İlme Hukuk Logo
İLMEHUKUK BÜROSU
İLME HUKUK BÜROSU
Hemen AraRandevu Al
Işıklı masa üzerinde üst üste konmuş aydınger kâğıtları

Rapora İtiraz Edilince Mahkeme Ek Bilirkişi Raporu Almak Zorunda mı?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bilirkişilerce zaten incelenmiş itirazlar için ek rapor alınmasını zorunlu görmedi. Kararın gerekçesi ve dosyaya yansıması.

Mahkeme
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
Esas/Karar
2017/128 2020/188
Karar tarihi
20.02.2020
Resmî kaynak
Yargıtay Karar Arama
Av. Mesut İLME — Yalova Barosu

Av. Mesut İLME

Yalova Barosu, sicil 287

Yayın
10 Ekim 2026
6 dk
okuma

Özet

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bilirkişi raporuna itiraz edilmesinin mahkemeyi her durumda ek rapor ya da yeni bir heyet incelemesi yaptırmaya zorlamadığını kabul etti. Uyuşmazlık, bir mimarın Milas'ta bir parsel için hazırladığı avan projenin başka bir mimar tarafından uygulama projesine dönüştürüldüğü iddiasıyla açılan tecavüzün önlenmesi ve tazminat davasından doğdu. Bilirkişi heyeti projelerin aynı olduğunu ve avan projenin eser niteliği taşıdığını bildirdi; davalı rapora itiraz etti. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, teknik nitelikteki itirazlar karşılanmadan hüküm kurulmasını eksik inceleme sayarak bozdu; yerel mahkeme direndi. Genel Kurul, itirazların bilirkişi incelemesinden önce de ileri sürüldüğünü ve heyet raporunda değerlendirildiğini, projenin onaylanmamış olduğu itirazının ise hâkimin hukuki bilgisiyle çözülebilecek bir mesele olduğunu tespit etti. Telif hakkının eserin meydana getirilmesiyle doğduğu, sicile tescil ya da idari onayın eser vasfı için aranmadığı da kararda vurgulandı. Direnme oy birliğiyle yerinde bulundu ve esasa ilişkin temyiz itirazları için dosya Özel Daireye gönderildi. Karar, rapora itiraz eden taraf aleyhine, raporun dayanağı olan taraf lehine niteliktedir; itirazın yeni ve teknik bir noktaya değinmesi gerektiğini ortaya koyması bakımından her türlü hukuk davasında yol göstericidir.

İnceleme

Her itiraz yeni bir bilirkişi incelemesi gerektirmez: mahkemenin takdir alanı

Bilirkişi raporu dosyaya girdiğinde aleyhine sonuç doğan taraf çoğu dosyada itiraz eder. Mahkemenin önündeki soru, bu itirazın kendiliğinden ek rapor ya da yeni bir heyet incelemesi gerektirip gerektirmediğidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 20 Şubat 2020 tarihli kararında bu soruya ölçülü bir cevap verdi: itirazlar daha önce bilirkişilerce incelenmişse ya da dosyadaki bilgilerle ve hâkimin hukuki bilgisiyle karşılanabiliyorsa, mahkeme ek rapor almadan itirazları kendisi değerlendirebilir.

Kararın değeri, Özel Dairenin bozma kararına karşı yerel mahkemenin direnmesini haklı bulmasından gelir. Genel Kurul, "eksik inceleme" gerekçesinin her itiraz dilekçesinde kendiliğinden işlemediğini, itirazın niteliğine bakılması gerektiğini vurguladı. İtiraz süresi ve dilekçenin içeriğine ilişkin genel çerçeve bilirkişi raporuna itiraz rehberimizde ayrıca anlatılmaktadır; bu karar ise itirazın hangi durumda yeni bir incelemeyi zorunlu kıldığı sorusuna odaklanır.

Milas Güllük parseli için çizilen avan proje başka bir mimarın imzasıyla onaylandı

Davacı mimar, Milas ilçesine bağlı Güllük beldesindeki bir parsel için avan (ön) proje hazırladı ve projenin başka bir mimar tarafından uygulama projesine dönüştürülmesini önlemek amacıyla 7 Ocak 2008 tarihinde Mimarlar Odası Milas Temsilciliğine sundu. Davalı mimar aynı parsel için bir uygulama projesi çizdi ve bu proje 22 Ocak 2008 tarihinde temsilcilik tarafından onaylandı. Diğer davalılar bu projeyle parselde inşaata başladı.

