İlme Hukuk Logo
İLMEHUKUK BÜROSU
İLME HUKUK BÜROSU
Hemen AraRandevu Al
Tohumlarını saçmaya hazır bir karahindiba başının yakın çekimi

Uzun Süren Dava İçin Devletten Tazminat Alınabilir mi? Komisyonun Düşük Rakamına AYM Freni

AYM, on iki yıl süren ceza davası için Tazminat Komisyonunun verdiği 7.500 TL'yi yetersiz buldu. Makul süre tazminatı nasıl denetlenir, itiraz dilekçesinde ne yazılmalı.

Mahkeme
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No
2020/31969
Karar tarihi
24.10.2024
Resmî kaynak
Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası
Av. Mesut İLME — Yalova Barosu

Av. Mesut İLME

Yalova Barosu, sicil 287

Yayın
19 Eylül 2026
7 dk
okuma

Özet

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, on iki yılı aşan bir ceza yargılaması için Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonunun takdir ettiği 7.500 TL manevi tazminatı yetersiz buldu ve makul sürede yargılanma hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verdi. Karar başvurucu lehinedir. Başvurucu 2006'da gözaltına alınmış, on sanıklı dava üç derecede 12 yıl 29 gün sürmüş ve beraatle sonuçlanmıştı. Uzun yargılama şikâyeti önce Anayasa Mahkemesine gitmiş, Mahkeme 2018'de Komisyon yolunun tüketilmesi gerektiğini söylemişti. Komisyon ihlali kabul etti ama tutarı düşük belirledi; Ankara Bölge İdare Mahkemesi itirazı reddetti. Anayasa Mahkemesi, tutarın makul sürenin aşımıyla orantılı olmadığını ve kendi içtihadına uymadığını tespit etti. Giderim olarak para ödemedi: dosyayı yeniden karar verilmesi için Bölge İdare Mahkemesine gönderdi, 50.000 TL manevi ve 50.000 TL maddi tazminat taleplerini reddetti, 30.000 TL vekâlet ücretini yargılama gideri olarak başvurucuya ödetti. İki iddia ise kabul edilemez bulundu: Komisyonun vekâlet ücretine hükmetmemesi ihlal değildir, çünkü Komisyon idari bir kuruldur ve yargı mercii sayılmaz; bireysel başvuruda geçen sürenin hesaba katılmadığı iddiası ise itiraz aşamasında ileri sürülmediği için başvuru yolları tüketilmemiş sayıldı. Karar, Komisyon rakamının denetlenebildiğini ve her itirazın idari yargı aşamasında dile getirilmesi gerektiğini gösteriyor.

İnceleme

Komisyonun takdir ettiği tazminat rakamı denetimsiz değil

Uzun süren bir davanın mağduru bugün iki kapıyla karşılaşıyor. Birincisi Adalet Bakanlığı bünyesindeki İnsan Hakları Tazminat Komisyonu, ikincisi Anayasa Mahkemesi. Anayasa Mahkemesi 2018'den bu yana makul sürede yargılanma şikâyetlerinde önce Komisyon yolunun tüketilmesini istiyor ve bu yolu etkili sayıyor. Peki Komisyon ihlali kabul edip de düşük bir rakam yazarsa ne olur? Bu karar tam o soruya cevap veriyor: Komisyonun takdir yetkisi sınırsız değildir. Tazminat, makul sürenin aşımıyla orantılı olmalı ve Anayasa Mahkemesinin benzer dosyalarda verdiği tutarlarla uyumlu olmalıdır. Aksi hâlde Komisyon yolu, Mahkemenin ifadesiyle, somut olayda başarı şansı sunma potansiyelini yitirir ve bu kez Anayasa'nın 40. maddesindeki etkili başvuru hakkı ihlal edilmiş olur.

Kararın yol gösterici yanı şu: Anayasa Mahkemesi, Komisyonun tazminat hesabını yalnız usul yönünden değil, rakamın yeterliliği yönünden de denetlediğini açıkça söylüyor. Bu denetim, uzun yargılama nedeniyle Komisyona giden herkesin elindeki tek gerçek güvence. Bireysel başvuru yolunun bu dosyada nasıl işlediği, sürecin her adımında ne yapılması gerektiğini de gösteriyor.

