Özet
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, uzun yıllar yatalak yaşayan mirasbırakanın ölümünden yaklaşık iki buçuk ay önce eşine verdiği vekâletnameyle satılan dairenin bedelinin terekeye dönmesini isteyen mirasçının davasını reddeden kararı onadı. Mirasçı, satış bedelinin mirasbırakanın banka hesaplarına hiç girmediğini, vekil eşin hesap verme yükümlülüğünü yerine getirmediğini ve bedelin miras payı oranında kendisine ödenmesi gerektiğini ileri sürmüştü. Daire üç noktayı netleştirdi. Birincisi, vekil mirasbırakanın eşi olduğundan aralarındaki para akışı tanıkla ispat edilebilir; yazılı belge şartı bu ilişkide aranmaz. İkincisi, birbiriyle uyumlu ve görgüye dayalı tanık anlatımlarıyla bedelin önce mirasbırakana ödendiği, mirasbırakanın da yıllarca süren bakım ve harcamalara karşılık minnet duygusuyla bu parayı eşine geri verdiği kabul edildi. Üçüncüsü, mirasbırakanın sağlığında altsoyu dışındaki bir yasal mirasçıya yaptığı karşılıksız kazandırma, mirasbırakan aksini açıkça belirtmedikçe miras payına mahsuben yapılmış sayılmaz ve denkleştirmeye tâbi değildir; bu karinenin aksini kanıtlama yükü davacı mirasçıdadır. Karar, dava açan mirasçı açısından aleyhe bir sonuçtur: ölüme yakın dönemde vekil eliyle nakde çevrilen malvarlığı, kazandırma iradesi kanıtlandığında terekeye dönmez. Uygulamada bu karar, sağlığında verilen paranın her hâlde geri alınacağı beklentisiyle açılan davalarda ispat yükünün ve eşler arası tanık istisnasının belirleyici olduğunu gösteriyor.
İnceleme
Sağlığında eşe geçen para için mirasçının önündeki iki engel
Mirasbırakanın son aylarında bir yakınına verdiği vekâletnameyle malvarlığının nakde çevrilmesi, miras uyuşmazlıklarının en sık görülen başlangıç noktalarından biridir. Ölümden sonra diğer mirasçılar aynı soruyu sorar: bu para nerede ve terekeye dönmesi gerekmez mi. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin bu kararı, sorunun iki ayrı katmanı olduğunu gösteriyor. İlk katman vekâlet hukukudur: vekil, aldığı parayı vekâlet verene teslim ettiğini kanıtlamak zorundadır. İkinci katman miras hukukudur: para mirasbırakana ulaştıktan sonra mirasbırakan onu vekile geri vermişse, ortada artık hesap verme borcu değil sağlararası bir kazandırma vardır ve bu kazandırmanın terekeye dönüp dönmeyeceği denkleştirme kurallarına göre belirlenir. Karar, vekilin mirasbırakanın eşi olduğu hâlde bu iki katmanın nasıl işlediğini somut biçimde ortaya koyduğu için yol göstericidir. Sitemizde daha önce incelediğimiz tenkis ve ölünceye kadar bakma kararı taşınmaz devrini ele alıyordu; buradaki uyuşmazlık ise nakde çevrilmiş bir malvarlığının akıbetine ilişkindir.
Yatalak mirasbırakanın dairesi ölümünden iki buçuk ay önce vekil eşi eliyle satıldı
Mirasbırakan otuz yıla yakın süredir ağır bir hastalıkla yaşıyor, son yıllarını yatalak geçiriyordu. Ölümünden yaklaşık iki buçuk ay önce eşine vekâletname verdi; eş, iki gün sonra mirasbırakana ait bir daireyi üçüncü kişiye sattı. Mirasbırakanın ölümünden sonra diğer mirasçı, satış bedelinin mirasbırakanın banka hesaplarına girmediğini, boynundan aşağısı tutmayan bir kişinin bu parayı iki buçuk ayda harcamasının mümkün olmadığını ve vekil eşin bedeli kendi elinde tuttuğunu ileri sürdü. Talep, dairenin gerçek değerinin belirlenip miras payı oranındaki kısmının faiziyle ödenmesiydi. Davalı eş ise mirasbırakanın tüm bakımını yıllarca üstlendiğini, yatılı bakıcıya altı yıl boyunca ücret ödendiğini, ameliyat ve defin giderlerini karşıladığını, satış bedelinin ise mirasbırakan tarafından bu fedakârlıklara karşılık kendisine verildiğini savundu. İlk derece mahkemesi tanık anlatımlarına dayanarak davayı reddetti; bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu reddetti; Yargıtay da kararı onadı.
