İlme Hukuk Logo
İLMEHUKUK BÜROSU
İLME HUKUK BÜROSU
Hemen AraRandevu Al
Asfalt yolun kenarında tek başına duran turuncu bir trafik konisi

Tam Yargı Davası: İdarenin Hizmet Kusuru ve Kusursuz Sorumluluğu, Başvuru ve Tazminat

İdarenin eylem ya da işleminden zarar gören kişi tazminatı tam yargı davasıyla ister; eylemden doğan zararda önce bir yıl ve beş yıllık süreler içinde idareye başvurmak gerekir. Hizmet kusuru, kusursuz sorumluluk, adli yargıyla görev ayrımı, tazminat kalemleri ve faiz başlangıcı.

Yayın
16 Ekim 2026
Okuma süresi
17 dk
Hukuk alanı
İdare Hukuku
Av. Mesut İLME — Yalova Barosu

Av. Mesut İLME

Yalova Barosu, sicil 287

Yayın
16 Ekim 2026
17 dk
okuma

Belediyenin işaretlemeden bıraktığı kazı çukuruna gece düşen bir yaya, devlet hastanesindeki ameliyattan sonra bacağını hissetmeyen bir hasta, bir kamu binasının çöken istinat duvarı altında kalan otomobilinin sahibi. Üçünün de karşısında aynı davalı vardır: idare. Üçü de aynı soruyu sorar: zarar kimden, hangi mahkemede ve ne zamana kadar istenir? Cevap çoğu dosyada tam yargı davasıdır; ancak bu davanın kapısı, zarar görenin henüz mahkemeye gitmeden kaçırabileceği bir başvuru süresiyle açılır.

İdareye karşı tazminat davası, haksız fiil davasının idari yargıdaki karşılığı gibi görünse de kendine özgü kuralları vardır. Davalı kamu görevlisi değil kurumdur, sorumluluk kusur olmadan da doğabilir, bazı olaylarda ise idare taraf olduğu hâlde dava adliye mahkemesinde görülür. Anayasa Mahkemesinin 2025 tarihli bir Genel Kurul kararı da bu davalarda faizin nasıl yürütüleceği sorusuna yeni bir cevap vermiştir.

Tam yargı davası, idarenin verdiği zararın parayla giderilmesi için açılan idari davadır

İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) m.2/1-b tam yargı davasını, "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan" dava olarak tanımlar. Dayanağı Anayasa'dadır: Anayasa m.125'in son fıkrasına göre "İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür." Aynı maddenin ilk fıkrası da idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolunu açık tutar.

İptal davasıyla arasındaki fark amaçtadır. İptal davası hukuka aykırı bir işlemin ortadan kaldırılmasını hedefler ve menfaati ihlal edilen herkes tarafından açılabilir. Tam yargı davası ise bir hakkın ihlal edildiğini ve bunun sonucunda ölçülebilir bir zarar doğduğunu ileri süren kişiye aittir; mahkemeden işlemi kaldırması değil, idareyi belirli bir parayı ödemeye mahkûm etmesi istenir.

İdare mahkemesinin denetimi hukuka uygunlukla sınırlıdır. Kanunun m.2/2 hükmü uyarınca idari mahkemeler yerindelik denetimi yapamaz ve idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde karar veremez. Tam yargı davasında bu sınır, mahkemenin "idare şu yolu yeğlemeliydi" demesine değil, idarenin üstlendiği hizmeti gereği gibi yürütüp yürütmediğine bakmasına yol açar.

Davalı kamu görevlisi değil, görevlinin bağlı olduğu idaredir

Zarar çoğu zaman belirli bir kişinin elinden çıkar: ameliyatı yapan hekim, işaretlemeyi yapmayan belediye çalışanı, aracı kullanan memur. Anayasa m.129/5 bu kişilere karşı doğrudan dava yolunu kapatır: "Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir."

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.13 aynı kuralı ayrıntılandırır; kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili tazminat davalarını görevi yerine getiren personel aleyhine değil, "ilgili kurum aleyhine" açar ve kurumun sorumlu personele rücu hakkı saklıdır. Devlet hastanesindeki bir tıbbi müdahaleden doğan davada hasım hekim değil Sağlık Bakanlığıdır; belediyenin kazı çukurunda davalı belediyedir. Hekim aleyhine açılan dava, husumet yönünden sonuçsuz kalır ve zaman kaybettirir.

