İlme Hukuk Logo
İLME HUKUK BÜROSUHukuka Güven, Geleceğe Adım
İLME HUKUK BÜROSU
Hemen AraRandevu Al
Aile Hukuku#boşanma#katılma alacağı#mal kaçırma

Boşanmada Mal Kaçırma: Katılma Alacağının Korunması

Eşin boşanma öncesi malını üçüncü kişiye devretmesi TMK m.229 ve m.241 kapsamında nasıl ele alınır? İspat, önleyici tedbir ve üçüncü kişiye karşı dava yolları.

12 Eylül 2026
16 dk okuma
boşanmada mal kaçırma
Bir aracın ön camına asılmış satılık yazısı

Bir eş, boşanma davası açılmadan kısa süre önce üzerine kayıtlı bir taşınmazı ya da aracı üçüncü bir kişiye devrettiğinde, diğer eşin katılma alacağı fiilen tehlikeye girer. Boşanmada mal paylaşımı rehberi edinilmiş mallara katılma rejiminin genel işleyişini ve "eklenecek değerler" kavramını özetler; bu yazı o özetin üzerine inşa edilir ve yalnız tek bir soruya odaklanır: eş malını kaçırdıysa ya da kaçırma girişimindeyse, diğer eş hangi hukuki araçlarla korunur, bu korumayı nasıl ispatlar ve üçüncü kişiye karşı ne yapabilir.

Boşanmada Mal Kaçırma Nedir?

"Mal kaçırma" hukuki bir terim değil, uygulamada sık kullanılan bir tabirdir. Karşılığı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda (TMK) iki ayrı düzenlemede bulunur: TMK m.229 devreden eşin bu devri tasfiye hesabına geri eklenmiş gibi saydırır; TMK m.241 ise devri devralan üçüncü kişiye karşı ayrı bir dava hakkı tanır. İkisi de aynı ihtiyaçtan doğar: mal rejimi sona ermeden hemen önce ya da rejim devam ederken yapılan, diğer eşin katılma alacağını azaltmaya yönelik kazandırma ve devirlerin, tasfiyeyi anlamsız kılmasını önlemek.

Bu yazı üç ayrı ama birbirine bağlı soruyu ele alır: devir henüz yapılmadıysa hangi tedbirler istenebilir (TMK m.169, m.199, HMK m.389); devir yapıldıysa bunu mahkemede nasıl ispat edersiniz (TMK m.222, m.229); borçlu eşten tahsil mümkün olmazsa üçüncü kişiye karşı ne yapılır (TMK m.241, TBK m.19 muvazaa). Rejimin kendisi ve artık değerin nasıl hesaplandığı için mal paylaşımı hesaplama aracı ve yukarıda anılan rehber yeterlidir; burada hesap tekrarlanmaz.

Önemli bir sınırlama baştan belirtilmelidir: TMK m.229 yalnız edinilmiş mallara uygulanır. Devredilen mal, devreden eşin TMK m.220 anlamında kişisel malıysa (mal rejiminin başlangıcında zaten ona ait olan, miras yoluyla veya karşılıksız kazanma yoluyla edindiği ya da yalnız kişisel kullanımına yarayan bir değerse), bu malın satılması veya devredilmesi diğer eşin katılma alacağını doğrudan etkilemez — çünkü kişisel mallar zaten tasfiyeye girmez. Uygulamada sık görülen savunma tam da budur: devreden eş, "bu mal benim kişisel malımdı" der. TMK m.222/3 karinesi gereği ispat yükü bu savunmayı yapan taraftadır; kişisel mal olduğunu iddia eden, bunu göstermek zorundadır.

Erken müdahalenin önemi de burada ortaya çıkar: tasfiye davaları genellikle uzun sürer ve dava süresince devredilen bir malın izini bulmak, üçüncü kişinin elinde kalıp kalmadığını takip etmek zamanla zorlaşır. Devrin fark edildiği anla dava yoluna başvurma arasındaki gecikme, hem delillerin (banka kayıtları, tanık hafızası) zayıflamasına hem de üçüncü kişinin malı bir kez daha elden çıkarma ihtimaline yol açabilir; bu yüzden aşağıda ele alınan önleyici tedbirler, devir gerçekleşmeden önce harekete geçmenin neden tercih edilmesi gerektiğini gösterir.

