Özet
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 11 Şubat 2025 tarihli kararı, borçlunun alacaklılardan kaçırdığı ileri sürülen bir değeri yakın akrabasına devretmesi hâlinde tasarrufun iptali yolunun nasıl işlediğini gösteren, alacaklı lehine ve borçlu ile akraba üçüncü kişi aleyhine bir karardır. Dosyada borçlu, bir şirketten mahkeme kararıyla hak ettiği alacağı noterde düzenlenen temliknameyle babasına devretmiş; baba, oğlunun şirket kredileri için ortak hesaptan yapılan ödemeler nedeniyle kendisinin de alacaklı olduğunu savunmuştur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, akrabalar arasındaki ivazlı tasarrufları kesin olarak bağışlama sayan kuralın baba ile oğul ilişkisini kapsayan ibaresinin Anayasa Mahkemesince iptal edildiğini ve bu iptalin derdest dosyalarda uygulanması gerektiğini kabul etmiştir.
Temlik bu nedenle bağışlama sayılmamış, ancak İcra ve İflas Kanunu m.280 kapsamında incelenmiştir. Kanunun üçüncü fıkrasına göre üçüncü kişi borçlunun usul veya füruu ise borçlunun mali durumunu bildiği farz olunur; baba bunun aksini m.279 son fıkrasına göre ispat edememiştir. Genel Kurul, ticari örfe dayalı ödeme savunmasını da temlikin şirketlerle yapılmadığı gerekçesiyle dikkate almamış ve direnme kararını değişik gerekçeyle uygun bulmuştur. Daire kalan temyiz itirazlarını inceleyerek temliknamenin iptaline ilişkin hükmü onamıştır. İcra ve İflas Kanunu m.278 ise 25 Aralık 2025'ten itibaren yeni metniyle uygulanmaktadır.
İnceleme
Babaya yapılan alacak devri ve akrabalık karinesinin yeni sınırı
Borçlu, elindeki en değerli varlığı icra takibi sürerken babasına devrettiğinde alacaklının aklına gelen ilk soru şudur: aile içindeki bu devir kendiliğinden iptal edilebilir mi? Yıllarca verilen cevap, İcra ve İflas Kanunu m.278'in eski metnine dayanıyordu. Bu metin eşler, usul ve füru ile belirli derecedeki hısımlar arasında yapılan ivazlı tasarrufları, karşılık gerçekten ödenmiş olsa bile bağışlama sayıyor ve aksinin ispatına yer bırakmıyordu. Anayasa Mahkemesi 26 Ocak 2022 tarihli kararıyla bu bentteki üstsoya (usul) ve üçüncü dereceye kadar kayın hısımlarına ilişkin ibareleri iptal etti; iptal hükmü kararın 12 Nisan 2022'de Resmî Gazete'de yayımlanmasından dokuz ay sonra yürürlüğe girdi.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 11 Şubat 2025 tarihli kararı, bu boşluğun uygulamada nasıl doldurulduğunu gösteren bir dosyanın son halkasıdır. Karar, Hukuk Genel Kurulunun aynı dosyada ortaya koyduğu çizgiyi izler: iptal kararının uygulandığı dosyalarda akrabalık tek başına tasarrufu bağışlama yapmaz, ancak m.280'deki bilme karinesi aracılığıyla alacaklının ispat yükünü belirgin biçimde hafifletir. Bu çizgi, m.278'in 25 Aralık 2025'te yürürlüğe giren yeni metninden önceki tasarruflar için geçerlidir; yeni metin akrabalar arasındaki tasarrufları, gerçek değerine uygun ivazlı olduğu ispatlanmadıkça yeniden bağışlama saymaktadır. Bilme karinesine ilişkin m.280 yolu ise her iki dönemde de alacaklının önünde durmaktadır.
Oğul, mahkemeden kazandığı alacağı noterde babasına devretti
Bir banka, borçlu hakkında icra takibi başlatmış ve borca yetecek haczi kabil mal bulamamıştır. Borçlu, dava dışı bir anonim şirkete karşı açtığı alacak davasını kazanmış; bu hükme dayanan alacağını 12 Kasım 2013 tarihli noter temliknamesiyle babasına devretmiştir. Dava dilekçesinde devredilen tutar 3.100.000 TL olarak gösterilmiş, banka temlikin iptalini istemiştir.
