Özet
Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, 21 Mayıs 2025 tarihli kararında, limited şirketin vergi borcu için eski müdür adına kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen ödeme emrini inceledi. Kurul, Danıştay Dördüncü Dairesinin gerekçesini benimseyerek, kendisini müdür olarak atayan ortaklar kurulu kararında imzası bulunan müdürün sorumluluğunun, kararın ticaret siciline tescil ve ilan edildiği tarihten değil, kararın alındığı tarihten itibaren başladığını kabul etti; tescil bu müdür bakımından kurucu sayılmadı. Atama kararı ile tescil arasındaki dönemde kullanılan sahte faturalardan doğan 2008 yılı Mart ve Mayıs dönemlerine ait katma değer vergisi, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi yönünden vergi mahkemesinin ısrar kararı bozuldu. Davacının temsilciliği sona erdikten sonra şirket adına açılan davada hükmedilen yargı harcı yönünden ise temyiz istemi reddedildi; Kurul'a göre alacağın doğduğu ve ödenmesi gereken tarihte kanuni temsilci olmayan kişi sorumlu tutulamaz.
Karar, büyük ölçüde kanuni temsilci olan davacının aleyhine ve vergi idaresinin lehinedir; yalnız yargı harcı kalemi yönünden davacı lehine sonuç doğurur. Dosyanın önceki aşamasında Daire, şirkete tebliğ edilip kesinleşen ödeme emri, haciz varakaları ve mal varlığı bulunmadığını gösteren kayıtlar karşısında asıl borçlu şirketten tahsil edilemeyen bir alacak bulunduğunu da kabul etmişti. Karar oybirliğiyle verilmiş, karar düzeltme yolu açık bırakılmıştır.
İnceleme
Atama kararını imzalayan müdürün vergi sorumluluğu sicil ilanını beklemiyor
Limited şirketin vergi borcu şirketten tahsil edilemediğinde vergi idaresi, borcun ait olduğu dönemde şirketi temsil eden müdüre ödeme emri gönderir. Uyuşmazlıkların düğümlendiği soru, temsil döneminin hangi tarihten itibaren sayılacağıdır: müdürü atayan ortaklar kurulu kararının alındığı gün mü, yoksa kararın ticaret siciline tescil edilip Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edildiği gün mü? Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu (Kurul), 21 Mayıs 2025 tarihli kararında (E. 2023/706, K. 2025/400) bu soruyu, atama kararında imzası bulunan müdür yönünden karar tarihini esas alarak çözdü ve vergi mahkemesinin ısrar kararını bu kısım yönünden bozdu.
Kurul bir yandan tescilin, kararı imzalayan müdürün vergi sorumluluğu bakımından kurucu nitelik taşımadığını kabul eder. Aynı dosyada, temsilcilik sona erdikten sonra doğan bir alacağın, bu örnekte şirket adına sonradan açılan davada hükmedilen yargı harcının, eski müdürden istenemeyeceğini de tespit eder. Şirket kurulurken müdür atamasının nasıl yapıldığı limited şirket kuruluşu sayfasında anlatılmıştır; bu karar ise atamanın vergi yükümlülüğü bakımından hangi andan itibaren sonuç doğurduğunu gösterir.
Sahte faturalar müdürlüğün tescilinden önceki haftalarda kullanılmıştı
Dosyadaki tekstil şirketinin yüzde beş hisseli ortağı olan davacı, 11 Şubat 2008 tarihli ortaklar kurulu kararıyla bir başka kişiyle birlikte şirket müdürü olarak atandı. Noterce onaylanan karar 6 Mayıs 2008'de tescil edildi ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan olundu. Davacının müdürlüğü 23 Eylül 2009 tarihli kararla sona erdi; bu karar da 25 Eylül 2009'da tescil edildi.
Vergi inceleme raporuna göre şirket, 3 ile 24 Mart 2008 arasında başka bir şirketten aldığı sahte faturaları indirim konusu yapmıştı. İndirimlerin reddiyle 2008 yılının Mart ve Mayıs dönemleri için katma değer vergisi ve vergi ziyaı cezası tarh edildi. Şirketin bu tarhiyata karşı açtığı dava reddedildi ve yargı harcına hükmedildi. Ayrıca 2009 yılı Ocak dönemi için kesilen özel usulsüzlük cezası 2014'teki uzlaşmayla kesinleşti.
