İlme Hukuk Logo
İLMEHUKUK BÜROSU
İLME HUKUK BÜROSU
Hemen AraRandevu Al
Küçük bir çocuk ceketinin yakasına dikilmiş boş kumaş isim etiketi

Velayet Annedeyken Çocuğun Adı Değiştirilebilir mi? Yargıtay'ın Haklı Sebep Ölçüsü

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, velayeti annede olan çocuğun adının değiştirilmesinde haklı sebebin dar yorumlanacağını ve tanık beyanlarının dengelendiğini açıkladı.

Mahkeme
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi
Esas/Karar
2019/4689 2019/8434
Karar tarihi
02.10.2019
Resmî kaynak
Yargıtay Karar Arama
Av. Mesut İLME — Yalova Barosu

Av. Mesut İLME

Yalova Barosu, sicil 287

Yayın
3 Kasım 2026
5 dk
okuma

Özet

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, boşanmadan sonra velayeti kendisine verilen annenin çocuğun adının değiştirilmesi istemiyle açtığı davada, kabul yönündeki yerel mahkeme hükmünü bozmuştur. Karar, ad değişikliği isteyen veli aleyhine, değişikliğe karşı çıkan diğer ebeveyn lehinedir. Çocuk nüfusa babanın babasının adıyla kaydedilmiştir; anne, boşanmaya yol açan olaylarda dedenin etkisi bulunduğunu, bu yüzden çocuğu başka bir adla çağırdığını ve çocuğun çevresinde bu adla tanındığını ileri sürmüştür. Daire, Türk Medeni Kanunu m. 27'deki haklı sebebin her dosyanın özel koşullarına göre belirlendiğini, ancak çocuk adına açılan davalarda daha dar yorumlanması gerektiğini vurgulamıştır. Gerekçeye göre çocuk yaşı gereği iradesini açıklayamaz ve velayet değişirse diğer veli yeniden değişiklik isteyebilir; bu ihtimal çocuğun sosyal durumunu ve zihinsel gelişimini olumsuz etkiler. Dedeye yönelik tepki haklı sebep sayılmamış, iki ailenin çevresinin çocuğu farklı adlarla çağırdığını gösteren tanık beyanlarına bir taraf lehine üstünlük tanınmamıştır. Adın baba tarafından tek başına konulduğu iddiası ise aradan geçen süre ve boşanma davasında ileri sürülmemiş olması gözetilerek bu aşamada değerlendirme dışında bırakılmıştır. Annenin karar düzeltme isteği de reddedilmiştir.

İnceleme

Çocuğun adında haklı sebep yetişkinin adına göre daha dar ölçülür

Boşanmadan sonra velayet kendisine bırakılan ebeveynin çocuğun adını değiştirmek istemesi, nüfus davalarında sık karşılaşılan bir taleptir. Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 27 adın ancak haklı sebeplere dayanılarak hâkimden değiştirilmesinin istenebileceğini söyler; hangi sebebin haklı sayılacağını ise saymaz. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi bu kararda, ergin kişinin kendi adı için açtığı dava ile velinin çocuk adına açtığı dava arasına bir çizgi çekmiştir. Daire'ye göre çocuk davalarında haklı sebep daha dar yorumlanır ve değişikliğe çok istisnai durumlarda karar verilir. Karar, iki ebeveynin çevresinin çocuğu farklı adlarla çağırdığı dosyalarda tanık beyanlarının nasıl tartılacağını da gösterdiği için yol göstericidir.

Dedenin adıyla kaydedilen oğul annenin çevresinde başka bir adla çağrıldı

Çocuk 19 Mayıs 2014'te doğmuş ve nüfusa babanın babasının adıyla kaydedilmiştir. Anne ile baba 8 Kasım 2015'te boşanmış, velayet anneye verilmiştir. Anne 26 Nisan 2016'da asliye hukuk mahkemesinde dava açarak çocuğun adının değiştirilmesini istemiştir. Dilekçede iki sebep gösterilmiştir: adın annenin karşı çıkmasına rağmen baba tarafından tek başına konulduğu ve boşanmaya yol açan olaylarda dedenin etkisi bulunduğu için annenin çocuğa bu adla hitap etmek istemediği. Anne, çocuğa başka bir ad verdiğini ve çocuğun çevresinde bu adla tanındığını ileri sürmüştür.

