Özet
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 1 Haziran 2026 tarihli kararında (E. 2025/6288, K. 2026/3053), eşinin yazılı rızası alınmadan genel kredi sözleşmesine müteselsil kefil olan kişinin kefaletini geçersiz sayan bölge adliye mahkemesi kararını onamıştır. Karar kefil ve eşi bakımından lehe, krediyi veren banka bakımından aleyhe niteliktedir. Uyuşmazlıkta davacı, oğlunun kullandığı krediye 9 Mart 2015 tarihli sözleşmeyle kefil olmuş, eşinin rızası alınmamıştı. Aynı ilişkide aile konutu üzerine kurulan ipotek de eşin açık rızası bulunmadığı için aile mahkemesince daha önce kaldırılmıştı. Banka, kredi belgelerinde borçlunun işletme kaşesinin bulunduğunu ve kefilin borçlunun babası olduğunu öne sürerek kefaletin istisna kapsamında kaldığını, geçersizliğin yıllar sonra ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu savunmuştur. İlk derece mahkemesi bu savunmayı TMK m. 2 kapsamında kabul ederek davayı reddetmişti. Bölge adliye mahkemesi ise eş rızasının geçerlilik koşulu olduğunu, rızanın en geç sözleşmenin kurulduğu anda alınması gerektiğini, kefalet tarihinde kefilin şirket ortağı olmadığını ve bankanın bu konuda dürüstlük kuralına dayanamayacağını belirterek kefaletin geçersizliğini ve kefilin borçlu olmadığını tespit etmiştir. Yargıtay bu kararı usul ve yasaya uygun bulmuştur. Karar, istisnanın aile yakınlığı ya da fiilî iş birliği üzerinden genişletilmediğini gösteren güncel bir örnektir.
İnceleme
Babanın oğlunun kredisine verdiği kefalet eşin imzası olmadan ayakta kalmadı
Evli bir kişinin kefil olabilmesi için eşinin yazılı rızasının aranması, Türk Borçlar Kanunu (TBK) 2012'de yürürlüğe girdiğinden bu yana banka kredisi dosyalarında uygulamada sık karşılaştığımız şartlardan biridir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 1 Haziran 2026 tarihli kararı, bu şartın iki yönünü aynı dosyada cevaplar. İlki, rıza bulunmadığında kefaletin ayakta kalıp kalmadığıdır; ikincisi, kefil bu eksikliği yıllar sonra ileri sürdüğünde alacaklının dürüstlük kuralına sığınıp sığınamayacağıdır. Daire, eş rızasının geçerlilik koşulu olduğunu ve bankanın bu konuda dürüstlük kuralına dayanamayacağını belirten bölge adliye mahkemesi kararını onamıştır.
Kararı benzer aile içi kefaletlere genellenebilir kılan yan, istisna fıkrasının aile yakınlığı ya da fiilî birlikte çalışma üzerinden genişletilmemesidir. Kefil ile asıl borçlu arasında baba ile oğul ilişkisi bulunması ve kredi belgelerinde borçlunun işletme kaşesinin yer alması, kefalet tarihinde ortaklık sıfatı yoksa eş rızası şartını ortadan kaldırmamıştır. Aynı dosyada aile konutu üzerine kurulan ipoteğin de eşin rızası bulunmadığı için daha önce kaldırılmış olması, iki ayrı rıza kuralının birbirinden bağımsız işlediğini somut biçimde gösterir.
Oğlunun kredisine kefil olan babanın ipoteği önce, kefaleti sonra mahkemeye taşındı
Davacı, oğlunun bir bankadan kullandığı kredi için 9 Mart 2015 tarihli ve 620.000 TL bedelli genel kredi sözleşmesini müteselsil kefil sıfatıyla imzalamıştır. Aynı kredi ilişkisinde davacıya ait konut üzerine banka lehine 1.000.000 TL bedelli ipotek kurulmuştur. Aile mahkemesinde görülen davada taşınmazın aile konutu olduğu tespit edilmiş, eşin açık rızası bulunmadığı için ipoteğin kaldırılmasına ve tapuya aile konutu şerhi konulmasına karar verilmiştir. Banka bunun ardından hem ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla hem de kefalete dayanarak ilamsız icra takibi başlatmıştır.
