Meslek Hastalığı: Tespit Süreci, SGK Hakları ve Tazminat Davası
Meslek hastalığının 5510 sayılı Kanun’daki tanımı, yükümlülük süresi, Kurum Sağlık Kurulu ve Yüksek Sağlık Kurulu tespit zinciri, sürekli iş göremezlik geliri, işverene tazminat davası ve zamanaşımının başlangıcı.

Bir işçinin sağlığı her zaman ani bir olayla bozulmaz. Yıllarca aynı gürültülü tezgâhın başında durmak, titreşimli el aletiyle çalışmak, çözücü buharı solumak ya da tozlu bir ortamda vardiya doldurmak, zararını sessizce ve yavaş biriktirir. Hukuk bu tabloyu meslek hastalığı başlığı altında ele alır ve iş kazasından ayrı bir ispat düzenine bağlar.
İş kazasında ortada bir tarih, çoğu zaman bir tutanak ve görgü tanığı vardır. Meslek hastalığında ise ilk soru şudur: bu rahatsızlık gerçekten yapılan işten mi kaynaklanıyor, yoksa kişinin genel sağlık geçmişinin bir parçası mı? Bu sorunun cevabı hekim odasında değil, kanunun çizdiği belirli bir tespit zinciri içinde verilir. Zincirin bir halkası eksik kaldığında, hastalık gerçek olsa bile tazminat davası ispatsızlıktan reddedilebilir.
Bu yazı, meslek hastalığının hukuki tanımından başlayarak tespit sürecinin adımlarını, Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan doğan hakları, işverene karşı açılacak tazminat davasının çerçevesini ve zamanaşımının neden burada özel bir kural izlediğini anlatıyor. Tazminat tutarının nasıl hesaplandığı ayrı bir konudur; sayısal çerçeveyi görmek isteyenler iş kazası ve meslek hastalığı tazminat hesaplama aracını kullanabilir.
Meslek hastalığı hukuken nedir?
Tanım, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 14. maddesinin birinci fıkrasında yer alır:
"Meslek hastalığı, sigortalının çalıştığı işten dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal özürlülük halleridir."
Bu kısa cümlede üç ayrı unsur saklıdır ve üçü de ayrı ayrı ispatlanır:
- Sigortalılık — Kişinin, hastalığa yol açtığı ileri sürülen dönemde sigortalı olarak çalışıyor olması gerekir. Kayıt dışı çalışılan dönemler için önce sigortalılığın kanıtlanması, yani ayrı bir hizmet tespiti davası gerekebilir. Bu, uygulamada en sık atlanan ön adımdır.
- İşle nedensellik bağı — Hastalığın, yapılan işin niteliğinden ya da işin yürütüm şartlarından kaynaklanması gerekir. Kanun burada "tekrarlanan bir sebep" ifadesini kullanır; yani tek seferlik bir maruziyet kural olarak meslek hastalığı değil, iş kazası tartışmasına girer.
- Sağlıkta bozulma — Geçici ya da sürekli bir hastalık, bedensel veya ruhsal bir kayıp doğmuş olmalıdır. Rahatsızlık hissi tek başına yetmez; bulguların tıbbi olarak belgelenmesi gerekir.
İş kazasından farkı nerede başlar?
Aynı kanunun 13. maddesinde tanımlanan iş kazası, sigortalıyı "hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olay"dır. Kelimenin kendisi ani ve tekil bir vakayı işaret eder. Meslek hastalığında ise tekil bir olay yoktur; zarar süreç içinde birikir.
Bu ayrımın pratik sonucu büyüktür. İş kazasında tarih bellidir, bildirim süresi o tarihten işler, zamanaşımı çoğu zaman o tarihten başlar. Meslek hastalığında ise "olay tarihi" diye tek bir gün yoktur; hukuk bunun yerine hastalığın meydana çıktığı ve tespit edildiği tarihi ölçüt alır. Aşağıda göreceğimiz gibi faiz başlangıcı da, zamanaşımı da bu tarihe bağlanır.
