İlme Hukuk Logo
İLMEHUKUK BÜROSU
İLME HUKUK BÜROSU
Hemen AraRandevu Al
Işıklı negatoskop üzerine asılmış röntgen filmleri

Hekim Hatası (Malpraktis) Tazminat Davası: Özel ve Kamu Hastanesi, Bilirkişi ve Süreler

Hekim hatası tazminatında yol, hizmetin alındığı kuruma göre ayrılır: özel hastanede arabuluculuk ve tüketici mahkemesi, kamu hastanesinde idareye başvuru ve tam yargı davası. Komplikasyon ile özen ihlali ayrımı, aydınlatılmış onam, bilirkişi raporu, tazminat kalemleri ve zamanaşımı.

Yayın
18 Ekim 2026
Okuma süresi
19 dk
Hukuk alanı
Genel Hukuk
Av. Mesut İLME — Yalova Barosu

Av. Mesut İLME

Yalova Barosu, sicil 287

Yayın
18 Ekim 2026
19 dk
okuma

Ameliyattan üç gün sonra taburcu edilen hasta, bir hafta içinde yüksek ateşle yeniden acile kaldırılır; ikinci ameliyatta karın içinde unutulmuş bir gazlı bez bulunur. Başka bir dosyada doğum sırasında gelişen oksijensizlik, yıllar sonra çocuğun gelişim geriliği olarak ortaya çıkar. Ailelerin ilk sorusu çoğu zaman aynıdır: "Bu bir hata mı, yoksa ameliyatın kendi riski mi?" İkinci soru hemen arkasından gelir: hastane özelse kime, devlet hastanesiyse nereye başvurulacak?

Hekim hatası tazminat davasında bu iki sorunun cevabı davanın bütün seyrini belirler. Sağlık hizmetinin alındığı kurumun özel ya da kamu olması, görevli yargı kolunu, davalıyı, ön şartları ve süreleri değiştirir. Tıbbi sonucun komplikasyon mu, özen yükümlülüğüne aykırılık mı olduğu ise ancak eksiksiz kurulmuş bir hasta dosyası ve denetime elverişli bir bilirkişi raporuyla anlaşılır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2024 tarihli bir kararı, özel hastanedeki sözleşme ilişkisini, komplikasyon ile hata ayrımını ve bilirkişi raporundan beklenen gerekçeyi bu iki eksen üzerinden ayrıntılı biçimde ortaya koymuştur.

Kurumun özel ya da kamu olması davanın yolunu baştan belirler

Tıbbi hata tazminatında ilk ayrım, hizmeti sunan kurumun hukuki niteliğidir. Özel hastane, özel tıp merkezi ve serbest çalışan hekimin muayenehanesi özel hukuk kişileridir; uyuşmazlık adli yargıda görülür. Devlet hastanesi, eğitim ve araştırma hastanesi, şehir hastanesi ve devlet üniversitesi hastanesi ise kamu hizmeti yürütür; buradaki zarar idarenin hizmet kusuru olarak idari yargıda tam yargı davasıyla istenir.

Ayrım yalnız mahkemenin adını değiştirmez. Özel hastanede davalı hastane işleticisi ve gerektiğinde hekimdir; kamu hastanesinde davalı hekim değil, hastanenin bağlı olduğu idaredir. Özel hastane dosyasında dava açılmadan önce arabulucuya başvurmak dava şartıdır; kamu hastanesi dosyasında ise dava açılmadan önce idareye yazılı başvuru yapılması gerekir. Süreler de farklı kanunlara bağlıdır.

KurumHukuki ilişkiDavalıÖn şartGörevli mahkeme
Özel hastane, özel tıp merkeziHastaneye kabul sözleşmesi (vekâlet hükümleri)Hastane işleticisi; gerektiğinde hekimDava şartı arabuluculuk (6502 s.K. m.73/A)Tüketici mahkemesi
Serbest hekim muayenehanesiHekimle doğrudan vekâlet sözleşmesiHekimDava şartı arabuluculukTüketici mahkemesi
Devlet, eğitim ve araştırma, şehir hastanesiKamu hizmeti, hizmet kusuruSağlık Bakanlığıİdareye başvuru (İYUK m.13)İdare mahkemesi
Devlet üniversitesi hastanesiKamu hizmeti, hizmet kusuruİlgili üniversiteİdareye başvuru (İYUK m.13)İdare mahkemesi

Tablodaki ayrım, hekimin kadrosuna göre değil, hizmetin hangi kurum adına sunulduğuna göre yapılır. Kamu hastanesinde çalışan bir hekimin aynı hastayı akşam muayenehanesinde ücretli olarak muayene etmesi hâlinde, muayenehanedeki işlem özel hukuk ilişkisidir. Olayın hangi ortamda yaşandığı, randevu ve ödeme kayıtlarıyla belgelenmelidir.

