İlme Hukuk Logo
İLMEHUKUK BÜROSU
İLME HUKUK BÜROSU
Hemen AraRandevu Al
Ahşap zeminde yan yana duran bir çift küçük bebek ayakkabısı

Babalık Davası Nasıl Açılır? Süre, İspat ve Sonuçları

Evlilik dışında doğan ve tanınmayan çocuk için soybağı, babalık davasıyla mahkeme hükmüyle kurulur. Davacı ve davalı sıfatları, ananın bir yıllık süresi, çocuğun süresiz dava hakkı, babalık karinesi, DNA incelemesi ve hükmün nafaka, velayet, soyadı ve mirasa etkisi TMK m.301-304 üzerinden açıklanır.

Yayın
20 Eylül 2026
Okuma süresi
17 dk
Hukuk alanı
Aile Hukuku
Av. Mesut İLME — Yalova Barosu

Av. Mesut İLME

Yalova Barosu, sicil 287

Yayın
20 Eylül 2026
17 dk
okuma

Bir çocuk evlilik dışında doğar; nüfus kaydında ana hanesi dolu, baba hanesi boştur. Çocuğun babası olduğunu bilen adam ya ortadan kaybolmuş ya da tanıma beyanında bulunmayı reddetmiştir. Ana, çocuğun bakım giderlerini tek başına karşılamakta, bir gün çocuk okula başladığında baba adının kayıtta neden olmadığını açıklamak zorunda kalacağını bilmektedir. Aynı sorunun bir başka yüzünde, babası yıllar önce ölmüş ve hiç tanınmamış ergin bir kişi durur; mirasçılar arasında adı geçmemektedir. İki hâlin de hukuki karşılığı aynıdır: babalık davası. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK), tanımanın yapılmadığı ya da yapılamadığı hâllerde çocuk ile baba arasındaki soybağının mahkeme hükmüyle kurulmasını m.301 ile m.304 arasında düzenler. Davanın kimler tarafından, kime karşı, hangi sürede açılacağı, babalığın hangi karineyle ve hangi incelemeyle ispatlanacağı ve hükmün nafaka, velayet, soyadı ve miras üzerindeki etkisi bu maddelerde ve Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin kararlarında somutlaşır.

Tanımanın olmadığı yerde soybağını babalık davası hâkim hükmüyle kurar

TMK m.282, çocuk ile ana arasındaki soybağının doğumla, çocuk ile baba arasındaki soybağının ise ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulduğunu söyler. Evlilik içinde doğan çocukta baba, m.285 gereği kocadır ve bu bağ kendiliğinden kurulur. Evlilik dışında doğan çocukta ise iki yol vardır. İlki tanımadır: m.295 uyarınca baba, nüfus memuruna veya mahkemeye yazılı başvuruyla ya da resmî senette veya vasiyetnamesinde yapacağı beyanla çocuğu tanır. İkincisi babalık hükmüdür: baba tanımıyorsa, tanıyamıyorsa ya da ölmüşse, m.301 uyarınca çocuk ile baba arasındaki soybağının mahkemece belirlenmesi istenir.

Bu iki yol arasındaki temel fark iradededir. Tanıma, babanın tek taraflı ve kendi isteğiyle yaptığı bir işlemdir; mahkeme yalnızca beyanı kaydeder. Babalık davasında ise baba karşı taraftadır, iddiayı reddeder ya da sessiz kalır ve soybağı onun rızasına rağmen mahkeme kararıyla kurulur. Uygulamada sık karşılaştığımız yanılgı, babanın nafaka ödemeye başlamış olmasının ya da çocuğu fiilen tanıyıp yanına almasının hukuken tanıma sayıldığı düşüncesidir; m.295 tanımayı yazılı ve resmî bir beyana bağladığından, fiilî davranış soybağı kurmaz.

Bir sınır daha vardır. m.295/3 uyarınca başka bir erkekle soybağı bulunan çocuk, bu bağ geçersiz kılınmadıkça tanınamaz; aynı mantık babalık davası için de geçerlidir. Çocuk evlilik içinde doğmuş ve nüfusta kocanın adıyla kayıtlıysa, önce kocayla olan soybağının soybağının reddi davasıyla kaldırılması gerekir; biyolojik babaya karşı babalık davası ancak bu bağ kalktıktan sonra sonuç doğurur. m.303/3 de bu sıralamayı gözeterek bir yıllık sürenin önceki soybağı ilişkisinin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlayacağını öngörür.

