İlme Hukuk Logo
İLMEHUKUK BÜROSU
İLME HUKUK BÜROSU
Hemen AraRandevu Al
Tren istasyonunda kalkış saatlerini gösteren bilgi panosu, yakın plan

Mahkemenin Verdiği Kesin Süre Kaçırılırsa Ne Olur? HMK 94, Ara Kararın Açıklığı ve Eski Hâle Getirme

Kanunun koyduğu süre kendiliğinden kesindir; hâkimin verdiği süre ise ancak işlem ve sonuç ara kararda açıkça yazılmışsa kesinleşir. Gider avansı, delil avansı, tanık adresi, süre hesabı ve eski hâle getirme HMK m.94 ışığında.

Yayın
5 Ekim 2026
Okuma süresi
17 dk
Hukuk alanı
Genel Hukuk
Seri
Uygulamadan Notlar41. hafta, 2026
Av. Mesut İLME — Yalova Barosu

Av. Mesut İLME

Yalova Barosu, sicil 287

Yayın
5 Ekim 2026
17 dk
okuma

Duruşma tutanağının ara karar bölümünde tek bir satır: "Bilirkişi ücreti ile tebligat giderinin yatırılması için davacı tarafa iki haftalık kesin süre verilmesine, süresinde yatırılmadığı takdirde bu delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağının ihtarına." Bu satırı okuyan tarafın ilk sorusu çoğu zaman şudur: süre geçerse dava biter mi, yoksa bir sonraki duruşmada parayı yatırıp devam etmek mümkün mü? Cevap, ara kararın nasıl yazıldığına, sürenin kanundan mı hâkimden mi geldiğine ve kaçırılan işlemin ne olduğuna göre değişir. Aynı "kesin süre" ifadesi bir dosyada yalnız bir tanığın dinlenmemesi, başka bir dosyada davanın usulden reddi sonucunu doğurabilir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) süreleri iki kaynaktan alır: kanunun kendisi ve hâkimin ara kararı. Bu iki kaynakta kesinlik sonucu farklı işler. Kanunun koyduğu süre kendiliğinden kesindir; hâkimin koyduğu süre ise ancak belirli koşullar gerçekleşirse kesinleşir. Uygulamada en sık karşılaştığımız yanılgı, "hâkimin verdiği her süre kesindir" ya da tersine "bir sonraki duruşmaya kadar nasılsa yatırılır" varsayımıdır; ikisi de kanunun sistemiyle örtüşmez.

Kanunun koyduğu süre kendiliğinden kesindir, hâkimin koyduğu süre kural olarak kesin değildir

Kanuna göre süreler kanunda belirtilir ya da hâkim tarafından tespit edilir (HMK m.90/1); aynı fıkra şunu da ekler: kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında hâkim kanundaki süreleri artıramaz veya eksiltemez. Maddenin ilk fıkrası ise tek cümledir (HMK m.94/1): "Kanunun belirlediği süreler kesindir." Cevap dilekçesi için iki hafta (HMK m.127), bilirkişi raporuna itiraz için iki hafta (HMK m.281) ve istinaf başvurusu için iki hafta (HMK m.345) bu türdendir. Bu sürelerin kesin olduğunun ara kararda ayrıca yazılmasına gerek yoktur; kesinlik kanundan gelir.

Kanuni sürenin istisnası da kanunun içindedir. Cevap süresinde davalı, iki haftalık süre içinde başvurursa cevabın hazırlanmasının çok zor ya da imkânsız olduğu durumlarda bir defaya mahsus ve bir ayı geçmemek üzere ek süre alabilir (HMK m.127). Bilirkişi raporuna karşı talepte de benzer bir imkân vardır: talebin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi hâlinde, yine süre içinde başvuran tarafa bir defaya mahsus ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir (HMK m.281/1). Bu iki örnek, m.90/1'deki "kanunda belirtilen istisnai durumlar" ibaresinin somut karşılığıdır. Ek süre talebi asıl süre içinde yapılmadıysa, sonradan "hazırlanamadı" denilerek süre uzatılamaz.