On sanıklı ceza davası üç derecede on iki yıl sürdü ve beraatle bitti

Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla Eylül 2006'da gözaltına alındı. Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan dava on sanıklıydı. İlk derece mahkemesi Nisan 2017'de beraat kararı verdi; istinaf başvurusu Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesince Haziran 2017'de reddedildi; Yargıtay 16. Ceza Dairesi Kasım 2018'de kararı onadı. Gözaltından kesinleşmeye kadar geçen süre 12 yıl 29 gün.

Başvurucu daha dava sürerken, 2015'te, yargılamanın makul süreyi aştığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurmuştu. Mahkeme Aralık 2018'de bu başvuruyu kabul edilemez buldu ve 6384 sayılı Kanun'la kurulan Tazminat Komisyonuna gidilmesi gerektiğini söyledi. Başvurucu Şubat 2019'da Komisyona müracaat etti. Komisyon Nisan 2020'de ihlali kabul etti, davanın on sanıklı ve üç dereceli olduğunu vurgulayarak 7.500 TL manevi tazminata hükmetti. Vekâlet ücreti takdir etmedi.

Başvurucu Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11. İdari Dava Dairesine itiraz etti; rakamın Anayasa Mahkemesinin emsal başvurulardaki tutarlarıyla kıyaslanamayacak kadar düşük olduğunu ve vekâlet ücreti verilmemesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürdü. Daire Eylül 2020'de itirazı reddetti: tutar davanın konusu, uyuşmazlığın niteliği ve sürenin uzunluğuyla orantılıydı; 6384 sayılı Kanun'da vekâlet ücreti öngören bir kural da yoktu. Başvurucu Ekim 2020'de ikinci kez Anayasa Mahkemesine başvurdu.

Süreyle orantılı olmayan tazminat başvuru yolunun başarı şansını yitirmesi demek

Anayasa Mahkemesi üç iddiayı ayrı ayrı ele aldı.

Vekâlet ücreti iddiasını kabul edilemez buldu. Gerekçe, daha önce Ahmet Doğan kararında kurulan ilkeye dayanıyor: Tazminat Komisyonu yargı mercii değil, Bakanlık bünyesinde kurulmuş idari bir kuruldur. Kararları kesin hüküm niteliği taşımaz ve idari yargı denetimine tabidir. Başvuruların incelenmesinde karşı taraf ya da davalı yoktur. Komisyon yalnız kanunun öngördüğü şekilde tazminata hükmedebilir; vekâlet ücreti takdir etme yetkisi bulunmaz. Avukatlık Kanunu'nun karşı tarafa yükletilecek ücrete ilişkin hükmü de yargı mercilerinden söz eder. Dolayısıyla Komisyonun vekâlet ücreti vermemesi adil yargılanma hakkına müdahale sayılmaz.

Asıl iddia tazminat tutarına ilişkindi. Mahkeme, olayın hukuki nitelendirmesini kendisi yaptı ve şikâyeti makul sürede yargılanma hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı kapsamında inceledi. Bunun mantığı açık: Mahkeme Komisyon yolunu etkili görüp tüketilmesini istemişti; şimdi bu yolun gerçekten giderim sağlayıp sağlamadığını denetlemesi gerekiyordu. Etkili başvuru hakkı, hak ihlali iddiasının incelenebileceği ve yeterli giderim sağlayabilen bir yolun yalnız mevzuatta yazması değil, pratikte de başarı şansı sunmasıdır.

Sürenin hesabında Mahkeme yerleşik ölçütlerini tekrarladı: yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve makamların tutumu, başvurucunun hızlı sonuç almadaki menfaatinin niteliği. Somut olayda on iki yılı aşan süre makul değildi; bunu Komisyon da kabul etmişti. Mesele yalnız rakamdı. Mahkeme, 7.500 TL'nin on iki yılı aşan bir yargılama için makul sürenin aşımıyla orantılı belirlenmediğini, yetersiz olduğunu ve Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına uymadığını tespit etti. Kritik cümle şu: teorik düzeyde etkili olan Komisyon, öngörülebilir olmayan bu yorumu nedeniyle somut olayda başarı şansı sunma potansiyelini yitirmiştir.

Üçüncü iddia, bireysel başvuruda geçen sürenin hesaba katılmaması, usulden düştü. Başvurucu bunu ilk kez Anayasa Mahkemesi önünde dile getirmişti; Bölge İdare Mahkemesine yaptığı itirazda yazmamıştı. Mahkeme, Anayasa'nın 148. maddesi ve 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesi uyarınca başvuru yollarının usulünce tüketilmediğine karar verdi.