Davayı ana ve çocuk açar, davalı baba ya da mirasçılarıdır

m.301/1, davacı sıfatını iki kişiye tanır: ana ve çocuk. Bu iki dava hakkı birbirinden bağımsızdır; ananın dava açmamış olması ya da süresini kaçırmış olması çocuğun hakkını etkilemez. Çocuk küçükken onun adına davayı kim açacaktır sorusunun cevabı ananın konumuna bağlıdır. Ana kendi adına davacı olduğundan çocuğu aynı davada temsil edemez; kanun bu durumu m.426/2 anlamında yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün menfaatinin aynı işte çatışması hâli sayar ve vesayet makamı çocuğa bir temsil kayyımı atar. Davalar çoğunlukla ana adına açılır ve çocuk için kayyım atanması aynı dilekçede istenir; kayyım da çocuk adına davaya katılır.

Davalı, m.301/2 uyarınca babadır; baba ölmüşse dava mirasçılarına karşı açılır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 16 Haziran 2026 tarihli, E. 2026/4735, K. 2026/6729 sayılı kararına konu dosyada dava, ölmüş babanın mirasçılarına karşı açılmış, Bursa 4. Aile Mahkemesi 2017 yılında açılan davayı 2022 yılında kabul etmiş ve Daire, davacının babasının davalıların murisi olduğunun tespitine ilişkin hükmü, tescile ilişkin ibareyi çıkararak düzeltilerek onamıştır. Bu karar iki şeyi gösterir: babanın ölümü davayı düşürmez ve mirasçılar, kendileri ilişkinin tarafı olmasa da, davalı sıfatıyla yargılamaya katlanmak durumundadır.

m.301/3 davanın ihbarını düzenler. Dava, m.301/3 uyarınca Cumhuriyet savcısına ve Hazineye; ana tarafından açılmışsa kayyıma, kayyım tarafından açılmışsa anaya ihbar edilir. Hazinenin davaya çağrılmasının sebebi, soybağının kurulmasının mirasçılık ve kamu düzeni bakımından sonuç doğurmasıdır; Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 22 Haziran 2026 tarihli, E. 2025/10426, K. 2026/6877 sayılı kararının duruşmasına Hazine vekilinin de katıldığı karar metninde görülmektedir. m.301/3 ihbarı emredici biçimde düzenlediğinden, dilekçede ihbar talebinin açıkça yazılması mahkemenin bu işlemi sonradan tamamlamak zorunda kalmasını ve yargılamayı uzatan bir ara aşamayı önler.

Ananın süresi doğumdan itibaren bir yıldır, çocuğun dava hakkı süreye bağlı değildir

m.303/1 iki kural içerir. Babalık davası çocuğun doğumundan önce veya sonra açılabilir; yani gebelik sürerken de dava açmak mümkündür. Ananın dava hakkı ise doğumdan başlayarak bir yıl geçmekle düşer. Bu süre hak düşürücüdür: hâkim kendiliğinden gözetir, kesilmez ve durmaz. Ananın çocuğun doğumundan on dört ay sonra açtığı dava, m.303/4 kapsamında gecikmeyi haklı kılan bir sebep ileri sürülüp ispat edilmedikçe, babalık iddiası ne kadar güçlü olursa olsun süre yönünden reddedilir.

Çocuğun dava hakkı için durum farklıdır. m.303'ün ikinci fıkrası, çocuğun dava süresini kayyım atanmasına ve ergin olmaya bağlıyordu; Anayasa Mahkemesi 27 Ekim 2011 tarihli, E. 2010/71, K. 2011/143 sayılı kararıyla bu fıkrayı iptal etmiştir. İptalden sonra kanunda çocuğun babalık davası için bir süre kalmamıştır. İptalden bu yana uygulama, çocuğun bu davayı herhangi bir süreyle sınırlı olmaksızın açabileceği yönündedir; ergin olduktan yıllar sonra, hatta babanın ölümünden sonra mirasçılara karşı açılan davalar bu sebeple süre engeline takılmamaktadır. Yukarıda anılan 2026 tarihli iki kararda da davacılar, doğumlarından uzun süre sonra dava açmış ergin kişilerdir.

