Özet
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 1939 doğumlu bir sanayicinin çocukları tarafından açılan vesayet davasında, malvarlığını kötü yönetme sebebiyle kısıtlama ve bunun olmaması hâlinde yasal danışman atanması isteminin reddine ilişkin kararı oy çokluğuyla onamıştır. Karar, kısıtlanması istenen baba lehine, kısıtlama isteyen çocuklar aleyhinedir. Dosyada villaların rayiç altında satıldığı, bir fabrika ile başka bir taşınmazın elden çıkarıldığı, yüksek tutarlı para transferleri yapıldığı ve sekiz yıl içinde beş ayrı vasiyetname düzenlendiği tespit edilmiştir. Bozma sonrasında alınan mali bilirkişi raporu kısıtlama koşullarının tam oluşmadığını, ancak yasal danışman atanmasının uygun olacağını bildirmiş; Adli Tıp Kurumu ihtisas kurulu ise iki ayrı muayene ve psikometrik inceleme sonunda fiil ehliyetinin yerinde olduğunu, vasi ya da yasal danışman atanmasına gerek bulunmadığını oybirliğiyle mütalaa etmiştir. Daire, tasarrufa konu malvarlığının toplam malvarlığına oranını ve darlık ya da yoksulluğa düşme tehlikesinin bulunmadığını esas alarak kişinin mülkiyet hakkına dayalı tasarruflarını kısıtlama sebebi saymamıştır. Karşı oy, her kısıtlama sebebinin ve ona bağlı yasal danışmanlığın ayrı ayrı incelenmesi gerektiğini, akıl sağlığı için alınan raporun malvarlığını kötü yönetme yönünden bağlayıcı olmadığını savunmuştur. Karar, kısıtlama davalarında resmî sağlık kurulu raporu, kısıtlanması istenenin dinlenmesi ve malvarlığının bütüncül incelenmesi arasındaki ilişkiyi göstermesi bakımından yol göstericidir.
İnceleme
Harcamanın büyüklüğü değil kalan servete oranı kısıtlamayı belirliyor
Yaşlanan bir anne ya da babanın mal satışları, yeni bir evlilik, art arda düzenlenen vasiyetnameler ve hesaplardan çıkan büyük tutarlar çoğu ailede aynı soruyu doğurur: Bu kişi kısıtlanabilir mi, kısıtlanamıyorsa en azından bir yasal danışman atanabilir mi? Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 26 Mayıs 2021 tarihli, E. 2021/561, K. 2021/4437 sayılı kararı bu sorunun iki ayağını birlikte ele alıyor. Tıbbi ayakta mahkeme sağlık kurulu ve Adli Tıp Kurumu raporlarına, malvarlığı ayağında ise denetime elverişli bir mali bilirkişi incelemesine dayanmıştır.
Kararı öğretici kılan, harcamaların mutlak büyüklüğünün tek başına belirleyici sayılmamasıdır. Daire, tasarrufa konu malvarlığının toplam malvarlığına oranını ve kişinin kendisini ya da ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesinin bulunup bulunmadığını ölçüt olarak almıştır. Karara yazılan karşı oy ise her kısıtlama sebebinin ve ona bağlı yasal danışmanlık ihtimalinin ayrı ayrı incelenmesi gerektiğini savunarak uygulamadaki önemli bir boşluğa dikkat çekmektedir. Aile hukukundaki diğer uyuşmazlıklarla birlikte bu alanın genel çerçevesi aile hukuku sayfasında yer almaktadır.
Villalar, fabrika satışı ve beş vasiyetname: çocukların babaya açtığı vesayet davası
Davacılar ve davaya asli müdahil olarak katılan kardeşleri, 1939 doğumlu babalarının Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 406 uyarınca malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle vesayet altına alınmasını, bu olmazsa TMK m. 429 uyarınca kendisine yasal danışman atanmasını istemiştir. Dava dilekçesine göre baba, iş insanı ve sanayici olarak yaşamını sürdürürken bakımını üstlenen kişiyle 7 Kasım 2014 tarihinde evlenmiş, son yıllarda malvarlığını satarak bedelleri bu kişiye aktarmıştır.
Bilirkişi incelemesi tabloyu ayrıntılandırmıştır. Evlilikten kısa süre önce iki ayrı ölünceye kadar bakma sözleşmesi karşılığında iki villa edinilmiş, bunlar 2017 ve 2019 yıllarında rayiç değerlerinin altında üçüncü kişilere satılmıştır. Bir şirkete ait fabrika binası ve arsası 2011 yılında 11.000.000 TL bedelle, bir başka taşınmaz 2014 yılında 16.955.200 TL bedelle satılmış; 2014-2016 döneminde döviz ve Türk lirası cinsinden yüksek tutarlı harcama ve para transferleri yapılmıştır. Babanın 2009-2017 yılları arasında beş ayrı vasiyetname düzenlediği ve eşinin kızını evlat edinmek için dava açtığı da tespit edilmiştir. Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin hukuki niteliği ayrı bir yazıda ele alınmıştır.
