Bir akşam eşlerden biri birkaç parça eşyasını alıp annesinin evine gider. İlk haftalarda telefonlar açılır, aracılar devreye girer; sonra sessizlik başlar. Beş ay sonra evde kalan eşin sorusu tektir: "Dönmüyor; ben bu evliliği terk sebebiyle bitirebilir miyim?" Kanun bu soruya olumlu cevap verir, ama yalnız belirli bir takvime ve belirli bir şekle uyulduğunda. Türk Medeni Kanunu m.164'teki terk sebebi, boşanma hukukunun en sıkı şekil şartlarına bağlanmış yoludur ve bir ay erken gönderilen ihtar, aylarca beklenen bir davayı baştan sakatlayabilir.
Bu davada belirleyici olan duygular ya da tartışmaların ayrıntısı değil; ayrılığın başladığı gün, ihtarın istendiği gün, ihtarın tebliğ edildiği gün ve davanın açıldığı gündür. Aşağıdaki bölümler bu dört tarihi, ihtarın içeriğini, "terke zorlayan eş" kuralını ve davanın nafaka ile tazminata etkisini kanun lafzı ve Yargıtay kararları üzerinden izliyor.
Terk, hâkimin evliliğin çekilmezliğini ayrıca araştırmadığı mutlak bir boşanma sebebidir
Türk Medeni Kanunu boşanma sebeplerini ikiye ayırır: m.161-165 arasındaki özel sebepler ve m.166'daki genel sebep, yani evlilik birliğinin temelinden sarsılması. Terk, özel sebepler içinde "mutlak" nitelikte olanlardandır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/400, K. 2023/514, 24 Mayıs 2023 tarihli kararında bu ayrımın sonucunu açıkça ortaya koymuştur: mutlak bir özel sebebin kanunda aranan şartları gerçekleştiğinde hâkim, evliliğin çekilmez hâle gelip gelmediğini ayrıca incelemeden boşanmaya karar verir.
Aynı kararda Genel Kurul, terk davasının niteliğini şu cümleyle özetlemiştir: "Dava çok sıkı maddi ve şekli şartlara bağlanmış olup titizlikle incelenme gerektirmektedir." Bu cümle, uygulamanın da özetidir. Evlilik birliğinin sarsılmasına dayalı davada hâkimin geniş bir takdir alanı vardır; terk davasında ise şartlardan biri eksikse davanın reddine karar verilir, evliliğin fiilen bitmiş olması bu eksikliği tamamlamaz.
Kanunun lafzı, bütün şartları tek cümlede toplar. TMK m.164/1'e göre "Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir." Maddenin ikinci fıkrası ihtarın nasıl yapılacağını ve hangi takvime bağlı olduğunu düzenler.
Mutlak sebep olmanın bir yan sonucu daha vardır. Aynı kararda Genel Kurul, özel sebebe dayalı davada hâkimin tarafların bunun dışındaki iddialarını hükme esas alamayacağını ve ayrıca bağımsız bir boşanma davası bulunmayan davalının kusura dayalı tazminat ile yoksulluk nafakası taleplerini (TMK m.174/1-2 ve m.175) ileri süremeyeceğini belirtmiştir. Terk davasına muhatap olan eşin mali taleplerini koruması, bu nedenle, kendi davasını açmasına bağlıdır.
Terkin dört unsuru: ayrılma, maksat, haklı sebebin yokluğu ve altı ay
Kanunun aradığı maddi şartlar dört unsurdan oluşur ve her biri ayrı ayrı ispat edilir. Unsurlardan birinin eksikliği, ihtar usulüne uygun yapılmış olsa bile davanın reddine yol açar.
Ortak konuttan ayrılma ya da ortak konuta dönmeme
Terkin ilk unsuru ortak hayatın fiilen kesilmesidir. Eşler oturacakları konutu birlikte seçerler (TMK m.186/1); terk, bu konuttan ayrılmak ya da ayrıldıktan sonra geri dönmemekle gerçekleşir. Kanun iki hâli ayrı sayar: diğer eşi terk etmek ve haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmemek. İkincisi, meşru bir sebeple, örneğin bir hastalık ya da geçici bir iş için ayrılan eşin, sebep ortadan kalktığı hâlde dönmemesini de kapsar.