m.303/3, çocuk ile başka bir erkek arasında soybağı ilişkisi varsa bir yıllık sürenin bu ilişkinin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlayacağını söyler; kural ananın süresi için anlam taşır. m.303/4 ise bir yıllık süre geçtikten sonra gecikmeyi haklı kılan sebepler varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabileceğini öngörür. Haklı sebebin ne olduğu her dosyada ayrı değerlendirilir; babanın kimliğinin sonradan öğrenilmesi, ananın ağır hastalığı ya da yurt dışında bulunması bu kapsamda ileri sürülen olgulardır. Bir aylık ek süre de hak düşürücüdür ve sebebin ortadan kalktığı tarih davacı tarafından ispat edilir.

Babalık karinesi üç yüzüncü gün ile yüz sekseninci gün arasındaki ilişkiye dayanır

Davacı, bu davada davalının çocuğun babası olduğunu ispat eder. Kanun bu ispatı bir karineyle kolaylaştırmıştır. m.302/1 uyarınca davalının, çocuğun doğumundan önceki üç yüzüncü gün ile yüz sekseninci gün arasında ana ile cinsel ilişkide bulunmuş olması babalığa karine sayılır. Davacının ispat etmesi gereken olgu biyolojik babalık değil, kanunun belirlediği zaman aralığında cinsel ilişkinin varlığıdır. m.302/2 bu aralığı esnetir: sürenin dışında olsa bile fiilî gebe kalma döneminde davalının ana ile cinsel ilişkide bulunduğu tespit edilirse aynı karine geçerli olur. Erken ya da geç doğumlarda tıbbi rapora göre belirlenen gerçek gebe kalma dönemi karinenin kapsamına girer.

Karineyi kuran olgu cinsel ilişki olduğundan, delil de bu olguya yönelir. Tarafların aynı dönemde birlikte yaşadığını gösteren kira sözleşmesi ya da ikamet kayıtları, mesaj ve e-posta yazışmaları, ortak fotoğraflar, otel ve seyahat kayıtları, birlikteliği bilen yakınların tanıklığı ve davalının ilişkiyi kabul eden beyanları bu yönde sunulan başlıca delillerdir. Hâkim olguları kendiliğinden araştırdığından, tarafların sunmadığı bir kaydın getirtilmesine de karar verebilir. Karine aralığının başlangıç ve bitiş günleri doğum tarihinden geriye doğru gün sayılarak hesaplanır; dilekçede bu iki tarihin açıkça yazılması ve delillerin o aralıkla ilişkilendirilmesi, mahkemenin karineyi kurmasını kolaylaştırır.

Karine kurulunca ispat yükü yer değiştirir. m.302/3 uyarınca davalı, çocuğun babası olmasının olanaksızlığını ya da bir üçüncü kişinin baba olma olasılığının kendisininkinden daha fazla olduğunu ispatlarsa karine geçerliliğini kaybeder. Olanaksızlık tıbbi bir olgudur; kısırlık raporu ya da ilgili dönemde yurt dışında bulunduğunu gösteren kayıtlar bu yönde delil olarak sunulur. Üçüncü kişi savunması ise ananın aynı dönemde bir başkasıyla ilişkisinin bulunduğu iddiasıdır; bu iddia çoğu zaman DNA (deoksiribonükleik asit) incelemesiyle sınanır ve soyut olarak ileri sürülmesi yetmez, üçüncü kişinin baba olma olasılığının davalınınkinden daha yüksek olduğunun ortaya konması gerekir. Uygulamada bu savunmalar çoğu zaman DNA incelemesinin sonucuyla birlikte değerlendirilmektedir; Yargıtay da, aşağıda anılan kararında görüldüğü üzere, karine kurulsa bile inceleme yapılmadan hüküm kurulmasını eksik inceleme saymaktadır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 26 Nisan 2011 tarihli, E. 2010/4491, K. 2011/7014 sayılı kararında bu mekanizmayı açıkça işletmiştir. Davalı duruşmada davacıyla birkaç kez cinsel ilişkiye girdiğini kabul etmiş; Daire, bu kabul karşısında m.302'deki karinenin geçerli olduğunu ve karinenin aksini ispat yükünün davalıya düştüğünü belirtmiştir. Kararda ayrıca babalık davasının, soybağı ilişkisinin kuşkuya yer bırakmayacak nispette açığa çıkarılması hâlinde kabul edilebileceği vurgulanmıştır; karine tek başına hüküm kurmaya yetmez, hâkimin inceleme yaptırması gerekir.