TMK m.229: Eklenecek Değerler — İki Ayrı Fıkra, İki Ayrı Şart

Tasfiyede kural, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş malların paylaşılmasıdır (TMK m.235/1). Ancak eş, tasfiyeden hemen önce malını elden çıkarırsa ortada paylaşılacak bir şey kalmaz. Kanun koyucu bu boşluğu TMK m.229 ile kapatır: maddede sayılan iki hâlde, artık elde bulunmayan değerler mal rejiminin sona erdiği anda mevcutmuş gibi tasfiyeye dahil edilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2025/1911 E., 2026/4884 K. sayılı (30.04.2026) kararında madde şöyle özetlenir: "eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar ile mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler mal rejiminin sona erdiği anda mevcutmuş gibi tasfiyeye dahil edilir."

Fıkra 1 — Karşılıksız Kazandırmalar (Bir Yıllık Sınır)

Mal rejiminin sona ermesinden (genellikle boşanma kararının kesinleşmesinden) önceki bir yıl içinde, diğer eşin rızası alınmadan yapılan ve olağan hediye sayılmayan bağış niteliğindeki kazandırmalar bu fıkraya girer. Süre sabittir; kazandırmayı yapan eşin niyeti (kasıt) burada aranmaz — tek başına sürenin ve rızasızlığın gerçekleşmiş olması yeterlidir. Küçük çaplı, sosyal hayatın parçası sayılan hediyeler (doğum günü, bayram gibi) kapsam dışıdır.

Fıkra 2 — Azaltma Kastıyla Yapılan Devirler (Süre Sınırı Yok)

İkinci hâlde süre sınırı yoktur: mal rejiminin devamı süresince, diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılan her devir kapsama girer — devrin ne zaman yapıldığı önemsizdir, aranan tek şart azaltma kastının varlığıdır. Bu da fıkra 1'in tam tersi bir denge kurar: süre dar ama kasıt aranmaz (fıkra 1) / süre sınırsız ama kasıt ispat edilmesi gerekir (fıkra 2). İkisini karıştırmak, davanın dayanağını yanlış kurmak anlamına gelir.

ÖlçütTMK m.229/1TMK m.229/2
SüreRejimin sona ermesinden önceki 1 yılSınır yok (rejimin tüm süresi)
Aranan şartRıza yokluğu + karşılıksızlıkKatılma alacağını azaltma kastı
Kapsam dışıOlağan hediyeler
İspat zorluğuNispeten kolay (tarih + rıza yokluğu)Zor (öznel kastın ortaya konması gerekir)

Maddenin üçüncü fıkrası, bu kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıkta verilecek mahkeme kararının, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebileceğini düzenler. Bu ihbar şartı, üçüncü kişiyi sürecin dışında bırakmaz; aşağıdaki bölümde ele alınan TMK m.241 davasının önkoşullarından biridir.

Buradaki "ihbar", genel usul hukukundaki dava ihbarı kurumuna (HMK m.61-62) göre yapılır: taraflardan biri, davayı kaybettiği takdirde üçüncü kişiye rücu edebileceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı ona ihbar edebilir; ihbar yazılı yapılır, sebebi ve yargılamanın hangi aşamada olduğu belirtilir. İhbar edilen üçüncü kişi davaya katılıp katılmamakta serbesttir, ancak katılmasa dahi TMK m.229/3 gereği verilecek karar kendisine karşı ileri sürülebilir hâle gelir. Bu nedenle, devri m.229 kapsamında ele alan bir tasfiye davasında, ileride üçüncü kişiye karşı sonuç doğurma ihtimali varsa, ihbarın erken aşamada ve usulüne uygun yapılması ihmal edilmemelidir.