Davacı, projesinin kopyalandığını ileri sürerek tecavüzün önlenmesini, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) m.68 uyarınca 15.000 TL maddi ve FSEK m.70 uyarınca 15.000 TL manevi tazminatı talep etti. Davalı mimar, davacının onaylanmış bir projesi bulunmadığını, onaylanmayan ve tescil edilmeyen projenin eser sayılamayacağını ve projeyi ilk çizenin kendisi olduğunu savundu.

Mahkemenin görevlendirdiği bilirkişi heyeti, avan projenin eser niteliğinde olduğunu, ilk önce davacı tarafından çizildiğini ve davalının uygulama projesinin bununla aynı olduğunu bildirdi. Davalı vekili rapora itiraz etti; mahkeme raporu kontrole elverişli bularak itirazı reddetti ve 11.460 TL maddi, 3.000 TL manevi tazminata hükmetti. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, itiraz dilekçesinde özel ve teknik bilgi gerektiren ciddi itirazlar bulunduğunu belirterek ek rapor ya da yeni heyet raporu alınmadan karar verilmesini eksik inceleme saydı ve hükmü bozdu. Mahkeme, her itiraz edilen rapor için yeni inceleme zorunluluğu kabul edilirse hiçbir davanın tek raporla sonuçlanamayacağını belirterek direndi.

İtirazlar rapordan önce de ileri sürülmüş ve bilirkişilerce zaten incelenmişti

Genel Kurul önce bilirkişiye başvurmanın sınırını çizdi. HMK m.266/1 ve 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu m.3/3 uyarınca genel bilgi, tecrübe ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözülebilecek konularda bilirkişiye başvurulamaz. Kararın ifadesiyle bilirkişi, davadaki hukuki meselede değil, maddi meselede görüşüne başvurulan kişidir.

Ek raporun dayanağı HMK m.281/2 hükmüdür: mahkeme, rapordaki eksiklik ya da belirsizliğin giderilmesi için bilirkişiden yeni sorularla ek rapor alabilir ya da duruşmada sözlü açıklama isteyebilir. HMK m.282 ise bilirkişi görüşünün diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirileceğini öngörür. Genel Kurul bu iki hükmü birlikte okuyarak, raporu tam ve açık bulan, itirazların daha önce incelendiğini ya da dosya bilgileriyle karşılanabileceğini gören mahkemenin itirazları ek rapor almadan kendisinin inceleyebileceğini kabul etti.

Somut dosyada davalının rapora karşı ileri sürdüğü itirazlar, bilirkişi incelemesinden önce de dile getirilmiş ve heyet raporunda değerlendirilmişti. Projenin onaylanmamış olması itirazı ise teknik değil hukuki bir meseleydi. FSEK m.2/1-3 her çeşit mimarlık tasarım ve projesini ilim ve edebiyat eseri sayar; Genel Kurul, telif hakkının eserin meydana getirilmesiyle doğduğunu, sicile tescil ya da bir makamın onayının eser vasfının kazanılmasıyla ilgili olmayan idari işlemler olduğunu belirtti. Bu soruyu yanıtlamak için yeni bir bilirkişiye ihtiyaç bulunmuyordu.

Direnme yerinde bulundu, esasa ilişkin itirazlar Özel Daireye gönderildi

Genel Kurul, ek bilirkişi raporu alınmasına gerek olmadığı yönündeki direnme kararını oy birliğiyle usul ve kanuna uygun buldu. Özel Daire bozma kararında işin esasını incelemediğinden, davalının tazminat şartlarına ve esasa yönelik temyiz itirazlarının değerlendirilmesi için dosya Yargıtay 11. Hukuk Dairesine gönderildi.

