Trafik Kazası Tazminat Davası: Maddi ve Manevi Tazminat Rehberi
Trafik kazasında kimden ne kadar tazminat istenebilir? İşletenin kusursuz sorumluluğu, sigortacıya başvuru şartı, tahkim ile dava arasındaki seçim, görev-yetki-arabuluculuk ve zamanaşımı kuralları; 2026 değişiklikleriyle birlikte.
Bir trafik kazasının ardından en çok sorulan soru şudur: kimden, ne kadar ve ne zamana kadar tazminat istenebilir? Bu sorunun cevabı üç kanunun kesiştiği yerde durur. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu (KTK) sorumluluğun kimde olduğunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) zararın hangi kalemlerden oluştuğunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ise bu talebin hangi usulle ileri sürüleceğini belirler. 2026 yılında bu üçlünün ikisinde birden köklü değişiklik yapıldı. Aşağıdaki rehber, kanunların yürürlükteki metinleri esas alınarak hazırlanmıştır.
Bu yazı Türkiye geneli için hazırlanmış bir usul rehberidir. Yalova ve çevresindeki dosyalara ilişkin yerel bilgi için Yalova trafik kazası avukatı sayfasına bakılabilir. Onarım sonrası araçta oluşan değer kaybı talebi ayrı bir konu olduğundan burada ele alınmamıştır; o talep için araç değer kaybı rehberi hazırlanmıştır.
Trafik Kazası Tazminatının Dayanağı: İşletenin Kusursuz Sorumluluğu
Trafik kazası tazminatının en önemli özelliği, sorumluluğun kural olarak kusura bağlı olmamasıdır. KTK m.85/1'e göre bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olur. Burada zarar görenden, işletenin kusurlu olduğunu ispat etmesi istenmez; işletme tehlikesi tek başına sorumluluğu doğurur.
Aynı maddenin devamı, sorumluluğun kapsamını iki yönde genişletir. İşleten, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur. Ayrıca hâkimin takdirine göre, kendi aracının katıldığı bir kazadan sonra yapılan yardım çalışmalarından dolayı yardım edenin uğradığı zarardan da sorumlu tutulabilir.
Pratikte bu, zarar görenin karşısında birden fazla muhatap bulunması demektir: sürücü, işleten (çoğunlukla ruhsat sahibi), varsa bağlı olduğu teşebbüsün sahibi ve zorunlu mali sorumluluk sigortacısı. KTK m.88 uyarınca bir motorlu aracın katıldığı kazada üçüncü kişinin uğradığı zarardan birden fazla kişi tazminatla yükümlü ise, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur. Zarar gören, alacağının tamamı için bunlardan herhangi birine başvurabilir; sorumlular arasındaki paylaşım iç ilişkiye aittir.
Kusursuz Sorumluluktan Kurtulmanın Üç Kümülatif Şartı
KTK m.86/1, işletenin sorumluluktan tamamen kurtulabileceği tek yolu tarif eder ve bu yol dardır. İşleten, ancak şu üç durumu bir arada ispat ederse sorumluluktan kurtulur: kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaması, araçtaki bir bozukluğun kazayı etkilememiş olması ve kazanın bir mücbir sebepten yahut zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri gelmiş olması. Üçünden biri eksikse kurtuluş gerçekleşmez.
Buradaki "ağır kusur" ölçütü çoğu zaman gözden kaçar. Zarar görenin sıradan bir dikkatsizliği kurtuluş sebebi değildir; yalnızca tazminattan indirim sebebidir. Nitekim m.86/2, sorumluluktan kurtulamayan işletenin, kazanın oluşunda zarar görenin kusurunun bulunduğunu ispat etmesi hâlinde hâkimin durum ve şartlara göre tazminat miktarını indirebileceğini söyler. Emniyet kemerinin takılmaması, kask kullanılmaması veya yayanın kurallara aykırı geçişi gibi hâller uygulamada bu ikinci fıkra kapsamında değerlendirilir.
Genel Kuralın İstisnası: İşletilme Hâlinde Olmayan Araç
Kusursuz sorumluluk kuralı mutlak değildir. KTK m.85, işletilme hâlinde olmayan bir motorlu aracın sebep olduğu trafik kazasından dolayı işletenin sorumlu tutulabilmesi için zarar görenin, kazanın oluşumunda işletene veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilere ilişkin bir kusurun varlığını yahut araçtaki bozukluğun kazaya sebep olduğunu ispat etmesi gerektiğini düzenler. Yani araç işletilme hâlinde değilse ispat yükü ters döner ve zarar görenin üzerine geçer. Park hâlindeki araçlarla ilgili uyuşmazlıklarda tartışmanın düğümlendiği nokta çoğunlukla budur.
