Evlilik sürerken doğan bir çocuğun nüfus kaydına, herhangi bir inceleme yapılmaksızın, kocanın adı yazılır. Aradan iki yıl geçer; koca, boşanma görüşmeleri sırasında çocuğun kendisinden olmadığını duyar, bir laboratuvara başvurur ve önüne biyolojik babalığı dışlayan bir rapor gelir. Aynı sorunun öteki yüzünde başka bir aile durur: yıllar önce evliliği bitmiş bir kadın, çocuğunun nüfusta eski kocanın adıyla kayıtlı kalmasının gerçek babayla bağ kurulmasını engellediğini öğrenir; kendi süresi dolmuş olduğundan yol, ergin olduğunda çocuğun açacağı dava ya da haklı sebebin ispatıdır. İki olayın da hukuki adı aynıdır: soybağının reddi davası. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK), kocanın babalığını bir karineye bağlamış ve bu karinenin yalnızca belirli kişilerce, belirli sürelerde ve belirli bir ispat düzeniyle çürütülebileceğini düzenlemiştir. Davanın kuralları kanunun 285 ile 291 arasındaki maddelerinde, 7 Kasım 2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanunla yapılan değişikliklerde ve Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2026 tarihli bir kararında somutlaşır.
Evlilik içinde doğan çocuğun babası kanun gereği kocadır
TMK m.282, çocuk ile ana arasındaki soybağının doğumla, çocuk ile baba arasındaki soybağının ise ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulduğunu söyler. Evlilik yoluyla kurulan bağın işleyişini m.285 düzenler: evlilik devam ederken ya da evliliğin sona ermesinden başlayarak üç yüz gün içinde doğan çocuğun babası kocadır. Bu kural bir karinedir; nüfus memuru doğum bildirimini alırken biyolojik bir inceleme yapmaz, evlilik kaydına bakar ve çocuğu kocaya bağlar.
Üç yüz günlük sürenin dışında doğan çocuk kendiliğinden kocaya bağlanmaz. Kanun bu hâlde kocaya bağlanmayı, ananın evlilik sırasında gebe kaldığının ispatına bırakmıştır (m.285/2). Kocanın gaipliğine karar verilmişse üç yüz gün, ölüm tehlikesinin ya da son haberin tarihinden işlemeye başlar (m.285/3). Sürelerin bu kadar ayrıntılı sayılmasının sebebi, karinenin tıbbi bir varsayıma dayanmasıdır: gebelik süresi ile evlilik süresi örtüşüyorsa çocuğun kocadan olduğu kabul edilir.
Karine, aksi ispat edilene kadar hüküm doğurur. Kocanın adı nüfusta yazılı olduğu sürece velayet, nafaka, kişisel ilişki ve miras bakımından baba odur. Bu bağın ortadan kalkması yalnız bir yolla mümkündür: soybağının reddi davasında verilen kabul kararı. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 23 Haziran 2026 tarihli kararında (E. 2026/4203, K. 2026/6984) bu ilkeyi açıkça vurgulamıştır: babalık karinesine dayalı olarak kurulmuş soybağı ilişkisinin ortadan kalkması ancak soybağının reddi ile söz konusu olabilir; davanın adı dilekçede "nüfus kaydının düzeltilmesi" ya da "babalığın tespiti" olarak yazılmış olsa bile hâkim davayı gerçek niteliğine göre soybağının reddi davası olarak ele alır.
Davayı koca, ana ve çocuk açabilir; 2024 değişikliği anayı da davacı yaptı
Soybağının reddi davasının kimler tarafından açılabileceği TMK m.286'da sayılmıştır. Maddenin 7531 sayılı Kanunla değiştirilen ve 14 Kasım 2024 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan hâli şöyledir: "Koca, ana veya çocuk soybağının reddi davasını açarak babalık karinesini çürütebilir. Bu dava, dava açma hakkına sahip diğer kişilere karşı açılır." Değişiklikten önce dava hakkı yalnız kocaya ve çocuğa tanınmıştı; ana, çocuğunun biyolojik babasıyla bağ kurulmasını istese bile kocanın ya da çocuğun harekete geçmesini beklemek zorundaydı. Yeni düzenleme anayı üçüncü davacı olarak eklemiştir.