İş kazası tarafındaki dava süreci, işverenin sorumluluğu ve delil toplama başlıklarının ayrıntısı iş kazası davası sayfasında ele alınmıştır; bu yazı yalnızca meslek hastalığına özgü noktalara odaklanıyor.
Meslek hastalıkları listesi ve yükümlülük süresi
Kanun hangi hastalıkların meslek hastalığı sayılacağını tek tek saymaz; bunu ikincil mevzuata bırakır. Ölçüt, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği (RG 11.10.2008 — 27021) ve ona ekli Meslek Hastalıkları Listesi'dir. Liste, hastalıkları etkene göre gruplandırır: kimyasal maddelerle oluşanlar, mesleki cilt hastalıkları, pnömokonyozlar ve diğer mesleki solunum sistemi hastalıkları, bulaşıcı hastalıklar, fiziksel etkenlerle oluşanlar.
Yükümlülük süresi ne demek?
Listedeki her hastalık için bir yükümlülük süresi öngörülmüştür. Bu, sigortalının hastalığa yol açan işten fiilen ayrıldığı tarih ile hastalığın meydana çıktığı tarih arasında geçmesine izin verilen en uzun süredir. Süre hastalığın niteliğine göre birkaç günden on yıla kadar değişir: akut kimyasal etkilenmelerde çok kısa, asbest kaynaklı akciğer hastalıklarında ise uzun yıllara uzanan süreler söz konusudur.
Mantığı şudur: işten ayrıldıktan çok uzun süre sonra ortaya çıkan bir rahatsızlığın o işle bağının kurulması güçleşir. Yükümlülük süresi, bu bağı karine hâline getiren bir zaman penceresidir.
Süre geçmişse dosya kapanır mı?
Hayır — ve bu, uygulamada en sık gözden kaçan noktalardan biridir. 5510 sayılı Kanun'un 14. maddesi, klinik ve laboratuvar bulgularıyla hastalığın belirlendiği ve hastalığa yol açan etkenin işyerindeki inceleme sonucunda tespit edildiği hâllerde, listedeki yükümlülük süresi aşılmış olsa dahi, Kurumun veya ilgilinin başvurusu üzerine Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun onayı ile hastalığın meslek hastalığı sayılabileceğini düzenler.
Yani süre aşımı otomatik bir ret sebebi değil, ek bir ispat yükü doğuran bir eşiktir. Bu yolda iki şey birlikte gerekir: hastalığın tıbbi olarak kesinleşmesi ve etkenin işyeri incelemesiyle ortaya konması. İşyeri incelemesi ayağı ihmal edildiğinde bu istisnadan yararlanmak mümkün olmaz.
Tespit zinciri: hastalık nasıl "meslek hastalığı" hâline gelir?
Bir rahatsızlığın hukuken meslek hastalığı sayılması, birbirini izleyen adımların tamamlanmasına bağlıdır. Sıra şöyledir:
1. Bildirim
Kanun bildirim yükümlülüğünü kimin taşıdığını çalışma statüsüne göre ayırır. Hizmet akdiyle çalışanlar ve kamu görevlileri bakımından yükümlülük işverendedir; bağımsız çalışanlarda ise sigortalının kendisindedir. Bildirim, durumun öğrenilmesinden itibaren üç iş günü içinde Kuruma yapılır.
Bildirim yapılmazsa ne olur? Kanun burada bir yaptırım öngörür: yükümlülüğü yerine getirmeyen işverenden ya da sigortalıdan, Kurumca yapılan masraflar ile ödenmiş geçici iş göremezlik ödenekleri geri alınır. Bildirimin yapılmamış olması, hastalığın meslek hastalığı sayılmasına tek başına engel değildir — sigortalı kendisi de Kuruma başvurabilir.
2. Sağlık kurulu raporu
Hastalığın işten kaynaklandığının tespiti, yetkili sağlık hizmet sunucularının düzenlediği sağlık kurulu raporu ve ekindeki tıbbi belgelerin incelenmesiyle yapılır. Uygulamada bu raporlar meslek hastalıkları hastaneleri ve bu konuda yetkilendirilmiş üniversite hastaneleri tarafından düzenlenir.