Borçlar ödenmeyince şirket adına düzenlenen ödeme emri 9 Eylül 2015'te şirket müdürüne tebliğ edildi ve dava konusu yapılmadı. Şirket hakkında 13 Kasım 2015'te haciz varakaları düzenlendi; 7 Ocak 2016 tarihli sorgulama kayıtları şirket adına kayıtlı mal varlığı bulunmadığını gösterdi. Bunun üzerine eski müdür adına kanuni temsilci sıfatıyla ödeme emri düzenlendi ve davacı bu ödeme emrinin iptalini istedi.
Vergi mahkemesi önce, mal varlığı araştırmasının davacıya gönderilen ödeme emrinden sonra yapıldığı gerekçesiyle ödeme emrini iptal etti; Danıştay Dördüncü Dairesi bu kararı bozdu. Bozmaya uyan mahkeme bu kez alacakların davacının temsilciliğinden önce doğduğunu ve vadelerinin temsilcilik döneminden sonraya düştüğünü belirterek yeniden iptal kararı verdi. Daire bu kararı da kısmen bozdu, mahkeme ısrar etti ve uyuşmazlık Kurul'un önüne geldi.
İmzası bulunan müdür için sicil kaydı kurucu sayılmadı
Kurul'un dayandığı temel norm, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m. 10'dur. Hükme göre tüzel kişilere düşen ödevler kanuni temsilcileri tarafından yerine getirilir; temsilcilerin bu ödevleri yerine getirmemesi yüzünden mükellefin varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacaklar, ödevi yerine getirmeyenlerin varlığından alınır. Mahkeme ve Daire kararlarında bu hükmün yanında 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un mükerrer 35. ve 58. maddeleri ile dönemin 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 38 de birlikte değerlendirildi.
Dosyanın önceki aşamasında Daire, temsilciye gidilebilmesinin ön şartı olan asıl borçludan tahsil edilememe koşulunu da incelemişti. Mal varlığı araştırması temsilciye gönderilen ödeme emrinden sonra yapılmış olsa da şirket adına düzenlenen ödeme emrinin tebliğ edilip dava konusu edilmemesi, haciz varakalarının düzenlenmesi, şirket adına kayıtlı mal bulunmaması ve davacının aksi yönde bir iddiasının olmaması karşısında Daire, usulüne uygun takip edilen ve şirket varlığından tahsil edilemeyen bir amme alacağının bulunduğunun açık olduğu sonucuna varmıştı.
Vergi mahkemesinin ısrar gerekçesi ticaret sicilinin üçüncü kişilere etkisine dayanıyordu. 6762 sayılı Kanun m. 38'e göre sicil kayıtları üçüncü kişiler hakkında ilanı izleyen iş gününden itibaren hüküm ifade eder; mahkemeye göre dışarıya karşı hüküm doğurmayan bir atama, müdüre şirket adına işlem yapma yetkisi ve dolayısıyla yükümlülük de yükleyemezdi. Daire ise başka bir olguya ağırlık verdi: davacı, kendisini müdür olarak atayan ortaklar kurulu kararında imzası bulunan kişiydi. Daire'ye göre böyle bir müdürün sorumluluğu bakımından tescil kurucu nitelikte değildir ve sorumluluk ortaklar kurulu kararının alındığı tarihten itibaren başlar. Kurul, Daire'nin dayandığı hukuksal nedenleri ve gerekçeyi benimseyerek ısrar kararını bu kısım yönünden bozdu.
Gerekçenin sınırı da aynı tespitte yer alır. Kurul tescilin hiçbir durumda önem taşımadığını söylemiyor; ölçüt, müdürün atama kararını imzalamış olması ve atandığını karar anından bilmesidir. Kararı imzalamamış ya da atamadan haberi olmayan bir temsilcinin konumu bu kararla çözülmüş değildir.
Yargı harcı yönünden Kurul daha kısa bir gerekçe kurdu. Harç, davacının temsilciliği sona erdikten sonra şirket adına açılan davada hükmedilmişti. Kurul, amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gereken tarihte kanuni temsilci olmayan kişinin sorumlu tutulamayacağını belirterek ödeme emrinin bu kısmını hukuka aykırı buldu.
