İlme Hukuk Logo
İLMEHUKUK BÜROSU
İLME HUKUK BÜROSU
Hemen AraRandevu Al
Ofis koridorunda açık bir kapı

İş Sözleşmesinde Rekabet Yasağı ve Cezai Şart: Geçerlilik Şartları, Süre, Alan ve İndirim

İş sözleşmesindeki rekabet yasağı yazılı şekle, işçinin müşteri çevresi ya da üretim sırlarına erişmesine ve önemli zarar ihtimaline bağlıdır; süre kural olarak iki yılı aşamaz, işverenin haksız feshinde yasak düşer ve aşırı cezai şart hâkimce indirilir.

Yayın
29 Eylül 2026
Okuma süresi
17 dk
Hukuk alanı
İş Hukuku
Av. Mesut İLME — Yalova Barosu

Av. Mesut İLME

Yalova Barosu, sicil 287

Yayın
29 Eylül 2026
17 dk
okuma

Bir satış müdürü yedi yıl çalıştığı ambalaj şirketinden ayrılır ve aynı ilde, aynı ürünleri satan bir rakipte işe başlar. İki hafta sonra eski işvereninden bir ihtarname gelir: iş sözleşmesinin son sayfasındaki madde, ayrılıştan sonraki iki yıl boyunca rakip bir işletmede çalışmayı yasaklamakta ve ihlal hâlinde yirmi dört aylık brüt ücret tutarında cezai şart öngörmektedir. Aynı günlerde bir işveren de tersinden aynı soruyu sorar: yıllarca müşteri portföyünü emanet ettiği mühendis bir rakibe geçmiştir, imzalattığı yasak kaydı işçiyi gerçekten bağlayacak mıdır?

İki sorunun cevabı da Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 444 ilâ 447. maddelerinde yer alır. Kanun, iş sözleşmesinin sona ermesinden sonraki rekabet yasağını serbest bırakmamış; yazılı şekle, işçinin gerçekten değerli bir bilgiye erişmiş olmasına, yer, zaman ve konu sınırlarına ve işten ayrılışın biçimine bağlamıştır. Cezai şart (kanundaki adıyla ceza koşulu) ise kararlaştırıldığı rakamla kalmak zorunda değildir; hâkim aşırı gördüğü cezayı kendiliğinden indirir. Yakın tarihli Yargıtay kararları, bu koşulların dosyada nasıl sınandığını ve ispat yükünün hangi tarafta kaldığını açıkça gösteriyor.

Rekabet yasağı iş ilişkisi sürerken değil, sona erdikten sonrası için kararlaştırılır

İşçinin, çalıştığı süre boyunca işvereniyle rekabet etmemesi için ayrıca bir sözleşme maddesine ihtiyaç yoktur. Kanun bu borcu sadakat yükümlülüğünün içinde düzenler: TBK m.396/3, işçinin "hizmet ilişkisi devam ettiği sürece, sadakat borcuna aykırı olarak bir ücret karşılığında üçüncü kişiye hizmette bulunamaz ve özellikle kendi işvereni ile rekabete girişemez" hükmünü koyar. Bu yükümlülük kanundan doğar; iş sözleşmesinde yazmasa da vardır. Çalışırken rakip bir şirket kuran ya da hafta sonları rakip firmaya danışmanlık veren işçi, sadakat borcunu ihlal etmiş olur ve bu durum 4857 sayılı İş Kanunu (İşK) m.25/II kapsamında haklı nedenle fesih tartışmasını da gündeme getirir.

Sözleşme sona erdiğinde bu kanuni borç da sona erer. İşçi, kural olarak, istediği işletmede çalışmakta ve kendi işini kurmakta serbesttir; bu serbestlik Anayasa'nın çalışma ve sözleşme hürriyetine ilişkin güvencesinin (Anayasa m.48) de bir yansımasıdır. İşverenin ayrılıştan sonraki dönem için koruma istemesi ancak TBK m.444 vd. hükümlerine uygun bir rekabet yasağı kaydıyla mümkündür. Yani iki ayrı kurum söz konusudur: ilişki sürerken kanundan doğan sadakat borcu, ilişki bittikten sonra ise sözleşmeden doğan ve sıkı koşullara bağlı rekabet yasağı.