Anayasa Mahkemesi para ödemedi, dosyayı Bölge İdare Mahkemesine yeniden gönderdi

Hüküm iki yönlü. Anayasa'nın 36. maddesindeki makul sürede yargılanma hakkıyla bağlantılı olarak 40. maddesindeki etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verildi. Ancak giderim olarak tazminat ödenmedi: başvurucunun 50.000 TL manevi ve 50.000 TL maddi tazminat talepleri reddedildi. Mahkeme, ihlalin Komisyon kararından kaynaklandığını ve yeniden yargılamanın yeterli giderim sağlayacağını söyleyerek kararı Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11. İdari Dava Dairesine gönderdi. Dairenin yapacağı iş, ihlal kararındaki ilkelere uygun yeni bir karar vermek. Başvurucuya ayrıca 30.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama gideri ödenmesine hükmedildi.

Uygulamadaki etkisi şu: Komisyon ve itiraz mercii, tazminatı belirlerken yalnız kendi hakkaniyet takdirine değil, Anayasa Mahkemesinin benzer dosyalarda verdiği tutarlara bakmak zorunda. Rakam bu çizginin çok altında kalırsa Anayasa Mahkemesi dosyayı geri gönderiyor. Bu, Komisyon önündeki her başvurucu için emsal rakamların ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

İtiraz dilekçesinde her rakamı ve süreyi ayrı ayrı dile getirin

Uzun süren bir dava için tazminat arayan kişinin bu karardan çıkaracağı birkaç ders var. Bunlar genel bilgilendirme niteliğindedir; dosyanızın kendi koşulları farklı sonuç doğurabilir.

Yolun sırası önemli. Anayasa Mahkemesi 2018'den bu yana Komisyon yolunu etkili sayıyor; Genel Kurul da 2023'te, o tarihte derdest olan başvurular için aynı yolu işaret etti (Veysi Ado, B. No: 2022/100837, 27/4/2023). Aynı kararda bu düzenlemenin dönemsel nitelikte olduğu ve daha sonraki başvuruların ayrıca değerlendirileceği de not edildi. Başvurunuzun tarihi hangi yolun açık olduğunu değiştirebilir; adım atmadan önce mevzuatın güncel hâline bakılmalıdır.

Komisyon kararına itiraz aşamasını boş geçmeyin. Bu dosyada bireysel başvuruda geçen sürenin hesaba katılmadığı iddiası, itiraz dilekçesinde yazılmadığı için hiç incelenmedi. Sürenin başlangıcı, bitişi, hangi aşamaların dahil edildiği, benzer dosyalarda Anayasa Mahkemesinin verdiği tutarlar: hepsi itiraz dilekçesinde ayrı ayrı yer almalı. Anayasa Mahkemesi yalnız alt mercide dile getirilmiş şikâyetleri inceliyor.

Komisyondan vekâlet ücreti beklemeyin. Komisyon idari bir kuruldur ve bu yetkisi yoktur; Anayasa Mahkemesi bunu ihlal saymıyor. Buna karşılık bireysel başvuru aşamasında ihlal kararı çıkarsa vekâlet ücreti yargılama gideri olarak ödeniyor; bu dosyada 30.000 TL ödendi.

Anayasa Mahkemesinden doğrudan para beklemeyin. Mahkeme bu dosyada tazminat talebini reddedip dosyayı Bölge İdare Mahkemesine gönderdi. Yeni rakam orada belirlenecek. Süreç uzun ve teknik; başvuru formundan itiraz dilekçesine kadar her aşamada emsal tutarların belgelenmesi gerekiyor. Bu tür dosyalarda Yalova ve çevresinde çalışan bir avukatla yol haritası çıkarmak süreyi ve hak kaybını azaltır.

Uzun yargılama tazminatı hakkında en çok merak edilen sorular

Davam çok uzun sürdü, doğrudan Anayasa Mahkemesine gidebilir miyim?

Anayasa Mahkemesi 2018'den bu yana makul süre şikâyetlerinde önce Tazminat Komisyonu yolunun tüketilmesini istiyor. Bu dosyada da ilk başvuru bu gerekçeyle kabul edilemez bulunmuş, başvurucu Komisyona yönlendirilmişti. Komisyon kararına karşı Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilir; ancak o aşamadan sonra bireysel başvuru gündeme gelir. Yolun ayrıntısı başvurunuzun tarihine göre değişebilir.

