Özet
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 14 Nisan 2025 tarihli kararında (E. 2024/3817, K. 2025/2125) kas içi ağrı kesici enjeksiyonundan sonra sağ siyatik sinir hasarı gelişen hastanın tazminat davasını incelemiştir. Adli Tıp Kurumu ve üniversite bilirkişi heyeti, hasarın her türlü özene rağmen gelişebilen ve öngörülemeyen bir komplikasyon olduğunu, hastaneye kusur atfedilemeyeceğini bildirmişti. İlk derece mahkemesi buna rağmen hastanenin aydınlatılmış onam belgesi sunamadığını ve ispat yükünün hastanede olduğunu belirterek davayı kısmen kabul etmiştir. Daire ilke olarak aydınlatılmış onamın ispat yükünün hekim ya da hastanede bulunduğunu, salt ameliyata rıza göstermenin yetmediğini ve komplikasyonların da hastaya anlatılması gerektiğini teyit etmiştir. Daire ayrıca onam eksikliğinin ne dava dilekçesinde ne ilk temyiz dilekçesinde ileri sürüldüğünü, önceki bozma ilamında da yer almadığını ve acil başvuruda alınmış bir muvafakat kâğıdının dosyada bulunduğunu vurgulayarak mahkemenin bu gerekçeyle sorumluluk kurmasını hatalı bulmuştur. Karar somut olayda hasta aleyhine, hastane lehine niteliktedir: hüküm davalı yararına bozulmuş, davacının temyiz itirazları reddedilmiştir. Kararın uygulamadaki ağırlığı, onam eksikliğini kendiliğinden gözetilen bir husus olarak değil, davada açıkça ileri sürülmesi gereken ayrı bir sorumluluk sebebi olarak ele almasındadır.
İnceleme
Onam eksikliği ancak davada ileri sürülürse hekimin sorumluluğuna dayanak olur
Tıbben kusursuz bir müdahaleden sonra kalıcı bir zarar ortaya çıktığında hastanın önünde çoğu zaman tek bir soru kalır: bu risk kendisine anlatılmış mıydı? Yargıtay uygulamasında aydınlatılmış onamın alındığını ispat yükü hekim ya da hastanededir ve belge sunulamadığında komplikasyon da sorumluluk doğurabilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 14 Nisan 2025 tarihli kararı (E. 2024/3817, K. 2025/2125) bu ilkeyi yeniden teyit ederken önemli bir sınır çizmektedir. Onam eksikliği davada iddia edilmemiş, temyiz sebebi yapılmamış ve bozma ilamında yer almamışsa mahkeme bu gerekçeyle kendiliğinden sorumluluk kuramaz.
Karar bu yönüyle iki ayrı sorumluluk sebebini birbirinden ayırır. Birincisi tıbbi müdahalenin özenle yapılıp yapılmadığı, ikincisi hastanın riskler konusunda aydınlatılıp aydınlatılmadığıdır. Bilirkişi raporları birinci soruyu hekim lehine cevaplasa bile ikinci soru, davada ayrıca ileri sürüldüğünde bağımsız bir sorumluluk zemini oluşturabilir. Bu ayrımın dava dilekçesine nasıl yansıması gerektiği, kararın uygulamaya bıraktığı asıl derstir.
Elindeki kesik için yapılan ağrı kesici iğneden sonra bacağı uyuşmaya başladı
Davacı, bıçakla iş yaparken bıçağın eline saplanması üzerine davalı hastaneye başvurmuş ve 11 Eylül 2006 tarihinde ameliyat edilmiştir. Lokal anesteziye ek olarak ağrı kesici olduğu söylenen bir iğne yapılmış, iğneden sonra bacağında yanma başlamıştır. Zamanla uyuşma, karıncalanma, ağrı ve incelme gelişmiş, davacı ayağının üstüne basamaz hâle gelmiştir. Davacı 10.000 TL maddi ve 75.000 TL manevi tazminat istemiş; hastane, iğnenin kendi bünyesinde yapılmadığını, aksi kabul edilse bile kusurunun bulunmadığını savunmuştur.