Aynı çatı altında yaşayan eşler için durum farklıdır. Yukarıdaki kararında Genel Kurul, aktardığı öğreti görüşüyle, "Eşlerin aynı evde yaşamakla birlikte, oturma ve yatak odalarını ayırmaları, birbirleriyle hiç konuşmamaları terk sayılmaz" demiştir. Böyle bir tabloda terk sebebi uygulanmaz; uygun yol genel sebebe dayalı davadır. Nikâhtan sonra birlikte seçilen konuta hiç gelmeyen eşin durumu ise aynı öğreti görüşüne göre terk niteliğindedir.
Birlik yükümlülüklerini yerine getirmeme maksadı
Ayrılığın, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerden kaçınma amacı taşıması gerekir. Askerlik, tutukluluk, zorunlu bir tedavi ya da başka bir şehirde geçici çalışma nedeniyle ayrı yaşayan eş, bu maksadı taşımadığı sürece terk etmiş sayılmaz. Maksat iç dünyaya ait bir unsur olduğundan dış olgulardan çıkarılır: eşyaların taşınması, iletişimin kesilmesi, ortak giderlere katılmanın bırakılması, dönme yönündeki çağrılara hiç cevap verilmemesi.
Haklı bir sebebin bulunmaması
Terk ancak haklı bir sebebe dayanmıyorsa boşanma sebebi olur. Kanun, eşlerden birine ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddî biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkı tanır (TMK m.197/1). Fiziksel ya da psikolojik şiddet, ağır hakaret, ekonomik şiddet, eşin ortak konutta birlik görevlerini hiç yerine getirmemesi bu hakkın tipik dayanaklarıdır. Aynı öğreti görüşüne göre eşlerden birinin diğerinin yakınlarıyla oturmayı reddetmesi de terk değildir.
Haklılık ise süresiz bir izin değildir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/9207, K. 2024/5583, 10 Eylül 2024 tarihli kararında, ilk derece mahkemesinin "başlangıçta evi terk etmekte haklı olarak kabul edilen eşin bu haklılığı ona süresiz olarak konuta dönmeme hakkını vermez" gerekçesiyle kurduğu terk nedeniyle boşanma hükmünü onamıştır. O dosyada ayrılık yıllarca sürmüş, eve dönme ihtarı ve ihtarla gönderilen para davalıya ulaşmış, davalı ise ihtara herhangi bir cevap vermemişti.
Altı aylık ayrılık ve devamı
Ayrılığın en az altı ay sürmüş olması ve dava açıldığı sırada hâlâ devam etmesi gerekir. Altı ay, terkin başladığı günden hesaplanır. Bu süre içinde eşlerin kısa bir süre de olsa yeniden birlikte yaşamaya başlaması, önceki ayrılığı keser ve süreyi yeniden başlatır. Uygulamada sık karşılaştığımız güçlüklerden biri, terk tarihinin belgelenmemiş olmasıdır: tanık anlatımları birbirini tutmadığında ayrılığın başlangıcı belirsizleşir ve buna bağlı bütün süre hesabı tartışmalı hâle gelir.
Terke zorlayan eş, kanunun gözünde terk eden eştir
TMK m.164/1'in ikinci cümlesi, terk sebebinin en çok tartışılan kuralını içerir: "Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır." Kural, evden kovduğu eşine ardından eve dön ihtarı gönderen ve iki ay sonra terk davası açan eşin durumunu hedef alır. Böyle bir eş, kanun bakımından terk edilen değil terk eden konumundadır ve terk sebebine dayalı dava açma hakkı yoktur.
