İlme Hukuk Logo
İLMEHUKUK BÜROSU
İLME HUKUK BÜROSU
Hemen AraRandevu Al
Zeminde kırılmış seramik bir tabak

Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış Nedeniyle Boşanma (TMK 162): Süreler ve İspat

TMK m. 162, hayata kast, pek kötü davranış ve ağır onur kırıcı davranışı özel boşanma sebebi sayar; dava hakkı öğrenmeden itibaren altı ay, her hâlde beş yıl içinde kullanılmazsa düşer, affeden eşin dava hakkı yoktur.

Yayın
24 Ekim 2026
Okuma süresi
17 dk
Hukuk alanı
Aile Hukuku
Av. Mesut İLME — Yalova Barosu

Av. Mesut İLME

Yalova Barosu, sicil 287

Yayın
24 Ekim 2026
17 dk
okuma

Bir gece tartışma büyür, eşlerden biri diğerini boğazından sıkar; ertesi sabah hastaneden alınan rapor, karakolda verilen ifade ve aile mahkemesinden çıkan bir koruma kararı kalır. Birkaç hafta sonra eş özür diler, evde bir süre sessizlik olur, ardından aynı tablo tekrarlanır. Boşanmayı düşünen eşin aklındaki soru çoğu zaman şudur: Bu olaylar kendi başına boşanma için yeterli mi, yoksa yıllar süren bir "kim daha kusurlu" tartışmasına mı girilecek?

Türk Medeni Kanunu bu soruya ayrı bir madde ayırmıştır. TMK m. 162, hayata kast, pek kötü davranış ve ağır derecede onur kırıcı davranışı özel boşanma sebebi olarak düzenler ve bu sebebe dayanan dava için kısa, kaçırılması kolay iki hak düşürücü süre öngörür. Maddenin nasıl işlediğini anlamak; hangi olayın bu kapsama girdiğini, sürelerin nereden başladığını, affın neyi kapattığını ve ceza dosyasının boşanma dosyasıyla nasıl konuştuğunu birlikte okumayı gerektirir.

TMK m. 162 üç ayrı davranışı tek maddede toplar

Madde metni şöyledir: "Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir." Aynı maddenin ikinci fıkrası süreyi, üçüncü fıkrası affı düzenler. Kanun koyucu üç davranışı aynı başlık altında toplamış olsa da her biri ayrı bir olgu kümesidir ve dava dilekçesinde hangisine dayanıldığının açıkça gösterilmesi gerekir.

Üç hâlin ortak noktası, davranışın ağırlığıdır. Evlilik içinde yaşanan sıradan kırgınlıklar, karşılıklı sert sözler ya da tek seferlik tartışmalar genel boşanma sebebi olan evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK m. 166) kapsamında değerlendirilir. Özel sebep ise eşin vücut bütünlüğüne, hayatına ya da onuruna yönelen ve ortak hayatın sürdürülmesini anlamsız kılan ağır saldırıları karşılar.

Hayata kast: öldürme kastının dışa yansıması

Hayata kast, eşin diğer eşi öldürmeye yönelik iradesini dışa vuran davranıştır. Silahla ateş etmek, bıçakla saldırmak, zehirlemeye çalışmak, boğmaya kalkışmak ya da hareket hâlindeki araçtan itmek bu hâlin tipik örnekleridir. Medeni hukuk bakımından suçun tamamlanması, sonucun doğması ya da ceza mahkemesinin mahkûmiyet kararı vermiş olması aranmaz; boşanma hâkimi davranışın öldürme kastını taşıyıp taşımadığını kendi önündeki delillerle değerlendirir.

Eşe karşı kasten öldürme, TCK m. 82/1-d'de nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir. Bu nitelendirme boşanma dosyasında yol gösterici olabilir; ancak ceza soruşturmasında olayın kasten yaralama olarak nitelendirilmesi, boşanma hâkiminin olayı hayata kast olarak değerlendirmesini engellemez.