İdarenin sorumluluğu iki temele dayanır: hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk

İdare hukukunda sorumluluğun dayanakları kanunda madde madde sayılmamıştır; Danıştay içtihadı ve doktrin tarafından geliştirilmiştir. Bu yüzden tam yargı davasının dilekçesinde olayın hangi sorumluluk türüne girdiğinin açıkça gösterilmesi, mahkemenin bilirkişiye soracağı soruları da belirler.

Hizmet kusuru: hizmet hiç işlemedi, geç işledi ya da kötü işledi

Hizmet kusuru, idarenin üstlendiği kamu hizmetinin kuruluşunda ya da işleyişinde ortaya çıkan aksaklıktır. Doktrin bunu üç görünümde toplar. Hizmetin hiç işlememesi, örneğin trafiğe açık bir yoldaki çukurun hiç işaretlenmemesidir. Geç işleme, bildirilen tehlikenin makul sürede giderilmemesidir: aylardır şikâyet edilen sarkık bir elektrik direği ya da bakımı ertelenen bir istinat duvarı gibi. Kötü işleme ise yapılan işin tıbbi, teknik ya da idari standardın altında kalmasıdır.

Hizmet kusurunun ayırt edici yanı anonim oluşudur. Kusurlu görevlinin tek tek tespit edilmesi gerekmez; hizmetin bütününde bir aksaklık bulunması yeterlidir. Tıbbi müdahale dosyalarında bu, Adli Tıp Kurumu ya da üniversite bilirkişi kurulundan alınan raporda "tıbbi uygulama ile zarar arasında illiyet bağı" ve "hizmetin gereği gibi işleyip işlemediği" sorularının ayrı ayrı cevaplanmasıyla somutlaşır.

Altyapı, eğitim ve kolluk hizmetlerinde hizmet kusuru örnekleri

Belediye ve altyapı hizmetleri, hizmet kusuru dosyalarının en kalabalık grubunu oluşturur. Yağmur suyu kanallarının temizlenmemesi nedeniyle bodrum katı su basan bir işyeri, ıslah edilmeyen bir derenin taşması sonucu zarar gören bir ev ya da bakımsız bir ağacın devrilmesiyle hasar gören bir araç bu kapsamda değerlendirilebilir. Bu dosyalarda tartışma, olayın olağanüstü bir doğa olayı mı yoksa öngörülebilir ve önlenebilir bir tehlike mi olduğu üzerinde yoğunlaşır; meteoroloji kayıtları ve daha önce yapılmış şikâyetler bu yüzden belirleyici delillerdir.

Eğitim hizmetinde idarenin öğrenciler üzerindeki gözetim yükümlülüğü öne çıkar. Resmî bir okulun bahçesinde korumasız bırakılan bir spor ekipmanının devrilmesi ya da teneffüste denetimsiz kalan öğrenciler arasında doğan yaralanma, gözetimin gereği gibi yapılıp yapılmadığı sorusuyla incelenir. Kolluk hizmetinde ise gözaltında ya da bir operasyon sırasında doğan zararlarda, kuvvet kullanımının ölçülü olup olmadığı ve gerekli önlemlerin alınıp alınmadığı değerlendirilir. Bu örneklerin ortak noktası, zararın bir kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında ve o hizmetin beklenen düzeyde işlememesi nedeniyle doğmasıdır.

Kusursuz sorumluluk: risk ilkesi ve fedakârlığın denkleştirilmesi

Bazı hâllerde idare, hizmeti kusursuz yürütmüş olsa bile zararı karşılar. Risk ilkesi, idarenin tehlikeli bir araç, madde ya da faaliyet kullandığı durumlarda gündeme gelir; patlayıcı madde depolanan bir alanın çevresindeki yapılarda doğan hasar ya da görevi sırasında yüksek tehlike altında çalışan kamu görevlisinin uğradığı zarar bu kapsamda değerlendirilir. Burada belirleyici olan, zararın idarenin yarattığı özel tehlikeden doğmasıdır.

Fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesi ise kamu yararına yürütülen hukuka uygun bir faaliyetin belirli kişilere özel ve olağandışı bir külfet yüklemesine dayanır. Toplumun tamamının yararlandığı bir faaliyetin bedelini birkaç kişinin taşımaması gerektiği düşüncesi, terör olaylarıyla mücadele sırasında zarar gören konut ve işyerleri gibi örneklerde de gündeme gelir. Doktrinde bu örnekler için ayrıca sosyal risk ilkesinden söz edilir; sosyal riskin fedakârlığın denkleştirilmesinden ayrı bir sorumluluk ilkesi olup olmadığı konusunda görüş ayrılığı vardır. Terör eylemleri ve terörle mücadele nedeniyle doğan maddi zararlar için 5233 sayılı Kanun, illerde kurulan zarar tespit komisyonları önünde sulh yoluyla karşılama usulü öngörür.

Kusursuz sorumlulukta da illiyet bağı aranır. Mücbir sebep, zarar görenin ağır kusuru ya da üçüncü kişinin kusuru illiyet bağını kesebilir; zarar görenin ortak kusuru ise tazminattan indirim yapılmasına yol açabilir. Kusursuz sorumluluk, kamu faaliyetiyle bağlantılı her zararın idareye yükleneceği anlamına gelmez; zararın idarenin yarattığı tehlikeden ya da yüklediği özel külfetten doğduğunun gösterilmesi gerekir.

Eylemden doğan zararda dava, önce idareye başvurulmadan açılamaz

Zarar bir idari kararla değil idarenin fiilî bir eylemiyle doğmuşsa, dava doğrudan mahkemeye açılmaz. Kanun bu durumda bir ön koşul öngörür; İYUK m.13/1'e göre idari eylemden hakları ihlal edilenlerin, "bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir."

Bu iki süre birbirinden bağımsız işler. Bir yıllık süre, eylemin ve zararın öğrenildiği tarihten; beş yıllık dış sınır ise eylemin yapıldığı tarihten başlar. Zararın geç fark edildiği dosyalarda öğrenme tarihi ileriye kaysa bile, eylem tarihinden itibaren beş yıl geçmişse başvuru süresi kapanmış olur. Tıbbi müdahale dosyalarında öğrenme tarihinin belirlenmesi çoğu zaman ayrı bir tartışma konusudur; kalıcı hasarın raporla kesinleştiği tarih ile hastanın şikâyeti ilk fark ettiği tarih arasındaki fark, sürenin hesabını değiştirebilir.

İdarenin cevabı ya da sessizliği dava süresini başlatır

Başvurunun kısmen ya da tamamen reddi hâlinde dava, ret işleminin tebliğini izleyen günden itibaren dava süresi içinde açılır. İdare otuz gün içinde cevap vermezse istek reddedilmiş sayılır ve dava süresi bu otuz günün bittiği tarihten işlemeye başlar. Bu otuz günlük süre, 14 Temmuz 2021'de yürürlüğe giren 7331 sayılı Kanunla altmış günden kısaltılmıştır; eski metni aktaran kaynaklar bu yönden yanıltıcıdır.

Dava süresi İYUK m.7 uyarınca idare mahkemelerinde altmış gündür. Somut bir takvimle: 10 Mart 2026'da kazı çukuruna düşerek yaralanan bir yaya, 2 Nisan 2026'da belediyeye başvurursa ve belediye cevap vermezse istek 2 Mayıs 2026'da reddedilmiş sayılır; altmış günlük dava süresi bu tarihten işlemeye başlar. Belediye 20 Nisan 2026'da açık bir ret yazısı tebliğ ederse süre, tebliği izleyen günden başlar. İdari davalarda süre hesabının diğer ayrıntıları (tebliğ, e-tebligat, ilan ve özel kanun süreleri) idari dava açma süresi yazısında ayrıca ele alınmıştır.