Eşler arası ödeme tanıkla kanıtlanır, minnetle verilen para mahsuba tâbi değil
Dairenin onadığı gerekçe üç halkadan oluşuyor. Birinci halka ispat aracına ilişkindir. Kural olarak belli bir değeri aşan ödemelerin yazılı belgeyle kanıtlanması gerekir; ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.203 bazı yakın ilişkilerde bu kuralın istisnasını düzenler ve eşler arasındaki işlemler bu istisnalar arasındadır. Vekil mirasbırakanın eşi olduğundan satış bedelinin mirasbırakana ödenip ödenmediği tanıkla kanıtlanabilir. Mahkeme, birbiriyle uyumlu ve bizzat görgüye dayanan tanık anlatımlarıyla bedelin önce mirasbırakana teslim edildiğini, mirasbırakanın da bunu eşine geri verdiğini sabit saydı.
İkinci halka vekâlet ilişkisinin sonucudur. Vekil, aldığı parayı vekâlet verene ulaştırdığını kanıtladığında hesap verme borcunu yerine getirmiş olur. Bu noktadan sonra paranın akıbeti artık vekâlet hukukunun değil, mirasbırakanın kendi iradesiyle yaptığı bir tasarrufun konusudur. Davacı, vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını, talimata aykırı davranıldığını ya da mirasbırakanın iradesinin sakatlandığını kanıtlayamadı.
Üçüncü halka miras hukukuna aittir. Mirasbırakanın sağlığında minnet duygusuyla eşine verdiği para, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.669 çerçevesinde bir sağlararası karşılıksız kazandırmadır. Kanunun kurduğu düzende altsoya yapılan bu tür kazandırmalar, mirasbırakan aksini açıkça belirtmedikçe miras payına mahsuben yapılmış sayılır ve denkleştirmeye tâbidir. Altsoy dışındaki yasal mirasçılar için ise karine tersine döner: mirasbırakan açıkça mahsup iradesi göstermedikçe kazandırma miras payından bağımsız kabul edilir ve terekeye geri verilmesi istenemez. Eş altsoy olmadığından, davacının bu karinenin aksini kanıtlaması gerekiyordu; dosyada bu yönde ne bir delil ne de bir iddia vardı.
Ret kararı onandı: kazandırma iradesi kanıtlanınca satış bedeli terekeye dönmez
Yargıtay, davacı mirasçının temyiz itirazlarını reddederek ret kararını onadı. Sonuç, dava açan mirasçı açısından aleyhedir. Kararın uygulamadaki etkisi iki yönlüdür. Bir yandan, mirasbırakanın banka hesaplarında satış bedelinin izinin bulunmaması tek başına vekilin parayı elinde tuttuğunu göstermez; yakın akrabalık ilişkisinde ödeme tanıkla kanıtlanabildiği için banka kaydı olmaması davayı kazandırmaz. Öte yandan, mirasbırakanın sağlığında eşine ya da altsoy dışındaki başka bir yasal mirasçıya yaptığı kazandırmada ispat yükü ters yönde işler: kazandırmanın miras payına mahsuben yapıldığını iddia eden mirasçı bunu kanıtlamak zorundadır. Bu iki sonuç birleştiğinde, uzun süreli bakım gerçeğinin kanıtlandığı dosyalarda ölüme yakın dönemde eşe geçen paranın terekeye döndürülmesi ciddi biçimde güçleşmektedir. Kararın altsoya yapılan kazandırmalara uygulanmayacağı da not edilmelidir; bir çocuğa yapılan aynı nitelikteki kazandırmada karine tam tersidir ve mirasbırakan aksini açıkça belirtmedikçe denkleştirme gündeme gelir.