Hatır Taşımasında Rejim Değişir
İkinci istisna KTK m.87'dedir. Yaralanan veya ölen kişi hatır için karşılıksız taşınmakta ise ya da motorlu araç bu kişiye hatır için karşılıksız verilmiş bulunuyorsa, işletenin sorumluluğu genel hükümlere tabidir. Aynı kural, zarar görenin beraberinde bulunan bagaj ve benzeri eşya dışında araçta taşınan eşyanın zararları için de geçerlidir. Genel hükümlere tabi olmak, kusursuz sorumluluk rejiminden çıkıp kusur sorumluluğuna dönmek anlamına gelir; ayrıca uygulamada hakkaniyet indirimi gündeme gelir.
Hangi Zarar Kalemleri İstenebilir?
KTK, sorumluluğun kime ait olduğunu belirler; zararın içeriğini ise TBK doldurur. KTK m.90, zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatların bu Kanunda öngörülen usul ve esaslara tabi olduğunu, bu Kanunda düzenlenmeyen hususlar hakkında ise TBK'nın haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağını söyler.
Yaralanmalı Kazada: TBK m.54
TBK m.54, bedensel zararları dört başlıkta sayar: tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar. Maddedeki "özellikle şunlardır" ifadesi bu sayımın sınırlayıcı olmadığını gösterir; somut olayda ispatlanan başka kalemler de talep edilebilir.
Bu dört kalemden üçüncüsü, yani sürekli iş göremezlik zararı, çoğu dosyada tazminatın en büyük bölümünü oluşturur ve maluliyet oranının resmî sağlık kurulu raporuyla tespitini gerektirir. Dördüncü kalem olan ekonomik geleceğin sarsılması ise maluliyet oranına yansımayan, ancak kişinin mesleğini eskisi gibi yapamamasından doğan kayıpları karşılar; ayrı bir talep olduğu için dilekçede ayrıca gösterilmesi gerekir.
Ölümlü Kazada: TBK m.53
TBK m.53'e göre ölüm hâlinde uğranılan zararlar özellikle şunlardır: cenaze giderleri, ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar.
Destekten yoksun kalma tazminatının kilit kavramı "destek"tir. Bu kavram mirasçılıktan bağımsızdır: ölenin fiilen ve düzenli olarak desteklediği ya da hayatın olağan akışına göre ileride destek olacağı kabul edilen kişiler, mirasçı olmasalar dahi bu tazminatı isteyebilir. Buna karşılık mirasçı olmak tek başına destek olunduğunu göstermez. Talep, mirastan gelen bir hak değil, destekten yoksun kalanın kendi şahsında doğan bağımsız bir haktır; bu nedenle mirasın reddi bu talebi ortadan kaldırmaz.
Manevi Tazminat: TBK m.56
TBK m.56, bedensel bütünlüğün zedelenmesi durumunda hâkimin olayın özelliklerini göz önünde tutarak zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebileceğini düzenler. İkinci fıkra ise ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat ödenmesine karar verilebileceğini söyler. Buradaki eşik önemlidir: yakınların kendi adlarına manevi tazminat isteyebilmesi için zararın ağır olması ya da ölüm gerçekleşmiş olması aranır; her yaralanmada yakınlar otomatik olarak hak sahibi olmaz.
Tazminatınızı yöntemle hesaplayın: Maluliyet ve destekten yoksun kalma tazminatının Yargıtay yöntemiyle (TRH-2010 yaşam tablosu + progresif rant) tahmini tutarını, dönem dönem dökümüyle trafik kazası tazminat hesaplama aracımızda görebilirsiniz.
Hesaplamanın Değişmez Üç Kuralı: TBK m.55
TBK m.55/1, destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararların bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanacağını belirtir ve ardından üç emredici kural koyar. Birincisi, kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez, zarardan veya tazminattan indirilemez. İkincisi, hesaplanan tazminat miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesiyle artırılamaz veya azaltılamaz. Üçüncüsü, aynı hükümler idari eylem ve işlemlerden doğan bedensel zararlar için de uygulanır.
