Özet
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 1999 yılında işlendiği iddia edilen işkence suçundan açılan davada verilen düşme kararını onadı; karar sanıklar lehine, katılanlar aleyhine sonuçlanmıştır. Tartışmanın odağında Türk Ceza Kanunu'nun işkence maddesine 2013 yılında eklenen, bu suçtan dolayı zamanaşımının işlemeyeceğine ilişkin kural vardır. Daire, dava zamanaşımının sonuçları itibarıyla maddi ceza hukukuna ait olduğunu; Anayasa m.38 ile TCK m.2 ve TCK m.7 uyarınca suç tarihinden sonra yürürlüğe giren ve sanık aleyhine sonuç doğuran bir zamanaşımı düzenlemesinin uygulanamayacağını hatırlatmıştır. Buna göre 6459 sayılı Kanun m.9 ile getirilen zamanaşımının işlemeyeceği hükmü yalnız yürürlüğünden sonra işlenen suçlarda uygulanır, geçmişe etkili değildir. Somut olayda suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK m.243 lehe kanun kabul edilmiş; sekiz yıla kadar ağır hapis öngören bu hüküm için asli on yıllık ve kesintili on beş yıllık dava zamanaşımı dolduğundan düşme kararı usul ve yasaya uygun bulunmuştur. Daire ayrıca bazı katılanların bir haftalık temyiz süresini kaçırdığını ve zarar görmedikleri suçlar yönünden temyiz haklarının bulunmadığını belirterek bu istemleri reddetmiş; resmi belgede sahtecilik hükmünü ise ilgili ceza dosyalarının birleştirilmemesi ya da getirtilmemesi nedeniyle eksik incelemeden bozmuştur. Karar oybirliğiyle verilmiştir.
İnceleme
Zamanaşımı işlemez kuralı 2013'ten önceki işkence iddialarını kurtarmıyor
İşkence suçu, 2013 yılından bu yana Türk ceza mevzuatında zamanaşımına tabi olmayan suçlardan biridir. Uygulamada bu kural çoğu zaman "işkence iddiası hiçbir zaman zamanaşımına uğramaz" biçiminde, tarihten bağımsız bir mutlak ilke gibi anlatılır. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin bu kararı, kuralın zaman bakımından sınırını çizmesi nedeniyle önemlidir: zamanaşımının işlemeyeceği hükmü yalnız yürürlüğe girdiği tarihten sonra işlenen fiiller için geçerlidir; daha eski bir olayda dava zamanaşımı, suç tarihinde yürürlükte olan ve sanık lehine olan kanuna göre hesaplanır.
Kararın ikinci katkısı yöntemseldir. Daire, dava zamanaşımını usul hukukunun bir ayrıntısı olarak değil, sonuçları itibarıyla maddi ceza hukukunun bir kurumu olarak ele almış; bu nitelendirmenin doğal sonucu olarak Anayasa m.38 ile TCK m.2 ve TCK m.7 çerçevesindeki lehe kanun karşılaştırmasını zamanaşımı süresine de uygulamıştır. Bu bakış, yalnız işkence dosyaları için değil, suç tarihinden sonra zamanaşımı rejimi ağırlaştırılan her suç tipi için yol göstericidir. Ceza hukukunun zaman bakımından uygulanmasına ilişkin genel çerçeve için ceza hukuku çalışma alanı sayfamıza bakabilirsiniz.
1999 tarihli işkence iddiası, yirmi yıl sonra Yargıtay önünde
Dosyada birden çok kamu görevlisi sanık hakkında, 18.11.1999 tarihinde işlendiği iddia edilen işkence suçundan kamu davası açılmıştır. Aynı dosyada bir sanık hakkında resmi belgede sahtecilik, iftira ve suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme; bir başka sanık hakkında ise yalan tanıklık suçlarından da hüküm kurulmuştur. Ağır ceza mahkemesi, Yargıtayın önceki bozma kararına uyarak yaptığı yargılama sonunda işkence suçundan dava zamanaşımı nedeniyle düşme, diğer suçlardan beraat kararı vermiştir.