Vergi ve ceza kalemlerinde bozma, yargı harcında iptalin korunması
Kurul, davalı vergi idaresinin temyiz istemini kısmen kabul etti. Ödeme emrinin 2008 yılı Mart ve Mayıs dönemlerine ait katma değer vergisi, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizine ilişkin kısmı yönünden ısrar kararı bozuldu ve dosya yeniden karar verilmek üzere vergi mahkemesine döndü. Temsilcilik sona erdikten sonra açılan davada hükmedilen ve ödeme emrinde 2008 yılı Mayıs dönemiyle anılan yargı harcına ilişkin kısım yönünden ise temyiz istemi reddedildi; bu kalem bakımından ödeme emrinin iptali sonucu itibarıyla korundu. 2009 yılı Ocak dönemine ait özel usulsüzlük cezasına ilişkin iptal hükmü ise daha önce Daire tarafından onanmıştı; Daire bu kalem için temyiz iddialarının bozmayı gerektirecek nitelikte olmadığını belirtmekle yetinmiş, ayrı bir gerekçe yazmamıştır. Karar oybirliğiyle verildi; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun geçici 8. maddesi uyarınca uygulanan 54. maddesi gereğince tebliğden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık bırakıldı.
Kararın eski müdür bakımından anlamı şudur. Tarhiyatın kesinleşmesi ve vade görevden ayrılmasından sonraya düşse de borcun ait olduğu dönem görev süresine girdiği için bu kalemler yönünden dosya yeniden vergi mahkemesine dönmüştür; nihai sonucu bozmaya uygun olarak verilecek yeni karar belirleyecektir. Daire'nin bozma gerekçesinde, tarhiyatın ve vadenin temsilcilik döneminden sonraya düşmesi sorumluluğu ortadan kaldıran bir sebep olarak görülmemiştir. Buna karşılık görevden sonra şirketin kendi tasarrufuyla doğan bir yükün, burada açılan davanın harcının, eski temsilciye yüklenemeyeceği netleşmiştir. Şirket türlerine göre ortak ve yöneticinin konumu limited mi anonim şirket mi yazısında ele alınmıştır.
Karar 6762 sayılı Kanun dönemine ait olgulara dayanır. Bugün yürürlükte olan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu döneminde atanan yöneticiler bakımından sicil kaydının etkisi yeni kanunun kendi hükümleriyle değerlendirilir; imza ile tescil arasındaki zaman farkının sorumluluğa etkisi bakımından Kurul'un ölçütü yine de dikkate alınmaya değer niteliktedir.
Atama kararının tarihi ile her vergi döneminin karşılaştırılması gerekir
Kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen ödeme emrine karşı açılacak davada ilk inceleme, ödeme emrindeki her kalemin ait olduğu dönem ile temsil süresinin karşılaştırılmasıdır. Bu karar sonrasında temsil süresinin başlangıcı için yalnız Ticaret Sicili Gazetesi ilanına değil, atamaya ilişkin ortaklar kurulu kararının tarihine ve kararda temsilcinin imzasının bulunup bulunmadığına da bakılması gerekir. Uygulamada sık gördüğümüz eksiklik, temsil süresinin yalnız sicil gazetesinden okunması ve ortaklar kurulu kararının dosyaya hiç alınmamasıdır. Görevin sona erdiği tarih de aynı özenle belgelenmeli, görevden sonra doğan kalemler ayrıca ayıklanmalıdır.
Asıl borçlu şirket yönünden takip evrakının da incelenmesi gerekir: şirket adına düzenlenen ödeme emrinin tebliğ tarihi ve dava konusu yapılıp yapılmadığı, haciz varakaları ve mal varlığı sorgulama kayıtları. Daire bu dosyada araştırmanın temsilciye gönderilen ödeme emrinden sonra yapılmasını tek başına iptal sebebi saymamış, şirketin mal varlığı bulunduğuna dair bir iddianın olmamasını da dikkate almıştır. Şirketin tahsile elverişli varlığı bulunuyorsa bunun somut kayıtlarla ileri sürülmesi gerekir. Tarhiyat ve ceza ihbarnamesine karşı başvuru yolları vergi cezası itiraz dilekçesi sayfasında ayrıca anlatılmıştır.