Karar, rapora itiraz eden tarafın aleyhine, raporun dayanağı olan tarafın lehinedir. Uygulamadaki etkisi, "itirazlar karşılanmadan hüküm kuruldu" temyiz sebebinin tek başına yeterli görülmemesidir; temyiz ya da istinaf incelemesinde itirazın daha önce ileri sürülüp sürülmediği, raporda cevaplanıp cevaplanmadığı ve teknik bir bilgiyi gerektirip gerektirmediği ayrı ayrı sorulacaktır. Kanun yollarının işleyişi istinaf kanun yolu rehberinde ayrıntılı olarak yer almaktadır.

Karar, direnme aşamasında 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun geçiş hükmü uyarınca uygulandığı dönemde verilmiştir; bilirkişi incelemesine ilişkin değerlendirme ise doğrudan HMK hükümlerine dayanır ve bugünkü dosyalar bakımından da yol göstericidir.

Rapora itirazda yeni ve teknik bir nokta gösterilmesi belirleyici olur

Kararın ışığında itiraz dilekçesinin, bilirkişi incelemesinden önce ileri sürülmüş savunmaları tekrar etmekle yetinmemesi gerekir. Raporun hangi teknik noktayı cevapsız bıraktığı, hangi belgeyi incelemediği ya da hangi hesap veya karşılaştırma yöntemini açıklamadan uyguladığı somut olarak gösterilmelidir. Uygulamada en sık karşılaştığımız tablo, itiraz dilekçesinin cevap dilekçesindeki savunmaların özetine dönüşmesidir; bu durumda itiraz, incelenen karardaki gibi dosya kapsamıyla karşılanmış sayılabilir.

Hukuki nitelendirmeye ilişkin itirazların bilirkişiden değil hâkimden beklendiği de gözetilmelidir. Bir projenin eser sayılıp sayılmadığı, bir sözleşmenin geçerliliği ya da bir sürenin işleyişi bilirkişi konusu değildir; bu yöndeki itirazın ek rapor talebi yerine hukuki değerlendirme olarak sunulması daha isabetlidir. İtirazın süresinde yapıldığının ve hangi itirazın karşılanmadığının istinaf dilekçesinde ayrıca gösterilmesi, kanun yolu incelemesinin sağlıklı yapılabilmesi için önemlidir; dilekçe yapısı hukuk istinaf dilekçesi örneğinden izlenebilir.

Bilirkişi incelemesi ve ek rapor hakkında sık sorulan sorular

Rapora itiraz edildiğinde mahkeme ek rapor almak zorunda mıdır?

Genel Kurul bu kararda zorunluluk bulunmadığını kabul etmiştir. Rapor tam ve açıksa, itirazlar daha önce incelenmişse ya da dosyadaki bilgilerle karşılanabiliyorsa mahkeme itirazları kendisi değerlendirebilir. İtiraz özel ve teknik bilgiyi gerektiren yeni bir noktaya ilişkinse ek rapor ya da yeni heyet incelemesi gündeme gelir.

Mimari projenin eser sayılması için Mimarlar Odası onayı gerekir mi?

Genel Kurul, telif hakkına sahip olmak için eserin meydana getirilmesinin yeterli olduğunu belirtmiştir. Mimarlar odası ve belediye onayı projenin uygulanabilmesi için gerekli idari işlemlerdir; eser vasfının kazanılmasıyla ilgili değildir. Avan proje de sahibinin hususiyetini taşıyorsa eser niteliğindedir.

Hukuki bir mesele için bilirkişi raporu alınabilir mi?

Kanun, hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözülebilecek konularda bilirkişiye başvurulmasını yasaklamaktadır. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler de ayrı bir uzmanlığı belgelendirmedikçe bilirkişi olarak görevlendirilemez. Bu nedenle hukuki nitelendirmeye ilişkin itirazlar hâkimin değerlendirmesine bırakılır.

Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; her dosya kendi olgularıyla değerlendirilir.

Kararın tam metni

~11 dk okuma

Metin, Yargıtay Karar Arama resmî yayınından alınmıştır. Kaynakta açın

Hukuk Genel Kurulu         2017/128 E.  ,  2020/188 K.