Özel hastanede sorumluluk sözleşmeden doğar ve vekâlet hükümlerine tabidir

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2024/144, K. 2024/565, 20 Kasım 2024 tarihli kararında özel hastane ile hasta arasındaki ilişkiyi ayrıntılı biçimde incelemiştir. Kararda "Hasta ile doktor ve özel hastane arasındaki hukukî ilişkinin, bir sözleşme ilişkisi olduğu her türlü duraksamadan uzaktır." denilmiş; bu sözleşmenin adı "hastaneye kabul sözleşmesi" olarak konmuştur. Kurul, sözleşmenin karma nitelikte olduğunu, tıbbi tedavi edimi bakımından vekâlet sözleşmesi hükümlerine tabi tutulduğunu, oda, yemek ve bakım gibi otelcilik edimleri için ise ilgili sözleşme hükümlerinin kıyasen uygulanabileceğini belirtmiştir.

Sözleşmenin tarafı da kararda açıkça gösterilmiştir: "Özel hastanelerde kural olarak hekim ile hasta arasında değil, hastane ile hasta arasında bir sözleşme ilişkisi vardır." Hastane, kendi bünyesinde çalışan hekim, hemşire ve diğer sağlık personelinin işi yürütürken verdiği zarardan Türk Borçlar Kanunu (TBK) m.116 uyarınca yardımcı kişinin fiilinden sorumlu olarak hesap verir. Hastayla arasında sözleşme bulunmayan hekimin kişisel sorumluluğu ise haksız fiil hükümlerine (TBK m.49) dayanır. Uygulamada hastane ve hekim aynı davada birlikte davalı gösterilir ve tazminatın müştereken ve müteselsilen tahsili istenir.

Muayenehanesinde hasta kabul eden hekim bakımından tablo farklıdır. İncelenen dosyada Kurul, hastaneden ayrılıp kendi muayenehanesinde takibi sürdüren çocuk doktorunun sorumluluğunun doğrudan vekâlet ilişkisine dayandığını, hastanenin ise hekimin yalnız hastane bünyesinde verdiği hizmet süresinden sorumlu tutulabileceğini kabul etmiştir. Tedavinin hangi döneminin hangi çatı altında yürütüldüğü bu nedenle dava dilekçesinde ayrıştırılmalıdır.

Özen yükümlülüğünün ölçüsü basiretli bir hekimin davranışıdır

Vekâlet hükümleri arasında yer alan TBK m.506/2 vekili "vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle" çalışmakla yükümlü tutar; m.506/3 ise özen borcunun, benzer alanda iş üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranışa göre belirleneceğini öngörür. Tıbbi müdahalede bu ölçüt, hekimin uzmanlık alanında, olay tarihindeki tıp biliminin kabul ettiği yöntemleri uygulayıp uygulamadığıdır. Hekim iyileşmeyi garanti etmez; tedavinin olumlu sonuç vermemesi tek başına sorumluluk doğurmaz. Sorumluluğu doğuran, sonuca ulaşmak için yapılan teşhis, tedavi ve takip işlemlerinin özensiz yürütülmesidir.

Hukuk Genel Kurulu kararında aktarılan Özel Daire gerekçesinde hekimin "en hafif kusurundan dahi hukuken sorumluluk altında" olduğu belirtilmiştir. Özel Daire aynı gerekçede, hastanın tedavisini üstlenen hastane ve hekimin meslek alanı içindeki hafif kusurlarının da sorumluluk unsuru sayılmasının kendi kararlılık kazanmış uygulaması olduğunu belirtmiştir.

Kamu hastanesinde dava hekime değil idareye karşı açılır

Anayasa m.129/5, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ancak idare aleyhine açılabileceğini düzenler. Devlet hastanesinde ameliyat eden hekime doğrudan dava açılması bu nedenle kabul görmez; zararın tazmini idareden istenir. Kamu hastanesindeki tıbbi müdahale hataları idare hukukunda "hizmet kusuru" olarak değerlendirilir: hizmetin hiç işlememesi, geç işlemesi ya da kötü işlemesi idarenin sorumluluğunu doğurur. Hekimin bireysel hatası da bu çerçevede hizmetin kötü işlemesi sayılır.

Şehir hastaneleri kamu-özel işbirliği modeliyle inşa edilmiş olsa da sağlık hizmeti Sağlık Bakanlığı adına ve Bakanlık personeliyle sunulur; davalı Bakanlıktır. Devlet üniversitesi hastanesinde ise davalı ilgili üniversitedir. Davalının yanlış gösterilmesi idari yargıda ayrı bir usul tartışması doğurduğundan, başvuru dilekçesinin hangi idareye verileceği hastanenin bağlı olduğu kurumdan teyit edilmelidir.

