İlme Hukuk Logo
İLMEHUKUK BÜROSU
İLME HUKUK BÜROSU
Hemen AraRandevu Al
Öğleden sonra ışığında yan yana duran iki ahşap tabure

Boşanmadan Dört Gün Sonra Velayetin Değiştirilmesi İstenebilir mi?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, anlaşmalı boşanmadan dört gün sonra açılan velayetin değiştirilmesi istemini çocuğun üstün yararı ekseninde kabul etti.

Mahkeme
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
Esas/Karar
2017/2410 2021/346
Karar tarihi
25.03.2021
Seri
Haftanın Kararı45. hafta, 2026
Resmî kaynak
Yargıtay Karar Arama
Av. Mesut İLME — Yalova Barosu

Av. Mesut İLME

Yalova Barosu, sicil 287

Yayın
6 Kasım 2026
6 dk
okuma

Özet

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, anlaşmalı boşanma kararının kesinleşmesinden dört gün sonra açılan velayetin değiştirilmesi davasında ölçütün dava tarihi değil çocuğun üstün yararı olduğunu kabul etmiştir. Karar, velayetin kendisine verilmesini isteyen anne lehine, velayeti elinde bulunduran baba aleyhine sonuç doğurmuştur. Dört aylık bebeğin velayeti protokolle babaya bırakılmış, baba işi nedeniyle çocuğu başka bir ilde yaşayan annesinin yanına bırakmış, babaannenin çalışması nedeniyle bakımı bir akraba üstlenmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, velayet görevinin gereği gibi yerine getirilmediğinin yeterince kanıtlanmadığını belirterek kabul kararını bozmuştur. Aile mahkemesi direnmiş, Genel Kurul da oy birliğiyle direnmeyi yerinde bulmuştur. Gerekçede velayetin kamu düzenine ilişkin olduğu, ana ile babanın istek ve beyanlarından çok çocuğun menfaatinin gözetileceği, çocuğu başkasına bırakma, ihmal, ebeveynin yaşam düzeni ve çocuğun alıştığı ortam gibi etkenlerin birlikte değerlendirileceği sıralanmıştır. Genel Kurul, maddi durumun iyiliğinin tek başına velayetin değiştirilmesini gerektirmeyeceğini de ölçütler arasında saymıştır. Karar, yedi aylıkken tedbiren anneye verilen küçüğün o tarihten sonra oluşan yaşam düzenini de dikkate almaktadır. Nafaka miktarına ilişkin itiraz incelenmek üzere dosya Daireye gönderilmiş, karar düzeltme yolu açık bırakılmıştır.

İnceleme

Anlaşmalı boşanmada kabul edilen velayet dört gün sonra yeniden tartışıldı

Anlaşmalı boşanma protokolüyle velayeti karşı tarafa bırakan bir ebeveyn, karar kesinleştikten birkaç gün sonra aynı konuyu mahkemeye taşıyabilir mi? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (Genel Kurul), E. 2017/2410, K. 2021/346, 25 Mart 2021 sayılı kararında bu soruyu çocuğun üstün yararı ekseninde cevaplamıştır. Dava, boşanma kararının kesinleşmesinden dört gün sonra açılmış; Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (Daire) ile aile mahkemesi aynı olgulardan farklı sonuçlara ulaşmıştır. Genel Kurul, dava tarihinin yakınlığına önem atfetmemiş ve velayetin kamu düzenine ilişkin niteliğini öne çıkarmıştır.

Kararın yol gösterici yanı, değerlendirmeyi tek bir olguya bağlamayıp ölçütleri sıralamasıdır. Çocuğun yaşı, eğitimi ve sağlığı ile ebeveynin çocuğu başkasına bırakması, ihmali, yaşadığı ortam ve ekonomik durumu birlikte tartılmaktadır. Bu liste, velayetin değiştirilmesi isteminde delillerin hangi eksende toplanacağını gösterir. Yeni olgu şartı ve dava süreci velayetin değiştirilmesine ilişkin rehberde, ilk velayet kararının verildiği yargılama ise velayet davası sayfasında ayrıca anlatılmaktadır.