Komisyon ihlali kabul etti ama rakam düşük, ne yapabilirim?

Önce Komisyon kararına karşı Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilir. İtiraz dilekçesinde sürenin uzunluğu, dava sayısı ve dereceleri, Anayasa Mahkemesinin benzer dosyalarda verdiği tutarlar somut biçimde yazılmalı. İtiraz reddedilirse bireysel başvuru yapılabilir. Bu kararda Anayasa Mahkemesi, on iki yılı aşan yargılama için verilen 7.500 TL'yi yetersiz buldu ve dosyayı yeniden karar verilmesi için geri gönderdi.

Komisyona avukatla başvurdum, vekâlet ücreti alabilir miyim?

Komisyondan alamazsınız. Anayasa Mahkemesine göre Komisyon yargı mercii değil idari bir kuruldur ve vekâlet ücreti takdir etme yetkisi yoktur; bu durum adil yargılanma hakkını ihlal etmez. Bireysel başvuruda ihlal kararı çıkarsa ise vekâlet ücreti yargılama gideri olarak Hazine tarafından ödenir.

Anayasa Mahkemesi tazminat verir mi, yoksa dosyayı geri mi gönderir?

Bu dosyada Mahkeme tazminat ödemedi; ihlalin Komisyon kararından kaynaklandığını söyleyip dosyayı Bölge İdare Mahkemesine gönderdi ve yeni bir karar verilmesini istedi. Tazminat taleplerinin reddi de hükümde açıkça yer alıyor. Yeni rakam idari yargıda belirlenecek.

Kararın tam metni

~12 dk okuma

Metin, Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası resmî yayınından alınmıştır. Kaynakta açın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
S.D. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2020/31969)
Karar Tarihi: 24/10/2024
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR

GİZLİLİK TALEBİ KABUL

Başkan:Basri BAĞCI
Üyeler:Engin YILDIRIM
Rıdvan GÜLEÇ
Kenan YAŞAR
Ömer ÇINAR
Raportör:Mehmet Yavuz YAŞAR
Başvurucu:S.D.
Vekili:Av. V.Ö.

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

  1. Başvuru, Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu tarafından hükmedilen tazminatın yetersiz olması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ve vekâlet ücretine hükmedilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

  2. Başvurucu, hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yapılan soruşturmada 21/9/2006 tarihinde gözaltına alınmıştır. Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 31/10/2006 tarihli iddianamesiyle atılı suçtan cezalandırılması istemiyle Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) dava açılmıştır.

  3. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda 17/4/2017 tarihli kararla başvurucunun beraatine hükmolunmuş, yapılan istinaf başvurusu ise Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 14/6/2017 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Kararın temyizi üzerine Yargıtay 16. Ceza Dairesi 29/11/2018 tarihli kararla Mahkeme kararını onamıştır.

  4. Başvurucu, kamu davasında yargılamanın makul süreyi aştığı iddiasıyla 9/11/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunmuştur. Başvuru 2015/1784 bireysel başvuru numarasına kaydedilmiştir.

  5. Anayasa Mahkemesi 26/12/2018 tarihinde başvurucunun 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'la kurulan İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna (Tazminat Komisyonu) başvurması gerektiğinden başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

  6. Bunun üzerine başvurucu makul sürede yargılanma hakkına ilişkin hak ettiği tazminatın ödenmesi ayrıca tarafına lehe vekâlet ücretine hükmedilmesi istemiyle 8/2/2019 tarihinde Tazminat Komisyonuna başvurmuştur.

  7. Tazminat Komisyonu 30/4/2020 tarihli kararıyla makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesinin uzun yargılama konusundaki yerleşik içtihatları gözönüne alınarak hakkaniyet ölçüsünde ve takdiren başvurucu için 7.500 TL manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Tazminat Komisyonu karar gerekçesinde; başvuruya konu yargılamanın on sanıklı olduğunu, üç dereceli olarak görülen yargılamanın 12 yıl 29 gün sürdüğünü vurgulamıştır.