Süre aşımı, İYUK m.14/3-e uyarınca dilekçenin ilk incelemesinde mahkemece kendiliğinden gözetilir. İdarenin süre itirazında bulunmaması, süresi geçmiş bir başvurunun ya da davanın esastan incelenmesini sağlamaz. Uygulamada en sık karşılaştığımız eksik, idareye yapılan başvurunun olayı anlatıp istenen tutarı ve zarar kalemlerini hiç göstermemesidir; bu durumda dava dilekçesinde ileri sürülen kalemlerin başvuruyla örtüşüp örtüşmediği ayrıca tartışma konusu olur.

Adli yargıdan görevsizlikle dönen davada başvuru şartı aranmaz

Olayın idari nitelikte olduğu fark edilmeden adliye mahkemesinde dava açılmış olabilir. Bu durumda İYUK m.13/2'ye göre görevli olmayan adli yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi hâlinde, sonradan idari yargıda açılacak davalarda idareye başvurma şartı aranmaz. Aynı Kanunun m.9 hükmü ise görevsizlik kararının kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabileceğini ve görevsiz yargı merciine başvurma tarihinin idari yargıya başvurma tarihi sayılacağını öngörür.

İşlemden doğan zararda kanun üç ayrı yol tanır

Zarar bir idari işlemden kaynaklanıyorsa (bir ruhsatın iptali, bir memurun görevine son verilmesi, bir işyerinin kapatılması gibi) İYUK m.12 uygulanır. İlgili, bu durumda doğrudan tam yargı davası açabilir, iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilir ya da önce iptal davası açıp bu davanın sonucunu bekleyebilir.

Üçüncü seçenekte tam yargı davası, iptal davasında verilen kararın, kanun yoluna başvurulmuşsa bu aşamada verilecek kararın tebliğinden itibaren dava süresi içinde açılır. İşlemin icrası sebebiyle doğan zararlarda süre, icra tarihinden itibaren işler. Maddenin son cümlesi, bu hâlde de ilgilinin İYUK m.11 uyarınca idareye başvurma hakkını saklı tutar; üst makama başvuru işlemeye başlamış dava süresini durdurur.

Hangi yolun seçileceği zararın niteliğine bağlıdır. Görevine son verilen bir kamu görevlisi, işlemin iptaliyle birlikte yoksun kaldığı parasal hakların ödenmesini aynı dilekçede isteyebilir. Ruhsatı iptal edilen bir işletme ise zararın tutarı henüz belli değilse önce iptal davası açıp, iptal kararının (kanun yoluna başvurulmuşsa bu aşamada verilen kararın) tebliğinden itibaren dava süresi içinde, kapalı kaldığı dönemin kaybını ayrı bir tam yargı davasıyla talep edebilir; süre kararın kesinleşmesinden değil tebliğinden işler. İptal kararı işlemi ortadan kaldırır; uğranılan zararın parayla karşılanması ise ayrıca talep edilmesi gereken bir istemdir.

İdare davalı olduğunda görevli mahkeme her olayda idare mahkemesi değildir

İdarenin taraf olması, uyuşmazlığı kendiliğinden idari yargıya taşımaz. Belirleyici olan, zararın kamu gücüyle yürütülen bir hizmetten mi, yoksa idarenin özel hukuk alanındaki bir faaliyetinden ya da özel bir kanunun adli yargıya bıraktığı bir alandan mı doğduğudur. Görev kamu düzenine ilişkindir ve yanlış yargı yolunda geçen süre, dosyanın esasına hiç girilmeden kaybedilmiş bir süredir.

OlayGörevli yargı yoluDayanak
Devlet hastanesinde ya da devlet üniversitesi hastanesinde yapılan tıbbi müdahaleİdari yargı, tam yargı davası (davalı idare)Anayasa m.129/5, 657 sayılı Kanun m.13
Özel hastane ya da muayenehanede yapılan tıbbi müdahaleAdli yargıÖzel hukuk ilişkisi
Belediyenin işaretlemediği kazı çukuru, bakımsız kaldırım, kanalizasyon taşkınıİdari yargı, tam yargı davasıHizmet kusuru, İYUK m.2/1-b ve m.13
Belediye otobüsü ya da resmî aracın karıştığı trafik kazasıAdli yargı2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m.110
Taşınmaza kamulaştırma yapılmadan fiilen el atılmasıAdli yargıYargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu çizgisi
Kamu hizmeti için yapılan idari sözleşmeden doğan uyuşmazlıkİdari yargıİYUK m.2/1-c