Kanuni temsilcinin vergi sorumluluğu hakkında sık sorulan sorular
Müdürlük tescil edilmeden önceki döneme ait vergi borcu müdüre yöneltilebilir mi
Danıştay bu kararda, atama kararında imzası bulunan müdür yönünden sorumluluğun ortaklar kurulu kararının alındığı tarihten başladığını kabul etmiştir. Karar ile tescil arasında kalan döneme ait vergi borcunun bu çerçevede müdüre yöneltilebileceği kabul edilmiş, dosya bu yönden yeniden karar verilmek üzere vergi mahkemesine gönderilmiştir.
Görevden ayrıldıktan sonra doğan şirket borçları eski müdürden istenebilir mi
Kurul, alacağın doğduğu ve ödenmesi gereken tarihte kanuni temsilci olmayan kişinin sorumlu tutulamayacağını belirtmiştir. Bu dosyada görevden sonra şirket adına açılan davada hükmedilen yargı harcı bu gerekçeyle eski müdürden istenemedi. Dönemi görev süresine giren katma değer vergisi ve vergi ziyaı cezası için ise tarhiyatın sonradan yapılması Daire tarafından sorumluluğu kaldıran bir sebep sayılmadı. Görev süresine giren 2009 yılı Ocak dönemi özel usulsüzlük cezasına ilişkin iptal gerekçe yazılmadan onandığından, bu kalemden genel bir kural çıkarılması mümkün görünmemektedir.
Şirketin mal varlığı araştırılmadan müdüre ödeme emri gönderilebilir mi
Kanuni temsilciye gidilebilmesi için alacağın asıl borçlu şirketin varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilememiş ya da edilemeyeceğinin anlaşılmış olması gerekir. Daire bu dosyada araştırma temsilciye gönderilen ödeme emrinden sonra yapılmış olmasına karşın, şirkete tebliğ edilip kesinleşen ödeme emri, haciz varakaları ve mal varlığı bulunmadığını gösteren kayıtlar birlikte değerlendirildiğinde bu koşulun gerçekleştiğini kabul etmiştir. Şirketin tahsile elverişli bir varlığı olduğu ileri sürülüyorsa bunun somut olarak gösterilmesi beklenir.
Kararın tam metni
~8 dk okuma
Metin, Yargıtay Karar Arama resmî yayınından alınmıştır. Kaynakta açın
DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/706 E. , 2025/400 K.
"İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/706 Karar No : 2025/400
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Defterdarlığı - ...(... Vergi Dairesi Müdürlüğü) VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACI) : ...
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, ... Tekstil Örme Sanayi ve Ticaret Limited Şirketine ait kamu alacağının tahsili amacıyla kanuni temsilci sıfatıyla adına düzenlenen ... tarih ve ... sayılı ödeme emrinin iptali istemiyle dava açılmıştır. Ara kararına cevaben sunulan belgelerden mal varlığı araştırmasının davacı adına düzenlenen ödeme emrinden sonra yapıldığı anlaşıldığından, ödeme emrinde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulü yolunda verilen kararın Danıştay Dördüncü Dairesince, asıl borçlu şirket adına düzenlenen ödeme emrinin şirket müdürüne tebliğ edildiği ve dava konusu edilmediği, şirket hakkında haciz varakalarının düzenlendiği, dosyaya ibraz edilen mal varlığı araştırmasına ilişkin belgelerden de şirket adına kayıtlı herhangi bir mal varlığının bulunmadığı, ayrıca davacının da şirketin mal varlığı bulunduğu yönünde bir iddiasının olmadığı dikkate alındığında, olayda asıl borçlu şirket bakımından usulüne uygun takip edilen ve şirket mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan bir amme alacağının bulunduğunun açık olduğu, bu nedenle, davacının ilgili dönemde kanuni temsilcilik sıfatını haiz bulunup bulunmadığı hususu araştırılarak yeniden bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulması üzerine bozma kararına uyduğunu belirten ... Vergi Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı: Davacının kanuni temsilcilik vazifesini yürüttüğü dönemde yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun "Tescilin üçüncü şahıslara tesiri" başlıklı 38. maddesinin birinci fıkrasında, ticaret