İki fıkra arasındaki farkı somutlaştırmak gerekirse: eş, boşanma davasından dört ay önce bir yakınına karşılıksız olarak bir arsa devretmişse — süre bir yılın içinde olduğu ve karşılıksız olduğu için — ayrıca bir kasıt aranmadan m.229/1 kapsamında değerlendirilir. Buna karşılık aynı eş, rejim daha yeni kurulmuşken, evliliğin ilk yıllarında bir aracı düşük bir bedelle üçüncü kişiye devretmişse, bu devir m.229/1'in bir yıllık penceresinin çok dışında kalır; ancak devrin diğer eşin ileride doğacak katılma alacağını azaltma amacı taşıdığı ayrıca ispatlanabilirse m.229/2 kapsamında değerlendirilir. Pratikte davacı taraf genellikle iki fıkrayı birlikte ileri sürer ve mahkeme delil durumuna göre hangisinin uygulanacağına karar verir.

İspat Yükü ve Kasıt: Mahkeme Neye Bakar?

Genel ispat kuralı TMK m.6/1'de yer alır: kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. Aynı ilke HMK m.190'da tekrarlanır ve karineye dayanan tarafın yalnızca karinenin temelini oluşturan olguyu ispatla yükümlü olduğu, karşı tarafın ise karinenin aksini ispat edebileceği eklenir.

Mal rejimi tasfiyesinde bu genel kural, TMK m.222 ile somutlaşır: "TMK'nin 222/1. maddesi uyarınca, belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. TMK'nin 222/3. maddesi uyarınca da, bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş maldır." Yani bir malın kişisel mal olduğunu iddia eden taraf bunu kanıtlamak zorundadır; aksi hâlde mal edinilmiş sayılır ve tasfiyeye girer.

Asıl güçlük TMK m.229/2'deki azaltma kastının ispatındadır — kimse "eşimin alacağını azaltmak için bu aracı sattım" diye yazılı beyanda bulunmaz. Yargıtay bu boşluğu, devrin zamanlamasına ve hayatın olağan akışına uygunluğuna bakarak dolduruyor. Yukarıda anılan 2. Hukuk Dairesi kararında, davalı eş adına kayıtlı iki aracın boşanma davası açılmadan sırasıyla 5 ve 8 gün önce üçüncü kişilere satış yoluyla devredildiği tespit edilmiş; Daire bu devirleri şöyle değerlendirmiştir: "Evlilik birliği içerisinde davalı erkek adına tescil edilen bu araçların boşanma davasından çok kısa bir süre önce 3. Kişilere devrinin, hayatın olağan akışına aykırı olup davacının alacağını azaltma kastıyla olduğu anlaşılmakla; dava konusu bu araçların eklenecek değer olarak kabul edilmesi gerekmektedir." Mahkeme burada doğrudan bir kasıt itirafı aramamış; devrin zamanlaması ile dava arasındaki yakınlığı tek başına yeterli bir karine olarak kabul etmiştir.

Pratikte ispatı güçlendiren unsurlar şunlardır: devrin dava tarihine (veya boşanmaya giden fiilî ayrılığa) yakınlığı, devredilen malın bedelinin gerçekten ödenip ödenmediği (banka kaydı, havale dekontu), devralan üçüncü kişinin eşle yakınlığı (akraba, iş ortağı) ve devirden sonra malın fiilen kimin elinde/kullanımında kaldığı. Bunların hiçbiri tek başına zorunlu unsur değildir; mahkeme dosyanın bütününe göre karar verir.