Sır saklama yükümlülüğü bu iki kurumun arasında durur. Aynı maddenin dördüncü fıkrasına göre işçi, iş gördüğü sırada öğrendiği üretim ve iş sırlarını ilişki devam ettikçe kendi yararına kullanamaz ve başkalarına açıklayamaz; "işverenin haklı menfaatinin korunması için gerekli olduğu ölçüde" bu yükümlülük ilişkinin sona ermesinden sonra da sürer. Rekabet yasağı kaydı bulunmayan bir işçi rakipte çalışabilir, fakat eski işverenin gizli formülünü ya da fiyat listesini yeni işyerine taşıması ayrı bir hukuka aykırılık oluşturur.

Geçerlilik için yazılı şekil, fiil ehliyeti ve gerçek bir bilgi erişimi gerekir

TBK m.444, rekabet yasağının geçerliliğini birbirini tamamlayan koşullara bağlar. Bunlardan biri eksik kaldığında sözleşmede yazan süre, alan ya da cezai şart tutarının bir önemi kalmaz; kayıt işçiyi bağlamaz.

Yazılı şekil ve fiil ehliyeti

Maddenin ilk fıkrası, "fiil ehliyetine sahip olan işçi"nin rekabet etmemeyi "yazılı olarak" üstlenebileceğini öngörür. Sözlü anlaşma, işyeri yönetmeliğinde yer alan ama işçinin imzalamadığı genel bir kural ya da e-postayla bildirilen bir politika bu şekil şartını karşılamaz. Yazılı şekil, kaydın iş sözleşmesinin bir maddesi olarak ya da ayrı bir "rekabet yasağı sözleşmesi" biçiminde düzenlenmesine engel değildir; önemli olan işçinin imzasıdır. Fiil ehliyeti şartı ise özellikle ergin olmayan işçilerle yapılan sözleşmelerde yasak kaydını geçersiz kılar.

Madde, yasaklanabilecek davranışları da sayar: işverenle "herhangi bir biçimde" rekabet etmek, "özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmak", "başka bir rakip işletmede çalışmak" ya da "rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmek". Rakip şirkete ortak olmak, danışmanlık yapmak ya da eşin veya bir yakının adına açılan bir işletmeyi fiilen yönetmek de bu son kalemin kapsamında tartışılabilir.

Kaydın imzalandığı an ve imzanın koşulları

Kanun, rekabet yasağının ne zaman üstlenileceği konusunda bir sınır koymaz. Kayıt işe girişte imzalanan iş sözleşmesinde yer alabileceği gibi ilişki sürerken ayrı bir belgeyle ya da terfiyle birlikte düzenlenen yeni bir sözleşmeyle de kararlaştırılabilir. Uygulamada karşılaşılan bir hâl de yasak metninin işten ayrılış sırasında, kıdem ya da ikale ödemesinin şartı olarak önüne konulmasıdır. Bu durumda da işçinin yazılı iradesi aranır ve m.444/2'deki bilgi erişimi ile önemli zarar koşulları ayrıca incelenir; kaydın geç imzalanmış olması, bu koşulların varlığını kendiliğinden kanıtlamaz.

İmzanın baskı altında alındığı ileri sürülüyorsa irade sakatlığına ilişkin genel hükümler devreye girer. Korkutmayı düzenleyen TBK m.37'ye göre diğer tarafın ya da üçüncü bir kişinin korkutması sonucu sözleşme yapan taraf, sözleşmeyle bağlı değildir. Ancak bu sonuç kendiliğinden doğmaz: korkutulan taraf, korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirmezse sözleşmeyi onamış sayılır (TBK m.39/1). İşverenin kanundan doğan bir hakkını kullanacağını bildirmesinin korkutma niteliği taşıyıp taşımadığı ise her dosyada somut olgularla değerlendirilir.

Müşteri çevresi, üretim sırları ya da işverenin işleri hakkında bilgi

İkinci fıkra, geçerliliğin asıl ağırlık merkezidir. Kayıt, "ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir." Kanun iki koşulu birlikte arar. Müşterilerle doğrudan temas kuran satış temsilcisi, fiyatlandırma stratejisini bilen bölge müdürü ya da formülasyon üzerinde çalışan Ar-Ge mühendisi birinci koşulu kolaylıkla karşılar. Depo görevlisi, güvenlik personeli ya da dolum bandında çalışan bir operatör için aynı sonuca varmak çoğu dosyada güçtür.

