Yetmiş sekiz yaşındaki bir anne, oturduğu daireyi yanında yaşayan oğluna tapuda "ölünceye kadar bakma" karşılığında devreder. İki yıl sonra vefat eder ve diğer çocuklar tapu kaydını ancak mirasçılık belgesi çıkarırken görür. Aynı soru o gün iki ayrı ağızdan sorulur: kardeşler "bu gerçekten bakım karşılığı mıydı, yoksa bizden mal kaçırmanın adı mı?" diye sorarken, daireyi devralan oğul yıllarca verdiği emeğin karşılığının elinden alınıp alınamayacağını merak eder.
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 611 ile 619. maddeleri arasında düzenlenen, hem borçlar hukukuna hem miras hukukuna dokunan bir sözleşmedir. Sözleşmenin geçerliliği miras sözleşmesi şekline bağlıdır; ayakta kalıp kalmayacağı ise çoğu zaman bakım alacaklısının ölümünden sonra, mirasçıların açtığı muvazaa ve tenkis davalarında tartışılır. Mirasçı açısından yol ayrımı da buradadır: muvazaa ispatlanırsa tapu kaydı iptal edilir, ispatlanamazsa yalnız saklı pay sahibi mirasçı tenkis isteyebilir.
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım karşılığında malvarlığı devretme borcudur
TBK m.611/1 sözleşmeyi şöyle tanımlar: bakım borçlusu, bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi; bakım alacaklısı da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretmeyi üstlenir. İki taraf da borç altına girer. Biri emeğini ve özenini, öteki bir taşınmazı, bir hesaptaki parayı ya da bütün malvarlığını sözleşmeye koyar.
Sözleşmenin en belirgin özelliği edimlerden birinin süresinin baştan bilinmemesidir. Borç, bakım alacaklısının ölümüne kadar sürer; bu süre üç ay da olabilir, on beş yıl da. Öğretide bu sözleşmelere "talih sözleşmesi" denmesinin sebebi budur: tarafların edimleri arasındaki denge, imza anında değil, ancak hayatın akışı içinde ortaya çıkar. Sözleşmeden kısa süre sonra gelen ölüm, tek başına sözleşmenin gerçek bir bakım ilişkisi olmadığını göstermez; mahkemeler bu olguyu başka delillerle birlikte tartar.
Kanun iki türe ayrı sonuç bağlar. Bakım borçlusu aynı zamanda mirasçı olarak atanmışsa sözleşmeye miras sözleşmesine ilişkin hükümler uygulanır (TBK m.611/2). Mirasçı atanması yoksa sözleşme bir sağlararası işlemdir; devredilecek mal ya hemen devredilir ya da devir borcu bakım alacaklısının ölümünden sonra mirasçılardan istenir. Aradaki fark, ileride hangi davanın açılacağını ve hangi sürelerin işleyeceğini belirler.
Bağışlamadan ayrım noktası karşılıktır. Bağışlayan karşılık beklemez; ölünceye kadar bakma sözleşmesinde ise devir, bakım ediminin karşılığıdır. Mirasçıların davalarında tartışılan asıl konu da bu karşılığın gerçek olup olmadığıdır: görünüşte bakma sözleşmesi yapılmış, gerçekte ise bağış amaçlanmışsa hukuk görünüşteki işleme değil, gerçek iradeye bakar (TBK m.19).
Şekil: miras sözleşmesi biçiminde yapılmayan bakma sözleşmesi geçersizdir
Sözleşme, TBK m.612/1 uyarınca "mirasçı atanmasını içermese bile, miras sözleşmesi şeklinde yapılmadıkça geçerli olmaz." Bu, kira ya da satış sözleşmelerinden çok daha ağır bir şekil şartıdır. Miras sözleşmesi şekli Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 545. maddesinde düzenlenir: sözleşme resmî vasiyetname şeklinde yapılır, taraflar arzularını resmî memura aynı zamanda bildirir ve düzenlenen metni memurun ve iki tanığın önünde imzalar.
Resmî memur TMK m.532/2'de sayılmıştır: sulh hâkimi, noter veya kanunla kendisine bu yetki verilmiş diğer bir görevli. Taşınmaz devrini içeren sözleşmeler uygulamada çoğunlukla noterde ya da doğrudan tapu müdürlüğünde düzenlenir; tapu sicil müdürlüğü, mülkiyete ilişkin resmî senetleri düzenlemeye Tapu Kanunu m.26 ile yetkilidir. Hangi makam seçilirse seçilsin iki tanığın katılımı şekil şartının parçasıdır.