Delil toplama açısından, tapu ve trafik tescil müdürlüklerinden getirtilecek kayıtlar (devir tarihi, devir bedeli, devralan kişinin kimliği) davanın omurgasını oluşturur; buna banka hesap hareketleri (bedelin gerçekten yatıp yatmadığı), tanık beyanları (malın fiilî kullanımı) ve varsa taraflar arasındaki yazışmalar eklenir. Devredilen malın değeriyle tapuda/resmî kayıtta gösterilen bedel arasında büyük bir fark bulunması da mahkemenin dikkate aldığı bir emaredir; düşük gösterilen bedel, işlemin gerçek bir satıştan çok görünürde bir işlem olduğu ihtimalini güçlendirir ve bu fark ne kadar büyükse mahkemenin ikna olması da o kadar kolaylaşır.

Devir Henüz Yapılmadıysa: Önleyici Tedbirler

Yukarıdaki ispat yükü, devir zaten gerçekleşmişse devreye girer. Devrin önüne geçmek isteyen eş için kanun iki ayrı ve birbirinden bağımsız koruma aracı öngörür.

TMK m.169 — Dava Açıldıktan Sonra, Hâkim Kendiliğinden

Boşanma veya ayrılık davası açılmışsa, madde hâkime talep beklemeden harekete geçme yükümlülüğü yükler: "Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re'sen alır." Malların yönetimine ilişkin önlem talebi bu nedenle ayrı bir dilekçe gerektirmez; davanın açılmış olması yeterli bir zemin oluşturur — ancak hâkimin fiilen harekete geçmesi için mahkemenin dikkatinin somut tehlikeye (belirli bir malın elden çıkarılmak üzere olduğuna) çekilmesi pratikte gerekir.

TMK m.199 — Dava Şartı Aranmaz, Talep Şarttır

Bu düzenleme daha geneldir ve evlilik birliği devam ederken, hatta boşanma davası açılmadan önce de kullanılabilir; buna karşılık hâkimin harekete geçmesi için eşlerden birinin istemi zorunludur (m.169'daki "re'sen" burada yoktur). Şart, "ailenin ekonomik varlığının korunması veya evlilik birliğinden doğan malî bir yükümlülüğün yerine getirilmesi" gereğidir: "Ailenin ekonomik varlığının korunması veya evlilik birliğinden doğan malî bir yükümlülüğün yerine getirilmesi gerektirdiği ölçüde, eşlerden birinin istemi üzerine hâkim, belirleyeceği malvarlığı değerleriyle ilgili tasarrufların ancak onun rızasıyla yapılabileceğine karar verebilir." Hâkim taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisini kaldırırsa, bunu kendiliğinden tapu kütüğüne şerh ettirir: "Hâkim, eşlerden birinin taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisini kaldırırsa, re'sen durumun tapu kütüğüne şerhedilmesine karar verir." Bu şerh, üçüncü kişilerin tapu kaydına güvenerek iyiniyetli kazanım iddiasını önler.

İki düzenlemenin karıştırılmaması gereken noktası şudur: m.169 yalnız açılmış bir boşanma/ayrılık davası varken ve hâkimin kendiliğinden takdiriyle işler; m.199 davadan bağımsız çalışır ama istem şarttır ve hâkim yalnız belirlenen malvarlığı değerleriyle sınırlı bir tasarruf kısıtlaması koyar — malın mülkiyetini eşe geçirmez, yalnız üzerindeki tasarruf serbestîsini talebe bağlı kılar.

HMK m.389 — Dava Açıldıktan Sonra Genel İhtiyati Tedbir

TMK m.169 ve m.199 aile hukukuna özgü araçlardır; bunların dışında, katılma alacağı davası ya da üçüncü kişiye karşı açılan muvazaa/TMK m.241 davası fiilen açıldıktan sonra, genel usul hukukunun ihtiyati tedbir müessesesi de devreye girebilir. HMK m.389/1 şöyle der: "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir." Bu genel hüküm, davanın konusunu oluşturan belirli bir taşınmaz veya aracın dava süresince üçüncü kişilere devredilmesini önlemek için de kullanılabilir; TMK m.169/m.199'dan farkı, aile hukukuna özgü olmaması ve davanın tarafı hâline gelmiş her türlü uyuşmazlıkta (örneğin üçüncü kişiye karşı açılmış bir muvazaa davasında) uygulanabilmesidir.