Hâkimin belirlediği süreler için kanun daha esnek bir rejim kurar. Hâkim kendi tespit ettiği süreyi haklı sebeplerle artırabilir ya da eksiltebilir, gerekli görürse bundan önce tarafları dinler (HMK m.90/2). Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da hâkimin tespit ettiği sürelerin kural olarak kesin olmadığını, kesinliğin ancak iki yoldan doğduğunu kabul etmektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/844, K. 2023/473, 17 Mayıs 2023).

Mahkeme için konulan süreler hak düşürücü değildir

Hak düşürücü sonuç yalnız taraflar için konulmuş sürelerde doğar. Genel Kurul aynı kararda HMK'daki süreleri taraflar için ve mahkemeler için konulmuş süreler olarak ikiye ayırmış, mahkemeler için konulmuş sürelerin hak düşürücü nitelikte olmadığını ve mahkemenin süresinden sonra yaptığı işlemlerin de geçerli olduğunu belirtmiştir. Örnek olarak gösterilen hüküm HMK m.294/4'tür: zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun tefhim edildiği hâllerde gerekçeli kararın tefhimden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. Bu süre aşılırsa hüküm geçersiz hâle gelmez. Taraf için ise tablo tersidir; Genel Kurul'un ifadesiyle taraflar için konulmuş sürelerde süre içinde yapılamayan işlemler tekrar yapılamaz ve süreyi kaçıran taraf aleyhine sonuç doğurur. Bir işlemin kanuni süresi içinde yapılıp yapılmadığı da mahkemece kendiliğinden gözetilir; karşı tarafın bunu ileri sürmesi beklenmez.

Kesin olduğu belirtilmeyen sürede ikinci süre kanun gereği kesindir

Bu sürenin akıbetini m.94/2'nin son cümlesi belirler: "Kesin olduğu belirtilmeyen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir; bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez." Kesin olmayan bir süreyi kaçıran taraf bu nedenle hakkını yitirmez, ancak yeniden süre istemesi gerekir. Bu talep üzerine verilen ikinci süre, ara kararda "kesin" kelimesi geçmese bile kesindir.

Genel Kurul aynı kararda bu ikinci süreye ilişkin olarak, kesinliğin yasadan kaynaklandığını ve ikinci kez verilen sürenin kesin olduğu belirtilmemiş ve ihtar edilmemiş olsa dahi sonucun değişmediğini vurgulamıştır. Pratik sonuç şudur: ilk süreyi kaçıran taraf, ikinci süreyi aldıktan sonra bu kez aynı rahatlığa sahip değildir. İkinci süre de kaçırılırsa işlem yapma hakkı düşer ve üçüncü bir süre istenemez.

Kesin süre ara kararı işlemi, süreyi ve sonucu duraksamaya yer bırakmadan söylemelidir

Hâkimin ilk süreyi kesin olarak belirlemesi mümkündür, ancak 22 Temmuz 2020 tarihli 7251 sayılı Kanun'la değişik HMK m.94/2 bunu sıkı bir biçim şartına bağlamıştır. Hâkim, tayin ettiği kesin süreye konu olan işlemi "hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklar" ve süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarını "açıkça tutanağa geçirerek ihtar eder." Bu iki unsur eksikse süre kesin değildir; kaçırılması hak düşürücü sonuç doğurmaz.

Genel Kurul 2023 tarihli kararında bu şartı şöyle formüle etmiştir: kesin sürenin hukuki sonuç doğurabilmesi için ara kararın "hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede açık olması ve kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının da ilgili tarafa ihtar edilmiş olması gerekir." Kararın devamında ara kararda yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve ne miktar ücret yatırılacağının şüpheye yer vermeyecek biçimde açıklanması, tanınan sürenin yeterli ve elverişli olması, süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonucun açıkça anlatılıp tutanağa geçirilmesi gerektiği sayılmıştır.

