İlme Hukuk Logo
İLMEHUKUK BÜROSU
İLME HUKUK BÜROSU
Hemen AraRandevu Al
Bir kapı kilidindeki anahtar deliğinin yakından görünümü

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu (TCK 109): Unsurlar, Nitelikli Hâller ve Eşe Karşı İşlenmesi

Eşini evde kilitlemek, araçtan indirmemek ya da otopark kapısını on dakika kapalı tutmak: TCK m.109 asgari bir süre aramaz. Ceza aralıkları, eşe karşı nitelikli hâl, uzlaştırma dışı oluşu, etkin pişmanlık ve zamanaşımı Yargıtay kararlarıyla.

Yayın
6 Ekim 2026
Okuma süresi
18 dk
Hukuk alanı
Ceza Hukuku
Av. Mesut İLME — Yalova Barosu

Av. Mesut İLME

Yalova Barosu, sicil 287

Yayın
6 Ekim 2026
18 dk
okuma

Tartışma büyür, ev sahibi kapıyı kilitler ve anahtarı cebine koyar; karşısındaki kişi on dakika sonra polisi arar. Bir başka olayda eş, "seni işe bırakayım" diyerek arabaya aldığı eşini işyerinin tersi yönüne götürür ve inmesine izin vermez. Bir üçüncüsünde işletmeci, otoparka giren belediye görevlilerinin arkasından kapıyı kapattırır. Üç olayın ortak sorusu aynıdır: ne kadar süren, hangi araçla ve kime karşı yapılan bir kısıtlama, Türk Ceza Kanunu m.109'daki kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturur?

Bu suç dosyaya çoğu zaman tek başına gelmez; tehdidin, kasten yaralamanın ya da ev içi şiddetin bir halkası olarak girer. Cezanın hangi fıkradan kurulacağı, uzlaştırmanın mümkün olup olmadığı, görevli mahkeme ve zamanaşımı süresi, olayın ilk anlatımında geçen birkaç kelimeye bağlı kalabilir: "kilitledi", "zorla bindirdi", "inmeme izin vermedi", "eşimdi". Her birinin karşılığı madde metninde ve Yargıtay 8. Ceza Dairesinin yakın tarihli kararlarında ayrı ayrı çizilmiştir.

TCK m.109 kişinin bir yere gitme ve bir yerde kalma serbestisini korur

Kanun suçu şöyle tanımlar: "Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir." (TCK m.109/1). Korunan değer, kişinin bedensel hareket serbestisidir; Anayasa m.19'da güvenceye alınan kişi hürriyetinin ceza hukukundaki karşılığıdır. Fail de mağdur da herkes olabilir. Failin ya da mağdurun belirli bir sıfat taşıması, ancak üçüncü fıkrada sayılan nitelikli hâllerde cezayı ağırlaştırır.

Hareket iki yönlüdür. Kişinin gitmek istediği yere gitmesinin engellenmesi, örneğin araçtan indirilmemesi ya da yolu kesilerek başka bir yöne zorlanması, suçun bir görünümüdür. Kişinin bulunduğu yerden ayrılmasının engellenmesi, yani odaya, eve ya da işyerine kilitlenmesi, anahtarının ya da araç kontağının alınarak çıkışın kapatılması ise öteki görünümüdür. Kanun ikisini aynı cezaya bağlamıştır.

Kısıtlamanın fiziksel bir engel taşıması da gerekmez. Kapı kilitli olmasa bile mağdurun çıkması hâlinde zarar göreceğini bildiği bir ortamın yaratılması, aracın hızla sürülerek inmenin fiilen imkânsız hâle getirilmesi ya da kişinin yer değiştirmesini sağlayan tek aracın, örneğin tekerlekli sandalyesinin elinden alınması da hareket serbestisini ortadan kaldırabilir. Tartışmanın odağında, mağdurun makul bir çaba ve ciddi bir risk almadan bulunduğu yerden ayrılabilmesinin mümkün olup olmadığı yer alır. Telefonun ya da kimliğin alınması ise tek başına bu suçu oluşturmaz; kişinin yer değiştirmesini engelleyen bir kısıtlamanın parçası olduğu ölçüde değerlendirmeye girer.

