Özet
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, kanun yararına bozma yoluyla incelediği bu kararda mal beyanında bulunmayan borçlu hakkında icra ceza mahkemesinin verdiği üç ayı geçmemek üzere tazyik hapsini kaldırmıştır. Karar borçlu (sanık) lehinedir. Olayda ödeme emri, borçlunun bilinen bir adresine normal yoldan gönderilip iade alınmadan, doğrudan adres kayıt sistemindeki köy mevkiindeki adrese ve Tebligat Kanunu m. 21/2 uyarınca tebliğ edilmiş sayılmıştı. Daire, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 2019/2 esas, 2020/3 karar sayılı kararına dayanarak gerçek kişilere tebligatta iki aşamalı yöntemin zorunlu olduğunu hatırlatmıştır: önce bilinen en son adrese normal tebligat çıkarılır, bu tebligat iade edilirse adres kaydındaki adrese şerh düşülerek m. 21/2 usulü uygulanır. Bu sıra izlenmediğinden tebligat usulsüz sayılmış, borçluya usulüne uygun bir ödeme emri ulaşmadığı için mal beyanı yükümlülüğünün ihlalinden söz edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
Daire ayrıca İİK m. 353'ün o tarihteki lafzını yorumlayarak İİK m. 76 kapsamındaki tazyik hapsine karşı itiraz yolu bulunmadığını ve ilk derece kararının verildiği gün kesinleştiğini kabul etmiş; hatalı karar bu nedenle Adalet Bakanlığının başvurusuyla kanun yararına bozma yoluyla düzeltilmiştir. Maddenin bugünkü metni tazyik hapsine iki haftalık itiraz süresi tanımaktadır. Kararın alacaklı açısından anlamı, şikâyetten önce ödeme emri tebligatının usulüne uygunluğunun denetlenmesi gerektiğidir; borçlu açısından ise tebliğ yönteminin yaptırımın ön koşulu olarak sorgulanabileceğidir.
İnceleme
Mal beyanı yükümlülüğü ancak usulüne uygun tebliğ edilen bir ödeme emriyle doğar
İcra ve İflas Kanunu (İİK) kapsamındaki bir takipte alacaklının en sık başvurduğu baskı araçlarından biri, mal beyanında bulunmayan borçlu hakkında icra ceza mahkemesine şikâyettir. Şikâyet dilekçesi çoğu zaman tek bir olguya dayanır: ödeme emri tebliğ edilmiş, süre geçmiş, beyan verilmemiştir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin bu kararı, zincirin ilk halkasını sorgular. Borçluya yapılan tebligat usulsüzse, ortada yükümlülüğü başlatan geçerli bir ödeme emri yoktur ve beyanda bulunmamak yaptırıma bağlanamaz.
Kararın ikinci önemi usul yolundadır. Daire, 2023'teki bu kararda İİK m. 353'ün o tarihteki lafzını yorumlayarak İİK m. 76 kapsamındaki tazyik hapsine karşı itiraz yolu bulunmadığını ve ilk derece kararının verildiği gün kesinleştiğini kabul etmiştir. Hatalı tazyik kararı bu nedenle olağan kanun yollarıyla değil, Adalet Bakanlığının istemiyle açılan kanun yararına bozma yoluyla düzeltilmiştir. Bu tespitin İİK m. 353'ün bugünkü metniyle ilişkisi aşağıda ayrıca ele alınmıştır. Takibin itiraz aşaması için icra takibine itiraz yazısı ayrıntılı bilgi verir.
Köy mevkiindeki adres kaydına doğrudan bırakılan ödeme emri ve verilen tazyik
Alacaklının başlattığı takipte ödeme emri borçluya gönderilmiştir. Tebligat, borçlunun bilinen bir adresine normal yoldan çıkarılmamış; doğrudan adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine, bir köy mevkiindeki küme evlere, Tebligat Kanunu m. 21/2 usulüyle yapılmıştır. Borçlu ödeme emrinde gösterilen süre içinde mal beyanında bulunmamıştır.