Kararın olgusu ölçütün ne kadar sıkı uygulandığını gösterir. İlk derece mahkemesi davacı vekiline icra takibine konu borcun ödenmesi ve ödeme belgesinin sunulması için "önümüzdeki oturuma kadar süre" vermiş, tutanağa da "kesin sürenin sonuçları hakkında gerekli uyarı yapıldı" diye yazmıştı. Genel Kurul bu ifadeyi yeterli görmedi: hangi sonucun doğacağı açıkça anlatılıp tutanağa geçirilmediğinden süre hak düşürücü kabul edilemezdi ve buna dayanan ret kararı bozuldu. Tutanağa "gerekli uyarı yapıldı" yazılması, uyarının içeriğini yazmanın yerini tutmaz.

Avans istenen ara kararda kalem ve tutar ayrı ayrı görünmelidir

Masraf isteyen kesin süre ara kararlarında açıklık şartı somut bir biçim alır. "Eksik masrafın yatırılması için kesin süre" gibi genel bir ifade, tarafın neyi, ne kadar ve hangi delil için yatıracağını göstermez. Genel Kurul'un "ne miktar ücret yatırılacağı" ölçütü bu nedenle önemlidir: bilirkişi ücreti, keşif harcı ve gideri, tanık ücreti ile tebligat gideri ayrı kalemler olarak ve tutarlarıyla gösterilmelidir. Dosyalarda gördüğümüz kadarıyla kesin süre tartışmalarının çoğu, ara kararın hangi delile ilişkin olduğunu ve sonucunu belirsiz bırakmasından doğar.

Kesin süre hâkimi de bağlar

Kurumun ikinci yüzü daha az bilinir. Genel Kurul, kesin süreye ilişkin ara kararın verilmesiyle karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak doğduğunu, bu nedenle yargısal kesin süreyle yalnız tarafların değil hâkimin de bağlı olduğunu ve hâkimin bu tür bir ara karardan dönmesinin hukuken geçersiz olduğunu kabul etmektedir. Süre geçtikten sonra yatırılan avansla delilin toplanması, karşı taraf açısından itiraz konusu yapılabilecek bir usul hatasıdır. Kararda aynı zamanda kesin süre kuralının kanunun amacına uygun kullanılması, "davanın reddi için bir araç" sayılmaması gerektiği de belirtilmiştir.

Gider avansı dava şartıdır; tamamlanmazsa dava usulden reddedilir

Gider avansı, tebligat, bilirkişi, keşif ve benzeri yargılama giderlerini karşılamak üzere davacının dava açarken yatırdığı tutardır. Davacı, yargılama harçları ile Adalet Bakanlığınca her yıl çıkarılan gider avansı tarifesinde belirlenen tutarı dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır (HMK m.120/1). Kanun, davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olmasını dava şartları arasında sayar (HMK m.114/1-g).

Dava şartının yokluğunda mahkemenin izleyeceği yol HMK m.115/2'de yazılıdır: noksanlığın giderilmesi mümkünse bunun tamamlanması için kesin süre verilir; süre içinde noksanlık giderilmezse dava, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilir. Avansın dava sırasında yetersiz kaldığının anlaşılması hâlinde ise HMK m.120/2 özel bir süre öngörür: eksikliğin tamamlanması için davacıya iki haftalık kesin süre verilir. Gider avansının hiç yatırılmaması ile sonradan yetersiz kalması bu nedenle aynı sonuca, usulden redde bağlanabilir.

Avansın tutarı kanunda değil tarifede yer alır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi, dava türüne göre yatırılacak tutarı gösterir ve Adalet Bakanlığınca her yıl yeniden belirlenir. Bu nedenle bir önceki yılın tutarıyla açılan dava, ilk incelemede eksik avans tespitiyle karşılaşabilir. Dava sırasında bilirkişi incelemesi ya da keşif gibi masraflı işlemler gündeme geldiğinde avansın yetersiz kalması da olağandır; m.120/2'deki iki haftalık kesin süre tam bu durum için konulmuştur. Ara kararda istenen ek tutarın gider avansı mı yoksa belirli bir delile ilişkin delil avansı mı olduğu ayrıca okunmalıdır, çünkü iki kalemin yaptırımı farklıdır.