Suç kesintisiz (mütemadi) niteliktedir: kısıtlama sürdükçe suç işlenmeye devam eder. Bunun en somut sonucu zamanaşımındadır; TCK m.66/6 uyarınca kesintisiz suçlarda dava zamanaşımı kesintinin gerçekleştiği, yani mağdurun serbest kaldığı günden itibaren işlemeye başlar. Manevi unsur genel kasttır. Failin hangi saikle hareket ettiği suçun oluşumunu kural olarak etkilemez; kanun yalnız cinsel amacı beşinci fıkrada ayrı bir ağırlatıcı neden olarak düzenlemiştir.

Kanun asgari bir süre aramaz; on dakikalık kilitleme mahkûmiyete yetmiştir

Madde metninde kısıtlamanın ne kadar sürmesi gerektiğine dair bir eşik yoktur. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2025/13159, K. 2026/5827, 4 Mayıs 2026 tarihli kararında, kuduz köpek ihbarı üzerine sanığın işlettiği otoparka giren belediye görevlilerinin, sanığın kapıyı kapattırması nedeniyle "yaklaşık 10 dakika boyunca kapalı otoparkta kilitli kaldıkları" olayı incelemiştir. İlk derece mahkemesi beraat kararı vermiş, bölge adliye mahkemesi bu kararı kaldırarak TCK m.109/2 uyarınca mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Daire bu hükmü onamıştır; iki görevli aynı fiille alıkonulduğu için TCK m.43/2 de uygulanmıştır.

Sürenin kısalığı suçun varlığından çok cezanın miktarını etkiler. Hâkim temel cezayı TCK m.61/1'deki ölçütlere göre belirler; suçun işleniş biçimi, işlendiği zaman ve meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı bu ölçütler arasındadır. Kısa süreli kısıtlamanın asıl tartışıldığı yer, başka bir suçun içinde kalıp kalmadığıdır. Yağma ya da cinsel saldırı gibi cebirle işlenen suçların icrasıyla sınırlı kalan engelleme, TCK m.42'deki bileşik suç kuralı gereği o suçun cebir unsuru içinde tartışılır; o suçun icrası için gerekli olanı aşan bir alıkoyma ise ayrı bir hürriyet ihlali olarak m.109 değerlendirmesini gündeme getirir.

Cebir, tehdit ya da hile kullanıldığında ceza iki yıldan yedi yıla çıkar

İkinci fıkra şöyledir: "Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur." Uygulamadaki olayların büyük kısmı bu fıkraya girer; çünkü bir insanı iradesine rağmen bir yerde tutmak çoğu zaman bir zorlamayla ya da aldatmayla mümkün olur. Kolundan çekerek araca bindirmek cebre, "inersen sana zarar veririm" demek tehdide, "seni eve bırakacağım" diyerek başka bir yere götürmek hileye örnektir. Fıkranın lafzı, aracın fiili işlemek için ya da işlendiği sırada kullanılmasını yeterli görür; yani kısıtlama başladıktan sonra yöneltilen tehdit de ikinci fıkrayı uygulatır.

Hile hâli, mağdurun rızasıyla başlayan birlikteliklerde belirleyicidir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2023/3788, K. 2025/9309, 26 Kasım 2025 tarihli kararında şu olayı incelemiştir: sanık, bir süredir ayrı yaşadığı eşini arayarak onu işe götürebileceğini söylemiş, eşi araca rızasıyla bindikten sonra işyerinin tersi istikametine gitmiş ve gitmek istediğini söyleyen eşinin araçtan inmesine müsaade etmemiştir. İlk derece mahkemesi TCK m.109/2 ve 109/3-e uyarınca dört yıl hapis cezasına hükmetmiş, bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu düzelterek esastan reddetmiş, Daire de bu kararı onamıştır.

Kararın uygulamaya yansıması açıktır: araca kendi isteğiyle binmiş olmak, mağdurun inmek istediği andan sonraki kısıtlamayı hukuka uygun hâle getirmez. Rıza, açıklandığı çerçeve içinde hukuka uygunluk sağlar; kişi ayrılmak istediğini açıkladığında o çerçeve sona erer. Savunmanın "kendisi bindi" itirazı, bu nedenle ancak mağdurun ayrılma iradesini hiç açıklamadığı ya da açıklamasına rağmen ayrılabileceği bir ortamın bulunduğu olaylarda sonuç doğurabilir.