Davalı tarafı da aynı madde belirler. Dava, "dava açma hakkına sahip diğer kişilere karşı" açılır. Koca dava açıyorsa ana ve çocuk davalıdır; ana açıyorsa koca ve çocuk; çocuk açıyorsa ana ve koca. Çocuk ergin değilse, ana ile çocuğun menfaati bu davada çatıştığından çocuğu davada temsil etmek üzere bir kayyım atanır (TMK m.426/2). Uygulamada sık karşılaştığımız eksiklik, dava dilekçesinde çocuğun davalı olarak gösterilmemesi ya da kayyım atanmadan yargılamaya devam edilmesidir; her iki durumda da yargılama taraf teşkili tamamlanana kadar ilerlemez.
Biyolojik baba olduğunu iddia eden kişi, kural olarak bu davanın davacısı değildir. Kanun ona yalnız sınırlı bir hâlde, kocanın ölmesi, gaipliğine karar verilmesi ya da sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybetmesi durumunda dava hakkı tanımıştır (m.291/1). Koca hayatta ve ayırt etme gücüne sahipken biyolojik babanın izleyebileceği yol, ananın ya da çocuğun davayı açmasıdır. Ana ile evlenmesi hâlinde ise çocuk, sonradan evlenme hükümleri gereği kendiliğinden evlilik içinde doğmuş çocuklara ilişkin hükümlere tabi olur (TMK m.292); ancak bunun için önce kocayla olan soybağının ortadan kalkması gerekir.
Hak düşürücü süreler davacıya göre değişir ve bir yılla sınırlıdır
Soybağının reddi davasında süre, zamanaşımı değil hak düşürücü süredir; hâkim süreyi kendiliğinden gözetir ve süresi geçmiş dava esasa girilmeden reddedilir. Süreler TMK m.289'da davacıya göre ayrı ayrı düzenlenmiştir.
| Davacı | Sürenin başlangıcı | Süre | Dayanak |
|---|---|---|---|
| Koca | Doğumu ve baba olmadığını ya da ananın gebe kaldığı sırada başka bir erkekle cinsel ilişkide bulunduğunu öğrendiği tarih | Bir yıl | TMK m.289/1 |
| Ana | Doğum tarihi | Bir yıl | TMK m.289/2 (7531 sayılı Kanun m.10) |
| Çocuk | Ergin olduğu tarih | Bir yıl | TMK m.289/2 |
| Kocanın altsoyu, anası, babası; baba olduğunu iddia eden kişi | Doğumu ve kocanın ölümünü, gaipliğini ya da ayırt etme gücünü sürekli kaybettiğini öğrendikleri tarih | Bir yıl | TMK m.291/1 |
| Ergin olmayan çocuğa atanan kayyım | Atama kararının kayyıma tebliği | Bir yıl | TMK m.291/2 |
Koca bakımından sürenin başlangıcı iki olgunun birlikte öğrenilmesine bağlıdır: doğum ve baba olmadığına ilişkin bilgi. Doğumu bilen ama çocuğun kendisinden olmadığından şüphelenmek için hiçbir sebebi bulunmayan koca için süre işlemeye başlamaz. Kanunun eski metninde kocanın davasını "her hâlde doğumdan başlayarak beş yıl" içinde açması gerektiği yazılıydı; Anayasa Mahkemesi 25 Haziran 2009 tarihli kararıyla (E. 2008/30, K. 2009/96) bu ibareyi iptal etmiştir. Böylece kocanın dava hakkı, öğrenmeden itibaren bir yılla sınırlıdır; doğumdan itibaren işleyen bir üst sınıra bağlı değildir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi anılan 2026 tarihli kararında bu iptal kararına atıfla, kişinin genetik-biyolojik kökeni kendisine ait olmayan çocuğu reddetme hakkının en temel haklarından biri olduğunu belirtmiştir.
Ana için sürenin başlangıcı doğum tarihidir; 7531 sayılı Kanunla eklenen bu kural, anaya tanınan dava hakkının kısa bir pencereye bağlandığını gösterir. Çocuk ise ergin olduğu tarihten başlayarak bir yıl içinde davasını açmalıdır; on sekiz yaşından önce çocuk adına davayı kayyım açar. Kayyımın davası için de bir yıllık süre atama kararının tebliğinden işler; bu fıkradaki "her hâlde doğumdan başlayarak beş yıl" ibaresi de Anayasa Mahkemesinin 10 Ekim 2013 tarihli kararıyla (E. 2013/62, K. 2013/115) iptal edilmiştir.