İlk derece mahkemesi Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu raporuna dayanarak davayı reddetmiştir. Kapatılan 13. Hukuk Dairesi, 17 Ekim 2019 tarihli ilamıyla Genel Kurul raporunun önceki raporu tekrarladığını ve itirazları karşılamadığını belirterek üniversite öğretim üyelerinden oluşan bir heyetten rapor alınması için kararı bozmuştur. Bozmaya uyulduktan sonra alınan heyet raporu, kalçaya kas içi yapılan ağrı kesici enjeksiyonundan sonra sağ siyatik sinirde hasar oluştuğunu kabul etmiştir. Heyete göre bu hasar siyatik sinir varyasyonu ya da ilacın uygulandığı bölgede göllenmesi gibi öngörülemeyen etkenlerle gelişebilir; hasta dosyasında enjeksiyonun anatomik olarak hatalı bir bölgeye yapıldığına dair kayıt da bulunmamaktadır. Heyet bu nedenlerle hastaneye kusur atfedilemeyeceği sonucuna varmıştır.
Mahkeme bu kez kusur tespit edilmediğini kabul etmekle birlikte, hastanenin uygulanan tedaviye ilişkin yeterli evrak ve davacının işlem öncesinde aydınlatıldığını gösteren bir bilgilendirme ve onay formu sunmadığını saptamıştır. İspat yükünün davalıda olduğunu gerekçe göstererek davayı kısmen kabul etmiştir. Karar iki tarafça temyiz edilmiştir.
Salt ameliyata rıza yetmez ama sorumluluk sebebi davada ileri sürülmelidir
Daire önce hekimin ve hastanenin sorumluluğunun dayanağını hatırlatmıştır. Olay tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun vekâlete ilişkin hükümlerinden hareketle Daire, hasta ile hekim arasındaki ilişkiyi vekâlet sözleşmesi olarak nitelendirmiştir. Vekil yöneldiği sonucun elde edilmemesinden değil, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın özensizliğinden sorumludur ve mesleki iş gören vekil en hafif kusurundan dahi sorumlu tutulur. Gereken özeni göstermeyen vekil, Daireye göre vekâleti gereği gibi ifa etmemiş sayılır. Daire aynı hususların adam çalıştıran sıfatıyla sağlık kuruluşları için de geçerli olduğunu belirtmiştir.
Kararın ilkesel bölümü rıza üzerinedir. Daire, iç hukukun parçası hâline gelen Avrupa Biyotıp Sözleşmesine ve Hekim Meslek Etiği Kurallarının yirmi altıncı maddesine dayanarak salt ameliyata rıza göstermenin yeterli olmadığını, komplikasyonların da hastaya izah edilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Hastanın tanı, önerilen tedavi, başarı şansı, riskler, ilaçların olası yan etkileri ve tedavi seçenekleri konusunda anlaşılır biçimde aydınlatılması gerekir; baskı, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alınan onam geçersizdir. Daireye göre aydınlatılmış onamda ispat külfeti hekim ya da hastanededir.
Somut olayda ise Daire bu ilkenin mahkemece kendiliğinden işletilemeyeceğini kabul etmiştir. Davacı ne dava dilekçesinde ne de davanın reddine ilişkin ilk karara karşı temyiz dilekçesinde usulüne uygun onam formu bulunmadığını ileri sürmüş, önceki bozma ilamı da bu hususu bozma nedeni yapmamıştır. Acil durumla başvuran davacıdan ameliyat öncesinde alınmış bir muvafakat kâğıdı da dosyada mevcuttur. Daire, onam eksikliğinin ancak davacı tarafından ileri sürülmesi ve bozma ilamında değinilmesi hâlinde mahkemece göz önünde bulundurulabileceğini belirtmiş, bozma doğrultusunda alınan heyet raporunu da denetime elverişli bulmuştur.
Kusursuz komplikasyona dayanan tazminat hükmü bozuldu, davanın reddi gerekiyordu
Daire, davacının tüm temyiz itirazlarını reddetmiş ve kararı davalı yararına bozmuştur. Gerekçeye göre oluşan zararda davalının kusuru bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken onam eksikliğine dayanılarak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. Dosya kanun yolu bakımından eski usul hükümlerine tabi olduğundan bozma 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'na göre yapılmış, karar düzeltme yolu açık tutulmuştur.