Kamu aracının karıştığı trafik kazası adliye mahkemesinde görülür

Uygulamada en sık karıştırılan ayrım budur. Belediye aracının park hâlindeki bir otomobile çarpması ilk bakışta idari bir eylem gibi görünür; ancak 2918 sayılı Kanun m.110/1 açık bir görev kuralı koyar: "İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür." Aynı fıkra, zarar görenin kamu görevlisi olmasının bu kuralın uygulanmasını önlemediğini de belirtir. Kazaya karışan bir kamu aracıyla ilgili tazminat istemi, bu nedenle İYUK m.13 başvurusuyla değil adliye mahkemesinde açılacak davayla ileri sürülür.

Taşınmaza el atma ve koruma kısıtları farklı yollara gider

İdarenin kamulaştırma yapmadan bir taşınmazı yol, park ya da başka bir kamu hizmetine fiilen tahsis etmesi, Yargıtay'ın 1959 tarihli içtihadı birleştirme kararından bu yana haksız fiil niteliğinde görülür ve bedel davası adliye mahkemesinde açılır. İmar planı kısıtlarından doğan hukuki el atma davalarındaki görev tartışması ve Anayasa Mahkemesinin bu alandaki iptal kararlarının etkisi kamulaştırmasız el atma davası yazısında ayrıntısıyla anlatılmıştır. Kültür varlıklarını koruma mevzuatından doğan kısıtlamalar gibi el atma niteliği taşımayan idari kısıtlamalarda ise kısıtlamanın kaynağı farklı olduğundan tazminat isteminin idari yargıda tam yargı davası olarak görülmesi gündeme gelir; bu ayrım da aynı yazıda örnekleriyle yer alır.

Görev konusunda adli ve idari yargı mercileri arasında doğan uyuşmazlıkları Uyuşmazlık Mahkemesi çözer. Görevli yargı yolunun tartışmalı olduğu dosyalarda, dilekçede iki yargı kolunun içtihadına da yer verilmesi ve İYUK m.9 ile m.13/2'nin sağladığı güvencelerin süre hesabına katılması gerekir.

Tazminat kalemleri maddi ve manevi zarar olarak ayrı ayrı gösterilir

Tam yargı davasında istenebilecek tazminat, Türk Borçlar Kanunu'ndaki kalemlerle büyük ölçüde örtüşür; idari yargı, haksız fiil hukukunun ilkelerini kendi sorumluluk rejimine uygun düştüğü ölçüde yol gösterici olarak uygular. Kalemlerin her birinin ayrı tutarla gösterilmesi, hem harcın hesabı hem de bilirkişi incelemesinin kapsamı bakımından belirleyicidir.

Maddi tazminat: fiili zarar, kazanç kaybı, bakım gideri ve destekten yoksunluk

Maddi tazminatın ilk kalemi fiili zarardır: tedavi ve ilaç giderleri, hasar gören aracın ya da eşyanın onarım bedeli, yıkılan duvarın yeniden yapım maliyeti gibi. Bedensel zararlarda en büyük kalem çoğunlukla çalışma gücü kaybıdır; maluliyet oranı sağlık kurulu ya da Adli Tıp Kurumu raporuyla belirlenir, kayıp ise hesap bilirkişisi tarafından zarar görenin geliri, yaşı ve bakiye ömrü üzerinden hesaplanır. Sürekli bakıma muhtaç hâle gelen kişi için bakım gideri ayrıca talep edilir.

Ölümle sonuçlanan olaylarda ölenin desteğinden yoksun kalan eş, çocuklar ve diğer yakınlar destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilir; cenaze giderleri de fiili zarar olarak talep edilir. Sosyal güvenlik kurumu ya da başka bir kaynak tarafından zarar görene yapılan ve aynı zararı karşılama amacı taşıyan ödemelerin hesapta nasıl dikkate alınacağı, bilirkişi raporunda ayrıca tartışılması gereken bir konudur. Hesap kalemlerinin adli yargıdaki karşılıkları ve iş kazası, trafik kazası gibi komşu alanlar tazminat davaları sayfasında özetlenmiştir.