Her davacı için ortak bir haklı sebep hükmü vardır: gecikme haklı bir sebebe dayanıyorsa bir yıllık süre, sebebin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar (m.289/3). Haklı sebep dar yorumlanır; ağır hastalık, uzun süreli yurt dışında bulunma ya da kocanın çocuğun kendisinden olmadığını öğrenmesini engelleyen kasıtlı gizleme gibi olgular davacı tarafından ayrıca ispat edilmelidir. Sürenin hangi tarihte başladığı, dosyada çoğu zaman esas kadar tartışmalıdır; öğrenme tarihini belgeleyen laboratuvar raporu, mesajlaşma ya da tanık beyanı dava dilekçesiyle birlikte sunulmalıdır.
İspat yükü çocuğun ana rahmine düştüğü döneme göre belirlenir
Kanun, ispat düzenini çocuğun hangi dönemde ana rahmine düştüğüne göre ikiye ayırmıştır. Çocuk evlilik içinde ana rahmine düşmüşse davacı, kocanın baba olmadığını ispat etmek zorundadır (m.287/1). Evlenmeden başlayarak en az yüz seksen gün geçtikten sonra ve evliliğin sona ermesinden başlayarak en fazla üç yüz gün içinde doğan çocuk evlilik içinde ana rahmine düşmüş sayılır (m.287/2). Bu hesap, gebeliğin en kısa ve en uzun tıbbi süreleri üzerine kurulmuştur.
Çocuk evlenmeden önce ya da eşlerin ayrı yaşadığı sırada ana rahmine düşmüşse davacının başka bir kanıt getirmesi gerekmez (m.288/1). Kanun burada karineyi tersine çevirir: evlilikten önce ya da fiilî ayrılık döneminde gebe kalınmışsa kocanın baba olmadığı varsayılır. Karşı taraf, gebe kalma döneminde kocanın karısıyla cinsel ilişkide bulunduğuna dair inandırıcı kanıtlar sunarsa karine yeniden geçerlilik kazanır (m.288/2). Ayrı yaşamanın başlangıç tarihi bu yüzden önemlidir; ayrı ev kirası, yerleşim yeri kaydı, tedbir kararı ya da boşanma davasının açılış tarihi bu olgunun belgesidir.
Her iki hâlde de uygulamada belirleyici delil DNA incelemesidir. Soybağına ilişkin davalarda hâkim maddi olguları kendiliğinden araştırır ve kanıtları serbestçe takdir eder (TMK m.284/1). Taraflar ve üçüncü kişiler, soybağının belirlenmesinde zorunlu olan ve sağlıkları yönünden tehlike yaratmayan araştırma ve incelemelere rıza göstermekle yükümlüdür; davalı hâkimin öngördüğü incelemeye rıza göstermezse hâkim, durum ve koşullara göre bundan beklenen sonucu onun aleyhine doğmuş sayabilir (m.284/2). 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m.292 bu yükümlülüğü daha da ileri götürür: uyuşmazlığın çözümü bakımından zorunlu ve bilimsel verilere uygun olmak, ayrıca sağlık yönünden tehlike oluşturmamak şartıyla herkes soybağının tespiti amacıyla vücudundan kan veya doku alınmasına katlanmak zorundadır; haklı bir sebep olmaksızın bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde hâkim incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar verir.
Soybağına ilişkin davalarda yargılama usulü bakımından HMK uygulanır; ancak hâkimin olguları kendiliğinden araştırması ilkesi, tarafların ikrarıyla ya da davayı kabulle sonuç alınmasını engeller. Koca "çocuk benden değil" dese, ana da bunu kabul etse hâkim yine DNA incelemesi yaptırır. Kamu düzenini ilgilendiren bu dava türünde tarafların anlaşması hükme dayanak olamaz; çocuğun soybağı tarafların iradesine bırakılmış bir mesele değildir.