Belirleyici olan unvan değil, işçinin fiilen neye erişebildiğidir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 9 Temmuz 2025 tarihli kararına konu dosyada (E. 2024/6572, K. 2025/4979) yapıştırıcı üreten bir şirketin üretim yöneticisi, ikale sözleşmesiyle ayrıldıktan sonra aynı sektördeki bir kimya şirketinde çalışmaya başlamıştı. Bilirkişi incelemesinde hammadde formüllerinin kodlu tutulduğu, ERP sisteminde ürünlerin kodla yer aldığı ve işçinin bu içeriklere erişiminin bulunmadığı tespit edildi. İlk derece mahkemesi cezai şart talebini reddetti; bölge adliye mahkemesi istinafı reddederken gerekçesinde "davalının, davacının iştigal konusu ile aynı olan başka bir iş yerinde çalışmış olmasının tek başına rekabet yasağı hükmünü ihlal etmediği" sonucuna vardı; Daire kararı onadı.

Önemli zarar ihtimali ve bunun ispatı

Bilgiye erişim tek başına yetmez; o bilginin kullanılmasının işverene "önemli" bir zarar verebilecek nitelikte olması gerekir. Herkesçe bilinen bir üretim tekniği, sektörde yaygın bir fiyatlandırma yöntemi ya da kamuya açık bir müşteri listesi bu eşiği karşılamaz. Bu koşulların varlığını ispat yükü, yasağa dayanan işverendedir.

Aynı Dairenin 20 Ocak 2026 tarihli kararı (E. 2025/3420, K. 2026/289) bu ispat yükünün nasıl işlediğini gösterir. Dondurularak kurutulmuş gıda üreten bir şirket, genel müdürü hakkında rekabet yasağına aykırılık iddiasıyla cezai şart istemişti. İlk derece mahkemesi, benimsediği bilirkişi raporuna dayanarak kurutma yönteminin ticari sır olmadığını ve 1900'lü yılların başından beri çeşitli sektörlerde kullanıldığını, iddia edilen üretimin davacının kapasitesiyle kıyaslanamayacak ölçüde küçük olduğunu tespit etti. Önemli bir zarar tehlikesi ya da ihtimalinin ispatlanamadığı gerekçesiyle dava reddedildi. Bölge adliye mahkemesi, rakip olduğu ileri sürülen şirketin davacı şirketten önce, 2013 yılında kurulduğunu da gözeterek istinafı reddetti; Daire kararı onadı.

Uygulamada sık karşılaştığımız tablo, sözleşmenin standart bir şablondan alınıp her pozisyondaki işçiye aynı metinle imzalatılmasıdır. Muhasebe biriminden sahadaki teknisyene kadar herkesin aynı yasak maddesini taşıdığı işyerlerinde, somut işçi bakımından m.444/2 koşullarının kurulması güçleşir ve uyuşmazlık, maddenin ne yazdığından çok işçinin gerçekte ne bildiği üzerinde yoğunlaşır.

Yasak yer, süre ve konu bakımından sınırlanır; iki yıl kural olarak üst sınırdır

Geçerli bir rekabet yasağının da sınırı vardır. Kanuna göre yasak, "işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz." Bu hüküm, işçinin mesleğini icra ederek geçimini sağlama imkânını koruma amacı taşır.

SınırKanundaki ölçütUygulamada tartışılan örnekler
SüreÖzel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz (TBK m.445/1)Beş yıllık ya da süresiz yasak; üst düzey yöneticide iki yılın aşılıp aşılamayacağı
Yerİşçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı biçimde tehlikeye düşürmemeliYalnız bir ilde faaliyet gösteren işverenin "Türkiye genelinde" yasak koyması
Konuİşlerin türü bakımından uygun sınırlamaİşverenin hiç yapmadığı faaliyet kollarını da kapsayan geniş tanımlar
Karşı edimHâkim, işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutar (TBK m.445/2)Yasak süresince ödeme yapılması ya da hiçbir karşılık öngörülmemesi

Süre, yer ve konu birlikte değerlendirilir

İki yıllık sınır katı bir tavan olarak değil, "özel durum ve koşullar" dışında aşılamayacak bir kural olarak yazılmıştır. Bu istisna, işverenin çok uzun vadeli projelerine ya da yeniden üretilmesi yıllar alan bilgi birikimine vakıf olmuş üst düzey yöneticiler gibi sınırlı hâller içindir; olağan bir satış ya da teknik pozisyonda iki yılı aşan süre, hâkimin sınırlama yetkisini devreye sokar. Yer ve konu da süreyle birlikte okunur. Yalova'da tek şubesi bulunan bir mobilya üreticisinin satış danışmanına, bütün Türkiye'de ve her türlü perakende işinde çalışmayı iki yıl boyunca yasaklayan bir kayıt, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı biçimde tehlikeye düşürür. Aynı işverenin yasağı Marmara Bölgesi ve mobilya satışıyla sınırlaması ise koruma amacıyla orantılı görünür.