3. İşyeri çalışma koşullarının incelenmesi
Kanun, gerekli hâllerde işyerinin çalışma koşullarını gözlemleyen denetim raporlarının da incelenmesini öngörür. Bu ayak, nedensellik bağının teknik dayanağını oluşturur: maruz kalınan etkenin gerçekten o işyerinde bulunduğunu ortaya koyar. Kullanılan kimyasalların envanteri, ölçüm kayıtları, kişisel koruyucu donanım tutanakları, vardiya ve görev tanımı belgeleri burada belirleyici olur.
4. Kurum Sağlık Kurulu kararı
Toplanan tıbbi ve teknik veriler Kurum Sağlık Kurulu tarafından değerlendirilir ve hastalığın meslek hastalığı olup olmadığı ile meslekte kazanma gücü kaybı oranı bu aşamada karara bağlanır. Sürecin resmî çıktısı budur.
5. İtiraz: Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu
Kurum Sağlık Kurulu kararına karşı itiraz yolu Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kuruluna gider. Bu kurul, hem olumsuz kararların denetlendiği hem de yükümlülük süresi aşımı istisnasının onaya bağlandığı mercidir.
6. Yargı aşaması ve Adli Tıp Kurumu
İdari aşama tükendiğinde uyuşmazlık iş mahkemesine taşınır. Mahkeme, kurul raporlarıyla bağlı değildir; çoğu dosyada Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas dairesinden rapor alınır. Uygulamada meslek hastalığı dosyalarının kaderini belirleyen rapor genellikle budur.
Meslek hastalığının tespiti davası
Kurum hastalığı meslek hastalığı saymadığında ya da tazminat davasında bu husus çözülmemiş bir ön mesele olarak durduğunda, ayrı bir tespit davası açılır. Davalı taraf hem Sosyal Güvenlik Kurumu hem de işveren olur; çünkü verilecek karar ikisinin de hukuki durumunu etkiler.
Bu davanın nasıl işlediğini ve nerede kırıldığını gösteren yakın tarihli bir örnek, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2025/10906 E., 2025/17678 K. sayılı ve 18.12.2025 tarihli kararıdır. Dosyada işçi, iplik boyama bölümünde kimyasallarla çalıştığını ve bronş astımına yakalandığını ileri sürmüştür. Süreç şöyle işlemiştir: önce Kurumun ilgili birimi meslek hastalığı bulunmadığını bildirmiş, ardından Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu iki ayrı raporla bu görüşü teyit etmiş, sonra dosya Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesine gönderilmiştir.
Adli Tıp Kurumu, karar verebilmek için bir kısım testin yaptırılmasını ve tıbbi kayıtların tamamlanmasını istemiş, bu amaçla davacının bir üniversite hastanesine sevki yapılmıştır. Kararda tespit edildiği üzere davacı evrak kaydını yaptırmış fakat muayene olmadığından rapor düzenlenememiştir. Sonuç: dava reddedilmiş, istinaf başvurusu esastan reddedilmiş, Yargıtay hükmü onamıştır.
Bu dosyadan çıkan üç ders, teknik ayrıntıdan daha önemlidir:
- İspat yükü davacıdadır ve süreç taraflarca hazırlanır. Mahkeme dosyayı kendiliğinden tamamlamaz; istenen muayeneye gitmemek, hastalık gerçek olsa dahi davayı bitirebilir.
- Kurul raporlarına itiraz hakkı kullanılmazsa vazgeçilmiş sayılabilir. Kararda, mahkemenin ara kararlarıyla bu sonucu açıkça ihtar ettiği belirtilmektedir.
- Tespit, tazminatın önünde durur. Aynı dosyanın geçmişinde açılmış bir maddi–manevi tazminat davası vardır ve o dava, tespit meselesi çözülmediği için sürüncemede kalmıştır.
Maddi güçlük nedeniyle istenen tetkikler yaptırılamıyorsa, yargılama gideri konusunda adli yardım talebinde bulunulması gerekir. Anılan dosyada bu talep yargılama sırasında ileri sürülmemiş, temyiz aşamasında dile getirilmesi sonucu değiştirmemiştir.
Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan doğan haklar
Meslek hastalığı tespit edildiğinde sigortalıya sağlanan haklar, işverene karşı açılacak tazminat davasından bağımsızdır ve ayrı bir rejime tabidir.
Geçici iş göremezlik ödeneği
Tedavi ve istirahat döneminde ödenen bu kalem, 5510 sayılı Kanun'un 18. maddesinde düzenlenmiştir. Kanun ödeneği, yatarak tedavilerde günlük kazancın yarısı, ayaktan tedavilerde ise üçte ikisi olarak belirler.
Sürekli iş göremezlik geliri
Asıl belirleyici hak budur. Kanunun 19. maddesine göre, meslek hastalığı sonucu oluşan hastalık ve özürler nedeniyle meslekte kazanma gücü en az %10 oranında azalmış bulunduğu belirlenen ve bu durumu Kurum Sağlık Kurulunca onaylanan sigortalı sürekli iş göremezlik gelirine hak kazanır.
%10 eşiği kritik bir sınırdır. Bu oranın altında kalan kayıplarda Kurumdan gelir bağlanmaz. Gelirin miktarı, iş göremezlik derecesine bağlıdır: tam iş göremezlikte aylık kazancın %70'i esas alınır, kısmi iş göremezlikte bu tutarın iş göremezlik derecesine karşılık gelen kısmı ödenir; sigortalı başka birinin sürekli bakımına muhtaç ise oran %100 olarak uygulanır.
Gelirin başlangıcı da kanunla belirlenmiştir: geçici iş göremezlik ödeneğinin sona erdiği tarihi ya da ilgili raporun tarihini takip eden ay başıdır.
Kurumdan gelir almak, işverene dava açmaya engel midir?
Hayır. Kurumun bağladığı gelir sosyal sigorta ilişkisinden doğar; işverenin sorumluluğu ise iş sözleşmesinden ve iş sağlığı güvenliği yükümlülüğünden kaynaklanır. Bunlar farklı hukuki temellerdir. Ancak aynı zararın iki kez tazmin edilmemesi için, Kurumun bağladığı gelirin belirli bir kısmı tazminattan düşülür. Bunun nasıl işlediğine hemen aşağıda değiniyoruz.
İşverene karşı tazminat davası
Meslek hastalığına yakalanan işçi, Kurumun karşılamadığı zararı için işverene karşı maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Sorumluluğun dayanağı, işverenin işçiyi gözetme borcu (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.417) ve iş sağlığı ve güvenliği mevzuatından doğan yükümlülüklerdir. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4. maddesi işverene, mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dâhil her türlü tedbirin alınması ve mevcut durumun iyileştirilmesi ödevini yükler.
Kusur ve kaçınılmazlık
Sorumluluğun kapsamı kusur değerlendirmesiyle belirlenir. Mahkeme, işverenin, işçinin ve varsa üçüncü kişilerin kusur paylarını bilirkişi incelemesiyle saptar. Buna ek olarak kaçınılmazlık olgusu değerlendirilir: alınabilecek tüm tedbirler alınsaydı dahi zararın önlenemeyeceği ölçüde bir pay varsa, bu pay işverene yüklenmez. Kaçınılmazlık ilkesinin kanuni dayanağı, 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesinin son cümlesinde açıkça yazılıdır: "İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır."
Kurum gelirinin mahsubu
Kurumun bağladığı sürekli iş göremezlik gelirinin ilk peşin sermaye değeri, tazminattan düşülür — ancak tamamı değil, yalnızca rücuya tabi olan kısmı. Rücuya tabi kısım, işverenin kusuruna isabet eden bölümdür; işçiye ve kaçınılmazlığa düşen paylar Kurumca işverene rücu edilemeyeceği için tazminattan da düşülmez.
Bu ayrım, kusur oranı %100 olduğunda ortadan kalkar. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2025/14089 E., 2026/6373 K. sayılı ve 06.05.2026 tarihli kararına konu dosyada, titreşime bağlı meslek hastalığı tespit edilmiş, işverenin %100 kusurlu olduğu ve kaçınılmazlığın rol oynamadığı belirlenmiştir. Kararda aktarıldığı üzere hesaplamada kusur ve kaçınılmazlık indirimi yapılmamış, "bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin tamamının rücuya tabi olması" nedeniyle 112.509,42 TL mahsup edilmiştir.