Burada harç ile gider avansının karıştırılmaması gerekir. Harç bir mali yükümlülüktür ve eksikliğinin sonucu 492 sayılı Harçlar Kanunu'nda ayrıca düzenlenmiştir; gider avansı ise HMK'nın dava şartı rejimine tabidir. Kısmi davada peşin harcın ve gider avansının nasıl hesaplandığı kısmi dava açma rehberinde ayrıca ele alınmıştır. Duruşmaya gelinmemesi üzerine dosyanın işlemden kaldırılması ise kesin süreden farklı bir mekanizmadır; işlemden kaldırma ile yenilemenin işleyişi HMK m.150 yazısında anlatılmıştır.

İstinafta eksik harç ve gider için verilen kesin süre bir haftadır

İstinaf başvurusunda harç ve giderlerin ödenmesi ayrı bir kesin süreye bağlanmıştır. İstinaf dilekçesi verilirken başvuru harçları ve tebliğ giderleri dâhil tüm giderler ödenir (HMK m.344); bunların hiç ödenmediği ya da eksik ödendiği sonradan anlaşılırsa kararı veren mahkeme bir haftalık kesin süre verir ve tamamlanmazsa başvurudan vazgeçmiş sayılacağını yazılı olarak bildirir. Süre içinde tamamlanmazsa mahkeme başvurunun yapılmamış sayılmasına karar verir. Başvurunun içeriği ve ekleri için hukuk istinaf dilekçesi örneğine bakılabilir; masraf hesabının dilekçeyle aynı gün yapılması, bu bir haftalık süreyi hiç gündeme getirmemenin pratik yoludur.

Delil avansı yatırılmazsa o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılır, dava reddedilmez

Gider avansından ayrı olarak, taraflardan her biri ikamesini istediği delilin masrafını öder. Taraflardan her biri, ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır (HMK m.324/1); iki taraf aynı delili istemişse gider yarı yarıya avans olarak ödenir. Gider avansını düzenleyen HMK m.120/3 de m.324 hükümlerini ayrıca saklı tutar; yani delil avansı gider avansının bir parçası değil, kendi rejimi olan bir yükümlülüktür.

Sonuç bakımından fark büyüktür. Taraflardan biri avans yükümlülüğünü yerine getirmezse diğer taraf bu avansı yatırabilir; aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır (HMK m.324/2). Kaybedilen dava değil, o delildir. Bilirkişi incelemesi için istenen avansı yatırmayan davacının davası bu sebeple reddedilmez; ancak iddiasını ispatlamak için başka delili kalmamışsa mahkeme mevcut delillere göre karar verir ve sonuç fiilen aynı yere varabilir.

Tanık ücreti yatırılmazsa da aynı kural işler. Tanığın yol gideri ve tanıklık ücreti, tanığı gösteren tarafın delil avansı kapsamındadır; kesin süre içinde yatırılmazsa o tanığın dinlenmesinden vazgeçilmiş sayılır. Bilirkişi ücretinde de durum farklı değildir. Bilirkişi raporu alındıktan sonraki aşama, yani rapora itiraz ve ek rapor talebi, kendi kanuni süresine bağlıdır; bu süre ve ek süre imkânı bilirkişi raporuna itiraz yazısında ayrıntılı olarak anlatılmıştır.

Tarafların serbestçe tasarruf edemeyeceği davalarda kural değişir

Delil avansındaki "vazgeçilmiş sayılır" sonucu her dava türünde geçerli değildir ve bu nokta genel kuralın tipik istisnasıdır. Kanun, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümleri saklı tutar (HMK m.324/3). Bu davalarda hâkimin kendiliğinden başvurduğu deliller için HMK m.325 ayrı bir yol öngörür: giderin bir haftalık süre içinde taraflardan biri ya da belirlenecek oranda her ikisi tarafından ödenmesine karar verilir; avans yatırılmazsa gider, ileride ödemesi gereken taraftan alınmak üzere Hazineden ödenir.