İdareye başvuru süresi kaçırılırsa dava açma imkânı da ortadan kalkar

İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) m.13/1, idari eylemden zarar görenlerin dava açmadan önce eylemi "yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde" ilgili idareye başvurmasını şart koşar. İdare isteği kısmen ya da tamamen reddederse dava, ret işleminin tebliğini izleyen günden; otuz gün içinde cevap vermezse bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde açılır. Otuz günlük cevap süresi 8 Temmuz 2021 tarihli 7331 sayılı Kanunla altmış günden kısaltılmıştır. Dava açma süresi İYUK m.7 uyarınca idare mahkemelerinde altmış gündür.

Somut bir takvimle: 5 Mart 2026'da devlet hastanesinde ameliyat olan ve 20 Nisan 2026'da sinir hasarının kalıcı olduğunu öğrenen hasta, 20 Nisan 2027'ye kadar Sağlık Bakanlığına başvurmalıdır. Başvuru 2 Haziran 2026'da yapılır ve idare cevap vermezse istek 2 Temmuz 2026'da reddedilmiş sayılır; altmış günlük dava süresi o tarihten işler. Tıbbi müdahale dosyalarında öğrenme tarihi, zararın kalıcı niteliğinin sağlık kurulu raporu ya da kontrol muayenesiyle belirginleştiği an olarak tartışılır; bu tarihin belgeyle gösterilmesi sürenin hesabında belirleyici olabilir.

Tam yargı davasında dava dilekçesindeki miktar, İYUK m.16/4 uyarınca nihai karar verilinceye kadar harcı ödenerek bir defaya mahsus artırılabilir. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, devlet hastanesindeki ameliyat sonrasında felç kalan bir başvurucunun açtığı tam yargı davasında, sonradan artırılan tazminata faizin artırım tarihinden başlatılmasını etkili başvuru hakkının ihlali saymıştır; kararın ayrıntısı artırılan tazminata faiz başlangıcına ilişkin AYM kararı incelemesinde yer alır. İdari yargıdaki başvuru ve dava sürecinin genel çerçevesi tam yargı davası rehberinde ayrıca anlatılmıştır.

Tüketici mahkemesinde dava açılmadan önce arabulucuya başvurulur

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m.3, kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye hizmet sunan gerçek veya tüzel kişiyi sağlayıcı olarak tanımlar. Ücret karşılığı tedavi hizmeti sunan özel hastane ve serbest hekim bu tanıma girer; aynı Kanunun m.73/1'i tüketici işlemlerinden doğan uyuşmazlıklarda tüketici mahkemelerini görevli kılar. Tüketici mahkemesi bulunmayan yerlerde dava, tüketici mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemesinde görülür.

6502 sayılı Kanun m.73/A, tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmasını dava şartı sayar. Maddede sayılan istisnalar tüketici hakem heyetinin görev alanı, hakem heyeti kararlarına itiraz, m.73/6 ve m.74'teki davalar ile taşınmazın aynından doğan uyuşmazlıklardır; tıbbi müdahaleden doğan tazminat istemi bu istisnalar arasında yer almaz. Arabuluculuk görüşmesinde anlaşma sağlanamazsa düzenlenen son tutanak dava dilekçesine eklenir. Maddenin üçüncü fıkrası, anlaşma sağlansın ya da sağlanmasın tüketicinin ödemesi gereken arabuluculuk ücretinin iki saatlik tutarla sınırlı olarak Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanacağını öngörür.

Kanunun m.73/2'si, tüketici mahkemeleri nezdinde tüketiciler tarafından açılan davaları Harçlar Kanununda düzenlenen harçlardan muaf tutar. Yüksek tutarlı bedensel zarar davalarında bu muafiyet, dava açma maliyetini önemli ölçüde etkiler. Görevli mahkemenin yanlış belirlenmesi hâlinde ise görevsizlik kararı verilir; Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m.20/1 uyarınca taraflardan biri, karar verildiği anda kesinse tebliğinden, kanun yoluna gidilmeden kesinleşmişse kesinleşme tarihinden, kanun yoluna başvurulmuşsa başvurunun reddine ilişkin kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesini istemezse dava açılmamış sayılır. Ölüm hâlinde mirasçıların ve destekten yoksun kalanların kendi adlarına ileri sürdüğü istemlerde, istemin sözleşmeye mi haksız fiile mi dayandığı görev değerlendirmesinde ayrıca gözetilmelidir.