Taraflardan birinin dava öncesinde özel bir laboratuvarda yaptırdığı test, davanın açılmasına gerekçe olur; ancak hükme esas alınan rapor mahkeme kanalıyla, kimlik tespiti yapılarak ve Adli Tıp Kurumu ya da üniversite laboratuvarı gibi resmî bir kurumda alınan örneklerle düzenlenir. Kimden alındığı belgelenmemiş bir örnekle düzenlenen raporun tek başına hükme dayanak yapılması yerleşik uygulamada kabul görmemektedir. Koca ölmüşse inceleme, kocanın altsoyu ya da anası-babası üzerinden yapılabilir; gerektiğinde mezar açılarak örnek alınması da hâkim kararıyla mümkündür.
Dava dilekçesinden kesinleşmeye kadar yargılama beş adımda ilerler
Soybağının reddi davası, aile mahkemesine verilen bir dilekçeyle açılır ve yargılama basit değil yazılı usule tabidir. İlk adım taraf teşkilidir: mahkeme, davacı dışında kalan koca, ana ve çocuğa dilekçeyi davalı sıfatıyla tebliğ eder; çocuk ergin değilse dosya kayyım atanması için vesayet makamı olan sulh hukuk mahkemesine yazı yazılır ve kayyım atanıp davayı kabul edene kadar esasa geçilmez. Kayyım atanması talebinin dava dilekçesinde yer alması bu bekleme süresini kısaltır.
İkinci adım ön incelemedir. Hâkim bu aşamada hak düşürücü süreyi kendiliğinden inceler; davacı koca ise öğrenme tarihini, ana ise doğum tarihini, çocuk ise ergin olma tarihini esas alır. Süre geçmişse haklı sebep savunması bu aşamada dinlenir ve ispatlanamazsa dava süre yönünden reddedilir. Üçüncü adım delillerin toplanmasıdır: nüfus kayıt örnekleri, evliliğin başlangıç ve bitiş tarihleri, ayrı yaşama olgusuna ilişkin belgeler ve tanıklar bu aşamada dosyaya girer.
Dördüncü adım DNA incelemesidir. Mahkeme, tarafların kimlik tespitiyle örnek vermeleri için Adli Tıp Kurumuna ya da yetkili bir üniversite laboratuvarına yazı yazar; koca ölmüşse inceleme yakınları üzerinden yapılır. Rapor geldiğinde taraflara tebliğ edilir ve rapora karşı beyanlar alınır. Beşinci adım hükümdür: hâkim, karineyi çürüten olguların ispatlandığı kanısına varırsa soybağının reddine karar verir; karar istinaf ve temyiz yollarından geçerek kesinleşir ve kesinleşme şerhiyle birlikte nüfus müdürlüğüne gönderilir. Kesinleşmeden önce nüfus kaydında değişiklik yapılmaz; velayet, nafaka ve mirasa ilişkin sonuçlar da kesinleşme tarihinden itibaren, fakat geçmişe etkili biçimde doğar.
Dosyalarda gördüğümüz kadarıyla yargılamayı en çok uzatan iki etken, kayyım atanmasının davanın açılmasından aylar sonra gündeme gelmesi ve DNA incelemesi için örnek vermeye çağrılan tarafın duruşmalara katılmamasıdır. Her iki gecikme de dava dilekçesinde kayyım talebinin yazılması ve inceleme için zor kullanma kararı istenmesiyle önlenebilir.
Koca öldüğünde ya da ayırt etme gücünü kaybettiğinde dava hakkı yakınlarına geçer
TMK m.291, kocanın dava açamayacak duruma düştüğü hâlleri düzenler. Dava açma süresinin geçmesinden önce kocanın ölmesi, gaipliğine karar verilmesi ya da sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybetmesi hâllerinde baba olduğunu iddia eden kişi, kocanın altsoyu, anası veya babası, doğumu ve kocanın ölümünü, sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybettiğini veya hakkında gaiplik kararı alındığını öğrenmelerinden başlayarak bir yıl içinde soybağının reddi davasını açabilir. Maddenin bu fıkrası da 7531 sayılı Kanunla yeniden yazılmıştır. Maddenin ikinci fıkrası, ergin olmayan çocuğa atanacak kayyımın atama kararının tebliğinden başlayarak bir yıl içinde davayı açacağını düzenler. Son fıkra ise kocanın açacağı davaya ilişkin hükümlerin bu davalara kıyas yoluyla uygulanacağını söyler; Daire, anılan kararında bu kıyasın süre hükümlerini kapsamadığını, ilgililerin süresinin m.291'in kendi düzenlemesi olduğunu belirtmiştir.