Dört aylık bebek, velayeti alan babanın başka ilde yaşayan annesine bırakıldı

Taraflar 6 Eylül 2012'de evlenmiş, ortak çocukları 15 Kasım 2013'te doğmuştur. Anlaşmalı boşanma kararı 24 Mart 2014'te kesinleşmiş, protokol uyarınca velayet babaya bırakılmıştır. Anne, 28 Mart 2014'te velayetin değiştirilmesi davasını açmıştır. Dilekçesinde doğum izni nedeniyle maaş alamadığını, kendisine yardım edecek bir yakını bulunmadığını ve tehdit nedeniyle velayeti kabul etmek zorunda kaldığını ileri sürmüştür. Çocuğun başka bir ilde yaşayan babaanne yanına bırakıldığını, babanın ayrı bir ilde çalıştığını ve kendisinin yeniden çalışmaya başladığını da eklemiştir.

Aile mahkemesi 6 Haziran 2014'te, çocuğun yaşını gözeterek velayeti tedbiren anneye vermiştir. O tarihte yedi aylık olan çocuk bu kararla anne yanına geçmiştir. Baba vekili 24 Eylül 2014 tarihli duruşmada velayet konusunda anlaşma yolunda olduklarını, nafaka miktarında ise anlaşamadıklarını bildirmiştir. Mahkeme 19 Aralık 2014'te davayı kabul etmiş ve çocuk yararına 300 TL iştirak nafakasına hükmetmiştir.

Daire, 28 Nisan 2015 tarihli kararıyla hükmü bozmuştur. Bozma kararında toplanan delillerin babanın velayet görevini gereği gibi yerine getirmediğini kabule yeterli olmadığı, TMK m. 348 ile m. 183, m. 349 ve m. 351/1'de öngörülen sebeplerin gerçekleşmediği belirtilmiş, davanın boşanma kararından dört gün sonra açıldığı da anılmıştır. Aile mahkemesi 20 Kasım 2015'te direnmiştir. Direnme gerekçesinde bebeğin babaanne yanında kalması, babanın görev yerinin ayrı bir ilde olması ve tedbir kararından sonra görev yerini çocuğun bulunduğu ile aldırması yer almıştır.

Dört günlük süreye önem verilmedi, bakımın kimde kaldığı ve alışılan ortam tartıldı

Genel Kurul, velayeti küçüğün kişiliğinin ve mallarının korunması ile temsiline ilişkin ödev ve hakların tümü olarak tanımlamış, bu hakkın kullananın değil çocuğun yararına olduğunu belirtmiştir. Çerçeve, TMK'nın velayete ayrılan 335 ila 351. maddeleri ile Çocuk Haklarına Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nin üstün yararı düzenleyen m. 3 hükmüne dayandırılmıştır. Kurul'a göre velayette ana ile babanın istek ve beyanlarından çok çocuğun menfaati dikkate alınır. Değiştirme şartları gerçekleşmedikçe ana ve babanın velayet görevine müdahale edilemeyeceği de aynı gerekçede yer almaktadır.

Ölçütler iki grupta toplanmıştır. Çocuğa ilişkin olanlar cinsiyet, doğum tarihi, eğitim durumu, kimin yanında okuduğu, sağlığı ve tedavi olanaklarıdır. Ebeveyne ilişkin olanlar arasında çocuğu başkasına bırakma, ihmal, kaçırma, iradi terk, yönlendirme, şiddet, ekonomik durum, meslek, yaşanan ortam ve alkol bağımlılığı sayılmıştır. Çocuğun alıştığı ortamın mümkün oldukça değiştirilmemesi ve kardeşlerin ayrılmaması da gözetilecek hususlardandır. Kurul, maddi durumun iyiliğinin tek başına velayetin değiştirilmesini gerektirmeyeceğini aynı listede vurgulamıştır.

Somut olayda Genel Kurul, üstün yarar karşısında davanın dört gün sonra açılmasının önemi bulunmadığını kabul etmiştir. Babanın işi nedeniyle çocuğu kendi annesinin yanına bıraktığı, babaanne çalıştığı için bakımı bir akrabanın üstlendiği saptanmış; velayetin babada olduğu üç aylık sürede görevin gereği gibi yerine getirilmediği sonucuna varılmıştır. Tedbir kararından sonra anne yanında oluşan yaşam düzeni ve çocuğun alıştığı ortamdan koparılmasının gelişimine olumsuz etki yapacağı değerlendirmesi de hükmü taşıyan unsurlardandır. Annenin eğitim ve meslek durumu ise çocuğun ihtiyaçlarının karşılanabileceği yönünde kullanılmış, tek başına bir değiştirme sebebi olarak sunulmamıştır.