Velayet, soybağı ve benzeri kamu düzenine ilişkin uyuşmazlıklarda bu istisna pratik önem taşır. Örneğin velayet davasında mahkemenin kendiliğinden istediği sosyal inceleme raporunun gideri yatırılmadı diye bu delilden vazgeçilmiş sayılması m.325'in sistemiyle bağdaşmaz. Bu nedenle bir avans ara kararının sonucunu değerlendirirken önce davanın türüne bakılmalıdır.

Tanık listesi ve adres için verilen kesin süre yalnız o tanığı etkiler

Tanık delilinde iki ayrı kesin süre karşımıza çıkar. HMK m.240/2'ye göre tanık gösteren taraf, tanık dinletmek istediği vakıayı ve tanıkların adı, soyadı ile tebliğe elverişli adreslerini içeren listeyi mahkemeye sunar; bu listede gösterilmeyen kişiler tanık olarak dinlenemez ve ikinci bir liste verilemez. Listenin kendisi için mahkemenin verdiği süre, ara kararda kesin olarak belirlenmişse m.94/2 rejimine tabidir.

Adres sorunu ayrıca düzenlenmiştir. Tanık listesinde adres gösterilmemiş ya da gösterilen adreste tanık bulunamamışsa, tarafa adres göstermesi için işin niteliğine uygun kesin süre verilir (HMK m.240/3). Bu süre içinde adres gösterilmez ya da yeni adres de doğru değilse, o tanığın dinlenmesinden vazgeçilmiş sayılır. Sonuç yine tanık bazındadır: adresi bildirilemeyen tek tanık düşer, listedeki diğer tanıklar dinlenmeye devam eder.

Tanığın çağrılmasına ilişkin HMK m.243/1 bu kuralın yanına önemli bir esneklik ekler. Tanık davetiye ile çağrılır, ancak davetiye gönderilmeden taraflarca hazır bulundurulan tanık da dinlenir. Daha da önemlisi, tanık listesi için kesin süre verildiği ve dinlenme gününün belirlendiği hâllerde, liste verilmemiş olsa dahi taraf o duruşmada tanığı hazır bulundurursa tanık dinlenir. Liste süresini kaçıran taraf için bu hüküm, tanığı belirlenen duruşmaya getirme imkânını açık tutar.

Belgeler için ön inceleme davetiyesindeki iki haftalık süre

Belge delili için kanun, ön inceleme aşamasında doğrudan bir kesin süre koyar. HMK m.139/1-ç'ye göre ön inceleme davetiyesinde, tebliğden itibaren iki haftalık kesin süre içinde tarafların dilekçelerinde gösterdikleri ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları ya da başka yerden getirtilecek belgeler için gerekli açıklamayı yapmaları ihtar edilir. İhtara rağmen belgeleri sunmayan ya da açıklama yapmayan tarafın bu delillere dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına ise HMK m.140/5 uyarınca karar verilir. Davetiyenin bu bölümü, dosya hazırlığında en çok gözden kaçan satırlardan biridir.

Süre tebliğden işler; gün, hafta ve tatil kuralları ayrı hesaplanır

HMK m.91 uyarınca süreler taraflara tebliğ tarihinden ya da kanunda öngörülen hâllerde tefhim tarihinden itibaren işlemeye başlar. Uygulamada duruşmada hazır bulunan vekile ara kararın tefhim edildiği ve sürenin bu tarihten işletildiği sık görülür; bu yüzden tutanaktaki ifadenin "tefhimden itibaren" mi "tebliğden itibaren" mi olduğu okunmalı ve süre ihtiyatlı olarak erken başlangıç tarihine göre izlenmelidir. Tebliğ tarihinin kendisi tartışmalıysa, yani tebligat usulsüzse, sürenin başlangıcı usulsüz tebligatın sonuçlarına göre belirlenir.

