizildiğini göstermesi bakımından yol göstericidir.

İnceleme

Hakkını arayacağını söyleyen borçlu mu, görüntüyle baskı kuran fail mi

Bir tartışmanın ortasında karşı tarafa dava açılacağını ya da savcılığa başvurulacağını söylemek, gündelik hayatta sık duyulan bir sözdür. Bu söz karşı tarafa bir kötülük bildirir; ancak bildirilen kötülük, kanunun herkese tanıdığı bir hakkın kullanılmasıdır. Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 16 Şubat 2022 tarihli kararı (E. 2021/4498, K. 2022/5051), bu sözün hangi koşulda şantaj suçunun kapsamına girdiği sorusunu, borç ilişkisinden doğan bir yazışma üzerinden ele almıştır.

Kararı yol gösterici kılan, Daire çoğunluğu ile karşı oy arasındaki ayrılığın tam bu sınırda toplanmasıdır. Çoğunluk, mesajları bütünü ve bağlamı içinde okuyarak ifadelerin Anayasal şikâyet hakkı kapsamında kaldığını kabul etmiş ve şantaj mahkûmiyetini bozmuştur. Karşı oy ise açıklanacağı bildirilen şeyin özel hayata ait görüntüler olduğunu, amacın da borçtan kurtulmak olduğunu vurgulayarak TCK m.107/2'deki suçun oluştuğu görüşündedir. Tehdit suçunun genel çerçevesi tehdit suçu ve cezası sayfasında ayrıca anlatılmıştır; bu karar, o çerçevenin şantaj ve hakkın kullanılmasıyla kesiştiği noktaya ışık tutar.

Borç için başlatılan icra takibi ve yatak odası görüntüsünü anan mesaj

Karşı oy yazısında aktarılan olgulara göre sanık ile katılan bir süre arkadaşlık etmiş, bu dönemde sanık katılandan borç para almıştır. Borç ödenmeyince katılan icra takibi başlatmıştır. Taraflar sosyal paylaşım sitesi üzerinden yazışırken sanık, 25 Eylül 2015 tarihli mesajında birlikte oldukları dönemde yatak odasında çektiği bir videonun durduğunu, kendisinin de katılana dava açıp bu görüntüyü savcılığa vereceğini yazmıştır. Bir kısım mesajlarda da katılanın kendisiyle para vererek ilişki kurduğunu ileri sürmüştür.

Sanık hakkında tehdit suçundan kamu davası açılmıştır. Asliye ceza mahkemesi, sanığın görüntüleri savcılığa verme tehdidini borcunu ödememek için yaptığını kabul ederek eylemi şantaj olarak nitelendirmiş ve TCK m.107/2 delaletiyle m.107/1 uyarınca mahkûmiyet hükmü kurmuştur; kısa süreli hapis cezası adli para cezasına çevrilmiştir. Aynı dosyada verilen hakaret mahkûmiyetine yönelik temyiz istemi, cezanın nitelik ve niceliğine göre hükmün temyiz edilemez olduğu gerekçesiyle reddedilmiş, uyuşmazlık şantaj hükmü üzerinde toplanmıştır.

Çoğunluk sözleri bütün mesajlar ve söylendikleri bağlam içinde okudu

Daire çoğunluğu, sanığın gönderdiği mesaj içeriklerinin bütünü ve söylendiği bağlam içinde değerlendirildiğinde ifadelerin Anayasal şikâyet hakkı kapsamında kaldığını kabul etmiştir. Bu kabulden hareketle şantaj suçunun unsurlarının oluşmadığını ve yerel mahkemenin aksi yöndeki gerekçesinin yerinde olmadığını belirtmiştir. Çoğunluk gerekçesi kısa tutulmuştur; ölçüt, tek bir cümlenin yalıtılarak okunması değil, yazışmanın tamamının ve taraflar arasındaki borç ilişkisinin birlikte değerlendirilmesidir.