Devir Zaten Yapıldıysa: Muvazaa mı, TMK m.241 mi?

Devir gerçekleşmiş ve borçlu eşin üzerine kayıtlı görünen mal artık üçüncü bir kişideyse, iki farklı dava yolu gündeme gelebilir; hangisinin izleneceği somut olaya göre değişir ve Yargıtay içinde bu ayrım hâlâ tartışılmaktadır.

Birinci yol — muvazaa (TBK m.19) ile doğrudan iptal. Devir bir satış görünümü altında yapılmış ama gerçekte bedel ödenmemişse (danışıklı/mutlak muvazaa) ya da tarafların gerçek iradesi görünürdeki işlemden farklıysa (nispi muvazaa), üçüncü kişiye karşı doğrudan tapu iptali istenebilir. Bu yolun mirasta uygulanan görünümü için muris muvazaası rehberine bakılabilir; oradaki ispat mantığı (bedelin gerçekten ödenip ödenmediği, tarafların ekonomik güçleri, devrin zamanlaması) burada da geçerlidir.

İkinci yol — TMK m.241 ile üçüncü kişiden tahsil. Madde şöyle der: "Tasfiye sırasında, borçlu eşin malvarlığı veya terekesi, katılma alacağını karşılamadığı takdirde, alacaklı eş veya mirasçıları, edinilmiş mallarda hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden eksik kalan miktarla sınırlı olarak isteyebilir." Bu yol, muvazaadan farklı olarak devrin gerçek olduğunu kabul eder; sadece borçlu eşin malvarlığı katılma alacağını karşılamaya yetmediğinde, aradaki farkı üçüncü kişiden — ve yalnızca o kişinin kazandığı miktarla sınırlı olarak — talep etmeye izin verir. Dava hakkı süreye bağlıdır: "Dava hakkı, alacaklı eş veya mirasçılarının haklarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde mal rejiminin sona ermesinin üzerinden beş yıl geçmekle düşer."

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2023/618 E., 2025/231 K. sayılı (16.04.2025) kararı, bu iki yolun pratikte nasıl kesiştiğini gösteren bir örnektir. Olayda eş, boşanma ve katılma alacağı davası açıldıktan kısa bir süre sonra üzerine kayıtlı taşınmazı üçüncü bir kişiye "satmış" göstererek devretmiş; diğer eş bu satışın danışıklı (muvazaalı) olduğunu ve katılma alacağını sonuçsuz bırakmak amacı taşıdığını ileri sürerek tapu iptali ve tescil istemiyle dava açmıştır. Kurul çoğunluğu, davacının bu davayı açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığının — yani gerçekten bir katılma alacağı olup olmadığının — önce mal rejimi tasfiyesi davasının sonucuna göre belirlenmesi gerektiğine (bekletici mesele) karar vermiş; muvazaa ispatlanırsa da tapu kaydının tamamen iptali yerine, İcra ve İflas Kanunu'nun 283/1. maddesinin kıyasen uygulanmasıyla alacaklı eşe haciz ve satış isteme yetkisi tanınması gerektiğini benimsemiştir. Kararın karşı oyu ise farklı bir çözüm önermiş; uyuşmazlığın aile hukukuna özgü ve doğrudan TMK m.241/1'e göre çözülmesi gerektiğini, üçüncü kişiden ancak borçlu eşten tahsil edilemeyen miktarla sınırlı ve öncelik borçlu eşe yöneltildikten sonra talepte bulunulabileceğini savunmuştur.