Hâkim olguları kendiliğinden araştırır, DNA incelemesine katlanmak zorunludur

Soybağı davaları kamu düzenine ilişkindir ve bu niteliği yargılama usulüne yansır. m.284/1 uyarınca hâkim maddi olguları re'sen araştırır ve kanıtları serbestçe takdir eder. Tarafların ikrarı, sulhu ya da feragati hâkimi bağlamaz; davalının babalığı kabul etmesi bile tek başına hükme yetmez, mahkeme bilimsel inceleme yaptırır. Aynı sebeple davacının ileri sürmediği bir olguyu hâkim kendiliğinden araştırabilir ve taraflardan belge, tanık ya da rapor isteyebilir.

İncelemeye katılma yükümlülüğü iki ayrı hükümde düzenlenmiştir. m.284/2 uyarınca taraflar ve üçüncü kişiler, soybağının belirlenmesinde zorunlu olan ve sağlıkları yönünden tehlike yaratmayan araştırma ve incelemelere rıza göstermekle yükümlüdür; davalı hâkimin öngördüğü incelemeye rıza göstermezse hâkim, durum ve koşullara göre bundan beklenen sonucu onun aleyhine doğmuş sayabilir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m.292/1 daha ileri gider: uyuşmazlığın çözümü bakımından zorunlu ve bilimsel verilere uygun olmak, ayrıca sağlık yönünden bir tehlike oluşturmamak şartıyla herkes, soybağının tespiti amacıyla vücudundan kan veya doku alınmasına katlanmak zorundadır; haklı bir sebep olmaksızın bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde hâkim incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar verir. m.292/2 uyarınca üçüncü kişi tanıklıktan çekinme hakkı bulunduğunu ileri sürerek bu yükümlülükten kaçınamaz. Baba ölmüşse inceleme babanın diğer çocukları ya da kardeşleri gibi kan hısımları üzerinden yapılabilir; mezar açılarak örnek alınması da mahkemece kararlaştırılabilen bir yoldur.

Uygulamada gördüğümüz kadarıyla DNA incelemesi çoğu zaman dosyanın en uzun süren aşamasıdır ve gecikme sıklıkla usulî eksiklikten kaynaklanır. Yukarıda anılan 2011 tarihli kararda davalıya gönderilen ihtarlı davetiyede incelemenin gerektirdiği masraf gösterilmemişti. Daire, masrafı bilinmeyen bir davete verilen sessizliğin rıza yokluğu sayılamayacağını, bu sebeple davetiyenin m.284/2'ye uygun ve sonuç doğurucu nitelikte olmadığını belirtmiştir. Davalı sonraki oturumda rızasını açıkça bildirdiğinden, DNA incelemesi yaptırılmadan kurulan hüküm eksik inceleme sebebiyle bozulmuştur. Bu karar, rıza göstermeyen davalının aleyhine sonuç çıkarılabilmesi için önce usulüne uygun bir davete ve masraf bilgisine ihtiyaç bulunduğunu gösterir. Davacı tarafın DNA incelemesi giderini erken aşamada depo etmesi ve ara kararın davalıya ihtarla tebliğini takip etmesi gecikmeyi önleyen iki usulî adımdır.

Aile mahkemesi görevlidir ve karar bir tespit hükmüdür

4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun m.4/1 uyarınca TMK'nın aile hukukundan doğan dava ve işleri aile mahkemesinde görülür; babalık davası da bu kapsamdadır. Aile mahkemesi kurulmayan yerlerde davaya, aynı Kanun uyarınca belirlenen asliye hukuk mahkemesi bakar. Yetki m.283'te düzenlenmiştir: soybağına ilişkin davalar, taraflardan birinin dava veya doğum sırasındaki yerleşim yeri mahkemesinde açılır. Kural yerleşim yerine bağlıdır, doğumun gerçekleştiği yere değil; ananın ya da babanın doğum sırasındaki yerleşim yeri ile dava tarihindeki yerleşim yeri mahkemelerinden herhangi biri yetkilidir ve seçim davacıya aittir.