Davacı, kefalette de eşinin rızasının bulunmadığını ileri sürerek Uşak 3. İcra Müdürlüğü'ndeki takip dosyasında bankaya borçlu olmadığının tespitini ve kefaletinin iptalini istemiştir. Banka, kredi sözleşmelerinde borçlunun işletme kaşesinin kullanıldığını ve davacının borçlunun babası olduğunu öne sürerek davacının işletmenin sahibi ya da ortağı sayılması gerektiğini, kefaletin TBK m. 584/3'teki istisna kapsamında kaldığını savunmuştur.
Uşak 4. Asliye Hukuk Mahkemesi, asliye ticaret mahkemesi sıfatıyla yaptığı yargılamada, kefalet sözleşmesinin imzalandığı tarihte davacının şirket ortağı olmadığını ve istisnayı karşılayan bir durum bulunmadığını tespit etmiştir. Mahkeme buna karşın baba ile oğulun birlikte iş yaptığına ilişkin görünümü esas alarak davacının iddiasını Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 2'deki dürüstlük kuralına ve hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı bulmuş ve davayı reddetmiştir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi istinaf başvurusunu kabul ederek bu kararı kaldırmış ve davayı kabul etmiştir. Banka bu kararı temyiz etmiştir.
Rıza geçerlilik koşuludur, akrabalık ve birlikte iş yapmak istisnayı doğurmaz
Daire'nin onadığı bölge adliye mahkemesi gerekçesi üç adımda ilerler. İlk adımda kefalette eş rızasının zorunlu olduğu, kefalete ilişkin sözleşmede böyle bir rızanın yer almadığı ve TBK m. 584/1'deki ayrılık kararı ya da yasal ayrı yaşama hakkı hâllerinden birinin de bulunmadığı belirlenmiştir. Bankanın dayandığı ortaklık ve işletme sahipliği istisnası ise ayrı bir fıkrada, TBK m. 584/3'te düzenlenmiştir. Bu hüküm, mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı ya da yasal olarak ayrı yaşama hakkı bulunmadıkça eşlerden birinin ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabileceğini düzenler. Kefaletin şekil yönünden bir eksiği bulunmadığı ve bu yönde bir iddia da ileri sürülmediği ayrıca tespit edilmiştir.
İkinci adım rızanın zamanına ilişkindir. Bölge adliye mahkemesi, en geç kefalet sözleşmesinin kurulması sırasında davacının eşinden açıkça rıza alınması gerektiğini vurgulamıştır. Kanun metni de rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmesini şart koşar; sonradan verilen bir onaya ya da eşin olaya sessiz kalmasına sonuç bağlamaz. Hukuk Genel Kurulu da 2 Kasım 2022 tarihli kararında (E. 2020/457, K. 2022/1431) eşin iznine ilişkin hükmün şekle dair bir kural olmadığını, maddi bir geçerlilik koşulu olduğunu belirtmiştir.
Üçüncü adım, ilk derece mahkemesinin ret gerekçesinin karşılığıdır. Bölge adliye mahkemesi, asıl borçlu ile kefil arasındaki baba ile oğul ilişkisinin ve birlikte iş yapma görünümünün esas alınarak davanın reddedilmesini doğru bulmamıştır. Gerekçeye göre eş rızasına yönelik işlem geçerlilik koşulu olduğundan banka bu konuda dürüstlük kuralına dayanamaz. Gerekçeden çıkan sonuç, rızayı almanın sözleşmenin kurulması aşamasına ait bir yükümlülük olduğu ve bu aşamayı yöneten tarafın eksikliğin sonucunu karşı tarafın sonraki davranışına yükleyemeyeceğidir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, istinaf incelemesinde hukuka aykırılık bulunmadığını ve bozmayı gerektiren bir nedenin olmadığını belirterek bu gerekçeyi benimsemiştir. Onama kısa olsa da Daire'nin önünde iki ayrı değerlendirme vardı: davayı dürüstlük kuralı üzerinden reddeden ilk derece kararı ve bu yaklaşımı geçerlilik koşulu üzerinden reddeden istinaf kararı. Daire ikincisini usul ve yasaya uygun bulmuştur.