Manevi tazminat: zarar görene ve ağır hâllerde yakınlarına

İdari yargıda manevi tazminat da tam yargı davasının konusudur. Türk Borçlar Kanunu m.56 ölçü alınır: hâkim, bedensel bütünlüğün zedelenmesi durumunda zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir ve "Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir." Manevi tazminatın tutarı belirlenirken olayın ağırlığı, hizmet kusurunun derecesi ve tarafların durumu birlikte değerlendirilir.

Miktarı gösterilmeyen talep incelenmeden reddedilebilir

İYUK m.3/2-d, tam yargı davalarında dilekçede "uyuşmazlık konusu miktar"ın gösterilmesini şart koşar. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun F.B. başvurusunda (B.No 2020/20382, 9 Ocak 2025) aktardığı dosya bu şartın sonucunu açıkça gösterir. Devlet hastanesindeki ameliyattan sonra felç kalan başvurucu, maddi ve manevi tazminatın yanında ömür boyu bedelsiz tedavi, evde fizik tedavi ve akülü araç verilmesi gibi talepler de ileri sürmüştü. İdare mahkemesi tutar belirtilen kalemleri incelemiş, miktar olarak belirtilmeyen tazminat taleplerini ise incelemeksizin reddetmişti. İleride doğacak gider kalemlerinin de bugünkü değeriyle ve tutar gösterilerek talep edilmesi, bu riski azaltır.

Miktar artırımı ve faiz: artırılan kısım dava dilekçesindeki kısımla aynı tarihten faiz alır

Gerçek zarar çoğu dosyada bilirkişi raporuyla ortaya çıkar. Bu sorunu 6459 sayılı Kanunla 2013'te İYUK m.16/4'e eklenen cümle çözer: tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, "süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir." Artırım dilekçesi otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.

Artırımın tek seferlik olması, zamanlamayı önemli kılar. Hesap bilirkişisi raporuna itiraz süreci tamamlanmadan ya da ek rapor beklenirken yapılan artırım, sonradan ortaya çıkan farkın istenmesine imkân bırakmaz. Artırım için ödenmesi gereken harç yatırılmadan yapılan başvuru da sonuç doğurmaz; F.B. dosyasında mahkeme, artırılan miktar için harcın yatırıldığını ayrıca tespit etmişti.

Anayasa Mahkemesi faiz başlangıcındaki ikili uygulamayı hak ihlali saydı

F.B. dosyasında idare mahkemesi, dava dilekçesindeki tutar için faizi davalı idareye başvuru tarihinden yürütmüş, sonradan artırılan kısım için ise Danıştay'ın bozma kararı doğrultusunda faizi artırım dilekçesinin idareye tebliğ edildiği tarihten başlatmıştı. Somut olayda iki tarih arasında yaklaşık dokuz yıl bulunuyordu. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, bu uygulamanın aynı eylemden doğan zararın bir kısmının değer kaybetmesine yol açtığını ve idari yargılamaya kazandırılan miktar artırımı müessesesini "pratikte etkisiz hâle" getirdiğini belirterek, maddi ve manevi varlığın korunması hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Kararda aktarıldığına göre Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu da Ekim 2024'te, dava dilekçesindeki miktar için hangi tarihten faize hükmedilecekse artırılan miktar için de aynı tarihten faize hükmedilmesi gerektiği yönünde içtihadı birleştirmiştir. Faiz talebinin dava dilekçesinde başlangıç tarihiyle birlikte açıkça yazılması bu nedenle önemlidir. Kararın ayrıntılı incelemesi artırılan tazminata faiz başlangıcı kararı sayfasındadır.