Yargılamanın olağan akışı üç evrede ilerler. Dilekçe ve delillerle dava açılır; mahkeme davayı Cumhuriyet savcısı ile Hazineye ihbar eder, çocuk için kayyım atanmasını vesayet makamından ister ve davalının cevabını alır. Ön inceleme duruşmasında uyuşmazlık noktaları belirlenir; tahkikatta tanıklar dinlenir ve DNA incelemesi için Adli Tıp Kurumuna ya da yetkili bir laboratuvara sevk yapılır. Rapor geldikten sonra taraflar rapora karşı beyanda bulunur ve mahkeme hükmünü verir. Karar istinaf ve temyize açıktır; soybağına ilişkin kararlar kesinleşmeden nüfus kaydına işlenmez. Davalının adresinin bilinmemesi hâlinde ilanen tebligat, yurt dışında olması hâlinde uluslararası tebligat yoluna gidilir ve her iki hâl de süreyi aylarca uzatabilir.

Yargılama sonunda verilen karar bir tespit hükmüdür; mahkeme, davalının çocuğun babası olduğunu tespit eder. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 22 Haziran 2026 tarihli, E. 2025/10426, K. 2026/6877 sayılı kararında bu niteliği açıkça vurgulamıştır: babalık davalarında mahkemece tespit hükmü kurulması gerekir; ilk derece mahkemesinin davanın kabulü ile davacının babasının davalı olduğunun nüfusa tesciline karar vermesi doğru görülmemiş, Daire hüküm fıkrasını davalının davacının babası olduğunun tespitine biçiminde düzelterek onamıştır. Aynı Daire 16 Haziran 2026 tarihli, E. 2026/4735, K. 2026/6729 sayılı kararında da tespit hükmüyle yetinilmesi gerektiğini, nüfusa kayıt ve tescile ayrıca karar verilmesinin yanlış olduğunu belirtmiştir. Nüfus kaydındaki değişiklik, kesinleşen tespit hükmünün nüfus müdürlüğüne bildirilmesiyle idari yoldan yapılır; dilekçenin sonuç kısmında tescil değil tespit istenmesi hükmün bu sebeple düzeltilmesini önler.

Dava dilekçesinde başvurma harcı ve maktu karar harcı alınır; babalık davası malvarlığına ilişkin bir dava olmadığından nispi harç söz konusu değildir. Dava süresi mahkemenin iş yüküne, DNA incelemesinin kaç aşamada tamamlandığına ve davalının yurt dışında olup olmadığına göre değişir. Anılan Bursa dosyasında ilk derece yargılaması beş yıl sürmüş, istinaf ve temyiz aşamalarıyla birlikte karar dokuz yılda kesinleşmiştir; karar metni uzamanın sebebini göstermez, ancak bu süre soybağı davalarında yargılamanın ne kadar uzayabileceğini ortaya koyar.

Hüküm nafaka, velayet, soyadı ve mirası doğrudan etkiler

Hüküm kesinleştiğinde çocuk ile baba arasındaki soybağı hukuken kurulmuş olur ve bu bağ dört alanda sonuç doğurur. Mirasçılık bakımından sonucu m.498 açıkça düzenler; nafaka, velayet ve soyadı bakımından sonuçlar ise kanunun ilgili hükümlerinde karşılığını bulur.

Nafaka: hüküm öncesi geçici nafaka ve iştirak nafakası

m.327/1 uyarınca çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderler ana ve baba tarafından karşılanır; m.328/1 bu yükümlülüğün çocuğun ergin olmasına kadar sürdüğünü, ergin olduğu hâlde eğitimi devam ediyorsa eğitimi sona erinceye kadar devam ettiğini söyler. Kesinleşen hüküm, babayı bu yükümlülüğün tarafı hâline getirir. Kanun nafaka için hükmün kesinleşmesini beklemeyi de zorunlu kılmamıştır: m.333 uyarınca babalık davası ile birlikte nafaka istenir ve hâkim, babalık olasılığını kuvvetli bulursa, hükümden önce çocuğun ihtiyaçları için uygun bir nafakaya karar verebilir. m.332/2 ise soybağı tespit edildiğinde davalının uygun nafaka miktarını depo etmesine veya geçici olarak ödemesine karar verilebileceğini öngörür.