sicili kayıtlarının, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, üçüncü şahıslar hakkında, kaydın gazete ile ilan edildiği günü takip eden iş gününden itibaren hüküm ifade edeceği, ikinci fıkrasında bir hususun tescil ile beraber derhal üçüncü şahıslar hakkında hüküm ifade edeceğine veya müddetlerin derhal işleyeceğine dair hususi hükümlerin mahfuz olduğu kurala bağlanmıştır. Uyuşmazlık konusu ödeme emri içeriği borçlar, 2008 yılının Mart ve Mayıs dönemlerine ait katma değer vergisi, vergi ziyaı cezası, gecikme faizi ve yargı harçları ile 2009 yılının Ocak dönemine ait özel usulsüzlük cezasından oluşmaktadır. 2008 yılının Mart ve Mayıs dönemi alacakları ile yargı harcıyla ilgili olarak asıl borçlu ... Tekstil Örme Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinin sahte fatura kullandığı gerekçesiyle yapılan tarhiyatlara karşı .... Vergi Mahkemesinin ... esas numarasına kayıtlı dosyada davanın reddi yolunda verilen karar üzerine... No.lu ihbarname düzenlenerek anılan ihbarname şirkete tebliğ edilmiştir. 2009 yılının Ocak dönemi için kesilen özel usulsüzlük cezası ise şirket tarafından 2014 yılında uzlaşmaya gidilmesi sonucu tahakkuk etmiş ve kesinleşmiş olup vade tarihi 16/01/2015'tir. Anılan vergi, ceza, gecikme faizi ve yargı harcının vadesinde ödenmemesi üzerine, söz konusu borçların asıl borçlu şirketten tahsili amacıyla ... tarih ve ... sayılı ödeme emri düzenlenmiş ve 09/09/2015 tarihinde şirket müdürü ...'a tebliğ edilmiştir. Ancak, bu ödeme emrine karşı herhangi bir dava açılmamıştır. Şirket hakkında 13/11/2015 tarihli haciz varakaları düzenlenmiştir. Ara kararı üzerine davalı idarece asıl borçlu şirket adına kayıtlı herhangi bir mal varlığının bulunmadığına dair 07/01/2016 tarihli sorgulama kayıtları sunulmuştur. Kamu alacağının şirketten tahsil edilememesi üzerine, davacı adına kanuni temsilci sıfatıyla ... tarih ve ...ayılı ödeme emri düzenlenmiş ve bu ödeme emrinin iptali talebiyle dava açılmıştır. Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin ... tarih ve ... sayılı ile ... tarih ve ... sayılı nüshalarının incelenmesinden, davacının 06/05/2008 tarihinde tescil edilen ortaklar kurulu kararıyla şirketi müşterek imza ile temsil etmek üzere şirket müdürü olarak atandığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, 25/09/2009 tarihinde tescil edilen ortaklar kurulu kararıyla davacının müdürlük görevinin sona erdirildiği görülmektedir. ... Vergi Mahkemesinin ... esas sayılı dosyasından temin edilen ve ödeme emri içeriği cezalı tarhiyatların dayanağı olan ... tarih ve... sayılı Vergi İnceleme Raporu ile eki vergi inceleme tutanağının incelenmesinden, asıl borçlu şirketin 03/03/2008 ila 24/03/2008 tarihleri arasında ... Tekstil Giyim ve Konfeksiyon Ürünleri Toptan Pazarlama Sanayi Ticaret Limited Şirketinden aldığı sahte faturaları indirim konusu yapması sebebiyle bu faturalarda görünen katma değer vergisi indiriminin reddedilmesi sonucunda yeniden düzenlenen 2008 yılı katma değer vergisi beyan tablosuna göre ödenmesi gereken vergiler için cezalı tarhiyat yapıldığı anlaşılmaktadır. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10. maddesi, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un mükerrer 35. ve 58. maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 38. maddesinde yer alan hükümler uyarınca, tüzel kişiliğe sahip şirketlere düşen ödevlerin şirketin kanuni temsilcileri tarafından yerine getirilmesi gerekmektedir. Kanuni temsilcilerin bu ödevleri yerine getirmemeleri halinde, şirketin varlıklarından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen vergi ve buna bağlı alacaklar, bu ödevleri yerine getirmeyen temsilcilerin varlıklarından alınabilir. Bu kapsamda, kanuni temsilci konumundaki davacının, takibe konu amme alacağının tahsil edilememesinde kusurunun bulunması gerekir. Ayrıca, kanuni temsilcilik görevinin, ortaklar kurulu tarafından alınan kararın ticaret siciline tescil edilmesiyle başladığı anlaşılmaktadır. Olayda, ödeme emri içeriği alacakların, davacının kanuni temsilci olmasından önce sahte fatura kullanılması nedeniyle ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, takibe konu tüm alacakların vade tarihleri, davacının temsilcilik döneminden sonraya denk gelmektedir. Bu durumda, davacının söz konusu amme alacağının doğmasında ve ödenmemesinde herhangi bir kusurunun bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu nedenle, ödeme emrinde yer alan alacaklardan dolayı davacının kanuni temsilci sıfatıyla sorumlu tutulması mümkün bulunmadığından dava konusu ödeme emrinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Vergi Mahkemesi bu gerekçeyle dava konusu ödeme emrini iptal etmiştir. Davalının temyiz istemini inceleyen Danıştay Dördüncü Dairesinin 20/12/2021 tarih ve E:2021/827, K:2021/10305 sayılı kararı: i. Temyize konu kararın, dava konusu ... tarih ve... sayılı ödeme emrinin, 2009 yılının Ocak dönemine ait özel usulsüzlük cezasına ilişkin kısmı yönünden davanın kabulü ve ödeme emrinin anılan kısmının iptaline dair hüküm fıkrasına yöneltilen temyiz istemi yönünden yapılan inceleme: Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın anılan hüküm fıkrasının bozulması gerektirecek nitelikte görülmemiştir. ii. Temyize konu kararın, dava konusu... tarih ve ... sayılı ödeme emrinin, 2009 yılının Ocak dönemine ait özel usulsüzlük cezasına ilişkin kısmı haricinde kalan kısımları yönünden davanın kabulü ve ödeme emrinin anılan kısmının iptaline dair hüküm fıkrasına yöneltilen temyiz istemi yönünden yapılan inceleme: 2007 yılından itibaren asıl borçlu şirketin %5 hisseli ortağı olan davacının, 11/02/2008 tarihli ortaklar kurulu kararıyla ... ile birlikte şirket müdürü olarak atandığı anlaşılmaktadır. Bu karar, ... Noterliği tarafından ... tarih ve ... yevmiye sayısı ile onaylanmıştır. Söz konusu karar, 06/05/2008 tarihinde tescil edilerek ...tarih ve ... sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edilmiştir. Daha sonra, 23/09/2009 tarihli ortaklar kurulu kararı ile davacının şirket müdürlüğü görevine 23/09/2009 tarihi itibarıyla son verilmiştir. Bu karar, 25/09/2009 tarihinde tescil edilerek ... tarih ve ... sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edilmiştir. Vergi Mahkemesi, davacının sorumluluğunun, davacının şirket müdürü olarak atanmasına ilişkin ortaklar kurulu kararının Ticaret Sicili Gazetesi'nde tescil ve ilan edildiği tarihten itibaren başladığı gerekçesiyle karar vermiştir. Ancak, şirket müdürü olarak görevlendirildiği ortaklar kurulu kararında imzası bulunan davacının sorumluluğu bakımından ticaret siciline tescilin kurucu nitelikte olmadığı dikkate alınmalıdır. Davacının şirket müdürü olarak sorumluluğunun, ortaklar kurulu kararının alındığı tarihten itibaren başladığı kabul edilmelidir. Asıl borçlu şirket nezdinde usulüne uygun şekilde kesinleşen ödeme emri içeriği 2008 yılının Mart ve Mayıs dönemlerine ait borçlardan davacının sorumlu olduğu sonucuna varıldığından, aksi yöndeki Vergi Mahkemesi kararının anılan hüküm fıkrasında hukuka uygunluk bulunmamaktadır. iii. Karar sonucu: Daire, bu gerekçeyle temyize konu kararın, dava konusu ... tarih ve ... sayılı ödeme emrinin, 2009 yılının Ocak dönemine ait özel usulsüzlük cezasına ilişkin kısmı haricinde kalan kısımları yönünden davanın kabulü ve ödeme emrinin anılan kısmının iptaline dair hüküm fıkrasını bozmuş, geriye kalan diğer hüküm fıkrasını onamış; davalının karar düzeltme istemini ise reddetmiştir. .... Vergi Mahkemesinin ... tarih ve E..., K:... sayılı ısrar kararı: Bir kanuni temsilcinin, şirkete düşen ödevleri ifa edebilmesi için temsilciliğinin vergi idaresi ve diğer üçüncü kişiler nezdinde hüküm ifade eder hale gelmesi gerekmektedir. 