Nitelikli hâllerden biri varsa ceza bir kat artırılır

Üçüncü fıkra altı hâl sayar ve bunlardan birinin varlığında "yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır". Suçun:

  • silahla,
  • birden fazla kişi tarafından birlikte,
  • kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
  • kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
  • üstsoy, altsoy veya eşe ya da boşandığı eşe karşı,
  • çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı

işlenmesi bu hâllerdir. Dördüncü fıkra, suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması hâlinde hapis cezasının yanında ayrıca bin güne kadar adli para cezası öngörür; mağdurun alıkonulduğu sürede işine gidememesi ya da ticari bir fırsatı kaçırması bu fıkrayı gündeme getirebilir. Beşinci fıkraya göre suçun cinsel amaçla işlenmesi hâlinde verilecek cezalar yarı oranında artırılır; artırım için amacın varlığı yeterlidir, cinsel bir suçun ayrıca işlenmiş olması şart değildir.

HâlDayanakKanuni çerçeve
Temel şekilTCK m.109/11 yıldan 5 yıla kadar hapis
Cebir, tehdit ya da hileTCK m.109/22 yıldan 7 yıla kadar hapis
Temel şekil ve nitelikli hâlTCK m.109/1 ve 109/32 yıldan 10 yıla kadar hapis
Cebir, tehdit ya da hile ve nitelikli hâlTCK m.109/2 ve 109/34 yıldan 14 yıla kadar hapis
Ekonomik bakımdan önemli kayıpTCK m.109/4Ayrıca bin güne kadar adli para cezası
Cinsel amaçTCK m.109/5Bu cezalar yarı oranında artırılır

Tablodaki aralıklar kanuni çerçevedir; hâkim önce temel cezayı belirler, artırım ve indirimleri TCK m.61'deki sırayla uygular. Aynı olayda birden fazla nitelikli hâlin bulunması, örneğin suçun hem silahla hem birden fazla kişiyle işlenmesi, artırımı katlamaz: fıkra tek bir artırım öngörür. Birden çok hâlin bir arada bulunması ise temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesinde gözetilebilir.

Silah ve birden fazla kişiyle işleme: kahvehaneden araca, yazıhaneden kilitli kapıya

Silah kavramı TCK m.6/1-f'de geniş tanımlanmıştır: ateşli silahlar ve patlayıcıların yanında, saldırı ve savunma amacıyla yapılmamış olsa bile fiilen bu amaçla kullanılmaya elverişli diğer şeyler de silah sayılır. Silahın kullanılması gerekmez; mağdura gösterilerek iradesi üzerinde baskı kurulması bendi uygulatmaya yeter.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2025/12675, K. 2026/5450, 28 Nisan 2026 tarihli kararında iki nitelikli hâlin birlikte görüldüğü bir dosyayı incelemiştir. Sanıkların mağdurları kahvehaneden zorla araçlarına bindirip para bulmalarını istedikleri, bir başka mağduru işyerindeki yazıhaneye sokup kapıyı kilitledikleri olaylarda m.109/2 ve 109/3-b; bir sanığın mağduru zorla araca bindirip torpido gözündeki tabancayı göstererek hürriyetini kısıtladığı olayda m.109/2 ve 109/3-a uyarınca kurulan mahkûmiyetler onanmıştır. Daire aynı kararda, suçun işleniş şekli, işlendiği zaman dilimi ve fiilin ağırlığı gözetildiğinde temel cezanın alt sınırdan daha fazla uzaklaşılarak belirlenmesi gerektiğini, aleyhe temyiz bulunmadığı için bozma nedeni yapmadan belirtmiştir.

Eşe ve boşandığı eşe karşı alıkoyma ayrı bir nitelikli hâldir

Kapıyı kilitleyip eşini evden çıkarmamak, telefonunu ve anahtarını alarak evden ayrılmasını engellemek ya da araçta tutmak, aile içi uyuşmazlıklarda en sık görülen alıkoyma biçimleridir. TCK m.109/3-e, suçun "üstsoy, altsoy veya eşe ya da boşandığı eşe karşı" işlenmesini nitelikli hâl sayar; "boşandığı eş" ibaresi 2021'de 7331 sayılı Kanunla eklenmiştir. Ayrı yaşamak evliliği sona erdirmediği için boşanma davası sürerken ya da fiilen ayrılmış eşler arasında işlenen fiil de bu bende girer. 26 Kasım 2025 tarihli kararda da taraflar olay tarihinde bir süredir ayrı yaşamaktaydı.