Faiz hangi tarihten işler?
Aynı karar, meslek hastalığına özgü en pratik sorulardan birini de cevaplar. İlk derece mahkemesi hem maddi hem manevi tazminata "maluliyet tespit tarihi olan 18.04.2014 tarihinden itibaren" yasal faiz işletmiş, bu hüküm istinaf ve temyiz aşamalarından geçerek onanmıştır.
Dosyadaki tarih zinciri, meslek hastalığında sürecin ne kadar uzayabildiğini de gösterir: işçi 1997'de çalışmaya başlamış, meslek hastalıkları hastanesinin sağlık kurulu raporu 18.04.2014 tarihli, Kurumun meslek hastalığı tanısı koyan kararı ise aynı yılın Eylül ayına aittir. Zararın hesabında bilinen dönem için bildirilen ücretler, gelecek dönem için asgari ücretin belirli bir katı esas alınmış ve aktüeryal hesapta TRH-2010 yaşam tablosu kullanılmıştır.
Bu kalemlerin nasıl bir araya geldiğini kendi verilerinizle görmek isterseniz tazminat hesaplama aracı, olay türü olarak meslek hastalığı seçildiğinde zarar başlangıcını maluliyet tespit tarihine göre kurar. Aracın ürettiği rakam bir bilirkişi hesabının yerine geçmez; büyüklük mertebesini göstermek ve görüşmeye hazırlanmak içindir.
Görevli mahkeme, yetki ve dosyanın delilleri
Hem meslek hastalığının tespiti hem de işverene karşı açılan tazminat davası iş mahkemesinde görülür. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5. maddesi, işçi ile işveren veya işveren vekilleri arasında iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlığını iş mahkemelerinin görev alanına bırakır. Sosyal Güvenlik Kurumu'nun taraf olduğu, sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklar da aynı maddenin kapsamındadır. İş mahkemesi bulunmayan yerlerde bu davalara asliye hukuk mahkemesi iş mahkemesi sıfatıyla bakar.
Yetki bakımından kural, aynı Kanunun 6. maddesinde düzenlenmiştir: dava, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesinde ya da işin yapıldığı yer mahkemesinde açılır. Davalı birden fazlaysa — meslek hastalığı dosyalarında işveren ile Kurumun birlikte hasım gösterilmesi sık görülür — bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir. Önemli bir koruma hükmü de aynı maddededir: bu kurallara aykırı yetki sözleşmeleri geçersizdir. Yani iş sözleşmesine konulan "uyuşmazlıklarda şu ilin mahkemeleri yetkilidir" kaydı, işçiyi başka bir şehirde dava açmaya zorlayamaz. İş kazasından doğan tazminat davaları için kanun ayrıca kazanın meydana geldiği yer veya zarar gören işçinin yerleşim yeri mahkemesini de yetkili kılar.
Hangi belgeler dosyanın omurgasını kurar?
Meslek hastalığı dosyalarında delillerin çoğu işveren ya da Kurum nezdindedir; bu nedenle dava dilekçesinde bunların celbi ayrıca talep edilmelidir. Uygulamada belirleyici olan belgeler şunlardır:
- Kurumun sigortalı dosyası: hizmet dökümü, işe giriş bildirgeleri, varsa meslek hastalığı soruşturma raporu ve Kurum Sağlık Kurulu kararı.
- Tıbbi kayıtların tamamı: yalnız son rapor değil, şikâyetin başladığı dönemden itibaren muayene kayıtları, tetkik sonuçları, işe giriş ve periyodik muayene raporları. İşe giriş muayenesi, kişinin işe sağlam başladığını göstermesi bakımından kritik bir belgedir.
- İşyeri risk değerlendirmesi ve ortam ölçümleri: gürültü, toz, kimyasal maruziyet ve titreşim ölçüm raporları. Bunlar 6331 sayılı Kanun kapsamında tutulması gereken kayıtlardır.