Bu kuralın uygulaması, Hukuk Genel Kurulu'nun 24 Mayıs 2023 tarihli kararında görülür. Dosyada koca, ailesinin yanına giden eşine noter aracılığıyla ihtar göndermiş, ihtarın tebliğinden sonra terk davası açmıştı. İlk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi (BAM) terk davasını kabul etti; BAM, kadının ihtarın ardından genel sebebe dayalı dava açmasını ihtarı etkisiz bırakmaya yönelik bir davranış olarak da değerlendirdi. Genel Kurul ise tanık anlatımlarından kocanın evin masraflarını karşılamadığını ve eşine ekonomik şiddet uyguladığını saptayarak kadının ortak konutu terke zorlandığı sonucuna vardı ve direnme kararını bozdu. Kararın ilkesel cümlesi şudur: "ortak konutu terke zorlayan veya eve dönmeyi engelleyen eşin, gerçekte terk eden eş olması nedeniyle, terke dayalı boşanma davası açma hakkı bulunmadığı sonucu ortaya çıkmaktadır." Kararın ayrıntılı incelemesi terke zorlayan eşin eve dön ihtarına ilişkin emsal notunda yer alıyor.
Aynı çizgi Daire kararlarında da izlenir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/1229, K. 2024/8468, 7 Kasım 2024 tarihli kararında, kocanın ekonomik ve sözlü şiddeti nedeniyle kadının ortak konuta dönmediği, ihtarın samimi olmadığı ve kocanın kadını terke zorlayan eş olduğu gerekçesiyle terk davasının reddedildiği kararı bu yönden onamış, bozmayı yalnız tazminat miktarlarıyla sınırlı tutmuştur. İki karar birlikte okunduğunda, terk davasında ilk incelenen sorunun "kim ayrıldı" değil "ayrılığa kim yol açtı" sorusu olduğu görülür.
Terke zorlama, fiziksel olarak kapının gösterilmesiyle sınırlı değildir. Evin anahtarlarının değiştirilmesi, eşin eşyalarının kapıya bırakılması, eve dönmek isteyen eşin kapıda karşılanmaması ya da birlikte yaşamayı imkânsız kılan ağır davranışlar da bu kapsamda değerlendirilir. Aile içi şiddet nedeniyle evden ayrılan eşin koruma tedbirlerine ilişkin durumu aile içi şiddet ve koruma kararları sayfasında ayrıca ele alınıyor.
İhtar takvimi dört tarihe bağlıdır: terk, dördüncü ayın bitimi, tebliğ ve iki ay
TMK m.164/2'nin son cümlesi terk davasının takvimini kurar: "Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz." Bu cümlede iki ayrı yasak vardır. Birincisi ihtarın istenme zamanına, ikincisi davanın açılma zamanına ilişkindir. Altı aylık ayrılık şartı da bunlara eklenir.
| Aşama | Kanuni ölçü | Örnek takvim |
|---|---|---|
| Ayrılığın başlaması | Ortak konuttan ayrılma ya da dönmeme | 3 Mart 2026 |
| İhtar isteminin en erken zamanı | Ayrılığın dördüncü ayı bitmiş olmalı | 3 Temmuz 2026 sonrası |
| İhtarın tebliği | Usulüne uygun tebliğ, terk eden eşe | 20 Temmuz 2026 |
| Dönüş için verilen süre | İhtardan sonra iki ay | 20 Eylül 2026 |
| Davanın açılabileceği tarih | İki ay dolmuş, ayrılık altı ayı aşmış ve devam ediyor | 20 Eylül 2026 sonrası |
Tablodaki tarihler yalnız hesap mantığını göstermek içindir; somut dosyada sürelerin başlangıç ve bitiş günleri tebligat belgelerindeki tarihlere göre ayrıca hesaplanmalıdır. Uygulamada iki aylık süre, ihtarın terk eden eşe tebliğ edildiği tarihten itibaren işletilir. Bu nedenle ihtarın istendiği ya da noterde düzenlendiği gün değil, tebliğ mazbatasındaki tarih esas alınır.