Davalılar, bankanın alacağının yeniden yapılandırıldığını ve muaccel olmadığını, aciz belgesinin sunulmadığını ileri sürmüştür. Asıl savunma ise temlikin bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığıdır: babanın da ortağı olduğu bir banka hesabından, oğlunun şirketlerinin kredi borçları için yaklaşık 254,5 milyon TL ödendiği, bunun yarısı olan yaklaşık 127,3 milyon TL için babanın oğlundan alacaklı hâle geldiği ve temlikin bu alacağa mahsuben yapıldığı savunulmuştur.
İlk derece mahkemesi 2016'da davayı kabul etmiş; bilirkişi raporlarına göre borçlunun malvarlığının borcunu karşılamadığını, acizin bu yolla ispatlandığını belirtmiştir. Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesi 2019'da kararı bozmuş, alacak temlikinin ticari örfe dayalı geçerli bir ödeme aracı olabileceğini, babanın gerçekten alacaklı olup olmadığının şirket defterleri üzerinden araştırılması gerektiğini söylemiştir. Mahkeme bu bozmaya direnmiş ve usul ile füru arasındaki kazandırmanın karşılıklı olsa bile alacaklıya karşı bağışlama sayılacağını, bunun aksinin ispatına kanunda yer verilmediğini belirtmiştir. Konuyla ilgili genel bir çerçeve boşanma sürecinde mal kaçırma yazısında da ele alınmıştır.
Bağışlama sayılamadı ama baba oğlunun durumunu bilmiş kabul edildi
Hukuk Genel Kurulu 17 Mayıs 2023'te direnme kararını incelerken önce yerel mahkemenin dayanağını ortadan kaldırmıştır. Genel Kurula göre Anayasa Mahkemesinin iptal kararları kesin hüküm hâline gelmemiş derdest dosyalarda uygulanmak zorundadır; iptal kararı karşısında baba ile oğul arasındaki temlik bağışlama hükmünde kabul edilemez. Genel Kurul burada durmamış, kanunda düzenlenen diğer iptal sebeplerinin incelenmesi gerektiğini vurgulamıştır.
İnceleme m.280 üzerinden yapılmıştır. Birinci fıkra, malvarlığı borçlarına yetmeyen borçlunun alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı işlemleri, bu durumun işlemin diğer tarafınca bilindiği ya da bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hâllerde iptale tabi tutar. Üçüncü fıkra ise üçüncü kişi borçlunun eşi, usul veya füruu ya da üçüncü dereceye kadar kan veya sıhri hısımı ise borçlunun durumunu bildiğinin farz olunacağını öngörür. Bu karinenin aksi ancak m.279 son fıkrasına göre, yani üçüncü kişinin borçlunun hâl ve vaziyetini bilmediğini ispat etmesiyle çürütülebilir.
Somut olayda Genel Kurul, tarafların baba ve oğul olduğunun çekişmesiz olduğunu, icra takibinin ve borçlunun aciz hâlinin kesinleştiğini tespit etmiştir. Babanın, oğlunun alacaklılara zarar verme kastıyla hareket ettiğini bilen ve bilebilecek kişilerden olduğu ve bunun aksini ispat edemediği kabul edilmiştir. Özel Dairenin istediği şirket defterleri incelemesi de gereksiz görülmüştür: alacaklı banka alacağına kavuşamamış ve zarara uğramıştır, temlik işlemi dava dışı şirketlerle değil doğrudan baba ile yapılmıştır; ticari örfe dayalı ödeme olgusu bu nedenle somut olaya uygulanamaz. Bu gerekçelerle temlikin m.280'in birinci ve üçüncü fıkraları gereğince iptale tabi olduğu sonucuna varmıştır.