Sürenin sonu birimine göre hesaplanır. Gün olarak belirlenen sürelerde tebliğ ya da tefhim günü hesaba katılmaz ve süre son günün tatil saatinde biter (HMK m.92/1). Hafta, ay ya da yıl olarak belirlenen sürelerde ise süre, başladığı güne son hafta, ay ya da yıl içinde karşılık gelen günün tatil saatinde biter (HMK m.92/2). İki haftalık bir süre Perşembe günü tebliğ edildiyse, iki hafta sonraki Perşembe günü biter.

Tatil günleri de kurala bağlıdır. Resmî tatil günleri süreye dâhildir; sürenin son günü resmî tatile rastlarsa süre tatili izleyen ilk iş günü çalışma saati sonunda biter (HMK m.93). Somut bir örnek: iki haftalık kesin süreyi başlatan ara karar 15 Ekim 2026 Perşembe günü tebliğ edildiyse, süre normalde 29 Ekim 2026 Perşembe günü biter. O gün Cumhuriyet Bayramı olduğundan süre 30 Ekim 2026 Cuma günü çalışma saati sonunda dolar. Elektronik ortamda yapılan işlemlerde ise HMK m.445/4 uyarınca süre gün sonunda biter; Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yatırılan avans ya da gönderilen dilekçe için mesai saati değil gün sonu esas alınır.

Adli tatil hâkimin verdiği kesin süreyi de uzatabilir

Adli tatil her yıl 20 Temmuz'da başlar, 31 Ağustos'ta sona erer (HMK m.102). Adli tatile tabi dava ve işlerde "bu Kanunun tayin ettiği sürelerin" bitmesi tatile rastlarsa, bu süreler ayrıca karar gerekmeksizin tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılır (HMK m.104). Nafaka, soybağı, velayet, işçilerin iş sözleşmesinden doğan davaları ve çekişmesiz yargı işleri gibi HMK m.103'te sayılan, adli tatilde de görülen işlerde bu uzatma uygulanmaz.

Maddenin lafzı kanunun tayin ettiği sürelerden söz eder; mahkemenin verdiği kesin sürenin tatile rastlaması ayrı bir sorudur. Yargıtay (kapatılan) 16. Hukuk Dairesi, avans için verilen kesin sürede masrafın yatırılmadığı gerekçesiyle temyiz isteminden vazgeçilmiş sayılmasına karar veren ek kararı bozarken, tanınan kesin sürenin adli tatil içinde sona ermesi nedeniyle HMK m.104 uyarınca tatil sonrasına uzayacağının gözetilmediğini de bozma gerekçesine eklemiştir (Yargıtay 16. Hukuk Dairesi, E. 2014/18734, K. 2015/11553, 8 Ekim 2015). Karar tek bir daireye ait olduğundan ve dava türüne göre m.103 istisnası devreye girebileceğinden, tatil içinde sona eren kesin sürede işlemin tatil bitmeden yapılması ihtiyatlı yoldur.

Eski hâle getirme yalnız elde olmayan sebeple kaçırılan kesin sürede ve iki hafta içinde istenebilir

Kesin süre kaçırıldığında hak kural olarak düşer (HMK m.94/3). Kanunun bu sonuca karşı tanıdığı tek genel çare eski hâle getirmedir. HMK m.95/1 uyarınca elde olmayan sebeplerle kanunda belirtilen ya da hâkimin kesin olarak belirlediği süre içinde bir işlemi yapamayan kimse eski hâle getirme talebinde bulunabilir. Hâkimin kesin olarak belirlemediği bir süre için bu yola ihtiyaç yoktur; orada m.94/2 uyarınca yeniden süre istenmesi yeterlidir.

Kanun bu kurumu dar tutar. Süresinde yapılamayan işlemle ulaşılmak istenen aynı sonuca başka bir hukuki yoldan ulaşılabiliyorsa eski hâle getirme istenemez (HMK m.95/2). Usulsüz tebligat bunun en bilinen örneğidir: tebliğ usulsüzse süre zaten başlamamıştır ve çözüm tebliğ tarihinin düzeltilmesidir, eski hâle getirme değildir.