Bu hükmün sınırları Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 23 Haziran 2026 tarihli kararında (E. 2026/4203, K. 2026/6984) somut biçimde görülür. Davacı, 1951 doğumlu ve sonradan ölen babasının nüfusta kayıtlı babasının gerçek babası olmadığını ileri sürerek gerçek babanın tespitini istemiştir. İlk derece mahkemesi talebi babalık davası olarak nitelendirmiş ve davacının TMK m.301'e göre dava hakkı bulunmadığından davayı reddetmiştir. Daire iki noktada farklı düşünmüştür. Birincisi, ölen kişi 1949'dan beri süren bir evlilik içinde doğduğundan babalık karinesiyle kurulmuş soybağı ancak soybağının reddi davasıyla ortadan kaldırılabilir; dava bu yüzden babalık değil soybağının reddi davasıdır ve davacı, kocanın altsoyu sıfatıyla m.291 uyarınca dava hakkına sahiptir. İkincisi, m.291 ilgililer için ayrı bir hak düşürücü süre ve başlangıç tarihi öngördüğünden kocanın davasına ilişkin süre hükümleri buraya kıyasen uygulanamaz; davacı, kocanın 25 Mayıs 1991'deki ölümünü öğrenmesinden itibaren bir yıl içinde dava açması gerekirken 10 Mayıs 2024'te dava açtığından talep hak düşürücü süre yönünden reddedilmelidir. Daire, sonucu doğru bulduğu kararı gerekçesini değiştirerek onamıştır.
Karardan iki pratik ders çıkar. Nüfus kaydındaki babanın gerçek baba olmadığı iddiası, çocuk evlilik içinde doğmuşsa "nüfus kaydının düzeltilmesi" başlığıyla mahkemeye taşınamaz; yol soybağının reddidir. Kocanın ölümünden yıllar sonra torunların ya da diğer yakınların açacağı davada süre, kocanın ölümünün öğrenildiği tarihten işler ve bu tarih çoğu zaman ölümün kendisiyle aynıdır; onlarca yıl sonra açılan davaların süre yönünden reddedilmesi beklenir.
Dava aile mahkemesinde açılır; iki evlilik çakışırsa ikinci koca baba sayılır
Soybağına ilişkin davalar, taraflardan birinin dava veya doğum sırasındaki yerleşim yeri mahkemesinde açılır (TMK m.283). Bu yetki kuralı davacıya seçim hakkı verir: kendi yerleşim yeri, davalının yerleşim yeri ya da doğum sırasındaki yerleşim yeri mahkemelerinden biri seçilebilir. Görevli mahkeme, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun m.4 uyarınca aile mahkemesidir; aile mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesi bu sıfatla davaya bakar. Anılan Yargıtay kararına konu dosyanın "Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi" tarafından görülmüş olması bu kuralın uygulamasıdır.
Kanun, iki evliliğin üç yüz günlük süreler içinde çakışması ihtimalini de düzenlemiştir. Çocuk evliliğin sona ermesinden başlayarak üç yüz gün içinde doğmuş ve ana bu arada yeniden evlenmişse ikinci evlilikteki koca baba sayılır; bu karine çürütülürse ilk evlilikteki koca baba sayılır (m.290). İkinci koca hakkında açılan soybağının reddi davası kabul edildiğinde çocuk kendiliğinden ilk kocaya bağlanır; ilk kocanın da baba olmadığı iddia ediliyorsa ona karşı ayrı bir dava gerekir. Boşanmadan kısa süre sonra yeniden evlenen anaların çocuklarında bu zincirleme yapı sıkça gözden kaçmaktadır.