Karşı oy, şantaj suçunun yapısını ayrıntılı biçimde açıklar. TCK m.107/1, hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağından ya da yapmayacağından bahisle bir kimseyi kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir davranışa ya da haksız çıkar sağlamaya zorlamayı cezalandırır. İkinci fıkra 5377 sayılı Kanun ile eklenmiştir; değişiklik gerekçesine göre, yarar sağlamak maksadıyla şeref veya saygınlığa zarar verecek hususların açıklanacağı tehdidinin tehdit suçundaki sair kötülük kapsamında kalmasının daha az cezayı gerektireceği eleştirisi üzerine bu hâl şantaja bağlanmıştır. Karşı oya göre suçun tamamlanması için yararın elde edilmesi gerekmez; tehdidin objektif olarak zorlamaya elverişli olması yeterlidir. Talep edilen yarar failin zaten hakkı olan bir hususa ilişkinse şantaj suçu oluşmaz.

Hukuka uygunluk yönünden karşı oy, TCK m.26/1'deki hakkın kullanılması nedenini ve Anayasa m.36 ile m.74'te güvenceye bağlanan hak arama ve şikâyet hakkını ele alır. Hukuksuz bir muameleye maruz kalan kişinin haksızlığı yapanla hukuk önünde hesaplaşacağını söylemesinin tehdit ya da şantaj sayılmayacağını kabul eder. Ancak hakkın, onu doğuran nedenin koyduğu sınırlar içinde ve kötüye kullanılmadan kullanılması gerektiğini vurgular. Somut olayda sanığın şikâyet veya dava yoluyla koruyacağı ihlal edilmiş bir hakkı bulunmadığını, görüntülerin açıklanmasının sanığın herhangi bir hakkının aranmasına katkı sağlamadığını ve tehdidin amacının borçtan kurtulmak olduğunu belirterek eylemi hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirmiştir.

Şantaj mahkûmiyeti oy çokluğuyla bozuldu, tartışma Genel Kurula taşındı

Daire, tebliğnamedeki görüşe aykırı olarak şantaj hükmünü oy çokluğuyla bozmuş, yargılamanın bozma öncesi aşamadan sürdürülmesi için dosyayı yerel mahkemeye göndermiştir. Karar sanık lehine, katılan aleyhinedir. Hakaret hükmü yönünden temyiz istemi oy birliğiyle reddedildiğinden o mahkûmiyet bozmanın kapsamı dışında kalmıştır.

Dosyanın sonraki seyri, sınırın ne ölçüde tartışmalı olduğunu gösterir. Yerel mahkeme bu bozmaya direnmiş; Daire 2025 yılında verdiği kararla, yine oy çokluğuyla, direnme kararını yerinde görmeyerek dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna göndermiştir. Uyuşmazlığın son sözü bu nedenle Genel Kurulundur. O karar yayımlanıncaya kadar bu dosya, Özel Daire çoğunluğunun çizgisini ve ona karşı ileri sürülen ayrıntılı karşı görüşü birlikte gösteren bir örnek olarak değerlendirilmelidir. Ceza yargılamasına ilişkin diğer başlıklar ceza hukuku sayfasında bir arada yer almaktadır.

Yazışmanın tamamı ve korunmak istenen hakkın varlığı dosyaya girmelidir

Çoğunluğun ölçütü bağlam olduğundan, tek bir mesajın ekran görüntüsü yerine yazışmanın tamamının tarih sırasıyla dosyaya sunulması gerekir. Sözün hangi tartışmanın içinde ve hangi talebe cevap olarak söylendiği, şikâyet hakkı savunmasının kabul edilip edilmeyeceğini belirleyen başlıca olgudur. Sanık yönünden, dava açacağını ya da şikâyette bulunacağını söylediği sırada ortada gerçekten ileri sürülebilecek bir hak ihlali bulunduğunun belgelenmesi önem taşır; karşı oy, böyle bir ihlalin iddia dahi edilmemesini belirleyici saymıştır.

Katılan yönünden ise açıklanacağı bildirilen hususun niteliği ve tehditle istenen karşılık öne çıkar. Açıklama tehdidinin bir borcun ödenmemesine, takibin durdurulmasına ya da başka bir yarara bağlandığını gösteren mesajların, borç ilişkisini ve icra takibini gösteren belgelerle birlikte sunulması gerekir. Sözü edilen hususun şikâyet konusu yapılabilecek bir hukuka aykırılıkla ilgisinin bulunmaması, karşı oyda hakkın kötüye kullanıldığı sonucuna götüren ana olgu olmuştur. Uygulamada bu tür dosyalarda tartışmanın çoğu zaman sözün kendisinden çok, sözün hangi talebe eşlik ettiği üzerinde toplandığını görüyoruz.