Hükümleri katılanlar, katılan vekilleri ve Cumhuriyet savcısı temyiz etmiştir. Katılanların temel itirazı, işkence suçunda zamanaşımının gerçekleşmediği ve mahkemenin eksik incelemeyle karar verdiği yönündedir. Savcılık ise yalan tanıklık ve delil karartma suçlarının sabit olduğunu ileri sürmüştür. Daire, temyiz istemlerini üç başlıkta incelemiştir: süresinde yapılmayan ve zarar görmeyen tarafça yapılan istemler, işkence suçuna ilişkin zamanaşımı tartışması ve resmi belgede sahtecilik hükmü.
Dava zamanaşımı maddi ceza hukukundandır; aleyhe değişiklik geçmişe yürümez
Daire önce usul eşiğini uygulamıştır. Yokluklarında verilen karar iki katılana usulüne uygun tebliğ edilmiş, ancak temyiz dilekçeleri CMUK m.310 uyarınca öngörülen bir haftalık süre geçtikten sonra verilmiştir; bu istemler süre yönünden reddedilmiştir. Bazı katılanların, kendilerini doğrudan zarar görmedikleri suçlara ilişkin hükümleri temyiz edemeyeceği de belirtilmiş, bu istemler CMUK m.317 gereği reddedilmiştir.
Esasa ilişkin gerekçenin çekirdeği zamanaşımının hukuki niteliğidir. Daireye göre dava zamanaşımı, olay tarihinden itibaren kanunda belirlenen sürelerin geçmesiyle devletin yargılama hakkından vazgeçmesidir ve sonuçları itibarıyla maddi ceza hukukuna ilişkindir. Anayasa m.38, suç ve ceza zamanaşımı konusunda da kanunilik ve aleyhe kanunun geriye yürümezliği ilkesini uygulatır; TCK m.2 ve TCK m.7 aynı ilkeyi kanun düzeyinde tekrarlar. Bu nedenle suç tarihinden sonra yürürlüğe giren ve zamanaşımı süresini sanık aleyhine yeniden düzenleyen bir hüküm değil, suç tarihinde yürürlükte olan lehe hüküm uygulanır.
Bu ilke somut olaya şöyle uygulanmıştır: suç tarihinde yürürlükteki 765 sayılı TCK m.243 zamanaşımı konusunda özel bir hüküm içermiyordu; 2005'te yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK m.94 de ilk hâlinde böyle bir hüküm taşımıyordu. Zamanaşımının işlemeyeceği kuralı 6459 sayılı Kanun m.9 ile eklenmiştir (kabul 11.04.2013, Resmî Gazete ile yürürlük 30.04.2013). Daire, dava zamanaşımını tümüyle kaldırdığı için sanık aleyhine olan bu hükmün yalnız yürürlüğünden sonra işlenen suçlarda uygulanacağını, geçmişe etkili olmayacağını açıkça ifade etmiştir.
Lehe kanun eski Ceza Kanunu çıktı: on beş yıllık kesintili süre dolmuştu
Lehe kanun karşılaştırması cezaların üst sınırı ve zamanaşımı süresi birlikte gözetilerek yapılmıştır. 765 sayılı TCK m.243 sekiz yıla kadar ağır hapis öngörürken, 5237 sayılı TCK m.94 üç yıldan on iki yıla kadar hapis cezası öngörmektedir; üst sınır ve buna bağlı zamanaşımı bakımından en lehe hüküm eski kanundur. Bu hüküm için 765 sayılı TCK m.102 uyarınca asli dava zamanaşımı on yıl, hukuki kesinti hâlinde 765 sayılı TCK m.104 uyarınca kesintili zamanaşımı on beş yıldır. 1999 tarihli bir olayda bu sürelerin dolduğu açıktır; Daire, düşme ve beraat kararlarını usul ve yasaya uygun bularak onamıştır.