Süre ve biçim şartları da sıkıdır. Talep, engelin ortadan kalkmasından itibaren iki hafta içinde yapılmalıdır (HMK m.96/1). İlk derece ve istinaf yargılamalarında en geç nihai karar verilinceye kadar talepte bulunulabilir; nihai karar bir tarafın yokluğunda verilmişse, tahkikat aşamasında kaçırılan süreler için karardan sonra da talep mümkündür (HMK m.96/2). Talep dilekçeyle yapılır, dayandığı sebepler ile bunların delil ya da emareleri gösterilir ve süresinde yapılamayan işlemin kendisi de aynı iki haftalık süre içinde yapılır (HMK m.97/1). Yalnız "eski hâle getirme talep ediyorum" demek yetmez; yatırılamayan avansın da bu süre içinde yatırılması gerekir.

Talep, yapılamayan işlemi inceleyecek mahkemeden istenir; istinaf hakkı düştüyse bölge adliye mahkemesinden (BAM), temyiz hakkı düştüyse Yargıtaydan talep edilir (HMK m.98). İlk derece mahkemesinde ve BAM'da talep ön sorunlar hakkındaki usule göre incelenir; mahkeme talebi kabul ederse hangi işlemlerin geçersiz hâle geldiğini kararında gösterir (HMK m.100). Talep yargılamanın ertelenmesini gerektirmez ve hükmün icrasına engel olmaz; mahkeme talebi haklı görürse teminatla, gerektiğinde teminatsız erteleme ya da icranın geri bırakılması kararı verebilir (HMK m.99). Kanunun ölçütü "elde olmayan sebep"tir (HMK m.95/1); ifade, tarafın iradesi ve denetimi dışında kalan engelleri anlatır. Ağır hastalık ya da doğal afet bu ölçüte doğrudan uyarken, takvim hatası ya da iş yoğunluğu gibi tarafın kendi organizasyonundan doğan aksaklıkların bu ölçütü karşılaması güçtür.

Sık Sorulan Sorular

Hâkimin verdiği süre "kesin" yazmıyorsa kaçırıldığında ne olur?

Hâkimin kesin olduğunu belirtmediği süreyi kaçıran taraf HMK m.94/2 uyarınca yeniden süre isteyebilir. Bu talep üzerine verilen ikinci süre ise ara kararda ayrıca yazılmasa bile kanun gereği kesindir ve üçüncü bir süre verilmez. İlk sürenin kaçırılması bu nedenle hak kaybı doğurmaz, ama ikinci süre için aynı tolerans yoktur.

Kesin süre ara kararı hangi unsurları taşımalıdır?

Ara karar, yapılacak işlemi duraksamaya yer bırakmayacak açıklıkta göstermeli ve süreye uyulmamasının hukuki sonucunu tutanağa geçirerek ihtar etmelidir (HMK m.94/2). Yargıtay Hukuk Genel Kurulu buna ne miktar ücret yatırılacağının açıkça gösterilmesini ve sürenin yeterli olmasını da eklemektedir. "Gerekli uyarı yapıldı" gibi içeriği gösterilmeyen bir kayıt Genel Kurul tarafından yeterli görülmemiştir.

Gider avansı yatırılmazsa dava hemen reddedilir mi?

Gider avansı dava şartı olduğundan mahkeme önce eksikliğin tamamlanması için kesin süre verir (HMK m.115/2); dava sırasında avansın yetersiz kaldığı anlaşılırsa bu süre iki haftadır (HMK m.120/2). Süre içinde tamamlanmazsa dava, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilir. Usulden ret esasa ilişkin bir hüküm olmadığından, şartları varsa davanın yeniden açılması mümkündür; ancak yeniden harç ve masraf yükü doğar.

Tanık ücreti süresinde yatırılmazsa dava kaybedilir mi?