6762 sayılı Kanun'un mezkur hükmüne göre temsilciliğin dışarıya karşı hüküm ifade etmesi de ancak atamaya dair kararın ilanı ile mümkün hale gelmektedir. Buna göre, üçüncü kişiler nezdinde hukuki sonuç doğurma kabiliyetini haiz olmayan bir temsilci atamasının, ilgili kişiye şirket adına işlem yapma yetkisi ve dolayısıyla yükümlülük yüklemesi mümkün değildir. Vergi mahkemesi, bu ek gerekçeyle bozulan kısım yönünden ısrar etmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Dava konusu ödeme emrinde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek ısrar kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Cevap verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ: Temyizen incelenen ısrar kararının, Danıştay Dördüncü Dairesinin kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçe uyarınca bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE : İLGİLİ MEVZUAT: 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun "Kanuni Temsilcilerin Ödevi" başlıklı 10. maddesinin birinci fıkrasında, tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirileceği açıklanmış; ikinci fıkrasında, yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen ve kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı kurala bağlanmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: i. Israr kararının, dava konusu ödeme emrinin, davacının kanuni temsilcilik sıfatının sona erdiği tarihten sonra şirket tüzel kişiliği tarafından açılan davada hükmedilen 2008 yılının Mayıs dönemine ait yargı harcına ilişkin hüküm fıkrasına yöneltilen temyiz istemi hakkındaki inceleme: Davacının kanuni temsilciliğinin sona erdiği tarihten sonra şirket tüzel kişiliği adına açılan davada ...Vergi Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararına istinaden 2008 yılının Mayıs dönemine ait yargı harcına hükmedilmiştir. Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gereken tarihte kanuni temsilci olmayan davacının sorumlu tutulamayacağı açık olduğundan, dava konusu ödeme emrinin yargı harcına ilişkin kısmında hukuka uygunluk, temyize konu kararın anılan hüküm fıkrasında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık bulunmamaktadır. ii. Israr kararının, dava konusu ödeme emrinin, 2008 yılının Mart ve Mayıs dönemlerine ait katma değer vergisi, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizine ilişkin hüküm fıkrasına yöneltilen temyiz istemi hakkındaki inceleme: Danıştay Dördüncü Dairesinin yukarıda yer verilen kararının dayandığı aynı hukuksal nedenler ve gerekçeyle ısrar kararının anılan hüküm fıkrasının bozulması gerekmektedir.
KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1-Davalının temyiz isteminin kısmen KABULÜNE, 2.... Vergi Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının, dava konusu ödeme emrinin, 2008 yılının Mart ve Mayıs dönemlerine ait katma değer vergisi, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizine ilişkin hüküm fıkrasının BOZULMASINA, 3- Israr kararının, 2008 yılının Mayıs dönemine ait yargı harcına ilişkin hüküm fıkrasına yöneltilen temyiz isteminin REDDİNE, 4-Yeniden verilecek kararda karşılanacağından, yargılama giderleri hakkında hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına, 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21/05/2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Bu alandaki diğer kararlar

HAGB Kaydı Göreve Başlamadan Önceyse Sözleşmeli Erin Feshine Dayanak Olur mu?
Danıştay 12. Daire, 17.12.2025

Görev Yorgunluğu Kalp Krizini Tetiklerse İdare Tazminattan Sorumlu mu? Danıştay Kararı
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 17.11.2025

Yönetmeliğe Dava Süresi Geçtiyse Uygulama İşlemiyle Yeniden Dava Açılabilir mi?
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 13.11.2025