Kabul kararı soybağını geçmişe etkili olarak ortadan kaldırır
Davanın kabulüyle verilen karar kesinleştiğinde çocuk ile koca arasındaki soybağı, doğum tarihinden itibaren hiç kurulmamış sayılır. Karar nüfus müdürlüğüne bildirilir ve çocuğun kaydında baba hanesi boşaltılır; çocuk, Yargıtay'ın ifadesiyle baba yönünden soybağı bulunmayan çocuk statüsüne girer. Bu sonucun dört alanda doğrudan etkisi vardır.
Velayet bakımından koca artık baba olmadığından velayet yalnız anaya aittir; ana ve baba evli değilse velayetin anaya ait olduğunu söyleyen TMK m.337 kuralı burada sonucunu gösterir. Eşler hâlâ evli olsa bile çocuk üzerinde kocanın velayet hakkı kalmaz. Velayetin kapsamı ve boşanma sonrasında düzenlenişi velayet davası sayfasında açıklanmıştır.
Nafaka bakımından kocanın çocuğa karşı bakım borcu ve iştirak nafakası yükümlülüğü sona erer; nafaka borcu TMK m.327 uyarınca ana ve babaya aittir ve koca bu sıfatı kaybetmiştir. Daha önce ödenmiş nafakanın geri istenip istenemeyeceği kanunda ayrıca düzenlenmemiştir; bu talep sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre ayrı bir davanın konusudur ve her dosyada ödemelerin hangi bilgiyle yapıldığına göre değerlendirilir. Gerçek babaya karşı açılacak babalık davasında iştirak nafakası talebi ise doğumdan itibaren hesaplanabilir; nafaka miktarının ölçüsü nafaka hesaplama aracıyla öngörülebilir.
Kişisel ilişki bakımından koca ile çocuk arasında TMK m.323 anlamında bir görüşme hakkı kalmaz. Yıllarca baba olarak büyüttüğü çocukla ilişkisini sürdürmek isteyen koca, üçüncü kişiyle kişisel ilişki kurulmasına imkân veren TMK m.325'e dayanabilir; bu hükmün koşulları kişisel ilişki kurulması sayfasında ele alınmıştır. Miras bakımından çocuk, kocanın altsoyu olmaktan çıkar ve onun yasal mirasçısı olma sıfatını kaybeder; koca da çocuğa mirasçı olamaz.
Kabul kararının bir başka sonucu, gerçek babayla bağ kurulmasının önündeki engelin kalkmasıdır. Başka bir erkekle soybağı bulunan çocuk, bu bağ geçersiz kılınmadıkça tanınamaz (TMK m.295/3); babalık davasında ana için öngörülen bir yıllık süre de çocukla başka bir erkek arasındaki soybağı ilişkisinin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar (m.303/3); çocuğun babalık davası ise süreye bağlı değildir. Reddedilen çocuk, kesinleşmeden sonra biyolojik babası tarafından nüfus memuruna ya da mahkemeye yazılı başvuruyla tanınabilir (m.295/1); tanıma yapılmazsa ana ve çocuk babalık davası açabilir (m.301).
Soybağının reddi ile karıştırılan dört dava
Evlilik içinde doğan çocuğun babasının koca olmadığı iddiasıyla evlilik dışı doğan çocuğun babasının belirlenmesi talebi farklı davalardır; dilekçede yanlış dava türünün seçilmesi, anılan Yargıtay kararına konu dosyada olduğu gibi ilk derece mahkemesinin davacının dava hakkı bulunmadığı sonucuna varmasına ve hak düşürücü sürenin farklı hesaplanmasına yol açabilir. Tablo dört yolu birbirinden ayırır.