Takvimdeki hataların sonucu ağırdır. Dördüncü ay dolmadan istenen ihtar kanuna aykırıdır ve bu ihtara dayanılarak açılan terk davası reddedilir; hata, ikinci bir usulüne uygun ihtarla ancak yeni bir takvimle giderilebilir. İki ay dolmadan açılan dava için de aynı sonuç geçerlidir. Üçüncü bir risk, ayrılığın dava tarihinde sürmemesidir: ihtar süresi içinde eve dönen eşle yeniden kurulan ortak hayat, ihtarı sonuçsuz kalmış olmaktan çıkarır.
İhtar hâkim ya da noter aracılığıyla yapılır; içerik adresi, süreyi ve sonuçları göstermelidir
İhtar, terk edilen eşin istemi üzerine hâkim ya da noter tarafından yapılır. Noter yolu, 6217 sayılı Kanun ile 2011'de maddeye eklenmiştir; öncesinde ihtar yalnız hâkim aracılığıyla yapılabiliyordu. Mahkeme yoluyla ihtar, aile mahkemesinden, aile mahkemesi bulunmayan yerlerde aile mahkemesi sıfatıyla görev yapan asliye hukuk mahkemesinden değişik iş dosyasıyla istenir. İncelenen Yargıtay kararlarında her iki yolun da kullanıldığı görülür.
Kanun, ihtarı yapan hâkimin ya da noterin "esası incelemeden" işlem yapacağını belirtir. İhtarın düzenlenmiş olması, terkin haklı bir sebebe dayanıp dayanmadığı konusunda hiçbir tespit içermez. Boşanma davasına bakan mahkeme, ihtarın usulüne uygunluğunu, samimiyetini ve terkin bütün unsurlarını baştan inceler.
İhtarın içeriği TMK m.164/2'de sayılmıştır: terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunulur. Bu içeriğin işlev görebilmesi için ihtarda ortak konutun açık adresinin yazılması gerekir; terk eden eşin nereye döneceğini bilmediği bir ihtar, dönme çağrısı olarak değerlendirilemez. Uygulamada ihtarla birlikte dönüş için gereken yol gideri de gönderilmektedir. Yukarıda anılan 10 Eylül 2024 tarihli dosyada ilk derece mahkemesi, davalının ihtarname ile gönderilen parayı aldığı hâlde dönmediğini gerekçesinde ayrıca vurgulamış, Daire bu kararı onamıştır.
İhtarda gösterilen konutun gerçekten dönülebilecek bir konut olması da beklenir. Eşyası boşaltılmış, kiralanmış ya da başka bir aileyle paylaşılan bir adrese yapılan çağrı, samimiyet incelemesinde ihtarı gönderen eşin aleyhine değerlendirilebilir. İhtar metninde terk eden eşe yönelik suçlayıcı ifadelere yer verilmesi de, dönme çağrısından çok dava hazırlığı izlenimi verir. Aile konutunun boşanma sürecindeki hukuki durumu için boşanmada aile konutu sayfasına bakılabilir.
Usulsüz tebligat süreyi başlatmaz; adresi bilinmeyen eşe ihtar ilanen yapılır
İki aylık süre ancak ihtarın terk eden eşe ulaşmasıyla işlemeye başlar. Tebligat Kanunu m.32 bu noktada önemlidir: "Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur." Usulsüz yapılan tebligat, terk eden eşin ihtarı öğrendiği tarihe kadar süreyi başlatmaz; öğrenme tarihi ise çoğu zaman davada terk eden eşin kendi beyanıyla ortaya çıkar. Bu nedenle ihtarın usulüne uygun tebliği, takvimin güvenliği açısından ihtarın kendisi kadar önemlidir.
Terk eden eşin nerede olduğu bilinmiyorsa kanun ilanen ihtar imkânı tanır: TMK m.164/2'ye göre ihtar "gerektiğinde ilân yoluyla yapılır." Tebligat Kanunu m.28 ise adresi meçhul olanlara tebligatın ilanen yapılacağını, ancak tebliği çıkaran merciin muhatabın adresini resmî ve özel kurumlardan soracağını ve zabıta aracılığıyla araştıracağını düzenler. İlan yoluna, adres araştırması yapılmadan başvurulması tebligatı usulsüz hâle getirir ve buna bağlanan iki aylık süre tartışmaya açılır.