Sulh hukuk mahkemesi 20 Ocak 2016 tarihli ilk kararında sağlık kurulu raporlarına ve Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu raporuna dayanarak davayı reddetmiştir. Kapatılan 18. Hukuk Dairesi bu kararı, harcamaların ve geride kalan malvarlığının yeterince incelenmediği gerekçesiyle bozmuş, denetime elverişli ayrıntılı bir bilirkişi kurulu raporu alınmasını istemiştir. Bozma sonrasında alınan 10 Şubat 2020 tarihli bilirkişi raporu, aktif malvarlığını yaklaşık 148.902.650 TL olarak hesaplamış; TMK m. 406 koşullarının tam olarak oluşmadığını, buna karşın yasal danışman atanmasının uygun olacağını bildirmiştir. Adli Tıp Kurumu 4. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 6 Kasım 2020 tarihli raporu ise iki ayrı muayene ve psikometrik inceleme sonunda akıl hastalığı, zekâ geriliği ya da bunama hâli saptanmadığını, kişinin fiil ehliyetine sahip olduğunu ve vasi ya da yasal danışman atanmasına gerek bulunmadığını oybirliğiyle bildirmiştir. Mahkeme davayı yeniden reddetmiş, hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.
Adli Tıp kurulu ile mali bilirkişi raporu birlikte okununca darlık tehlikesi görülmedi
Daire, duruşmalı inceleme sonunda tanık beyanlarını, birbirini teyit eden resmî sağlık kurulu raporlarını, bilirkişi kurulu raporunu ve Adli Tıp Kurumu ihtisas kurulu raporunu birlikte değerlendirmiştir. Kararda esas alınan ölçüt TMK m. 406 lafzıdır: savurganlık ya da malvarlığını kötü yönetme, kişiyi veya ailesini darlık ya da yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açmalı ve kişi bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç hâle gelmelidir. Daire, tasarrufa konu malvarlığı unsurlarının genel malvarlığına oranının bu koşulları karşılamadığını, kişinin geçiminde ve yaşantısında böyle bir tehlikenin bulunmadığını tespit etmiştir.
Gerekçenin belirleyici cümlesi, babanın mülkiyet hakkına dayanarak kendi malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunduğu tespitidir. Daire bu yolla, ailenin onaylamadığı ya da ekonomik bakımdan isabetsiz bulduğu işlemlerin tek başına kısıtlama sebebi sayılmayacağını ortaya koymuştur. Tıbbi raporlar fiil ehliyetinin yerinde olduğunu, kişinin menfaatlerini kavrayabildiğini ve telkinlere direnebileceğini gösterdiğinden, yasal danışman atanması için de koşul görülmemiştir.
Karşı oy yazan üye farklı bir yöntem önermiştir. Karşı oya göre kısıtlama sebepleri TMK m. 405, 406, 407 ve 408'de sınırlı olarak sayılmıştır ve TMK m. 429'daki yasal danışmanlık bu sebeplerin her biri yönünden ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Adli Tıp Kurumu raporu akıl sağlığına dayalı TMK m. 405 ve ona bağlı yasal danışmanlık yönünden görüş bildirmiş, malvarlığını kötü yönetmeye bağlı yasal danışmanlığı tartışmamıştır. Bilirkişi kurulu ise tam bu noktada yasal danışman önermiştir. Karşı oy, bir kısıtlama sebebi için alınan raporun diğer sebep ve ona bağlı yasal danışmanlık yönünden bağlayıcı olmadığını vurgulamış, kararın bozulması gerektiği görüşünü savunmuştur. Karşı oy aynı zamanda TMK m. 409'daki usulü hatırlatmaktadır: savurganlık, bağımlılık, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim ve isteğe bağlı kısıtlama hâllerinde kısıtlanması istenenin dinlenmesi zorunludur; akıl hastalığı ve akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlama için resmî sağlık kurulu raporu alınmış olmalıdır ve hâkim bu durumda kişiyi dinleyebilir.
Oy çokluğuyla onama: baba ne vesayet altına alındı ne yasal danışman atandı
Daire, TMK m. 406 ve m. 429 koşullarının oluşmadığını kabul ederek ret kararını oy çokluğuyla onamış ve karar düzeltme yolunun kapalı olduğunu belirtmiştir. Sonuç kısıtlanması istenen baba lehine, kısıtlama isteyen çocuklar aleyhinedir. Baba fiil ehliyetini sınırsız olarak kullanmaya devam etmektedir.