Direnme yerinde bulundu, nafaka itirazı incelenmek üzere Daireye gönderildi

Velayet kararına yönelik direnme oy birliğiyle uygun bulunmuştur. Baba vekilinin iştirak nafakası miktarına ilişkin itirazı Daire tarafından incelenmediğinden, dosyanın bu yönden 2. Hukuk Dairesine gönderilmesine hükmedilmiş ve karar düzeltme yolu açık bırakılmıştır. Velayet yönünden sonuç, istemde bulunan anne lehine ve velayeti elinde bulunduran baba aleyhinedir.

Karar uygulamaya iki nokta bırakmaktadır. Boşanma kararının kesinleşmesine yakın bir tarihte dava açılması, Genel Kurul'a göre üstün yarar incelemesini engelleyen bir sebep değildir. Tedbir kararıyla kurulan yaşam düzeni de esas hükümde gözetilebilmekte, böylece yargılamanın başındaki tedbir aşaması sonucu etkileyebilmektedir. Bununla birlikte kararda, her anlaşmalı boşanmanın ardından velayetin değiştirileceği yönünde genel bir kural konulmamıştır. Kurul'un olgusal dayanağı, henüz bebek olan çocuğun bakımının fiilen üçüncü kişilere bırakılmasıdır.

Bakımı fiilen üstlenen kişi ve tedbir sonrası yaşam düzeni belgelenmelidir

Velayetin değiştirilmesi isteminde iddianın çocuğun günlük bakımını kimin sağladığı üzerinden kurulması gerekir. Ebeveynin görev yeri, çocuğun fiilen bulunduğu yer, bakımı yürüten kişi ve bu kişinin çalışma düzeni resmî kayıt ve tanık anlatımıyla belgelenmelidir. Küçük yaştaki çocuklar bakımından tedbir talebinin dava dilekçesinde gerekçelendirilmesi yerinde olur; bu dosyada sonuca yansıyan yaşam düzeni tedbir kararıyla kurulmuştur.

Velayeti elinde bulunduran taraf yönünden, görev yeri ayrı bir ilde olsa da bakımın nasıl sürdürüldüğünün dosyaya somut olarak girmesi gerekir. Ekonomik üstünlük tek başına yeterli sayılmadığından, gelir belgelerinin çocuğun gündelik düzenine ilişkin delillerle birlikte sunulması gözetilmelidir. Uzman incelemesi ve çocuğun dinlenmesine ilişkin usul uzman raporu ve çocuğun dinlenmesi yazısında ele alınmaktadır.

Anlaşmalı boşanma sonrası velayet hakkında sık sorulan sorular

Anlaşmalı boşanma protokolünde kabul edilen velayet sonradan değiştirilebilir mi?

Velayet kamu düzenine ilişkin olduğundan, protokoldeki kabul çocuğun üstün yararının incelenmesini engellememektedir. Genel Kurul bu dosyada protokol uyarınca babaya bırakılan velayetin anneye verilmesini uygun bulmuştur. Değiştirme şartlarının somut olgularla ortaya konulması ise gereklidir.

Boşanma kararının kesinleşmesinden hemen sonra dava açılması istemi etkiler mi?

Genel Kurul, çocuğun üstün yararı karşısında davanın dört gün sonra açılmasına önem atfetmemiştir. Daire ise aynı süreyi bozma kararında anmıştır. Kısa sürenin ret sebebi sayılmaması, değiştirme sebeplerinin kanıtlanması ihtiyacını ortadan kaldırmaz.

Diğer ebeveynin ekonomik durumunun daha iyi olması velayetin değiştirilmesi için yeterli midir?

Genel Kurul, maddi durumun iyiliğinin tek başına velayetin değiştirilmesini gerektirmeyeceğini ölçütler arasında saymıştır. Bu dosyada annenin eğitim ve gelir durumu, bakımın üçüncü kişilere bırakılması ve çocuğun anne yanındaki yaşam düzeniyle birlikte değerlendirilmiştir.

Davalı ebeveynin velayeti kabul etmesi mahkemeyi bağlar mı?