Daha önceki bir bozma kararından sonra davaya dâhil edilen baba, adın değiştirilmesine muvafakat etmemiştir. Annenin tanıkları onun anlatımını, babanın tanıkları ise babanın savunmasını doğrulamıştır. Mahkeme davayı kabul etmiş, hüküm davalı tarafça temyiz edilmiştir.

İki ailenin iki ayrı adı varken tanıklardan birine üstünlük tanınmadı

Daire önce davayı nitelemiştir. Hâkim Türk hukukunu kendiliğinden uygular (HMK m. 33) ve talep, TMK m. 27 kapsamında haklı sebebe dayalı ad değişikliğidir. Ad değişikliği kişisel durum sicilindeki kaydı değiştirdiğinden esasen nüfus kaydının düzeltilmesi niteliğindedir; Daire, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m. 36 uyarınca bu davalarda asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğunu belirtmiştir.

Annenin ilk sebebi, çocuğun adını ana ve babanın birlikte koyacağını öngören TMK m. 339/5 hükmüne dayanır. Daire bu iddiayı esastan tartışmamıştır. Çocuğun doğum tarihini, boşanma davasında böyle bir iddianın ileri sürülmemiş olmasını, aradan geçen süreyi ve tanık beyanlarını birlikte gözeterek iddianın bu aşamada değerlendirilemeyeceği sonucuna varmıştır.

İkinci sebep için Daire haklı sebebin ölçüsünü ortaya koymuştur. Hangi hâlin haklı sebep sayılacağı her davanın özel koşullarına göre belirlenir; objektif koşullardan çok istemde bulunanın kişiliği, sosyal durumu ve aile ilişkileri gözetilir. Hâkimin takdiri, ileri sürülen sebebin ve yeni adın toplum değerlerine ve kanunun buyurucu kurallarına ters düşmediğinin, başkalarına zarar vermediğinin tespitini gerektirir. Çocuk adına açılan davalarda ise adı değiştirilecek kişi yaşı gereği iradesini açıklayamaz. Velayet değişirse diğer veli yeniden ad değişikliği isteyebilir ve bu durum çocuğun sosyal durumunu ve zihinsel gelişimini olumsuz etkiler; Daire haklı sebebin çocuk davalarında daha dar yorumlanmasını bu gerekçeye dayandırmıştır.

Somut olayda Daire, boşanmaya yol açan olaylarda dedenin etkisi bulunmasını haklı sebep olarak kabul etmemiştir. Tanıklara göre çocuk annenin çevresinde yeni adla, babanın çevresinde nüfustaki adla çağrılmaktadır. Daire, takdiri delil niteliğindeki tanık beyanlarına özel bir neden olmadıkça bir taraf lehine üstünlük tanınamayacağını vurgulamıştır.

Kabul hükmü bozuldu ve bozma karar düzeltme aşamasında korundu

Daire, davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesini doğru bulmamış ve hükmü 2 Ekim 2019'da oy birliğiyle bozmuştur. Annenin karar düzeltme isteği de 17 Şubat 2020'de reddedilmiştir. Kararla birlikte, velinin diğer aileye yönelik kişisel kırgınlığının tek başına çocuğun adını değiştirmeye dayanak olmadığı açıklık kazanmıştır.

Kararın uygulamadaki etkisi iki yönlüdür. Çevrede kullanılan ad ölçütü çocuk davalarında kendiliğinden işlemez; iki ebeveynin çevresi farklı ad kullanıyorsa bu olgu haklı sebep kurmaz. Mahkeme tanık beyanlarını birbirine karşı tartar ve dengede kalan beyanlarla haklı sebep ispatlanmış sayılmaz. Dava 2016'da eski usule göre açıldığı için doğrudan Yargıtay önüne gelmiştir; bugün nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin davalarda bölge adliye mahkemesi (BAM) kararları, soybağına ilişkin sonuç doğuranlar dışında kesindir. Velayetin kapsamı velayet davası sayfasında, boşanan kadının soyadı ise boşanmadan sonra soyadı kullanımı sayfasında ayrıca anlatılmıştır.