  8. Başvurucu, karara karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11. İdari Dava Dairesine (Bölge İdare Mahkemesi) itirazda bulunmuştur. Başvurucu itiraz dilekçesinde, Tazminat Komisyonunca takdir edilen tazminat tutarının Anayasa Mahkemesine yapılan emsal başvurular yönünden hükmedilen tazminat miktarıyla kıyaslandığında çok düşük olduğunu iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca yargılama gideri ile vekâlet ücreti takdir edilmemiş olmasının usul ve kanun hükümlerine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

  9. Bölge İdare Mahkemesi 10/9/2020 tarihli kararla başvurucunun itirazının reddine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde, ödenmesine karar verilen tazminat miktarının davanın konusu, uyuşmazlığın niteliği ve şikâyete konu edilen yargılamanın süresi gözönünde bulundurulmak suretiyle makul sürenin aşımıyla orantılı olarak belirlendiği ve bu nedenle hakkaniyete, Anayasa Mahkemesi ile AİHM içtihatlarına uygun olduğu belirtilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi ayrıca 6384 sayılı Kanun'da, yapılan başvurularda vekil ile temsil olunması hâlinde başvuranlar lehine vekâlet ücreti takdir edileceği yolunda bir kuralın yer almadığını ifade ederek Tazminat Komisyonu kararını bu yönüyle de hukuka uygun bulmuştur.

  10. Nihai karar 23/9/2020 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir.

  11. Başvurucu 1/10/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

II. DEĞERLENDİRME

  1. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

A. Lehe Vekâlet Ücretine Hükmedilmemesi Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

  1. Başvurucu, Tazminat Komisyonu tarafından lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

  2. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer iddiaları Ahmet Doğan (B. No: 2014/11359, 16/9/2015) kararında incelemiş ve uygulanacak ilkeleri belirlemiştir. Anılan kararda başvurucu, Tazminat Komisyonuna yaptığı başvuru nedeniyle lehe avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürmekte ise de 6384 sayılı Kanun yalnızca makul sürede yargılama yapılmaması ile mahkeme kararlarının icra edilmemesi iddialarıyla AİHM'e yapılan başvuruları incelemek üzere idari bir kurul olan Tazminat Komisyonun kurulmasını öngörmektedir. Anılan Kanun gereği başvuruların incelenmesinde başvurucular dışında karşı taraf veya davalı sıfatıyla hiçbir kurum veya kişinin yer almadığı, Tazminat Komisyonu başvurucunun iddialarını haklı gördüğü takdirde ancak Kanun'da öngörülen şekilde tazminata hükmedebileceği, bunun dışında vekâlet ücretine hükmetme yetkisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Somut başvuruda, anılan kararlarda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

  3. 6384 sayılı Kanun uyarınca oluşturulacak Tazminat Komisyonunun verdiği kararların "kesin hüküm" niteliğini taşımadığı, yargı fonksiyonu kapsamında olmadığı, başvuruları inceleme süreci ve uygulayacağı usulün idari nitelikte olduğu, kararlarının idari yargı denetimine tabi olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Tazminat Komisyonunun, yargısal faaliyet yürüten bir makam veya merci olmayıp Bakanlık bünyesinde kurulan ve sekretaryasını Bakanlığın yürüttüğü bir idari kurul olduğu açıktır.

  4. 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 164. maddesine göre avukatlık ücreti hukuki yardım karşılığı ödenen meblağı ifade etmektedir. Aynı Kanun'un 169. maddesinde ise yargı mercilerince karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücretinin miktarının nasıl hesaplanacağı belirtilmiş olup hükümde "yargı mercilerinden" bahsedildiği anlaşılmaktadır. Avukatlık ücretinin miktarları da Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nde belirtilmiştir.

  5. Başvuru konusu olayda başvurucunun Tazminat Komisyonuna yaptığı başvuru üzerine makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilerek 6384 sayılı Kanun gereği başvurucuya yalnızca tazminat ödenmesine karar verildiği, anılan Kanun ve Komisyonun yetkisi gereği başvurucu lehine vekâlet ücretine karar verilmemesinin başvurucunun adil yargılanma hakkına bir müdahale oluşturmadığı kabul edilmiş; başvurucunun Komisyon tarafından hüküm altına alınan tazminatın ödenmediğine yönelik herhangi bir iddiasının da bulunmadığı anlaşılmıştır.