Kararda, velayette ana ile babanın istek ve beyanlarından çok çocuğun menfaatinin dikkate alınacağı belirtilmiştir. Bu dosyada baba vekili velayet konusunda anlaşma yolunda olduklarını bildirmiş, hüküm yine de çocuğun bakımı ve yaşam düzeni üzerinden gerekçelendirilmiştir.

Kararın tam metni

~9 dk okuma

Metin, Yargıtay Karar Arama resmî yayınından alınmıştır. Kaynakta açın

Hukuk Genel Kurulu 2017/2410 E. , 2021/346 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi

  1. Taraflar arasındaki “velayetin değiştirilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 4. Aile Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
  2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
  3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili 28.03.2014 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 06.09.2012 tarihinde evlendiklerini, bu evlikten 15.11.2013 tarihinde M.E. isimli ortak çocuklarının dünyaya geldiğini, sonrasında Ankara 11. Aile Mahkemesinin 25.02.2104 tarihli ve 2013/1752 E., 2014/203 K. sayılı kararı ile boşandıklarını, kararın taraflarca temyiz edilmeyerek 24.03.2014 tarihinde kesinleştiğini, boşanma aşamasında müvekkilinin doğum izni nedeniyle maaş alamadığını, Türkiye’de kendisine yardımcı olabilecek bir yakınının bulunmadığını, erkek eşin kendisini ölümle tehdit etmesi nedeniyle ortak çocuğun velayetinin babaya verilmesini kabul etmek zorunda kaldığını, tehdit edilmesine dayanak olay nedeniyle davalının Ankara Sulh Ceza Mahkemesinde yargılanmasının devam ettiğini, boşanma kararının akabinde ortak çocuğun baba tarafından Malatya’da yaşayan annesine bırakıldığını, babanın ise Ankara’da yaşadığını, ortak çocuğa bakması için bırakılan babaannenin kuaför olarak çalıştığını, bu sebeple davalının velayet görevinin yükümlülüklerine aykırı davrandığını, müvekkilinin ise boşanma kararından sonra yeniden çalışmaya başladığını, gelirinin bulunduğunu, çocuğuna sağlıklı bir şekilde bakabileceğini, çocuğun henüz dört aylık olması nedeniyle anne bakım ve sevgisine muhtaç olduğunu ileri sürerek velayetin değiştirilmesine ve ortak çocuk yararına 500,00TL iştirak nafakası ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı cevap dilekçesi sunmamış olup yargılama aşamasında davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme Kararı: 6. Ankara 4. Aile Mahkemesinin 19.12.2014 tarihli ve 2014/432 E., 2014/1674 K. sayılı kararı ile; davalı baba tarafından velayetin değiştirilmesine karşı çıkılmadığı, dosya kapsamına göre davacı annenin Başbakanlığa bağlı Yurt Dışı Türkler Daire Başkanlığı’nda çalıştığı, annesiyle birlikte yaşadığı, davalının ise Malatya’da yaşadığı, ortak çocuğu annesine bırakıp zaman zaman Ankara’ya çalışmaya gitmek zorunda kaldığı, ortak çocuğun henüz bir yaşında olduğu, yaşı nedeniyle anne bakım ve sevgisine ihtiyaç duyduğu, dosyaya gelen bilgi ve belgelere göre velayetin değiştirilmesine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle velayetin davacı anneye verilmesine ve tarafların mali durumu gözetilerek çocuk yararına 300,00TL iştirak nafakası ödenmesine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesince 28.04.2015 tarihli ve 2015/7631 E. ve 2015/8714 K. sayılı kararı ile; “...Hüküm davalı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği düşünüldü: Velayetin kaldırılması, eşlerden birinden alınarak diğerine verilmesi, kamu düzeniyle ilgili olup. hakimin re'sen harekete geçtiği ve re'sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu işlerdendir. (...m. 385/2) Aile mahkemesi, görev alanına giren konularda önüne getirilen uyuşmazlıklarda, küçükler hakkında, bakım ve gözetimine yönelik nafaka yükümlülüğü konusunda gerekli önlemleri almaya, bedensel ve zihinsel gelişmesi tehlikede bulunan veya manen terkedilmiş halde