Bu maddeyle bağlantılı olarak KTK m.90'ın geçmişine dikkat etmek gerekir. Maddede yer alan ve zorunlu mali sorumluluk sigortası tazminatlarının "genel şartlara" tabi olduğunu ifade eden ibareler Anayasa Mahkemesi'nin 17/7/2020 tarihli ve E.2019/40, K.2020/40 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. 2021 yılında aynı maddeye eklenen cümle ve fıkra da Anayasa Mahkemesi'nin 29/12/2022 tarihli ve E.2021/82, K.2022/167 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Sonuç olarak, kanunda düzenlenmeyen hususlarda uygulanacak olan, genel şartlar değil TBK'nın haksız fiil hükümleridir. Sigorta şirketinin ödeme teklifi genel şartlara dayandırılıyorsa, bu teklifin dayanağının kanun karşısındaki durumu ayrıca değerlendirilmelidir.
2026'da Değişen Kurallar: 12. Yargı Paketi Trafik Tazminatını Nasıl Etkiledi?
16/7/2026 kabul tarihli ve 7589 sayılı Kanun (Resmî Gazete: 31/7/2026, sayı 33326) trafik kazası tazminat davalarını doğrudan etkileyen üç değişiklik getirdi. Bu değişiklikler, paketin kamuoyunda daha çok konuşulan ceza hukuku boyutunun gölgesinde kaldı; oysa bedensel zarar dosyalarının ekonomik sonucunu doğrudan belirliyorlar. Paketin genel çerçevesi için 12. Yargı Paketi sayfasına bakılabilir.
Değişiklik 1: Faiz Başlangıcı İkiye Bölündü
7589 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle TBK m.55'e eklenen fıkraya göre, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile destekten yoksun kalma kayıpları nedeniyle; zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminat toplamına haksız fiilin meydana geldiği tarihten, kazancının bilinemediği döneme ilişkin hesaplanan tazminat toplamına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilir.
Uygulamada bu, tek bir faiz başlangıcı yerine iki ayrı başlangıç anlamına gelir. Yargılaması uzun süren dosyalarda, tazminatın bilinmeyen kazanç dönemine düşen bölümü için faiz artık olay tarihinden değil karar tarihinden işleyecektir.
Değişiklik 2: Ara Ödemeler Oransal Mahsup Edilecek
Aynı maddeyle eklenen ikinci fıkra, bu tazminatlar için ifa amacıyla tahkikat başlayıncaya kadar ödenen bedelin, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edileceğini düzenler. Sigorta şirketinin dava öncesinde yaptığı kısmi ödemelerin nominal değeriyle mi yoksa güncellenmiş değeriyle mi düşüleceği uzun süredir tartışmalıydı; kanun bu tartışmayı oransal mahsup lehine çözmüştür.
Kritik Geçiş Hükmü: Hangi Kaza Hangi Rejime Tabi?
Bu iki yeni kuralın hangi dosyalara uygulanacağı ayrıca düzenlenmiştir ve bu nokta atlanırsa yanlış sonuca varılır. 7589 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin dokuzuncu fıkrasına göre, TBK m.55'te yapılan değişiklik yalnızca değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen haksız fiiller veya zarar doğuran olaylar hakkında uygulanır; bu tarihten önce meydana gelen olaylar bakımından maddenin değişiklikten önceki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. Kanun'un 26. maddesi uyarınca bu değişiklik yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Yani belirleyici olan davanın açıldığı tarih değil, kazanın meydana geldiği tarihtir. 31 Temmuz 2026'dan önceki bir kazada bugün dava açılsa dahi eski faiz ve mahsup rejimi geçerlidir.
Değişiklik 3: Belirsiz Alacak Davası Kaldırıldı
Bedensel zarar davalarının klasik açılış biçimi belirsiz alacak davasıydı; çünkü maluliyet oranı ve aktüeryal hesap belli olmadan talep miktarını baştan yazmak çoğu zaman mümkün olmuyordu. 7589 sayılı Kanun'un 19. maddesiyle HMK m.107 yürürlükten kaldırılmıştır.
Boşluk doldurulmuş, kaldırılmamıştır. Kanun'un 20. maddesiyle HMK m.109'a eklenen dördüncü fıkraya göre, alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir; bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır. Böylece kısmi dava, belirsiz alacak davasının işlevini büyük ölçüde üstlenmiştir.