Yeni adın çocuğun bütün çevresinde yerleştiği belgelerle gösterilmelidir

Velinin çocuk adına açacağı ad değişikliği davasında, sebebin çocuğun yararına ilişkin olduğu somut olgularla gösterilmelidir. Ebeveynler arasındaki kırgınlık ya da diğer aileye duyulan tepki, Daire'nin ölçüsünde bu niteliği taşımaz. Çocuğun yeni adla tanındığı ileri sürülüyorsa, bu kullanımın yalnız bir ailenin çevresiyle sınırlı kalmadığı okul, sağlık ve sosyal çevre kayıtlarıyla belgelenmesi gerekir. Adın ebeveynlerden biri tarafından tek başına konulduğu iddiası, karardaki değerlendirme gözetildiğinde ilk fırsatta, tercihen boşanma yargılamasında ileri sürülmelidir. Dosyalarda gördüğümüz kadarıyla en sık eksik, çevrede kullanılan adın yalnız bir tarafın yakınlarından seçilen tanıklarla ispatlanmaya çalışılmasıdır.

Soybağı kurulmamış ya da tartışmalı çocuklarda ad ve soyadı sorusu farklı bir zeminde ele alınır; bu konu soybağının reddi davası yazısında ayrıca incelenmiştir.

Çocuğun adının değiştirilmesi hakkında sık sorulan sorular

Velayet sahibi ebeveyn çocuğun adını nüfus müdürlüğünde değiştirebilir mi?

Ad değişikliği idari bir başvuruyla yapılamaz; TMK m. 27 değişikliği hâkim kararına bağlar ve karar nüfus siciline kaydedilir. Kesinleşmiş mahkeme hükmü olmadıkça nüfus kaydı düzeltilemez; kanunun nüfus müdürlüğüne tanıdığı düzeltme yetkisi tescil sırasında yapılan maddi hatalara ilişkindir ve ad değişikliği bu kapsamda değildir. Velayet sahibi veli davayı çocuk adına açabilir; kararda Daire, bu davalarda haklı sebep ölçüsünün yetişkin davalarına göre daha dar uygulandığını vurgulamıştır.

Ad değişikliği kararından zarar gören kişinin hangi imkânı vardır?

TMK m. 27, değişiklikten zarar görenlere bunu öğrendikleri günden başlayarak bir yıl içinde değiştirme kararının kaldırılmasını dava etme imkânı tanır. Karardaki dosyada baba, davaya dâhil edildikten sonra muvafakat etmemiş ve kabul hükmü temyiz üzerine bozulmuştur. Davaya katılan ebeveynin itirazı bu nedenle kanun yolu aşamasında sonuç doğurmuştur.

Çocuk ergin olduktan sonra adını kendisi değiştirebilir mi?

Ergin kişi kendi adı için haklı sebebe dayanarak dava açabilir ve bu davada kendi iradesini açıklar. Daire, çocuk davalarındaki dar yorumu ergin kişilerin açtığı davalarla karşılaştırarak kurmuştur; yani aynı sebep yetişkin davasında daha geniş bir takdirle değerlendirilir. Kişinin çevresinde fiilen kullandığı ad, yerleşik uygulamada yetişkin davalarında haklı sebep olarak dikkate alınmaktadır.