Pek kötü davranış: vücut ve ruh bütünlüğüne ağır saldırı

Pek kötü davranış, eşin bedensel ya da ruhsal bütünlüğünü ağır biçimde zedeleyen, insan onuruyla bağdaşmayan muameledir. Darp, eziyet, cinsel şiddet, eşi evde kilitli tutmak, aç bırakmak, sağlık hizmetine ulaşmasını engellemek ve süreklilik kazanmış ağır tehditler bu kapsamda düşünülebilir. Türk Ceza Kanunu da eşe karşı kasten yaralamayı şikâyet aranmaksızın kovuşturulan ve cezası artırılan bir hâl olarak (TCK m. 86/3-a), eşe karşı eziyeti ise daha ağır cezalı bir hâl olarak (TCK m. 96/2-b) düzenler.

Ağırlık eşiği her dosyada somut olaya göre belirlenir. Mahkemeler fiilin yoğunluğunu, tekrarlanıp tekrarlanmadığını, kullanılan aracı, doğan sonucu ve olayın gerçekleştiği ortamı birlikte değerlendirir. Hafif ve tek seferlik bir fiziksel temasın TMK m. 166 kapsamında ağır kusur olarak ele alındığı, tekrarlanan ya da ağır sonuç doğuran şiddetin ise TMK m. 162 kapsamına alındığı görülmektedir. Uygulamada sık karşılaştığımız durum, şiddetin tek bir olay değil bir dizi olay olarak yaşanması ve her birinin ayrı tarih, ayrı belge ve ayrı tanıkla dosyaya taşınması gereğidir.

Ağır derecede onur kırıcı davranış: kanun "ağır" ölçütünü açıkça arar

Üçüncü hâl, eşin kişiliğini, saygınlığını ve onurunu ağır biçimde zedeleyen davranıştır. Kanun metni burada "ağır derecede" ifadesini kullanır; yani her hakaret ya da her kırıcı söz bu kapsama girmez. Eşi başkalarının önünde sistemli biçimde aşağılamak, mahrem görüntülerini yaymakla tehdit etmek ya da yaymak, ailesinin ve çevresinin önünde ağır biçimde küçük düşürmek bu hâle örnek gösterilebilir.

Ağır onur kırıcı davranışla sıradan hakaret arasındaki ayrımı belirleyen; sözün ya da davranışın içeriği, kime karşı ve hangi ortamda yapıldığı, tekrarı ve eşin sosyal çevresine etkisidir. Karşılıklı tartışmada sarf edilen sert sözler genellikle TMK m. 166 kapsamında iki tarafın kusuru olarak tartılır. Israrlı takip (TCK m. 123/A) ve sürekli rahatsız etme gibi davranışlar ise yoğunluğuna göre pek kötü davranış ya da onur kırıcı davranış olarak ileri sürülebilir.

Özel sebep ispatlanınca evliliğin çekilmezliği ayrıca araştırılmaz

TMK m. 162'deki özel sebebi genel boşanma sebebinden ayıran en önemli fark, ispatın konusudur. Genel sebebe dayanan davada davacı, evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığını ispatlamak zorundadır; davacının kusuru daha ağırsa davalının davaya itiraz hakkı da vardır (TMK m. 166/2). Özel sebepte ise kanunda sayılan davranışın ispatı yeterlidir. Doktrinde bu sebep "mutlak" özel sebep olarak nitelendirilir: davranış ispatlandığında hâkim, ortak hayatın gerçekten çekilmez hâle gelip gelmediğini ayrıca araştırmadan boşanmaya ya da istem varsa ayrılığa karar verir (TMK m. 170/1).

Bu fark, kusur tartışmasının boşanma kararı bakımından ikinci plana düşmesi anlamına gelir. Davacının da evlilikte kusurlu davranışları olabilir; ancak bu durum, kendisine karşı işlenmiş hayata kast ya da pek kötü davranış ispatlandığı sürece boşanma kararını engellemez. Kusur, aşağıda açıklandığı gibi tazminat ve nafaka taleplerinde yeniden önem kazanır.