Bendin lafzı eş, boşandığı eş, üstsoy ve altsoy ile sınırlıdır. Nişanlı, evlilik dışında birlikte yaşanan kişi ya da eski sevgili bu bendin kapsamına girmez; TCK m.2/3'teki kıyas yasağı bendin genişletilmesine izin vermez. Bu kişilere karşı işlenen fiil temel şekilden ya da cebir, tehdit veya hile varsa ikinci fıkradan cezalandırılır. Olayın özelliğine göre silah ya da birden fazla kişiyle işlenme gibi diğer bentler ayrıca uygulanabilir.

Ceza soruşturmasından bağımsız olarak, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamındaki koruyucu ve önleyici tedbirler de işletilebilir. Şiddet uygulayanın ortak konuttan uzaklaştırılması, korunan kişiye yaklaşmaması ve iletişim araçlarıyla rahatsız etmemesi gibi tedbirler aile mahkemesinden istenebilir; gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde kolluk amirleri de bazı tedbirleri geçici olarak verebilir. Bu tedbirlerin işleyişi aile içi şiddet ve 6284 sayılı Kanun ile uzaklaştırma kararı sayfalarında ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Tedbir kararı ile ceza yargılaması ayrı yollardır; birinde verilen karar diğerinin sonucunu belirlemez.

On beş yaşından küçük çocuğun rızası hukuken geçerli sayılmamaktadır

Mağdurun çocuk olması m.109/3-f'deki nitelikli hâli oluşturur. Rıza meselesi bu hâlde farklı işler. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2014/14-198, K. 2015/428, 1 Aralık 2015 tarihli kararında, on beş yaşını tamamlamamış çocukların serbestçe hareket etme hakkının üzerinde mutlak surette tasarrufta bulunabilecekleri bir hak olmadığını, bu nedenle gösterdikleri rızanın m.109 bakımından hukuka uygunluk nedeni sayılamayacağını kabul etmiştir. Genel Kurul, on beş yaşını bitirmiş ve ayırt etme gücüne sahip çocuklar bakımından ise rızanın hukuka uygunluk nedeni olabileceğini belirtmiştir; karar on bir üyenin karşı oyuyla, oy çokluğuyla verilmiştir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, evden kaçarak sanığın evine giden ve orada üç-dört gün kalan, on beş yaşından küçük bir mağdurun bulunduğu dosyada verdiği bozma kararında bu çizgiyi benimsemiştir. Eylemin TCK m.234'teki çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunu değil, m.109/1 ve 109/3-f'deki suçu oluşturduğu sonucuna varılmış; bozmaya uyularak kurulan hüküm E. 2024/20553, K. 2025/7495, 8 Ekim 2025 tarihli kararla düzeltilerek onanmıştır.

Kararda bir üyenin karşı oyu bulunmaktadır. Karşı oy, rızası olan çocuğun ailesine haber verilmeksizin yanında tutulmasının m.234/3 kapsamında kalması gerektiğini, aksi yorumun kıyas yasağına aykırı olduğunu savunmaktadır. Çoğunluk görüşü bugün Dairenin çizgisidir; ancak tartışmanın sürdüğü, savunmanın bu noktayı gerekçeli olarak ileri sürmesini anlamlı kılar.

Velayet yetkisi elinden alınmış ana ya da babanın veya üçüncü derece dahil kan hısmının, on altı yaşını bitirmemiş bir çocuğu veli, vasi ya da bakım ve gözetimini üstlenen kişinin yanından kaçırması ise ayrı bir suç tipidir (TCK m.234/1). Bu suç, m.109'dan farklı olarak uzlaştırma kapsamındadır (Ceza Muhakemesi Kanunu, CMK m.253/1-b-10). Çocuğun yurt dışına götürülmesi ya da orada alıkonulması hâlinde ceza yargılamasının yanında 1980 tarihli Lahey Sözleşmesine dayanan iade yolu da gündeme gelir; bu süreç uluslararası çocuk kaçırma sayfasında anlatılmıştır.