Tanık ücreti delil avansı kapsamındadır ve yatırılmaması HMK m.324/2 uyarınca o tanığın dinlenmesinden vazgeçilmiş sayılması sonucunu doğurur. Karşı taraf aynı tanığı istemişse avansı o yatırabilir. Davanın sonucu, tarafın elinde kalan diğer delillerin iddiayı ispata yetip yetmediğine bağlıdır.

Kesin süre adli tatilde biterse uzar mı?

Adli tatile tabi işlerde kanuni sürelerin bitimi tatile rastlarsa süre tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzar (HMK m.104). Yargıtay 16. Hukuk Dairesi bu uzatmayı mahkemece verilen kesin süre için de uygulamıştır; ancak bu tek bir daire kararıdır ve maddenin lafzı kanuni sürelerden söz eder. Adli tatilde görülen işlerde, örneğin nafaka ve velayet davalarında, uzatma yoktur; bu nedenle tatil içinde sona eren kesin sürede işlemin tatil bitmeden yapılması ihtiyatlı yoldur.

Cevap dilekçesi için ek süre ne zaman istenmelidir?

Ek süre talebi, iki haftalık cevap süresi dolmadan mahkemeye yapılmalıdır (HMK m.127). Kanun ek süreyi, cevabın bu süre içinde hazırlanmasının çok zor ya da imkânsız olduğu durumlara, bir defaya mahsus ve bir ayı geçmemek üzere tanır. Ek süre asıl sürenin bitiminden itibaren işler; süre geçtikten sonra yapılan talep, kanuni sürenin kesinliği karşısında karşılık bulmaz.

Eski hâle getirme talebi hangi süre içinde yapılır?

Talep, süreyi kaçırmaya sebep olan engelin ortadan kalkmasından itibaren iki hafta içinde yapılmalıdır (HMK m.96/1). Aynı süre içinde kaçırılan işlemin kendisi de yapılmalı, yani yatırılamayan avans yatırılmalı ya da verilemeyen dilekçe verilmelidir (HMK m.97/1). İlk derece ve istinaf aşamasında talep en geç nihai karar verilinceye kadar yapılabilir.

Kesin süreli ara karar tebliğ edildiğinde sorulacak dört soru

Bir ara karar kesin süre içeriyorsa değerlendirme dört soruyla başlar. Birincisi kaynaktır: süre kanundan mı geliyor, hâkimin ara kararından mı? Kanuni süre kendiliğinden kesindir; hâkimin süresi ise ancak işlem ve sonuç açıkça yazılmışsa ya da ikinci süre ise kesindir. İkincisi içeriktir: ara karar hangi delil ya da işlem için, hangi kalemde, ne tutarda ödeme istiyor ve sonucu ne olarak gösteriyor? Belirsiz bir ara karar karşısında süre içinde açıklama istenmesi, sonradan bozma beklemekten daha güvenli bir yoldur.

Üçüncüsü sonuçtur: kaçırılan işlem davanın usulden reddine mi (gider avansı, HMK m.115/2), tek bir delilin düşmesine mi (delil avansı, HMK m.324/2; tanık adresi, HMK m.240/3) yoksa kanun yolu başvurusunun yapılmamış sayılmasına mı (HMK m.344) bağlanmış? Davanın tarafların serbestçe tasarruf edemeyeceği türden olup olmadığı da bu aşamada kontrol edilmelidir; orada m.325 farklı bir sonuç öngörür. Dördüncüsü hesaptır: başlangıç tebliğ mi tefhim mi, süre gün mü hafta mı, son gün resmî tatile ya da adli tatile rastlıyor mu ve işlem UYAP üzerinden mi yapılacak?

Bu dört soruya verilen cevap, sürenin kaçırılması hâlinde neyin kaybedileceğini de gösterir. Süre kaçırıldıktan sonra kalan tek genel yol eski hâle getirmedir ve o yol yalnız elde olmayan sebeple, iki haftalık süre içinde ve işlemin kendisiyle birlikte açılır. Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; her dosya kendi olgularıyla değerlendirilir.

Bu konuyla ilgili yazılar

Tüm yazılar