Nafakanın miktarı m.330 uyarınca çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir; her ay peşin ödenir ve m.331 uyarınca durum değiştiğinde yeniden belirlenir. Dava dilekçesinde nafakanın ayrı bir talep olarak yazılması, çocuğun ihtiyaç kalemlerinin belgelenmesi ve davalının gelir durumuna ilişkin araştırma talebi bu aşamada önem taşır. Muhtemel nafaka tutarı, tarafların gelir ve çocuğun yaş bilgileriyle nafaka hesaplama aracıyla öngörülebilir; iştirak nafakasının kapsamı ve artırım usulü ayrı bir sayfada ele alınmıştır.

Velayet ve kişisel ilişki

m.337/1 uyarınca ana ve baba evli değilse velayet anaya aittir. Hükmen kurulan soybağı bu kuralı değiştirmez; karar babayı velayete ortak etmez, velayet anada kalır. Ana küçük, kısıtlı veya ölmüş ya da velayet kendisinden alınmışsa hâkim m.337/2 uyarınca çocuğun menfaatine göre vasi atar veya velayeti babaya verir. Babanın hükümle birlikte kazandığı hak velayet değil, m.323 uyarınca velayeti altında bulunmayan çocukla uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkıdır. Kişisel ilişkinin düzeni, ölçütleri ve velayete ilişkin uyuşmazlıkların yargılaması velayet davası sayfasında açıklanmıştır.

Soyadı ve nüfus kaydı

m.321, çocuğun ana ve baba evli ise ailenin soyadını taşıyacağını söyler; maddede evlilik dışı çocuk için yer alan "evli değilse ananın" ibaresi Anayasa Mahkemesinin 2 Temmuz 2009 tarihli, E. 2005/114, K. 2009/105 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Babalık hükmünden sonra nüfus kaydının nasıl düzenleneceğini 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m.28/4 açıkça düzenler: tanınan veya babalığa hüküm kararı ile soybağı kurulan çocuklar, babalarının hanesine baba adı ve soyadı ile nakledilir. Kesinleşen tespit hükmü nüfus müdürlüğüne bildirildiğinde çocuk babanın hanesine geçer ve babanın soyadını alır; bu işlem için ayrı bir soyadı davası açılmasına gerek yoktur.

Miras

m.498 uyarınca evlilik dışında doğmuş ve soybağı tanıma veya hâkim hükmüyle kurulmuş olanlar, baba yönünden evlilik içi hısımlar gibi mirasçı olurlar. Soybağı hükmen kurulan çocuk, babanın evlilik içi çocuklarıyla aynı zümrede ve aynı payla mirasçıdır; babanın ölümünden sonra mirasçılara karşı açılan babalık davasının pratik önemi de buradan gelir. Hüküm kesinleştiğinde mirasçılık belgesi yeniden düzenlenir ve paylaşılmış bir terekede diğer mirasçılara karşı miras payının istenmesi gündeme gelir. Payın büyüklüğü, zümre ve sağ kalan eşin durumuna göre miras payı hesaplama aracıyla görülebilir.

Ananın doğum ve geçim giderleri de aynı davada istenebilir

Dava yalnız çocuğun değil ananın da malî haklarını konu alır. m.304/1 uyarınca ana, babalık davası ile birlikte veya ayrı olarak baba veya mirasçılarından üç kalem giderin karşılanmasını isteyebilir: doğum giderleri, doğumdan önceki ve sonraki altışar haftalık geçim giderleri ile gebelik ve doğumun gerektirdiği diğer giderler. Hastane ve doktor ücretleri, doğum öncesi kontroller, ilaç ve bakım harcamaları ilk ve üçüncü kalemde toplanır; on iki haftalık geçim giderleri ise ananın bu dönemde çalışamamasının karşılığıdır.

m.304/2 çocuk ölü doğmuş olsa bile hâkimin bu giderlerin karşılanmasına karar verebileceğini söyler; bu hâlde babalık hükmü verilemese de ananın malî talebi sürer. m.304/3 uyarınca üçüncü kişiler veya sosyal güvenlik kuruluşlarınca anaya yapılan ödemeler hakkaniyet ölçüsünde tazminattan indirilir; Sosyal Güvenlik Kurumunun karşıladığı doğum giderleri ile analık ödeneği bu indirimin başlıca kalemleridir. Giderlerin belgeyle ispatı gerektiğinden, doğum döneminde alınan fatura ve makbuzların dava açılana kadar saklanması bu talebin kabulü için belirleyicidir.