Kasten yaralama ve tehdit, alıkoymanın aracı olup olmadıklarına göre ayrıca cezalandırılır

TCK m.42'ye göre biri diğerinin unsurunu ya da ağırlaştırıcı nedenini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suç bileşik suçtur ve bu suçlarda içtima hükümleri uygulanmaz. İkinci fıkradaki cebir ve tehdit, alıkoymanın aracı olarak kullanıldığında suçun unsurudur. Mağdur araçtan inmesin diye yöneltilen tehdit, kural olarak ikinci fıkranın içinde kalır. Alıkoymadan bağımsız bir amaçla, örneğin serbest bırakıldıktan sonra şikâyet etmemesi için yöneltilen tehdit ise ayrı bir suçtur ve tehdit suçu hükümlerine göre değerlendirilir.

Kasten yaralama için kanun ayrı bir kural koymuştur. TCK m.109/6: "Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır." Kemik kırılması ya da bir duyu veya organın işlevinin sürekli zayıflaması gibi TCK m.87'deki neticeler doğduğunda yaralamadan ayrıca ceza verilir.

Daha hafif yaralamaların akıbeti dosyanın olgularına göre tartışılır. 26 Kasım 2025 tarihli karara konu dosyada bölge adliye mahkemesi, ilk derece mahkemesinin eşe karşı kasten yaralamadan kurduğu hükmü, eylemin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun "şiddet unsuru kapsamında" kalacağı gerekçesiyle bozmuş ve iki eylemin birlikte değerlendirilmesini istemiştir. Yeniden yapılan yargılamada sanık m.109/2 ve 109/3-e'den cezalandırılmıştır. Yaralamanın kendi ceza bandı ve yatar süresi kasten yaralama cezası sayfasındaki tabloda ayrıca görülebilir.

TCK m.109 uzlaştırma kapsamında değildir; şikâyetten vazgeçme davayı düşürmez

Uzlaştırma kapsamındaki suçlar CMK m.253/1'de iki grupta sayılır: soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar ile şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın listede adı geçen suçlar. Liste kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç), tehdidin birinci fıkrası, konut dokunulmazlığının ihlali, hırsızlık, dolandırıcılık ve çocuğun kaçırılması ve alıkonulması gibi suçları içerir; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma bu listede yer almaz. TCK m.109 şikâyete bağlı bir suç da olmadığından, temel şekli dahil hiçbir fıkrası uzlaştırmaya gönderilmez. Adli süreçteki çocuklar için öngörülen ek kapsam da (CMK m.253/1-c) üst sınırı üç yılı geçmeyen suçlarla sınırlı olduğundan, üst sınırı beş yıl olan bu suçu kapsamaz.

Bunun iki pratik sonucu vardır. Birincisi, mağdurun şikâyetinden vazgeçmesi ya da taraflar arasında barışma sağlanması kamu davasının açılmasını veya sürmesini engellemez; vazgeçme beyanı yalnız delillerin ve cezanın değerlendirilmesinde göz önüne alınabilecek bir olgu olarak kalır. İkincisi, CMK m.253/3 uyarınca uzlaştırma kapsamına giren bir suç, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte aynı mağdura karşı işlenmişse uzlaşma hükümleri uygulanmaz. Alıkoymayla birlikte aynı mağdura karşı işlenen ve tek başına uzlaştırmaya tabi olan basit yaralama ya da tehdit de bu kural nedeniyle uzlaştırma dışında kalır. Aynı fıkraya 2025'te eklenen istisna yalnız önödeme kapsamındaki bir suçla birleşme hâline ilişkindir ve m.109 önödeme kapsamında da değildir.

Etkin pişmanlık: soruşturmadan önce, kendiliğinden ve güvenli bir yerde serbest bırakma

TCK m.110, failin "bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın, onu kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakacak olursa" cezasının üçte ikisine kadarının indirilmesini öngörür. Dört koşul birlikte aranır: serbest bırakmanın soruşturma başlamadan önce olması, failin kendi iradesiyle gerçekleşmesi, mağdurun şahsına zarar verilmemiş olması ve mağdurun güvenli bir yerde bırakılması. İndirim oranı, koşulların gerçekleşme biçimine göre hâkimin takdirindedir.