Burada da bir geçiş hükmü vardır: geçici 1. maddenin onuncu fıkrasına göre yürürlükten kaldırılan HMK m.107, kaldırılma tarihinden önce açılan davalar bakımından uygulanmaya devam olunur. Derdest belirsiz alacak davaları bu nedenle eski usulle yürümeye devam eder.
Yeni düzenlemenin pratik sonucu şudur: artırım hakkı bir kez kullanılabildiği için, bilirkişi raporundan sonra yapılacak artırımın zamanlaması ve kapsamı eskisinden çok daha kritik hâle gelmiştir. Aynı dosyada hem kusur hem aktüerya raporu alınacaksa, artırımın hangi rapordan sonra yapılacağı ayrıca değerlendirilmelidir.
Bonus: Kanuni Faiz Oranının Belirlenme Yöntemi de Değişti
7589 sayılı Kanun'un 10. maddesiyle 3095 sayılı Kanun'un 1. maddesi değiştirilmiştir. Yeni metne göre kanuni faiz, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde sekseni üzerinden hesaplanır. Söz konusu reeskont oranı 30 Haziran günü, önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan orandan beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında 30 Haziran'da belirlenen oranın yüzde sekseni geçerli olur. Haksız fiil tazminatına kanuni faiz işlediğinden, bu değişiklik trafik kazası alacaklarının güncel değerini doğrudan etkiler.
Dava Açmadan Önceki Zorunlu Adım: Sigortacıya Yazılı Başvuru
KTK m.97, zarar görenin zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerektiğini düzenler. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde zarar gören dava açabilir ya da 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir.
Bu bir dava şartıdır; yapılmadan açılan dava usulden reddedilme riski taşır. Bununla birlikte Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre bu şart tamamlanabilir niteliktedir: başvurunun hiç yapılmadığı veya eksik belgeyle yapıldığı ileri sürüldüğünde, eksikliğin yargılama sırasında giderilmesine imkân tanınır. Yine de bu imkâna güvenmek yerine başvurunun baştan usulüne uygun yapılması, hem süre hem de faiz açısından daha güvenlidir.
Sigortacının ödeme yükümlülüğünün süresi de kanunda yazılıdır. KTK m.99'a göre sigortacılar, hak sahibinin genel şartlarla belirlenen belgeleri merkez veya kuruluşlarından birine ilettiği tarihten itibaren sekiz iş günü içinde zorunlu mali sorumluluk sigortası sınırları içinde kalan miktarları ödemek zorundadır. Ayrıca KTK m.100 uyarınca, doğrudan doğruya talep ve dava hakkına ilişkin m.97 ile zamanaşımına ilişkin m.109 hükümleri ihtiyari mali sorumluluk sigortasında da uygulanır.
Poliçe teminat limitleri her yıl belirlenir ve poliçe üzerinde yazılıdır. Zarar limiti aşıyorsa, aşan kısım için sigortacıya değil işletene, sürücüye ve varsa bağlı olduğu teşebbüsün sahibine başvurulur.
Sigorta Tahkim Komisyonu mu, Mahkeme mi?
KTK m.97 zarar görene bir seçim hakkı tanır. Bu seçimin usul sonuçları birbirinden hayli farklıdır ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu m.30'da düzenlenmiştir.
Komisyona gidilebilmesi için, sigortacılık yapan kuruluşla uyuşmazlığa düşen kişinin olayla ilgili gerekli başvuruları yapmış ve talebinin kısmen ya da tamamen olumsuz sonuçlandığını belgelemiş olması gerekir. Kuruluşun başvuru tarihinden itibaren onbeş iş günü içinde yazılı cevap vermemesi de Komisyona başvuru için yeterlidir. Buradaki sürenin KTK m.97'deki 15 günden farklı olarak iş günü üzerinden hesaplandığına dikkat edilmelidir.
Önemli bir yasak da vardır: m.30/14 uyarınca mahkemeye intikal etmiş uyuşmazlıklarla ilgili olarak Komisyona başvuru yapılamaz. Yani iki yol paralel yürütülemez; seçim yapılmalıdır. İlgili mevzuatla zorunlu tutulan sigortalardan kaynaklanan uyuşmazlıklarda, sigorta kuruluşu tahkim sistemine üye olmasa dahi hak sahipleri tahkim usulünden yararlanabilir.