Kefaletin geçersizliği ve kefilin bankaya borçlu olmadığı kesinleşti
Yargıtay, bölge adliye mahkemesi kararını Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 370/1 uyarınca onamış; karar oy birliğiyle ve kesin olarak verilmiştir. Böylece 9 Mart 2015 tarihli genel kredi sözleşmesine verilen kefaletin eş rızası bulunmaması sebebiyle geçersiz olduğu ve davacının icra takibindeki alacak yönünden bankaya borçlu olmadığı kesinleşmiştir. Aynı aileye ait konut üzerindeki ipotek daha önce TMK m. 194/1'e dayanılarak kaldırıldığından, banka hem ayni hem de kişisel teminatını eşin rızası şartı nedeniyle yitirmiştir.
Uygulamadaki etkisi iki yönlüdür. Kefil bakımından geçersizlik, takip başladıktan sonra da ileri sürülebilen ve dürüstlük kuralı itirazıyla bertaraf edilmeyen bir savunma olarak görünmektedir; borçlu olunmadığının tespiti için izlenecek yol menfi tespit davası yazısında, ödeme emrine karşı süreli itiraz ise icra takibine itiraz yazısında ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Alacaklı bakımından ise kefaletin geçerliliği, kredinin kullandırıldığı gün eksiksiz kurulmuş bir rıza belgesine bağlıdır; bu eksiklik sonradan tamamlanamamaktadır.
Rızanın tarihi ve kefilin kefalet günündeki ortaklık sıfatı belgelenmelidir
Kefaletin geçerliliği tartışılan dosyada ilk incelenecek belge, eşin yazılı rızasını taşıyan sayfa ve bu sayfanın tarihidir. Sözleşmeden sonra alınan rıza kurulma anı ölçütünü karşılamaz; ayrıca incelenmesi gereken, rıza belgesindeki imzanın eşe ait olup olmadığı ve belgenin gerçek tarihidir. Kefilin istisna kapsamında kalıp kalmadığı ise kefaletin verildiği tarihteki ticaret sicili kayıtları, ortaklık payı ve yöneticilik sıfatı üzerinden belgelenmelidir. Bu kararda kredi belgelerinde borçlunun kaşesinin bulunması ve kefil ile borçlu arasındaki akrabalık, ortaklık sıfatının yerine geçecek bir olgu olarak kabul görmemiştir.
İstisnanın uygulanıp uygulanmadığı, ilk derece mahkemesinin bu dosyada yaptığı gibi kefaletin verildiği tarihteki duruma göre belirlenir. Alacaklı yönünden ise rıza belgesinin kefalet sözleşmesiyle aynı gün ve eşin kendi imzasıyla alınması, tahsil aşamasında bu itirazla karşılaşma riskini azaltır. Ticari kredilerde teminatın kurulması ve tahsil sürecinin yürütülmesi ticari alacak tahsili sayfasında ele alınmıştır.
Kefalette eş rızası hakkında sık sorulan sorular
Eşin rızası kefalet sözleşmesi imzalandıktan sonra alınırsa kefalet geçerli hâle gelir mi?
TBK m. 584/1, rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmesini şart koşar. Bölge adliye mahkemesi bu kararda rızanın en geç kefalet sözleşmesinin kurulması sırasında açıkça alınması gerektiğini vurgulamış, Yargıtay da bu gerekçeyi onamıştır. Kanun metni sonradan verilen onaya kefaleti geçerli kılan bir sonuç bağlamamaktadır.
Kefil borçlunun babasıysa ve onunla birlikte iş yapıyorsa eş rızası yine aranır mı?