Terk eden eşin yurt dışında olması hâlinde tebligat, yurt dışı tebligat usullerine tabidir ve süreç aylar alabilir. Bu gecikme takvimi bozmaz, yalnız uzatır: iki ay, tebligatın yurt dışında yapıldığı tarihten işler.
Eve dön ihtarı samimi olmalıdır; boşanma hazırlığı olarak gönderilen çağrı sonuç doğurmaz
İhtarın kanundaki işlevi, ortak hayatın yeniden kurulmasına son bir imkân tanımaktır. Yargıtay uygulamasında bu nedenle ihtarın biçimsel olarak doğru olması yeterli görülmez; ihtarı gönderen eşin gerçekten ortak hayatı sürdürme iradesi taşıyıp taşımadığı da incelenir. İncelenen kararlarda "samimi olmayan ihtar" değerlendirmesi, ihtarı gönderen eşin davranışlarından çıkarılır.
Samimiyeti zayıflatan olgular kararlarda tekrar eder. Eşini ekonomik ya da sözlü şiddetle ayrılmaya zorlayan eşin ihtarı, 7 Kasım 2024 tarihli kararda onanan gerekçede samimi bulunmamıştır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin E. 2023/7066, K. 2024/5176, 2 Temmuz 2024 tarihli kararıyla onanan dosyada ise ilk derece mahkemesi, başka bir kadınla resmî olmayan bir evlilik yaptığını dilekçelerinde ikrar eden kocanın gönderdiği eve dön ihtarını samimi saymamıştır. Daire kararlarında, ihtarı gönderen eşin aynı dönemde görülmekte olan bir boşanma davasını sürdürmesi de eve dönme çağrısının samimiyetini zayıflatan bir olgu olarak değerlendirilmektedir.
Samimiyet tartışması iki yönlüdür. İhtarı alan eşin ihtara hiç cevap vermemesi ve gönderilen yol giderini alıp dönmemesi, dönmemenin haklı bir sebebe dayandığı savunmasını zayıflatır. Haklı bir sebeple ayrı yaşayan eşin bu sebebi ihtara verilecek bir cevapla ya da TMK m.197 uyarınca açılacak bir davayla kayda geçirmesi, sonradan açılacak terk davasında ispat bakımından önem taşır. Uygulamada sık karşılaştığımız durum, haklı sebebin yalnız dava aşamasında ve tanık anlatımıyla ileri sürülmesidir; bu durumda terk tarihine yakın döneme ait belgeler çoğu zaman bulunamaz.
Genel sebebe dayalı davada terk vakıası, terk davası açılmadıkça kusur olarak yüklenemez
Terk sebebinin şekil şartları, genel sebebe dayalı davada kusur değerlendirmesini de etkiler. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/6860, K. 2026/1395, 10 Şubat 2026 tarihli kararında, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayanılarak açılan davada ilk derece mahkemesinin ortak konutu terk edip dönmeyen kadına terk vakıasını kusur olarak yüklemesini hatalı bulmuştur. Daire'nin gerekçesi, davacı kocanın terk sebebine dayalı bir boşanma davası bulunmamasıdır: "Bu sebeple kadına terk vakıası kusur olarak yüklenemez." Kadına yüklenebilecek başka bir kusur ispatlanamadığından Daire, davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna vararak hükmü bozmuştur.
Daire aynı değerlendirmeyi E. 2025/5938, K. 2026/603, 20 Ocak 2026 tarihli kararında da yapmıştır. O dosyada genel sebebe dayalı dava sürerken davacı koca ölmüş, mirasçıları TMK m.181/2 uyarınca kusur tespiti için davaya devam etmişti. İlk derece mahkemesi yıllar önce evi terk edip dönmeyen kadını tam kusurlu bulmuş, Daire ise terk sebebine dayalı bir dava bulunmadığından terk vakıasının kusur olarak yüklenemeyeceğini ve kadının kusursuz olduğunun tespiti gerektiğini belirtmiştir.