Süreç şöyle işler: başvuru önce raportörlerce incelenir, raportörler en geç onbeş gün içinde incelemelerini tamamlamak zorundadır. Çözülemeyen başvurular sigorta hakemine iletilir. Uyuşmazlık konusu miktar onbeşbin Türk Lirası ve üzerinde ise hakem heyeti teşkili zorunludur. Hakemler dosya üzerinden karar verir ve görevlendirildikleri tarihten itibaren en geç dört ay içinde karar vermek zorundadır; aksi hâlde uyuşmazlık yetkili mahkemece çözülür. Bu süre tarafların açık ve yazılı muvafakatiyle uzatılabilir.
Tahkim Kararına Karşı Kanun Yolları ve Kesinlik Sınırları
5684 sayılı Kanun m.30/12, kararın hangi aşamada kesinleşeceğini tutara bağlar. Beş bin Türk Lirasının altındaki uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararları kesindir. Beş bin Türk Lirası ve üzerindeki kararlara karşı, kararın bildiriminden itibaren on gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere Komisyon nezdinde itiraz edilebilir; itiraz üzerine hakem kararının icrası durur ve itiraz talebi hakkında iki ay içinde karar verilir. Kırk bin Türk Lirasının üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında itiraz üzerine verilen kararlar için temyiz yolu açıktır.
Bu sınırın nasıl ölçüldüğü uygulamada sorun yaratır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 27/05/2021 tarihli, 2021/2635 E. ve 2021/1900 K. sayılı kararında, sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatına ilişkin bir tahkim dosyasında temyiz istemi, "davacı aleyhine reddedilen tazminat miktarı 40.000 TL'lik kesinlik sınırının altında olduğundan" reddedilmiştir. Anlaşılacağı üzere ölçüt, talebin toplam tutarı değil, temyiz edenin aleyhine sonuçlanan kısmın tutarıdır.
Masraf tarafında da bir özellik vardır: m.30/17 uyarınca talebi kısmen ya da tamamen reddedilenler aleyhine hükmolunacak vekâlet ücreti, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde belirlenen vekâlet ücretinin beşte biridir. Bu, kısmen reddedilme riski taşıyan dosyalarda tahkim yolunun aleyhe masraf riskini düşüren bir yönüdür.
Görevli Mahkeme, Arabuluculuk ve Yetki
Dava yolu seçildiğinde üç ayrı usul sorusu birlikte cevaplanmalıdır ve bunların cevabı davalının kim olduğuna göre değişir.
Görev: Davalıya Göre İkiye Ayrılır
Sigorta hukuku Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlendiğinden, sigorta şirketine karşı açılan davalar TTK m.4/1-a anlamında ticari dava sayılır. TTK m.5/1 uyarınca, aksine hüküm bulunmadıkça dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalara bakmakla görevlidir. Buna karşılık yalnızca sürücü, işleten veya araç sahibi gerçek kişiye karşı açılan haksız fiil davası ticari dava değildir; bu dava asliye hukuk mahkemesinde görülür. Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi arasındaki ilişki TTK m.5/3 uyarınca görev ilişkisidir; yanlış mahkemede açılan dava görevsizlikle karşılaşır.
Arabuluculuk: Zorunlu Olduğu ve Olmadığı Hâller
Buradaki ayrım, dosyaların usulden reddedilmesinin en sık sebeplerinden biridir. TTK m.5/A'ya göre, TTK m.4'te ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan konusu bir miktar para olan alacak ve tazminat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren altı hafta içinde sonuçlandırır; bu süre zorunlu hâllerde en fazla iki hafta uzatılabilir.
Buradan iki sonuç çıkar. Birincisi, sigorta şirketine karşı açılacak tazminat davasında arabuluculuk dava şartıdır. İkincisi, yalnızca gerçek kişi sürücü veya işletene karşı açılacak dava ticari dava olmadığından bu şart aranmaz; arabuluculuk o dosyada isteğe bağlıdır. Uygulamada, sigortacı ile gerçek kişi davalıya birlikte dava açıldığında arabuluculuk şartının sigortacı yönünden arandığı ve gerçek kişi davalı yönünden davanın ayrılması yoluna gidildiği görülmektedir. Arabuluculuk sürecinin genel işleyişi için arabuluculuk sayfasına bakılabilir.
Sık karşılaşılan bir yanılgıya da değinmek gerekir: TTK m.5/A şartı "dava açılmadan önce" ifadesiyle kurulmuştur. Sigorta Tahkim Komisyonu'na yapılan başvuru bir dava olmadığından, tahkim yoluna gidilirken bu şart aranmaz. Tahkim yolunun tercih edilmesinin pratik gerekçelerinden biri de budur.