Bu tartışma, okuyucu için şu pratik sonucu doğurur: devrin muvazaalı (danışıklı, bedelsiz görünümlü) olduğu iddiasıyla açılan davalarda mahkeme, katılma alacağının varlığını önce tasfiye davasında netleştirmeyi bekletici mesele yapabilir ve sonuçta tapu iptali yerine haciz-satış yetkisi verebilir; TMK m.241'e dayanan ayrı bir dava ise ancak tasfiye kesinleştikten ve borçlu eşin malvarlığının yetersizliği ortaya çıktıktan sonra, üçüncü kişinin kazandığı miktarla sınırlı olarak açılabilir. İki yol da aynı anda, "ihtiyaten" açılamaz; hangisinin doğru olduğu dosyanın somut evresine bağlıdır ve bu noktada süreç yönetimi belirleyicidir. TMK m.241/1 metninde ayrıca "alacaklı eş veya mirasçıları" ifadesi geçer; alacaklı eş dava sonuçlanmadan vefat ederse bu hak mirasçılarına geçer, tıpkı borçlu eş vefat ettiğinde davanın onun terekesine karşı sürdürülebilmesi gibi.

ÖlçütMuvazaa (TBK m.19) + tapu iptali/hacizTMK m.241 üçüncü kişiye karşı dava
Devrin niteliğiGörünürdeki işlem gerçek değil (danışıklı/bedelsiz görünümlü satış)Devir gerçek, sadece borçlu eşin malvarlığı yetersiz
Ön şartKatılma alacağının varlığı (genelde bekletici mesele)Tasfiyenin kesinleşmiş olması + borçlu eşin malvarlığının yetersizliği
Talep edilebilecek sonuçTapu iptali veya (HGK çoğunluğuna göre) haciz-satış yetkisiÜçüncü kişinin kazandığı miktarla sınırlı tahsil
SüreGenel zamanaşımı (TBK m.146, 10 yıl)Öğrenmeden 1 yıl / rejimin sonundan 5 yıl

Dava Süreci: Mahkeme, Süre ve Zamanaşımı

Katılma alacağı ve buna bağlı m.229 taleplerine aile mahkemeleri bakar; katılma alacağı davasına uygulanan zamanaşımı, TBK m.146'daki genel on yıllık süredir ve bu süre mal rejiminin sona erdiği tarihten — genellikle boşanma kararının kesinleşmesinden — itibaren işlemeye başlar. TMK m.241'e dayanan üçüncü kişiye karşı dava ise yukarıda görüldüğü gibi kendi özel süresine tabidir: zararın öğrenilmesinden itibaren bir yıl, her hâlde rejimin sona ermesinden itibaren beş yıl.

Uygulamada sıralama şu şekilde işler: önce mal rejiminin tasfiyesi (katılma alacağı) davası açılır ve TMK m.229 kapsamındaki devirler bu davada "eklenecek değer" olarak hesaba katılması istenerek ileri sürülür; devir üçüncü kişiye ihbar edilmişse karar ona karşı da ileri sürülebilir hâle gelir (m.229/3). Tasfiye kararı kesinleştiği hâlde borçlu eşten tahsil mümkün olmuyorsa, ikinci aşamada TMK m.241'e dayanan ayrı dava gündeme gelir. Devrin danışıklı (muvazaalı) olduğu iddiası ise, yukarıdaki Hukuk Genel Kurulu kararının gösterdiği gibi, genellikle tasfiye davasıyla birlikte veya onun sonucunu bekleyerek yürütülür.

Dava dilekçesinde eklenecek değer olarak gösterilen malın açıkça tanımlanması (tapu bilgileri, araç plakası vb.), devrin tarihinin ve varsa devir bedelinin belirtilmesi, hangi fıkraya (m.229/1 veya m.229/2) dayanıldığının netleştirilmesi ve üçüncü kişiye karşı sonuç doğurması isteniyorsa üçüncü kişinin de davaya dahil edilerek kendisine dava ihbarında bulunulması gerekir. Katılma alacağı davaları nispi harca tabidir; dava değeri, talep edilen alacak miktarına göre belirlenir ve harç eksikliği giderilmeden yargılamaya devam edilemez. Yerel avukatlık hizmeti arayan okuyucular için Yalova bölgesinde boşanma avukatlığı sayfası büronun bu alandaki hizmet kapsamını gösterir.