Komplikasyon ile hekim hatası arasındaki çizgiyi özen yükümlülüğü çizer

Malpraktis davasının çekirdeğindeki soru, istenmeyen sonucun tıbbın kabul ettiği bir risk mi, yoksa özensiz bir uygulamanın ürünü mü olduğudur. Hukuk Genel Kurulu bu ayrımı şöyle tanımlamıştır: "Komplikasyon hekimin tıbbî müdahaleyi gerçekleştirirken her şeyi doğru yapmasına rağmen yine de istenmeyen bir sonucun meydana gelmesidir". Kurul, komplikasyonun iyi ve doğru yönetilmiş olması kaydıyla hekimin sorumluluğunun doğmayacağını eklemiştir. Ayrımın ikinci yarısı da önemlidir: komplikasyonun kendisi kusur olmasa bile, geç fark edilmesi ya da yanlış yönetilmesi ayrı bir özen ihlalidir.

Ameliyat sırasında damar yaralanması bilinen bir risk olabilir; yaralanmanın ameliyat notuna yazılmaması, kanama bulgularına rağmen hastanın saatlerce izlenmeden bırakılması ise riskin yönetimindeki kusurdur. Uygulamada en sık karşılaştığımız tartışma noktası tam da budur: davalı taraf sonucu "bilinen komplikasyon" olarak savunur, davacı taraf ise komplikasyonun ardından gelen takip eksikliğini ispatlamaya çalışır. Bilirkişiye sorulacak sorular bu iki aşamayı ayrı ayrı kapsamalıdır.

Hastanenin organizasyon kusuru hekimin kusurundan bağımsızdır

Kararda hastane işleticisinin yalnız hekimin fiilinden değil, kendi organizasyonundan da sorumlu olduğu vurgulanmıştır. Örnek olarak gerekli testler yapılmadan teşhise gidilmesi, kan grubu tespitinde hata, bozuk tıbbi araç gereç, ruh sağlığı hastasının gözetimsiz bırakılması ve görevin uzmanı olmayan kişiye verilmesi sayılmıştır. Gece nöbetinde ilgili branşta uzman bulundurulmaması ya da yoğun bakım yatağı olmadığı hâlde riskli ameliyata girilmesi de organizasyon kusuru olarak tartışılabilir. Bu tür kusurlarda hekimin bireysel davranışı özenli olsa bile hastanenin sorumluluğu devam eder.

İspat yükü taraflar arasında bölünmüştür

Sözleşmeye aykırılıkta TBK m.112 borçlunun, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe zararı gidermekle yükümlü olduğunu düzenler; kusur yönünden ispat yükü bu nedenle hastane ve hekimdedir. Genel Kurul ise bu karinenin sınırını da çizmiştir: "Kusur dışında kalan sözleşmenin ihlâli, zarar ve uygun illiyet bağı gibi unsurların varlığını ispat yükü yine alacaklıya düşmektedir". Hasta, tıbbi standarda aykırı bir uygulama bulunduğunu, zararı ve bu uygulama ile zarar arasındaki uygun illiyet bağını ortaya koymak durumundadır. Kayıtların eksik ya da sonradan düzenlenmiş olması ise ispat tartışmasında davalı aleyhine değerlendirilebilecek bir olgudur.

Aydınlatılmış onam yoksa tekniğe uygun müdahale de sorumluluk doğurabilir

Tıbbi müdahalenin hukuka uygun olmasının şartlarından biri, hastanın yeterince aydınlatıldıktan sonra verdiği rızadır. Hasta Hakları Yönetmeliği (Resmî Gazete, 1 Ağustos 1998, sayı 23420) hastaya sağlık durumu, uygulanacak işlemler, bunların faydaları ve olası riskleri, alternatif tedavi seçenekleri ve tedavinin reddedilmesi hâlinde ortaya çıkabilecek sonuçlar hakkında bilgi isteme hakkı tanır. Genel Kurul da hekimin kusurunun bulunmadığı sonucuna varılabilmesi için müdahalenin tıp kurallarına uygun olmasının yanında hastanın fayda ve zararının "onun rızası alınarak" değerlendirilmiş olmasını aramıştır.

Aydınlatma yükümlülüğünün ihlali bağımsız bir sorumluluk sebebidir. Ameliyat teknik olarak kusursuz yapılmış olsa bile, hastaya bildirilmeyen bir risk gerçekleşmişse ve hasta bu riski bilseydi müdahaleye onay vermeyeceğini makul biçimde ortaya koyabiliyorsa tazminat sorumluluğu gündeme gelir. Rıza müdahaleyi hukuka uygun kılan bir sebep olduğundan, aydınlatmanın usulüne uygun yapıldığını ispat yükü kural olarak bu savunmaya dayanan hekim ve hastaneye düşer (TMK m.6). Ameliyattan dakikalar önce imzalatılan, yalnız genel ifadeler içeren matbu form, hastanın kendi müdahalesine özgü riskler hakkında bilgilendirildiğini her durumda göstermez.