  6. Açıklanan gerekçelerle vekâlet ücretine hükmedilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkına yönelik açık ve görünür bir ihlal saptanmadığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede Yargılanma Hakkı İle Bağlantılı Olarak Etkili Başvuru Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

  1. Başvurucu, Tazminat Komisyonunca takdir edilen tazminat tutarının Anayasa Mahkemesine yapılan emsal başvurular yönünden hükmedilen tazminat miktarıyla kıyaslandığında çok düşük olduğunu ileri sürmüştür.

  2. Bakanlık görüşünde, Tazminat Komisyonunun müracaata konu dosyadaki bilgi ve belgeleri AİHM ve Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkına ilişkin yerleşik içtihatlarını da dikkate alarak karar verdiği belirtilmektedir. Bakanlık görüşünde ayrıca; ceza yargılamasındaki sanık sayısı, olayın karmaşıklığı, olayın kendine özgü koşulları, yargılamanın uzamasında müracaat edene yüklenilebilecek herhangi bir kasıt veya kusurun bulunup bulunmadığı ve davanın müracaat edenler açısından taşıdığı önemin birlikte değerlendirildiği, Tazminat Komisyonu kararının itirazen incelenmesi sonucunda Bölge İdare Mahkemesi tarafından da hukuka uygun bulunduğu belirtilmiştir.

  3. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

  4. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Somut olayda temel mesele başvurucunun yargılandığı davanın makul sürede tamamlanmaması olduğundan başvuruya konu şikâyetlerin makul sürede yargılanma hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

  5. Anayasa Mahkemesinin bir ihlal iddiasının giderilmesi için etkili olarak görüp tüketilmesi gerektiğini belirttiği bir başvuru yoluna başvurulduktan sonra yapılacak bireysel başvurularda ihlal iddialarının yine ilk başvuruda ihlal edildiği ileri sürülen hak yönünden incelenebileceği açıktır.

  6. 6384 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesi ile "Anayasa Mahkemesinde bulunan bazı bireysel başvurular hakkında Komisyona müracaat" düzenlenmiştir. Anılan hükümde geçici 2. maddenin yürürlüğe girdiği 31/7/2018 tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesinde derdest olan bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat üzerine Tazminat Komisyonu tarafından incelenebileceği belirtilmiştir. Bu düzenlemeden sonra Anayasa Mahkemesi, Tazminat Komisyonuna başvurunun ilk bakışta başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğunu kabul ederek başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararları vermiştir (bkz. Ferat Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018).

  7. Bu sebeple Anayasa Mahkemesinin Tazminat Komisyonunu etkili görüp bu yolun tüketilmesi gerektiğini belirttiği ilk başvuru başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olduğundan Tazminat Komisyonuna yapılan başvuruda söz konusu ihlal iddialarının incelenmemesine/giderilememesine dair eldeki -ikinci- başvuruda ileri sürülen iddiaların da makul sürede yargılanma hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı yönünden incelenmesi gerekir.

  8. Buna göre makul sürede yargılanma hakkı ihlali iddiasıyla 31/7/2018 tarihine kadar Anayasa Mahkemesine yapılan başvurular yönünden bir kanun yolu oluşturulmuş olup eldeki başvuruda inceleme, söz konusu kanun yolundan başvurucunun tazminatının düşük hesaplanmasına yönelik Tazminat Komisyonu kararı ve bu karara karşı itirazı inceleyen Bölge İdare Mahkemesi kararına ilişkin olacaktır.

  9. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeninin de bulunmadığı anlaşılan makul sürede yargılanma hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

  10. Etkili başvuru hakkı; anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya (yeterli giderim sağlama) elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlanması olarak tanımlanabilir (Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019, § 47; Murat Haliç, B. No: 2017/24356, 8/7/2020, § 44).

  11. Öte yandan şikâyetlerin esasının incelenmesine imkân sağlayan ve gerektiğinde uygun bir telafi yöntemi sunan etkili hukuk yollarının olması ilgililere etkili başvuru hakkının sağlanmasının bir gereğidir. Buna göre kişilerin mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla öngörülen yargı yollarının mevzuatta yer alması yalnız başına yeterli olmayıp bu yolun aynı zamanda pratikte de başarı şansı sunması gerekir. Söz konusu yola başvurulabilmesi için öngörülen koşullar somut olaylara tatbik edilirken dayanak işlem, eylem ya da ihmallerden kaynaklanan savunulabilir nitelikteki iddiaların bu doğrultuda geniş şekilde değerlendirilmesi, koşulların oluşmadığı sonucuna ulaşılması durumunda ise bu durumun yargı makamları tarafından ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanması gerekir (İlhan Gökhan, B. No: 2017/27957, 9/9/2020, §§ 47, 49).