Sıkça Sorulan Sorular

Eşimin malını elden çıkarmak üzere olduğunu öğrendim, dava açmadan önlem alabilir miyim?

Evet. Henüz boşanma davası açılmamışsa TMK m.199 kapsamında, ilgili malvarlığı değeri belirtilerek hâkimden tasarruf yetkisinin sınırlanması istenebilir; taşınmazsa bu karar tapu kütüğüne şerh edilir. Boşanma davası açılmışsa aynı talep m.169 kapsamında da gündeme getirilebilir.

Mal kaçırma nasıl ispat edilir?

Devrin, mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde ve rızasız yapılmış karşılıksız bir kazandırma olduğu gösterilirse (TMK m.229/1) ayrıca kasıt aranmaz. Süre dışı kalan devirlerde ise (m.229/2) devrin zamanlaması, bedelin gerçekten ödenip ödenmediği ve hayatın olağan akışına uygunluğu üzerinden azaltma kastı ortaya konur.

Üçüncü kişiye devredilen mal için doğrudan o kişiye dava açabilir miyim?

Devir bir danışıklı işlem (muvazaa) niteliğindeyse buna dayalı bir dava açılabilir; ancak mahkeme çoğunlukla katılma alacağının varlığını önce tasfiye davasında netleştirmeyi bekletici mesele yapar. Devrin gerçek olduğu ama borçlu eşin malvarlığının alacağı karşılamadığı hâllerde ise TMK m.241'e dayanan, üçüncü kişinin kazandığı miktarla sınırlı ayrı bir dava yolu vardır.

Boşanma davası açılmadan çok önce yapılan bir devir de kapsama girer mi?

TMK m.229/1'deki bir yıllık süre yalnız karşılıksız kazandırmalar için geçerlidir. Azaltma kastıyla yapılan devirlerde (m.229/2) süre sınırı yoktur; devrin ne zaman yapıldığı önemli değildir, aranan tek şart azaltma kastının ispatıdır.

Katılma alacağı davasını kazandım ama eşimde tahsil edilecek mal kalmamış, ne yapabilirim?

Tasfiye sırasında borçlu eşin malvarlığı alacağı karşılamıyorsa, TMK m.241 uyarınca eklenecek değerlerden yararlanan üçüncü kişiye karşı, yalnız o kişinin kazandığı miktarla sınırlı bir dava açılabilir. Bu hakkın, zararın öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve mal rejiminin sona ermesinden itibaren en geç beş yıl içinde kullanılması gerekir.

Tapuya konan şerh, malın satılmasını kesin olarak engeller mi?

TMK m.199 kapsamında konan şerh, hâkimin belirlediği malvarlığı değeri üzerindeki tasarrufun ancak diğer eşin rızasıyla yapılabileceğini duyurur; rıza olmadan yapılan işlem askıda hükümsüz kalır. Şerh, üçüncü kişinin "tapu kaydına güvendim" savunmasını ortadan kaldırdığı için caydırıcıdır, ancak şerhin konulması hâkimin bu yönde bir karar vermiş olmasına bağlıdır.

Eşim kişisel malını sattı, bu da mal kaçırma sayılır mı?

Hayır, kural olarak sayılmaz. TMK m.229 yalnız edinilmiş mallara eklenecek değerleri düzenler; devreden eşin TMK m.220 anlamında kişisel malı olan bir değerin satılması, diğer eşin katılma alacağını hesap yönünden etkilemez. Tartışma genellikle malın kişisel mi yoksa edinilmiş mi olduğu noktasında yoğunlaşır ve TMK m.222/3 karinesi gereği aksini iddia eden (kişisel mal olduğunu savunan) taraf bunu ispatla yükümlüdür.

Devredilen mal eşin kendi çocuğuna verildiyse durum değişir mi?