Bu iki karar, terk edilen eşin strateji seçimini doğrudan etkiler. Ayrılık dışında ispatlanabilecek bir kusuru olmayan eşe karşı yalnız genel sebebe dayalı dava açılması, terk olgusunun hiç hesaba katılmaması sonucunu doğurabilir. Terk ile birlikte başka kusurlu davranışlar da ileri sürülecekse, terk sebebine dayalı talebin genel sebebe dayalı taleple birlikte ileri sürülmesi uygulamada başvurulan bir yoldur. Evlilik birliğinin sarsılmasına dayalı davanın şartları ve ispat düzeni çekişmeli boşanma davası sayfasında ayrıntılı olarak anlatılıyor.
Hangi boşanma sebebine dayanılacağı ispat imkânına göre seçilir
Ayrılık yaşayan eşin önünde çoğu zaman iki yol birden bulunur. Hangisinin seçileceği, dosyada hangi olguların belgeyle ispatlanabildiğine bağlıdır. Terk sebebinin avantajı, şartları tamamlandığında hâkimin evliliğin sarsılıp sarsılmadığını ayrıca tartışmamasıdır; dezavantajı, ayrılığın başlangıcından itibaren en az altı ay süren bir takvim ve sıkı şekil şartlarıdır. Evlilik birliğinin sarsılmasına dayalı dava ise takvime bağlı değildir, ancak davalının az da olsa kusurunun ispatını gerektirir.
| Ölçüt | Terk (TMK m.164) | Evlilik birliğinin sarsılması (TMK m.166/1) |
|---|---|---|
| Dava açma zamanı | Altı aylık ayrılık, dördüncü aydan sonra ihtar ve ihtardan sonra iki ay | Süre şartı yok |
| Hâkimin incelemesi | Kanundaki şartlar; evliliğin çekilmezliği ayrıca araştırılmaz | Ortak hayatın temelinden sarsılıp sarsılmadığı ve kusur dağılımı |
| Davacının durumu | Davacı terk edilen eş olmalı; terke zorlayan eş dava açamaz | Daha ağır kusurlu eş de dava açabilir; davalının itiraz hakkı saklıdır (m.166/2) |
| Ayrılık olgusunun etkisi | Davanın konusudur | Ayrıca terk davası açılmamışsa kusur olarak yüklenemez (2. HD, 2026) |
| Başlıca ispat aracı | İhtar ve tebliğ belgeleri, ayrılık tarihine ilişkin kayıt ve tanıklar | Tanıklar, yazışmalar, kayıtlar ve diğer deliller |
Altı ay, takvimin en kısa hâlidir: dördüncü ayın bitiminden sonra istenen ihtarın tebliği ve ardından geçmesi gereken iki ay, davanın ancak altıncı ayı aşan bir tarihte açılabilmesi sonucunu doğurur; ihtarın geç istenmesi ve tebligattaki gecikmeler bu süreyi uzatır. Ayrılık dışında şiddet, hakaret ya da ekonomik baskı gibi olgular belgelenebiliyorsa genel sebebe dayalı dava daha erken açılabilir. Ayrılığın tek olgu olduğu dosyalarda ise 10 Şubat 2026 tarihli karar, terk sebebine dayalı davayı öne çıkarır. Eşlerin birlikte başvurusu ya da davanın kabulü hâlinde uygulanan anlaşmalı boşanma yolu ise evliliğin en az bir yıl sürmüş olmasına bağlıdır (TMK m.166/3).
Nafaka ve tazminat, terk davasında kusur dengesine ve davalının kendi davasına bağlıdır
Dava sürerken mahkeme, eşlerin barınması ve geçimi dâhil gerekli geçici önlemleri kendiliğinden alır (TMK m.169). Ayrı yaşama haklı bir sebebe dayanıyorsa, dava açılmadan önce de TMK m.197/2 uyarınca eşlerden birinin diğerine yapacağı parasal katkıya hükmedilebilir. Bu dönemde terk eden eşin tedbir nafakası talep etmesi mümkün olmakla birlikte, ayrılığın haklı bir sebebe dayanıp dayanmadığı bu talebin değerlendirilmesinde belirleyicidir. Geçici nafakanın koşulları tedbir nafakası sayfasında ele alınıyor.