  12. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği tarih, yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50, 52). Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41, 45).

  13. Somut olayda, başvurucunun 21/9/2006 tarihinde gözaltına alınmasıyla başlayan sürecin nihai karar tarihi itibarıyla toplam yargılama süresinin 12 yıl sürdüğü görülmüştür. Buna göre yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir ki bu husus Tazminat Komisyonunca da kabul edilmektedir. Başvuruya konu mesele, yargılama süresine göre belirlenen tazminat miktarının anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda verdiği kararlara göre yeterli olup olmadığı ile ilgilidir.

  14. Buna göre Tazminat Komisyonu tarafından 12 yılı aşkın yargılama süresine ilişkin olarak belirlenen tazminat miktarının makul sürenin aşımıyla orantılı olarak belirlenmediği, tazminat miktarının yetersiz olduğu, Anayasa Mahkemesi ve AİHM içtihadına uygun olmadığı sonucuna varılmıştır (bkz. Haluk Ercan ve Mürsel Ünlü, B. No: 2020/6129, 17/6/2020. Burhan Çiçek, B. No: 2019/18325, 21/7/2020).

  15. Bu hâliyle makul sürede yargılanma hakkına ilişkin ihlalin giderilmesi bakımından teorik düzeyde etkili olduğu saptanan Tazminat Komisyonu, öngörülebilir olmayan bu yorumu sebebiyle somut olayda başarı şansı sunma potansiyelini yitirmiştir. Bu ihlalin giderilmesi için ihdas edilen başvuru yolu olan Tazminat Komisyonunca hükmedilen tazminatın yetersiz olması suretiyle makul sürede yargılanma hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

  16. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkı ile bağlantılı olarak 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. Bireysel Başvuru Aşamasında Geçen Sürenin Makul Süre Hesaplamasında Dikkate Alınmadığına İlişkin İddia

  1. Başvurucu Tazminat Komisyonunca takdir edilen tazminat tutarı hesaplanırken Anayasa Mahkemesinde bireysel başvuru aşamasında geçen sürenin tazminat hesabına dâhil edilmediğini ve bu yönüyle de tazminat tutarının çok düşük olduğunu ileri sürmüştür.

  2. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."

  1. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

  1. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların öncelikle yargı mercileri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).

  2. Başvurucunun makul sürenin hesabında Anayasa Mahkemesinde bireysel başvuruda geçen sürenin dikkate alınmadığına yönelik iddiasını ilk kez bireysel başvuru formunda ileri sürdüğü görülmüştür. Buna göre başvurucunun yukarıda belirtilen şikâyetlerini Bölge İdare Mahkemesinde dile getirmeyip doğrudan bireysel başvuruda bulunduğu, böylece bireysel başvuru yolunu usulünce tüketmediği anlaşılmıştır.

  3. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

  1. Başvurucu; 50.000 TL manevi, 50.000 TL maddi tazminat talebinde bulunmuştur. İncelenen başvuruda yargılama sürecinin uzun sürmesi başvurucuların makul sürede yargılanma hakkını ihlal etmiştir. Uzun süren yargılamaya karşın Tazminat Komisyonu yeterli tazminat miktarına hükmetmemiştir. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin Tazminat Komisyonu kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

  2. Başvuruda tespit edilen makul sürede yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği Bölge İdare Mahkemesince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

  3. İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli tutulması talebinin KABULÜNE,

C. 1. Vekâlet ücretine hükmedilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

  1. Makul sürede yargılanma hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

  2. Bireysel başvuru aşamasında geçen sürenin makul süre hesaplamasında dikkate alınmadığına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

D. Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

E. Kararın bir örneğinin makul sürede yargılanma hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11. İdari Dava Dairesine (E.2020/296, K. 2020/2437) GÖNDERİLMESİNE,

F. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

G. 30.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

H. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

İ. Kararın bir örneğinin bilgi için Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığına (Karar No: 2020/1205) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 24/10/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Bu alandaki diğer kararlar

Tüm Anayasa Hukuku kararları