4 Mayıs 2026 tarihli otopark kararında görevliler ancak polisin gelmesiyle otoparktan çıkabildiği için Daire, sanığın onları kendiliğinden serbest bırakmadığı gerekçesiyle etkin pişmanlık hükmünün uygulanmamasını isabetli bulmuştur. Mağdurun ıssız bir yol kenarında, gece ya da hava koşullarının tehlike yarattığı bir yerde bırakılması da "güvenli yer" koşulunu tartışmalı hâle getirir.

Yakalama yetkisi ve rıza alıkoymayı hukuka uygun kılabilir; kamu görevi ise cezayı ağırlaştırır

Madde "hukuka aykırı olarak" ifadesini kullanır; kanunun verdiği bir yetkiye dayanan kısıtlama suç oluşturmaz (TCK m.24/1). En bilinen örnek CMK m.90/1'deki geçici yakalamadır: kişiye suçu işlerken rastlanması ya da suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçması olasılığının bulunması veya kimliğinin hemen belirlenememesi hâlinde herkes geçici olarak yakalama yapabilir. Yetki geçicidir ve yakalanan kişinin kolluğa teslim edilmesi amacına hizmet eder. Mağazada suçüstü yakalanan kişinin kolluk gelene kadar tutulması bu yetkinin içinde kalır; kolluğa haber verilmeden saatlerce bir depoda bekletilmesi ya da "zararı ödeyene kadar" bırakılmaması ise yetkinin amacını aşar ve m.109 tartışmasını açar.

İlgilinin rızası da bir hukuka uygunluk nedenidir (TCK m.26/2), ancak yalnız açıklandığı çerçevede sonuç doğurur. Kişi gitmek istediğini söylediği anda kısıtlamanın hukuki dayanağı sona erer; on beş yaşından küçük çocuğun rızası ise Yargıtay 8. Ceza Dairesince hukuken geçerli sayılmamaktadır. Rızanın ayrıca fiilin işlenmesinden önce ya da en geç işlendiği sırada bulunması gerekir; sonradan açıklanan rıza, Ceza Genel Kurulunun yukarıdaki kararında da vurgulandığı gibi, hukuka uygunluk nedeni değildir.

Kamu görevi ise hukuka uygunluğun değil, ağırlaştırmanın konusudur. Kanun iki ayrı nitelikli hâl öngörür: suçun mağdurun yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle işlenmesi (m.109/3-c) ile failin kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanması (m.109/3-d). Kanuni bir yakalama ya da gözaltı yetkisi bulunmadan veya bu yetkinin süresi aşılarak yapılan tutma, görevlinin nüfuzunu kötüye kullanması niteliğindeyse m.109/3-d gündeme gelir. Kolluk görevlisi gibi kamu görevi yürüten bir kişinin bu görevi nedeniyle alıkonulması ise m.109/3-c kapsamındadır; bendin uygulanması için mağdurun kamu görevi yürütmesi ve alıkoymanın bu görevle bağlantılı olması gerekir.

Görevli mahkeme, zamanaşımı ve ertelemenin imkânı fıkraya göre değişir

Ağır ceza mahkemesi, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun m.12 uyarınca on yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlara bakar. Temel şekil (üst sınır beş yıl), ikinci fıkra (yedi yıl) ve temel şeklin nitelikli hâli (on yıl) asliye ceza mahkemesinde görülür; cebir, tehdit ya da hileyle işlenen suçun nitelikli hâli (on dört yıl) ise ağır ceza mahkemesinin görevine girer. Anılan kararlar da bu ayrımı yansıtır: on beş yaş altı mağdura ilişkin m.109/1 ve 109/3-f dosyasında ve otopark dosyasında ilk derece yargılaması asliye ceza mahkemesinde yapılmış (otopark dosyasında mahkûmiyet hükmünü bölge adliye mahkemesi kurmuştur), m.109/2 ve 109/3'ten kurulan hükümler ise ağır ceza mahkemelerince verilmiştir.