Boşanma sonrası yoksulluk nafakası, TMK m.175'e göre boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek ve kusuru daha ağır olmayan tarafa bağlanır; nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. Çoğu dosyada terk eden eşin kusuru ağır bulunduğundan bu eşin yoksulluk nafakası talebi güçleşir. Maddedeki "süresiz olarak" ibaresi Anayasa Mahkemesi'nin 4 Haziran 2026 tarihli kararıyla iptal edilmiştir; gerekçeli kararın Resmî Gazete'de yayımı ve yeni düzenleme beklenmektedir. Güncel durum nafaka düzenlemesinin son durumu sayfasında izleniyor; nafakanın koşulları için yoksulluk nafakası sayfasına bakılabilir.
Maddi ve manevi tazminat TMK m.174'e göre kusursuz veya daha az kusurlu tarafın kusurlu taraftan isteyebileceği bir haktır. Bu talepleri terk davasında terk edilen eş ileri sürebilir; tazminatın koşulları ve miktarın belirlenmesi boşanmada tazminat sayfasında ele alınıyor. Terk davasının davalısı açısından ise Hukuk Genel Kurulu'nun 24 Mayıs 2023 tarihli kararındaki tespit belirleyicidir: ayrıca bağımsız bir boşanma davası bulunmayan davalı, kusura dayalı tazminat ve yoksulluk nafakası talebinde bulunamaz. Ayrılmakta haklı olduğunu düşünen terk eden eş, bu haklılığı ve buna bağlı mali taleplerini kendi davasıyla ileri sürmelidir.
Terk davası reddedilirse genel sebep ve bir yıllık bekleme yolu açıktır
Şekil şartlarından biri eksik kalan terk davası reddedilir, ama evliliği sona erdirme imkânı ortadan kalkmaz. İlk yol, şartları baştan sağlayarak yeni bir ihtar takvimi başlatmaktır. İkinci yol, genel sebebe dayalı davadır; ancak bu davada da terk vakıasının tek başına kusur olarak yüklenemeyeceği yukarıdaki Daire kararlarıyla birlikte değerlendirilmelidir.
Üçüncü yol TMK m.166/4'tür. 2024'te yapılan değişiklikten sonra maddenin lafzı şöyledir: "Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir." Reddedilen terk davası da bu kapsamdadır. Ret kararının kesinleşmesinden sonra bir yıl geçmiş ve ortak hayat yeniden kurulmamışsa, eşlerden biri bu hükme dayanarak boşanma isteyebilir.
Yetkili mahkeme, terk davasında da eşlerden birinin yerleşim yeri ya da davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir (TMK m.168). Terk eden eşin başka bir şehre taşındığı dosyalarda, terk edilen eş kendi yerleşim yerinde dava açabilir. Aile hukukundaki diğer dava türlerine genel bir bakış için aile hukuku sayfası, Yalova'da görülen boşanma dosyalarında yargılamanın işleyişi için Yalova boşanma avukatı sayfası bilgi veriyor.
Sık Sorulan Sorular
Eşi evi terk eden kişi hemen terk nedeniyle boşanma davası açabilir mi?
Terk sebebine dayalı dava için ayrılığın en az altı ay sürmüş olması, dördüncü ay dolduktan sonra ihtar istenmiş olması ve ihtardan sonra iki ay geçmiş olması gerekir. Bu şartlar tamamlanmadan açılan dava terk sebebine dayanamaz. Ayrılığa eşlik eden başka kusurlu davranışlar varsa, genel sebebe dayalı dava bu takvime bağlı değildir.
Eve dön ihtarını noter aracılığıyla göndermek yeterli midir?
Noter aracılığıyla yapılan ihtar, 2011'den beri mahkeme aracılığıyla yapılan ihtarla aynı hukuki sonucu doğurur. Hangi yol seçilirse seçilsin ihtarda ortak konutun adresi, iki aylık süre ve dönmemenin sonuçları açıkça yer almalıdır. Tebligatın usulüne uygun yapılması, ihtarı gönderen eşin sonradan takvimi ispat edebilmesi açısından belirleyicidir.