Acil müdahale gerektiren ve hastanın bilincinin yerinde olmadığı hâllerde rıza aranmaksızın hayat kurtarıcı müdahale yapılabilir; bu istisna, ertelenebilir planlı ameliyatlara genişletilemez. Estetik amaçlı müdahalelerde tedavi zorunluluğu bulunmadığından uygulamada aydınlatmanın kapsamı daha geniş tutulmakta, küçük ihtimalli risklerin de anlatılması beklenmektedir. Onam formunun tarihi, saati, imzalayan kişi ve formda yer alan özel riskler, dosyada incelenmesi gereken ilk belgeler arasındadır.

Dosyayı tıbbi kayıtlar ve denetime elverişli bilirkişi raporu kurar

Malpraktis davası, büyük ölçüde belgeler üzerinden yürür. Hasta Hakları Yönetmeliği hastaya, sağlık durumuyla ilgili dosya ve kayıtları inceleme ve suretlerini alma hakkı tanır. Dava öncesinde hastaneden istenmesi gereken kayıtlar şunlardır:

  • Poliklinik muayene kayıtları ve başvuru saatlerini gösteren hastane bilgi sistemi çıktıları
  • Yatış dosyası, doktor istem (order) kayıtları, hemşire gözlem formları ve ilaç uygulama çizelgeleri
  • Ameliyat notu, anestezi kaydı ve ameliyathane giriş çıkış saatleri
  • Laboratuvar sonuçları ile görüntüleme raporları ve görüntülerin kendisi
  • Aydınlatılmış onam formları ve konsültasyon istemleri
  • Epikriz (hastanın yatış sürecini ve taburcu durumunu özetleyen çıkış raporu), taburcu belgesi ve sevk evrakı

Yargılamada hekimin kusurunun tespiti özel ve teknik bilgi gerektirdiğinden HMK m.266 uyarınca bilirkişi incelemesine başvurulur. Rapor çoğunlukla Adli Tıp Kurumunun ihtisas kurullarından ya da üniversitelerin ilgili anabilim dallarından oluşturulan heyetlerden alınır. Genel Kurul, incelediği dosyada Adli Tıp Kurumundan birden fazla rapor alınmış olmasına karşın raporların tarafların itirazlarını karşılayan, tatmin edici gerekçe içermediğini tespit etmiş ve üniversitelerden seçilecek uzman bir heyetten denetime açık rapor alınmasını istemiştir. Bilirkişinin yalnız sonucu bildirmesi yetmez; hangi tıbbi standarda göre, hangi bulgudan hareketle bu sonuca vardığını açıklaması gerekir (HMK m.279/2).

Bilirkişi raporuna itiraz iki hafta içinde yapılır

HMK m.281/1, tarafların bilirkişi raporunun kendilerine tebliğinden itibaren iki hafta içinde raporun eksiklerinin tamamlattırılmasını, belirsiz noktaların açıklattırılmasını ya da yeni bilirkişi atanmasını isteyebileceğini düzenler. Talebin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor olduğu ya da özel bir teknik çalışma gerektirdiği hâllerde, süre içinde başvuran tarafa bir defaya mahsus ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir. Tıbbi raporlara itiraz çoğu zaman ilgili branştaki literatürün ve tedavi kılavuzlarının incelenmesini gerektirdiğinden ek süre talebi süresi içinde ve gerekçesiyle yapılmalıdır.

Dosyalarda gördüğümüz kadarıyla raporlar en çok iki noktada yetersiz kalmaktadır: komplikasyonun ardından yapılan takip işlemlerinin ayrıca değerlendirilmemesi ve olay tarihindeki tıbbi standardın değil rapor tarihindeki standardın esas alınması. Bilirkişi heyetine yöneltilecek soruların her tedavi aşamasını ayrı ayrı kapsayacak biçimde, tarih ve saat belirtilerek yazılması bu eksiklikleri önemli ölçüde azaltır.

Tazminat kalemleri bedensel zararı, ölümü ve manevi zararı ayrı ayrı karşılar

Hekim hatası tazminatında maddi zarar, TBK'nın bedensel zarar ve ölüme ilişkin özel hükümlerine göre belirlenir. TBK m.54 bedensel zararları tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar olarak sayar. Ölüm hâlinde TBK m.53 cenaze giderlerini, ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücü kayıplarını ve ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin kayıplarını tazminat kalemi olarak öngörür. Sürekli bakım ihtiyacı doğan hastada bakıcı gideri de tedavi giderinin bir parçası olarak istenir.