Tanıma ve soybağının reddi davası babalık davasıyla karıştırılmamalıdır

Aynı kelime ailesi içinde üç farklı dava vardır ve dilekçede yanlış adlandırma yargılamayı uzatır. Babalık davası, evlilik dışında doğan ve babası tarafından tanınmamış çocuk için soybağını kurar; davacı ana ve çocuk, davalı baba ya da mirasçılarıdır. Soybağının reddi davası, evlilik içinde doğan çocukta kocanın babalık karinesini çürütür; davacı koca, ana ya da çocuk, davalılar diğer ilgililerdir ve dava kabul edilince mevcut bir bağ kaldırılır. Tanımanın iptali davası ise m.297 ile m.300 arasında düzenlenmiştir; babanın yaptığı tanıma beyanının yanılma, aldatma veya korkutma sebebiyle ya da tanıyanın baba olmadığı iddiasıyla ortadan kaldırılması istenir.

Bu ayrımın pratik sonucu süre ve ispat düzenindedir. Soybağının reddinde koca, doğumu ve baba olmadığını öğrendiği tarihten itibaren bir yıl içinde dava açar ve evlilik içinde ana rahmine düşen çocukta kocanın baba olmadığını ispatlaması gerekir. Tanımanın iptalinde m.300 uyarınca tanıyanın süresi iptal sebebinin öğrenilmesinden itibaren bir yıl, tanımanın üzerinden beş yıl geçmesiyle de sona erer; çocuğun süresi ergin olmasından itibaren bir yıldır. Hükmen babalıkta ise ananın süresi doğumdan itibaren bir yıl, çocuğun dava hakkı süresizdir ve ispat kolaylığı davacı lehine kurulmuş bir karineye dayanır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, yukarıda anılan 2026 tarihli kararlarda davaların "babalığın hükmen tespiti" olarak nitelendirilmesine özellikle dikkat etmiş, tescil ve nüfus kaydı taleplerini hükümden çıkarmıştır; doğru nitelendirme yalnız dilekçede değil hükümde de aranmaktadır.

Sık Sorulan Sorular

Babalık davası çocuk doğmadan önce açılabilir mi?

Dava, m.303/1 uyarınca çocuğun doğumundan önce de açılabilir; gebelik sürerken açılan davada mahkeme doğumu bekleyerek incelemeyi tamamlar. Doğumdan önce dava açmanın pratik faydası, m.333 uyarınca babalık olasılığı kuvvetli görüldüğünde hükümden önce geçici nafakaya karar verilebilmesi ve ananın m.304'teki doğum giderlerinin aynı dosyada istenebilmesidir.

Ana bir yıllık süreyi kaçırdıysa çocuk için yol kapanır mı?

Ananın süresinin dolması çocuğun dava hakkını etkilemez; m.303/2'nin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesinden sonra çocuğun babalık davası herhangi bir süreye bağlı değildir. Çocuk küçükken dava, vesayet makamınca atanacak kayyım tarafından çocuk adına açılabilir; ergin olduktan sonra çocuk davayı kendisi açar. Ana bakımından ise m.303/4'teki bir aylık ek süre yalnız gecikmeyi haklı kılan bir sebebin varlığında ve sebebin ortadan kalkmasından itibaren işler.

Davalı DNA testine gitmeyi reddederse ne olur?

Davalının incelemeden kaçınması davayı durdurmaz. m.284/2 uyarınca hâkim, rıza göstermeyen davalı aleyhine incelemeden beklenen sonucu doğmuş sayabilir; HMK m.292/1 ise haklı sebep olmaksızın kaçınma hâlinde incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar verilmesini öngörür. Yargıtay, bu sonuçların uygulanabilmesi için davalıya masraf bilgisini de içeren ihtarlı bir davetiyenin usulüne uygun tebliğ edilmiş olmasını aramaktadır.