Kararın uygulamaya yansıması iki yönlüdür. Birincisi, yüksek tutarlı satışlar ve transferler kendiliğinden kısıtlama sebebi oluşturmamakta, geride kalan malvarlığı ile birlikte değerlendirilmektedir. İkincisi, karşı oydaki yöntem tartışması, dava açılırken hangi kısıtlama sebebinin ileri sürüldüğünün ve her sebep için hangi raporun alındığının dosyanın kaderini belirleyebileceğini göstermektedir. Kanaatimizce çoğunluk ile karşı oy arasındaki ayrılık, tıbbi rapor ile mali inceleme farklı sonuçlara vardığında hangisinin hangi soruya cevap verdiğinin ayrıştırılması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Malvarlığının bütünü ve her kısıtlama sebebi için ayrı inceleme dosyaya girmelidir
Kısıtlama isteyen aile bireyleri açısından satılan taşınmazların listesi tek başına yeterli görülmemektedir. Kişinin güncel aktif ve pasif malvarlığı, satış bedellerinin rayiçle karşılaştırması, banka hareketleri ve aylık geliri birlikte belgelenmelidir. Talebin hangi kısıtlama sebebine dayandığı dilekçede açıkça gösterilmeli, akıl sağlığına dayalı sebep ile malvarlığını kötü yönetmeye dayalı sebep ayrı başlıklar hâlinde ileri sürülmelidir.
Tıbbi rapor istenirken soruların her sebebi ve yasal danışmanlık ihtimalini ayrı ayrı kapsaması gözetilmelidir. Kısıtlanması istenen kişi açısından ise mülkiyet hakkına dayalı tasarrufların gerekçesi ve geçimin güvence altında olduğu belgelenmelidir. Uygulamada en sık karşılaştığımız eksiklik, rapor talep yazısında yalnız akıl sağlığının sorulması ve kötü yönetim iddiasının tıbbi rapora bırakılmasıdır. Sulh hukuk mahkemesi kararına karşı kanun yolu aşamasının yapısı vasi tayini istinaf dilekçesi sayfasında açıklanmaktadır.
Yaşlı ebeveynin kısıtlanması üzerine sık sorulan sorular
Akıl hastalığı sebebiyle kısıtlama için hangi rapor gerekir?
TMK m. 409 uyarınca akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlama kararı ancak resmî sağlık kurulu raporu üzerine verilebilir. Yargıtay, tek hekim raporuna dayanılarak verilen kısıtlama kararlarını bozmaktadır. Bu kararda olduğu gibi raporlar arasında çelişki ya da itiraz bulunduğunda Adli Tıp Kurumunun ilgili ihtisas kurulundan görüş alınması yoluna gidilmektedir.
Kısıtlanması istenen kişinin hâkim tarafından dinlenmesi zorunlu mudur?
Zorunluluk kısıtlama sebebine göre değişir. Savurganlık, bağımlılık, kötü yaşama tarzı, malvarlığını kötü yönetme ve kişinin kendi isteğiyle kısıtlanması hâllerinde TMK m. 409 dinlenmeyi zorunlu tutar. Akıl hastalığı ve akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamada ise kanun hâkime dinleme yetkisi tanır, dinlemeyi zorunlu kılmaz.
Kısıtlama koşulları yoksa yasal danışman atanabilir mi?
TMK m. 429, kısıtlanması için yeterli sebep bulunmamakla beraber korunması bakımından fiil ehliyetinin sınırlanması gerekli görülen ergin kişiye yasal danışman atanmasına imkân verir. Bu kararda çoğunluk, tıbbi raporların fiil ehliyetinin yerinde olduğunu göstermesi ve darlık tehlikesi bulunmaması karşısında bu yolu da kapalı görmüştür. Karşı oy ise kötü yönetime bağlı yasal danışmanlığın ayrıca tartışılması gerektiğini savunmuştur.
Ailenin isabetsiz bulduğu satışlar kısıtlama için yeterli midir?
Daire, kişinin mülkiyet hakkına dayalı olarak kendi malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunmasını tek başına kısıtlama sebebi saymamıştır. Belirleyici olan, tasarrufların geride kalan malvarlığı karşısında kişiyi ya da ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesi yaratıp yaratmadığıdır. Vasiyetname düzenleme ve iptal yolları ise ayrı bir yazının konusudur.
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; her dosya kendi olgularıyla değerlendirilir.