Yetkili mahkeme olayın yerine göre belirlenir, kanun yolu dava değerine bağlıdır

İdari sözleşmelerden doğanlar dışındaki tam yargı davalarında yetkili mahkeme İYUK m.36'da sırayla sayılmıştır: önce zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözmeye yetkili idare mahkemesi; zarar bayındırlık, ulaştırma gibi bir hizmetten ya da idarenin bir eyleminden doğmuşsa hizmetin görüldüğü ya da eylemin yapıldığı yer idare mahkemesi; diğer hâllerde davacının ikametgâhının bulunduğu yer idare mahkemesi. Yetki, İYUK m.32/2 uyarınca kamu düzenindendir ve mahkemece kendiliğinden gözetilir.

İdare mahkemesinin kararına karşı İYUK m.45 uyarınca tebliğden itibaren otuz gün içinde bölge idare mahkemesine istinaf yoluna başvurulabilir. Kanun metninde otuz bir bin Türk lirası olarak yazılan sınırı geçmeyen tam yargı davalarında verilen kararlar kesindir. Bölge idare mahkemesi kararına karşı temyiz, İYUK m.46/1-b uyarınca konusu kanun metninde dokuz yüz yirmi bin Türk lirası olarak yazılan sınırı aşan tam yargı davalarında mümkündür.

Bu iki rakam İYUK Ek m.1 uyarınca her yıl yeniden değerleme oranında artırılır; kanun yolunun belirlenmesinde davanın açıldığı tarihteki sınır esas alınır. 2026'da açılan bir davada istinaf ve temyiz sınırları kanundaki rakamların üzerindedir ve dosyanın hangi kanun yoluna açık olduğu bu güncel tutara göre hesaplanmalıdır. İstinaf dilekçesinin içeriği ve bölge idare mahkemesindeki inceleme idari istinaf dilekçesi örneği ile bölge idare mahkemesine istinaf sayfalarında anlatılmıştır.

Dosyanın sonucunu çoğu zaman ilk haftalarda toplanan deliller belirler

İdari yargıda yargılama kural olarak yazılıdır ve inceleme evrak üzerinde yapılır. Duruşma yapılmayan bir dosyada olayın nasıl gerçekleştiğini anlatacak tanık, fotoğraf ve resmî kayıt, sonradan telafi edilmesi güç bir öneme sahiptir. Kazı çukuruna düşme gibi olaylarda olay yerinin uyarı levhası ve aydınlatma bulunmadığını gösteren fotoğrafların olay günü çekilmesi, kolluk ya da zabıta tutanağının alınması ve ambulans kayıtlarının istenmesi gerekir.

Tıbbi müdahale dosyalarında hastanın tıbbi kayıtlarının tamamı, onam formları ve epikriz raporları erken aşamada talep edilmelidir. Hizmet kusuru incelemesi bu belgeler üzerinden yürüyeceği için eksik bir dosya, bilirkişi raporunun da eksik kalmasına yol açar. Dosyalarda gördüğümüz kadarıyla zarar görenin uğradığı gelir kaybını gösteren belgeler (bordro, vergi kaydı, sigorta prim dökümü) dava açılırken dosyaya konulmadığında, hesap bilirkişisi asgari ücret üzerinden hesap yapmaktadır.

İdareye yapılan başvuru dilekçesi de bir delil belgesidir. Olayın tarihi ve yeri, zarar kalemleri, her kalemin tahmini tutarı ve faiz talebi bu dilekçede yer almalı; başvurunun idareye ulaştığı tarih, evrak kaydı ya da iadeli taahhütlü gönderi belgesiyle ispatlanabilir olmalıdır. Otuz günlük cevap süresi ve ardından işleyen altmış günlük dava süresi, bu tarihe göre hesaplanır.

Sık Sorulan Sorular

Tam yargı davası açmak için önce iptal davası açmak gerekir mi?

Zarar bir işlemden doğmuşsa iptal davası ön koşul değildir; İYUK m.12 doğrudan tam yargı davası açılmasına ya da iki davanın birlikte açılmasına izin verir. Önce iptal davası açılması da bir seçenektir ve bu hâlde tam yargı davası iptal kararının tebliğinden itibaren dava süresi içinde açılır. Eylemden doğan zararda iptal edilecek bir işlem bulunmadığından yol İYUK m.13'teki idareye başvurudur.

İdareye başvuru süresi kaçırılırsa ne olur?