Kararın uygulamadaki etkisi iki yönlüdür. Hasta açısından onamın ispat yükünün hekim ya da hastanede olduğu ilke korunmuştur; Daireye göre ameliyata genel bir rıza yetmez, komplikasyonların da anlatılmış olması gerekir. Buna karşılık aydınlatma eksikliği tıbbi kusurdan ayrı bir sorumluluk sebebidir ve davacı tarafından ileri sürülmediği, bozma ilamında da değinilmediği sürece kusursuz bir komplikasyonu tazmin edilebilir hâle getirmez. Acil başvuruda alınan muvafakat kâğıdının yeterliliği kararda ayrıca tartışılmamış, dosyada bir rıza belgesinin bulunması değerlendirmenin unsurlarından biri olarak anılmıştır. Tıbbi müdahaleden doğan tazminat taleplerinin genel çerçevesi tazminat davaları sayfasında özetlenmiştir.
Aydınlatma eksikliği dava dilekçesinde ayrı bir sorumluluk sebebi olarak yazılmalıdır
Tıbbi müdahale sonrası zarar iddiasında dava dilekçesinin iki ayrı sebebi birlikte taşıması gerekir: müdahalenin tıp kurallarına aykırılığı ve hastanın gerçekleşen risk konusunda aydınlatılmamış olması. Uygulamada sık karşılaştığımız tablo, davanın yalnızca tıbbi hata iddiasına kurulması ve bilirkişi raporu kusursuzluk yönünde geldiğinde onam meselesinin geç bir aşamada gündeme gelmesidir. Bu karar, yargılamanın ilerleyen aşamasında kendiliğinden gözetilen onam eksikliğinin hükme esas alınamayacağını göstermektedir.
Hasta tarafında, müdahaleden önce imzalanan formların bir örneğinin istenmesi ve formda gerçekleşen komplikasyonun adıyla yazılıp yazılmadığının incelenmesi gerekir. Hekim ve hastane tarafında ise genel bir muvafakat yerine, müdahalenin türüne özgü riskleri sayan ve hastanın anladığını gösteren bir onam belgesinin dosyada saklanması beklenir; acil durumlarda da alınabilen en kapsamlı rızanın kayda geçirilmesi önem taşır. Bilirkişi raporuna itirazda raporun önceki raporu tekrar edip etmediği ve itirazları karşılayıp karşılamadığı ayrıca denetlenmelidir. Malpraktis davalarında görev, süre ve tazminat kalemleri hekim hatası tazminat davası yazısında ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
Aydınlatılmış onam ve iğne komplikasyonu hakkında sık sorulan sorular
Onam formu imzalanmışsa hekim hiçbir komplikasyondan sorumlu tutulmaz mı?
İmzalı bir formun varlığı tek başına sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Daire, salt ameliyata rıza göstermenin yeterli olmadığını, komplikasyonların da hastaya izah edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Formun gerçekleşen riski kapsamaması ya da eksik aydınlatmayla alınması hâlinde onam geçersiz sayılabilir.
Bilirkişi kusur bulmazsa dava kendiliğinden reddedilir mi?
Bu kararda kusursuzluk tespiti, onam eksikliği davada ileri sürülmediği için sonucu belirlemiştir. Onam eksikliği dava dilekçesinde ayrı bir sebep olarak gösterilmişse mahkemenin bu iddiayı da incelemesi gerekir. Raporun itirazları karşılamaması ve önceki raporu tekrar etmesi hâlinde yeni bir heyetten rapor alınması gündeme gelir; bu dosyadaki ilk bozma da bu gerekçeyle verilmiştir.
Kas içi iğneye bağlı sinir hasarı her durumda komplikasyon sayılır mı?
Bu dosyada üniversite heyeti, sinir hasarının siyatik sinir varyasyonu ya da ilacın göllenmesi gibi öngörülemeyen etkenlerle gelişebileceğini bildirmiş, enjeksiyonun anatomik olarak hatalı bir bölgeye yapıldığına dair kayıt bulunmadığını tespit etmiştir. Hatalı bölgeye uygulama tıbbi kayıt ya da bulguyla ortaya konduğunda değerlendirme farklılaşabilir. Komplikasyon nitelendirmesi her dosyada somut tıbbi kayıtlara göre yapılır.