Temlik iptal edildi, Daire direnme sonrası hükmü onadı
Hukuk Genel Kurulu ilk aşamada direnme kararını değişik gerekçeyle uygun bulup hükmü onamıştır. 31 Ocak 2024 tarihli karar düzeltme kararıyla direnmenin uygun bulunması sonucu korunmuş, yalnız onama ibaresi kaldırılmıştır; çünkü direnme konusu dışında kalan temyiz itirazları henüz incelenmemişti. Dosya bu itirazların incelenmesi için 4. Hukuk Dairesine gönderilmiştir. Daire 11 Şubat 2025'te duruşmalı inceleme yapmış ve temyiz sebeplerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı sonucuna varmıştır.
İlk derece mahkemesinin 12 Kasım 2013 tarihli temliknamenin iptaline ilişkin kararı onanmış, ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir kararlarının kesinleşmeye kadar sürmesine ilişkin hüküm de yerinde bırakılmıştır. Duruşmada vekille temsil olunan davacı banka lehine 32.000 TL Yargıtay duruşma vekâlet ücretine hükmedilmiştir. Hüküm, eski m.278'in iptal edilen ibaresine değil m.280'in birinci ve üçüncü fıkralarına dayandığı için yeni m.278 döneminde de aynı gerekçeyle kurulabilecek niteliktedir.
Aile içi devirde karşılığın ve bilmemenin belgesi belirleyicidir
Karardan çıkan ilk ders, akraba üçüncü kişinin borçludan alacaklı olduğu savunmasının, doğrudan kendisine yapılan temlikte sonucu değiştirmemesidir. Bu alacağın varlığı araştırılmamış; Hukuk Genel Kurulu alacaklının zarara uğradığını ve temlikin doğrudan akrabaya yapıldığını esas almıştır. Akraba üçüncü kişi yönünden m.279 son fıkrası anlamında borçlunun durumunu bilmediğine ilişkin somut delillerin, alacaklı yönünden ise borçlunun malvarlığının borca yetmediğini gösteren bilirkişi raporu ya da aciz belgesinin dosyaya girmesi gerekir. Uygulamada sık karşılaştığımız durum, aile içi devrin karşılığını gösteren banka kayıtlarının dava açıldıktan sonra aranmasıdır; bu kayıtların devir tarihinde düzenlenmiş olması ispat gücünü artırır.
Bir güncellik notu da düşülmelidir. İcra ve İflas Kanunu m.278, 24 Aralık 2025 tarihli 7571 sayılı Kanunla yeniden yazılmış ve 25 Aralık 2025'te yürürlüğe girmiştir. Yeni metne göre altsoy ve üstsoy, üçüncü derece dâhil kan ve kayın hısımları, son bir yıl içinde evlilik birliği sona ermiş olsa bile eş, evlat edinen ile evlatlık ve ortak konutta yaşayan kişiler arasındaki tasarruflar, gerçek değerine uygun olarak ivazlı olduğu ispatlanmadıkça bağışlama sayılır; iptale tabi süre de geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğindeki haciz tutanağının düzenlendiği ya da iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıldır. Bu değişiklikten sonra akrabaya yapılan devirde karşılığın gerçek değere uygunluğu ve ödemenin izi en baştan belgelenmelidir. Yeni hükmün derdest dosyalara uygulanıp uygulanmayacağı her dosyanın tarihleri üzerinden ayrıca değerlendirilmelidir. Takip ve iptal sürecine ilişkin genel bilgi Yalova icra avukatı sayfasında yer almaktadır.
Akraba arasındaki devirlerin iptaline dair sık sorulan sorular
Babaya yapılan satış her durumda bağışlama sayılır mı?
Eski metindeki kesin bağışlama kuralının üstsoya (usul) ilişkin ibaresi Anayasa Mahkemesince iptal edildiği için Genel Kurul bu dosyada temliki bağışlama saymamıştır. 25 Aralık 2025'ten sonra uygulanan yeni m.278 ise akrabalar arasındaki tasarrufu, gerçek değerine uygun karşılıkla yapıldığı ispatlanmadıkça bağışlama sayar. Karşılığın gerçek değere uygunluğunu ispat yükü artık devralan akrabanın üzerindedir.
Akraba üçüncü kişi borçlunun durumunu bilmediğini nasıl ispat edebilir?