İYUK m.13/1'deki bir yıllık ve beş yıllık süreler geçtikten sonra yapılan başvuru üzerine açılan dava, süre aşımı nedeniyle reddedilir ve mahkeme bu durumu kendiliğinden gözetir. Süre geçtikten sonra yapılan başvuruya idarenin cevap vermiş olması, Danıştay uygulamasında kapanmış süreyi yeniden açmaz. Görevsiz adliye mahkemesinde süresinde açılmış bir dava varsa İYUK m.13/2 ve m.9'un sağladığı imkânlar ayrıca değerlendirilir.

Kamu hastanesindeki hatalı tedavi için hekime dava açılabilir mi?

Kamu görevlisi olan hekimin görevi sırasındaki kusurundan doğan tazminat davası, Anayasa m.129/5 ve 657 sayılı Kanun m.13 uyarınca hekime değil, bağlı olduğu idareye karşı açılır. İdare tazminatı ödedikten sonra kusurlu personele rücu edebilir. Özel hastanede ya da muayenehanede yapılan müdahalede ise hekim ve hastane aleyhine adli yargıda dava açılır.

Tam yargı davasında manevi tazminat istenebilir mi?

Manevi tazminat tam yargı davasının konusudur ve maddi tazminatla aynı dilekçede, ayrı tutarla istenir. Ağır bedensel zarar ya da ölüm hâlinde zarar görenin yakınları da kendi adlarına manevi tazminat talep edebilir. Tutar, olayın ağırlığı ve hizmet kusurunun derecesi gözetilerek mahkemece belirlenir.

Dava açıldıktan sonra istenen tutar artırılabilir mi?

Tam yargı davalarında İYUK m.16/4, miktarın nihai karara kadar, harcı ödenerek ve bir defaya mahsus olmak üzere artırılmasına izin verir. Anayasa Mahkemesinin 2025 tarihli kararı ve Danıştay'ın içtihadı birleştirme kararı sonrasında artırılan kısma da dava dilekçesindeki kısımla aynı tarihten faiz yürütülmesi gerekir. Artırımın tek seferlik olduğu gözetilerek bilirkişi raporu kesinleşmeden yapılmaması dosyanın yararınadır.

Belediye aracının çarptığı aracın zararı için idare mahkemesinde dava açılır mı?

Karayolları Trafik Kanunu m.110/1, işleteni ya da sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebep olduğu zararlara ilişkin davaların adli yargıda görüleceğini açıkça düzenler. Belediye aracının karıştığı trafik kazasında tazminat istemi bu nedenle adliye mahkemesinde ileri sürülür. Aynı belediyenin işaretlemediği bir yol çukuru nedeniyle doğan kazada ise hizmet kusuru söz konusu olduğundan idari yargı yolu gündeme gelir.

Zarardan davaya giden yolda üç tarih belirleyicidir

İdareye karşı tazminat dosyalarının büyük bölümü, olayın kendisinden çok tarihlerin yönetimiyle şekillenir. Birinci tarih zararın öğrenildiği gündür; eylemden doğan zararda bir yıllık başvuru süresi buradan başlar ve beş yıllık dış sınır eylem gününden işlemeye devam eder. İkinci tarih idareye başvurunun ulaştığı gündür; otuz günlük cevap süresi ve faizin başlangıcı uygulamada bu tarihe bağlanır. Üçüncü tarih ret cevabının tebliği ya da otuz günlük sessizliğin dolduğu gündür; altmış günlük dava süresi buradan sayılır.

Bu üç tarihin yanında iki ön soru vardır: zarar idari bir hizmetten mi, yoksa trafik kazası ya da fiilî el atma gibi adli yargıya bırakılmış bir alandan mı doğmuştur; davalı olarak gösterilecek idare hangisidir? Bu sorular dava açılmadan cevaplanır ve zarar kalemleri tutarlarıyla birlikte başvuru dilekçesine yazılırsa, yargılama tazminatın esasına odaklanabilir.

Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; her dosya kendi olgularıyla değerlendirilir.

Bu konuyla ilgili emsal kararlar

Tüm İdare Hukuku kararları

Bu konuyla ilgili yazılar

Tüm İdare Hukuku yazıları