TBK m.55/2, bu hükümlerin idari eylem ve işlemlerden doğan bedensel zarar ve ölüm davalarında da uygulanacağını düzenler; tam yargı davasında da hesap aynı ilkelerle yapılır. Aynı maddenin birinci fıkrasının son cümlesi ise hesaplanan tazminatın miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesiyle artırılamayacağını ya da azaltılamayacağını öngörür. Zarar gören hastanın zararın doğmasında ya da artmasında etkili olması, örneğin taburculuk sonrası kontrol randevularına gelmemesi veya önerilen diyete uymaması, TBK m.52/1 uyarınca indirim sebebi olarak tartışılır.

Manevi tazminat hastaya ve ağır zararda yakınlarına tanınır

Manevi tazminatın dayanağı olan TBK m.56/1, bedensel bütünlüğü zedelenen kişiye uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verilebileceğini düzenler. Maddenin ikinci fıkrası, ağır bedensel zarar ya da ölüm hâlinde zarar görenin ya da ölenin yakınlarına da manevi tazminat ödenebileceğini öngörür. Doğum sırasında gelişen bir hata nedeniyle kalıcı engelli kalan çocuğun anne ve babası bu hükme dayanarak kendi adlarına manevi tazminat isteyebilir. Miktar, olayın özellikleri, kusurun ağırlığı ve zararın kalıcılığı gözetilerek belirlenir.

Tazminat artık kısmi dava olarak istenir ve faiz başlangıcı ikiye ayrılmıştır

7589 sayılı Kanun (Resmî Gazete, 31 Temmuz 2026, sayı 33326), yayımı tarihinde yürürlüğe giren hükmüyle HMK m.107'deki belirsiz alacak davasını yürürlükten kaldırmıştır. Bu tarihten önce açılmış belirsiz alacak davaları eski hükme göre görülmeye devam eder; yeni davalarda tazminat, kısmi dava olarak açılır ve talep HMK m.109/4 uyarınca aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere tahkikatın sonuna kadar artırılabilir. Artırılan kısım bakımından zamanaşımı da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır. Dilekçenin nasıl kurulacağı kısmi dava rehberinde anlatılmıştır.

7589 sayılı Kanunla TBK m.55'e eklenen fıkra, çalışma gücü kaybı ve destekten yoksun kalma tazminatında faiz başlangıcını ikiye ayırmıştır: zarar görenin kazancının bilindiği döneme ilişkin tazminata olay tarihinden, kazancın bilinemediği döneme ilişkin tazminata ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilir. 7589 sayılı Kanun geçici m.1/9 uyarınca bu kural, 31 Temmuz 2026'dan sonra meydana gelen haksız fiil ve zarar doğuran olaylara uygulanır; daha önceki olaylarda önceki hükümler geçerlidir. Tazminat kalemlerinin aktüeryal hesaplanması, bilinen ve bilinmeyen dönem ayrımı ve SGK ödemelerinin mahsubu trafik kazası tazminat rehberinde ayrıntılı olarak ele alınmıştır; aynı ilkeler tıbbi hata dosyalarında da uygulanır.

Bedensel zararın kapsamı karar sırasında tam olarak belirlenemiyorsa TBK m.75 hâkime, kararın kesinleşmesinden başlayarak iki yıl içinde tazminat hükmünü değiştirme yetkisini saklı tutma imkânı verir. Çocuk hastalarda ya da tedavisi süren kalıcı hasarlarda bu yetkinin saklı tutulmasının istenmesi, ileride ortaya çıkacak zarar artışının ayrı bir uyuşmazlığa dönüşmesini önler.

Zamanaşımı süresi istemin dayanağına göre değişir

Özel hastaneye ve hekime karşı istemde iki ayrı zamanaşımı rejimi yan yana bulunur. Sözleşmeye dayalı istem, TBK m.146 uyarınca on yıllık genel zamanaşımına tabidir. Haksız fiile dayalı istemde ise TBK m.72/1, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yıl süre öngörür. Hastane ile sözleşme ilişkisi bulunan hasta, sözleşmeye dayanarak daha uzun süreden yararlanabilir; hastayla arasında sözleşme bulunmayan hekime karşı istemde ise haksız fiil süreleri gündeme gelir.