| Dava | Konusu | Davacı | Dayanak |
|---|---|---|---|
| Soybağının reddi | Evlilik içinde doğan çocuğun kocaya bağlanmasının kaldırılması | Koca, ana, çocuk; sınırlı hâllerde kocanın yakınları ve baba olduğunu iddia eden kişi | TMK m.286-291 |
| Tanımanın iptali | Evlilik dışı çocuğu tanıyan erkeğin baba olmadığı iddiası | Tanıyan (yanılma, aldatma, korkutma); ana, çocuk, Cumhuriyet savcısı, Hazine ve ilgililer | TMK m.297-300 |
| Babalık davası | Evlilik dışı çocuk ile baba arasında soybağının mahkemece kurulması | Ana ve çocuk | TMK m.301-304 |
| Sonradan evlenmeye itiraz | Ana ve babanın evlenmesiyle kendiliğinden kurulan soybağına itiraz | Ana ve babanın yasal mirasçıları, çocuk, Cumhuriyet savcısı | TMK m.294 |
Tanımanın iptalinde süre, tanıyan bakımından iptal sebebinin öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her hâlde tanımadan itibaren beş yıl; ilgililer bakımından tanımayı ve tanıyanın baba olamayacağını öğrenmeden itibaren bir yıl ve her hâlde beş yıl; çocuk bakımından ergin olmasından itibaren bir yıldır (m.300). Babalık davasında ananın dava hakkı doğumdan itibaren bir yıl geçmekle düşer; çocuk için öngörülmüş olan süre Anayasa Mahkemesinin 27 Ekim 2011 tarihli kararıyla (E. 2010/71, K. 2011/143) iptal edildiğinden çocuğun babalık davası süreye bağlı değildir (m.303). Bu farklar, aynı biyolojik gerçeğin hangi kapıdan mahkemeye taşınacağının sonucu belirlediğini gösterir.
Bir de bu davaların hiçbirine girmeyen bir durum vardır: evliliğin butlanı ya da iptali. Evliliğin geçersiz sayılması çocukların soybağını etkilemez; iptal edilen evlilikten doğan çocuklar evlilik içinde doğmuş sayılır ve babalık karinesi onlar için de geçerlidir. Bu konunun ayrıntısı evliliğin iptali sayfasındadır. Kocanın iptal edilen evlilikteki çocuğu reddetmek istemesi hâlinde yine soybağının reddi davası açması gerekir.
Sık Sorulan Sorular
Kocanın dava süresi doğumdan itibaren mi, öğrenmeden itibaren mi işler?
Kocanın bir yıllık süresi, doğumu ve baba olmadığını ya da ananın gebe kaldığı sırada başka bir erkekle ilişkide bulunduğunu öğrendiği tarihten işler (TMK m.289/1). Doğumdan itibaren işleyen beş yıllık üst sınır Anayasa Mahkemesinin 2009 tarihli kararıyla iptal edildiğinden, çocuğun kendisinden olmadığını yıllar sonra öğrenen koca da öğrenme tarihinden itibaren bir yıl içinde dava açabilir. Öğrenme tarihi davacı tarafından ispat edilmelidir; laboratuvar raporunun tarihi, ilgili yazışmalar ve tanık anlatımları bu ispatın araçlarıdır.
Ana kendi çocuğunun kocadan olmadığını ileri sürerek dava açabilir mi?
Ana, 7531 sayılı Kanunla değiştirilen TMK m.286 uyarınca 14 Kasım 2024 tarihinden itibaren soybağının reddi davası açabilmektedir. Ananın davası, koca ve çocuğa karşı yöneltilir; çocuk ergin değilse çocuğu davada kayyım temsil eder. Ana için süre doğum tarihinden başlayarak bir yıldır (m.289/2); bu süre kaçırılmışsa haklı sebep ispat edilmedikçe dava süre yönünden reddedilir.
Biyolojik baba olduğunu söyleyen kişi soybağının reddi davası açabilir mi?
Baba olduğunu iddia eden kişinin dava hakkı yalnız kocanın ölmesi, gaipliğine karar verilmesi ya da ayırt etme gücünü sürekli kaybetmesi hâlleriyle sınırlıdır (TMK m.291/1). Koca hayatta ve ayırt etme gücüne sahipken biyolojik babanın kendi adına açacağı bir soybağının reddi davası kanunda yer almaz; bu hâlde davayı ana ya da çocuk açar. Kocayla soybağı ortadan kalktıktan sonra biyolojik baba çocuğu tanıyabilir.
Davalı DNA testine katılmayı reddederse ne olur?
Davalı, hâkimin öngördüğü incelemeye rıza göstermezse hâkim, durum ve koşullara göre bundan beklenen sonucu onun aleyhine doğmuş sayabilir (TMK m.284/2). HMK m.292 ise haklı bir sebep olmaksızın kan veya doku verilmesinden kaçınılması hâlinde incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar verileceğini öngörür. Uygulamada sık görülen sıra, önce HMK m.292 uyarınca zor kullanılarak örnek alınmasına karar verilmesi, sonuç alınamazsa kaçınmanın TMK m.284/2 çerçevesinde aleyhe değerlendirilmesidir.