Baba öldüyse babalık davası kime karşı açılır?

Baba öldüğünde dava m.301/2 uyarınca babanın mirasçılarına karşı açılır. DNA incelemesi, babanın diğer çocukları ve kardeşleri gibi kan hısımlarından alınan örneklerle ya da mahkeme kararıyla mezardan alınan örnekle yapılabilir. Hüküm kesinleştiğinde çocuk m.498 uyarınca babanın evlilik içi çocuklarıyla aynı payla mirasçı olur ve mirasçılık belgesi yeniden düzenlenir.

Babalık davası kazanılınca velayet babaya geçer mi?

Verilen hüküm velayeti değiştirmez; m.337/1 uyarınca ana ve baba evli değilse velayet anaya aittir ve babalık hükmünden sonra da anada kalır. Baba, m.323 uyarınca çocukla kişisel ilişki kurulmasını isteyebilir. Velayetin babaya verilmesi ancak ananın küçük, kısıtlı veya ölmüş olması ya da velayetin ondan alınmış olması hâlinde m.337/2 kapsamında mahkemece değerlendirilir.

Çocuk babanın soyadını alır mı?

5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m.28/4 uyarınca babalığa hüküm kararıyla soybağı kurulan çocuk, babasının hanesine baba adı ve soyadı ile nakledilir. Bu işlem kesinleşen tespit hükmünün nüfus müdürlüğüne bildirilmesiyle yapılır; ayrı bir soyadı değişikliği davasına gerek yoktur.

Babalık davasında ana nafaka dışında ne isteyebilir?

Ana, m.304 uyarınca doğum giderlerini, doğumdan önceki ve sonraki altışar haftalık geçim giderlerini ve gebelik ile doğumun gerektirdiği diğer giderleri babadan ya da mirasçılarından isteyebilir. Bu talep babalık davasıyla birlikte ya da ayrı bir davada ileri sürülebilir; çocuk ölü doğmuş olsa bile hâkim bu giderlere karar verebilir. Sosyal güvenlik kurumlarınca yapılan ödemeler hakkaniyet ölçüsünde tazminattan indirilir.

Dava dilekçesi hazırlanırken dosyaya girmesi gereken belgeler

Davanın süresi ve sonucu büyük ölçüde dilekçeyle birlikte sunulan belgelere bağlıdır. Çocuğun doğum tarihini gösteren nüfus kayıt örneği, m.302'deki karine aralığının hesaplanması için ilk belgedir; erken ya da geç doğumda hastaneden alınacak gebelik haftası raporu fiilî gebe kalma dönemini ortaya koyar. Ana ile davalı arasındaki ilişkiyi gösteren yazışmalar, fotoğraflar, ortak konut kayıtları ve tanık listesi karinenin kurulmasına yarayan olguları belgeler. Davalının kimlik ve adres bilgileri tebligatın ilk seferde ulaşması için, ölmüşse mirasçılık belgesi davalı sıfatının doğru belirlenmesi için gerekir.

Dilekçenin sonuç kısmında beş talep ayrı ayrı yazılmalıdır: davalının çocuğun babası olduğunun tespiti, çocuk için temsil kayyımı atanması, davanın Cumhuriyet savcısı ile Hazineye ihbarı, m.333 uyarınca hüküm öncesi geçici nafaka ile hükümle birlikte iştirak nafakası ve m.304 kapsamındaki doğum ve geçim giderleri. DNA incelemesi giderinin erken aşamada depo edilmesi ve ara kararın davalıya ihtarlı tebliğinin takip edilmesi, incelemeden kaçınan davalı karşısında m.284/2'nin sonuçlarını işletebilmenin ön koşuludur. Hüküm kesinleştiğinde nüfus kaydı, soyadı, nafaka ve mirasçılık bu tespit üzerine kendiliğinden şekillenir. Aile hukukunun bu alanına ilişkin diğer konular aile hukuku sayfasında bir arada bulunmaktadır.

Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; her dosya kendi olgularıyla değerlendirilir.

Bu konuyla ilgili emsal kararlar

Tüm Aile Hukuku kararları

Bu konuyla ilgili yazılar

Tüm Aile Hukuku yazıları