İki sebep arasındaki ilişki davanın reddi hâlinde de önem taşır. 7532 sayılı Kanunla değişik TMK m. 166/4, boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliğinin temelden sarsılmış sayılacağını ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verileceğini öngörür. Özel sebebe dayanan dava süre ya da af nedeniyle reddedilse bile, eşlerin ayrı yaşamayı sürdürdüğü dosyalarda bu yol açık kalır.

ÖlçütTMK m. 162 (özel sebep)TMK m. 166/1 (genel sebep)
İspatın konusuKanunda sayılan davranışın varlığıEvlilik birliğinin temelinden sarsılması
Hak düşürücü süreÖğrenmeden itibaren 6 ay, her hâlde olaydan itibaren 5 yılKanunda süre öngörülmemiş
AfAffeden eşin dava hakkı yokturAffedilen olaylar kusur olarak yüklenemez
Davalının itiraz hakkıYokDavacının kusuru daha ağırsa var (m. 166/2)
Kusur karşılaştırmasıBoşanma kararı için aranmaz; tazminatta yapılırHem boşanmada hem tazminatta yapılır

Özel sebebe dayanan dava da dilekçeler aşaması, ön inceleme, tahkikat ve karar adımlarıyla çekişmeli boşanma davasının genel usul çerçevesinde yürür.

Altı ay ve beş yıl: dava hakkını düşüren iki süre

Maddenin ikinci fıkrasına göre "Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer." Bu süreler zamanaşımı değil hak düşürücü süredir. Hak düşürücü süre dolduğunda hak kendiliğinden sona erer ve taraflar ileri sürmese de dosyadan anlaşılıyorsa hâkim bu durumu kendiliğinden gözetir.

Kısa süre, öğrenme anından başlar. Pek kötü davranışa ya da hakarete maruz kalan eş olayı genellikle yaşadığı anda öğrendiğinden, altı aylık süre çoğu dosyada olay tarihinden işlemeye başlar. Hayata kastta ise durum farklı olabilir: zehirleme girişimi ya da başka bir kişiyle eşi öldürmeye yönelik plan, olaydan aylar veya yıllar sonra ortaya çıkabilir. Böyle bir durumda altı ay öğrenme tarihinden başlar; ancak olayın üzerinden beş yıl geçmişse öğrenme ne zaman olursa olsun TMK m. 162'ye dayanılarak dava açılamaz.

Örnek durumAltı ayın başlangıcıBeş yılın başlangıcı
Eşe yönelik darp, aynı gün hastane raporu alınmışOlay günüOlay günü
Zehirleme girişimi iki yıl sonra ortaya çıkmışGirişimin öğrenildiği günGirişimin yapıldığı gün
Eşin mahrem görüntülerini başkalarına gönderdiği sonradan öğrenilmişGönderimin öğrenildiği günGönderimin yapıldığı gün
Aylara yayılan tekrarlı şiddetHer olay için ayrı ayrıHer olay için ayrı ayrı

Tekrarlanan şiddette her olay ayrı bir boşanma sebebi oluşturur ve süre her olay için ayrı işler. Son olaydan itibaren altı ay içinde açılan dava, en azından o olay bakımından süresindedir; daha önceki olaylar ise süresi geçmişse ya da affedilmişse TMK m. 162'nin dayanağı olamaz. Dilekçede olayların tarih sırasıyla, her biri için öğrenme tarihi de gösterilerek anlatılması, süre itirazının değerlendirilmesini kolaylaştırır.

Altı aylık süre ceza soruşturmasının ya da kovuşturmasının sonuçlanmasını beklemez. Yargılama yıllarca sürebilir; boşanma davası için öngörülen süre ise kanunda ceza yargılamasına bağlanmamıştır. Mahkûmiyet kararını beklemek için dava açmayı ertelemek, TMK m. 162'ye dayanma imkânını ortadan kaldırabilir.