Kararın uygulamaya yansıyan sonucu ikilidir. Birincisi, kuralın yürürlüğe girdiği 30.04.2013 tarihinden önce işlendiği iddia edilen işkence fiillerinde zamanaşımı hesabı eski kurallara göre yapılır; bu tarihten sonraki fiillerde ise dava zamanaşımı hiç işlemez. İkincisi, zamanaşımı bir ceza davasında şikâyetin haklılığından bağımsız olarak davayı sona erdiren bir usul sonucudur; katılanların olayın sübutuna ilişkin itirazları, süre dolmuşsa esasa girilmeden karşılıksız kalır. Daire aynı kararda, resmi belgede sahtecilik hükmünü ise bağlantılı bir askeri savcılık iddianamesine konu dosyanın birleştirilmemesi ya da onaylı örneğinin getirtilmemesi nedeniyle eksik incelemeden bozmuştur; bu bozma zamanaşımı tartışmasından bağımsızdır.
Suç tarihi 2013'ten önceyse zamanaşımı hesabını eski kanunla yapın
Bu bölüm genel bilgilendirme amaçlıdır; her dosyanın koşulları ayrıdır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Bir işkence iddiasında ilk belirlenmesi gereken olgu fiilin tarihidir. Fiil kuralın yürürlük tarihi olan 30.04.2013'ten sonraysa dava zamanaşımı işlemez; bu tarihten önceyse suç tarihinde yürürlükte olan kanunun cezasının üst sınırına göre asli ve kesintili zamanaşımı süreleri hesaplanır, kesinti sayılan işlemler (iddianame, sorgu, mahkûmiyet gibi) takvime işlenir. Şikâyetçi tarafındaysanız, sürenin dolmasına yakın dosyalarda eksik inceleme itirazının süreyi durdurmadığını bilerek hareket etmek gerekir. Sanık tarafındaysanız, lehe kanun karşılaştırmasının yalnız ceza miktarı için değil zamanaşımı süresi için de yapılmasını istemek savunmanın bir parçasıdır.
Temyiz aşamasında usul eşikleri de belirleyicidir: yoklukta verilen kararın tebliğinden itibaren işleyen temyiz süresi kaçırılırsa esasa hiç girilmez; bir suçtan doğrudan zarar görmeyen katılan o suça ilişkin hükmü temyiz edemez. Ceza yargılamasında süreç ve kanun yolları hakkında bilgi için Yalova ceza avukatlığı hizmetleri sayfasına bakabilirsiniz.
İşkence suçunda zamanaşımı hakkında sık sorulan sorular
İşkence suçunda zamanaşımı hiç işlemez mi?
Kuralın yürürlüğe girdiği 30.04.2013 tarihinden sonra işlenen işkence fiillerinde dava zamanaşımı işlemez. Bu tarihten önce işlenen fiillerde ise Yargıtay, suç tarihinde yürürlükte olan lehe kanunun zamanaşımı sürelerinin uygulanacağını kabul etmektedir; bu kararda 1999 tarihli olay için on beş yıllık kesintili sürenin dolduğu sonucuna varılmıştır.
Zamanaşımı neden usul kuralı değil de lehe kanun ölçütüne tabi sayılıyor?
Daire, dava zamanaşımının sonuçları itibarıyla maddi ceza hukukuna ilişkin olduğunu belirtmiştir: süre dolduğunda fiil suç olsa bile fail cezalandırılamaz. Bu nedenle Anayasa m.38 ile TCK m.2 ve TCK m.7 kapsamındaki aleyhe kanunun geriye yürümezliği ilkesi zamanaşımı süresine de uygulanır.
Mağdur, olayın sabit olduğunu ileri sürerek düşme kararını bozdurabilir mi?
Bu kararda katılanların eksik inceleme ve zamanaşımının gerçekleşmediği yönündeki itirazları reddedilmiştir. Zamanaşımı dolduğunda mahkeme esasa girmeden düşme kararı verir; olayın sübutuna ilişkin itirazlar süreyi geri getirmez.
Aynı dosyadaki başka suçlar zamanaşımı tartışmasından etkilenir mi?
Hayır. Daire, resmi belgede sahtecilik hükmünü zamanaşımı gerekçesiyle değil, bağlantılı dosyanın birleştirilmemesi ya da getirtilmemesi nedeniyle eksik incelemeden bozmuştur. Her suç kendi zamanaşımı süresine ve kendi delil durumuna göre değerlendirilir.
Kararın tam metni
~4 dk okuma
Metin, Yargıtay Karar Arama resmî yayınından alınmıştır. Kaynakta açın
8. Ceza Dairesi 2019/9943 E. , 2019/7851 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : İşkence, resmi belgede sahtecilik, iftira, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme, yalan tanıklık HÜKÜM : Düşme, beraat
Gereği görüşülüp düşünüldü: I- Katılan ...'in sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında işkence; sanık ... hakkında resmi belgede sahtecilik, iftira, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme; sanık ... hakkında yalan tanıklık; katılan ...'nın sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında işkence; sanık ... hakkında resmi belgede sahtecilik, iftira, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme; sanık ... hakkında yalan tanıklık; katılanlar ... ve ... vekilinin sanık ... hakkında iftira suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde: Yokluklarında verilen kararın 22.11.2018 günü katılan ...'e; 16.11.2018 tarihinde katılan ...'ya usulüne uygun olarak tebliğ edildiği ancak; CMUK.nın 310/1. maddesinde öngörülen bir haftalık süreden sonra 11.12.2018 ve 05.12.2018 tarihlerinde hükümleri temyiz ettikleri, ayrıca katılanlar ..., ...'nın sanık ... hakkında resmi belgede sahtecilik, iftira, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme; sanık ... hakkında yalan tanıklık suçlarından, katılanlar ... ve ...'nun sanık ... hakkında iftira suçundan zarar görmemeleri nedeniyle bu suçlara ilişkin hükümleri de temyiz haklarının bulunmadığı anlaşılmakla; Katılanlar ..., ... ile ... ve ... vekilinin, temyiz inceleme isteklerinin 5320 sayılı Yasa'nın 8/1. maddesiyle yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK.nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE, II- Katılanlar ... ve ... vekilinin sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ..., ... ve ... hakkında; katılan ...'ın sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında işkence suçundan; katılan ... vekilinin sanık ... hakkında suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçundan, sanık ... hakkında yalan tanıklık suçundan, Cumhuriyet Savcısının sanık ... hakkında yalan tanıklık suçundan kurulan hükümlere yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde: Dava zamanaşımı, olay tarihinden itibaren yasa tarafından belirlenen sürelerin geçmesi halinde Devletin yargılama hakkından vazgeçmesidir. Fiil hukuka aykırı ve suç teşkil etse bile fail cezalandırılmamakta, davanın düşürülmesine karar verilmektedir. T.C. Anayasası'nın 38. maddesinin 1. fıkrasında, ''kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suç işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez'' denildikten sonra 2. fıkrada, ''suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkumiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır'' denmekle, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren ve zamanaşımı süresi yönünden aleyhe sonuç doğuran yasanın uygulanamayacağı kabul edilmiştir. Dava zamanaşımı, sonuçları itibariyle maddi ceza hukukuna ilişkin olup Anayasa'nın 38, TCK.nın 2 ve 7. maddeleri uyarınca, suç tarihinden sonra lehe yapılan yasal değişiklikten sanık yararlanacak, aleyhe olan değişiklikler ise uygulanmayacaktır. Diğer bir anlatımla, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren yasayla zamanaşımı süresi sanık aleyhine yeniden düzenlenmişse aleyhe sonuç doğuran yeni yasa değil, suç tarihinde yürürlükte bulunan ve lehe olan yasa tatbik olunacaktır. Yargıtay'ın süreklilik gösteren uygulamaları bu doğrultudadır. Somut olayda; sanıklara yüklenen işkence suçu olay tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK.nın 243. maddesinde düzenlenmiş olup, zamanaşımına ilişkin bir hüküm içermemektedir. Dava zamanaşımı yasanın 102 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK.nın 94. maddesinde, yasanın kabul edildiği ilk şeklinde zamanaşımına ilişkin bir hüküm bulunmadığı halde, 11.04.2013 gün, 6459 sayılı Yasanın 9. maddesi ile 94. maddeye eklenen 6. fıkrada ''Bu suçtan dolayı zamanaşımı işlemez'' hükmü kabul edilmiştir. Dava zamanaşımının uygulanmayacağını kabul etmesi nedeniyle aleyhe olan bu hüküm, yürürlüğe girdiği tarihten sonra işlenen suçlarda uygulanacak, geçmişe etkili olmayacaktır. Bu itibarla incelenen dosyada, suçun işlendiği iddia olunan 18.11.1999 tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK.nın, 243. maddesinde suçun yaptırımı 8 yıla kadar ağır hapis olarak kabul edilmiştir. 01.06.2005 günü yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK.nın 94. maddesinde ise, 3 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Yasal değişiklikler gözetildiğinde, hükmolunacak cezaların yukarı sınırları ve zamanaşımı süresi itibariyle en lehe olan hüküm; suç tarihinde yürürlükte bulunan ve en fazla 8 yıl hapis cezasını öngören 765 sayılı TCK.nın 243/1. maddesi olup, aynı Yasanın 102/3. maddesinde öngörülen asli 10 yıllık, hukuki kesinti halinde 104/2. maddesi uyarınca 15 yıllık kesintili (uzamış, olağanüstü) dava zamanaşımına tabi olduğu anlaşılmakla ; Bozmaya uyularak; yapılan yargılama sonunda, mahkemece kanıtlar değerlendirilip gerektirici nedenleri açıklanmak suretiyle verilen düşme ve beraat kararları usul ve yasaya uygun bulunduğundan ... ve ... vekili ve ...'ın işkence suçunda zamanaşımının gerçekleşmediğine, eksik incelemeye; Cumhuriyet Savcısı ve katılan ... vekilinin sanık ...'e yüklenen yalan tanıklık suçunun sabit olduğuna ve sanık ...'a yüklenen suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçundan cezalandırılması gerektiğine yönelik temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, III- Katılan ... vekilinin sanık ... hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükme yönelik temyiz isteminin incelenmesinde: Sanık ...'ın, 04.03.2010 tarihli yazı ile ... 'in hastanede tedavi görmediğine dair yazı düzenleyen ve ... Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Askeri Savcılığının 10.07.2013 tarihli iddianamesi ile hakkında Hakikate Muhalif Resmi Evrak Tanzim etmek suçundan hakkında dava açılan ve görevsizlik kararı üzerine İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılaması devam eden Kasımpaşa Askeri Hastanesi Başhekimi ...'i sahte resmi belge düzenlemeye azmettirdiğinin iddia olunması karşısında; kanıtların birlikte değerlendirilmesi açısından; 5271 sayılı CMK.nın 8. ve 11. maddeleri gereğince mümkünse birleştirilmesi, mümkün olmadığı takdirde dava dosyalarının aslının ya da onaylı örneklerinin denetime olanak sağlayacak şekilde dava dosyası içerisine konulması sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve tespiti gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 30.05.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Bu alandaki diğer kararlar

Cinsel Suçlarda Mağdur Beyanı Tek Başına Mahkûmiyete Yeter mi?
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 21.01.2026

Cinsel Suçta İkinci Kez Mükerrir Sayılan Hükümlü Koşullu Salıverilmeden Yararlanabilir mi?
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 30.03.2026

Yasaklanmış Hakların İadesinde 3 Yıl Koşullu Salıverilmeden mi, Hak Ederek Tahliyeden mi Başlar?
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 19.06.2025