Kararın tam metni
~14 dk okuma
Metin, Yargıtay Karar Arama resmî yayınından alınmıştır. Kaynakta açın
8. Hukuk Dairesi 2021/561 E. , 2021/4437 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Vesayet
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili müdahil vekili ve katılma yoluyla kısıtlanması istenilen vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 04.05.2021 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacılardan ..., müdahil ... ile vekilleri Av. ... Av. ..., Av. ... ve karşı taraftan kısıtlanması istenilen vekili Avukat ... geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosyanın incelenip karara bağlanması için 26.05.2021 gününe bırakılması uygun görüldüğünden dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava ve müdahale dilekçesinde, davacıların ve asli müdahilin babası ...'ın TMK'nin 406. maddesi gereğince vesayet altına alınması veya TMK'nin 429. maddesi gereğince yasal danışman atanması istenmiştir. Kısıtlanması istenilen vekili ile kısıtlanması istenilen ... cevap dilekçesi ve aşamalardaki beyanlarında iddiaları reddederek, davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, TMK'nin 406.maddesi ve 429. Maddesi koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. Dava, TMK'nin 406. madde kapsamında mal varlığını kötü yönetme iddiasına dayalı vesayet altına alınma, olmazsa aynı Kanunun 429. maddesi gereğince yasal danışman atanmasına ilişkindir. Mahkemenin 20.01.2016 tarihli bozma öncesi ilk kararında; "..Davacılar ve Asli müdahilin açmış olduğu davasında; kısıtlı adayına ilişkin aile kayıt tablosu, kısıtlı adayının mal varlığına ilişkin araştırma yazıları, doktor raporları, Adli Tıp Kurumu raporu, Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu raporu, kısıtlı adayının tedavi gördüğü hastanelerden gelen yazı ve tetkik evrakları, tarafların sunmuş olduğu hesap dökümleri, noter belgesi, yapılan tasarruf belgeleri, fotoğraflar ve diğer belgeler, tapu kayıtları, ilçe emniyet müdürlüğü yazı cevapları sonucunda kısıtlı adayının alınan sağlık kurulu, heyet raporlarında, Adli Tıp Kurumu ilgili dairesinin raporunda ve Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu raporunda kendisinin kısıtlanmasını gerektirir bir durumunun olmadığını hali hazır durumu ile fiili ehliyetine haiz olduğunun kendisine vasi veya müşavir tayinine mahal olmadığının belirtildiği anlaşılmakla davacılar ve asli müdahilin açmış olduğu davasının ayrı ayrı REDDİNE" karar verilmiş, davacılar ve asli müdahilin temyizi üzerine Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 20.09.2016 tarihli ve 5874-10431 Esas-Karar sayılı duruşma sonrası yazılan bozma ilamında özetle; "..dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasal gerektirici nedenlere ve özellikle kanıtların takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak;
Türk Medeni Kanunu'nun 406. maddesinde “Savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden her ergin kısıtlanır" hükmü yer almaktadır. Mahkemece kısıtlı adayının malvarlığına ilişkin banka ve tapu hareketleri dosyaya getirtilmişse de, yapılan harcamaların ve harcamalardan sonra kalan malvarlığının üzerinde yeterince durularak, varsa tarafların sunduğu eksik delillerin de dosyaya ibrazı sağlandıktan sonra, oluşturulacak bilirkişi kurulundan denetime olanak veren, ayrıntılı rapor alınıp, tüm deliller birlikte değerlendirildikten sonra oluşacak sonuç doğrultusunda karar vermek gerekirken noksan araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir" gerekçesiyle mahkemenin davanın reddine dair kararı bozulmuş, davacılar ve asli müdahil tarafın TMK'nin 405 ve 429. maddelerinden de bozma yapılması yönündeki karar düzeltme isteği de Yargıtay 18. Hukuk Dairesi tarafından formül ilamla reddedilmiştir. Mahkeme tarafından bozmaya uyularak yapılan yargılama sonrasında; TMK'nin 406. maddesi uyarınca kısıtlanması istenilenin mal varlığının kötü yönettiği iddiası kapsamında kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden olup olmadığı konusunda banka, tapu ve diğer kurumlardan gerekli evraklar getirtilerek oluşturulan beşli bilirkişiden 10.02.2020 tarihinde rapor alındığı, anılan raporda özetle; "..yapılan tespitler ve değerlendirmeler neticesinde; kısıtlı adayının mal varlığının güncel aktif değerlerinin toplamının yaklaşık 148.902.650 TL olduğu, mal varlığının güncel pasif değerleri toplamının yaklaşık 69.000.00 TL olduğu, Yargıtay kararları gözönünde