Tanıkların rolü, ileride açılacak davalarda sanıldığından ağır basar. TMK m.534/2 uyarınca tanıklar, beyanın kendi önlerinde yapıldığını ve mirasbırakanı tasarrufa ehil gördüklerini metne yazarak ya da yazdırarak imzalar. Mirasçıların "annemiz o tarihte ne yaptığını bilmiyordu" iddiası, bu beyanla ve resmî senedin ispat gücüyle karşılaşır; noterin düzenleme şeklinde yaptığı senet sahteliği ispat olunmadıkça, yetkili memurların görevleri içinde usulüne uygun düzenlediği belgeler ise aksi ispatlanıncaya kadar kesin delil sayılır (HMK m.204).
Kanunun tek istisnası kurumsal bakımdır. Sözleşme, Devletçe tanınmış bir bakım kurumu tarafından yetkili makamların belirlediği koşullara uyularak yapılmışsa yazılı şekil yeterlidir (TBK m.612/2). Aile içinde, komşu ya da tanıdıkla yapılan bakma anlaşmaları bu istisnaya girmez. Adi yazılı bir kâğıtla, hatta imzalı bir protokolle kurulan bakım ilişkisi, bakım fiilen verilmiş olsa bile ölünceye kadar bakma sözleşmesi olarak geçerlilik kazanmaz; bakım veren kişinin bu durumda başvurabileceği yollar sebepsiz zenginleşme gibi genel hükümlerle sınırlı kalır.
Tapu devri: mülkiyet tescille geçer, bakım alacaklısının ipotek hakkı vardır
Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması tescille olur (TMK m.705/1). Sözleşme tapu müdürlüğünde resmî senetle yapılmış ve devir aynı işlemde tescil edilmişse bakım borçlusu o gün malik olur. Noterde yapılan ve taşınmazın ileride devrini öngören sözleşmede ise noter senedi yalnız devir borcu doğurur; tapuda tescil yapılmadıkça mülkiyet bakım alacaklısında kalır.
Bakım alacaklısı devri ölümüne bırakmışsa borç mirasçılarına geçer. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 23 Şubat 2026 tarihli kararında (E. 2025/3280, K. 2026/967) bakım borcuna karşılık taşınmaz devri kararlaştırıldığında "bakım alacaklısının ölümünden sonra onun mirasçıları mülkiyeti geçirme borcu ile yükümlüdürler" demiş ve bu borç yerine getirilmezse bakım borçlusunun ya da külli haleflerinin mirasçılara karşı tapu iptali ve tescil davası açabileceğini belirtmiştir. Aynı kararda mirasçıların muvazaa savunmasının da bu davada ileri sürülebileceği kabul edilmiştir. Taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin davalarda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir (HMK m.12/1).
Devri hemen yapan bakım alacaklısının durumu ise tersine döner: malı elden çıkarmıştır, bakım ise henüz başlamıştır. Kanun bu riski yasal ipotekle dengeler. Taşınmazını bakım borçlusuna devretmiş olan bakım alacaklısı, TBK m.613 uyarınca, haklarını güvence altına almak için bu taşınmaz üzerinde "satıcı gibi" yasal ipotek hakkına sahiptir. Satıcının kanuni ipoteği için TMK m.894 mülkiyetin naklini izleyen üç ay içinde tapu kütüğüne tescil öngörür; bakım alacaklısının ipoteği satıcınınkine bağlandığından bu sürenin devir anından itibaren gözetilmesi gerekir. Uygulamada sık karşılaştığımız eksiklik, devrin yapılıp ipotek tescilinin hiç istenmemesidir; bakım borçlusu taşınmazı üçüncü kişiye satar ya da borcu için haciz gelir ve bakım alacaklısının elinde yalnız kişisel bir alacak kalır.
Bakım borcu gıda ve konuttan ibaret değildir; aile topluluğuna katılmayı da kapsar
Sözleşmenin kurulmasıyla bakım alacaklısı, bakım borçlusunun aile topluluğuna katılmış olur (TBK m.614/1). Borçlu, aldığı malların değerine ve bakım alacaklısının önceki sosyal durumuna göre hakkaniyetin gerektirdiği edimleri ifa etmekle yükümlüdür. İkinci fıkra asgari içeriği sayar: uygun gıda ve konut sağlamak, hastalığında gerekli özenle bakmak ve tedavi ettirmek.