- Kişisel koruyucu donanım tutanakları ve eğitim kayıtları: koruyucunun verilip verilmediği, kullanımının denetlenip denetlenmediği ve iş sağlığı güvenliği eğitiminin yapılıp yapılmadığı kusur değerlendirmesinin merkezindedir.
- Görev tanımı, vardiya çizelgeleri ve bölüm değişikliği kayıtları: hangi işte, ne kadar süre ve hangi etkene maruz kalınarak çalışıldığını ortaya koyar. Yukarıda anılan 10. Hukuk Dairesi dosyasında savunmanın büyük bölümü tam da bu belgeler üzerinden kurulmuştur.
- İş müfettişi raporu: varsa denetim tespitleri hem nedensellik hem kusur bakımından güçlü delildir.
Bu belgeler bir araya gelmeden alınan bilirkişi raporu eksik veriyle hazırlanır; sonradan tamamlanmaya çalışılması ise yargılamayı yıllarca uzatır.
Manevi tazminat ayrı bir taleptir
Maddi tazminat, kazanç kaybını ve bakım giderlerini karşılamayı amaçlar. Bedensel bütünlüğün ihlalinden doğan kişilik hakkı zedelenmesi ise manevi tazminat yoluyla giderilir. Manevi tazminat matematiksel bir formülle bulunmaz; hâkim, olayın ağırlığını, maluliyet oranını, tarafların ekonomik ve sosyal durumunu, kusur dağılımını ve hakkaniyeti birlikte değerlendirerek takdir eder. Yukarıda anılan meslek hastalığı dosyasında ilk derece mahkemesi, gerekçesinde tam da bu ölçütleri sayarak manevi tazminata hükmetmiş ve bu hüküm onanmıştır. Manevi tazminata da maddi tazminatla aynı şekilde maluliyet tespit tarihinden itibaren faiz işletilmiştir.
Zamanaşımı: saat ne zaman işlemeye başlar?
İşverene karşı açılan tazminat davası, sözleşmeye dayalı sorumluluk kapsamında olduğundan Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesindeki on yıllık zamanaşımına tabidir. Asıl soru sürenin uzunluğu değil, başlangıç tarihidir.
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 2017/979 E., 2018/7165 K. sayılı ve 09.10.2018 tarihli kararı ölçütü net biçimde koyar. Karara göre zamanaşımı, failin ve zararın öğrenildiği tarihten başlar; zararın öğrenilmesi ise "zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açma ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartları öğrenmiş olması" demektir. Kararın kilit cümlesi şudur: "Bedensel zararın gelişim, gösterdiği durumlarda zamanaşımına başlangıç olarak hastalık seyrinin yani gelişimin tamamlandığı tarihin esas alınması gerekir."
Anılan dosyada zarar olayla birlikte öğrenildiği ve gelişen bir durum bulunmadığı için başlangıç kaza tarihi kabul edilmiş, on yıl geçtikten sonra verilen ıslah dilekçesindeki artırım zamanaşımı defi nedeniyle reddedilmiştir.
Meslek hastalığı, tam da bu içtihadın işaret ettiği "gelişen zarar" tipidir. Hastalık yıllar içinde ilerler, tanı gecikir, maluliyet oranı ancak tespit anında belirginleşir. Bu nedenle başlangıç, işe girilen ya da maruziyetin başladığı tarih değil, kural olarak hastalığın tespit edildiği ve maluliyetin belirlendiği tarihtir. Yukarıda anılan 10. Hukuk Dairesi kararında da davalının zamanaşımı savunması kabul görmemiş, 1997'de başlayan çalışmaya rağmen 2014 tespit tarihi esas alınmıştır.
Buna karşılık ıslah konusunda dikkatli olmak gerekir: dava süresinde açılsa bile, talep sonradan artırılırken on yıllık süre dolmuşsa artırılan kısım zamanaşımına uğrayabilir. Süre hesabı dosyanın somut tarih zincirine bağlıdır ve genel bir cümleyle kapatılamaz.
Arabuluculuk: dava şartı değil
İşçilik alacaklarında ve işe iade taleplerinde arabulucuya başvurmak dava şartıdır. Meslek hastalığı dosyaları ise bu kuralın dışında tutulmuştur. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 3. maddesinin üçüncü fıkrası açıktır:
"İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz."