**"İçtihat Metni"**MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

  1. Taraflar arasındaki “tecavüzün önlenmesi ile maddi ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Muğla 1. Asliye Hukuk Mahkemesince (Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi Sıfatıyla) verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
  2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
  3. Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla değişikliği öncesi hâliyle 438. maddesinin ikinci fıkrası gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davalı ... vekilinin duruşma isteminin reddine karar verilip dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili 24.06.2008 tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin Milas İlçesi Güllük Beldesi 175 parsel sayılı taşınmaz için avan (ön) proje hazırlayarak Mimarlar Odasından 07.01.2008 tarihinde onay aldığını, ancak söz konusu projenin daha sonra davalı ... tarafından kopya edildiğini, bu hususun Mimarlar Odasınca da tespit edilerek durumun davalıya bildirildiğini, buna rağmen davalının uzlaşmaya yanaşmadığını, diğer davalıların ise bu projeyi kullanarak inşaat yapmaya başladıklarını ileri sürerek haksız tecavüzün önlenmesine, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun (FSEK) 68. maddesi gereğince 15.000,00TL maddi tazminat ile FSEK’in 70. maddesi gereğince 15.000,00TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar Cevabı: 5.1. Davalı ... vekili 19.08.2008 tarihli cevap dilekçesinde; davacının kötü niyetli olduğunu, davacının projesinin Mimarlar Odasından onay almadığını, aksine müvekkilinin çizdiği projenin onaylandığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 5.2. Diğer davalılar vekili 04.08.2008 tarihli cevap dilekçesinde; müvekkillerinin dava konusu projenin çizildiği parselde inşaat yaptıklarını, müvekkillerinin proje konusunda davacı ile bir anlaşmalarının bulunmadığını, müvekkillerinin Eco Tech İnşaat Taah. Emlak Paz. ve Tic. Ltd. Şti. ile proje konusunda anlaştıklarını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. Muğla 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi Sıfatıyla) 18.07.2013 tarihli ve 2012/1363 E., 2013/1082 K. sayılı kararı ile; davalıların davacıya ait mimari projeyi izinsiz olarak kullandıkları ve uygulamaya geçirdikleri, FSEK'nin 68. maddesi gereğince davacının mali hak talebinde bulunabileceği, ayrıca manevi tazminat şartlarının da oluştuğu, ancak tazminat talep edildiğinden davacı ile davalılar arasında farazi bir sözleşme ilişkisi doğduğu için tecavüzün önlenmesi talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 11.460,00TL maddi tazminat ile 3.000,00TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, tecavüzün önlenmesi yönündeki talebin ise reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Muğla 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi Sıfatıyla) yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 07.05.2014 tarihli ve 2013/15165 E., 2014/8708 K. sayılı kararı ile; “…Dava, davacıya ait mimari projenin davalılar tarafından haksız olarak kullanılması nedeni ile 5846 sayılı FSEK hükümleri kapsamında uğranılan maddi ve manevi zararların tazmini istemlerine ilişkindir. Mahkemece görüşüne başvurulan bilirkişi heyeti tarafından tanzim edilen 04.06.2009 havale tarihli bilirkişi raporunun sonuç bölümünde neticeten ihlalin gerçekleştiği mütalaa edilmiş ise de, mümeyyiz davalı ... vekili tarafından sunulan rapora itiraz dilekçesinde, çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektiren nitelikteki ciddi itirazlar ileri sürülmüştür. Bu itibarla mahkemece, taraflar arasındaki uyuşmazlıkta bilirkişi heyetinden itirazları karşılayacak şekilde ek rapor alınması ya da gerektiğinde yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınarak, davalının itirazları değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru bulunmamış, hükmün temyiz eden davalı ... yararına bozulması gerekmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Muğla 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi Sıfatıyla) 25.11.2014 tarihli ve 2014/461 E., 2014/607 K. sayılı kararı ile; alınan bilirkişi raporunun gerekçeli, kontrole elverişli ve hüküm kurmaya yeterli olduğu, davalı tarafın aleyhine olan hususlara itiraz etmesinin normal karşılanması gerektiği, ancak her itiraz olunan bilirkişi raporunun yeniden değerlendirilmek suretiyle ek rapor alınması veya başka bir rapor alınması zorunluluğunun bulunmadığı, aksi hâlde hiçbir davanın tek bilirkişi raporuyla sonuçlanması imkânının kalmayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay çerçevesinde aldırılan bilirkişi raporuna davalı ... vekilinin itiraz etmesi karşısında mahkemece ek rapor veya yeni bir bilirkişi raporu aldırılmasının gerekli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE 12. Dava, esere tecavüzün önlenmesi ile maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir 13. Uyuşmazlık konusu itibari ile öncelikle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) düzenlenen bilirkişi incelemesi hakkında açıklamalarda bulunmakta fayda vardır. 14. HMK’nın “Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller” başlıklı 266/1. maddesi; “Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez.” düzenlemesini içermektedir. Aynı Kanun’un “Bilirkişi raporuna itiraz” başlıklı 281/2. maddesinde ise; “Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir.” hükmüne yer verilmiş ve 282. madde ile de hâkimin bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği belirtilmiştir. 15. Öte yandan 24.11.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 3/3. maddesi ile “Genel bilgi ve tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.” şeklinde HMK'nin 266/1. maddesine benzer bir düzenleme getirilmiştir.. 16. Görüldüğü üzere hem HMK hem de 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu gereğince çözümü için hukuki bilginin yeterli olduğu uyuşmazlık konularında bilirkişiye başvurulamayacaktır. Zira hukuki konular, anlaşılabilmesi için hâkimin bilemeyeceği özel ve teknik bilgiye ihtiyaç duyulan konular değildir. Bilirkişi, davadaki hukuki meselede değil, maddi meselede görüşüne başvurulan kişidir. 17. Bununla birlikte çözümü hukuk bilgisi dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektirdiği için bilirkişiye başvurulduğu hâllerde mahkeme, bilirkişi raporunda noksan veya müphem gördüğü hususların tamamlanması veya açıklanması için kendiliğinden veya tarafların itirazı üzerine bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabilecektir. Ancak, mahkemenin bilirkişi raporunu noksan ve müphem bulmadığı (tam ve açık bulduğu), itirazların daha önce incelenmiş veya dava dosyasındaki bilgilerle karşılanması mümkün olduğu hâllerde mahkeme, ek rapor almadan veya yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırmadan bilirkişi raporuna karşı yapılmış olan itirazları kendisi de inceleyebilecektir (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü C. III, İstanbul, 2001, s. 2761). 18. Bu aşamada uyuşmazlığın çözümü için ayrıca mimari projelerin eser niteliğinin açıklanması gerekmektedir. 19. Fikir ve sanat eserleri hukukunun en önemli kavramı eserdir. Bir fikrî çalışmanın, fikir ürününün korunabilmesi için, onun teknik anlamda eser niteliğini taşıması gerekir. Hangi fikir ürünlerinin eser olarak kabul edileceği FSEK’e göre belirlenir. FSEK’nin 1. maddesinde eser; “sahibinin hususiyetini taşıyan ve aşağıdaki hükümler uyarınca ilim ve edebiyat, musikî, güzel sanatlar veya sinema eserleri sayılan her nevî fikir ve sanat mahsulüdür.” şeklinde tanımlanmıştır. Buna göre, bir fikir ürününün eser olarak vasıflandırılabilmesi için, iki unsurun bulunması gerekir. Bunlar, fikrî çalışmasının sahibinin özelliğini taşıması ve Kanun’da sayılan eser türlerinden olmasıdır. 