Yargıtay bu kapsamı geniş yorumlar. 7. Hukuk Dairesi yukarıda anılan kararında bakıp gözetme yükümlülüğünün, aksi kararlaştırılmadıkça, bakım alacaklısını ailesi içine alıp konut temini, besleme-giydirme, hastalığında tedavi ile manevi yönden her türlü yardım ve desteği sağlama ödevlerini kapsadığını açıklamıştır. Manevi destek vurgusu önemlidir: yiyeceği ve ilacı temin edilen ama yalnız bırakılan, aşağılanan ya da evden uzaklaştırılan bakım alacaklısı bakımından borcun ifa edildiği kabul edilmez.
Tarafların sözleşmeye bakımın yerini, sağlık giderlerinin kim tarafından karşılanacağını ya da bakımın bakımevi desteğiyle sürdürülüp sürdürülemeyeceğini yazması mümkündür. Dairenin kararındaki "aksi kararlaştırılmadıkça" kaydı da tarafların bu serbestliğini kabul eder. Sözleşmede bu ayrıntılar boş bırakılmışsa, uyuşmazlık çıktığında mahkeme TBK m.614'teki hakkaniyet ölçüsüne ve tarafların önceki yaşam düzeyine döner.
Kurumlar bakımından bakım borcunun kapsamı ve ifası, kurumların hazırladığı ve yetkili makamların onayladığı genel düzenlemelerle belirlenir; bu düzenlemeler sözleşmenin içeriğinden sayılır (TBK m.614/3). Huzurevi ya da özel bakım kurumuyla yapılan sözleşmede bakım alacaklısının hakları, imzalanan metin kadar kurumun onaylı yönetmeliğine de bakılarak tespit edilir.
Sözleşmeyi sona erdiren yollar: önelli fesih, önelsiz fesih ve bakım borçlusunun ölümü
Edimler arasında önemli oransızlık varsa altı ay önelle fesih
Kanunun ilk fesih yolu edim dengesine dayanır: TBK m.616/1'e göre tarafların edimleri arasında önemli ölçüde oransızlık bulunur ve fazla alan taraf kendisine bağışta bulunulma amacı güdüldüğünü ispat edemezse diğer taraf, altı ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, sözleşmeyi "her zaman feshedebilir." Oransızlığın tespitinde ilgili sosyal güvenlik kurumunca, bakım borçlusuna verilenin değerine denk düşen anapara değeri ile bağlanacak irat arasındaki fark esas alınır. Fesih anına kadar ifa edilmiş edimler anapara ve faiziyle birlikte değerlendirilir ve denkleştirme sonucunda alacaklı çıkan tarafa geri verilir (m.616/2). Bu fesih yolu kusur aramaz; ölçüt yalnız edimlerin dengesidir.
Borca aykırılık sözleşmeyi çekilmez kılmışsa önelsiz fesih ve tapu iadesi
Uygulamada sık açılan davalardan biri TBK m.617'ye dayanır. Sözleşmeden doğan borçlara aykırı davranılması sebebiyle sözleşmenin devamı çekilmez hâle gelir ya da başkaca önemli sebepler devamı imkânsız kılar veya aşırı ölçüde güçleştirirse taraflardan her biri sözleşmeyi önel vermeksizin feshedebilir. Fesih bu sebeplerden birine dayanıyorsa kusurlu taraf aldığı şeyi geri verir ve kusursuz tarafa uğradığı zarar için uygun bir tazminat öder (m.617/1).
Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 3 Haziran 2026 tarihli kararı (E. 2025/4365, K. 2026/2938) bu yolun tipik bir örneğidir. Tek malvarlığı olan daireyi kızına ölünceye kadar bakma karşılığında devreden anne, kızının kendisini evden çıkardığını ve bakım borcunu yerine getirmediğini ileri sürmüş; ilk derece mahkemesi tanık beyanları ve ceza dosyasındaki anlatımlarla sözleşmenin feshine, tapunun iptaline ve dairenin anne adına tesciline karar vermiştir. Bölge adliye mahkemesi (BAM) istinaf başvurusunu esastan reddetmiş, Daire de bakım borçlusunun ceza dosyasında beraat ettiğine ilişkin temyiz itirazını bozma sebebi saymayarak kararı onamıştır. Karar, bakım borcunun ifa edilip edilmediğinin hukuk yargılamasında tanık beyanları ve diğer delillerle değerlendirildiğini, ceza dosyasına ilişkin beraat itirazının bu değerlendirmeyi kendiliğinden değiştirmediğini gösterir.
Kanun hâkime ikinci bir seçenek de tanır. TBK m.617/2'ye göre hâkim, önelsiz feshi yerinde bulabileceği gibi, taraflardan birinin istemiyle veya kendiliğinden, aile topluluğu içinde yaşamalarına son vererek bakım alacaklısına ömür boyu gelir bağlayabilir. 7. Hukuk Dairesinin 4 Şubat 2026 tarihli kararına (E. 2026/224, K. 2026/598) konu dosyada Daire, bakım borcunun bakım borçlusunun kusuruyla yerine getirilmediği ispatlanamamış, ama birlikte yaşayarak bakımın artık sürdürülemeyeceği anlaşılmışken tapu iptali yerine gelir bağlanması gerektiği gerekçesiyle ilk kararı bozmuştur. Aynı dosyadaki ikinci bozmada, gelirin tarafların sosyal ve ekonomik durumu araştırılıp bilirkişi görüşü alınarak belirlenmesi, takdirin hangi ölçüye dayandığının gerekçede gösterilmesi ve artış oranının (ÜFE ya da TÜFE) hükümde yer alması gerektiği vurgulanmıştır; karar oy çokluğuyla verilmiştir. Tapuyu geri almak isteyen bakım alacaklısı bakımından bu içtihadın anlamı açıktır: kusurun delillendirilmesi, talebin fesih ve tapu iadesiyle mi yoksa gelirle mi sonuçlanacağını belirler.
Bakım borçlusu ölür ya da iflas ederse bakım alacaklısı parasal karşılık ister
Bakım borçlusu ölürse bakım alacaklısı bir yıl içinde sözleşmenin feshini isteyebilir ve bu durumda, bakım borçlusunun iflası hâlinde iflas masasından isteyebileceği miktara eşit bir parayı onun mirasçılarından talep edebilir (TBK m.618). İflas hâlinde bakım alacaklısı, dönemsel gelirin karşılığı olan anapara değerine eşit bir parayı iflas masasına kaydettirir; üçüncü kişilerin bakım borçlusuna karşı yürüttüğü hacze de katılabilir (TBK m.619/2-3). Kanun bakım alacaklısının hakkını devredilemez sayar (m.619/1); bakım, kişiye özgü bir ilişkidir.
Mirasçıların ilk itirazı: bakım görünümü altında gizlenmiş bağış, yani muris muvazaası
Bakım alacaklısının ölümünden sonra mirasçıların başvurduğu başlıca yol, muris muvazaasına dayanan tapu iptali ve tescil davasıdır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 1 Nisan 1974 tarihli ve 1/2 sayılı inançları birleştirme kararından bu yana yerleşik görüşe göre mirasbırakan, mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla gerçekte bağışlamak istediği taşınmazı tapuda satış ya da ölünceye kadar bakma gibi göstererek devretmişse, görünüşteki sözleşme gerçek iradeye uymadığı için, gizli bağış da şekil şartından yoksun olduğu için geçersizdir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 20 Mayıs 2026 tarihli kararı (E. 2025/6117, K. 2026/4193) bu davayı kimlerin açabileceğini açık biçimde söyler: "saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar" ayrı ayrı dava açarak resmî sözleşmenin muvazaa nedeniyle geçersizliğinin tespitini ve tapu kaydının iptalini isteyebilir. Kardeşler gibi saklı payı bulunmayan mirasçıların tenkis yolu kapalıyken muvazaa yolunun açık olması bu yüzdendir. Aynı karar sınırı da çizer: mirasbırakan "sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa, mal kaçırmak kastından söz edilemeyeceğinden" inançları birleştirme kararı uygulanmaz. Daire bu dosyada, mirasbırakanın başka taşınmazlarını vasiyetnameyle davacı kızlarından birine bıraktığını tespit etmiş ve o davacı yönünden mal kaçırma iradesinin bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Mahkeme yaşı, sağlığı, değer oranını ve aile ilişkilerini birlikte tartar
Muvazaa bir iç sorundur; mirasbırakanın gerçek niyeti tek bir belgeyle ispatlanmaz. 7. Hukuk Dairesi, 23 Şubat 2026 tarihli kararında mahkemenin mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, bakım borçlusu ve diğer mirasçılarla ilişkileri, yaşı, sağlık durumu ve temlik edilen malın tüm malvarlığına oranı gibi olgulardan yararlanması gerektiğini belirtmiştir. Yörenin gelenekleri, olayların olağan akışı ve taraflar arasındaki beşeri ilişki de aynı değerlendirmenin parçasıdır.
Bu olguların hiçbiri tek başına yeterli sayılmaz. Aynı kararda ilk derece mahkemesi, devredilen taşınmazların malvarlığının yarısından fazlasına denk gelmesini muvazaanın ispatı saymıştı; Daire ise "sözleşme konusu taşınmazların değerleri ile diğer malvarlığı arasındaki oransızlık tek başına muvazaayı ispatlamaya yeterli değildir" diyerek kararı bozmuştur. Daireye göre mirasbırakan malvarlığının tamamını ya da önemli bir kısmını devretmiş olsa bile, bu devrin bakımın karşılığı olduğu hayatın olağan deneyimleriyle anlaşılabiliyorsa işlem muvazaalı sayılmaz. Dosyada mirasbırakanın felç geçirdiği, bir süre yatalak kaldığı ve çoğunlukla bakım borçlusuyla birlikte yaşadığı tanık beyanlarıyla ortaya konmuştu.
Olguların birlikte muvazaayı gösterdiği durumlara örnek, 1. Hukuk Dairesinin 21 Mayıs 2026 tarihli kararıdır (E. 2025/6411, K. 2026/4334). Bu dosyada ilk derece mahkemesi davayı reddetmiş; BAM ise bakım borçlusuna devredilen taşınmazın değerinin diğer çocuklara verilenlerin yaklaşık dokuz katı olduğunu, mirasbırakanın sözleşmeden iki yıl sonra öldüğünü, bakıma muhtaçlığın ölümden ancak bir iki ay önce başladığını, bakım borçlusunun evlatlık görevini aşan bir bakımının bulunmadığını ve mirasbırakanın davacılardan biriyle küs olduğunu birlikte değerlendirerek davayı kabul etmiştir. Daire bu kararı onamıştır. İki kararın yan yana okunması şunu gösterir: değer oransızlığı, ölüm tarihinin yakınlığı ya da bakım ihtiyacı tek tek değil, bir bütün olarak tartılır.
Muvazaa iddiasının ispat yükü davacı mirasçıdadır ve ispat her türlü delille yapılabilir; tanık beyanları, hastane kayıtları, ilaç ve bakım giderlerinin kim tarafından ödendiğine dair banka hareketleri bu dosyaların olağan delilleridir. Konunun ayrıntılı ispat kuralları muris muvazaası ve mirastan mal kaçırma yazısında ele alınmıştır.
İkinci itiraz: gerçek bakma sözleşmesinde bile saklı pay tenkisle korunur
Mahkeme sözleşmenin gerçek bir bakım ilişkisi olduğunu kabul etse de mirasçıların yolu kapanmaz. Kanun bu ihtimali açıkça düzenler: "Mirasçıların tenkis ve alacaklıların iptal davası açma hakları saklıdır." (TBK m.615/3). Devredilen malın değeri bakım ediminin değerini belirgin biçimde aşıyorsa aradaki fark karşılıksız kazandırma niteliği taşır ve saklı pay sahibi mirasçı bu kısım bakımından tenkis isteyebilir. TMK m.565, sağlararası karşılıksız kazandırmalardan hangilerinin ölüme bağlı tasarruflar gibi tenkise tabi olduğunu sayar; bunların arasında "saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yaptığı açık olan kazandırmalar" da vardır (TMK m.565/4).
Tenkis davasını yalnız saklı pay sahibi mirasçılar açabilir. TMK m.506'ya göre saklı pay altsoy için yasal miras payının yarısı, ana ve babadan her biri için dörtte biri, sağ kalan eş için ise altsoy veya ana-baba zümresiyle birlikte mirasçı olduğunda yasal payın tamamı, diğer hâllerde dörtte üçüdür. Kardeşlerin saklı payı 2007'de 5650 sayılı Kanunla kaldırılmıştır; kardeşler ancak muvazaa yoluna başvurabilir. Saklı payın ve tasarruf edilebilir kısmın somut rakamları miras payı hesaplama aracıyla hesaplanabilir.
Süreler bakımından iki dava birbirinden ayrılır. TMK m.571'e göre tenkis davası açma hakkı, saklı payın zedelendiğinin öğrenildiği tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde, sağlararası tasarruflarda mirasın açılmasından itibaren on yıl geçmekle düşer; tenkis iddiası ise def'i yoluyla süresiz ileri sürülebilir (m.571/3). Muvazaaya dayanan tapu iptali davası için kanunda bir hak düşürücü süre öngörülmemiştir. Dosyalarda gördüğümüz kadarıyla davanın "muvazaa nedeniyle tapu iptali ve tescil, bu kabul edilmezse tenkis" biçiminde terditli açılması, muvazaa ispatlanamadığında tenkis süresinin kaçmış olması riskini ortadan kaldırır. Tenkisin hesap yöntemi ve dava şartları tenkis davası sayfasında ayrıntılı olarak anlatılmıştır.
Nafaka alacaklıları da sözleşmenin iptalini isteyebilir
Daha az bilinen bir yolu da TBK m.615/1 açar: bakım alacaklısı sözleşme yüzünden kanuna göre nafaka yükümlüsü olduğu kişilere karşı yükümlülüğünü yerine getirme imkânını kaybediyorsa, bundan yoksun kalanlar sözleşmenin iptalini isteyebilir. Hâkim iptal yerine, bakım borçlusunun edimlerinden mahsup edilmek üzere nafaka ödenmesine de karar verebilir (m.615/2). Bu dava mirasçılık sıfatına değil, nafaka alacağına dayanır ve bakım alacaklısı hayattayken de açılabilir.
| Yol | Kim açar | Dayanak | Süre | Sonuç |
|---|---|---|---|---|
| Muris muvazaası | Saklı payı olsun olmasın bütün mirasçılar | TBK m.19, 1 Nisan 1974 tarihli inançları birleştirme kararı | Kanunda hak düşürücü süre yok | Tapu iptali, miras payı oranında tescil |
| Tenkis | Saklı pay sahibi mirasçılar | TBK m.615/3, TMK m.560, 565 | 1 yıl / 10 yıl (TMK m.571) | Saklı payı zedeleyen kısmın geri verilmesi |
| Ehliyetsizlik | Mirasçılar | TMK m.13, 15 | Kanunda hak düşürücü süre yok | Sözleşmenin hükümsüzlüğü, tapu iptali |
| Nafaka alacaklısının iptali | Nafaka alacağı zedelenenler | TBK m.615/1-2 | TBK m.615'te süre öngörülmemiş | İptal ya da nafakaya hükmedilmesi |
| Önelsiz fesih | Sözleşmenin tarafları | TBK m.617 | Sözleşme süresince | Geri verme, tazminat ya da ömür boyu gelir |
Üçüncü itiraz: imza anında ayırt etme gücü yoksa sözleşme hüküm doğurmaz
Ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukuki sonuç doğurmaz (TMK m.15). Yaşının küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı ya da benzeri sebeplerle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olan kişi ayırt etme gücüne sahip değildir (TMK m.13). İleri yaşta, demans tanısı almış ya da ağır bir hastalık sürecindeki bakım alacaklısının imzasıyla kurulan sözleşmelerde mirasçılar bu hükümsüzlüğü ileri sürer.
Ehliyetsizlik iddiası, ayırt etme gücünün soyut olarak değil, işlemin yapıldığı gün ve o işlem bakımından var olup olmadığını sorar. Aynı kişi basit bir alışverişi değerlendirebilirken bütün malvarlığını devreden bir sözleşmenin sonuçlarını kavrayamayabilir. Delil olarak hastane epikrizleri, reçete ve ilaç kayıtları, nöroloji ve psikiyatri muayene notları toplanır; mahkeme bunları çoğunlukla Adli Tıp Kurumunun ilgili ihtisas kuruluna gönderir.
İddianın karşısında resmî senedin gücü durur. TMK m.534/2 uyarınca tanıklar mirasbırakanı "tasarrufa ehil" gördüklerini metne yazmış, resmî memur işlemi bu beyanla tamamlamıştır. Bu beyan, aksi tıbbi kayıtlarla ispatlanabilir; tanıkların bakım borçlusunun yakınları olması ya da sözleşmenin tapu müdürlüğünde hızlıca imzalanmış olması da değerlendirmede ağırlık kazanan olgulardır. Uygulamada ehliyetsizlik ve muvazaa iddiaları aynı dilekçede birlikte ileri sürülür; ehliyetsizlik kabul edilirse sözleşme baştan hüküm doğurmamış sayıldığından muvazaa tartışmasına gerek kalmaz.
Sözleşme imzalanırken ileride açılacak davaya karşı hazırlanan kayıt
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi çoğu zaman aile içinde ve iyi niyetle yapılır; tartışma ise imzalayanlardan biri artık tanıklık edemeyecek durumdayken başlar. Sözleşmenin ileride mirasçılar karşısında ayakta kalması, imza gününde oluşturulan kayda bağlıdır. Yukarıdaki kararların ölçütleri, bu kaydın hangi unsurlardan oluşması gerektiğini de gösterir.
- Bakım ihtiyacının belgesi: Bakım alacaklısının yaşı, sürekli hastalıkları ve günlük yaşamdaki bağımlılığı sağlık raporlarıyla sözleşme tarihine yakın bir tarihte kayda geçirilmelidir. Yargıtay'ın incelediği olguların başında bakıma muhtaçlığın ne zaman başladığı gelir.
- Ayırt etme gücüne ilişkin rapor: İleri yaştaki bakım alacaklısı için imza gününe yakın tarihli bir hekim raporu, TMK m.534'teki tanık beyanını güçlendirir.
- Değer dengesi: Devredilen malın değeri ile beklenen bakımın süresi ve yoğunluğu arasındaki ilişki gerekçelendirilebilir olmalıdır. Bütün malvarlığının devri kendiliğinden muvazaa sayılmaz, ama bu devrin neden bakımın karşılığı olduğu açıklanabilmelidir.
- Diğer mirasçılara yapılan kazandırmalar: Mirasbırakan diğer çocuklarına daha önce taşınmaz, para ya da başka bir kazandırma yapmışsa bunların kaydı, 1. Hukuk Dairesinin andığı "hak dengesini gözeten" paylaştırmanın ispatıdır.
- Bakımın fiilen verildiğinin izi: Ortak konut adresi, hastane refakat kayıtları, ilaç ve bakım giderlerinin ödendiği hesap hareketleri yıllar içinde düzenli olarak saklanmalıdır.
- Yasal ipotek tescili: Devri hemen yapan bakım alacaklısı yönünden ipoteğin tapu kütüğüne tescili devirle birlikte istenmelidir.
Bakım alacaklısının iradesini yalnız bir kişiye yöneltmek istediği hâllerde, ölünceye kadar bakma sözleşmesi tek seçenek değildir. Mirasbırakan tasarruf edebileceği kısım içinde kalmak kaydıyla vasiyetname ile de kazandırma yapabilir; bu yolun şekil şartları ve iptal sebepleri vasiyetname sayfasında anlatılmıştır. Bakımın karşılığı olmayan bir kazandırmayı bakım sözleşmesi görünümüne sokmak, sözleşmeyi muvazaa davasına açık hâle getirir.
Sık Sorulan Sorular
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi noterde yapılabilir mi, tapuda mı yapılmalıdır?
Sözleşme sulh hâkimi, noter ya da kanunla yetkilendirilmiş başka bir resmî görevli önünde, iki tanıkla ve miras sözleşmesi şeklinde yapılabilir (TMK m.532, 545). Noterde yapılan sözleşme taşınmazın devri için bir borç doğurur; mülkiyet ancak tapuda tescil edildiğinde geçer (TMK m.705). Tapu müdürlüğünde yapılan resmî senette sözleşme ve devir aynı işlemde tamamlanabilir.
Bakım borçlusu bakmazsa verilen tapu geri alınabilir mi?
Bakım borcuna aykırılık sözleşmeyi çekilmez hâle getirmişse bakım alacaklısı önelsiz fesih ister ve kusurlu taraf aldığı şeyi geri verir (TBK m.617/1). Hâkim, özellikle kusur ispatlanamadığında, fesih yerine aile topluluğuna son verip bakım alacaklısına ömür boyu gelir bağlayabilir (m.617/2). Hangi sonucun doğacağı, bakımın aksadığını gösteren delillerin gücüne bağlıdır.
Mirasbırakan sözleşmeden kısa süre sonra öldüyse sözleşme muvazaalı sayılır mı?
Kısa süre sonra ölüm tek başına muvazaanın ispatı değildir; sözleşmenin doğası gereği bakım süresi baştan bilinmez. Mahkeme bu olguyu mirasbırakanın yaşı, sağlık durumu, bakım ihtiyacının başladığı tarih, devredilen malın malvarlığına oranı ve mirasçılarla ilişkileriyle birlikte değerlendirir. Yargıtay'ın onadığı bir kararda iki yıllık süre, değer farkı ve bakım ihtiyacının geç başlamasıyla birlikte muvazaayı gösteren olgulardan biri sayılmıştır.
Kardeşler ölünceye kadar bakma sözleşmesine itiraz edebilir mi?
Kardeşler mirasçı oldukları dosyalarda muris muvazaası iddiasıyla tapu iptali davası açabilir; Yargıtay bu hakkı saklı payı olsun olmasın bütün mirasçılara tanır. Kardeşlerin saklı payı 2007'den beri bulunmadığı için tenkis yolu onlara kapalıdır. Muvazaa ispatlanamazsa kardeşlerin başvurabileceği ikinci bir yol genellikle ehliyetsizlik iddiasıdır.
Bakım alacaklısı sözleşmeden vazgeçebilir mi?
Sözleşme tek taraflı bir dönme hakkı tanımaz; bakım alacaklısı ancak kanundaki fesih sebeplerine dayanabilir. Edimler arasında önemli oransızlık varsa altı ay önelle fesih (TBK m.616), borca aykırılık varsa önelsiz fesih (m.617), bakım borçlusu ölmüşse bir yıl içinde fesih (m.618) mümkündür. Taraflar sözleşmeyi anlaşarak da ortadan kaldırabilir. Mirasçı atamalı türde miras sözleşmesi hükümleri uygulandığından, atanan mirasçının sonradan mirasçılıktan çıkarma sebebi oluşturan bir davranışı ortaya çıkarsa mirasbırakan sözleşmeyi tek taraflı olarak da ortadan kaldırabilir (TMK m.546/2).
Bakım veren kişi sözleşme geçersiz çıkarsa emeğinin karşılığını isteyebilir mi?
Şekle aykırılık ya da muvazaa nedeniyle sözleşme geçersiz sayılırsa, bakım veren kişi verdiği emeğin ve yaptığı harcamaların karşılığını sebepsiz zenginleşme gibi genel hükümlere dayanarak mirasçılardan isteyebilir. Bu talep sözleşmedeki taşınmazın kendisini değil, belgelenebilen bakım giderlerini ve emeğin makul karşılığını kapsar. Talebin ayakta kalması, bakımın fiilen verildiğini gösteren kayıtlara bağlıdır.
Tapuda bakma sözleşmesiyle devredilmiş taşınmazda mirasçının izleyeceği sıra
Mirasbırakanın ölümünden sonra tapuda "ölünceye kadar bakma" kaydıyla karşılaşan mirasçı için ilk adım, resmî senedin ve tapu işlem dosyasının örneğini almaktır: sözleşmenin hangi makamda, hangi tanıklarla ve hangi tarihte yapıldığı, ehliyet beyanının nasıl yazıldığı bu belgelerden okunur. İkinci adım mirasbırakanın o tarihteki sağlık kayıtlarının ve diğer mirasçılara yapılmış kazandırmaların toplanmasıdır; muvazaa ve ehliyetsizlik değerlendirmesi bu iki kaynağa dayanır.
Üçüncü adım sürelerin hesabıdır. Muvazaa iddiası kanunda bir hak düşürücü süreye bağlanmamış olsa da tenkis talebi TMK m.571'deki bir ve on yıllık sürelere tabidir ve saklı pay sahibi mirasçı yönünden davanın terditli açılması bu süreyi korur. Dava, taşınmazın bulunduğu yerdeki asliye hukuk mahkemesinde açılır (HMK m.12/1). Mirasın paylaşımı, mirasçılık belgesi ve ortaklığın giderilmesi gibi bağlantılı işlemlerin genel çerçevesi miras hukuku sayfasında, Yalova'daki taşınmazlara ilişkin yerel usul notları ise Yalova miras avukatı sayfasında yer alır.
Bakım borçlusu açısından ise sıra tersinedir: mülkiyet devri ölüme bırakılmışsa mirasçılara karşı tapu iptali ve tescil davası, devir yapılmışsa açılabilecek muvazaa davasına karşı bakımın fiilen verildiğini gösteren kayıtlar hazırlanır. İki taraf için de sonucu çoğu zaman aynı soru belirler: mirasbırakan imza gününde gerçekten bakılmak mı istiyordu, yoksa bir mirasçıyı diğerlerinden ayırmak mı?
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; her dosya kendi olgularıyla değerlendirilir.
Bu konuyla ilgili emsal kararlar

Babaya Hakaret ve Vekâletin Kötüye Kullanılması Mirasçılıktan Çıkarma Sebebi Olur mu?
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 25.09.2024

Ölümden Kısa Süre Önce Vekil Eşe Geçen Para Mirasa Dahil mi?
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 11.03.2026

Tenkis Davasında Ölünceye Kadar Bakma ile Devredilen Mal Terekeye Katılır mı?
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 30.04.2026
Bu konuyla ilgili yazılar

Vasiyetnamenin İptali Davası: Sebepler, Süreler ve Tenkisten Farkı
17 Eylül 2026, 17 dk okuma

Yurt Dışındaki ve Yabancı Mirasçılar İçin Türkiye'de Miras İntikali: Veraset, Tapu ve Vergi
15 Eylül 2026, 19 dk okuma

Muris Muvazaası (Mirastan Mal Kaçırma): Dava Şartları ve İspat Rehberi
10 Ağustos 2026, 16 dk okuma