Yetki: Seçimlik Mahkemeler
KTK m.110/2, motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davaların sigortacının şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabileceğini düzenler. Bu hüküm mevcut yetki kurallarına ek imkân tanır; kesin yetki getirmez. Dava haksız fiile dayandığından HMK m.16 da uygulanır: haksız fiilden doğan davalarda, haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir. Genel yetki kuralı gereği davalının yerleşim yeri mahkemesi de her hâlükârda yetkilidir.
Uygulamadaki karşılığı şudur: başka bir şehirde kazaya karışan zarar gören, davasını kendi yerleşim yerinde açabilir. KTK m.110/1 ayrıca, işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanlar dâhil bu Kanundan doğan sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini, zarar görenin kamu görevlisi olmasının bu hükmün uygulanmasını önlemeyeceğini belirtir.
Adli Tatil
HMK m.102 uyarınca adli tatil her yıl 20 Temmuz'da başlar, 31 Ağustos'ta sona erer. HMK m.103'teki adli tatilde görülecek dava ve işler listesinde trafik kazası tazminat davaları yer almaz. Bu, dava açılamayacağı anlamına gelmez; dilekçelerin alınması ve tebligat işlemleri m.103/3 uyarınca sürer. Ancak m.104 gereği, adli tatile tabi dava ve işlerde Kanun'un tayin ettiği sürelerin bitimi tatil zamanına rastlarsa bu süreler ayrıca karara gerek olmaksızın adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılır.
Zamanaşımı: İki Yıl Sanılan Sürenin On Beş Yıl Olduğu Hâller
Trafik kazası dosyalarında en çok hak kaybına yol açan konu zamanaşımıdır ve bunun sebebi genellikle kuralın istisnasının bilinmemesidir.
Genel kural KTK m.109/1'dedir: motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve her hâlde kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar.
İstisna ise m.109/2'dedir: dava cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir. Trafik kazalarının büyük bölümü taksirle yaralama veya taksirle öldürme suçunu oluşturduğundan, bu istisna kuralın kendisinden daha sık uygulanır. Sürelerin hesabı şöyledir:
| Fiil | Ceza (TCK) | Ceza dava zamanaşımı (TCK m.66) |
|---|---|---|
| Taksirle öldürme (m.85/1) | 2–6 yıl hapis | 15 yıl (m.66/1-d) |
| Birden fazla ölüm veya ölüm ile birlikte yaralanma (m.85/2) | 2–15 yıl hapis | 15 yıl (m.66/1-d) |
| Taksirle yaralama (m.89/1) | 4 ay–2 yıl hapis veya adli para | 8 yıl (m.66/1-e) |
| Nitelikli taksirle yaralama (m.89/2-3) | Artırımlı ceza | 8 yıl (m.66/1-e) |
| Birden fazla kişinin yaralanması (m.89/4) | 9 ay–5 yıl hapis | 8 yıl (m.66/1-e) |
Sürelerin belirlenmesinde TCK m.66/4 uyarınca cezanın üst sınırı esas alınır; seçimlik cezalarda hapis cezası dikkate alınır. Buna göre ölümlü bir trafik kazasında zamanaşımı iki yıl değil on beş yıldır. Ceza davasının fiilen açılmış olması veya mahkûmiyet kararı verilmiş olması aranmaz; fiilin suç oluşturması yeterlidir. Uzamış zamanaşımı, Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre zorunlu mali sorumluluk sigortacısına karşı açılan davalarda da uygulanır.
KTK m.109/2'nin lafzı yalnızca maddi tazminat taleplerini anar. Manevi tazminat yönünden aynı sonuca TBK m.72/1 üzerinden ulaşılır: tazminat, ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa bu zamanaşımı uygulanır ve bu hüküm maddi–manevi ayrımı yapmaz.
İki tamamlayıcı kural daha vardır. KTK m.109/3'e göre zamanaşımı tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse sigortacıya karşı da kesilmiş olur; sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı da tazminat yükümlüsü bakımından kesilmiş sayılır. KTK m.109/4'e göre ise tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu hakları, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrar.
İmzalanan İbraname veya Uzlaşma Bağlayıcı mıdır?