20. Hemen belirtilmesi gerekir ki, fikrî bir çalışma, ancak dış dünyaya aksettirildiği ve üçüncü kişilerin duyularına hitap edecek niteliğe büründüğü takdirde eser niteliğini kazanabilir. Başka bir deyişle insanın düşünceleri değil, bunların dış âleme yansıdığı biçim eser olarak koruma altındadır. Ayrıca eser bir bütün olarak himaye görür; yoksa eserde yer alan veya eserde ifadesini bulan her türlü münferit fikir veya düşünce ayrı ayrı korumaya konu olamayacağı gibi, kural olarak bütünlük arz etmeyen fikir ürünleri de eser olarak nitelendirilemezler. 21. Mimari projeler bir yandan FSEK’nin 2. maddesinde ilim ve edebiyat eserlerinin alt grupları arasında, diğer yandan FSEK’nin 4. maddesinde güzel sanat eserleri arasında sayılmıştır. FSEK’nin 2/1-3 maddesine göre “Bediî vasfı bulunmayan her nevi teknik ve ilmî mahiyette fotoğraf eserleriyle, her nevi haritalar, plânlar, projeler, krokiler, resimler, coğrafya ve topoğrafyaya ait maket ve benzerleri, her çeşit mimarlık ve şehircilik tasarım ve projeleri, mimarî maketler, endüstri, çevre ve sahne tasarım ve projeleri.” ilim ve edebiyat eseri olarak nitelendirilmiştir. Görüldüğü gibi, yalnız mimariyle ilgili olan değil, sahibinin özelliğini taşımak kaydıyla her nevi plan, proje, kroki, tasarım, maket ve benzerleri eser olarak Kanun tarafından himaye edilmektedir. Bunların himaye edilmesi için, öncelikle sahibinin özelliğini taşıyor olmaları gerekir. Ayrıca sayılan eser türlerinin estetik (bediî) nitelikte olması gerekmez. 22. Estetik nitelik taşıyan proje ve benzerleri ilim ve edebiyat eseri olarak değil, FSEK’nin 4. maddesi gereğince güzel sanat eseri olarak korunurlar. Özellikle mimarlık eserleri FSEK’nin 4. maddesinde güzel sanat eserleri arasında sayılmıştır. Öyleyse bir mimari proje, Kanun’da koruma altına alınan pek çok eser türünden farklı olarak, estetik özellik taşısa da taşımasa da himaye görmektedir. Zira bir mimari proje, estetik özellik taşısın veya taşımasın, eser olması sıfatıyla koruma altındadır. 23. FSEK’nin 2/1-3 maddesinde mimarlık projesi kavramına yer verilmiş; ancak mimarlık projesinin tanımı yapılmamıştır. Yine 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanununda ve 3458 sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Kanunda da mimarlık projesinin tanımı yer almamaktadır. Bununla birlikte mimarlık projesi, TMMOB Mimarlar Odası Merkez Yönetim Kurulunun 28.12.2011 tarihli ve 42/31 sayılı kararıyla kabul edilen Mimarlık Hizmetleri Şartnamesi ve En Az Bedel Tarifesinde mimarlık tasarım ve proje türleri, hazırlık ve ön etüt çalışması, avan (ön) proje, kesin proje ve uygulama projesi olarak tasnif edilmiş ve tanımlanmıştır. 24. Özellikle avan (ön) proje; gerçekleştirilecek bir yapı konusundaki ilk düşüncelerin plan, kesit ve görünüşlerle belirtildiği öneri projesidir. Avan (ön) proje aynı konunun ayrı birkaç çözümünü göstermek üzere birden çok proje hâlinde düzenlenebilir. Örneğin mimari yarışma projeleri genellikle avan (ön) proje niteliğindedir. Avan (ön) projede plan kesit ve cephelerde insan, ağaç taşıt gibi öğeler gösterilebilir ve renklendirme kullanılabilir. Ayrıca boyut olarak genellikle yapı kütlelerinin dış ölçüleri yazılır (Hasol, Doğan: Mimarlık Sözlüğü, İstanbul, 2016, s. 30). Bu itibarla avan (ön) proje, FSEK’in 2/1-3. maddesinde zikredilen mimarlık projesi kapsamında bir fikrî üründür ve sahibinin hususiyetini taşıması kaydıyla FSEK anlamında eser niteliğindedir. 