bulunan küçüğü, ana ve babadan alarak bir aile yanına ya da özel sağlık kurumuna veya eğitimi güç çocuklara mahsus kuruma yerleştirmeye, bu hususlarda bir talep olup olmadığına bakmaksızın kendiliğinden karar verebilir. (4787 s. K. m. 6 /2a-b) Bu bakımdan, hakimin, velayet hakkına sahip olan ebeveynin, bu görev ve sorumluluğunu yerine getirip getirmediğini re'sen araştırması esası itibariyle doğrudur. Dosya kapsamına göre tarafların 24.03.2014 tarihinde anlaşmalı olarak boşandıkları ve velayetin babaya bırakıldığı annenin 300 TL iştirak nafakası ödemesine karar verildiği eldeki davanın ise 28.03.2014 tarihinde boşanma kararından 4 gün sonra açıldığı anlaşılmaktadır. Toplanan deliller, babanın velayet görevini gereği gibi yerine getirmediğini, çocuğa karşı yükümlülüklerini savsakladığını kabule yeterli değildir. Diğer bir ifade ile, Türk Medeni Kanununun 348'nci maddesindeki velayetin kaldırılmasını gerektiren ve Türk Medeni Kanununun 183,349,351/1. maddeleri gereğince velayet sahibinin değiştirilmesini gerektirecek sebepler olayda gerçekleşmemiştir. Bu bakımdan velayet hakkının babadan kaldırılmasına karar verilmesi doğru bulunmamıştır,..” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 8. Ankara 4. Aile Mahkemesinin 20.11.2015 tarihli ve 2015/1214 E., 2015/1509 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçenin yanında; anlaşmalı boşanmalarda çocuğun yaşının küçük olmasına rağmen boşanmanın sağlanması amacıyla çocuğun babaya verilmesinin hayatın bir gerçeği şeklinde ortaya çıktığı, ortak çocuğun 15.11.2013 doğumlu olup eldeki dava ile boşanma davalarının açıldığı tarihlerde henüz dört aylık olduğu, bu nedenle anne sevgisine tam anlamıyla muhtaç olduğu, velayetin kamu düzeni ile ilgili olduğu, velayet ile ilgili yapılacak değerlendirmede çocuğun üstün yararının gözetilmesi gerektiği, ortak çocuğun boşanmanın gerçekleştiği andan itibaren davalının Malatya’da yaşayan annesinin yanına bırakıldığı, dört aylık bir çocuğun anne dururken babaanne ile kalıyor olması, babanın görev yerinin Ankara olması nedeniyle çocuğun yanında bulunmaması durumlarının velayetin değiştirilmesi sebebi olduğu, dava açıldığı tarihte babanın görev yerinin Ankara olduğu hâlde, velayetin tedbiren anneye verilmesinden sonra tayinini Malatya’ya yaptırdığı, somut olayda ortak çocuğun eldeki davanın açıldığı tarihten itibaren fiilen anne yanında yaşadığı, annenin iş ve akademik anlamda başarılı olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 9. Direnme kararı yasal süresi içerisinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK 10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ortak çocuğun üstün yararı ve eldeki davanın boşanma kararından dört gün sonra açılmış olduğu hususları gözetildiğinde, taraflar arasında velayetin değiştirilmesinin yasal koşullarının oluşup oluşmadığı, burada varılacak sonuca göre velayet hakkının davalıdan alınarak davacıya verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE 11. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir. 12. Bilindiği üzere velayet ile ilgili düzenlemeler 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 335 ila 351. maddeleri arasında hüküm altına alınmıştır. Velayet: kavram olarak, küçüklerin ve bazı durumlarda kısıtlı çocukların gerek kişiliklerinin gerek mallarının korunması ve onların temsili konusunda kanunun ana babaya yüklediği ödevler ile bu ödevlerin gereği olan hakların tümünü ifade eder. Velayet düzenlemesinde asıl olan çocuğun üstün yararıdır. Bu nedenledir ki, velayet bir hak olduğu kadar belki ondan fazla olarak bir yetkidir. Velayet hakkı bunu kullananın değil aslında çocuğun yararına bir haktır. Bu sebeple velayete bir yetki olarak bakılması kurumun niteliğinin doğal sonucudur. 