Şikâyet hakkı ile şantaj sınırına ilişkin sık sorulan sorular

Savcılığa şikâyet edeceğini söylemek tek başına suç oluşturur mu?

Kişinin kendisine yönelik bir haksızlık nedeniyle yetkili makamlara başvuracağını bildirmesi, karşı oyda da kabul edildiği üzere tehdit ya da şantaj sayılmaz; bu, hak arama özgürlüğünün kullanılmasıdır. Sınır, hakkın onu doğuran nedenin dışında bir yarar elde etmek için araç hâline getirildiği noktada başlar. Kararda çoğunluk ile karşı oyun ayrıldığı yer de bu sınırın somut olayda aşılıp aşılmadığıdır.

Şantaj suçunun oluşması için paranın ya da yararın alınması gerekir mi?

Karşı oyda açıklandığı üzere yararın elde edilmesi suçun tamamlanması için gerekli değildir. Yarar sağlamak maksadıyla yöneltilen tehdidin mağdura ulaşması ve objektif olarak zorlamaya elverişli olması yeterli görülmektedir. İstenen yarar para olabileceği gibi borçtan kurtulma ya da maddi değer taşımayan başka bir fayda da olabilir.

Şantaj ile tehdit arasındaki fark bu kararda nasıl görünür?

Karşı oy, şeref veya saygınlığa zarar verecek hususların açıklanacağı tehdidini tehdit suçunun özel bir görünüm şekli olarak tanımlar. Ayırıcı unsur yarar sağlama maksadıdır; karşılık istenmeden yapılan açıklama tehdidi tehdit suçundaki sair kötülük kapsamında, bir yarara bağlanan açıklama tehdidi ise şantaj kapsamında değerlendirilir. Talep edilen yararın failin zaten hakkı olan bir şeye ilişkin olması hâlinde şantaj suçu oluşmaz.

Kararın tam metni

~8 dk okuma

Metin, Yargıtay Karar Arama resmî yayınından alınmıştır. Kaynakta açın

4. Ceza Dairesi         2021/4498 E.  ,  2022/5051 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇLAR : Hakaret, şantaj HÜKÜMLER : Mahkumiyet