Dava zamanaşımı, suçun kanundaki cezasının üst sınırına göre belirlenir ve dosyadaki mevcut deliller itibarıyla daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâller de hesaba katılır (TCK m.66/3-4). Temel şekilde süre sekiz yıl (m.66/1-e), ikinci fıkra ve nitelikli hâllerde on beş yıldır (m.66/1-d). Kesme nedenleri varsa süre en fazla yarısı kadar uzar (m.67/4). 28 Nisan 2026 tarihli kararda Daire, m.109/2 ve 109/3'ten kurulan hükümler için on beş yıllık olağan ve m.67/4'e göre hesaplanan olağanüstü zamanaşımı sürelerinin dolmadığını belirtmiştir. Çocuklara karşı üstsoy ya da üzerlerinde hüküm ve nüfuzu olan kişilerce işlenen suçlarda zamanaşımı, çocuğun on sekiz yaşını bitirdiği günden işlemeye başlar (m.66/6).

İki yıl veya daha az süreli hapis cezası koşulları varsa ertelenebilir (TCK m.51/1) ya da hükmün açıklanması geri bırakılabilir (CMK m.231/5); bir yıl veya daha az süreli hapis cezası seçenek yaptırımlara çevrilebilir (TCK m.50). Temel şekilde alt sınır bir yıl olduğundan bu kurumların uygulanma imkânı vardır. İkinci fıkrada alt sınır iki yıl, ikinci fıkra ile nitelikli hâlin birleştiği durumlarda dört yıldır; takdiri indirim (TCK m.62) uygulansa bile dört yıllık alt sınır iki yılın altına inmez. Otopark kararında iki yıl bir ay hapis cezasının yasal engel oluşturması nedeniyle bu kurumların uygulanmaması isabetli bulunmuştur. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının koşulları ve sonuçları HAGB sayfasında ayrıca anlatılmıştır.

Koşullu salıverilme oranı yarıdır: TCK m.109, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.107/2'de üçte iki oranına bağlanan suçlar arasında sayılmamıştır. Tekerrür hâlinde 5275 sayılı Kanun m.108 uyarınca süreli hapis cezasının üçte ikisinin infaz kurumunda geçirilmesi gerekir; anılan kararların birden fazlasında mükerrirlere özgü infaz rejimine hükmedilmiştir. Somut bir ceza üzerinden koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik tarihleri infaz hesaplama aracıyla hesaplanabilir.

Kilitli kapı dosyasında ilk günlerde toplanan kayıtlar sonucu belirler

Alıkoyma çoğu zaman dört duvar arasında ya da bir aracın içinde geçer ve tanığı azdır. Dosyalarda gördüğümüz kadarıyla sonucu belirleyen, olayın hemen ardından toplanabilen nesnel kayıtlardır: 112 çağrısının saati ve içeriği, mağdurun o sırada gönderdiği mesajlar ve konum paylaşımı, apartman, otopark ya da yol kameraları, baz istasyonu kayıtları ve kapının, kilidin ya da anahtarın olay anındaki durumu. Kamera kayıtlarının bir kısmı kısa sürelerde üzerine yazıldığı için bu kayıtların korunması talebi soruşturmanın başında yapılmalıdır.

Sanık açısından tartışma çoğunlukla üç noktada yoğunlaşır: kısıtlamanın gerçekten bulunup bulunmadığı, yani mağdurun çıkış imkânının olup olmadığı; rızanın hangi anda sona erdiği; serbest bırakmanın m.110 anlamında kendiliğinden olup olmadığı. Uygulamada sık karşılaştığımız bir durum, aile içi bir tartışmanın tutanağa yalnız "tehdit" ya da "yaralama" olarak geçmesi, kapının kilitlendiği ya da araçtan inmeye izin verilmediği bilgisinin ifadelerde sonradan ortaya çıkmasıdır. Suç vasfı m.109'a döndüğünde uzlaştırma imkânı, görevli mahkeme ve zamanaşımı süresi de birlikte değişir; savunma ve katılan vekili bu değişikliği ek savunma hakkı ve delil talepleriyle karşılamalıdır.

Mağdur açısından, ifadede kısıtlamanın başladığı ve bittiği saatlerin, çıkışın nasıl engellendiğinin ve serbest kalmanın nasıl gerçekleştiğinin ayrıntılı anlatılması suç vasfının doğru belirlenmesi için gereklidir. Aile içi olaylarda koruma tedbiri talebi ile ceza şikâyetinin aynı gün yapılması, iki yolun birbirini beklemeden işlemesini sağlar.