Hükmün kapsamına dikkat edilmelidir: istisna yalnız tazminat davasını değil, tespit, itiraz ve rücu davalarını da içine alır. Yani meslek hastalığının tespiti davasında da arabulucuya başvurma zorunluluğu yoktur; doğrudan dava açılabilir. Tarafların isterlerse ihtiyari arabuluculuğa başvurmaları elbette mümkündür.
Sık karşılaşılan altı hata
- Kurum Sağlık Kurulu kararına süresinde itiraz etmemek. Olumsuz karar kesin değildir; Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kuruluna itiraz yolu açıktır. İtiraz hakkı kullanılmadığında, sonraki aşamalarda bu husus davacı aleyhine değerlendirilebilir.
- Mahkemenin istediği tetkiki yaptırmamak. Yukarıda anılan 10. Hukuk Dairesi kararında dava tam olarak bu nedenle reddedilmiştir. Maddi imkânsızlık varsa çözüm davayı sürüncemede bırakmak değil, yargılama gideri için adli yardım talep etmektir.
- Yükümlülük süresi geçti diye vazgeçmek. Klinik bulgular ve işyeri incelemesi birlikte varsa, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun onayıyla süre aşımına rağmen meslek hastalığı kabulü mümkündür.
- İşyeri incelemesi ayağını ihmal etmek. Nedensellik bağı yalnız tıbbi raporla kurulmaz. Kimyasal envanteri, ortam ölçümleri, görev tanımı ve koruyucu donanım kayıtları dosyanın teknik omurgasıdır ve işveren nezdinde olduğu için zamanında talep edilmelidir.
- Sigortalılığı kanıtlanmamış dönemleri hesaba katmak. Maruziyetin bir bölümü kayıt dışı geçmişse, önce hizmet tespiti gerekebilir. Bu ön adım atlandığında maluliyet ve zarar hesabı eksik kalır.
- Kurumdan gelir bağlandığı için dava açmaya gerek olmadığını sanmak. Kurum geliri zararın tamamını karşılamaz; işverenin kusuruna dayalı tazminat ayrı bir taleptir ve mahsup yalnız rücuya tabi kısımla sınırlıdır.
Sıkça sorulan sorular
Meslek hastalığı ile iş kazası arasındaki temel fark nedir?
İş kazası, sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren tekil bir olaydır. Meslek hastalığı ise işin niteliğinden ya da yürütüm şartlarından doğan, tekrarlanan bir sebeple ortaya çıkan bir süreçtir. Bu fark, bildirim anını, tespit yöntemini ve zamanaşımının başlangıcını değiştirir.
Meslek hastalığı bildirimi kaç gün içinde yapılır?
Hizmet akdiyle çalışanlarda ve kamu görevlilerinde işveren, bağımsız çalışanlarda ise sigortalının kendisi, durumu öğrendiği tarihten itibaren üç iş günü içinde Kuruma bildirmekle yükümlüdür. Bildirim yapılmazsa Kurumca yapılan masraflar ve ödenen geçici iş göremezlik ödenekleri yükümlüden geri alınır.
İşten ayrıldıktan sonra ortaya çıkan hastalık meslek hastalığı sayılır mı?
Sayılabilir. Ölçüt, ilgili hastalık için Meslek Hastalıkları Listesinde öngörülen yükümlülük süresidir; bu süre hastalığın niteliğine göre birkaç günden on yıla kadar değişir. Süre aşılmış olsa dahi, klinik ve laboratuvar bulgularıyla hastalığın belirlendiği ve etkenin işyeri incelemesiyle tespit edildiği hâllerde Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun onayıyla meslek hastalığı kabulü mümkündür.
Kurum meslek hastalığı olmadığına karar verirse ne yapılır?
Önce Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kuruluna itiraz edilir. Sonuç değişmezse iş mahkemesinde tespit davası açılır. Mahkeme kurul raporlarıyla bağlı olmayıp genellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alır.
Meslekte kazanma gücü kaybı %10'un altındaysa hiçbir hak doğmaz mı?