Kararın tam metni
~9 dk okuma
Metin, Yargıtay Karar Arama resmî yayınından alınmıştır. Kaynakta açın
3. Hukuk Dairesi 2024/3817 E. , 2025/2125 K.
**"İçtihat Metni"**MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/123 E., 2024/140 K.
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar, taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; davacının bıçak ile iş yaparken bıçağın eline saplanması nedeniyle yaralanarak davalı hastaneye başvurduğunu, davacıya risk taşımayan bir ameliyat yapılacağının söylendiğini ve 11.09.2006 tarihinde davalı hastanede ameliyat edildiğini, lokal anestezinin yanında ağrı kesici olduğu söylenen bir de iğne yapıldığını, ameliyat sonrasında yapılan iğne ile bacağında yanma başladığını, kendisine durumun gecici olduğu söylenmesine rağmen zaman içinde bacağında uyuşma, karıncalanma, ağrı ve incelme başladığını, ayağının üstüne basamaz duruma geldiğini, maddi ve manevi olarak zarara uğradığını ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 10.000,00 TL maddi ve 75.000,00 TL manevi tazminatın ameliyat tarihi olan 11.09.2006 tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; ameliyat sonrasında davacıya ağrı kesici yaptırmasının önerildiğini, ancak hastanelerinde davacıya ağrı kesici iğne yapılmadığını, aksi düşünülse dahi kusurlarının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 19.01.2016 tarihli kararıyla; ATK Genel Kurulunun 27.03.2015 tarihli Genel Kurul raporunda açıklandığı şekliyle tıbbi neden ve gerekçelere göre davalı tarafa atfı kabil kusur bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karar süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ 1.Yargıtay(kapatılan) 13. Hukuk Dairesince verilen 17.10.2019 tarihli ilamla; Adli Tıp Kurumu Genel Kurul Raporu, davalının itirazlarını karşılamadığı gibi, önceki raporu tekrarlar nitelikte olup soyut ifadeler içerdiğinden hüküm kurmaya elverişli olmadığı, mahkemece üniversitelerin ana bilim dallarından seçilecek uzmanlardan oluşacak bir bilirkişi kuruluna dosya tevdi edilerek, dosyada mevcut delillerle ve raporlarla birlikte bir bütün olarak değerlendirilip, tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda davalının sorumluluğunu gerektirecek ihmal ve hata bulunup bulunmadığını gösteren, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle, kararın bozulmasına karar verilmiştir. 2.Bozmaya uyan Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı kuruma, doktor bilirkişi heyet raporlarında herhangi bir kusur izafe edilmemiş ise de; davalı tarafça davacıya uygulanan tedaviye ilişkin yeterli evrak sunulmadığı ve davacının bilgilendirme ve onay formu ile işlem öncesi yeterince bilgilendirilip aydınlatıldığına ilişkin bilgi ve belge sunulmadığından ve bu konuda ispat yükü davalı tarafa düşmekle davalı taraf bu savunmalarını ispatlayamadığından davalı tarafın sorumlu olduğu, iki kere ıslah yapılması mümkün olmadığından davacı tarafın 02.12.2023 tarihli ıslah konulu dilekçesindeki talebinin ıslah olarak kabulü mümkün görülmediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri
- Davacı vekili; manevi tazminat miktarının düşük olduğunu, maddi tazminat miktarının sonradan ıslah dilekçesi ile yinelenmesine yönelik taleplerinin reddedilmesine ilişkin itirazları yinelediklerini, tedavi, yol masrafı ve sair giderlerin eksik hesaplandığını ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
- Davalı vekili; davalının olayda kusursuz olduğunun Adli Tıp Kurumu ve öğretim üyesi bilirkişilerden alınan raporlarda belirtildiğini, tıbbi müdahalenin mevzuata ve prosedürlere uygun olduğunu, davacının operasyondan önce bilgilendirildiğini, aydınlatılmış onam formunun doldurulduğunu, yol ve tedavi giderlerinin davalıya yükletilemeyeceğini, davacının iddialarını ispatlayamadığını, davalının olayda kusurunun bulunmadığını, maddi ve manevi tazminatın yasal şartlarının oluşmadığını, tazminat miktarlarının yüksek olduğunu, komplikasyondan davalının sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, yanlış tıbbi tedavi uygulandığı iddiasına dayanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 1-Davacı, davalı hastanede kendisine yapılan iğne sonucu bacağında oluşan rahatsızlık nedeni ile uğradığı maddi ve manevi zararın tazmini talebi ile eldeki davayı açmıştır. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. (BK 386-390) (TBK 502.506) vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (BK 321/1 md) (TBK 400). Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, BK 394/1(TBK 510) maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile sağlık kuruluşları için de geçerlidir. 2.09.12.2003 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Avrupa Biyotıp Sözleşmesi ile sözleşmenin taraflarının, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyarak, biyoloji ve tıbbın uygulanmasında ayırım yapmadan herkesin bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına almakla yükümlü olduğu vurgulanmış olup, Sözleşme iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiştir. Bu durumda, her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir. Diğer yandan, Biyotıp Sözleşmesinde “Rıza” konusu ayrıntılı düzenlenerek rızanın kapsamı belirlenmiş ve Dairemizin yerleşik uygulamalarına paralel düzenlemeler getirilmiştir. Buna göre salt ameliyata rıza göstermek yeterli değildir. Ayrıca, komplikasyonların da izah edilmesi gerekmektedir. Ancak bu rızanın da aydınlatılmış rıza olması gerekir. Nitekim Hekim Meslek Etiği Kuralları 26. maddesinde yer alan "Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir. Acil durumlar ile, hastanın reşit olmaması veya bilincinin kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasal temsilcisinin izni alınır." düzenlemesiyle aydınlatmanın ne şekilde yapılacağı açıklanmıştır. Aydınlatılmış onamda ise ispat külfeti hekim ya da hastanededir. 3.Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya bakılacak olursa; yargılama sırasında Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulundan ve itiraz üzerine Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan rapor alınmış; raporlarda “Dava konusu olayda kişiye gluteal bölgeden intramuskuler enjeksiyon yapıldığının anlaşıldığı, enjekte edilen ilaçların doku içi yayılımı ile sinir hasarına neden olabileceklerinin tıbben bilindiği, bu durumun enjeksiyonların tekniğine uygun yapılması durumunda da daha önceden öngörülemeyecek ve önlenemeyecek arazlara sebep olabildiği, bu durumun her türlü özene rağmen oluşabilecek herhangi bir kusur ve ihmalden kaynaklanmayan komplikasyon olarak nitelendirildiği, enjeksiyonun yapılış tekniği ve uygulanan bölgenin uyumsuzluğu yönünden tıbbi bir delil de tanımlanmadığından, tüm bulgular bir bütün olarak değerlendirildiğinde, gerek enjeksiyonun yapılması talimatını veren, gerekse enjeksiyonu uygulayan sağlık personeline herhangi bir kusur izafe edilemediği” yönünde görüş bildirilmiştir. Davacı, ortaya çıkan sonuca enjekte edilen ilacın mı yoksa enjeksiyonun yanlış ve hatalı uygulanmasının mı neden olduğu hususunun kesin olarak ortaya konmadığı, İhtisas Kurulu raporuna itirazların Genel Kurul Raporu ile karşılanmadığı, zira Genel Kurul Raporunun İhtisas Kurulu Raporunun bire bir aynısı olduğunu belirterek; itiraz edilmiş ve üniversitelerden rapor alımasını talep edilmiştir. Mahkemece, alınan raporlar uyarınca davanın reddine karar verilmiş kararın davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine, alınan Adli Tıp Kurumu Genel Kurul Raporu, davacının itirazlarını karşılamadığı gibi, önceki raporu tekrarlar nitelikte olup soyut ifadeler içerdiğinden hüküm kurmaya elverişli olmaması nedeniyle, üniversitelerin ana bilim dallarından seçilecek uzmanlardan oluşacak bir bilirkişi kuruluna dosya tevdi edilerek, dosyada mevcut delillerle ve raporlarla birlikte bir bütün olarak değerlendirilip, tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda davalının sorumluluğunu gerektirecek ihmal ve hata bulunup bulunmadığını gösteren, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiş, bozma ilamı doğrultusunda üniversitelerin ana bilim dallarından seçilen uzmanlardan oluşan bilirkişi kurulundan alınan raporda; "Dikloron ampul yetişkinlerde intramuskuler olarak genellikle gluteal bölgeye uygulandığından, hasta beyanı da bu doğrultuda olduğundan enjeksiyon yeri gluteal bölge olarak değerlendirilmiştir. Gluteal bölgeye uygulanan intramuskuler enjeksiyonlardan sonra gelişen siyatik