Ceza yargılamasının genel aşamaları ceza hukuku sayfasında, Yalova'daki ceza mahkemeleri ve yargı çevresine ilişkin bilgiler Yalova ceza avukatı sayfasında yer almaktadır.

Sık Sorulan Sorular

Eşini evde kilitlemek suç mudur?

Kanuni bir yetki ya da geçerli bir rıza bulunmaksızın eşin iradesine rağmen evden çıkmasının engellenmesi TCK m.109'daki kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturur; eşe karşı işlendiği için m.109/3-e uyarınca ceza bir kat artırılır. Kilitlemeye cebir, tehdit ya da hile eşlik etmişse kanuni çerçeve dört yıldan on dört yıla kadar hapistir ve dava ağır ceza mahkemesinde görülür. 6284 sayılı Kanun kapsamındaki koruma tedbirleri ceza davasından bağımsız olarak istenebilir.

Birkaç dakika süren alıkoyma da suç oluşturur mu?

Kanun asgari bir süre öngörmez; Yargıtay 8. Ceza Dairesi yaklaşık on dakika süren bir alıkoymada kurulan mahkûmiyeti onamıştır. Sürenin kısalığı daha çok temel cezanın belirlenmesinde etkili olur. Kısıtlama yağma ya da cinsel saldırı gibi başka bir suçun icrasıyla sınırlı kalmışsa o suçun cebir unsuru içinde tartışılır.

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda uzlaşma var mı?

Bu suç CMK m.253'teki uzlaştırma listesinde yer almaz ve şikâyete bağlı da değildir; temel şekli dahil hiçbir fıkrası uzlaştırmaya gönderilmez. Aynı mağdura karşı birlikte işlenen ve tek başına uzlaştırmaya tabi olan tehdit ya da basit yaralama da m.253/3 uyarınca uzlaştırma dışında kalır.

Mağdur şikâyetinden vazgeçerse dava düşer mi?

Şikâyetten vazgeçme kamu davasını düşürmez, çünkü suçun soruşturulması şikâyete bağlı değildir. Savcılık soruşturmaya, mahkeme yargılamaya devam eder. Mağdurun sonradan verdiği beyanlar delillerin değerlendirilmesinde ve cezanın belirlenmesinde dikkate alınabilir.

Mağdur araca kendi isteğiyle bindiyse suç oluşur mu?

Rızayla başlayan bir birliktelik, mağdurun ayrılmak istediğini açıkladığı andan sonra sürdürülürse suç oluşur. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, işe götürme bahanesiyle aracına aldığı eşini inmek istemesine rağmen bırakmayan sanık hakkında m.109/2 ve 109/3-e uyarınca kurulan hükmü onamıştır. Mağdurun on beş yaşından küçük olması hâlinde Daire rızayı hukuken geçerli saymamaktadır.

Bu suçtan verilen hapis cezası ertelenebilir mi?

Hükmedilen hapis cezası iki yıl veya daha az ise koşulları varsa erteleme ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılması mümkündür; temel şekilde alt sınır bir yıl olduğundan bu ihtimal gerçekçidir. Cebir, tehdit ya da hileyle işlenen nitelikli hâllerde alt sınır dört yıl olduğundan, etkin pişmanlık gibi ayrı bir indirim olmadıkça iki yıl eşiğinin altına inilmesi beklenmez.

Etkin pişmanlık indirimi hangi durumda uygulanır?

Fail, soruşturma başlamadan önce mağdurun şahsına zarar vermeden onu kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakırsa cezanın üçte ikisine kadarı indirilir (TCK m.110). Mağdurların polis müdahalesiyle kurtulduğu bir olayda Yargıtay 8. Ceza Dairesi serbest bırakmayı kendiliğinden saymamış ve indirimi uygulamayan kararı onamıştır.

Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; her dosya kendi olgularıyla değerlendirilir.

Bu konuyla ilgili emsal kararlar

Tüm Ceza Hukuku kararları

Bu konuyla ilgili yazılar

Tüm Ceza Hukuku yazıları