13. Çocukların kişiliklerinin ve mallarının korunmasının yanı sıra onların temsili konusunda Türkiye’nin de taraf olduğu birçok sözleşme mevcuttur. Çocuk hakları konusunda en çok katılımın gerçekleştiği milletlerarası sözleşme ise Çocuk Haklarına Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesidir. Anılan Sözleşme, Birleşmiş Milletlerin 44. Genel Kurulu’nda 20 Kasım 1989 tarih ve 44/25 sayılı kararıyla kabul edilerek 02.09.1990 tarihinde yürürlüğe girmiştir (ÇHS-1989). ÇHS Türkiye tarafından 14.09.1990 tarihinde imzalanmıştır. Türkiye bakımından Sözleşme, kanun olarak 27.01.1995 tarihinde yürürlüğe girmiş ve böylece Türkiye Sözleşme’ye taraf devlet konumuna gelmiştir. Sözleşme, çocuk haklarına yönelik olarak; ayrımcılık yapmama (m. 2), çocuğun üstün yararı (m. 3), yaşama ve gelişme (m. 6), son olarak da çocuğun görüşüne değer verme (m. 12) olmak üzere dört temel ilkeyi bünyesinde barındırmaktadır. 14. Ana ve babanın çocukların kişiliklerine ilişkin hak ve ödevleri, özellikle çocuklara bakmak, onları görüp gözetmek, geçimlerini sağlamak, yetiştirilmelerini ve eğitimlerini gerçekleştirmektir. Bu bağlamda sağlayacağı eğitim ile çocuğu istenilen ölçüde dürüst, kötü alışkanlıklardan uzak, iyi ahlak sahibi, çalışkan ve bilgili bir insan olarak yetiştirmek hak ve yükümlülüğü bulunmaktadır. 15. Velayet, kamu düzenine ilişkin olup, bu hususta ana ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunludur. 16. Belirtilmelidir ki, velayetin kaldırılması ve değiştirilmesi şartları gerçekleşmedikçe, ana ve babanın velayet görevlerine müdahale olunamaz. 17. Velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almak olduğundan, çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimini engelleyen ve süreklilik arz edeceği anlaşılan her olay, tehlikenin büyüklüğü, doğurabileceği onarılması güç sonuçlar değerlendirilerek sonuca varılmalı; velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde öncelikle çocuğun yararı göz önünde tutulmalıdır. 18. Bu kapsamda, çocuğun cinsiyeti, doğum tarihi, eğitim durumu, kimin yanında okumakta olduğu, talepte bulunanın çocuğun eğitim durumu ile ilgilenip ilgilenemeyeceği, sağlığı, sağlık durumuna göre tedavi olanaklarının kimin tarafından sağlanabileceği gibi özel durumuna ilişkin hususlar göz önünde tutulmalıdır. 19. Velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde ana babadan kaynaklanan özelliklerin de dikkate alınması kaçınılmazdır. Bu nedenle, mahkemece çocuğu başkasına bırakma, ihmal etme, kaçırma, iradi olarak terk etme, yönlendirme hususları ile tarafın velayet talebinin olup olmaması, şiddet uygulaması, sadakatsizliği, ekonomik durumu, mesleği, yaşadığı ortam, kötü davranışı, alkol bağımlılığı, sağlığı, dengesiz davranışları dikkate alınmalıdır. 20. Mahkemece, açıklanan özellikler yanında mümkün oldukça çocuğun alıştığı ortamın değiştirilmemesine, kardeşlerin ayrılmamasına özen gösterilmeli, velayetin verileceği taraf yanında kalmasının çocuğun bedeni, fikri, ahlaki gelişmesine engel olup olmayacağı yönünde ciddi ve inandırıcı delil olup olmadığı veya hemen meydana gelecek tehlikenin varlığının ispat edilip edilemediği ve maddi durumun iyiliğinin tek başına velayetin değiştirilmesini gerektirmeyeceği hususu da mutlaka değerlendirilmelidir. 