bulundurulduğunda tasarrufa konu mal varlığı unsurlarının genel mal varlığı unsurlarına oranının kısıtlı adayının TMK 406. maddesi gereğince savurganlık vaya mal varlığının kötü yönetimi sebebiyle vesayet altına alınması hususunda gerekli koşulları tam mahiyetiyle sağlamadığı, ancak yapılan inceleme ve tespitlerden.. TMK 429. maddesi gereği kendisine Yasal Danışman atanmasının uygun olacağı.." kanaati bildirilmiştir. Bu rapora kısıtlı adayı ve vekilinin itirazı sonrası Yargıtay Adli Tıp Kurumu 4. Adli Tıp İhtisas Kurulundan alınan 06.11.2020 tarihli ve 5741 sayılı raporda özetle; ".. Sıralanmış tıbbi belgeler ile adli tahkikat dosyasında belirlenen ve adli tıbbi yorumlamayı ilgilendiren hususların değerlendirilmesinden; açılan vesayet davasında “akli dengesinin akıllıca yaşam sürmek için yeterli olup olmadığı, yeterli ise ne ölçüde normal bir yaşama izin verdiği, iradesinin, verdiği kararlar ve hareketleri üzerinde nasıl bir etki yaratacağı, yapacağı, kendi işlerini görecek güce sahip olup olmadığı, sürekli yardıma muhtaç olup olmadığı, başkalarının emniyetini tehdit edip etmediği, muhafaza altına alınıp alınmayacağı, hastalığının ne kadar müddet süreceği, vasi tayini gerekip gerekmediği, hakimlikçe dinlenmesinde yarar olup olmadığı, TMK 405.maddesi ve TMK'nin 429.maddesi gereğince vasi tayini veya yasal danışman gerekip gerekmediği, hakimlikçe dinlenmesinde yarar bulunup bulunmadığı” sorulan (kısıtlı adayının) Kurulumuzca 08.06.2020 ve 02.11.2020 tarihlerinde yapılan muayeneleri ve psikometrik incelemesi sonucunda fiil ehliyetini müessir ve kişide şuur ve harekat serbestisi ile olayları kavrayıp onlardan sağlıklı sonuçlara varabilme yeteneğini ortadan kaldıracak veya azaltacak mahiyet ve derecede herhangi bir akıl hastalığı, zeka geriliği veya demans denilen bunama hali tespit edilmediği, dava dosyasının tetkikinde menfaatlerini müdrik ve telkinlere mukavim olabileceği, kendi hür iradesi istikametinde serbest olarak eylem ve işlemlere girişebileceği tıbbi kanaatine varıldığı; bu duruma göre; ...’ın halihazır durumu ile fiili ehliyetine haiz olduğu, kendisine vasi veya yasal danışman tayinine mahal olmadığı oy birliği ile mütalaa olunur" görüşü bildirilmiştir. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve Yargıtay bozma ilamı sonrasında dinlenen görgüye dayalı tanık beyanları, birbirini teyit eder nitelikteki "yasal danışman" tayinine mahal olmadığı yönünde değerlendirme yapan resmi sağlık kurulu raporları, "savurganlık ve malvarlığını kötü yönetme" kapsamında değerlendirme yapan ve kısıtlı adayının, savurganlık veya mal varlığının kötü yönetimi sebebiyle vesayet altına alınması hususunda gerekli koşulların tam mahiyetiyle sağlanmadığı kanaatine varan 10.02.2020 tarihli ayrıntılı bilirkişi raporu ve Yargıtay Adli Tıp Kurumu 4. Adli Tıp İhtisas Kurumundan alınan 06.11.2020 tarihli rapor ile diğer tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; kısıtlı adayının mal varlığından, tasarrufa konu mal varlığı unsurlarının genel mal varlığı unsurlarına oranının kısıtlı adayının savurganlık veya mal varlığının kötü yönetimi sebebiyle vesayet altına alınması hususunda gerekli koşulları sağlamadığı, geçiminde ve yaşantısında kendisini ve ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açacak bir durum bulunmadığı, korunmaya ve bakıma muhtaç olmadığı, mülkiyet hakkına dayalı olarak kendi mal varlığı üzerinde tasarrufta bulunduğu, dolayısıyla TMK'nin 406. maddesi ve 429. maddelerinin koşullarının oluşmadığı gözetilerek yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddi ile Usul, Kanun ve bozma gereklerine uygun bulunan hükmün ONANMASINA, HUMK'nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 26.05.2021 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Vesayet, velâyet altında bulunmayan küçüklerin ve istisnaî olarak velâyet altına alınmamış bazı erginlerin korunması amacıyla kabul edilen bir hukukî kurumdur. Kısıtlama, kanunda sayılı sebeplerden biri dolayısı ile korunup kollanması gereken ergin kişilerin fiil ehliyetlerinin mahkeme kararı ile sınırlandırılması olup kısıtlama kararı ile tam ehliyetli kişinin fiil ehliyeti sınırlanır ve onu sınırlı ehliyetsiz haline getirir. Kısıtlama kararı verilmesi usulü, Türk Medenî Kanunu'nun 409. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasına göre, savurganlık, alkol ve uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yasama tarzı ve kötü yönetimi veya isteğe bağlı kısıtlama hâllerinde, kısıtlanması istenilenin dinlenmesi zorunludur. Aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca, bir kişinin akıl hastalığı ve akıl zayıflığı sebepleriyle kısıtlanması için, resmî sağlık kurulu raporu alınmış olmalıdır. Hâkim, bu sebeplerle kısıtlama kararı vermeden önce, kısıtlanması istenen kişiyi dinleyebilir. Vesayete ilişkin davalar, çekişmesiz yargı işi olup kamu düzenini ilgilendirmesi sebebiyle re'sen araştırmayı gerektirdiğinden; mahkemece, dava dilekçesinde davacının bildirdiği hususlar doğrultusunda öncelikle vesayet sonra yasal danışmanlık gerekip gerekmediği yönünden araştırma ve inceleme yapılıp oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Kısıtlanmayı gerektiren haller kanunda tahdidi olarak sayılmış olup ergin bir kişi hakkında kısıtlama kararı verilerek, kendisine vasi atanabilmesi için, Türk Medenî Kanunu'nun 405-408. maddelerinde öngörülen kısıtlama sebeplerinden birinin varlığı gerekir. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle, ergin bir kişi, işlerini göremediği veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gerektiği ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye soktuğu takdirde, kısıtlanır (TMK.md.405/I). Türk Medenî Kanunu'nun 406. maddesine göre ise; "Savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden her ergin kısıtlanır." Ergin bir kişi, bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkûm olursa kısıtlanır (TMK mad. 407). Ergin bir kisi, yaşlılığı, sakatlığı, deneyimsizliği veya ağır hastalığı sebebiyle işlerini gerektiği gibi yönetemediğini ispat ederek, kısıtlanmasını isteyebilir (TMK. mad. 408). Aynı Kanun'un 429. maddesinde kısıtlanması için yeterli sebep bulunmamakla beraber korunması bakımından fiil ehliyetinin sınırlanması gerekli görülen ergin kişiye bir yasal danışman atanacağı; 431. maddesinde ise, "Vasinin atanması usulüne ilişkin kuralların kayyım ve yasal danışman atanmasında da uygulanacağı." hükümleri yer almaktadır. Yasal danışmanlık, kısıtlanması için gerekli şartları haiz olmayan buna karşılık, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, savurganlık, yaşlılık, deneyimsizlik, hastalık gibi hallerde belli başlı işlemler yönünden zarara uğramaması amacıyla, ilgili kişiyi koruyucu ve yol gösterici işlevleri olan bir kurumdur. Ergin kişilerin kısıtlanması gibi yasal danışman da ergin olan kişilere atanmaktadır. Ancak bu ergin kişilerin kısıtlanmaları için yeterli bir sebep de mevcut olmamalıdır. Yani kısıtlama sebepleri mevcutsa kişi kısıtlanarak tarafına vasi atanması gerekmektedir. Vesayet makamı öncelikle önüne gelen somut uyuşmazlıkta kişinin kısıtlanması gerekip gerekmediğini değerlendirmeli, varsa kısıtlama sebebi, ergin kişi kısıtlanmalı ve tarafına vasi atanmalı, kısıtlama için yeterli sebep mevcut değilse ve korunması bakımından fiil ehliyetinin sınırlanması gerekli görülürse ergin kişiye yasal danışman ataması gerekmektedir. Yasal danışmanlıkta fiil ehliyetine sahip olan kişinin korunması amacıyla fiil ehliyeti, yasada sınırlı olarak sayılan belirli konularda kısıtlanmaktadır. Gerek uygulama gerekse öğretide kabul edildiği üzere kendisine yasal danışman atanan kişi medeni hakları kullanma ehliyetine sahiptir. Özellikle şahıs varlığı haklarını hiçbir kısıtlama söz konusu olmaksızın kullanabilir. Ancak mal varlığı haklarını kullanmasında Kanunda sayılı durumlarda kısıtlamaya tabi tutulmakta olup tarafına yasal danışman atanan kişiler, fiil ehliyetleri bakımından sınırlı ehliyetliler grubuna girmektedirler. Kendisine yasal danışman atanmış kişiler açısından ehliyetlilik kural; ehliyetsizlik ise istisnadır. Vasinin atanması usulüne ilişkin kurallar TMK 431.madde gereği yasal danışmanın atanmasında da uygulanır. Yasal danışmanlık tayinini gerekli kılan özel sebeplere ayrıntılı olarak ne mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nda, ne MÜLGA 741 sayılı Türk Kanunu Medenisinde ne de 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda yer verilmiştir. Yasal danışmanlık kurumu sınırlı da olsa vesayetteki gibi fiil ehliyetinin kullanımında bir sınırlama meydana getirdiğinden, Türk Medeni Kanun’un fiil ehliyetini sınırlandırma halleri arasında gösterdiği 405–406–408. maddeleri kapsamında yasal danışman tayini hususunda da ayrı ayrı ele alınması gereklidir. Bu şekilde TMK 405 deki akıl hastalığı veya akıl zayıflığı; MK 406. maddesinde ki