Kanun bu ispatı m.279 son fıkrasına bağlar ve karineyi çürütme yükünü üçüncü kişiye yükler. Borçluyla uzun süredir görüşülmediğini, ayrı yerleşim yerlerinde yaşandığını ya da borçlunun mali sıkıntısının dışarıdan anlaşılamadığını gösteren belgeler bu amaçla sunulabilir. Bu dosyada baba, karineyi çürütecek böyle bir ispat ortaya koyamamıştır.
Akraba borçludan alacaklı olduğunu savunursa temlik iptalden kurtulur mu?
Bu dosyada babanın alacaklı olduğu savunması sonucu değiştirmemiştir. Hukuk Genel Kurulu, alacaklı bankanın zarara uğradığını ve temlikin şirketlerle değil doğrudan babayla yapıldığını gözeterek ticari örfe dayalı ödeme olgusunu uygulamamıştır. Babanın alacağının varlığı araştırılmamış; alacaklı olduğu savunması bilme karinesinin çürütülmesi yerine geçmemiştir.
Kararın tam metni
~11 dk okuma
Metin, Yargıtay Karar Arama resmî yayınından alınmıştır. Kaynakta açın
4. Hukuk Dairesi 2024/2695 E. , 2025/2210 K. "İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/130 E., 2021/726 K.
Taraflar arasında görülen tasarrufun iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin bozma kararına İlk Derece Mahkemesince verilen direnme kararının davalı ... vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine 6100 sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu’nun 373 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince Dairemizce yapılan incelemede; dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17.05.2023 tarih 2023/174-237 E., 2023/477 K. sayılı ilamı ile onanmasına karar verilmiş, ardından 31.01.2024 tarih 2023/174-1052 E., 2024/34 K. sayılı ilamı ile davalılar vekillerinin direnme konusu dışında kalan diğer temyiz itirazları ile ilgili inceleme yapılması için dosyanın Dairemize gönderilmesine karar verilmiş olup; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi. Mahkeme kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmiş, incelemenin duruşmalı olarak yapılması davalı ... tarafından istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 11.02.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen gün ve saatte gelen davacı vekili Av. ... geldi. Davalı ... vekili Av. ... geldi. Davalı ... tarafından gelen olmadı. Taraflar vekilinin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 11.02.2025 gününde Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeleri incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı borçlu ... hakkında yaptıkları icra takibi sırasında borcuna yetecek haczi kabil malının bulunmadığını, alacaklılardan mal kaçırmak amacı ile borçlunun dava dışı ... A.Ş. aleyhine açtığı alacak davasında lehine karar verilen 3.100.000,00 TL'sını 12.11.2013 tarihinde babası olan diğer davalı ...'e temlik ettiğini belirterek bu temlikin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekilleri ayrı ayrı verdikleri cevap dilekçelerinde, davacı banka alacağının muaccel olmadığını yeniden yapılandırıldığını, aciz belgesinin sunulmadığını, davalı borçlunun davalı ...'in ortak hesabından alınan paralar ile davacı banka dahil birçok borcun ödendiğini bu kapsamda davalı ...'in ...'dan 127.273.878,79 TL alacaklı olduğunu belirterek davanın reddini istemişlerdir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 21.06.2016 tarihli ve 2015/22 Esas, 2016/207 Karar sayılı kararı ile; davalıların cevap dilekçelerinde ve tüm savunmalarında, baba-oğul arasındaki borcun gerçek bir borç olduğunu, mal kaçırma niyet ve amacı olmadığını, temlik sözleşmesinin taraflarının baba- oğul olmasının tasarrufun iptali için yeterli olmadığını savundukları, ancak; İcra iflas kanununun 280/3 maddesine göre baba-oğul arasındaki borç gerçek borç olsa dahi tasarrufun iptali için yeterli olduğu, ayrıca, alınan tüm bilirkişi raporlarına göre davalı borçlu ...'ın malvarlığının kefaret borcunu karşılamaya yetmediği ve bu durumda ...'ın aciz durumunun ispatlandığı, bu şekilde aciz durumu ispatlandığı için davacı tarafın icra müdürlüğünden alacağı için aciz vesikasına ihtiyaç kalmadığı, tasarrufun iptali şartlarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davalılar ... ile ... arasında ... 19. Noterliğinde yapılan 12 Kasım 2013 tarihli ve 25638 yevmiye sayılı temliknamenin iptaline, verilmiş olan ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir kararlarının kararın kesinleşmesine kadar devamına karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı
- Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
- Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 01.10.2019 tarihli ve 2017/851 Esas, 2019/8709 Karar sayılı ilamı ile; "...Gerçek bir alacağı bulunan alacaklıya borçlunun bir başkasından olan para alacağını temlik etmesi ticari örfe dayalı geçerli bir ödeme aracıdır. Burada önemli olan temlik alanın, bu temliki gerektirir nitelikte ve boyutta borçludan alacağının olduğunun sabit olmasıdır. Davalı ... vekili, müvekkillinin borçlunun ortağı olduğu ... grubuna ait şirketlere verdiği borçların karşılığı olarak bu temlikin yapıldığını iddia ettiğinden, yapılacak iş, borcun hangi şirkete ne zaman verildiği hususlarının somutlaştırılması sağlandıktan sonra, bu şirketlerin ticari defterleri üzerinde, inceleme yapılarak temlik işleminden öncesinde ve sonrasında aralarında devam eden bir ilişki olup olmadığı, temlik konusu miktar kadar borcun davalı üçüncü kişi tarafından verilip verilmediği ve verilmiş ise buna ilişkin ödeme yapılıp yapılmadığı araştırılarak, oluşacak sonuca göre karar verilmesinden ibarettir. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır." gerekçesi ile karar bozularak dosya kararı veren Mahkemeye gönderilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kanun hükmüne göre usul ve füru arasında yapılan kazandırmaların karşılıklı dahi olsa alacaklıya karşı bağışlama gibi olduğu, Kanun bu türden kazandırmaların bağışlama gibi olacağını belirttiğinden aksinin mümkün olduğu hususunda bir düzenlemeye yer vermediği, aynı kanunun 280/3.maddesinde ise hısımlar arasında yapılan ve alacaklıya zarar verme kastı sebebine dayalı iptal davaları için aksinin ispat edileceğinin açıkça belirtildiği, kanun koyucunun İİK 278.maddesindeki düzenlemeyle, hısımlar arasında belli koşullarda yapılan işlemlerin bağışlama gibi olduğunu kabul ettikten sonra aksinin ispatına yönelik hüküm dercetmeyerek, iradesinin aksinin ispatının mümkün olmadığı yönünde olduğunu ortaya koyduğu, davalılar arasında yapılan temlik işleminin İİK 278.maddesine göre iptale tabi olduğu, davalılar arasındaki alacak ilişkisinin ve alacağın gerçek olup olmadığının tespitinin kanun maddesinin uygulanmasına bir etkisinin olmadığı, temlik bir ivaz karşılığında yapılmış olsa dahi kazandırmanın alacaklıya karşı bağışlama olarak kabul edilmesi gerektiği gerekçesiyle önceki kararda direnilmesine, davacının davasının kabulü ile, davalılar ... ile ... arasında ... 19. Noterliğinde yapılan 12 Kasım 2013 tarihli ve 25638 yevmiye sayılı temliknamenin iptaline, verilmiş olan ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir kararlarının kararın kesinleşmesine kadar devamına karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili ve davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; mahkemenin ilk kararında İİK 280 maddesi kapsamında davanın kabulüne karar verilmişken, direnme kararında İİK 277 maddesi uyarınca direnme kararı verildiğini, hükmün gerekçesinin değiştirildiğini, gerçekleştirilen tasarrufun taraflar arasındaki bir borç ilişkisine dayandığının açıkça belgelerle ortaya konulduğunu, müvekkili ile ... arasında hissedarı oldukları, ticari işler yaptıkları şirket ve şirketler ile alakalı bir ticari ilişkinin mevcut olduğunu, ancak davacı yanın bu hususlarda yalnızca soyut ve mesnetsiz iddialarda bulunmuş olduğu halde, Mahkemenin tüm bu hususları objektif olarak gözetmeden, bu hususta hiçbir inceleme ve araştırma yapmadan davanın kabulüne karar verdiğini, aciz vesikası olmaksızın hüküm tesis edildiğini, bozma ilamında da belirtildiği gibi davalılar arasındaki kan bağından bağımsız olarak süregelen bir ticari ilişkinin mevcut olduğunun inkâr edilemeyeceğini, müvekkilinin ...’a İstanbul 35. İcra Müdürlüğü’nün 2013/28401 Esas sayılı dosyadaki alacağının yarısı tutarındaki miktarı ortak hesaplarından çekmiş olduğu paralardan mahsup edilmek üzere temlik ettiğini belirterek yerel mahkeme kararının bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; 2011 yılında ...'