Alacaklının şikâyeti üzerine icra ceza mahkemesi 14 Nisan 2022 tarihli kararıyla borçlu hakkında İİK m. 76 uyarınca mal beyanında bulununcaya kadar ve üç ayı geçmemek üzere tazyik hapsine karar vermiştir. Karar kesinleştikten sonra Adalet Bakanlığı 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309 uncu maddesi uyarınca kanun yararına bozma isteminde bulunmuş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesiyle dosyayı Daireye göndermiştir.
Bilinen adres atlanınca adres kaydına yapılan tebligat geçersiz sayıldı
İnceleme yaptırımın niteliğiyle başlamıştır. İcra ve İflas Kanunu icra suçlarını ikiye ayırır: hapis ve adli para cezasına bağlanan gerçek suçlar ile disiplin ya da tazyik hapsine bağlanan fiiller. İkinci gruptaki yaptırım bir suç karşılığı değildir; kararın deyişiyle "kısmî bir düzeni", yani takibin işleyişini korumayı amaçlar, seçenek yaptırıma çevrilemez, ertelenemez ve adli sicile işlenmez. Daire, bu yaptırımın uygulanabilmesi için de borçluya ödeme emrinin usulüne uygun tebliğ edilmiş olmasını ve buna rağmen kanuni süre içinde mal bildiriminde bulunulmamasını şart saymıştır.
Tebligatın usulüne uygunluğu yönünden Daire, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 20 Kasım 2020 tarihli, E. 2019/2, K. 2020/3 sayılı kararına dayanmıştır. Tebligat Kanunu m. 10 gerçek kişilere tebligatta iki aşamalı bir yöntem öngörür. İlk aşamada bilinen en son adrese normal tebligat çıkarılır; bilinen adres yoksa ya da bu adres adres kayıt sistemindekiyle (MERNİS) aynıysa, mernis adresi olduğu belirtilmeksizin kayıttaki adres esas alınır. Bu tebligat tebliğ edilemeden iade edilirse ikinci aşamaya geçilir ve kayıttaki adrese, m. 21/2 usulüyle tebliğ yapılacağına dair şerh düşülerek tebligat tamamlanır.
Somut olayda bu sıra izlenmemiş, tebligat ilk denemede doğrudan m. 21/2 usulüyle adres kaydındaki adrese yapılmıştır. Daire bu tebligatı usulsüz kabul etmiş, borçluya yapılmış usulüne uygun bir ödeme emri tebliği bulunmadığından fiilin unsurlarının oluşmadığı sonucuna varmıştır.
Kanun yararına bozma ile tazyik hapsi kaldırıldı ve salıverilme emredildi
Kanun yararına bozma istemi kabul edilerek icra ceza mahkemesinin kararı 5271 sayılı Kanun'un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (d) bendi uyarınca oy birliğiyle bozulmuştur. Bozma ile mal beyanında bulunmama eyleminden dolayı verilen tazyik hapsi kaldırılmış, infaz edilmekteyse borçlunun salıverilmesine hükmedilmiştir. Dosya gerekli işlemlerin yapılması için yerel mahkemeye gönderilmiştir.
Kararın uygulamadaki etkisi, mal beyanı şikâyetlerinde icra ceza mahkemesinin yalnız sürenin geçip geçmediğine değil, ödeme emri tebligatının nasıl yapıldığına da bakması gerektiğidir. Tebligat usulsüzse yaptırım dayanaksız kalır. Kesinleşmiş bir kararın düzeltilmesi ise borçlunun iradesine bağlı olmayan, Bakanlığın takdirindeki bir yola kalır.
Şikâyetten önce tebligat mazbatasının hangi adrese ve hangi usulle çıktığı incelenmelidir
Alacaklı açısından mal beyanı şikâyeti öncesinde ödeme emri tebligat mazbatasının incelenmesi gerekir: tebligatın önce bilinen adrese normal yoldan çıkarılıp çıkarılmadığı, iade gerekçesi ve kayıttaki adrese yapılan tebliğde m. 21/2 şerhinin bulunup bulunmadığı belgelenmelidir. Usulsüzlük görülürse tebligatın yenilenmesi, şikâyetin reddi ve tazyik kararının sonradan kaldırılması riskini azaltır.