Kurumdan sürekli iş göremezlik geliri bağlanması için kanun en az %10 oranında kayıp arar. Bu eşiğin altında kalan durumlarda Kurum geliri doğmaz; ancak işverenin kusuru varsa maddi ve manevi tazminat talepleri ayrıca değerlendirilir.
Tazminata hangi tarihten itibaren faiz işler?
Meslek hastalığı dosyalarında uygulama, maluliyetin tespit edildiği tarihi esas almaktadır. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2025/14089 E., 2026/6373 K. sayılı kararında hem maddi hem manevi tazminata maluliyet tespit tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi onanmıştır.
Meslek hastalığı davasında zorunlu arabuluculuk var mı?
Yoktur. 7036 sayılı Kanun'un 3. maddesinin üçüncü fıkrası, iş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davalarını dava şartı olarak arabuluculuk kapsamı dışında tutar. Doğrudan dava açılabilir.
Kurumun bağladığı gelir tazminattan tamamen düşülür mü?
Hayır. Bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin yalnızca rücuya tabi kısmı, yani işverenin kusuruna isabet eden bölümü mahsup edilir. İşverenin kusuru %100 ise değerin tamamı rücuya tabi olur ve tamamı düşülür.
Meslek hastalığında zamanaşımı ne zaman başlar?
Süre on yıldır. Başlangıç, zararın öğrenildiği tarihtir; bedensel zararın gelişim gösterdiği durumlarda ise gelişimin tamamlandığı tarih esas alınır. Meslek hastalığı tipik olarak gelişen zarar niteliğinde olduğundan uygulamada tespit ve maluliyetin belirlendiği tarih esas alınır. Somut başlangıç tarihi dosyanın kendi tarih zincirine bağlıdır.
Aynı anda hem hizmet tespiti hem meslek hastalığı sorunu varsa ne yapılır?
Maruziyet dönemi kayıt dışıysa önce sigortalılığın ortaya konması gerekir. Bu, ayrı bir hizmet tespiti davasının konusudur ve meslek hastalığı tespitinin önünde bir ön adım oluşturabilir.
Sonuç ve değerlendirme
Meslek hastalığı dosyaları, iş hukukunun tıp ve iş güvenliği tekniğiyle en çok kesiştiği alandır. Hukuki sonucu belirleyen şey çoğu zaman kanun maddesinin yorumu değil, dosyaya zamanında giren belgedir: sağlık kurulu raporu, işyeri inceleme tutanağı, ortam ölçümleri, görev tanımı, kurul kararına yapılan itiraz.
Bu yazıda üzerinde durduğumuz üç Yargıtay kararı aynı noktaya işaret ediyor. Tespit süreci tamamlanmadan tazminat tartışılamıyor; tespit sürecinde ihmal edilen tek bir adım — mesela istenen bir muayeneye gitmemek — hastalık gerçek olsa bile davayı bitirebiliyor. Buna karşılık tespit tamamlandığında hukuk işçiyi koruyor: faiz maluliyetin belirlendiği tarihten işliyor, zamanaşımı gelişen zarar ölçütüne göre hesaplanıyor, Kurum geliri tazminattan yalnız rücuya tabi kısmıyla düşülüyor.
Meslek hastalığı şüphesi taşıyan bir durumda atılacak ilk adım, tanı ve maruziyet belgelerinin bir arada toplanmasıdır. Sürecin hukuki tarafı için iş hukuku alanındaki çalışmalarımıza göz atabilir, tazminat kalemlerinin büyüklük mertebesini görmek için hesaplama aracını kullanabilirsiniz. İş kazası tarafındaki dava süreci ve işverenin sorumluluğu için iş kazası sayfasına bakılabilir.
Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; her dosyanın tarih zinciri, maruziyet geçmişi ve tıbbi tablosu farklıdır ve hukuki sonuç somut belgelere göre değişir.
Yazar
Av. Mesut İLME
İlme Hukuk & Danışmanlık kurucu avukatı. Aile, iş, ceza ve ticaret hukuku alanlarında 20+ yıl deneyim ile Yalova ve Türkiye genelinde online avukatlık hizmeti sunmaktadır.
Profili Görüntüle