ın sahibi bulunduğu şirketlerin bankalardan kullandığı kredilerin ödenmesinde sıkıntı yaşanması üzerine davalı ...'in de yarısına sahip olduğu ... Bankasındaki müşterek hesaplarında bulunan 254.547.756,00 TL paranın, davalı ...'in vermiş olduğu muvafakatname ile 28.11.2011 tarihinde ...'ın ... Bankasına olan borçları için ödendiğini, ... Bankasına müşterek hesaptan ödenen bu tutarın yarısı 127.273.847,79 TL olarak davalı ...'e ait olduğundan, bu miktarda ...'dan alacaklı duruma geçtiğini, ...'ın, ... Bankasına müşterek hesapta yapılan bu ödemeler nedeniyle oluşan alacağının kısmen ödenmesi amacıyla İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/147 Esas sayılı dosyası ile ... A.Ş aleyhine açılıp karara bağlanan toplam 3.100,000 TL asıl alacağını tüm ferileri ile birlikte ... 19. Noterliğinin 12.11.2013 tarih ve 25638 yevmiye nolu temliknamesi ile davalı ...'e temlik ettiğini, temlik edilen bu alacağın işlemiş faizleri ile birlikte yaklaşık 18.000,000 TL tuttuğunu, her ne kadar ... ile ...'ın baba-oğul olduğu ve bu sebeple de alacaklılardan mal kaçırma kastıyla bu tasarrufun yapıldığı iddia edilse de bu temlik sözleşmesinin davalının, müşterek hesabından kullandığı bedele karşılık yapılmış olup; ödeme yerine geçen geçerli bir sözleşme olduğunu, bu sebeple davalıların ... Bankasında müşterek hesaplarında bulunan ve yarısı davalı ...'e ait olan mevduatın, davalı ...'ın borcu için ... Bankasına ödenmiş olup olmadığı araştırılmadan ve davalı ...'dan olan alacağına mahsuben temlike konu alacağı bu sebeple temlik almış olup olmadığının araştırılması yapılmadan davanın kabulü yoluna gidilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının bozulmasını talep etmiştir. C.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Onama Kararı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17.05.2023 tarih 2023/174-237 E., 2023/477 K. sayılı ilamı ile "....32. Somut olayda davalı borçlu ...'ın ... A.Ş'den mahkeme hükmüne dayalı olan alacağının yarısını diğer davalı babası ...'a temlik ettiği belirtilerek yapılan tasarrufun 278/III-1 inci maddesi gereği iptale tabî olduğu ileri sürülmüş ise de; Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının kesin hüküm hâlini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanması zorunlu olduğundan, iptal kararı gereğince tasarrufun bağışlama hükmünde kabul edilemeyeceği açıktır. Bu durumda Kanun'da düzenlenen diğer iptal sebeplerinin bulunup bulunmadığı incelenmelidir. 33. İcra ve İflas Kanunu'nun 280/1 inci maddesinde; malvarlığı borçlarına yetmeyen borçlunun alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu malî durumun ve zarar verme kastının, işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hâllerde iptal edilebileceği, işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflas yoluyla takipte bulunulmuş olmasını, üçüncü kişinin borçlunun karı veya kocası, usul veya füruu ile üçüncü dereceye kadar kan veya sıhri hısımı, evlat edineni veya evlatlığı ise borçlunun durumunu bildiğinin kabul olunacağı, bunun hilafını üçüncü kişinin ancak 279 uncu maddenin son fıkrasına göre ("Bu tasarruflardan istifade eden kimse borçlunun hal ve vaziyetini bilmediğini ispat eylerse iptal davası dinlenmez." hükmüne göre) ispat edebileceği düzenlenmiştir. 34. Davalıların baba-oğul olduklarının çekişmesiz olduğu, davalı borçlu hakkındaki icra takibinin ve davalı borçlunun aciz hâlinin kesinleştiği, 12.11.2013 tarihli temliknameyle davalı ...'ın ... A.