Kaza sonrasında düşük bir tutar karşılığında ibraname imzalamak sık karşılaşılan bir durumdur. KTK m.111 bu konuda iki kural koyar. Birinci fıkraya göre bu Kanunla öngörülen hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar geçersizdir. İkinci fıkraya göre, tazminat miktarlarına ilişkin olup da yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar, yapıldıkları tarihten başlayarak iki yıl içinde iptal edilebilir.
Buradaki iki yıllık süre, imza tarihinden işlemeye başlar ve zamanaşımı süresinden bağımsızdır. Yani ölümlü bir kazada tazminat talebi için on beş yıllık süre bulunsa dahi, imzalanmış yetersiz bir uzlaşmanın iptali için tanınan süre iki yıldır. İbraname imzalanmış dosyalarda ilk kontrol edilmesi gereken tarih budur.
Ceza Davası ile Tazminat Davasının İlişkisi
Trafik kazası aynı zamanda suç oluşturuyorsa ceza yargılaması ile tazminat yargılaması paralel yürür. Aralarındaki ilişki TBK m.74'te düzenlenmiştir: hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı ve ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da hukuk hâkimini bağlamaz.
Bu kuralın istisnası, kesinleşmiş ceza mahkemesi kararındaki maddi olgu tespitleridir. Kazanın nasıl gerçekleştiği, aracın hızı, çarpma noktası gibi maddi vakıalara ilişkin kesin tespitler, Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre hukuk hâkimini bağlar. Ayrım şudur: maddi olgular bağlar, kusur değerlendirmesi ve zarar hesabı bağlamaz. Bu nedenle ceza dosyasındaki kusur oranının tazminat davasında aynen kabul edileceği varsayımıyla hareket etmek doğru değildir.
Bedensel zararın kapsamı karar anında netleşmemiş olabilir. TBK m.75, bedensel zararın kapsamı karar verme sırasında tam olarak belirlenemiyorsa hâkimin, kararın kesinleşmesinden başlayarak iki yıl içinde tazminat hükmünü değiştirme yetkisini saklı tutabileceğini düzenler. Tedavisi süren veya maluliyet oranının ağırlaşması muhtemel olan dosyalarda bu yetkinin saklı tutulmasının talep edilmesi, belirsiz alacak davasının kaldırılmasından sonra daha da önem kazanmıştır.
Sık Sorulan Sorular
Kusursuz olduğum kazada sigorta şirketi ödeme yapmazsa ne yapmalıyım?
Önce KTK m.97 uyarınca sigortacıya yazılı başvuru yapılır. Sigortacı 15 gün içinde yazılı cevap vermezse veya cevabı talebi karşılamazsa, dava açma ya da Sigorta Tahkim Komisyonu'na başvurma hakkı doğar. Bu iki yol paralel yürütülemez; mahkemeye intikal etmiş uyuşmazlık için Komisyona başvurulamaz.
Trafik kazası tazminatında zamanaşımı gerçekten iki yıl mı?
Kural olarak KTK m.109/1 uyarınca iki yıl ve her hâlde on yıldır. Ancak kaza taksirle öldürme veya taksirle yaralama suçunu oluşturuyorsa m.109/2 devreye girer ve ceza dava zamanaşımı uygulanır: ölümlü kazada 15 yıl, yaralanmalı kazada 8 yıl. Ceza davasının açılmış olması şart değildir.
Sigorta şirketiyle ibraname imzaladım, dava açabilir miyim?
KTK m.111/1 uyarınca sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar geçersizdir. Tazminat miktarına ilişkin olup yetersiz olduğu açıkça belli olan uzlaşmalar ise m.111/2 uyarınca imza tarihinden itibaren iki yıl içinde iptal edilebilir. Bu iki yıllık süre zamanaşımından ayrıdır ve daha kısadır.
Belirsiz alacak davası kaldırıldıysa tazminat talebimi nasıl açacağım?
HMK m.107, 7589 sayılı Kanun'la yürürlükten kaldırılmıştır. Yerine güçlendirilen kısmi dava kullanılır: HMK m.109/4 uyarınca talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere ve iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir; zamanaşımı artırılan kısım için de dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır. Kaldırılma tarihinden önce açılmış davalarda eski hüküm uygulanmaya devam eder.
Faiz kaza tarihinden mi işler?
Kazanın tarihine bağlıdır. 31 Temmuz 2026'dan önce meydana gelen olaylarda TBK m.55'in değişiklikten önceki hâli uygulanır. Bu tarihten sonraki olaylarda ise kazancın bilindiği döneme ilişkin tazminat toplamına haksız fiil tarihinden, bilinemediği döneme ilişkin tazminat toplamına karar tarihinden kanuni faiz işler.