Hayır; kanun, devrin kime yapıldığına göre bir ayrım yapmaz. Devralanın ortak çocuk, yakın akraba veya tamamen ilgisiz bir üçüncü kişi olması, TMK m.229'un uygulanıp uygulanmayacağını değiştirmez — belirleyici olan devrin karşılıksız/rızasız niteliği (fıkra 1) veya azaltma kastı (fıkra 2) taşıyıp taşımadığıdır. Uygulamada devralanın eşe yakınlığı, azaltma kastının ispatını kolaylaştıran bir emare olarak değerlendirilebilir.

Katılma alacağı davası on yıl içinde açılabiliyorsa, TMK m.241'deki beş yıllık süre neden daha kısa?

Bu iki süre farklı aşamaları düzenler. TBK m.146'daki on yıllık genel zamanaşımı, borçlu eşe karşı açılacak katılma alacağı (tasfiye) davası için geçerlidir ve mal rejiminin sona ermesinden itibaren işler. TMK m.241'deki bir/beş yıllık süre ise, tasfiye davası zaten sonuçlandıktan ve borçlu eşin malvarlığının yetersiz kaldığı ortaya çıktıktan sonra, üçüncü kişiye karşı açılacak ikinci ve ayrı davayı düzenler. Uygulamada tasfiye davası uzun sürebildiğinden, alacaklı eşin üçüncü kişiye karşı harekete geçebileceği fiilî pencere, görünürdeki on yıldan çok daha kısa olabilir; bu nedenle devrin fark edildiği andan itibaren zaman kaybetmemek önemlidir.

Sonuç

Boşanma sürecinde mal kaçırma iddiaları, tek bir hükme değil, birbirini tamamlayan birden fazla mekanizmaya dayanır: devir henüz yapılmamışsa TMK m.169, m.199 ve HMK m.389 önleyici tedbir sağlar; devir yapılmış ve tasfiye aşamasındaysa TMK m.229 bunu hesaba geri ekler; tahsil borçlu eşten mümkün olmuyorsa TMK m.241 üçüncü kişiye karşı sınırlı bir yol açar; devir bir danışıklı işlemse TBK m.19 muvazaa hükümleri ayrı bir dava zemini oluşturur. Hangi yolun, hangi aşamada ve hangi sırayla izleneceği somut dosyanın delil durumuna göre değişir; bu nedenle devrin fark edildiği andan itibaren zamanında ve doğru dava türüyle hareket etmek, sonradan ortaya çıkabilecek süre ve ispat güçlüklerinin önüne geçmek açısından belirleyicidir.

Kısaca izlenecek yol şu sırayla özetlenebilir:

  • Devir henüz gerçekleşmediyse ve somut bir tehlike varsa, boşanma davası açılmışsa TMK m.169 kapsamında mahkemenin dikkatine sunulur; dava açılmadıysa TMK m.199 kapsamında ayrı bir talep yöneltilir.
  • Devir gerçekleşmişse, tarih, bedel ve tarafların yakınlığı gibi delillerle hangi fıkranın (m.229/1 veya m.229/2) uygulanacağı belirlenip tasfiye davasında "eklenecek değer" olarak ileri sürülür; üçüncü kişiye karşı sonuç istenecekse ona dava ihbar edilir.
  • Tasfiye kesinleştiği hâlde borçlu eşten tahsil mümkün olmuyorsa, süresi içinde (öğrenmeden 1 yıl, her hâlde 5 yıl) TMK m.241'e dayalı ayrı dava değerlendirilir; devrin danışıklı olduğu düşünülüyorsa muvazaa iddiası bu süreçle birlikte, dosyanın hangi aşamada olduğu gözetilerek ele alınır.

Yazar

Av. Mesut İLME

İlme Hukuk & Danışmanlık kurucu avukatı. Aile, iş, ceza ve ticaret hukuku alanlarında 20+ yıl deneyim ile Yalova ve Türkiye genelinde online avukatlık hizmeti sunmaktadır.

Profili Görüntüle
Bilgilendirme: Bu makale yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki tavsiye yerine geçmez. Somut bir uyuşmazlığınız için bir avukatla görüşmeniz önerilir.