KARAR

Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi, kararın niteliği ile suç tarihine göre, sanık ... müdafisinin temyiz isteminin, sanık hakkında verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik olduğu belirlenerek, dosya görüşüldü: 1- Sanık ... hakkında hakaret suçundan kurulan hükmün temyizinde; Hakaret suçuna ilişkin kararda öngörülen cezanın nitelik ve niceliğine göre, verildiği tarih itibariyle hükmün temyiz edilmez olduğu anlaşıldığından, tebliğnameye uygun olarak, 5320 sayılı Kanunun 8/1 ve 1412 sayılı CMUK'nın 317. maddeleri uyarınca, sanık ... müdafisinin TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİNE, oy birliğiyle; 2- Şantaj suçundan kurulan hükmün temyizine gelince, Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; Sanığın, katılana facebook isimli sosyal paylaşım sitesinden göndermiş olduğu mesaj içeriklerinin bütünü ve söylendiği bağlam içinde değerlendirildiğinde; ifadelerin Anayasal şikayet hakkı kapsamında kalması karşısında, şantaj suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, yerinde görülmeyen gerekçeyle mahkumiyet kararı verilmesi, Kanuna aykırı ve sanık ... müdafisinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnameye aykırı olarak, HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 16/02/2022 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Sanık ve katılanın ...adlı sosyal paylaşım sitesi üzerinde birbirlerine göndermiş oldukları mesajların içeriklerine, sanığın soruşturma aşamasındaki ikrarına ve dosya içeriğine göre, sanık ile katılanın bir süre arkadaş oldukları ve bu zaman diliminde sanığın katılandan borç para aldığı, borcunun ödenmemesi nedeniyle katılanın icra takibi başlattığı, bunun üzerine ... üzerinde yazıştıkları sırada sanığın gönderdiği 25/09/2015 tarihli mesajda "Sanma ki kurtuldun, seninle yatak odasındayken çektiğim video duruyor, devamında izliyorum. Bende sana dava açıp onuda savcılığa vereceğim. Gör bak, el mi yaman bey mi" dediği, ayrıca bir kısım mesajlarda katılanın kendisine para vererek ilişki kurduğunu belirtiği, bu eylemleri nedeniyle sanık hakkında tehdit suçundan kamu davası açıldığı, Yerel Mahkemece yapılan yargılama sonunda "sanığın katılana ait görüntüleri savcılığa verme tehdidini, borcunu ödememek için yapması nedeniyle eyleminin şantaj suçunu oluşturduğu" kabul edilerek TCK'nın 107/2.maddesi delaletiyle aynı yasanın 107/1, 62, 50/1-a ve 52.maddeleri uyarınca mahkumiyetine karar verildiği, verilen hükmün sanık müdafisinin temyizi üzerine Özel Dairece özetle " mesajlarda yer alan ifadelerin Anayasal şikayet hakkı kapsamında kalması nedeniyle şantaj suçunun unsurlarının oluşmayacağı" gerekçesiyle oy çokluğuyla bozulmasına karar verilen olayda; sanığın eyleminin şantaj suçunu oluşturduğu ve Yerel Mahkemenin eylemi nitelendirmesinde isabetsizlik bulunmadığı kanaatinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun düşüncesine iştirak edilmemiştir. Şöyle ki; Konunun açığa kavuşması için şantaj suçuna ilişkin açıklamalara yer verilmesi gerekmektedir. Şantaj suçu, 5237 sayılı TCK'nun 107. maddesinde “Hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağından veya yapmayacağından bahisle, bir kimseyi kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya ya da haksız çıkar sağlamaya zorlayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiş iken, 08/07/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun ile maddeye; “Kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla bir kişinin şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidinde bulunulması halinde de birinci fıkraya göre cezaya hükmolunur” biçiminde ikinci fıkra eklenmiştir. Değişikliğe ilişkin gerekçede de; “Kişinin yarar sağlamak maksadıyla bir başkasının şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususları açıklayacağı veya isnat edeceği tehdidinde bulunması halinin tehdit suçuna ilişkin ‘sair kötülük’ kapsamında değerlendirilmesinin daha az cezayı gerektireceği eleştirisi karşısında, madde metnine söz konusu fıkra eklenmiştir” denilmektedir. Maddenin uyuşmazlık konusunu ilgilendiren ve birinci fıkrasından farklı unsurlar içeren ikinci fıkrasına göre, kendisine ya da başkasına yarar sağlamak için kişinin şeref ve saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususları açıklayacağı veya isnat edeceği tehdidinde bulunan