21. Nitekim açıklanan ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.10.2010 tarihli ve 2010/2-501 E., 2010/492 K.; 23.11.2011 tarihli ve 2011/2-547 E., 2011/695 K.; 16.03.2012 tarihli ve 2011/2-884 E., 2012/197 K. ile 06.03.2013 tarihli ve 2012/2-794 E., 2013/310 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir. 22. Eldeki davada; tarafların 06.09.2012 tarihinde evlendikleri, bu evlilikten 15.11.2013 tarihinde M.E. isimli ortak çocuklarının dünyaya geldiği, sonrasında anlaşmalı olarak boşandıkları, protokol uyarınca velayetin babaya verildiği ve kararın 24.03.2014 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davacı bu tarihten dört gün sonra 28.03.2014 tarihinde TMK'dan doğan ve bir anne olarak kendisine tanınan velayet hakkının tarafına verilmesine karar verilmesi amacıyla velayetin değiştirilmesi davasını açmıştır. Mahkemece 06.06.2014 tarihli ön inceleme tensip tutanağı ile çocuğun yaşı gereği anne bakım ve sevgisine muhtaç olduğu dikkate alınarak velayetin tedbiren anneye verildiği, davalı vekilinin 24.09.2014 tarihli duruşmada “…velayetin karşı tarafa verilmesi hususunda anlaşma yolundayız. Ancak nafakanın miktarında anlaşamıyoruz,…” şeklinde beyanda bulunduğu, özetle küçüğün tedbir tarihinden itibaren anne yanında yaşadığı anlaşılmaktadır. 23. Dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; tarafların her ikisinin de memur olduğu ve evlilik süresince Ankara’da yaşadıkları, küçük M.E. henüz dört aylıkken anne ve babasının boşandıkları, velayet hakkı kendisinde olan babanın işi nedeniyle ortak çocuğu Malatya’da bulunan annesinin yanına bıraktığı, ancak babaannenin çalışıyor olması nedeni ile çocuğa bir akrabanın baktığı, velayetin kamu düzenine ilişkin olduğu ayrıca çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde kamusal veya özel sosyal yardım kurum ve kuruluşları da dahil olmak üzere tüm mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından çocuğun üstün yararının temel düşünce olması gerektiği, bu temel düşünce karşısında eldeki davanın anlaşmalı boşanma kararından dört gün sonra açılmasının bir öneminin bulunmadığı, yerel mahkemece verilen tedbir kararı ile anne sevgisine tam anlamıyla muhtaç olan küçüğün bakımının babaanne yerine annesi tarafından yerine getirilmesi gerektiği gözetilerek o tarihte henüz yedi aylık olan bebeğin annesine verildiği ve o tarihten itibaren küçük çocuğun anne ile birlikte yaşadığı, babanın velayet hakkına sahip olduğu üç aylık süre boyunca velayet görevinin yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmediği, annenin ekonomik ve sosyal statüsüne bakıldığında Azerbaycan uyruklu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğu, Türkiye Orta Doğu Amme İdaresinde yüksek lisans ve doktora eğitimlerini tamamladığı, akademik unvan kapsamında yönetim bilimleri doktoru olduğu, aynı zamanda Polis Akademisi Uluslararası Güvenlik Ana Bilim Dalında ikinci bir yüksek lisans yaptığı, Başbakanlık Yurt Dışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığında uzman kadrosunda çalıştığı, Ankara’da yaşamını devam ettirdiği, küçüğün fiziksel, ruhsal ve ahlaki gelişimi için ihtiyaçlarını karşılayabileceği konusunda bir tereddüt bulunmadığı, bir anne olmanın sorumluluklarını yerine getirdiği anlaşılmaktadır. 24. Açıklanan nedenlerle küçüğün velâyetinin davacı babada bırakılması hâlinde yaşı ve alışageldiği ortamdan koparılmasının onun bedenî ruhî ve ahlakî gelişimine olumsuz etki yapacağı, sürdürdüğü tüm yaşamın bir başka ifade ile alıştığı ortamın değişeceği anlaşılmakla küçüğün üstün yararı için velayetinin anneye verilmesinin çok daha uygun olacağı sonucuna varılarak direnme kararı yerinde görülmüştür. 25. Ne var ki, davalı vekilinin ortak çocuk yararına hükmedilen iştirak nafakasının miktarına ilişkin sair temyiz itirazı Özel Dairece incelenmediğinden, bu yön hakkında gerekli inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.

IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Velayet kararına yönelik direnme uygun bulunduğundan, davalı vekilinin işin esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Yargıtay 2. Hukuk Dairesine Gönderilmesine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25.03.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Bu alandaki diğer kararlar

Tüm Aile Hukuku kararları