Karar Özeti
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, mirasbırakanın tek malvarlığı olan Bodrum'daki üç katlı binanın çıplak mülkiyetini iki oğluna ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle devretmesini, kız çocuklarından mal kaçırma amacıyla yapılmış muvazaalı bir işlem olarak nitelendirdi. Karar, muvazaa iddiasını ileri süren mirasçılar lehine sonuçlandı: yerel mahkemenin "bakım ihtiyacı vardı, bakım yerine getirildi, işlem ivazlıdır" gerekçesiyle davayı reddeden direnme kararı bozuldu ve tapu iptali ile miras payı oranında tescil talebinin kabulü gerektiği belirlendi. Kurul, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin kural olarak ivazlı ve geçerli bir sözleşme olduğunu, sözleşme anında bakım ihtiyacının bulunmasının zorunlu olmadığını hatırlattı; ancak temlikin gerçek amacı mirasçıdan mal kaçırmak ise bağış iradesinin üstün tutulduğunu ve 1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanacağını vurguladı. İspat yükünün muvazaayı iddia eden mirasçıda olduğu, mirasçıların sözleşmenin üçüncü kişisi konumunda bulundukları için tanık dâhil her türlü delille ispat yapabilecekleri de kararda açıkça yer aldı. Somut olayda mirasbırakanın yaşı, aile ilişkileri, devredilen malın tüm malvarlığına oranı ve bakım ihtiyacının bu kadar değerli bir malı devretmeden de karşılanabileceği gerçeği birlikte değerlendirilerek makul sınırın büyük ölçüde aşıldığı sonucuna varıldı. Payın sonradan yeğenlere satılması muvazaa olgusunu ortadan kaldırmadı. Karar, bakma sözleşmesi görüntüsündeki devirlerde hangi ölçütlerin tartılacağını gösteren güncel bir Genel Kurul emsalidir.
Hukuki Değerlendirme
Kararın Önemi
Muris muvazaası davalarının büyük bölümünde mirasbırakan, gerçekte bağışlamak istediği taşınmazı tapuda "satış" göstererek devreder. Daha az konuşulan ama uygulamada en çok tartışma çıkaran ikinci yol ise ölünceye kadar bakma sözleşmesidir. Çünkü bu sözleşme kanunen ivazlı, yani karşılıklı edim içeren geçerli bir sözleşmedir; bakım borçlusu gerçekten bakmışsa "bağış" demek kolay değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu kararında tam da bu gri alanı ele aldı ve iki soruya birlikte cevap verdi: Bakım gerçekten yerine getirilmişse muvazaa iddiası düşer mi? Ve devredilen malın değeri ile bakım edimi arasındaki orantısızlık tek başına ne anlama gelir?
Kararın önemi, Genel Kurul düzeyinde verilmiş olmasından ve yerel mahkemenin iki kez direndiği bir dosyada ölçütleri tek tek işlemesinden kaynaklanır. Bakma sözleşmesiyle yapılan devirlerde mirasçıların hangi olguları toplaması gerektiğini ve mahkemenin hangi sırayla değerlendirme yapacağını gösterir. Konunun genel çerçevesi için muris muvazaası ve mirastan mal kaçırma makalemize, miras davalarının bütünü için miras paylaşımı ve miras davaları sayfamıza bakabilirsiniz.
Somut Olay
1911 doğumlu mirasbırakan anne, 1989 yılında Bodrum'da bulunan 172 m² yüzölçümlü üç katlı kargir binanın intifa hakkını kendi üzerinde tutarak çıplak mülkiyetini iki oğluna yarı yarıya, ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle devretti. Oğullardan biri 1992 yılında kendi payını, kardeşinin çocukları olan yeğenlerine satış yoluyla temlik etti. Mirasbırakan 2005 yılında vefat etti; geride iki kız, bir oğul ve daha önce ölen oğlundan torunlar kaldı.
Kız çocukları, devrin kendilerinden mal kaçırma amacıyla ve muvazaalı olarak yapıldığını ileri sürerek tapu iptali ve miras payları oranında tescil, bu mümkün olmazsa tenkis talebiyle dava açtı. Ayrıca intifa hakkı annede kalmasına rağmen taşınmazın fiilen davalılar tarafından kullanılıp gelir elde edildiğini belirterek bu yönden de tenkis istediler.
Davalılar, annenin bakıma muhtaç olduğunu, bakımın gerçekten yerine getirildiğini ve sonraki satışta bedelin ödendiğini savundu. Dosya, tefrik, birleştirme ve iki ayrı bozma kararıyla uzun bir yargılama sürecinden geçti. Yerel mahkeme en son kararında, bakım ihtiyacının bulunduğunu ve bakımın yerine getirildiğini gerekçe göstererek tapu iptali talebini reddetti, yalnızca intifadan kaynaklanan tenkis talebini kısmen kabul etti. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi bu kararı bozdu; mahkeme muvazaa yönünden direndi ve uyuşmazlık Genel Kurula geldi.
Mahkemenin Gerekçesi
Genel Kurul önce kavramsal çerçeveyi kurdu. Sözleşmenin yorumunda tarafların kullandığı sözcüklere değil gerçek ve ortak iradelerine bakılacağını düzenleyen TBK m.19 hükmünden hareketle muvazaayı, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerine uymayan bir görünüş yaratmak konusunda anlaşmaları olarak tanımladı. Muris muvazaasının kanunda ayrı bir düzenlemesi bulunmadığını, esas kaynağının Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 01.04.1974 tarihli kararı olduğunu ve bu kararın tapulu taşınmaz devirlerine ilişkin olduğunu hatırlattı.
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi bakımından Kurul iki noktayı özellikle vurguladı. Birincisi, TBK m.611 uyarınca bu sözleşme karşılıklı hak ve borç doğuran, ivazlı bir sözleşmedir; bakım borçlusu gıda, konut, hastalıkta tedavi gibi edimlerle yükümlüdür. İkincisi, sözleşmenin geçerliliği için düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bir bakım ihtiyacı içinde bulunması zorunlu değildir; ihtiyacın sonradan doğması ya da kısa sürmesi geçerliliği etkilemez. Yani "bakıma muhtaç değildi" iddiası tek başına muvazaayı ispatlamaz, tersinden "bakıma muhtaçtı ve bakıldı" savunması da tek başına muvazaayı çürütmez.
Kurul, muris muvazaasını diğer nispi muvazaalardan ayıran unsurun mirasçılardan mal kaçırma amacı olduğunu belirtti. Bu amaç yoksa 1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı uygulanamaz. Amacın varlığını ortaya çıkarmak için mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, bakım borçlusu ve diğer mirasçılarla ilişkileri, yaşı, sağlık durumu ve temlik edilen malın tüm malvarlığına oranı gibi olgulardan yararlanılması zorunludur.
İspat yükü konusunda karar açıktır: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.6 ve HMK m.190 uyarınca, mirasbırakanın gerçek amacının mal kaçırmak olduğunu iddia eden davacı mirasçı bunu kanıtlamalıdır. Buna karşılık dava açan mirasçılar sözleşmenin dışında kaldıkları için üçüncü kişi konumundadır ve iddialarını tanık dâhil her türlü delille ispatlayabilirler.
Somut olaya uygulamada Kurul şu olguları birlikte tarttı: mirasbırakan oğullarıyla aynı evde yaşamış ve son döneminde gerçekten bakıma muhtaç kalmıştı; ancak devredilen taşınmaz mirasbırakanın tek malvarlığıydı ve oldukça değerliydi. Bakım ihtiyacı bu kadar değerli bir malın tamamı devredilmeden de karşılanabilirdi; çıplak mülkiyet değeri tüm malvarlığına oranlandığında makul sınır büyük ölçüde aşılmıştı. Bu tabloda bakım amacından ziyade bağış iradesi üstün tutulmuş ve devir kız çocuklarından mal kaçırma iradesiyle yapılmıştı. Payın sonradan yeğenlere satılması başlangıçtaki hukuki olguyu değiştirmez; muvazaa olgusu ortadan kalkmaz ve mirasçı konumundaki alıcılar tapuya güven ilkesine dayanamaz. Kurul ayrıca, tarafları farklı olan ve daha önce reddedilen bir başka davanın HMK m.303 anlamında kesin hüküm oluşturmayacağını da not etti.
Sonuç ve Uygulamadaki Etkisi
Direnme kararı bozuldu; tapu iptali ve miras payı oranında tescil talebinin kabulü gerektiği belirlendi. Dosya, intifadan kaynaklanan tenkis talebine ilişkin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için 1. Hukuk Dairesine gönderildi.
Uygulama açısından karar üç şeyi netleştiriyor. Birincisi, bakımın gerçekten yapılmış olması muvazaa iddiasını kendiliğinden düşürmez; sorulacak soru "bakıldı mı" değil, "bu devrin gerçek amacı neydi" sorusudur. İkincisi, devredilen malın tüm malvarlığına oranı en ağır ölçütlerden biridir: tek ve çok değerli bir taşınmazın bakım karşılığı gösterilerek devredilmesi, bakım ediminin değeriyle açık orantısızlık taşıdığında bağış iradesine işaret eder. Üçüncüsü, devralanın payını sonradan başka bir mirasçıya veya yakınına satması davayı sonuçsuz bırakmaz.
Kararın tenkis boyutu da dikkat çekicidir: intifa hakkı mirasbırakanda kalmış ama taşınmaz fiilen devralanlar tarafından kullanılmışsa, bu kullanımın karşılıksız kazandırma niteliği ayrıca tenkis konusu olabilir. Bu yönü tenkis davası sayfamızda anlattığımız saklı pay korumasıyla birlikte okumak gerekir.
Benzer Durumdaysanız
Mirasbırakanın sağlığında bir taşınmazı ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle bir mirasçıya devrettiğini düşünüyorsanız, kararın tarttığı olguları önceden derlemek dava stratejisinin temelini oluşturur:
- Devir tarihinde mirasbırakanın adına kayıtlı başka taşınmaz var mıydı; devredilen mal tüm malvarlığının ne kadarını oluşturuyordu?
- Mirasbırakanın devir tarihindeki yaşı ve sağlık durumu; bakımın kim tarafından ve ne ölçüde yapıldığı.
- Mirasbırakanın diğer mirasçılarla ilişkisi; kız çocuklarının veya bazı mirasçıların bilinçli olarak dışlandığına dair yaşam öyküsü tanıkları.
- Devirden sonra taşınmazın kimin tarafından kullanıldığı, kiraya verildiği, gelir elde edildiği.
- Payın sonradan üçüncü kişilere devredilmiş olması hâlinde alıcıların mirasbırakanın yakını olup olmadığı.
Bu davalarda tanık delili merkezî önemdedir; mirasçılar üçüncü kişi konumunda oldukları için yazılı delil zorunluluğu bulunmaz. Davanın "tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis" biçiminde kademeli açılması, kararda görüldüğü gibi, muvazaa ispatlanamasa bile saklı pay korumasını gündemde tutar. Miras payı oranı ve tescil hesabı için miras payı hesaplama aracımız, dosyanızın somut değerlendirmesi için Yalova miras avukatı sayfamız yol gösterebilir. Bu bölüm genel bilgilendirme amaçlıdır; her dosyanın delil durumu farklıdır.
Sık Sorulan Sorular
Mirasbırakan gerçekten bakıma muhtaçtı ve bakıldı; yine de muvazaa iddia edilebilir mi?
Evet. Karara göre bakım ihtiyacının bulunması ve bakımın yerine getirilmesi muvazaayı tek başına dışlamaz. Mahkeme, devredilen malın değeri ile bakım ediminin orantısı, mirasbırakanın diğer mirasçılarla ilişkisi ve devredilen malın tüm malvarlığına oranı gibi olgulara bakarak gerçek amacın bakım mı bağış mı olduğunu belirler.
Devredilen pay sonradan başkasına satıldıysa dava düşer mi?
Hayır. Genel Kurul, oğlun payını yeğenlerine satmasının başlangıçtaki muvazaa olgusunu ortadan kaldırmadığını ve miras hakkını bertaraf etmediğini belirtti. Sonraki alıcıların mirasbırakanın yakını olması, iyiniyet savunmasını da zorlaştırır.
İspat yükü kimde ve hangi delillerle ispat yapılır?
İspat yükü muvazaayı iddia eden mirasçıdadır. Ancak mirasçılar sözleşmenin tarafı olmadıkları için tanık beyanı dâhil her türlü delile başvurabilirler; yazılı delil sınırlamasına tabi değildirler.
Hukuki Değerlendirme
Av. Mesut İLME
İlme Hukuk & Danışmanlık kurucu avukatı · Yalova Barosu Sicil No: 287. Karar özetleri ve değerlendirmeler bilgilendirme amaçlıdır; somut uyuşmazlığınız için hukuki danışmanlık alınız.
Karar Tam Metni
Hukuk Genel Kurulu 2024/563 E. , 2025/808 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/705 E., 2023/511 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 18.01.2022 tarihli ve 2020/1350 Esas, 2022/371 Karar sayılı BOZMA kararı
- Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali ve tescil, tenkis davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bodrum 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen tapu iptali ve tescil talebinin kabulüne, tenkis talebinin kısmen kabulüne ilişkin karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
- Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
- Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ ASIL DAVADA Davacı İstemi
- Davacı vekili dava dilekçesinde; mirasbırakan anneleri ...'nın dava konusu 1 28... parsel sayılı taşınmazın intifa hakkını üzerinde bırakarak çıplak mülkiyetini 1/2'şer paylarla ölünceye kadar bakma akti ile erkek çocukları ... ... ve davalı ... ...’ya temlik ettiğini, bu işlemin kız çocuklarından mal kaçırma amacıyla ve muvazaalı olarak gerçekleştirildiğini; daha sonra ...'nin de taşınmazdaki 1/2 payını satış yoluyla durumu bilen davalı yeğenleri ... ve ...’ya satış yoluyla devrettiğini, ayrıca, mirasbırakanın intifa hakkını üzerinde bırakmasına rağmen taşınmazın tasarrufunu davalılar ... ve ... ...’ya bıraktığını, onların da taşınmazdan büyük gelir elde ettiklerini ileri sürerek tapu kaydının iptali ile miras payı oranında adlarına tesciline, mümkün olmadığı taktirde tasarrufun tenkisine; ayrıca davalılar ... ve ... ... yönünden taşınmazdan elde ettikleri gelir nedeniyle tenkise karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; mirasbırakanın bakıma ihtiyacının olması nedeniyle temlikte bulunduğunu, bakım borcunun yerine getirildiğini, ... ... tarafından yapılan satışın muvazaalı olmadığını, taşınmaz bedelinin ödendiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
BİRLEŞTİRİLEN DAVADA Davacı İstemi 6. Davacılar vekili dava dilekçesinde; asıl dava dilekçesinde yer alan sebeplerle dava konusu 1 28... parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile miras payı oranında adlarına tesciline, mümkün olmadığı taktirde tenkisine; ayrıca, davalılar ... ve ... ... yönünden taşınmazdan elde ettikleri gelir nedeniyle tenkise karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 7. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; asıl dava ile aynı doğrultuda yer alan nedenlerle davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı 8. Bodrum 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.01.2007 tarihli ve 2006/344 Esas, 2007/37 Karar sayılı kararıyla her iki dava dosyasının birleştirilmesine yargılamanın 2006/337 Esas sayılı dosya üzerinden devamına karar verilmiş, 2006/337 Esas sayılı dosya üzerinden yapılan yargılamada ise 05.02.2010 tarihli celsede birleştirilen dosyanın tefriki ile ayrı bir esasa kaydedilmesine karar verilmiş, tefrik edilen dosya Mahkemenin 2010/49 Esas sayısına kaydedilmiştir. 9. Bodrum 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 02.04.2010 tarihli ve 2010/49 Esas, 2010/172 Karar sayılı kararıyla davanın sürüncemede kalmasına neden olduğundan dosyanın tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedildiği, davacının verilen kesin sürelere rağmen bu dosyada davalı vekili tarafından itiraz edilen bedel üzerinden hesaplanan yargılama harcını tamamlamadığı gerekçesiyle dava dilekçesinin reddine karar verilmiş, davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 07.06.2012 tarihli ve 2012/2797 Esas, 2012/6752 Karar sayılı kararıyla “...davacıya çekişme konusu taşınmazda miras payına karşılık gelen değer üzerinden harcın tamamlanması için önel verilmesi, tamamlanmadığı ve davalı tarafından da davanın takip edilmediği bildirildiği takdirde işlemden kaldırılması, koşulları oluştuğunda açılmamış sayılmasına karar verilmesi, davalının davayı takibi halinde ise harcın kendisine tamamlattırılması ve masrafları karşılamasının istenmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir...” gerekçesiyle karar bozulmuş, bozmadan sonra dosya 2013/1 Esas numarasını almıştır. Davacı vekilince 04.04.2013 tarihli makbuz ile eksik harç tamamlanmış olup, Mahkemece, bu arada kararı verilen Bodrum 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/337 Esas sayılı dosyası bekletici mesele yapılmıştır. 10. Bodrum 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.12.2012 tarihli ve 2006/337 Esas, 2012/626 Karar sayılı kararıyla; temliklerin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile dava konusu 1 28... parsel sayılı taşınmazın davacının miras hissesi olan 3/12 oranında iptali ile davacı adına kayıt ve tesciline karar verilmiştir. Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı 11. Mahkemenin yukarıda belirtilen 2006/337 Esas sayılı dosyada verilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 12. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 16.12.2014 tarihli ve 2014/10881 Esas, 2014/19655 Karar sayılı kararı ile; “...mahkemece yapılan incelemenin ve araştırmanın yukarıda değinilen ilkeler ve olgular gözetildiğinde, hükme yeterli ve elverişli olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur. Mahkemenin de kabulünde olduğu gibi, tanık anlatımlarına ve dosya kapsamına göre, mirasbırakanın yaşı ve sağlık durumu nedeniyle bakıma ihtiyacının bulunduğu, dava konusu taşınmazın temlikinden önce ve sonra bakımının çocukları ... ve ... tarafından sağlandığı tartışmasızdır. Ancak, davaya konu taşınmazın çıplak mülkiyeti 07.12.1989 tarihinde ölünceye kadar bakma akti ile temlik edildiğine göre, öncelikle 07.12.1989 tarihi itibariyle dava konusu taşınmazın çıplak mülkiyet değerinin belirlenmesi, bu tarihte mirasbırakan adına kayıtlı taşınmaz kaydının bulunup bulunmadığının araştırılması, varsa temlik edilen taşınmazın çıplak mülkiyet değerinin tüm malvarlığına oranının saptanması, makul sınırda kalıp kalmadığının buna göre değerlendirilmesi gerekirken, yanılgılı olarak dava tarihi itibariyle değerlendirme yapılarak yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir. Öte yandan, davacının, ayrıca, davaya konu taşınmazın intifa hakkının mirasbırakana ait olmasına rağmen tasarrufunu davalılar ... ve ...'e bıraktığını, taşınmazı bir süre kendileri işletmek daha sonrada kiraya vermek suretiyle davalılar ... ve ...'in yüksek miktarda gelir elde ettiklerini ileri sürerek intifa hakkı yönünden tenkis isteğinde bulunduğu hâlde, bu yönde olumlu olumsuz bir karar verilmemiş olması da isabetsizdir...” gerekçesi ile karar oy çokluğuyla bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı 13. Bodrum 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 12.09.2019 tarihli ve 2015/681 Esas, 2019/291 Karar sayılı kararıyla bozma kararına uyularak yargılamaya devam olunmuş, Mahkemenin 2013/1 Esas sayılı dosyası da 02.02.2016 tarihli ve 2013/1 Esas, 2016/55 Karar sayılı kararı ile işbu dosya ile yeniden birleştirilmiştir. 14. İlk Derece Mahkemesince bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda; bakım alacaklısı olan murisin, yaşı ve sağlık durumu dolayısıyla bakıma ihtiyacının olduğu, dava konusu taşınmazın temlikinden önce ve sonra bakımının çocukları ... ve ... ... tarafından yapıldığının sabit olduğu, temlikin bakım ihtiyacı nedeniyle gerçekleştirildiği, mal kaçırma amacı ile hareket edilmediği ve bu hâli ile dava konusu taşınmazın çıplak mülkiyetine yönelik yapılan temlikin elde edilen bakım ve gözetim değerinden aleni bir şekilde aşırı miktarda fazla olmadığından muvazaaya dayalı tapu iptali ve tescili istemlerinin reddine karar verilmesi gerektiği, ayrıca temlik işleminin ivazlı tasarruf olduğu kanaatine varıldığından tasarrufun bu yönü ile tenkise de konu olamayacağı; ancak somut olayda her ne kadar mirasbırakan taşınmazın intifa hakkını kendisinde bıraktığından davacıların tenkis taleplerinin bu yönü ile değerlendirilmesinin gerektiği, mirasbırakanın yaptığı intifa kazandırmasının tasarruf edebileceği kısmı aşması durumunda, saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçıların intifa hakkının tenkisini talep edebilecekleri, 15.04.2019 havale tarihli bilirkişi ek raporunun hüküm kurmaya yeterli olduğu gerekçesiyle; asıl ve birleşen dosya yönünden tapu iptali ve tescil isteminin reddine, davacı ...'nın tenkis isteminin intifa yönünden kısmen kabulü ile 327.750,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tapu kaydındaki mevcut hisseleri oranında davalılardan alınarak davacı ...'ya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davacı ... ...'nın tenkis isteminin de intifa yönünden kabulü ile 50.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tapu kaydındaki mevcut hisseleri oranında davalılardan alınarak davacı ... ...'ya verilmesine karar verilmiştir. Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı 15. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 16. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Getirtilen kayıt ve belgelerden; tarafların kök murisi 1911 doğumlu ...'nın 25.07.2005 tarihinde öldüğü, geriye mirasçıları olarak davacı kızları ... ve ..., davalı oğlu ... ve 18.03.2001 tarihinde ölen oğlu ...'den olma dava dışı torunları ..., ... ve ...'in kaldığı; davalılar ... ve ... 'in mirasbırakanın oğlu ...'nin çocukları olup, ...'nin yargılama sırasında 24.09.2006 tarihinde ölümü ile tüm mirasçıları olan eşi ... ile çocukları ..., ... ve ...′in davada yeraldıkları; mirasbırakan ...'nin dava konusu 1 28... parsel sayılı taşınmazın intifa hakkını üzerinde bırakarak kuru mülkiyetini 1/2'şer oranda oğulları ... ve ... 'ye 07.12.1989 tarihinde ölünceye kadar bakma akti ile devrettiği, daha sonra ...'nin 1/2 payını 23.01.1992 tarihinde eşit biçimde yeğenleri olan davalılar ... ve ...'e satış yoluyla temlik ettiği, dava tarihi itibariyle mirasbırakan adına kayıtlı başka taşınmaz bulunmadığı görülmektedir. Yukarıda değinilen olgular keşif, bilirkişi raporları, tanık anlatımları ve bozmaya uyularak yapılan araştırma ile birlikte mirasbırakanın aile koşulları ve ilişkileri, yüksek değeri olan dava konusu taşınmazın tamamının temliki gibi hususlar değerlendirildiğinde, mirasbırakanın davaya konu taşınmazı temlikinde kendisine baktırma amacından ziyade mirastan mal kaçırma amacı ile hareket ettiği, bunun yanında, intifa-ı kendisine ait olan taşınmazı aynı amaçla davalılara kullandırarak karşılıksız kazandırma sağladığı sonuç ve kanaatine varılmaktadır. Hal böyle olunca: .3.1. Asıl ve birleştirilen davada tapu iptali-tescil isteğinin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile anılan isteğin reddedilmesi doğru değildir. 3.3.2. Tapu iptali-tescil isteğinin kabul edilmesi nedeniyle intifadan kaynaklanan tenkis isteği bakımından yeniden bilirkişi raporu alınması ve davacıların saklı paylarının zedelenip zedelenmediği tespit edilerek sonucuna göre hüküm kurulmalıdır. Kabule göre de: 3.3. Birleştirilen davanın davacısı ...′nin dava değeri üzerinden eksik harcı tamamladığı gözetilerek intifadan kaynaklanan tenkis isteğinin tümden kabulüne karar verilmelidir. 3.3.4. Her iki davada intifadan kaynaklanan tenkis isteği bakımından, mirasbırakanın ölümüyle intifa sona ereceğinden, hesaplama ölüm tarihine kadar olan dönem için yapılmalıdır..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı 17. Bodrum 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 12.09.2023 tarihli ve 2022/705 Esas, 2023/511 Karar sayılı kararıyla; intifadan kaynaklanan tenkis isteği bakımından bozma kararına uyulmuş, muris muvazaasına ilişkin bozma kararına karşı ise önceki karar gerekçesi genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 18. Direnme kararı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 19. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mirasbırakanın dava konusu 1 28... parsel sayılı taşınmazın intifa hakkını üzerinde bırakarak kuru mülkiyetini 1/2'şer oranda oğulları ... ve ... ...’ya 07.12.1989 tarihinde ölünceye kadar bakma aktiyle, daha sonra ...'nin 1/2 payını 23.01.1992 tarihinde eşit biçimde yeğenleri olan davalılar ... ve ... ...’ya satış yoluyla yaptığı temlik işlemlerinin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu iddiasının davacı tarafça ispat edilip edilemediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 20. Asıl ve birleştirilen dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis ile intifadan kaynaklanan tenkis istemlerine ilişkin olup, intifadan kaynaklanan tenkis istemi bakımından bozma kararına uyulduğundan uyuşmazlık sadece muris muvazaasında toplanmaktadır. 21. Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 19. ( 818 sayılı BK md 18) maddesinin 1. fıkrası; "Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır" şeklindedir. 22. Muvazaa kavramı, Türk Hukuk Lûgatında; ‘‘Anlaşmalı saptırma gerçek dışı durumlara gerçekmiş niteliğini kazandırma işlemi. Hukuksal bir işlem konusunda gerçek duruma aykırılıkta birleşilerek yapılan ortak açıklama (beyan) ya da ortaya konulan belgedir. Danışıklı işlem’’ şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Kurumu, Türk Hukuk Lûgatı, Cilt I, Ankara, 2021, s. 819). 23. Muvazaa; tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmaları, şeklinde tanımlanabilir. 24. Muvazaa daha çok sözleşmenin yorumuyla ilgili olduğundan, öğreti ve uygulamada kapsamlı olarak incelenmiş ve belirli kurallara bağlanmıştır. Gerek öğretide ve gerekse uygulamada muvazaa, mutlak ve nispi muvazaa olarak iki gruba ayrılmaktadır; mutlak muvazaada taraflar herhangi bir hukuki işlem yapmayı (oluşturmayı) istemezler, yalnız görünüşte bir hukuki işlem için gerekli irade açıklamasında bulunurlar; nispi muvazaada ise taraflar gerçekten belli bir hukuki işlem yapmak isterler, ancak onu saklamak amacıyla, bir başka hukuki işlemin kurulduğu görüşünü yaratmak üzere irade açıklamasında bulunurlar. 25. Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki (zahiri) işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından, ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Muvazaada görünüşteki işlemin her türlü hukuki sonuçtan yoksun olması, tarafların ortak iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklanmaktadır. 26. Eldeki davanın konusunu oluşturan ve muris muvazaası olarak isimlendirilen muvazaa türünün ise Türk Hukukunda büyük bir yeri ve önemi vardır. 27. İlgili hukuk kısmına yer verilen TBK'nın genel hükmü dışında muris muvazaasına ilişkin bir düzenleme kanunlarımızda yer almamaktadır. Muris muvazaası kaynağını daha çok Yargıtay içtihatlarından ve bilimsel görüşlerden almakta ise de esas kaynağını Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı kararı oluşturmaktadır. 28. Anılan İçtihadı Birleştirme Kararında sonuç olarak; “Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması hâlinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu'nun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanunun 5 07... . maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağına” hükmedilmiştir. 29. 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, mirasbırakanın tapulu taşınmazlarının temliklerinde yaptığı muvazaalı işlemlere ilişkindir. 30. Muris muvazaasında, mirasbırakan ile sözleşmenin karşı tarafı, aralarında yaptıkları bağış sözleşmesini genellikle satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile gizlemektedirler. Başka bir anlatımla, mirasbırakan ile karşı taraf malın gerçekten temliki hususunda anlaşmışlardır. Görünüşteki ve gizlenen sözleşmelerin her ikisinde de samimi olarak temlik istenmektedir. Ne var ki, görünüşteki satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesinin vasfı (niteliği) muvazaalı sözleşme ile değiştirilmekte, ayrıca gizli bir bağış sözleşmesi düzenlenmektedir. Görünüşteki sözleşmenin vasfı (niteliği) tamamen değiştirildiğinden, muris muvazaası aynı zamanda tam muvazaa özelliği de taşınmaktadır. 31. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi ise TBK'nın 611. (BK'nın 511.) maddesinde düzenlenmiş ve bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir mal varlığını veya bazı mal varlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği sözleşme şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere ölünceye kadar bakma sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir sözleşmedir. Diğer bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da almış olduğu malların değerine ve bakım alacaklısının daha önce sahip olduğu sosyal durumuna göre hakkaniyetin gerektirdiği edimleri, bakım alacaklısına ifa etmekle yükümlüdür. Bakım borçlusu, bakım alacaklısına özellikle uygun gıda ve konut sağlamak, hastalığında gerekli özenle bakmak ve onu tedavi ettirmek zorundadır. 32. Diğer yandan ölünceye kadar bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz. 33. Ne var ki, muris muvazaasını öteki nispi muvazaalardan ayıran unsur mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla yapılmasıdır. Daha açık anlatımla, 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği üzere bu muvazaa türünde mirasbırakan, mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapuda kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu memuru önünde iradesini satış veya ölünceye kadar bakma akdi şeklinde açıklamaktadır. Bu nedenle bu tür uyuşmazlıkların çözümünde bakım borçlusuna yapılan temlikin gerçek yönünün, bir başka anlatımla mirasbırakanın gerçek irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılması önemlidir. Bunun için de mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul nedeninin bulunup bulunmadığı, bakım borçlusu ve diğer mirasçılarla ilişkileri, murisin yaşı, sağlık durumu, temlik edilen malın tüm mamelekine oranı gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. 34. Muris muvazaasına dayalı bir davanın kabul ile sonuçlanabilmesi için mirasbırakanın muvazaalı işlemi yaparken gerçek irade ve amacı mirasçılarından mal kaçırmak olmalıdır. Murisin mirasçılarından mal kaçırma amacının bulunmaması hâlinde 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararını uygulama olanağı bulunmamaktadır. 35. Bu tür davalarda ispat yükü ise muvazaanın varlığını iddia eden tarafa aittir. Gerek 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesindeki “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmü ve gerekse 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190/1. maddesindeki “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir” hükmü uyarınca, mirasbırakanın yaptığı temlikteki gerçek irade ve amacının mirasçıdan mal kaçırmak olduğunu, bu hususu ileri süren davacı taraf kanıtlamalıdır. 36. Dava açan mirasçılar, mirasbırakan ile davalı arasındaki sözleşmenin dışında olduklarından üçüncü kişi konumundadırlar. Bu nedenle iddialarını tanık dâhil olmak üzere her türlü delille kanıtlamaları mümkündür. Kanunen kendilerine intikal etmesi gereken miras haklarına, mirasbırakan tarafından muvazaalı olarak yapılan sözleşme ile engel olunduğundan bu sözleşmenin muvazaalı olduğunu ileri sürerek iptalini istemekte hukuki yararlarının bulunduğu açıktır. 37. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; tarafların kök murisi 1911 doğumlu ... 25.07.2005 tarihinde ölmüş, mirasçı olarak geriye (yargılama sırasında ölen) davacı kızları ..., ... ... (...), (yargılama sırasında ölen) davalı oğlu ... ... ile murisin kendisinden önce 18.03.2001 tarihinde ölen oğlu ... ...'nın çocukları dava dışı ... ..., ... ... (...) ile ... ... kalmıştır. Davalılar ... ve ... ... ise mirasbırakanın oğlu ... ...'nın çocukları olup, ... ...'nın yargılama sırasında ölümü ile diğer tüm mirasçıları davada yer almıştır. 38. Celbedilen kayıtlardan mirasbırakan ...'nın dava konusu 1 28... parsel sayılı taşınmazın intifa hakkını üzerinde bırakarak kuru mülkiyetini 1/2'şer payla oğulları ... ve ... ...'ya 07.12.1989 tarihinde ölünceye kadar bakma akti ile devrettiği, daha sonra ... ...'nın da 1/2 payını 23.01.1992 tarihinde eşit biçimde yeğenleri olan davalılar ... ve ... ...'ya satış yoluyla temlik ettiği, dava tarihi itibariyle mirasbırakan adına kayıtlı başka taşınmaz bulunmadığı sabittir. 39. Yine ... ...'nın çocukları olan dava dışı ... ..., ... ... (...) ile ... ...'nın 31.03.2004 tarihinde ..., ... ve ...'ya yönelik olarak mirasbırakan (babaları) ... ...'nın annelerinden boşandığı, bu nedenle kendileri ile de ilişkisinin iyi olmadığı, davaya konu 1 28... parsel sayılı taşınmazın 1/2 payını mirasbırakanları ...'nin annesinden ölünceye kadar bakma akti karşılığında edindiği, ancak 23.01.1992 tarihinde annesi ile birlikte hareket ederek taşınmazdaki payını kardeşinin çocukları olan davalı yeğenlerine 1/2'şer paylarla ve satış suretiyle temlik ettiği, muris tarafından yapılan işlemin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu iddiasıyla miras payları oranında tapu iptali ve tescil isteklerinde bulundukları, birleştirilerek görülen bu davada Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.06.2012 tarihli ve 2004/252 Esas, 2012/657 Karar sayılı kararı ile; davacıların babaanneleri sağ iken açtıkları davada aktif husumetleri olmadığı gibi murisleri ... lehine yapılan işlemlerin muvazaalı olduğunu ileri sürmekte hukuki yararlarının da bulunmadığı, davacılar murisinin yaptığı satış işleminin de mirasçı davacılardan mal kaçırmak amacıyla yapıldığının ispatlanamadığı gibi satışın gerçek satış olduğu yönünde tam bir kanaat oluştuğu gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davanın reddine karar verildiği, davacılar vekilince temyiz edilen bu kararın Yargıtay 1. Hukuk Dairesince onandığı, dosyanın karar düzeltme talebinin reddine karar verilmek suretiyle kesinleştiği görülmüştür. 40. Aşamalarda açıklandığı üzere, ivazlı sözleşme türlerinden olan ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesinin muvazaalı olduğu ileri sürüldüğünde aslolan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanması olduğundan, dosya kapsamından temlik işleminde bakım alacaklısının iradesinin bakıp gözetilme koşulunu değil de mirasçıdan mal kaçırma gibi başka başka bir amacı gerçekleştirmeye yönelik olduğu ispat edilirse aktin ivazlı olduğundan söz edilemeyeceğinden akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır ve dolayısıyla bu durumda Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı olayda uygulama yeri bulur. 41. Mirasbırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi içinde, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutularak akitteki gerçek iradesinin belirlenmesi gerekmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki, tarafları farklı olan Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen ve ispatlanamadığından reddine karar verilen davanın bu dava için HMK'nın 303. maddesi anlamında kesin hüküm oluşturmayacağı açık olup, bu hususta Özel Daire ile Mahkeme arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. 42. Eldeki davada mirasbırakan ... ile oğulları ... ve ...'nin ölünceye kadar aynı evde kaldıkları, murisin ölmeden önceki son zamanlarında yatalak kaldığı ve tekerlikli sandalye ile yaşamını idame ettirebildiği, bakım ihtiyaçlarının birlikte yaşadığı çocukları tarafından karşılandığı anlaşılmaktadır. Sözleşmeye konu taşınmaz murisin tek malvarlığı olup hükme esas alınan bilirkişi raporlarına göre dava konusu Muğla ili, Bodrum ilçesi, ... mahallesi 1 28... parselde (yeni 7 50... parsel) bulunan 172.10 m² yüzölçümlü 3 katlı kargir bina niteliğindeki taşınmazın dava ve devir tarihlerindeki tam mülkiyet ve çıplak mülkiyet değerleri göz önüne alındığında oldukça değerli olduğu anlaşılmaktadır. Yapılan keşif, alınan bilirkişi raporları, tanık anlatımları, bozmaya uyularak yapılan araştırma ile birlikte mirasbırakanın aile koşulları ve ilişkileri, yüksek değeri olan dava konusu taşınmazın tamamının temliki gibi hususlar değerlendirildiğinde, mirasbırakanın bakım ihtiyacını çok değerli olan tüm mal varlığını devretmeden karşılayabileceği, temlik edilen taşınmazın çıplak mülkiyet değeri tüm mal varlığına oranlandığında makul sınırın büyük ölçüde aşıldığı, temlikte bakım amacından ziyade bağış iradesinin üstün tutulduğu ve temlikin kız çocuklar olan davacılardan mal kaçırma iradesiyle yapıldığı, sonradan ...'nin hissesi yeğenleri olan davalılar tarafından alınmış olsa da bu işlemin başlangıçtaki hukuki olguyu değiştirmeyeceği, dolayısıyla mirasçılardan ...'ye ait yerin daha sonra diğer davalılar tarafından satın alınmasının davacının miras hakkını bertaraf etmeyeceği gibi muvazaa olgusunu da ortadan kaldırmayacağı, diğer mirasçıların da tapuya ... ilkesine dayanamayacakları, davacıların iddialarını ispatladıkları ve dolayısıyla mahkemece asıl ve birleştirilen davada davacıların tapu iptali ve tescil isteklerinin kabulüne karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. 43. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 44. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
- Ne var ki direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık muris muvazaasına ilişkin olup mahkemece tapu iptali ve tescil isteklerinin kabulüne karar verilmesi gerektiği yönünden direnme, diğer yönlerden bozma kararına uyulmasına karar verilerek hüküm kurulmuş olduğundan uyulan ve direnme kapsamı dışında kalan hususlara yönelik temyiz itirazlarının Özel Dairece incelenmesi gerektiğinden, açıklanan yönlere ilişkin inceleme yapılması için dosya Özel Daireye gönderilmelidir. IV. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacılar vekilinin itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, Taraf vekillerinin uyulan kısım yönünden kurulan hüküm ile direnme kararı kapsamı dışında kalan hususlara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Yargıtay 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