savurganlık, alkol, uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşam tarzı, kötü yönetim; MK 408 deki ilgilinin kendi talebi durumlarından birinin varlığı halinde kısıtlanması için yeterli sebep bulunmamakla beraber korunması bakımından ilgili kişiye yasal danışman tayini yoluna gidilebilir. Yani yasal danışman atanmasını düzenleyen 429. madde gereği, tahdidi olarak sayılan kısıtlama sebepleri yönünden TMK 405, 406 ve 408.maddeleri kapsamında kısıtlama sebepleri değerlendirilmeli, kısıtlama sebeplerine bağlı kural olan 429.madde ise bu kısıtlama sebepleri yönünden ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Kısıtlama gerektiren nedenlerin başında akıl hastalığı veya akıl zayıflığı gelmekle birlikte her akıl hastası ya da akıl zayıflığı olan kişinin kısıtlama altına alınması gerekmemektedir. Kanun, kısıtlama için iş görmekte beceriksizlik, düşkünlük, sürekli yardım ve özene, bakıma gereksinim duyma ve başkalarının güvenliğini tehdit etme koşullarını getirmiştir. Ruhsal rahatsızlığı olan kişilerin olağan dışı özellikler taşıyan davranışları işlerini yerine getirme biçimlerini farklılaştırmış olabilir. Bu nedenle yalnızca akıl hastalığı tanısı ve klinik tablo adıyla karar almayıp tüm olgularda işlerini gerektiği gibi yapamama, bakım ve yardıma gereksinimi olup olmadığı şeklinde değerlendirme yapılmalı, kısıtlama için yeterli sebep yok ve kişinin korunması gerekiyorsa kişiye yasal danışman atanmalıdır. Malvarlığını düşüncesizce ve aşırı biçimde harcayan kişilerin savurganlıkları kısıtlanmayı gerektirmeyecek ağırlıkta olduğu buna karşılık yine de bazı işlemler yönünden kişiyi korumak gerekli olursa bu durumda kişiye yasal danışman atanması gerekir. Aynı şekilde yaşlılığı ve hastalığı sebebi ile kendi isteği ile kısıtlanma talep edilen kişiye de durum ve koşullara göre vasi yerine yasal danışman atanabilir. Özetle, kişiye yasal danışman atanması gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesinde, kısıtlanma sebeplerinin birisi yönünden yapılan değerlendirme ve alınan raporlar diğer bir kısıtlama sebebi ve bu kısıtlama sebebine bağlı olan yasal danışmanlık yönünden bağlayıcı olmadığı gibi bu şekilde bir değerlendirme yapmak Kanuna da aykırı olacaktır. Yukarıda konuya dair yapılan genel açıklamalar doğrultusunda somut olaya bakıldığında; davacılar dava dilekçelerinde babaları 1939 doğumlu ... hatırı sayılır iş adamı ve sanayici olarak yaşamını sürdürürken malvarlığını kötü yönetim ve savrukluk içinde harcadığı, bakımını üstlenen ... ile 07 Kasım 2014 tarihinde gizli saklı bir şekilde evlendiği, ...'ın son beş yıldır sahibi olduğu malvarlığını sattığı, satış bedellerini ...'e aktardığı, savruk yaşam tarzının devam etmesi halinde ...'ın yoksulluğa düşeceği, yaşlılığında bakım ve sağlık sorunları içinde aciz halde kalacağının açık olduğu ileri sürülerek kısıtlanması olmadığı takdirde yasal danışman atanması istenmişlerdir. Davanın reddine dair verilen ilk karar davacılar vekili ile asli müdahil vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine (Kapatılan) 18. Hukuk Dairesince, sair temyiz itirazları yerinde görülmemiş ancak kısıtlı adayının savurganlığı ve malvarlığını kötü yönetme iddiasına yönelik eksik araştırma ve incelemeden dolayı mahkeme kararı bozulmuştur. Bozma sonrası TMK 406. madde kapsamında malvarlığını kötü yönetme iddiası kapsamında banka, tapu ve diğer kurumlardan gerekli evraklar getirtilerek oluşturulan içerisinde mali müşavirinde olduğu dörtlü bilirkişiden 10.02.2020 tarihinde rapor alındığı, iş bu rapora göre kısıtlanması istenilen ...'in şimdiki eşi ... ile 07.11.2014 tarihinde evlenmesinden önce 25.08.2014 ve 16.09.2014 tarihli iki ayrı ölünceye kadar bakım sözleşmesi karşılığı ... ... Sitesinde iki ayrı villanın satın alındığı, iş bu villaların 2017 ve 2019 yıllarında rayiç değerlerinin altında 3.kişilere satıldığı, yine eş ... adına 2015 ve 2016 yıllarında ... İli ... İlçesi ... Köyünde taşınmaz satın aldığı, 28.11.2011 tarihinde ... Plastik A.