Kararın tam metni

~6 dk okuma

Metin, Yargıtay Karar Arama resmî yayınından alınmıştır. Kaynakta açın

8. Hukuk Dairesi 2019/4689 E. , 2019/8434 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Boşanma Nedeniyle Velayeti Annede Olan Küçüğün Adının Değiştirilmesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacı ... vekili dilekçesinde, davacının boşandığı eşi ...'nin müşterek çocuğun adını kendisi istememesine rağmen tek başına nüfusa müracaatla babasının adı "İ." koyduğunu, boşandıktan sonra evlilik sürecinde yaşadığı ve boşanmaya sebep olan olaylarda davalının babası İ.'nin etkisi sebebi ile çocuğa İ. adı ile hitap etmek istemediğinden kendisinin çocuğa "..." adını verdiğini, çocuğun çevresinde "..." adı ile tanınıp bilindiğini ileri sürerek müşterek çocuğun "İ." olan adının "..." olarak değiştirilmesi istenmiştir. 04.06.1958 tarihli ve 15/6 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı gereğince, maddi olayları açıklamak taraflara ve ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak Kanun hükümlerini tesbit etmek ve uygulamak görevi hakime aittir. Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesinde hâkimin, Türk hukukunu resen uygulayacağı belirtilmiştir. Bu ilke gereği açılan davayı nitelemek ve açılmış bir dava hakkında doğru hukuk kurallarını bulup uygulamak hâkime düşen bir görevdir. Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 27. maddesi kapsamında haklı nedene dayalı olarak müşterek çocuğun adının değiştirilmesi istemine ilişkindir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 36/1. maddesine göre kişisel durum, bu amaçla tutulan resmi sicille belirlenir. Aynı Kanun'un 39. ve Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 35/1. maddesi uyarınca ''Kesinleşmiş mahkeme hükmü olmadıkça nüfus kütüklerinin hiçbir kaydı düzeltilemez ve kayıtların anlamını ve taşıdığı bilgileri değiştirecek şerhler konulamaz. Ancak olayların aile kütüklerine tescili esnasında yapılan maddî hatalar nüfus müdürlüğünce dayanak belgesine uygun olarak düzeltilir.'' Kişisel durumlardaki değişikliklerin nüfus kaydında belirtilmesi ve doğru olmayan kayıtların düzeltilmesi ile “nüfus kayıtlarının düzeltilmesi” anlaşılır. “Kayıt düzeltilmesi”, aile kütüğüne düşürülmüş nüfus kaydının bir kısmının “düzeltilmesi” veya “değiştirilmesi”dir. Bu dava uygulamada “nüfus kaydının düzeltilmesi davası” olarak adlandırılmaktadır. 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 36. maddesinde nüfus kayıtlarına ilişkin düzeltme davalarının düzeltmeyi isteyen şahıslar ile ilgili resmî dairenin göstereceği lüzum üzerine Cumhuriyet Savcıları tarafından yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki görevli asliye hukuk mahkemesinde açılacağı hükme bağlanmıştır. Ad ve soyadının değiştirilmesi ancak haklı sebeplere dayanılarak hakimden istenebilir. Adın değiştirildiği nüfus siciline kayıt ve tescil olunur. 2525 sayılı Soyadı Kanunu'na göre taşınması zorunlu önad ve soyadı, Türk Medeni Kanunu'nun 27. maddesi hükmünün kapsamındadır. Kanun, bu hükümde görevli mahkemeyi göstermemiştir. Ne var ki; adın haklı sebeple değiştirilmesine ilişkin dava, kişisel durum sicilindeki mevcut kaydın değiştirilmesini ve düzeltilmesini gerektirdiğinden esas itibarıyla "nüfus kaydının düzeltilmesi" niteliğinde olduğu ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 36. maddesine göre de, görevli asliye hukuk mahkemesinde açılıp karara bağlanacağı açık ve tartışmasızdır. Dolayısıyla çocuğun önadının değiştirilmesi için yasal temsilcileri tarafından açılan davalarla, ergin kişilerin ad ve soyadlarının değiştirilmesi davalarında görevli mahkemenin 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 36. maddesinde yer alan hüküm gereğince asliye hukuk mahkemesi olduğunda bir duraksama bulunmamaktadır. 4721 sayılı TMK'nin 27. maddesinde; adın değiştirilmesinin, ancak haklı sebeplere dayanılarak hakimden istenebileceği, değişikliğin nüfus siciline kayıt ve ilan olunacağı, adın değişmekle kişisel durumda değişme olmayacağı, bu değişiklikten zarar görenlerin, bunu öğrendiği günden başlayarak bir yıl içinde değiştirme kararının kaldırılmasını dava edebileceği hükme bağlanmıştır. Aynı Kanunun 339.maddesinde çocuğun adını ana ve babasının koyacağını, 195.madde ise evlilik birliğinin korunması amacıyla evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi hâlinde, eşler ayrı ayrı veya birlikte hâkimin müdahalesini isteyebilecekleri düzenlenmiştir. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerin incelenmesinden, 19.05.2014 doğumlu çocuğun "İ." adı ile nüfusa tescil edildiği, çocuğun anne-babasının 08.11.2015 tarihinde boşandıkları, çocuğun velayetinin davacı anneye verildiği, 26.04.2016 tarihinde incelemeye konu davanın açıldığı, bozma ilamı sonrası davaya dahil edilen babanın çocuğun adının değiştirilmesine muvafakat etmediği, davacı tanıklarının davacı iddiaları doğrultusunda, davalı baba tanıklarının ise davalının savunmalarını doğrular şekilde beyanda bulundukları anlaşılmaktadır. Dava dilekçesinde ad değişikliği için iki ayrı sebebe dayanılmış olup bunlardan ilki; Davalı babanın çocuğun adını tek başına ve davacı anne istememesine rağmen "İ." olarak koyduğu. (Çocuğun adını ana ve babası koyar (TMK mad. 339/5).) ikinci ise; davalı ile boşanmalarına davalının ailesinin -özellikle babası İ.- sebep olduğu, bu sebeple çocuğuna "İ." adı ile hitap etmek istemediğinden çocuğa "..." ismi ile hitap ettiklerini ve çevrede bu isim ile bilindiği (TMKmad. 27Haklı sebep) gerekçelerine yer verilmiştir. 4721 sayılı TMK'nin 339/5.maddesi gereği çocuğun adını anne-babasının birlikte koyacağı yönündeki düzenleme gereği somut olay değerlendirildiğinde; çocuğun doğum tarihi, boşanma davasında bu yönde bir iddianın ileri sürülmemiş olması, aradan geçen süre ve tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde bu yöndeki iddianın artık bu aşamada değerlendirilmeyeceği değerlendirilmiştir. Adın haklı nedenle değiştirilmesini düzenleyen 4721 sayılı TMK'nin 27.maddesi kapsamında ileri sürülen nedenlerin haklı neden kabul edilip edilmeyeceği ve sonucuna göre çocuğun adının değiştirilmesine karar verilip verilmeyeceği üzerinde durulmalıdır. 4721 sayılı TMKnın 27. maddesinde; adın değiştirilmesinin, ancak haklı sebeplere dayanılarak hakimden istenebileceği, değişikliğin nüfus siciline kayıt ve ilan olunacağı, adın değişmekle kişisel durumda değişme olmayacağı, bu değişiklikten zarar görenlerin, bunu öğrendiği günden başlayarak bir yıl içinde değiştirme kararının kaldırılmasını dava edebileceği hükme bağlanmıştır. Hangi hallerin haklı sebep teşkil ettiği konusu her bir davadaki özel koşullara göre mahkemece belirlenecektir. Bu belirleme yapılırken objektif koşullardan çok değiştirme isteminde bulunanın mahkemeye sunacağı özel nedenlerin dikkate alınması gerekir. Bu özel ve kişiye özgü nedenler; istemde bulunanın kişiliği, sosyal statüsü, aile ilişkileri de gözönünde bulundurularak hakim tarafından değerlendirilmelidir. Türk Medeni Kanununun öngördüğü "haklı neden" bu kapsam içinde değerlendirildiğinde hakimin bu konudaki takdiri ileri sürülen nedenin ve yeni alınmak istenen ad veya soyadının toplum değerlerine ve kanunun buyurucu kurallarına ters düşmeyen, özellikle başkalarına veya çevreye zarar vermeyen, incitmeyen nitelikte bulunduğunun tespiti gerekir. Ancak çocuk adına yasal temsilcisi tarafından açılan davalar ile ergin kişiler tarafından açılan haklı nedene dayalı adın değiştirilmeleri davalarında adı değiştirilecek olanın yaşı itibari ile iradesini belirtme durumunun söz konusu olmaması ve velayet hakkının değişmesi halinde bu defa çocuğun velayet hakkına sahip veli tarafından yeniden adın değiştirilmesinin istenebileceği, bu durumda çocuğun sosyal statüsü, zihinsel gelişiminin de olumsuz etkileneceği gibi kendine özgü durumlar sebebi ile haklı neden kavramı ergin kişilerin açtıkları adın değiştirilmesi davalarına göre daha dar yorumlanmalı ve çok istisnai durumlarda çocuğun adının değiştirilmesine karar verilmelidir. Somut uyuşmazlık yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda değerlendirildiğinde, boşanmaya sebep olan olaylarda davalının babası İ.'nin etkisi olmasının çocuğun adının değiştirilmesi için haklı neden oluşturmayacağı, dinlenen taraf tanık beyanlarına göre ise davacı ve çevresinde çocuğun adının "..." olarak; davalı ve çevresi tarafından ise "İ." olarak kullanıldığı, özel bir neden olmadığı müddetçe takdiri delil niteliğinde olan tanık beyanlarına bir taraf lehine üstünlük tanınamayacağından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabul kararı verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 02.10.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bu alandaki diğer kararlar

Tüm Diğer kararları