Affeden eşin dava hakkı yoktur: af neyi kapatır, neyi kapatmaz

Üçüncü fıkra kısa ve açıktır: "Affeden tarafın dava hakkı yoktur." Af, mağdur eşin olaya rağmen evliliği sürdürme ve olayı bir boşanma sebebi olarak kullanmama iradesidir. Bu irade açık bir sözle açıklanabileceği gibi, olaydan sonraki davranışlardan da çıkarılabilir. Af ileri sürüldüğünde, affın varlığını ispat yükü bu olguya dayanan taraftadır (HMK m. 190).

Affın sınırını belirlemek, bu tür davaların en çok tartışılan noktalarından biridir. Olaydan sonra aynı evde kalmak, çocuklar ya da ekonomik zorunluluk nedeniyle ortak hayatı geçici olarak sürdürmek, korku nedeniyle sessiz kalmak ile olayı bağışlayıp evliliğe yeniden yönelmek aynı şey değildir. Mahkeme bu ayrımı olaydan sonraki somut olgulara göre yapar: tarafların birlikte tatile çıkması, eşin şikâyetinden vazgeçerken barıştıklarını beyan etmesi ya da uzun süre sorunsuz bir ortak hayat sürdürülmesi af yönünde değerlendirilebilirken, şiddetin kısa aralıklarla devam etmesi ve mağdurun bu dönemde koruma talep etmesi af iradesinin bulunmadığını gösterebilir.

Soruşturmada şikâyetten vazgeçmek ile medeni hukuktaki af da ayrı kavramlardır. Şikâyetten vazgeçme kendi başına affın ispatı sayılmaz; ancak vazgeçme dilekçesinde ya da ifadede barışma ve evliliği sürdürme iradesi açıkça dile getirilmişse, bu beyan boşanma dosyasında af savunmasının delili olarak kullanılabilir. Eşe karşı kasten yaralama şikâyete bağlı olmadığından (TCK m. 86/3-a), mağdurun vazgeçmesi soruşturmayı da sona erdirmez.

Affedilen ya da hoşgörüyle karşılanan olaylar bakımından yerleşik içtihat, bu olayların sonradan açılan bir boşanma davasında taraflara kusur olarak yüklenemeyeceği yönündedir. Af ile süre kaybı ise farklı sonuç doğurur: süresi geçmiş ama affedilmemiş bir olay TMK m. 162'ye dayanak olamaz; uygulamada aynı olayın TMK m. 166'ya dayanan davada evlilik birliğinin sarsılmasına ve kusur değerlendirmesine ilişkin olgu olarak ileri sürülebildiği kabul edilmektedir.

İspat: darp raporu, ceza dosyası, koruma kararı ve tanık birlikte değerlendirilir

Özel sebebe dayanan davada ispat yükü davacıdadır (HMK m. 190). TMK m. 184 boşanma yargılamasına özgü kurallar koyar: hâkim davanın dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe bunları ispatlanmış sayamaz, tarafların bu konudaki ikrarları hâkimi bağlamaz ve hâkim kanıtları serbestçe takdir eder. Davalının olayları kabul etmesi de bu nedenle tek başına yeterli sayılmaz; mahkeme olguları delillerle birlikte değerlendirir. Ev içinde yaşanan şiddetin çoğu zaman tanıksız gerçekleşmesi, delillerin olay anından itibaren düzenli biçimde toplanmasını gerektirir.

Sağlık raporu ve adli muayene

Fiziksel şiddetin en güçlü delili, olaydan hemen sonra alınan adli muayene raporudur. Raporda yaraların yeri, niteliği ve tahmini oluş zamanı yer aldığından, mağdurun anlatımıyla birlikte değerlendirildiğinde olayın tarihini ve ağırlığını gösterir. Olaydan günler sonra alınan rapor da delil değeri taşır; ancak aradaki süre büyüdükçe yaraların olayla bağlantısı tartışmaya açılır. Psikolojik şiddetin sonuçları için psikiyatri ya da psikoloji uzmanı kayıtları da dosyaya sunulabilir.