Bu kararda ilk derece mahkemesi, baba ile oğulun birlikte iş yaptığına ilişkin görünümü yeterli bularak davayı reddetmişti. Bölge adliye mahkemesi ise kefalet tarihinde kefilin şirket ortağı olmadığını ve istisnanın oluşmadığını belirterek bu değerlendirmeyi doğru bulmamış, Yargıtay da kararı onamıştır. İstisnanın, kefalet günündeki ortaklık ya da işletme sahipliği sıfatı üzerinden arandığı görülmektedir.
Kefil yıllar sonra geçersizliği ileri sürerse bu hakkın kötüye kullanılması sayılır mı?
Daire'nin onadığı kararda, eş rızası geçerlilik koşulu olduğu için alacaklının bu konuda dürüstlük kuralına dayanamayacağı kabul edilmiştir. Kefilin geçersizliği takip aşamasında ileri sürmesi, bu dosyada tek başına TMK m. 2 kapsamında değerlendirilmemiştir. Kefilin ve eşinin somut davranışları her dosyada ayrıca incelenir.
Kararın tam metni
~5 dk okuma
Metin, Yargıtay Karar Arama resmî yayınından alınmıştır. Kaynakta açın
11. Hukuk Dairesi 2025/6288 E. , 2026/3053 K. "İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/406 Esas, 2025/1400 Karar HÜKÜM : Davanın kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : Uşak 4. Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla) SAYISI : 2021/193 E., 2022/269 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; dava dışı ............... Bankası (............. Caddesi Şubesi) ile 50.000,00 TL bedelli 04.02.2014 tarihli genel kredi sözleşmesi akdettiğini, devamında da işbu sözleşmenin eki niteliğinde 09.03.2015 tarihli ve 620.000,00 TL bedelli ikinci bir sözleşme imzaladığını, bu noktada müvekkilinin 09.03.2015 tarihli ikinci kredi sözleşmesine müteselsil kefil olduğunu, resmi senet ile ilgili taşınmaz üzerine müvekkili lehine 1.000.000,00 TL bedelli ipotek tesis edildiğini, müvekkili ...'ın dava dışı ............ lehine vermiş olduğu ipoteğe istinaden 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 194/1 hükmündeki eşlerden birinin diğer eşin rızası olmaksızın aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamayacağı, açık rızası olmaksızın kira sözleşmesini dahi feshedemeyeceği yönündeki düzenlemeye istinaden "Aile konutu üzerine eş muvafakati alınmaksızın tesis edilen ipoteğin kaldırılması ve taşınmaz üzerine aile konutu şerhi konulması" talebinden ibaret aile mahkemesi huzurunda açılan davada "davanın kabulü ile ipotek tesis edilen taşınmazın ........... ile ...'ın aile konutu olduğunun tespiti ile tapu kaydı üzerine aile konutu şerhi konulmasına, taşınmaz tapu kaydı üzerine davalı .......... Bankası lehine konulan ipoteğin kaldırılmasına" karar verildiğini, ipoteğin eşin açık rızası aranmasına rağmen eşin açık rızası bulunmadığı gerekçesiyle kaldırıldığı gibi, ilgili konut üzerine aile konutu şerhi konulduğunun da sabit olduğunu, davalı tarafından müvekkil aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi ve ayrı bir icra dosyası ile de kefalete istinaden ilamsız icra takibi başlatıldığını, adı geçen icra dosyalarından, Yasa'nın açık hükmüne aykırı olarak müvekkili ... tarafından diğer davalı banka lehine kurulan ipoteğe istinaden ipoteğin kaldırılmasına karar verildiği, işbu karar sonucu ipoteğin kaldırıldığı gibi yine aynı şekilde; açık yasa hükmüne aykırı olarak eş rızası ve diğer şartlara da aykırı olarak eş rızası bulunmaksızın alınan kefaletin de geçersizliğinin tespitine ve iptaline karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek Uşak 3. İcra Müdürlüğünün 2017/4364 E. sayılı dosyasında, müvekkil ...'ın davalı bankaya borçlu bulunmadığının tespiti ile ........ İli ....... ilçesi ....... 