Borçlu açısından ise ödeme emrinin hangi tarihte, hangi adrese ve hangi usulle tebliğ edildiği icra dosyasından tespit edilmelidir. Uygulamada en sık karşılaştığımız eksiklik, borçlunun gerçekte oturduğu adres bilinirken tebligatın doğrudan adres kaydına çıkarılmasıdır. Tebliğe ilişkin itirazın icra ceza mahkemesindeki yargılama sırasında ileri sürülmesi gerekir. Tazyik kararı verilmişse, İİK m. 353'ün bugünkü lafzındaki tebliğden itibaren iki haftalık itiraz süresinin de gözetilmesi gerekir; Daire'nin bu kararları kesin sayan yorumu karşısında süresinde yapılan itiraz, kanun yararına bozma gibi borçlunun iradesine bağlı olmayan bir yola kalmayı önler. İcra dosyasındaki tebligat kayıtlarının incelenmesine ilişkin bilgiler Yalova'daki icra hizmetleri sayfasında yer alır. Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; her dosya kendi olgularıyla değerlendirilir.
Mal beyanı tazyikinde tebligat hakkında sık sorulan sorular
Tazyik hapsi verilen borçlu kararı üst mahkemeye taşıyabilir mi?
İİK m. 353'ün bugünkü metni, icra mahkemesinin verdiği tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara karşı tebliğden itibaren iki hafta içinde itiraz edilebileceğini düzenlemektedir. Daire ise bu kararda, maddenin o tarihteki "bu Bap hükümlerine göre" ibaresinden hareketle İİK m. 76 kapsamındaki tazyik hapsini itiraz yolunun dışında saymış; 3 Şubat 2026 tarihli, E. 2026/229, K. 2026/466 sayılı kararında da güncel lafzı aktaran bir isteme karşın aynı görüşü sürdürmüştür. Lafız ile Daire'nin yorumu arasındaki bu gerilim karşısında itirazın iki haftalık süre içinde yapılması, kesinleşmiş kararın yalnız kanun yararına bozma yoluyla incelenebildiği durumun önüne geçer.
Mal beyanında bulunmama yaptırımı adli sicil kaydına işlenir mi?
Yüksek mahkeme, disiplin ve tazyik hapsinin bir suç karşılığı olmadığını, adli sicil kayıtlarına geçirilmediğini ve tekerrüre esas alınmadığını vurgulamıştır. Bu yaptırım seçenek yaptırıma çevrilemez ve ertelenemez. Borçlunun beyanda bulunmasıyla tazyikin amacı gerçekleşir.
Mal beyanı verildikten sonra haciz hangi mallara uygulanabilir?
Beyan edilen malvarlığı üzerinde haciz uygulaması kanundaki haczedilmezlik sınırlarıyla birlikte değerlendirilir. Maaş ve haczedilemeyen mallar hakkındaki kurallar maaş haczi ve haczedilemeyen mallar yazısında ele alınmıştır.
Kararın tam metni
~5 dk okuma
Metin, Yargıtay Karar Arama resmî yayınından alınmıştır. Kaynakta açın
12. Hukuk Dairesi 2023/1885 E. , 2023/1411 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN; MAHKEMESİ :İcra Ceza Mahkemesi
SUÇ : Mal Beyanında Bulunmamak
... 1. İcra Ceza Mahkemesinin 14.04.2022 tarihli ve 2022/15 esas, 2022/98 sayılı kararı ile sanık ...'nın, mal beyanında bulunmamak suçundan 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun 76. maddesi uyarınca mal beyanında bulununcaya kadar 3 ayı geçmemek üzere tazyik hapsi ile cezalandırılmasına ilişkin karar verildiği, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 353. maddesinde "İcra mahkemesinin bu Bap hükümlerine göre verdiği tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara karşı, tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde, ...mahkemesine itiraz edilebilir, itiraz üzerine verilen karar kesindir." hükmünün yer aldığı, maddedeki "bu bap hükümlerine göre" ifadesinde 16. babın vurgulandığı, sanığın cezalandırılması istenen eylemin aynı Kanunun 76. maddesinin ise 4. bapta bulunduğu, hal böyle olunca; bu bap hükümlerine göre verilen kararlara karşı herhangi bir kanun yolunun öngörülmemiş olması karşısında 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 353. maddesine nazaran, ... 1. İcra Ceza Mahkemesinin 14.04.2022 tarihli kararının kesin nitelikte olduğu ve hükmün 14.04.2022 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. ... Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 27.12.2022 tarihli ve 94660652-105-03-16341-2022-Kyb sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen,Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 15.02.2023 tarihli ve KYB- 2022/165512 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I.İSTEM
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının,15.02.2023 tarihli ve KYB- 2022/165512 sayılı kanun yararına bozma isteminin; "Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 20.11.2020 tarihli ve 2019/2 esas, 2020/3 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 10. madde bir ve ikinci fıkrasının, "Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır. Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” şeklindeki hükmü ile gerçek kişilere yapılacak tebligat ile ilgili olarak iki aşamalı bir yöntem benimsenmiş olması karşısında, öncelikle bilinen en son adres (bilinen bir adres yoksa ya da bilinen en son adres ile adres kayıt sistemindeki adres aynı ise mernis adresi olduğu belirtilmeksizin adres kayıt sistemindeki adres) esas alınarak, 7201 sayılı Kanun'a göre normal tebligat çıkarılıp, çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi halinde, aynı Kanun'un 21/2. maddesi uyarınca adres kayıt sistemindeki adres bilinen en son adres olarak kabul edilerek, merci tarafından tebligata 7201 sayılı Kanun'un 23/1-8 ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16/2. maddesi hükümlerine göre, “Tebligat çıkarılan adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğundan, tebliğ imkansızlığı durumunda, tebligatın, Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesine göre bu adrese yapılması” gerektiğine dair şerh düşülerek tebliğ işlemlerinin tamamlanması gerektiği nazara alındığında,Somut olayda, sanığın mernis adresi olan "... Mevkii ... Küme Evleri 24/11 .../..." adresine doğrudan 7201 sayılı Kanun'un 21/2. maddesine göre yapılan tebligatın usulsüz olduğu, borçluya yapılmış usulüne uygun bir ödeme emri tebligatı bulunmadığı cihetle, 2004 sayılı Kanun'un 76. maddesinde yer alan anılan suçun oluşmadığı ve sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesinde isabet görülmemiştir. " Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
II.GEREKÇE
1.Sanığın, yargılama konusu eylemi için 2004 sayılı Kanun’un 76. Maddesinde "üç aya kadar tazyik hapsi" öngörüldüğü belirlenmiştir. 2.2004 sayılı Kanun’un “Hapis ile tazyik” başlıklı 76. maddesi "Mal beyanında bulunmıyan borçlu, alacaklının talebi üzerine beyanda bulununcaya kadar icra mahkemesi hakimi tarafından bir defaya mahsus olmak üzere hapisle tazyik olunur. Ancak bu hapis üç ayı geçemez." şeklinde düzenlenmiştir. 3.5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun’un 2/l. Maddesinde disiplin hapsi; "Kısmî bir düzeni korumak amacıyla yaptırım altına alınmış olan fiil dolayısıyla verilen, seçenek yaptırımlara çevrilemeyen, önödeme uygulanamayan, tekerrüre esas olmayan, şartla salıverilme hükümleri uygulanamayan, ertelenemeyen ve adlî sicil kayıtlarına geçirilmeyen hapsi" olarak tanımlanmıştır. 4.2004 sayılı Kanun'un da icra suçlarıyla ilgili hükümlerin 76 ve 331 ilâ 345/b maddeleri arasında, muhakeme usulüne ilişkin hükümlerinin ise 346 ilâ 354 üncü maddelerinde düzenlendiği, icra suçlarının, suç olarak düzenlenmek suretiyle hapis ve adlî para cezası şeklinde yaptırımlara bağlananlar ile disiplin veya tazyik hapsi yaptırımına bağlananlar şeklinde ikili bir ayrıma tâbi tutulduğu, disiplin hapsi veya tazyik hapsinin, bir suç karşılığı olmayıp kısmî bir düzeni korumak amacıyla yaptırım altına alınmış bir fiil karşılığı olarak uygulanan seçenek yaptırımlara çevrilemeyen, ön ödeme uygulanamayan, tekerrüre esas olmayan, şartla salıverilme hükümleri uygulanamayan, ertelenemeyen ve adlî sicil kayıtlarına geçirilmeyen yaptırımlardır. 5.2004 sayılı Kanun'un 76. maddesi gereğince mal beyanında bulunmamak suçunun oluşabilmesi için borçlu sanığa usulüne uygun olarak ödeme emri tebliğ edilmesine rağmen, yasal süre zarfında mal bildiriminde bulunmaması gerekir.
6.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 20.11.2020 tarihli ve 2019/2 esas, 2020/3 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 10. madde bir ve ikinci fıkrasının, "Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır. Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” şeklindeki hükmü ile gerçek kişilere yapılacak tebligat ile ilgili olarak iki aşamalı bir yöntem benimsenmiş olması karşısında, öncelikle bilinen en son adres (bilinen bir adres yoksa ya da bilinen en son adres ile adres kayıt sistemindeki adres aynı ise mernis adresi olduğu belirtilmeksizin adres kayıt sistemindeki adres) esas alınarak, 7201 sayılı Kanun'a göre normal tebligat çıkarılıp, çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi halinde, aynı Kanun'un 21/2. maddesi uyarınca adres kayıt sistemindeki adres bilinen en son adres olarak kabul edilerek, merci tarafından tebligata 7201 sayılı Kanun'un 23/1-8 ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16/2. maddesi hükümlerine göre, “Tebligat çıkarılan adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğundan, tebliğ imkansızlığı durumunda, tebligatın, Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesine göre bu adrese yapılması” gerektiğine dair şerh düşülerek tebliğ işlemlerinin tamamlanması gerekir. 7.Bu kapsamda inceleme konusu dava dosyası değerlendirildiğinde; somut olayda, sanığın mernis adresi olan "... Mevkii ... Küme Evleri 24/11 .../..." adresine doğrudan 7201 sayılı Kanun'un 21/2. maddesine göre yapılan tebligatın usulsüz olduğu, borçluya yapılmış usulüne uygun bir ödeme emri tebligatı bulunmadığı cihetle, 2004 sayılı Kanun'un 76. maddesinde yer alan anılan suçun oluşmadığı ve sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi kanuna aykırı olup, açıklanan gerekçe uyarınca kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.
III.KARAR
1.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE;
2.... 1. İcra Ceza Mahkemesinin 14.04.2022 tarihli ve 2022/15 Esas, 2022/98 sayılı kararının 5271 sayılı Kanun'un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (d) bendi gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA, sanık hakkında mal beyanında bulunmama eyleminden dolayı hükmolunan tazyik hapsinin kaldırılmasına, bu eylemle ilgili olarak sanık hakkında tazyik hapsi infaz edilmekte ise salıverilmesine;
5271 sayılı Kanun'un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (d) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının , Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE , 07.03.2023 tarihinde karar verildi.
Bu alandaki diğer kararlar

Hacizli Evi Satın Alan Kişi Haczin Düştüğünü İleri Sürebilir mi?
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 26.11.2025

Satış İlanı Usulsüz Tebliğ Edildiyse İhale Feshedilir mi?
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 19.02.2025

Kıymet takdirinden sonra imar durumu değişirse yeniden değerleme istenebilir mi?
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 04.03.2026