Ceza soruşturması dosyası

Kolluk tutanakları, savcılık ifadeleri, olay yeri tespitleri, tanık beyanları ve varsa iddianame, boşanma dosyasına getirtilebilir. Aile mahkemesi ceza dosyasının tamamını getirterek içindeki delilleri kendi değerlendirmesine konu eder. Soruşturma ya da kovuşturma dosyasının numarası ve aşaması dava dilekçesinde gösterilirse, mahkemenin dosyayı ilk duruşmadan önce getirtmesi kolaylaşır.

6284 sayılı Kanun kapsamındaki tedbir kararı

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, tedbir kararının hızla verilmesini amaçlar. Kanunun 8. maddesinin üçüncü fıkrasına göre "Koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için, şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaz"; önleyici tedbir kararı da geciktirilmeksizin verilir. Tedbir kararının delil aranmadan verilebilmesi, kararın boşanma davasında şiddetin ispatı olarak tek başına yeterli sayılmamasının da sebebidir. Tedbir kararı, şiddet iddiasının belirli bir tarihte resmî makama taşındığını gösteren bir belgedir ve rapor, tanık ya da ceza dosyasıyla birlikte değerlendirildiğinde ağırlık kazanır.

Kanundaki önleyici tedbirler arasında en sık başvurulanı olan uzaklaştırma kararı, başvuru yolu ve aykırılığın yaptırımıyla birlikte ayrı bir konudur.

Tanık beyanları

Komşular, aile üyeleri, çocukların okulundaki öğretmenler ya da olayı duyan ve gören kişiler tanık olarak dinlenebilir. Doğrudan görgüye dayanan tanıklık, olayı başkasından duyan kişinin anlatımından daha ağır basar. Olaydan hemen sonra mağdurun yardım istediği, yaralarını gördüğü ya da korkusunu gözlemlediği kişilerin beyanları da olayın tarihini ve etkisini doğrulamakta kullanılır. Tanıkların hangi olayı anlatacağının dilekçede belirtilmesi, tahkikatın odaklı yürümesini sağlar.

Mesajlar, ses ve görüntü kayıtları

Tehdit ya da hakaret içeren mesajlar, sesli iletiler ve sosyal medya paylaşımları, özellikle onur kırıcı davranış ile ağır tehditlerin ispatında önemli yer tutar. HMK m. 189/2'ye göre "Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz." Mağdura doğrudan gönderilen mesajlar ve mağdurun kendi cihazındaki kayıtlar genellikle bu yasağa takılmaz; diğer eşin telefonuna gizlice yazılım yüklenerek ya da şifresi kırılarak elde edilen içerik ise hukuka aykırı delil tartışmasını beraberinde getirir. Kayıtların tarih ve gönderen bilgisiyle birlikte, düzenlenmeden saklanması gerekir.

Boşanma davası ceza davasını beklemez, ama ceza kararı dosyayı etkiler

Aynı olay hem ceza yargılamasına hem boşanma davasına konu olduğunda iki yargılama birbirinden bağımsız yürür. Aile mahkemesi, HMK m. 165'e göre bir davada hüküm verilebilmesinin başka bir davanın sonucuna bağlı olduğu hâllerde yargılamayı bekletebilir; ancak bu bir zorunluluk değil, mahkemenin takdirine bırakılmış bir imkândır. Pek çok dosyada boşanma mahkemesi ceza dosyasını getirtip delilleri kendisi değerlendirir ve ceza kararını beklemeden hüküm kurar.

Mahkûmiyet ya da beraat kararının aile mahkemesindeki etkisi, TBK m. 74'te ifadesini bulan ilkeye göre belirlenir. Bu hükme göre hâkim, kusur ve ayırt etme gücü konusunda karar verirken "ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir"; ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da hukuk hâkimini bağlamaz. Yerleşik içtihat, ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla saptanan maddi olgunun, yani eylemin gerçekleştiğinin ve failin kim olduğunun, hukuk hâkimini bağladığını kabul etmektedir.