Aynı fıkranın ikinci cümlesi, tazminat ceza kanunlarının daha uzun zamanaşımı öngördüğü bir fiilden doğmuşsa bu sürenin uygulanacağını düzenler. Taksirle öldürme suçunun cezası TCK m.85/1'de iki yıldan altı yıla kadar hapis olduğundan, TCK m.66/1-d uyarınca uzamış zamanaşımı on beş yıldır. Taksirle yaralama suçunda (TCK m.89) cezanın üst sınırı beş yılı aşmadığından süre TCK m.66/1-e uyarınca sekiz yıldır. TBK m.72/1 uzamış süreyi fiilin cezayı gerektirmesine bağlar, ceza davasında mahkûmiyet kararı verilmiş olmasını şart olarak öngörmez; fiilin suç niteliği hukuk mahkemesince değerlendirilir. Ceza zamanaşımı kurallarının ayrıntısı ceza davasında zamanaşımı yazısında yer alır.

SüreDayanakBaşlangıç
10 yılTBK m.146 (sözleşmeye dayalı istem)Alacağın muaccel olduğu tarih
2 yıl / 10 yılTBK m.72/1 (haksız fiil)Zararın ve sorumlunun öğrenilmesi / fiil tarihi
15 yılTBK m.72/1 c.2, TCK m.85 ve m.66/1-d (ölüm)Fiil tarihi
8 yılTBK m.72/1 c.2, TCK m.89 ve m.66/1-e (yaralanma)Fiil tarihi
1 yıl / 5 yılİYUK m.13/1 (kamu hastanesi, idareye başvuru)Eylemin öğrenilmesi / eylem tarihi
30 gün + 60 günİYUK m.13/1 ve m.7 (idarenin cevabı ve dava süresi)Başvuru tarihi / ret ya da zımni ret
2 haftaHMK m.281/1 (bilirkişi raporuna itiraz)Raporun tebliği

Kamu hastanesi dosyasında belirleyici olan İYUK m.13'teki başvuru süreleridir; özel hukuktaki uzamış zamanaşımı bu süreleri uzatmaz. Bedensel zarar dosyalarında öğrenme tarihi, zararın kapsamının ve kalıcılığının anlaşıldığı an olarak tartışılır; hastanın tedavisinin sürdüğü dönemde zararın tam olarak öğrenildiği kabul edilmeyebilir. Bu tartışmanın davacı lehine sonuçlanacağına güvenmek yerine, olayın ilk fark edildiği tarih esas alınarak hareket edilmesi süre riskini en aza indirir.

Ceza soruşturması tazminat davasını bekletmez

Hekim hatası aynı zamanda taksirle öldürme (TCK m.85) ya da taksirle yaralama (TCK m.89) suçunu oluşturabilir. Hasta ya da yakınları Cumhuriyet başsavcılığına şikâyette bulunabilir; soruşturmada Adli Tıp Kurumundan alınan rapor tazminat davasında da delil olarak kullanılabilir. Ceza süreci ile tazminat davası birbirinden bağımsız yürür ve tazminat davası açmak için ceza soruşturmasının sonuçlanması beklenmez.

Bu bağımsızlığın dayanağı TBK m.74'tür: hukuk hâkimi, kusurun bulunup bulunmadığına karar verirken ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle ve ceza hâkiminin beraat kararıyla bağlı değildir. Madde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararının da hukuk hâkimini bağlamayacağını öngörür. Hekimin ceza dosyasında beraat etmesi tazminat davasının reddi sonucunu kendiliğinden doğurmaz; hukuk mahkemesi kusuru kendi topladığı delillerle, özellikle kendi aldığı bilirkişi raporuyla değerlendirir.

Sigorta ve rücu ilişkisi hastanın tazminat alacağını sınırlamaz

1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun Ek m.12'si, özel sağlık kuruluşlarında çalışan ya da mesleğini serbest olarak icra eden hekimlerin tıbbi kötü uygulama sebebiyle kişilere verebilecekleri zararlar ile kendilerine yapılacak rücuları karşılamak üzere mesleki mali sorumluluk sigortası yaptırmasını zorunlu tutar. Kamu sağlık kuruluşlarında çalışan hekimler ise tıbbi kötü uygulama nedeniyle kendilerinden talep edilebilecek zararlar ve kurumlarınca yapılacak rücular için sigorta yaptırmakla yükümlüdür; primin yarısı kurumca karşılanır.

Özel hastane dosyasında sigorta şirketi, poliçe limitiyle sınırlı olarak tazminatın ödenmesinde rol oynar; hastane ve hekimin sorumluluğu poliçe limitiyle sınırlı değildir. Kamu hastanesi dosyasında tazminatı idare öder; idare, Anayasa m.129/5'teki rücu kaydı uyarınca ödediği tutarı kusurlu hekime yöneltebilir. Bu rücu ilişkisi hasta ile idare arasındaki davayı etkilemez; hasta, hekimin kusur derecesinden bağımsız olarak tazminatını idareden alır.

Sık Sorulan Sorular

Devlet hastanesindeki doktora doğrudan dava açılabilir mi?