Ş'den mahkeme hükmüne dayalı olan alacağının yarısını diğer davalı babası ...'a temlik ettiği, üçüncü kişi davalı babanın temlik borçlusu oğlunun alacaklılara zarar verme kastıyla hareket ettiğini bilen ve bilebilecek kişilerden olduğu ve davalı üçüncü kişinin 279/son maddesi uyarınca borçlunun vaziyetini bilmediğini ispat edemediğinden mahkemece verilen karar sonuç itibariyle doğrudur. Davalılardan ...'ın müşterek hesaptan Banka'ya yapılan ödeme nedeniyle babası davalı ...'a borçlandığını ve dava konusu temliki bu sebeple yaptığına dair yapılan savunma karşısında Özel Dairece, temlik edilen alacağın gerçek alacak olup olmadığı yönünde araştırma yapılması gerektiği belirtilmiş ise de; alacaklı bankanın alacağına kavuşamadığı ve zarara uğradığı, temlik işleminin dava dışı şirketler ile yapılmadığı, ticari örfe dayalı ödeme olgusunun somut olayda uygulanmasının mümkün olmadığı gözetildiğinde, dava dışı şirketlerin ticari defterleri üzerinde inceleme yapılarak temlik işleminden öncesinde ve sonrasında aralarında devam eden bir ilişki olup olmadığının incelenmesine de gerek bulunmamaktadır. Zira temlik işleminin tarafı dava dışı şirket ile davalı üçüncü kişi ... değildir. Dolayısıyla, bu yönde bir araştırma yapılmasına yer olmadığına ve temlik işleminin 280/1 ve 3 üncü maddeleri gereği de iptale tabî olduğuna ilişkin mahkeme kararının isabetli olduğu anlaşılmaktadır. 35. Hâl böyle olunca, direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçeyle onanması gerekmiştir." gerekçesi ile kararın onanmasına karar verilmiştir. D.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Karar Düzeltme Kararı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 31.01.2024 tarih 2023/174-1052 E., 2024/34 K. sayılı ilamı ile; "...Hukuk Genel Kurulu kararında yer alan açıklamalara göre 6217 sayılı Kanun’un 30 uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen Geçici Madde 3 atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440 ıncı maddesinde sayılan sebeplerden hiçbirisine uygun olmayan sair karar düzeltme isteminin REDDİNE, ancak kararda direnme uygun bulunduğundan direnme kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekirken onama kararı verildiği anlaşıldığından davalılar vekillerinin bu yöne ilişkin karar düzeltme itirazlarının KABULÜNE, düzeltilmesi istenen Hukuk Genel Kurulunun 17.05.2023 tarihli ve 2023/(17)4-237 Esas, 2023/477 Karar sayılı kararında yer alan "... 35. Hâl böyle olunca, direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçeyle onanması gerekmiştir..." ibaresi ile " ...Açıklanan sebeplerle; Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerle ONANMASINA, Aşağıda dökümü yazılı (1.266.903,99 TL) harcın temyiz edenlerden alınmasına..." ibaresinin KALDIRILMASINA ve yerine (IV. KARAR bölümüne) "...Direnme yukarıdaki değişik gerekçe ile uygun olduğundan, davalılar vekillerinin direnme konusu dışında kalan diğer temyiz itirazları ile ilgili inceleme yapılması için dosyanın YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE..." ibarelerinin EKLENMESİNE, açıklanan bu nedenlerden dolayı direnme uygun bulunduğundan diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE," karar verilmiştir. E. Gerekçe
- Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, İİK 277 ve devamı maddelerine göre açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
- İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddeleri.
- Değerlendirme 1.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 373 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince Dairemizce yeniden yapılan incelemede; 3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, davalı ... vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası ve 373 üncü maddesinin beşinci fıkraları uyarınca ONANMASINA, 32.000,00 TL vekalet ücretinin davalı ...'dan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davacıya verilmesine, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalılar ... ve ... ...' e yükletilmesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 11.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.