Eşe karşı kasten yaralamadan kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı varsa, olayın gerçekleştiği boşanma davasında yeniden tartışılmaz. Delil yetersizliğinden verilen beraat ise boşanma hâkimini bağlamaz; boşanma mahkemesi kendi önündeki rapor ve tanıklarla olayı ispatlanmış sayabilir. Eylemin hiç gerçekleşmediğini saptayan bir beraat kararı ise boşanma dosyasında olayın ispatını güçleştirir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarında maddi olgunun tespiti ayrı bir tartışma konusudur ve dosyanın özelliğine göre değerlendirilir.

Koruma tedbirleri ile boşanma davası aynı anda yürür

Şiddet içeren bir evlilikte boşanma davası açılması, mağdurun güvenliğini kendiliğinden sağlamaz. 6284 sayılı Kanun m. 5, hâkime şiddet uygulayan hakkında ortak konuttan uzaklaştırma, mağdura ve konutuna, okuluna, işyerine yaklaşmama, iletişim araçlarıyla rahatsız etmeme ve silah teslimi gibi önleyici tedbirlere karar verme yetkisi verir. Tedbir kararı ilk defasında en çok altı ay için verilir ve şiddet tehlikesi devam ediyorsa uzatılabilir (m. 8/2).

Dava açıldığında hâkim, TMK m. 169 uyarınca davanın devamı süresince eşlerin barınmasına, geçimine ve çocukların bakımına ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden alır. 6284 sayılı Kanun m. 5/4 ise şiddet uygulayanın ailenin geçimini sağladığı hâllerde, TMK uyarınca nafakaya hükmedilmemiş olması kaydıyla, talep edilmese dahi tedbir nafakasına hükmedilebileceğini öngörür. Dava süresince ödenen tedbir nafakasının miktarı, tarafların gelir ve giderlerine göre belirlenir.

Çocuklarla kişisel ilişki de bu süreçte yeniden düzenlenebilir. 6284 sayılı Kanun m. 5/1-ç, daha önce verilmiş kişisel ilişki kararının refakatçi eşliğinde yapılmasına, sınırlanmasına ya da tümüyle kaldırılmasına imkân tanır. Şiddet olgusu, velayet değerlendirmesinde çocuğun üstün yararı bakımından da ağırlıklı bir veridir; velayet davasında mahkeme bu veriyi çocuğun yaşı, bakım düzeni ve ebeveynlerin koşullarıyla birlikte tartar. Kolluğa başvuru, şiddet önleme ve izleme merkezlerinin desteği ve diğer koruma yolları aile içi şiddet başlığı altında bir arada yer alır.

Tazminat ve nafakada kusur tartışması yeniden önem kazanır

Evliliğin sona erdirilmesi için kusur karşılaştırması aranmasa da mali sonuçlar kusura bağlıdır. Maddi tazminat TMK m. 174/1'de düzenlenmiştir: "Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir." Maddi tazminat isteyen eşin kusursuz ya da diğerinden daha az kusurlu olması gerekir. Hayata kast ya da pek kötü davranış ispatlandığında, bu ağır davranışı gerçekleştiren eşin kusuru genellikle ağır basar; davacının da kusurlu davranışları varsa mahkeme iki tarafın kusurunu karşılaştırır.

Manevi tazminat, TMK m. 174/2'de ayrı bir şarta bağlanmıştır: "Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir." Şiddet, hayata kast ve ağır onur kırıcı davranış, kişilik hakkına yönelen saldırının en belirgin örnekleridir. Manevi tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez (TMK m. 176/2); toptan ödenir.

Evliliğin sona ermesiyle yoksulluğa düşecek eş, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla yoksulluk nafakası isteyebilir (TMK m. 175). Bu maddedeki "süresiz olarak" ibaresi Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş, iptal kararı 30 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanmış ve dokuz aylık erteleme süresiyle 30 Haziran 2027'de yürürlüğe girecektir. İptalin mevcut ve yeni kararlara etkisi yoksulluk nafakası başlığında izlenmektedir.

Tazminat taleplerinin boşanma davasıyla birlikte ileri sürülmesi uygulamada en yaygın yoldur. Talep davada ileri sürülmezse TMK m. 178 devreye girer: "Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar." Miktarı belirleyen ölçütler, tarafların sosyal ve ekonomik durumu, kusurun ağırlığı ve hakkaniyettir; boşanmada tazminat bu ölçütleri örneklerle açar.