fail, maddenin birinci fıkrasında öngörülen hapis ve adli para cezası ile cezalandırılacaktır. Tehdit suçunun özel bir görünüm şekli olan bu suçtaki seçimlik hareketler, mağdurun şeref ve saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidinde bulunulmasıdır. Fail, mağduru, ona zarar verebilecek bir durumu açıklama tahdidiyle istediği yararı elde etmeye zorlamaktadır. Failin eylemi sonucunda mağdur bildirilen kötülüğe katlanmak veya kötülüğün gerçekleşmemesi için failin isteğini yerine getirme arasında tercihte bulunmaya zorlanmaktadır. Türk Dil Kurumu Türkçe sözlüğünde şeref; "başkasının, birine gösterdiği saygının dayandığı kişisel değer" şeklinde tanımlanmıştır. Saygınlık ise, "saygı görme, değerli, güvenilir olma durumu, itibar, prestij" anlamlarına gelmektedir. Söz konusu suçta açıklanacağı veya isnat edileceği ifade edilen hususların, kişinin şeref ve saygınlık değerlerine zarar verecek nitelikte olması gerekmektedir. Açıklanacağı tehdidinde bulunulan hususun suçtan önce gerçekleşmiş, diğer bir deyişle geçmişte kalmış olması fiilen zorunlu olmakla birlikte, mağdurun bu duruma düşmesinde failin etkisinin olup olmamasının veya açıklanacağı tehdidinde bulunulan durum itibarıyla mağdurun meşru zeminde olup olmamasının suçun oluşumu bakımından bir önemi bulunmamaktadır. Açıklanacağı bildirilen hususların herkes tarafından bilinmeyen olgular olması da zorunludur, zira herkesin bildiği bir durum yeteri kadar korkutuculuk sağlamayacağından, suçu oluşturmaya elverişli olmayacaktır. Öte yandan tehdit edilen mağdurdan sanığa veya başkasına bir yarar sağlamasının istenilmesi bu suçun oluşumu için şarttır. Talep edilen yararın failin zaten hakkı olan bir hususa ilişkin olması durumunda şantaj suçu oluşmayacaktır. Elde edilmek istenilen yarar; para, mal veya bir hizmet sağlanması gibi maddi bir değer olabileceği gibi örneğin cinsel ilişkiye girmeyi temin etme gibi maddi değer dışında başka bir fayda da olabilir. Ayrıca yararın elde edilmiş olması suçun tamamlanması bakımından gerekli olmayıp yarar sağlamak maksadıyla şeref ve saygınlığa zarar verebilecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnad edileceğine ilişkin tehdidin mağdura ulaştırılması suçun tamamlanması açısından yeterlidir, ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi gerekli değildir. Suçun tamamlanabilmesi için failin amacına ulaşmış olması şart değildir. Mağdurun iradesinin gerçekten etkilenip etkilenmediği araştırılmaksızın zorlamaya elverişli hareketlerin gerçekleştirilmesiyle suç tamamlanacaktır. Önemli ve gerekli olan tehdidin objektif olarak zorlamaya elverişli olmasıdır. Bozma kararında atılı suçun oluşmama nedeni olarak sanığın "Anayasal şikayet hakkını kullanması" nedenine dayanıldığından, bu hakka ilişkin açıklamalara da yer verilmesi gerekmektedir. 5237 sayılı TCK'nun esas aldığı ve suçun bir haksızlık olarak tanımlandığı suç teorisinde suçun unsurları; maddi unsurlar, manevi unsurlar ve hukuka aykırılık unsuru olmak üzere üç başlık altında toplanmaktadır. Uyuşmazlıkla ilgili olan suçun hukuka aykırılık unsuru, fiilin hukuk sistemiyle çatışması ve hukuk sistemine aykırı olmasıdır. 5237 sayılı TCK'da hukuka uygunluk sebepleri 24 ila 26. maddelerinde gösterilmiştir. Konumuzla ilgili olan "hakkın kullanılması" aynı yasanın 26/1. maddesinde "Hakkını kullanan kimseye ceza verilmez" biçiminde düzenlenmiştir. Buna göre, bir hakkı kullanan kimse hukuka aykırı bir şekilde hareket etmiş sayılamayacaktır. Bu hak, kanun, tüzük, yönetmelik, genelge gibi nizamlara dayanabileceği gibi hukuken tanınmış ve düzenlenmiş olmak kaydıyla, bir mesleğin icrasından da doğabilir. Hukuka uygunluk nedeni olarak hakkın kullanılmasından söz edilebilmesi için, kişiye hukuk düzenince tanınmış sübjetif bir hakkın varlığı yanında, kişinin bu hakkını sınırları içinde kullanması zorunludur. Hakkın kullanılması olarak kabul edilen şikayet hakkı Anayasanın "Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı" başlıklı 74. maddesinin birinci fıkrasında, "Vatandaşlar ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye'de ikamet eden yabancılar, kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahiptir" şeklinde, "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında ise "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir" biçiminde hüküm altına alınmıştır. Şikayet