Vekil mirasçıdan hesap isterken banka kayıtlarını ve karineyi birlikte okuyun
Ölümden önce vekil eliyle nakde çevrilen bir malvarlığının peşine düşmeyi düşünen mirasçının, dava açmadan önce üç soruya cevap araması gerekir. Birincisi, vekil kimdir: eş, çocuk, kardeş ya da akraba dışında biri mi. Vekil yakın akrabaysa ödemenin tanıkla kanıtlanabileceğini, banka hesap dökümünün tek başına yeterli olmayacağını hesaba katmak gerekir. İkincisi, para mirasbırakana ulaştıysa mirasbırakan bunu ne yaptı: harcadı mı, birine verdi mi, verdiyse kime. Verilen kişi altsoysa denkleştirme karinesi mirasçı lehine, eşse ya da başka bir yasal mirasçıysa aleyhinedir. Üçüncüsü, dosyada mirasbırakanın kazandırmayı miras payına mahsuben yaptığını gösteren bir belge, mesaj ya da tanık var mı. Bu sorular cevaplanmadan açılan dava, ispat yükünün dağılımı nedeniyle sonuçsuz kalabilir. Mirasbırakanın iradesinin sakat olduğu, vekâletnamenin alındığı tarihte ayırt etme gücünün bulunmadığı ya da vekilin talimat dışına çıktığı iddiaları ayrı bir zeminde ilerler ve her biri kendi delilini ister. Terekedeki payınızın büyüklüğünü kabaca görmek için miras payı hesaplama aracımızı kullanabilir, dosyanızın özelliklerini bir Yalova miras avukatı ile değerlendirebilirsiniz. Bu bölüm bilgilendirme amaçlıdır; somut uyuşmazlıkta hukuki değerlendirme dosyanın tamamına göre yapılır.
Ölüme yakın dönemde eşe verilen paralar hakkında sık sorulan sorular
Mirasbırakanın hesabında satış bedeli görünmüyorsa vekil parayı almış sayılmaz mı
Hayır. Vekilin bedeli mirasbırakana elden teslim ettiğini kanıtlaması mümkündür. Vekil eş, çocuk ya da kardeş gibi yakın bir akrabaysa bu teslim tanıkla dahi kanıtlanabilir; banka kaydının bulunmaması tek başına vekilin parayı elinde tuttuğu anlamına gelmez.
Mirasbırakan sağlığında eşine para verdiyse diğer mirasçılar bunu geri isteyebilir mi
Kural olarak hayır. Altsoy dışındaki yasal mirasçıya yapılan karşılıksız kazandırma, mirasbırakan açıkça mahsup iradesi göstermedikçe denkleştirmeye tâbi değildir. Geri isteyen mirasçının, kazandırmanın miras payına mahsuben yapıldığını kanıtlaması gerekir. Saklı payın ihlal edildiği iddiası ise ayrı bir davanın konusudur.
Aynı para bir çocuğa verilmiş olsaydı sonuç değişir miydi
Evet. Altsoya yapılan karşılıksız kazandırmalarda karine tersidir: mirasbırakan aksini açıkça belirtmedikçe kazandırma miras payına mahsuben yapılmış sayılır ve terekeye geri verilmesi istenebilir. Bu durumda ispat yükü kazandırmayı alan çocuğa geçer.
Vekilin parayı teslim ettiğini kanıtlaması her zaman tanıkla mümkün müdür
Hayır. Tanıkla ispat istisnası yalnızca kanunun saydığı yakın ilişkilerde geçerlidir. Vekil akraba olmayan bir üçüncü kişiyse ya da ilişki bu istisnalara girmiyorsa, belli bir değeri aşan ödemenin yazılı belgeyle kanıtlanması gerekir ve vekil bunu yapamazsa hesap verme borcu devam eder.
Kararın tam metni
~6 dk okuma
Metin, Yargıtay Karar Arama resmî yayınından alınmıştır. Kaynakta açın
3. Hukuk Dairesi 2025/4447 E. , 2026/1393 K. "İçtihat Metni"
MAHKEMESİ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI: 2022/... E., 2025/1051 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 8. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI: 2020/368 E., 2022/201 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; tarafların ... hastası ortak murisinin 05.09.2019 tarihinde vefat ettiğini, murisin hayatının büyük bir bölümünü kendi işini göremeyecek halde yatalak olarak geçirdiğini, murisin eşi olan davalının ölümünden kısa bir süre önce 25.06.2019 tarihinde muristen vekaletname aldığını, bu vekaletname ile 27.06.2019 tarihinde ... İli ... İlçesi ... Mahallesi 93 20... parsel B Blok 4. kat 4 numaralı bağımsız bölümünü 120.000,00 TL bedelle dava dışı üçüncü kişiye devrettiğini, satış bedelinin rayicin çok altında olduğunu, emsal taşınmazlar gözönüne alındığında gerçek satış bedelinin 250.000,00 TL'nin üzerinde olması gerektiğini, murisin satıştan yaklaşık 2,5 ay sonra vefat ettiğini, boynundan altı tutmayan murisin bu kadar kısa bir sürede satış bedelini harcayamayacağını, davalının kötüniyetli olarak muhtaç durumdaki murisin bu durumundan faydalanarak taşınmazını sattığını ve satış bedelini murise ödemediğini, murisin banka hesaplarında bu paranın kendisine ödendiğine ilişkin herhangi bir kayıt bulunmadığını, vekilin vekalet görevini özen ve sadakatle ifa etmesi gerektiğini ve davalının hesap verme yükümlülüğüne aykırı davrandığını ileri sürerek, taşınmazın gerçek bedelinin tespiti ile müvekkilinin miras payı oranında davalından tahsil edilmek üzere, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak koşuluyla, şimdilik 80.000,00 TL'nin 27.06.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; taraflar arasında murisin de katıldığı sözleşme bulunduğunu, sözleşmeye göre davacıya ve murise miras yoluyla intikal eden bazı taşınmazların, müvekkilinin de katılımıyla taksim edildiğini, dava konusu taşınmazın murise temlik edileceği, aynı parsel içerisindeki 9 kapı numaralı taşınmazın 4 nolu bağımsız bölümünün ise davacıya temlik edileceğinin kabul edildiğini, sözleşmenin son paragrafına göre ise tarafların birbirlerine dava açmayacakları, buna ilişkin haklarından feragat ettiklerinin belirtildiğini, davacının mülkiyet hakkından feragat ettiği taşınmaz için hak talep etmesinin hukuka aykırı olduğunu, murisin son 10 yılda harcamaların artması nedeniyle müvekkilinin ziynetlerini bozdurması ve 30 yıldır devam eden ... hastalığı sürecinde kendisine çok iyi bakması nedeniyle, müvekkilinin maddi ve manevi fedakarlığını karşılamak için taşınmaz bedelini müvekkiline verdiğini, müvekkilinin gelen parayı murisin ihtiyaçları ve istekleri için harcadığını, murisin tüm bakımı, ihtiyaçları, ameliyat giderleri ve defin masraflarının müvekkili tarafından karşılandığını, ayrıca murise ölümünden 10 yıl önce yatılı bakıcı tutulduğunu, son altı yılında bakıcıya aylık 500 USD ücret ödendiğini, sadece bu süreçte bakıcıya ödenen paranın 36.000 USD olduğunu, davacının ise murisi son 9 yılda bir kez ziyaret ettiğini, muris için müvekkili tarafından yapılan tüm harcamalar için takas talepleri olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı tanıklarının birbirini doğrulayan ve tamamlayan beyanları ile murisin davalı ile evlendikten birkaç yıl sonra ... hastalığına yakalandığı, son yıllarını yatalak halde geçiren murisin bu süreç içerisinde tüm bakımının davalı tarafından üstlenildiği, murisin tam gün bakıcı gerektiren, dolayısıyla, yüksek meblağlara ulaşan bakım ve tedavi giderleri ile diğer giderlerinin de davalının katkılarıyla karşılandığı, dava konusu taşınmazın satışından sonra satış bedelinin davalı tarafından murise iletildiği, ancak murisin o zamana kadar eşi tarafından kendisine yapılan bakımlar ve harcanan paralara karşılık, minnet duygusuyla davalı eşine verdiği, muris tarafından davalıya verilen paranın 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 669. maddesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği, Yargıtay'ın emsal kararlarında da vurgulandığı üzere; murisin yaptığı sağlararası karşılıksız kazandırmalar alt soy dışındaki bir yasal mirasçıya yapılmış ise murisin bu kazandırmayı miras payına mahsup edilmek üzere hareket etmediğinin karine olarak kabul edilmesi gerektiği, bu karinenin aksinin ispat yükünün davacı tarafa düştüğü, davacı taraf bu yönde herhangi bir delil getirmediği gibi bu yönde herhangi bir iddiada dahi bulunmadığı, murisin sağlığında yasal mirasçısına vermiş olduğu bir hediye, nakit para, ziynet eşyası gibi bir kazandırma şayet muris tarafından açıkça belirtilmedikçe miras payına mahsuben verilmediğinin karine olarak kabul edileceği ve denkleştirmeye de tabi olmadığı, murisin ölümünden sonra diğer mirasçı davacının denkleştirme yönünden talepte de bulunamayacağı, davacı tarafından davalının vekalet görevinin kötüye kullanıldığının ispat edilemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davanın niteliği gereği ispat külfetinin davacıda olduğu, davacı tarafından ise davasını ispata yarar herhangi bir delil sunulmadığı, dava konusu taşınmazın muris tarafından satış suretiyle temlikinin iradî olduğu, talimata aykırı hareket edildiği, vekalet görevinin kötüye kullanıldığı, iradenin fesada uğratıldığı iddialarının kanıtlanamadığı, davalı vekilin murisin eşi olduğu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 203. maddesi itibariyle ödemenin yazılı belge ile ispatı şart olmayıp tanık beyanlarıyla da ispatının mümkün bulunduğu, dosyada dinlenen davalı tanık beyanlarından taşınmaz satım bedelinin murise ödendiğine bizzat şahit olunduğu ve bu bedelin muris tarafından davalıya minnet duygusu ile geri verildiği gözetilerek davanın reddine karar verilmiş olmasında isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; satış bedelinin murise ödenmediğinin celp edilen banka hesap hareketleri ile tespit edildiğini, murisin vefatından sonra terekeye de iade edilmediğini, davalının satış bedelini teslim etmeyip yedinde tutarak sadakat, özen ve hesap verme yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğini, davalının satış bedelini murise ödendiğine yahut murisin bakım ve tedavi giderleri ile diğer masraflarını karşıladığına dair yazılı delil sunmadığını, yalnızca tanık beyanları esas alınarak karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davalı tanıklarından ...'nin davalının kardeşi, ... ve ...'in ise akrabası olduğunu, bu tanıklar ile murisin bakıcısı olduğunu iddia ettiği diğer tanık ...'in ifadesi ile bir kurgu yaratıldığını, davalının iddiasını ispatlayamadığını, muris ve müvekkilinin annelerinden intikal eden malların paylaşımına ilişkin olarak 10.03.2003 tarihli miras taksim sözleşmesi ve onu geçersiz kılan 20.04.2004 tarihli miras taksim sözleşmesi ve ibranamesini tanzim ederek murise davalı ile birlikte oturdukları konutu bıraktıklarını, murisin dava konusu taşınmazı veya bedelini minnet duygusu davalıya vermek isteseydi daha önceden yaptığı gibi belgeye dayalı işlem yapacağını ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, vekalet görevinin kötüye kullanılmasından kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Temyiz edilen kararda belirtilen gerekçeye ve özellikle 6100 sayılı Kanunun 203. maddesi uyarınca, muris ile davalı eşi arasındaki işlemlerin tanıkla ispatının mümkün olduğu, birbiriyle uyumlu ve görgüye dayalı tanık beyanları ve tüm dosya kapsamına göre davalı vekilin hesap vererek dava konusu taşınmazın satış bedelinin murise ödediği, murisin ise bu bedeli davalıya bakım ve harcanan giderler karşılığı geri verdiği anlaşılmakla, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanmasına karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harcının temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.