2 Mah., 3 78... ........., Kat:4, BB No:20, Daire No:20 adresinde kayıtlı taşınmaz üzerine geçersiz kefalet sebebiyle konulan haczin fekkine, Uşak 3. İcra Müdürlüğünün 2017/4364 E. sayılı takip dosyasına dayanak olarak gösterilen 06.03.2015 tarihli ve 25.05.2017 tarihli genel kredi sözleşmelerinde eş muvafakati olmaması sebebiyle müvekkil ...'ın kefaletinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili banka aleyhine açılan işbu davanın haksız ve yersiz olduğunu, hak kaybına uğramamak adına hak düşürücü süre ve zamanaşımı def'inde bulunduklarını, ayrıca işbu davanın bankacılık işleminden kaynaklandığından ve ticari nitelikte olduğundan zorunlu arabuluculuk şartının bulunduğunu, davacı tarafından yerine getirilmeden dava açıldığını, bu sebeple davanın usulden reddinin gerektiğini, davacı ile kefalet sözleşmesinin usulüne uygun bir şekilde yapılmadığını, ayrıca davacının kefaletinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 584/3 hükmü uyarınca istisna kapsamında olduğunu, genel kredi sözleşmelerinde ..........'ın kullanmış olduğu ...........-............ kaşesi ve davacının borçlu ............. babası olması birlikte değerlendirildiğinde, davacının açık bir şekilde işletmenin sahibi veya ortağı olduğunun görüldüğünü savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kefalet sözleşmesinin imzalandığı tarihte davacının şirket ortağı olmadığı, kefalet sözleşmesinde eş rızasının bulunmasının gerekli olmadığına ilişkin istisnai durumun tespiti bakımından yapılan değerlendirme neticesinde eş rızası aranmasının istisnasını teşkil edecek kapsamda bir husus bulunmadığı, buna göre ilk bakışta kefalette eş rızası geçerlilik şartı iken somut dosya kapsamında davacının iddiasının TMK'nın 2. maddesindeki dürüstlük kuralına ve hakkın kötüye kullanılmasına aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karar, davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının, kredi asıl muhatabı ............. tarafından davalı bankadan kullanılan 09.03.2015 tarihli genel kredi sözleşmesine müteselsil kefil sıfatıyla imza attığı, adı geçen yönünden alınan kefalette eş rızasının zorunlu olduğu ancak kefalete ilişkin sözleşmede bu yönden alınan bir rıza olmadığı gibi somut olayda TBK'nın 584/1 hükmünde belirtilen istisnai bir durumun da mevcut olmadığı, geçerlilik unsurları yönünden ise şekle aykırı bir durum olmadığı gibi bu yönden herhangi bir hususun da ileri sürülmediği, en geç kefalet sözleşmesinin kurulması sırasında davacının eşinden açıkça rıza alınması gerekir iken İlk Derece Mahkemesince aksi yönde değerlendirme ile kredi asıl muhatabı ile davacının baba oğul ilişkisi dışında ayrıca birlikte iş yapma şeklinde tezahür edilen durumların varlığı baz alınarak davanın reddine yönelik değerlendirme yapılmasının doğru görülmediği, eş rızasına yönelik yapılması gereken işlem, geçerlilik koşulu olduğundan ve davalının bu hususta dürüstlük kuralına dayanamayacağından ret yönündeki değerlendirmenin aksine kazandırılan deliler kapsamında davanın kabulü şartlarının oluştuğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılmasına, davanın kabulü ile ile dava dışı .......... ile davalı arasında imzalanan 09.03.2015 tarihli genel kredi sözleşmesine davacıdan alınan kefilliğinin eş rızasının bulunmaması sebebiyle geçersiz olduğunun tespiti ile Uşak 3. İcra Müdürlüğünün 2017/4364 E. sayılı dosyasında davacının davalıya borcunun bulunmadığının tespitine karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, genel kredi sözleşmesine verilen kefaletin geçersiz olduğu iddiasına dayanan menfi tespit istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI.SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 01.06.2026 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi



