Özet
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 20 Haziran 2019 tarihli kararında eşine fiziksel şiddet uygulayan ve onu çevresine karşı aşağılayan erkeğe karşı açılan özel sebebe dayalı boşanma davasını inceledi. Karar, şiddete uğrayan eşin lehinedir. Fiilen ayrı yaşayan eşler arasında, erkeğin ortak çocuğu görmek için eve geldiği gün çıkan tartışmada kadının koluna vurulmuş ve saçı çekilmişti; kadın iki gün sonra Türk Medeni Kanunu'nun 162. maddesine dayanarak karşı dava açtı. Yerel mahkeme şiddeti sabit gördüğü hâlde önce kadının birlikte yaşamayı sürdürerek eşini affettiğini, bozmadan sonra da kusurların maddede aranan ağırlıkta olmadığını kabul ederek davayı reddetti ve 2. Hukuk Dairesinin bozma kararına direndi. Genel Kurul, maddenin mutlak bir boşanma sebebi olduğunu ve sebep ispatlandığında evliliğin çekilmez hâle gelip gelmediğinin ayrıca araştırılmadığını hatırlattı. Kusursuz eşin dava hakkının yalnız iki hâlde, affetmesi ya da altı aylık ve beş yıllık hak düşürücü sürelerin geçmesiyle düştüğünü belirtti. Dosyada affa ilişkin bir delil bulunmadığını, fiziksel şiddetin ve hakaret sözlerinin birlikte onur kırıcı davranış oluşturduğunu kabul ederek direnme kararını oy birliğiyle bozdu. Kararın uygulamadaki ağırlığı, affın tarafların davranışından varsayılarak değil dosyadaki delille kurulması gerektiğini göstermesindedir.
İnceleme
Affa dair delil yoksa şiddet gören eşin dava hakkı ayakta kalır
Şiddete uğrayan eşin en sık duyduğu itirazlardan biri, olaydan sonra bir süre aynı çatı altında kalmasının ya da hemen ayrılmamasının eşini affettiği anlamına geldiğidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu kararda, Türk Medeni Kanunu'nun hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranışı düzenleyen 162. maddesine dayalı davada affın nasıl kurulacağını ve dava hakkının hangi hâllerde düştüğünü yerel mahkemenin direnmesi karşısında ele aldı. Karar, özel boşanma sebebi ile genel sebep arasındaki farkı da açık bir dille ortaya koyar. Maddenin konu bakımından genel çerçevesi hayata kast ve pek kötü muamele nedeniyle boşanma yazısında anlatılmıştır; bu karar, o çerçevenin süre ve af boyutuna odaklanır.
Genel Kurulun çizgisi şudur: madde mutlak bir boşanma sebebidir ve kusursuz eşin dava hakkı yalnız affetmesiyle ya da hak düşürücü sürelerin geçmesiyle sona erer. Affın varlığı ise dosyadaki delille gösterilmelidir; tarafların davranışından kendiliğinden çıkarılmaz.
Çocuğu görmeye gelen eş kapıda başlayan tartışmayı yatak odasında sürdürdü
Erkek, 21 Haziran 2012'de evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı iddiasıyla (TMK m. 166/1) boşanma davası açtı ve Haziran başında evi terk etti. Taraflar fiilen ayrı yaşarken erkek, 25 Temmuz 2012'de katıldığı bir geziden döndüğü gün ortak çocuklarını görmek için müşterek konuta geldi. Kapının girişinde başlayan tartışma karşılıklı itişmeye dönüştü; erkek eşini yatak odasına götürerek koluna vurdu ve saçını çekti. Tanık beyanına göre erkeğin elinde bir yumak saç kaldı. Olay nedeniyle sulh ceza mahkemesinde yürütülen yargılamada taraflar karşılıklı ceza aldı.
Kadın, olaydan iki gün sonra, 27 Temmuz 2012'de TMK m. 162'ye dayanarak karşı dava açtı. Erkeğin eşini çevresine "ahlâksız, içkici" sözleriyle kötülediği de dosyada sabit görüldü. Yerel mahkeme erkeğin davasını kabul etti; kadının davasını ise şiddeti sabit kabul ettiği hâlde, tarafların birlikte yaşamayı sürdürdüğü ve kadının süresi içinde dava hakkını kullanmadığı, bu nedenle eşini affettiği gerekçesiyle reddetti. Bu gerekçe, Genel Kurulun tespitine göre olay tarihinde eşlerin fiilen ayrı yaşadığı ve kadının davayı olaydan iki gün sonra açtığı bir dosyada kurulmuştu. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu hükmü oy çokluğuyla bozdu. Yerel mahkeme bozmadan sonra gerekçesini değiştirdi; erkeğin kusurlu olduğunu kabul etmekle birlikte bu kusurların maddede öngörülen nitelik ve ağırlıkta olmadığını belirterek direndi.
Mutlak sebep ispatlanınca evliliğin çekilmezliği ayrıca araştırılmaz
Genel Kurul önce boşanma sebeplerinin sınıflandırmasını hatırlattı. Zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, terk ve akıl hastalığı belirli olgulara dayandığından özel boşanma sebepleridir. Evlilik birliğinin sarsılması ise belli bir olguyu göstermeyen genel sebeptir. Genel Kurula göre hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranışın gerçekleşmesi hâlinde hâkimin evlilik birliğinin çekilmez hâle gelip gelmediğini araştırmasına gerek kalmadan boşanmaya karar verilebilir; madde bu yönüyle mutlak bir boşanma sebebidir ve üç ayrı sebep içerir.
Kurul, üç sebebin içeriğini doktrine dayanarak ayrı ayrı tanımladı. Pek kötü davranış, eşin vücut bütünlüğünü, bedensel ya da ruhsal sağlığını bozan veya tehlikeye düşüren davranışlardır; eylemin süreklilik taşıması zorunlu değildir, ancak zulüm ve işkence boyutuna ulaşması aranır. Onur kırıcı davranış ise eşe hakaret etmek ve onu küçük düşürmek amacıyla yapılan saldırıdır ve her onur kırıcı davranış değil, ağır derecede olanı boşanma sebebi sayılır. Davranışın kasten işlenmesi ve failin ayırt etme gücüne sahip olması gerekir.
Af ve süre konusunda Kurul, kusursuz eşin dava hakkının iki hâlde düştüğünü belirtti: davranışta bulunan eşini affetmesi ya da kanunda öngörülen altı aylık ve beş yıllık hak düşürücü sürelerin geçmesi. Somut olayda ceza dosyasına konu fiziksel şiddet nedeniyle kadının eşini affettiğine dair herhangi bir delil bulunmadığı tespit edildi. Fiziksel şiddet ile çevreye karşı sarf edilen hakaret sözleri birlikte değerlendirildiğinde bu eylemlerin onur kırıcı davranış sayılacağı ve maddedeki koşulların oluştuğu kabul edildi.
Genel Kurul direnmeyi bozdu ve kadının karşı davasının kabulünü istedi
Hukuk Genel Kurulu, 2. Hukuk Dairesinin bozma kararını benimseyerek direnme kararını 20 Haziran 2019'da oy birliğiyle bozdu. Uyuşmazlığın kapsamı kadının karşı davasıyla sınırlı tutuldu; erkeğin temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada yer olmadığı belirtildi. Daire bozmasının benimsenmesi, kadının TMK m. 162'ye dayalı karşı davasının kabul edilmesi gerektiği anlamına gelir; Daire bozma gerekçesinde bu davanın kabulü gerekirken reddedildiğini açıkça belirtmişti. Böylece yerel mahkemenin hem affa ilişkin ilk gerekçesi hem de kusurun maddede aranan ağırlıkta olmadığı yönündeki direnme gerekçesi Genel Kurulca benimsenmedi.
Kararın uygulamaya yansıması iki yönlüdür. Birincisi, Genel Kurul affı dosyadaki delile bağladığından, kararın gerekçesinden af iddiasının davalı eş için ispat konusu olarak kaldığı sonucu çıkar. Bu dosyada eşler zaten ayrı yaşadığından aynı evde kalmanın af sayılıp sayılmayacağı doğrudan tartışılmamıştır; ancak affın varsayımla kurulamayacağı yönündeki ölçüt bu soruya da ışık tutar. İkincisi, tek bir şiddet olayı, çevreye yönelik aşağılayıcı sözlerle birlikte değerlendirildiğinde özel sebep olarak boşanma için yeterli görülebilir. Genel sebebe dayalı davadan farklı olarak burada kusur karşılaştırması ve çekilmezlik araştırması sonucu belirlemez.
Altı aylık süre olayın öğrenildiği günden işler, af ise delille kurulur
Kanundaki altı aylık süre, davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlar; beş yıllık üst sınır ise sebebin doğumundan itibaren işler. Bu nedenle şiddet olayının tarihi, hastane kaydı, kolluk tutanağı ya da ceza dosyası gibi belgelerle kesin biçimde tespit edilmelidir. Bu dosyada Genel Kurul süre yönünden bir engel görmemiş, uyuşmazlığı affın varlığı ve davranışın niteliği üzerinden çözmüştür; kadın davayı olaydan iki gün sonra açmıştı. Olayın üzerinden uzun zaman geçtiği dosyalarda ise davanın genel sebebe de dayandırılması, süre itirazı karşısında talebin büsbütün açıkta kalmamasını sağlar.
Af iddiası karşısında olaydan sonraki ilişkinin seyri belgelenmelidir: eşlerin fiilen ayrı yaşayıp yaşamadığı, şiddetten sonra bir barışma beyanı bulunup bulunmadığı, mesajlaşmaların içeriği. Uygulamada en sık karşılaştığımız güçlük, şiddetin ardından kısa süreli bir arada kalışın karşı tarafça af gibi sunulmasıdır; Genel Kurulun bu kararı, affın bu tür bir varsayımla değil somut delille kurulması gerektiğini göstermektedir. Şiddet sürüyorsa boşanma davasından bağımsız olarak aile içi şiddete karşı koruma tedbirleri de gündeme gelebilir.
Şiddet nedeniyle boşanmada af ve süre hakkında sık sorulan sorular
Şiddetten sonra bir süre aynı evde kalan eş, eşini affetmiş sayılır mı?
Genel Kurul bu kararda affın dosyadaki delille gösterilmesini aramış, yerel mahkemenin birlikte yaşamaya devam edildiği gerekçesiyle affı kabul etmesini yerinde bulmamıştır. Olay tarihinde eşler fiilen ayrı yaşadığından Kurul aynı evde kalmayı doğrudan tartışmamıştır; affın varsayımla değil delille kurulması gerektiği ölçütünden, aynı evde kalmanın tek başına yeterli görülmeyeceği sonucu çıkarılabilir. Affedildiğini ileri süren eşin bu iddiasını somut olgularla ortaya koyması beklenir.
Tek bir tokat ya da saç çekme olayı özel sebeple boşanma için yeterli midir?
Kararda tek bir şiddet olayı, eşin çevreye karşı aşağılanmasıyla birlikte onur kırıcı davranış olarak nitelendirilmiştir. Pek kötü davranış için eylemin süreklilik taşıması gerekmez, ancak doktrinde zulüm ve işkence boyutuna ulaşması aranır. Bu nedenle olayın hangi kategoriye girdiği her dosyada olgulara göre ayrıca değerlendirilir.
Altı aylık süre kaçırılırsa boşanma davası açılamaz mı?
Özel sebebe dayalı dava hakkı altı aylık ve beş yıllık sürelerin geçmesiyle düşer; ancak aynı olgular evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı iddiasına dayanak olarak kullanılabilir. Genel sebepte hâkim kusur durumunu ve ortak hayatın çekilmez hâle gelip gelmediğini ayrıca araştırır. Bu davanın yürüyüşü çekişmeli boşanma davası sürecinde ele alınmıştır.
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; her dosya kendi olgularıyla değerlendirilir.
Kararın tam metni
~8 dk okuma
Metin, Yargıtay Karar Arama resmî yayınından alınmıştır. Kaynakta açın
Hukuk Genel Kurulu 2017/2420 E., 2019/750 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mahkemesi Sıfatıyla)
Taraflar arasında görülen karşılıklı "boşanma" davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda Silifke Asliye Hukuk (Aile Mahkemesi Sıfatıyla) Mahkemesince asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine dair verilen 03.07.2013 tarih ve 2012/484 E., 2013/846 K. sayılı karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 29.05.2014 tarih ve 2014/804 E,. 2014/11848 K. sayılı kararı ile;
"...1-Davacı-davalı (koca) Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesinde yer alan "evlilik birliğinin temelinden sarsılması” sebebine, davalı-davacı (kadın) ise aynı Kanunun 162'nci maddesinde yer alan "pek kötü muamele” ve "onur kırıcı davranış" sebebine dayanarak boşanma davası açmış, mahkemece davacı- davalı kocanın davası kabul edilip, davalı- davacı kadının davası reddedilmiştir.
Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; davacı- davalı kocanın, eşine 25.07.2012 tarihinde fiziki şiddet uyguladığı ve hakaret ettiği, davalı- davacı kadının da 27.07.2012 tarihinde dava açtığı anlaşılmaktadır. Davacı-davalı koca hakkında fiziki şiddet uygulamaktan ceza davası ikame edilmiş ve mahkum olmuştur. Davacı- davalı kocanın eşine yönelik ağır hakaret ve fiziksel şiddete ilişkin eylemleri onur kırıcı davranış oluşturur. Bu sebeple Türk Medeni Kanununun 162. maddesindeki boşanma koşulları gerçekleşmiştir. Davalı- davacı kadının eşini affettiğine dair dosya kapsamında delil de bulunmamaktadır. Bu bakımdan, mahkemenin ret gerekçesi yasal değildir. O halde, yasanın 162’nci maddesinde yer alan boşanma sebebinin oluştuğu dikkate alınarak davacı-davalı kadının davasının kabulü gerekirken reddi doğru bulunmamıştır.
2-Davalı-karşı davacı kadının, usulüne uygun harcı yatırılarak açılmış bir aile konutu şerhi konulması davasının olmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece bu talep konusunda "karar verilmesine yer olmadığına" şeklinde karar verilmesi gerekirken, aleyhinde kesin hüküm oluşturacak şekilde bu talebin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir...."
gerekçesiyle oy çokluğu bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda kısmen direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Asıl dava, Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 166/1. maddesinde yer alan evlilik birliğinin sarsılması nedenine; karşı dava ise hayata kast, pek kötü muamele ve onur kırıcı davranış nedenine dayalı (TMK m.162) boşanma isteklerine ilişkindir.
Davacı-karşı davalı (erkek), davalının içki ve sigara gibi kötü alışkanlıkları olduğu hâlde sigara kullanmayacağını, içki içmeyeceğini vaat ederek kendisini evlenmeye razı ettiğini, istememesine karşın eşinin ikinci ve üçüncü çocuğa hamile kaldığını, bu süreçlerde kötü alışkanlıklarından vazgeçmediği gibi başına buyruk bir hayat yaşamaya başladığını, çocukları koz olarak kullanmaya başladığını, entrikacı ve maddiyatçı biri olduğunu, şiddete uğramadığı hâlde kendini dövülmüş gibi göstermeye çalıştığını, son olarak uyarılara rağmen düzelmeyen eşine boşanmak istediğini söyleyip evden ayrıldığını ileri sürerek tarafların boşanmalarına, ortak çocuk Y.'nin velâyetinin tarafına verilmesini talep ve dava etmiş; cevaba cevap dilekçesinde ise ortak çocuklarının velâyeti ile maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir.
Davalı–karşı davacı (kadın), davacının iddialarının asılsız ve çarpıtılmış ifadeler olduğunu, zaman zaman sigara alışkanlığını terk edip yeniden başladığını ancak son olaylara kadar sigaranın hiçbir zaman evliliklerini boşanma aşamasına getirmediğini, eşinin ve kendisinin isteğiyle çocuk sahibi olduklarını, fiziksel şiddete uğradığını, Haziran ayı başında davacının boşanmak istediğini söyleyerek evi terk ettiğini, son olarak 25.07.2012 günü gittiği Karadeniz turundan dönen eşinin evin dış kapısına gelip kızları Y.'yi görmek istediğini, bu sırada çıkan tartışmada fiziksel şiddet gördüğünü ileri sürerek davacı eşin davasının reddine, kendi davasının TMK'nın 162. madde gereğince pek kötü muamele ve onur kırıcı davranış nedeniyle kabulüne, velâyet hakkının tarafına tevdiine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Yerel mahkemece, erkeğin evlilik birliği içerisinde fiziksel şiddet uygulamak, eşinin saçını çekmek, boğazını sıkmak, hakaret etmek ve "ahlâksız, içkici, çok sigara içer" şeklinde davalıyı etrafa kötülemek suretiyle ağır kusurlu, kadının ise evlenmekle sigarayı bırakacağı konusunda söz verdiği ancak sigarayı bırakmaması ve davacıyla bu konuda sürekli tartışması nedeniyle az da olsa kusurlu olduğu, ceza dosyasına göre tarafların birbirlerini yaralama suçunda karşılıklı ceza aldıkları ancak işbu boşanma davasının açılma tarihinin 21.06.2012, ceza davasında suç tarihinin ise 25.07.2012 olduğu, dava açıldıktan sonra gerçekleşen olayların hükme esas alınamayacağı gerekçesiyle davacı-karşı davalı erkeğin boşanma davasının kabulüne, TMK'nın 166/1. maddesi uyarınca boşanmalarına karar verilmiş, buna karşılık dosya kapsamına göre, erkeğin kadına yönelik olarak kendisine pek kötü davranışta ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunmadığı, fiziksel şiddet uyguladığı açıkça sabit olmasına rağmen, tarafların birlikte yaşamaya devam etmesi ve süresi içerisinde TMK'nın 162. maddesi gereği dava hakkını kullanmaması nedeniyle davacı-karşı davalıyı affettiği gerekçesiyle belirtilerek karşı davanın ve aile konutu şerhi konulması talebinin reddine karar verilmiştir.
Taraf vekillerinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık kısmında gösterilen gerekçelerle oy çokluğu ile bozulmuştur.
Yerel mahkemece bozma kararının ikinci bendine uyulmuş, birinci bent yönünden; karşı oy yazısında yer alan gerekçelere aynen yer verildikten sonra davacı-karşı davalı erkeğin kusurlu olduğu hususunun mahkemenin kabulünde olduğu, ancak bu kusurların TMK'nın 162. maddesinde belirtilen nitelikte ve ağırlıkta olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı-karşı davacı kadının karşı davası yönünden Türk Medeni Kanunu'nun 162. maddesi (pek kötü muamele veya onur kırıcı davranış nedeniyle) uyarınca boşanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır.
Bilindiği üzere, boşanma geçerli olarak kurulmuş bir evliliğin sonradan ortaya çıkan ve yasada öngörülen bazı sebeplerle mahkeme kararıyla sona erdirilmesinin istenmesidir.
Türk Medeni Kanunu, boşanma sebeplerini 161-166 arasındaki altı maddede düzenlemiştir. Bu sebepler konularına, kanunda özel olarak düzenlenip düzenlenmediklerine göre “özel-genel boşanma sebepleri” ve evlilik üzerindeki etkilerine, evlilik birliğini çekilmez hâle getirip getirmediklerine göre “mutlak-nispi boşanma sebepleri” olarak sınıflandırılabilirler.
Zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme veya haysiyetsiz hayat sürme, terk ve akıl hastalığı belirli olgulara dayandıklarından özel boşanma sebeplerini oluştururlar ve sınırlı sayıdadırlar. Buna karşılık, evlilik birliğinin sarsılması (TMK m. 166/1,2) ile eşlerin anlaşması (m. 166/3) ve fiili ayrılık (m. 166/4) ise belli bir olguyu göstermeyen ve önceden belirlenemeyen nitelikte olduklarından genel boşanma nedenlerini oluştururlar (Gençcan, Ö: Boşanma Tazminat ve Nafaka Hukuku, Ankara 2017, s. 120-121).
Diğer yandan, bir olay evlilik ilişkisi üzerindeki etkisine bakılmaksızın boşanma hakkını verebiliyorsa, mutlak boşanma sebebinden; boşanma sebebi olarak gösterilen olgunun açılmış davada ispat edilmesi boşanma kararı verilmesi için yeterli değilse nispi boşanma sebebinden söz edilir. Nispi boşanma sebeplerinde ispat edilen olgu veya olayın diğer eş için ortak hayatı çekilmez hâle getirip getirmediğinin de hâkimce araştırılması gerekir (Gençcan, s.121; Akıntürk, T./Ateş, D: Türk Medeni Hukuku Aile Hukuku, İkinci Cilt, Ocak 2019, s. 244-245).
Bu genel açıklamalar sonrası uyuşmazlığın çözümü için "özel bir boşanma sebebi" olarak kanunda sayılan "hayata kast, pek kötü muamele veya onur kırıcı davranış" başlıklı TMK'nın 162. maddesinin incelenmesi gerekmektedir. Hükme göre;
“Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir.
Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.
Affeden tarafın dava hakkı yoktur”.
Görüldüğü üzere, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranışın gerçekleşmesi ile hâkim tarafından evlilik birliğinin çekilmez hâle gelip gelmediği şartını araştırmaya gerek kalmaksızın, boşanma kararı verilebilecektir. Başka bir deyişle TMK'nın 162. maddesi mutlak bir boşanma sebebi olup bu maddenin üç ayrı boşanma sebebi saydığı söylenebilir.
Şöyle ki, madde metninde geçen "hayata kast" ifadesi ile eşini öldürme girişiminde bulunmak, onu intihara zorlamak gibi eşlerden biri tarafından diğerinin hayatına karşı yapılmış acı sonuç doğuran davranışlar kastedilmektedir (Akıntürk/Ateş, s. 249; Dural, M./Öğüz, T./Gümüş, M.A: Türk Özel Hukuku, Cilt III, Aile Hukuku, Şubat 2019, s.110).
"Pek kötü davranış"; eşlerden birinin diğerine uyguladığı, vücut bütünlüğünü, bedensel veya ruhsal sağlığını bozucu ya da tehlikeye düşürücü davranışlardır. Dövme ve fiziksel şiddet uygulama, evden kovma, aç bırakma, anormal cinsel ilişkiye zorlama gibi davranışlar pek kötü davranışa örnek olarak gösterilebilir. İşlenen fiilin devamlılık arzetmesi zorunlu olmamakla birlikte pek kötü davranış eyleminin zülüm ve işkence boyutunda olması gerekmektedir (Gençcan, s.184).
Eski Medeni Kanunu'nda yer almayan ancak 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda düzenlenen "onur kırıcı davranış" ise , eşlerden birinin diğerine hakaret etmek, onu küçük düşürmek amacıyla yaptığı saldırıdır (Dural/Öğüz/Gümüş: Türk Özel Hukuku, Cilt III, Aile Hukuku, Şubat 2019, s.111). Ayrıca her türlü onur kırıcı davranış değil, ağır derecede onur kırıcı bir davranışın boşanma sebebi sayıldığı da bilinmelidir.
Hemen belirtilmelidir ki, diğer eşin hayatına kast eden veya pek kötü ya da onur kırıcı davranışta bulunan eşin bunu kasten işlemesi ve ayırt etme gücünün bulunması gerekmektedir.
Madde de sayılan her üç neden için de, kusursuz olan eşin dava hakkı iki hâlde düşer. Bunlardan biri kusursuz eşin, hayatına kastetmiş veya kendisine pek kötü veya onur kırıcı davranışta bulunmuş olan eşini affetmesi; diğeri ise altı aylık ve beş yıllık hak düşürücü sürelerin geçirilmiş olmasıdır.
Somut olaya gelindiğinde; erkek tarafından TMK'nın 166/1. maddesine dayalı olarak 21.06.2012 tarihinde genel sebebe dayalı boşanma davası açıldığı, buna karşılık kadının da 27.07.2012 tarihinde TMK'nın 162. maddesinde belirtilen özel sebebe dayalı boşanma davası açtığı, her iki tarafın temyizi üzerine Özel Dairece davalı-karşı davacı kadının davasının kabulü gerektiğine dair bozma kararı verildiği ve tarafların bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda direnme konusu uyuşmazlığın kapsamı davalı-karşı davacı kadının davası ile sınırlıdır.
Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında, tarafların fiilen ayrı yaşamaya başladığı dönemde davacı-karşı davalı erkeğin ortak çocuk Y.'yi görmek için müşterek haneye gittiği, kapının girişinde tarafların tartışmaya başladıkları, karşılıklı itiş kakış yaşandığı, erkeğin içeri girip eşini yatak odasına götürerek koluna vurduğu, saçını çektiği ve tanık ifadesine göre erkek eşin elinde bir yumak saç kaldığı, bu olay nedeniyle Silifke Sulh Ceza Mahkemesinin 2012/1276 E., 2013/198 K. sayılı dosyasında tarafların yargılanarak ceza aldığı, bu olaydan iki gün sonra da davalı-karşı davacı kadının boşanma davası açtığı, diğer yandan erkeğin eşini etrafta "ahlâksız, içkici" gibi sözlerle kötülediği tüm dosya kapsamı ile sabittir. Davalı-karşı davacı kadının ceza dosyasına konu fiziksel şiddet eylemi nedeniyle eşini affettiğine dair herhangi bir delil de bulunmamaktadır.
O hâlde, davacı-karşı davalı erkeğin eşine fiziksel şiddet uygulaması ve sarf ettiği hakaret sözcükleri dikkate alındığında bu eylemlerin onur kırıcı davranış sayılacağı, dolayısıyla TMK'nın 162. maddesinde belirtilen koşulların oluştuğu ve kadın eşin karşı davasının kabulü gerektiği belirgindir.
Açıklanan nedenlerle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
S O N U Ç : Davalı-karşı davacı (kadın) vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara iadesine, davacı-karşı davalı erkeğin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 20.06.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Bu alandaki diğer kararlar

Ortak Velayet Ebeveynlere Sorulmadan Verilebilir mi? AYM'nin Çocuğun Üstün Yararı Ölçütü
Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, 06.10.2021

Düğünde Damada Takılan Altın Kimin? Hukuk Genel Kurulu'na Göre Ziynette İspat Yükü
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 13.04.2021

Eşini Evden Uzaklaştıran Eş Eve Dön İhtarıyla Terk Davası Açabilir mi?
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 24.05.2023