Dava dilekçesinde TMK m. 162 ile TMK m. 166 birlikte kurulabilir

Özel sebebe dayanan dava, süre ve af savunmaları nedeniyle reddedilme riski taşır. Davalı, olayların altı aydan önce öğrenildiğini ya da affedildiğini ileri sürebilir. Bu riski karşılamak için uygulamada dava, asıl olarak TMK m. 162'ye, bu sebep ispatlanamazsa ikinci kademede TMK m. 166/1'e dayandırılarak açılır. Aynı olgular, özel sebep yönünden ispatlanamasa bile evlilik birliğinin temelinden sarsıldığının ve davalının kusurunun ispatında kullanılabilir.

Dilekçede sebeplerin birbirine karıştırılmaması gerekir. Her olay tarihi, yeri, delili ve öğrenme tarihiyle ayrı ayrı anlatılmalı; hangi olayın hayata kast, hangisinin pek kötü davranış, hangisinin onur kırıcı davranış olarak nitelendirildiği gösterilmelidir. Dosyalarda gördüğümüz kadarıyla en sık sorun, olayların genel bir "şiddet gördüm" anlatımıyla sunulması ve sürenin hangi olaydan hesaplanacağının mahkemeye bırakılmasıdır.

Görevli mahkeme aile mahkemesidir; aile mahkemesi kurulmamış yerlerde dava asliye hukuk mahkemesinde aile mahkemesi sıfatıyla görülür. Yetkili mahkeme, TMK m. 168'e göre eşlerden birinin yerleşim yeri ya da davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. Şiddet nedeniyle başka bir şehre taşınan eş, kendi yeni yerleşim yerinde dava açabilir; adres gizliliği gerekiyorsa 6284 sayılı Kanun m. 8/6 kapsamındaki gizlilik kararı tebligat adresinin ayrıca belirlenmesine imkân verir.

Kanundaki tek özel sebep TMK m. 162 değildir. Eşin ortak konutu terk etmesi ve ihtara rağmen dönmemesi de ayrı bir özel sebeptir ve kendi süre ve ihtar koşullarına bağlıdır; altı aylık ayrılık ve ihtar şartı terk nedeniyle boşanma ve ihtar konusunun merkezindedir. Bir evlilikte şiddet ile terk birlikte yaşanmışsa, her iki özel sebep aynı dilekçede ayrı başlıklar altında ileri sürülebilir. Davacı eş boşanma yerine ayrılık da isteyebilir (TMK m. 167); ancak dava boşanmaya ilişkinse ayrılığa ancak ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı bulunduğu takdirde karar verilebilir (TMK m. 170/3).

Sık Sorulan Sorular

Tek bir tokat TMK m. 162 kapsamında boşanma için yeterli mi?

Fiziksel şiddetin pek kötü davranış sayılıp sayılmayacağı, fiilin ağırlığına ve olayın koşullarına göre belirlenir. Hafif ve tek seferlik bir fiziksel temas çoğu dosyada TMK m. 166 kapsamında ağır kusur olarak değerlendirilir; yaralanmaya yol açan, tekrarlanan ya da aşağılama amacı taşıyan şiddet ise TMK m. 162 kapsamına alınabilir. Her iki durumda da olayın raporla ve tanıkla belgelenmesi, sebebin hangisi olacağından bağımsız olarak önem taşır.

Altı aylık süre geçtikten sonra şiddet olayları boşanma davasında kullanılabilir mi?

Süresi geçen olay TMK m. 162'ye dayanak olamaz; ancak affedilmemişse, TMK m. 166'ya dayanan davada evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ve davalının kusurunu gösteren olgu olarak ileri sürülebilir. Beş yıllık üst süre de yalnız özel sebebe dayanma imkânını sınırlar. Affedildiği anlaşılan olaylar ise yerleşik içtihada göre sonradan kusur olarak da yüklenemez.