Özel laboratuvarda yaptırılan DNA raporu tek başına yeterli midir?
Dava öncesinde özel olarak yaptırılan rapor davanın açılması ve öğrenme tarihinin ispatı bakımından değer taşır; ancak hükme esas alınacak inceleme, kimlik tespiti yapılarak mahkeme kanalıyla resmî bir kurumda yaptırılır. Davacı, raporunu dilekçesine eklemeli ve mahkemeden ayrıca inceleme yaptırılmasını talep etmelidir.
Soybağının reddi kabul edilirse daha önce ödenen nafaka geri alınabilir mi?
Kanun bu konuda açık bir hüküm içermez; ödenmiş iştirak nafakasının iadesi, kabul kararından sonra sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanılarak ayrı bir davada ileri sürülebilir. Bu talebin sonucu ödemelerin hangi bilgiyle, kime ve hangi dönemde yapıldığına göre değişir. Kararın kesinleşmesinden sonraki dönem için ise nafaka yükümlülüğü kendiliğinden sona erer ve icra takibi varsa kesinleşmiş kararla durdurulur.
Soybağı reddedilen çocuk kocanın soyadını taşımaya devam eder mi?
Soybağı ortadan kalktığında çocuğun nüfus kaydındaki baba hanesi boşaltılır ve çocuk, evlilik dışı doğmuş çocuklara ilişkin kurallara tabi olur; soyadı düzenlemesi nüfus kaydının bu yeni duruma göre yeniden kurulmasıyla yapılır. Çocuk daha sonra biyolojik babası tarafından tanınır ya da babalık hükmüyle ona bağlanırsa soyadı da buna göre değişir. Yaşı ilerlemiş ve o soyadıyla tanınan çocuk bakımından çıkan sorunlar nüfus kaydına ilişkin ayrı bir talebin konusudur.
Bir yıllık süre içinde dosyanın hangi belgelerle kurulması gerekir
Uygulamada soybağının reddi taleplerinin esastan değil süre ve taraf teşkili yönünden reddedildiği sıkça görülmektedir; DNA raporu elde varken bile öğrenme tarihi belgelenemediği ya da dava yanlış kişiye karşı açıldığı için talep reddedilebilmektedir. Dava dilekçesinin dört olguyu ayrı ayrı belgelemesi gerekir: çocuğun doğum tarihi ve evliliğin başlangıç-bitiş tarihleri (nüfus kayıt örneği), çocuğun ana rahmine düştüğü dönemde eşlerin birlikte mi ayrı mı yaşadığı (yerleşim yeri kayıtları, kira sözleşmesi, tedbir kararı), davacının baba olmadığını hangi tarihte ve nasıl öğrendiği (rapor tarihi, yazışmalar, tanık listesi) ve davalıların kimler olduğu (koca, ana, çocuk ve gerektiğinde kayyım atanması talebi).
Bu belgeler bir araya geldiğinde hâkim, m.287 ile m.288 arasındaki ayrımı yapabilir, süreyi hesaplayabilir ve taraf teşkilini tamamlayarak DNA incelemesine geçebilir. Karar kesinleştiğinde nüfus kaydı düzeltilir, velayet ve nafaka ilişkisi kendiliğinden yeni duruma göre şekillenir ve biyolojik babayla bağ kurulmasının önü açılır. Aile hukukunun bu alanına ilişkin diğer konular aile hukuku sayfasında bir arada bulunmaktadır.
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; her dosya kendi olgularıyla değerlendirilir.
Bu konuyla ilgili emsal kararlar

6284 Tedbir Kararı Gerekçesiz Uzatılabilir mi? Kalıp İtiraz Reddine İhlal Kararı
Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru, 29.01.2026

Boşanma Davasında Ses Kaydı ve Ekran Görüntüsü Delil Olur mu?
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 18.09.2025

Nafakaya Yıllık Artış Oranı İstendi, Mahkeme Karar Vermedi: Yargıtay Ne Diyor?
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 24.03.2026