Kamu hastanesinde görev yapan hekime doğrudan tazminat davası açılamaz; Anayasa m.129/5 bu davaların ancak idare aleyhine açılabileceğini düzenler. Hasta, olayı öğrendiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylemden itibaren beş yıl içinde Sağlık Bakanlığına ya da ilgili üniversiteye başvurur. Başvurunun reddi ya da otuz gün içinde cevaplanmaması üzerine idare mahkemesinde tam yargı davası açılır.

Özel hastanedeki hekim hatası için hangi mahkemede dava açılır?

Ücret karşılığı tedavi hizmeti 6502 sayılı Kanun kapsamında tüketici işlemi niteliği taşıdığından dava tüketici mahkemesinde, bulunmayan yerlerde tüketici mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemesinde açılır. Dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartıdır. Tüketicinin açtığı bu davalar harçtan muaftır.

Ameliyat öncesi imzalanan onam formu hastanenin sorumluluğunu ortadan kaldırır mı?

Onam formu yalnız hastanın aydınlatıldığı risklerin gerçekleşmesi bakımından bir savunma aracıdır; özensiz uygulamadan doğan zararı karşılamaz. Hasta riskleri kabul etmiş olsa bile, tıp kurallarına aykırı bir müdahalenin sonucuna razı olmuş sayılmaz. Formun yalnız genel ifadeler taşıması ve müdahaleye özgü riskleri göstermemesi hâlinde aydınlatmanın yapıldığı ayrıca ispatlanmalıdır.

Ceza davasında hekim beraat ederse tazminat davası reddedilir mi?

Beraat kararı tazminat davasının sonucunu kendiliğinden belirlemez. Hukuk hâkimi, TBK m.74 uyarınca kusur değerlendirmesinde ceza hâkiminin beraat kararıyla bağlı değildir. Ceza hukukunda aranan kusur derecesi ile özel hukuktaki özen ölçüsü farklı olduğundan, ceza dosyasında mahkûmiyet için yeterli görülmeyen bir ihmal tazminat sorumluluğu için yeterli bulunabilir.

Hekim hatası tazminat davası ne kadar sürer?

Süre büyük ölçüde bilirkişi incelemesinin hızına ve raporlara yapılan itirazların sayısına bağlıdır. Adli Tıp Kurumu ya da üniversite heyetinden rapor alınması, ardından ek rapor ve aktüerya hesabı istenmesi yargılamayı birkaç yıla yayabilir; istinaf ve temyiz aşamaları bu süreye eklenir. Dava öncesinde kayıtların eksiksiz toplanması ve bilirkişi sorularının ayrıntılı hazırlanması, ek rapor ihtiyacını azaltan başlıca etkendir.

Hastanın ölümünden sonra yakınları hangi tazminatları isteyebilir?

Ölenin desteğinden yoksun kalan eş, çocuk ve gerektiğinde anne baba destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilir (TBK m.53/3). Cenaze giderleri ile ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri de maddi tazminat kapsamındadır. Ayrıca TBK m.56/2 uyarınca ölenin yakınları kendi adlarına manevi tazminat talep edebilir.

Dava hazırlığında netleşmesi gereken dört soru

Bir hekim hatası dosyası, dava dilekçesi yazılmadan önce dört sorunun cevabıyla şekillenir. Birincisi, hizmetin hangi kurum adına sunulduğudur: bu cevap yargı kolunu, davalıyı ve ön şartı belirler. İkincisi, olay ve öğrenme tarihleridir: kamu hastanesinde bir yıllık başvuru süresi, özel hastanede hekime karşı haksız fiil istemi için iki yıllık süre bu tarihlerden işler; hastaneye karşı sözleşmeye dayalı istemde ise on yıllık süre uygulanır. Üçüncüsü, kayıtların eksiksiz olup olmadığıdır: ameliyat notu, hemşire gözlemleri, onam formu ve görüntüleme kayıtları dosyaya girmeden bilirkişi incelemesi sağlıklı yürütülemez. Dördüncüsü, zararın hangi kalemlerden oluştuğudur: tedavi gideri, bakım ihtiyacı, çalışma gücü kaybı ve manevi zarar ayrı ayrı belgelenmelidir.

Bu dört soru cevaplandıktan sonra komplikasyon ile özen ihlali arasındaki çizgi, uzman bir bilirkişi heyetine somut ve aşamalı sorular yöneltilerek ortaya konabilir. Yalova'da görülen bedensel zarar ve tıbbi uygulama hatası dosyalarındaki yerel usul ayrıntıları Yalova tazminat davaları sayfasında yer alır.

Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; her dosya kendi olgularıyla değerlendirilir.

Bu konuyla ilgili yazılar

Tüm yazılar