İhtar gönderilen eş iki ay içinde dönerse ne olur?
Terk eden eşin süre içinde ortak konuta dönmesi ve ortak hayatın yeniden kurulması hâlinde ihtar sonuçsuz kalmış sayılmaz ve terk davasının şartı gerçekleşmez. Dönmek isteyen eşin kapıda karşılanmaması ise TMK m.164/1'in son cümlesi uyarınca ihtarı gönderen eşi terk eden konumuna düşürebilir. Dönüşten sonra yeniden ayrılık başlarsa takvim de yeniden işler.
Eşini evden çıkaran eş terk nedeniyle boşanma davası açabilir mi?
Diğer eşi ortak konutu terk etmeye zorlayan eş kanun bakımından terk eden eştir ve terk sebebine dayalı dava açma hakkı yoktur. Hukuk Genel Kurulu, ekonomik şiddetle eşini ayrılmaya zorlayan kocanın gönderdiği ihtara dayanan terk davasında bu sonuca varmıştır. Böyle bir durumda ileri sürülebilecek yol, koşulları varsa genel sebebe dayalı davadır.
Terk nedeniyle boşanmada terk eden eş nafaka alabilir mi?
Yoksulluk nafakası, kusuru daha ağır olmayan ve boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafa bağlanır. Haklı bir sebep olmadan ortak konutu terk eden eşin kusuru çoğu dosyada ağır bulunduğundan bu talep güçleşir. Kendi bağımsız boşanma davası bulunmayan davalı, Genel Kurul kararına göre kusura dayalı tazminat ve yoksulluk nafakası talep edemez.
Reddedilen terk davasından sonra yeniden dava için ne kadar beklenir?
Ret kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçmiş ve ortak hayat yeniden kurulamamışsa, TMK m.166/4 uyarınca evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır. Bekleme süresi, yeni bir usulüne uygun ihtarla terk davası açılmasına ya da genel sebebe dayalı dava açılmasına engel değildir.
Terk dosyası dört tarih ve üç belgeyle kurulur
Terk sebebine dayalı bir davanın hazırlığı, ayrılığın başladığı günün belgelenmesiyle başlar. Taşınma günü, eşyaların götürüldüğü tarih, son ortak gider ödemesi ve ayrılıktan hemen sonraki yazışmalar, altı ayın ve dördüncü ayın hesaplanacağı başlangıç noktasını belirler. Bu tarih ne kadar belirsizse, ihtarın erken istendiği savunmasına o kadar açık kalınır.
İkinci belge ihtarın kendisidir: dördüncü ay dolduktan sonra istenmiş, ortak konutun açık adresini, iki aylık süreyi ve sonuç uyarısını içeren, gerekirse yol gideriyle birlikte gönderilmiş bir ihtar. Üçüncü belge tebliğ mazbatasıdır; iki aylık süre bu belgedeki tarihten işler ve dava ancak bu süre dolduktan sonra açılabilir. Bu üç belgenin yanında, ihtarı gönderen eşin ayrılığa kendi davranışıyla yol açmadığını ve ihtarın samimi olduğunu gösterecek olgular da dosyada yer almalıdır; Hukuk Genel Kurulu'nun 2023 kararı, bu olguların eksikliğinde usulüne uygun bir ihtarın da davayı taşımadığını gösteriyor.
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; her dosya kendi olgularıyla değerlendirilir.
Bu konuyla ilgili emsal kararlar

Düğünde Damada Takılan Altın Kimin? Hukuk Genel Kurulu'na Göre Ziynette İspat Yükü
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 13.04.2021

Eşini Evden Uzaklaştıran Eş Eve Dön İhtarıyla Terk Davası Açabilir mi?
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 24.05.2023

6284 Tedbir Kararı Gerekçesiz Uzatılabilir mi? Kalıp İtiraz Reddine İhlal Kararı
Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru, 29.01.2026