sinir hasarı sadece hatalı uygulama nedeniyle ilacın doğrudan siyatik sinire enjekte edilmesi durumunda görülmemektedir, ilacın uygulandığı bölgede göllenmesi, olası bir siyatik sinir varyasyonu sonucu siyatik sinire hasar vermesi gibi öngörülemeyen faktörler kişide araza neden olmuş olabilir. Bu nedenle kişinin sağ siyatik sinirinde ortaya çıkan arazla ilgili .... ... Hastanesi'ne kusur atfedilemeyeceği" yönünde görüş bildirilmiş, aynı heyetten alınan ek raporda da; "Kişinin sağ elini kesici aletle yaralaması nedeni ile başvurduğu ... ... Hastanesi'nde hastaya Dikloron ampul adlı ilacın kas içine enjeksiyonunun yapılması konusunda tıbbi bir sorun olmadığı, hastanın dosyasında intramuskuler enjeksiyonu uygulayan kişinin anatomik olarak hatalı bir bölgeye enjeksiyonu uyguladığına dair bir kayıt olmadığı görülmektedir. Hasta ...'in dosya içeriğindeki bilgilere göre ortaya çıkan arazın. Dikloron ampul adlı ilacın intramuskuler enjeksiyonu sonrası meydana geldiği görülmektedir ancak olası bir siyatik sinir varyasyonu, ilacın uygulandığı bölgede göllenmesi sonucu siyatik sinire hasar vermesi gibi öngörülemeyen faktörler kişide araza neden olmuş olabilir. Bu nedenle kişinin sağ siyatik sinirinde ortaya çıkan arazla ilgili ... ... Hastanesi'ne kusur atfedilemeyeceği" yönünde görüş bildirilmiştir. Mahkemece davalıya, doktor bilirkişi heyet raporlarında herhangi bir kusur izafe edilmemiş ise de; davalı tarafça davacıya uygulanan tedaviye ilişkin yeterli evrak sunulmadığı, davacının bilgilendirme ve onay formu ile işlem öncesi yeterince bilgilendirilip aydınlatıldığına ilişkin bilgi ve belge sunulmadığından ve bu konuda ispat yükü davalı tarafa düşmekle davalı tarafın bu savunmalarını ispatlayamadığı gerekçesiyle davalı tarafın oluşan zarardan sorumlu olduğu kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. 4.Her ne kadar Mahkemece, davalı tarafça davacıya uygulanan tedaviye ilişkin yeterli evrak sunulmadığı, davacının bilgilendirme ve onay formu ile işlem öncesi yeterince bilgilendirilip aydınlatıldığına ilişkin bilgi ve belge sunulmadığı gerekçesiyle davalının oluşan zarardan sorumlu olduğu kabul edilmişse de; davacı tarafça dava dilekçesinde ve davanın reddine ilk karara karşı sunulan temyiz dilekçesinde usulüne uygun olarak alınmış aydınlatılmış onam formunun olmadığı hususu dava ve temyiz nedeni yapılmadığı, bozma ilamında da aydınlatılmış onam formunun alınmaması hususunun bozma nedeni yapılmadığı, kaldı ki acil durum nedeni ile davalı hastaneye başvuran davacıdan operasyon öncesinde alınan muvafakat kağıdının dosyada mevcut olduğu, Adli Tıp Kurumu ve öğretim görevlisi bilirkişilerden oluşan heyetten alınan raporlarda davacının sağ siyatik sinirinde ortaya çıkan arazla ilgili olarak davalıya kusur atfedilemeyeceği yönünde görüş bildirildiği hususları hep birlikte değerlendirildiğinde, davacı tarafça ileri sürülmesi ve bozma ilamında değinilmesi halinde Mahkemece, göz önünde bulundurulabilecek usulüne uygun olarak alınmış aydınlatılmış onam formunun olmadığının kabul edilmesi ve bu doğrultuda yargılamaya devam edilmesinin hatalı olduğu, bozma ilamı doğrultusunda alınan heyet raporunun taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor olduğu gözetilerek oluşan zararda davalının kusuru bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle;
- Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE,
- Temyiz olunan Mahkeme kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesi atfıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA, Temyiz eden davacı harçtan muaf olduğundan peşin alınan temyiz harcının davacıya iadesine, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 1086 sayılı Kanun'un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Bu alandaki diğer kararlar

İstinafta İlk Kez Sunulan Kira Sözleşmesi Dinlenir mi? Savunmanın Genişletilmesi Yasağı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 28.01.2026

Rapora İtiraz Edilince Mahkeme Ek Bilirkişi Raporu Almak Zorunda mı?
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 20.02.2020

Kesin Süre Ara Kararı Hangi Unsurları Taşımalı? Yetersiz Süreyle Hak Düşer mi?
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 29.04.2026