hakkının kullanılması, kişilerin veya kamu görevlilerinin yasaya uygun davranmadıkları iddiasıyla idare veya yargı makamlarınca denetlenmelerine olanak sağlamaktadır. Şikayet edilen kişinin suç işlediği için cezalandırılması veya kamu görevlisinin hukuka aykırı davranışı nedeniyle disiplin işlemine ya da yargılamaya tabi tutulması kötülüğe uğraması sonucunu yaratsa dahi, yasal hakkın kullanılması nedeniyle kişi cezalandırılamamaktadır. Hukuksuz bir muameleye maruz kalan kişinin bu haksızlığı icra eden sivil veya kamu görevlisi olan kişiye, hukuk önünde hesaplaşması anlamına gelen sözleri söylemesi tehdit veya şantaj olarak kabul edilmeyecektir. Çünkü bu halde Anayasanın güvence altına aldığı şikayet hakkının kullanımı söz konusudur. Bu kişinin ilgili makamlara müracaat etmesi de, şantaj ya da tehdit düşüncesiyle değil, şikayet hakkının kullanılması amacıyla hareket ettiğinin göstergesi olmaktadır. Netice itibariyle herkes, kendisi veya kamu ile ilgili konularda yetkili makamlara şikayette bulunmak ve dava açmak hakkına sahiptir. Ancak bu hakkın, hakkı doğuran nedenin koyduğu sınırlar içinde kullanılması, kötüye kullanılmaması zorunludur. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde: Olayımızda, sanığın katılan ile olan arkadaşlıkları sırasında borç para aldığı, bu borcu ödememek için birlikte oldukları dönemde çektiği yatak odasına ilişkin görüntüleri dava açmak veya savcılığa vermek suretiyle açıklayacağı tehdidinde bulunduğu sabittir. Bir kadının yatak odasına ait görüntülerin dava açarak veya savcılığa şikayet yoluyla ortaya çıkarılsa dahi, özel yaşamına ait görüntülerin birçok kişi tarafından öğrenilmesini sağlayacağından şeref veya saygınlığına zarar vereceği ve üzerinde ağır tehdit oluşturacağı açıktır. Sanığın açıklayacağını bildirdiği hususun katılanın şeref ve saygınlığına zarar verecek nitelikte olduğu, bu tehdidin ağırlığına göre iradesini etkilemeye ve zorlamaya elverişli boyuta ulaştığı ve borçtan kurtulmak amacıyla gerçekleştirildiğinden yarar sağlama amacınında bulunduğu dikkate alındığında, TCK'nın 107/2. maddesinde düzenlenen şantaj suçunun maddi ve manevi unsurlarının gerçekleştiği anlaşılmakta olup, esasen bu konuda görüş ayrılığı bulunmamaktadır. Fiilin şikayet hakkının kullanılması niteliğinde olup olmadığı ve buna bağlı olarak suçun hukuka aykırılık unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediği hususuna gelince; Yukarıda açıklana yasal düzenlemelere göre kişilere şikayet hakkının ve hak arama özgürlüğünün tanınma amacı, suç işleyen veya başka biçimde hukuka aykırı davranan kişi ya da kamu görevlisinin bu hukuka aykırı davranışı nedeniyle disiplin işlemine veya yargılamaya tabi tutularak, idare veya yargı makamlarınca denetimine olanak sağlanması ve böylece temel hak ve özgürlüklerin korunmasını sağlamaktır. Hukuka uygunluk nedeni olarak bir hakkın kullanılmasından söz edilebilmesi için, kişiye hukuk düzenince tanımış subjektif bir hakkın varlığı yanında hakkı doğuran nedenin koyduğu sınırlar içerisinde kullanılması, kötüye kullanılmaması zorunludur. Somut olayda sanığın şikayet veya dava açma hakkını kullanmasını gerektiren ihlal edilmiş bir hakkı bulunmadığı gibi, bu yönde soyut iddia veya savunması dahi bulunmamaktadır. Sanığın katılan ile birlikte oldukları sırada üretilmiş yatak odasına ait görüntülerin dava açmak veya şikayette bulunulmak suretiyle mahkemeye ya da Cumhuriyet Savcılığına verilmesine dönük tehdidin amacı, ihlal edilmiş bir hakkın elde edilmesi olmayıp, tamamen şeref veya saygınlığına zarar verme tehdidiyle borçtan kurtulup katılandan yarar sağlamaktır. Kaldı ki katılanın özel hayatına ilişkin görüntülerin açıklanmasının sanığın herhangi bir hakkının korunmasına ve aranmasına katkısı da yoktur. Açıklanan nedenlerle sanığın fiilinin şikayet hakkının veya hak arama özgürlüğünün kullanılması kapsamında sayılmasına yasal olanak bulunmadığı ve hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, dolayısıyla olayda hakkın kullanılması hukuka uygunluk nedeninin gerçekleşmediği ve eyleminin şantaj suçunu oluşturduğundan, Yerel Mahkemenin bu yöndeki vasıflandırmasında bir isabetsizlik bulunmadığı kanaatinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun hükmün bozulması yönündeki görüşüne iştirak etmek mümkün olmamıştır.

Bu alandaki diğer kararlar

Tüm Ceza Hukuku kararları