Sigorta şirketine karşı dava açmadan önce arabulucuya gitmek zorunda mıyım?
Evet. Sigorta şirketine karşı açılan tazminat davası ticari dava olduğundan TTK m.5/A uyarınca arabuluculuk dava şartıdır. Yalnızca gerçek kişi sürücü veya işletene karşı açılan davada bu şart aranmaz. Sigorta Tahkim Komisyonu başvurusu dava olmadığı için tahkim yolunda da aranmaz.
Davayı kendi şehrimde açabilir miyim?
Evet. KTK m.110/2 kazanın olduğu yer ile sigortacının şubesinin veya acentenin bulunduğu yer mahkemelerini yetkili kılar; HMK m.16 ise zarar görenin yerleşim yeri mahkemesini de yetkili sayar. Bunlar seçimlik yetki kurallarıdır.
Ölen kişinin mirasçısı değilim ama onun desteğiyle geçiniyordum; tazminat isteyebilir miyim?
Destekten yoksun kalma tazminatı mirasçılık sıfatına değil, fiilen destek olunmasına dayanır. TBK m.53/3 "ölenin desteğinden yoksun kalan kişiler" ifadesini kullanır. Bu nedenle mirasçı olmayan ancak destek aldığını ispat eden kişiler de talepte bulunabilir; talep mirastan gelen bir hak olmadığından mirasın reddi bu hakkı düşürmez.
Hakem kararına itiraz edebilir miyim?
Beş bin Türk Lirasının altındaki uyuşmazlıklarda hakem kararı kesindir. Bu tutar ve üzerindeki kararlara karşı bildirimden itibaren on gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere Komisyon nezdinde itiraz edilebilir. Kırk bin Türk Lirasının üzerindeki uyuşmazlıklarda itiraz üzerine verilen karara karşı temyiz yolu açıktır; kesinlik sınırı, temyiz edenin aleyhine sonuçlanan kısım üzerinden değerlendirilir.
Kaza aynı zamanda iş kazasıysa süreç değişir mi?
Değişir. İşçinin görevi sırasında geçirdiği trafik kazası aynı zamanda iş kazası niteliği taşıyabilir; bu durumda işverenin sorumluluğu ve Sosyal Güvenlik Kurumu'nun rücu hakkı gibi ek başlıklar devreye girer ve görevli mahkeme yönünden ayrı bir değerlendirme gerekir. Bu boyut için iş kazası tazminat davaları rehberine bakılabilir.
Sonuç
Trafik kazası tazminatında sonucu belirleyen şey çoğu zaman kazanın kendisi değil, kazadan sonraki ilk birkaç usul kararıdır: sigortacıya başvurunun usulüne uygun yapılıp yapılmadığı, tahkim ile dava arasındaki seçimin doğru yapılması, davalıya göre görev ve arabuluculuk şartının doğru belirlenmesi, zamanaşımının iki yıl mı yoksa sekiz ya da on beş yıl mı olduğunun doğru tespiti ve imzalanmış bir ibraname varsa iki yıllık iptal süresinin kaçırılmaması.
2026 yılı bu tabloya üç yeni değişken ekledi: faiz başlangıcının ikiye bölünmesi, ara ödemelerin oransal mahsubu ve belirsiz alacak davasının yerini kısmi davanın alması. Her üçünde de belirleyici olan tarihler farklıdır; faiz ve mahsup kuralları kazanın tarihine, usul kuralı ise davanın açılma tarihine bağlanmıştır. Dosyanızın hangi rejime tabi olduğunu belirlemek, talep edilecek tutarı hesaplamadan önce yapılması gereken ilk iştir.
Somut dosyanızdaki süreleri ve talep kalemlerini değerlendirmek için iletişim sayfasından büromuza ulaşabilir, yüz yüze gelmenin mümkün olmadığı durumlarda online danışmanlık seçeneğini kullanabilirsiniz. Yalova ve çevresindeki dosyalar için Yalova tazminat avukatı sayfasında bölgesel bilgi yer almaktadır.
Yazar
Av. Mesut İLME
İlme Hukuk & Danışmanlık kurucu avukatı. Aile, iş, ceza ve ticaret hukuku alanlarında 20+ yıl deneyim ile Yalova ve Türkiye genelinde online avukatlık hizmeti sunmaktadır.
Profili Görüntüle