Koruma kararı almış olmak boşanma davasında şiddetin ispatı sayılır mı?

Koruma kararı, şiddet iddiasının belirli bir tarihte resmî makama bildirildiğini gösterir; ancak 6284 sayılı Kanun koruyucu tedbir için delil aramadığından, karar tek başına olayın ispatı sayılmaz. Mahkeme tedbir kararını sağlık raporu, tanık beyanı, mesaj kayıtları ve ceza dosyasıyla birlikte değerlendirir. Tedbir kararına dayanak olan başvuru dilekçesindeki anlatım da boşanma dosyasındaki anlatımla tutarlı olmalıdır.

Ceza davası beraatle biterse boşanma davası düşer mi?

Beraat kararı boşanma davasını kendiliğinden sona erdirmez. TBK m. 74 uyarınca hukuk hâkimi ceza hâkiminin beraat kararıyla bağlı değildir; özellikle delil yetersizliğinden verilen beraat, boşanma mahkemesinin kendi delilleriyle olayı ispatlanmış saymasına engel olmaz. Eylemin hiç gerçekleşmediğinin saptandığı beraat kararları ise boşanma dosyasında ispatı güçleştirir.

Olaydan sonra aynı evde kalmaya devam etmek af anlamına gelir mi?

Aynı evde kalmak tek başına af sayılmaz; mahkeme, mağdurun olaydan sonraki tutumunun olayı bağışlama ve evliliği sürdürme iradesi taşıyıp taşımadığına bakar. Ekonomik zorunluluk, çocukların durumu ya da korku nedeniyle ortak konutta kalmak ile olaydan sonra barışıp olağan bir ortak hayata dönmek farklı değerlendirilir. Affın varlığını ispat yükü, bu savunmayı ileri süren davalı eştedir.

Şiddet gören eş tazminatı boşanmadan sonra ayrı bir davayla isteyebilir mi?

Maddi ve manevi tazminat (TMK m. 174) boşanma davasıyla birlikte istenebileceği gibi, boşanma hükmünün kesinleşmesinden sonra ayrı bir davayla da istenebilir. Bu durumda TMK m. 178'deki bir yıllık zamanaşımı süresi kesinleşme tarihinden itibaren işler. Sürenin kaçırılmaması için talebin boşanma davasında ileri sürülmesi uygulamada daha güvenli yol olarak tercih edilir.

Olaydan sonraki ilk altı ayda dosyada bulunması gerekenler

Kanunun bu maddeyle sağladığı koruma, kısa süresi nedeniyle hızlı hareket etmeyi gerektirir. Olaydan sonraki ilk altı ay, hem delillerin taze olduğu hem de dava hakkının açık olduğu dönemdir. Bu dönemde dosyada bulunması gereken belgeler şöyle sıralanabilir:

  • Olay günü ya da en kısa sürede alınmış adli muayene raporu ve tedavi kayıtları,
  • Kolluk tutanağı, savcılık ifadesi ve ceza soruşturmasının dosya numarası,
  • Varsa 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen tedbir kararı ve başvuru dilekçesi,
  • Tehdit ve hakaret içeren mesajların tarih ve gönderen bilgisiyle saklanmış kopyaları,
  • Olayı gören ya da olaydan hemen sonra mağdurla görüşen tanıkların listesi,
  • Her olay için olay tarihi ve öğrenme tarihini gösteren kronolojik bir not.

Bu belgeler hem TMK m. 162'ye dayanan asıl talebi hem de ikinci kademedeki TMK m. 166 talebini destekler; tazminat ve velayet değerlendirmesinde de aynı deliller kullanılır. Olayın üzerinden altı ay geçmeye yaklaşıyorsa, ceza davasının sonucunu beklemek yerine boşanma davasının süresi içinde açılması gerekir.

Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; her dosya kendi olgularıyla değerlendirilir.

Bu konuyla ilgili emsal kararlar

Tüm Aile Hukuku kararları

Bu konuyla ilgili yazılar

Tüm Aile Hukuku yazıları