Ş adına kayıtlı prefabrik idari bina, fabrika binası ve arsasının tamamını 11.000.000,00 TL bedelle satıldığı, 2011-2014 yılları arasında yaklaşık 4.500.000,00 TL, 760.000,00 Euro harcama ve çeşitli kişilere para transferi yaptığı, 2014-2016 yılları arası yaklaşık 7.000.000,00 USD, 410.000,00 Euro, 4.000.000,00 TL harcama ve çeşitli kişilere para transferi yapıldığı, ... İli ... İlçesi ... Mahallesi yer alan taşınmazı 02.07.2014 tarihinde 16.955.200,00 TL bedelle sattığı, tapu kayıtlarının incelenmesinde 2010 yılından bu yana kısıtlanması istenilenin herhangi bir taşınmaz almadığı, kısıtlanması istenilen adına herhangi bir yatırım yapılmadığı, yapılan değerlendirmeler sonucu kısıtlanması istenilenin güncel aktif mal varlığının 148.902.650,00 TL, mal varlığının güncel pasif değerinin 69.000.000,00 TL olduğu, pasif mal varlığının aktifin yaklaşık 1/3 oranında olduğu, bu hali itibari ile kısıtlanması istenilenin TMK 406.madde gereğince savurganlık veya mal varlığını kötü yönetimi sebebiyle vesayet altına alınması hususunda gerekli koşulları tam mahiyetiyle sağlanmadığı, ancak yapılan inceleme ve tespitlerden, kısıtlanması istenilen tarafından yapılan tasarrufların mal varlığını hızlı bir şekilde tüketmeye yönelik olduğu değerlendirilmekle birlikte; kısıtlı adayının yaşı, sağlık durumu, özellikle 2011 yılından bugüne kadar yapmış olduğu maddi tasarrufların yönelimi, yapılan harcamaların denetime elverişli olmaması ve kısıtlı adayının korunmaya değer mal varlığının oldukça fazla olması hususları göz önünde bulundurulduğunda TMK 429. maddesi gereği kendisine Yasal Danışman atanmasının uygun olacağı yönünde kanaat bildirilmiştir. Ayrıca kısıtlanması istenilenin nüfus kayıtlarının incelenmesinde 2009 ila 2017 yılları arasında toplam 5 ayrı vasiyet düzenlediği, yine eşi ...'ün kızı ...'i evlat edinme davası açtığı, TMK'nin 405.maddesi ve TMK'nın 429.maddesi gereğince vasi tayini veya yasal danışman gerekip gerekmediği yönünden, Adli Tıp Kurumu Dördüncü Adli Tıp İhtisas Kuruludan 06.11.2020 tarihli ve 5741 sayılı rapor alındığı, iş bu rapora göre ise yapılan muayeneleri ve psikometrik incelemesi sonucunda fiil ehliyetini müessir ve kişide şuur ve harekat serbestisi ile olayları kavrayıp onlardan sağlıklı sonuçlara varabilme yeteneğini ortadan kaldıracak veya azaltacak mahiyet ve derecede herhangi bir akıl hastalığı, zeka geriliği veya demans denilen bunama hali tespit edilmediği, dava dosyasının tetkikinde menfaatlerini müdrik ve telkinlere mukavim olabileceği, kendi hür iradesi istikametinde serbest olarak eylem ve işlemlere girişebileceği tıbbi kanaatine varıldığı; bu duruma göre; ...’ın halihazır durumu ile fiili ehliyetine haiz olduğu, kendisine vasi veya yasal danışman tayinine mahal olmadığının rapor edildiği anlaşılmaktadır. Yukarıda yapılan açıklamalar ve dosya kapsamına göre somut olay değerlendirildiğinde; Adli Tıp Kurumu Dördüncü Adli Tıp İhtisas Kurulunun 06.11.2020 tarihli ve 5741 sayılı rapor ile TMK 405 ve bu madde kapsamında kısıtlama şartları mevcut değilse 429.madde kapsamında yasal danışman yönünden değerlendirme yapıldığı, yani TMK 406.madde kapsamında savurganlık veya mal varlığını kötü yönetmeye dair kısıtlama sebebinin var olup olmadığı, bu kapsamda olmak üzere kısıtlama sebebi mevcut değilse kişiye yasal danışman atanması gerekip gerekmediğinin tartışılmadığı, buna karşın mali müşavirinde olduğu dörtlü bilirkişiden 10.02.2020 tarihinde alınan raporda TMK 406.madde kapsamında savurganlık veya mal varlığını kötü yönetme yönünden değerlendirme yapıldığı ve kısıtlama şartlarının oluşmadığı, ancak yapılan inceleme ve tespitlerden, kısıtlanması istenilen tarafından yapılan tasarrufların mal varlığını hızlı bir şekilde tüketmeye yönelik olduğu, bununla birlikte; kısıtlı adayının yaşı, sağlık durumu, özellikle 2011 yılından bugüne kadar yapmış olduğu maddi tasarrufların yönelimi, yapılan harcamaların denetime elverişli olmaması ve kısıtlı adayının korunmaya değer mal varlığının oldukça fazla olması, ayrıca kısıtlanması istenilenin nüfus kayıtlarının incelenmesinde 2009 ila 2017 yılları arasında toplam 5 ayrı vasiyet düzenlediği, yine eşi ...'ün kızı ...'i evlat edinme davası açtığı, hususları göz önünde bulundurulduğunda TMK 429. maddesi gereği kendisine Yasal Danışman atanması gerektiğinden mahkeme kararının bozulması gerektiği kanaati ile mahkeme kararının onanması yönündeki sayın çoğunluğun görüşlerine katılmıyorum. 26.05.2021
Bu alandaki diğer kararlar

Kredili Evde Peşinat Kişisel Maldan Ödendiyse Katılma Alacağı Nasıl Hesaplanır?
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 22.05.2018

Şiddet Gören Eş Affetmiş Sayılır mı? Altı Aylık Süre ve Af Konusunda Yargıtay Ölçütü
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 20.06.2019

Ortak Velayet Ebeveynlere Sorulmadan Verilebilir mi? AYM'nin Çocuğun Üstün Yararı Ölçütü
Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, 06.10.2021