25. FSEK anlamında eser sayılan fikir ürünleri üzerindeki hak, telif hakkı olarak anılmaktadır. Telif hakkına, kural olarak, eseri kim meydana getirmişse o sahip olur. Bu bakımdan eseri meydana getiren kişinin yaşının küçüklüğü, aklî melekelerindeki yetersizlik ve benzer sebeplerin önemi bulunmamaktadır. Örneğin mimarî projeyi çizen, onu meydana getiren kişi, sadece mimarî eseri vücuda getirmekle eser sahibi olur ve eser sahibi olması dolayısıyla telif hakkının ve telif hakkından doğan yetkilerin sahibi olur. Başka bir deyişle telif hakkına sahip olabilmek için, sadece eserin meydana getirilmesi yeterlidir. Yoksa eserin herhangi bir sicile tesciline veya herhangi bir makama tevdiine gerek yoktur. Bununla birlikte mimarî projenin uygulanabilmesi için, mimarlar odasının ve belediyenin onayı gerektiği akla gelebilir. Gerçekten bu işlemler yapılmadığı sürece mimari projenin tatbik edilmesi mümkün değildir. Fakat bu işlemler eser vasfının kazanılmasıyla ilgili olmayan, birtakım idari işlemler niteliğinde olup, bu işlemler yapılmadan da fikri çalışma eser olarak korunmaktadır. 26. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından Milas İlçesi, Güllük Beldesi 175 parsel sayılı taşınmaz için avan proje hazırlandığı ve bu projenin başka bir mimar tarafından uygulama projesi olarak çizilmesinin önlenmesi amacıyla Mimarlar Odası Milas Temsilciliğine 07.01.2008 tarihinde sunulduğu, davalı ... tarafından aynı parsele ilişkin uygulama projesi çizildiği ve davacının avan projesinin varlığına rağmen her nasılsa uygulama projesinin 22.01.2008 tarihinde Mimarlar Odası Milas Temsilciliği tarafından onandığı anlaşılmaktadır. Mahkemece aldırılan bilirkişi raporunda, avan projesinin FSEK anlamında eser niteliğinde olduğu, avan projesinin ilk önce davacı tarafından çizildiği ve eser sahibinin davacı olduğu, davalı ... tarafından çizimi yapılan uygulama projesinin ise davacının avan projesi ile aynı olduğu ve davalı eyleminin davacının telif haklarına tecavüz teşkil ettiği yönünde görüş bildirilmiştir. 27. Davalı ... vekili; davacının onaylanmış projesinin bulunmadığını, mimarlar odası tarafından onaylanmayan ve tescil edilmeyen projenin eser niteliği taşımadığını, dava konusu projeyi ilk çizenin müvekkili olduğunu, ayrıca tazminat şartlarının oluşmadığını belirterek bilirkişi raporuna itiraz etmiştir. Mahkemece, raporun davalı ... vekilinin itirazlarını da kapsayacak şekilde kontrole elverişli ve hüküm kurmaya yeterli görüldüğü gerekçesiyle davalı ... vekilinin bilirkişi raporuna itirazları reddedilerek bilirkişi raporu doğrultusunda karar verilmiştir. 28. Gerçekten davalı ... vekilinin bilirkişi raporuna karşı ileri sürdüğü itirazlar bilirkişi incelemesinden önce de dermeyan edilmiş ve bu hususlar bilirkişilerce incelenerek rapor düzenlenmiştir. Bununla birlikte itirazların bir kısmının da dava dosyasındaki bilgilerle karşılanması mümkün olup, hâkimin hukuki bilgisi ile çözülebilecek hususlardır. Öte yandan davacı tarafından hazırlanan avan projesinin FSEK anlamında eser niteliğinde olduğu, davacının avan projesinin 07.01.2008 tarihinde Mimarlar Odası Milas Temsilciliğine sunulduğu dosya kapsamı ile sabittir. 29. Bu itibarla davalı ... vekilinin bilirkişi raporuna karşı ileri sürdüğü itirazların bilirkişilerce karşılandığı, ayrıca avan projesi Mimarlar Odası Milas Temsilciliği tarafından geçerli şekilde onaylanmamış ise de eserin varlığı için herhangi bir sicile tesciline veya herhangi bir makamın onayına gerek olmadığı, zira telif hakkına sahip olabilmek için sadece eserin meydana getirilmesinin yeterli olduğu gözetildiğinde mahkemenin ek bilirkişi raporu alınmasına gerek olmadığı yönündeki direnme kararı usul ve kanuna uygundur. 30. Ne var ki, Özel Dairece işin esası yönünden bir inceleme yapılmadığından bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekmektedir.

IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Direnme uygun olup, davalı ... vekilinin işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince bu işlemlerin yerine getirilmesine, karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 20.02.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Bu alandaki diğer kararlar

Tüm Diğer kararları