Aşırı yasak hükümsüz sayılmaz, hâkim tarafından daraltılır

TBK m.445/2, aşırı nitelikteki rekabet yasağının akıbetini açıkça düzenler: hâkim, "bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir." Beş yıllık bir yasak bu nedenle bütünüyle geçersiz sayılmaz; mahkeme yasağı makul bir süre ve alanla sınırlayarak uygular. İşçi açısından bunun pratik anlamı, sözleşmedeki sürenin fazla uzun olmasının yasağı tümüyle ortadan kaldırmayacağıdır.

Karşı edim, Türk hukukunda rekabet yasağının geçerlilik şartı değildir; işveren yasak süresince ödeme yapmayı üstlenmese de kayıt geçerli olabilir. Kanun ise karşı edimi sınırlamanın ölçütlerinden biri sayar. Yasak süresince işçiye düzenli ödeme yapan işverenin kaydı daha geniş tutulabilirken, hiçbir karşılık öngörülmeyen bir yasakta hâkimin sınırlama yetkisini daha kapsamlı kullanması beklenir.

İşten ayrılışın biçimi yasağın akıbetini belirler

Rekabet yasağına ilişkin uyuşmazlıklarda sözleşmenin nasıl sona erdiği çoğu zaman sonucu tayin eder. Kanunun ifadesiyle "Sözleşme, haklı bir sebep olmaksızın işveren tarafından veya işverene yüklenebilen bir nedenle işçi tarafından feshedilirse, rekabet yasağı sona erer" (TBK m.447/2). Kanun koyucu, işçiyi kendi iradesi dışında işsiz bırakan ya da ayrılmaya zorlayan işverenin, bunun ardından işçinin çalışma serbestisini kısıtlamasını hakkaniyete aykırı bulmuştur.

Ayrılış biçimiRekabet yasağının durumuDayanak
İşçinin haklı bir neden göstermeden istifasıYasak devam ederTBK m.447/2 kapsamı dışında
İşçinin, işverene yüklenebilen nedenle haklı feshi (ör. ücretin ödenmemesi, İşK m.24)Yasak sona ererTBK m.447/2
İşverenin haklı bir sebep olmaksızın feshiYasak sona ererTBK m.447/2
İşverenin, işçinin davranışından kaynaklanan haklı nedenle feshi (İşK m.25/II)Yasak devam ederTBK m.447/2 kapsamı dışında
İkale (karşılıklı anlaşmayla sona erdirme)Kanunun saydığı sona erme hâllerinden değildir; koşullar m.444 üzerinden incelenirTBK m.444, m.447
İşverenin yasağı sürdürmekte gerçek yararının kalmamasıYasak sona ererTBK m.447/1

"Haklı bir sebep" ifadesi nasıl okunur

Madde, işverenin feshi bakımından "haklı bir sebep olmaksızın" ifadesini kullanır. Bu ifadenin yalnız İşK m.25'teki haklı fesih nedenleriyle sınırlı olup olmadığı doktrinde tartışmalıdır. Bir görüş, geçerli nedenle yapılan fesihlerde (İşK m.18) de işçinin tutumuna dayanan makul bir sebep bulunduğunda yasağın ayakta kalabileceğini savunur; diğer görüş, lafızdaki "haklı sebep" kavramını dar yorumlar. Tartışmanın somut dosyadaki karşılığı, fesih bildiriminde gösterilen gerekçenin ve bu gerekçeyi destekleyen belgelerin önemidir.

Fesih türü üzerindeki uyuşmazlık, çoğu zaman aynı anda açılmış bir işe iade ya da kıdem tazminatı davasıyla kesişir. 20 Ocak 2026 tarihli kararın dosyasında işçinin işe iade davası iş mahkemesince reddedilmiş ve istinaf edilmeksizin kesinleşmişti; bölge adliye mahkemesi bu sonucu kararında ayrıca belirtmiştir. İş mahkemesinde fesih türüne ilişkin verilen kesinleşmiş bir karar, rekabet yasağı davasında m.447/2 tartışmasının seyrini etkileyebilir.

Maddenin birinci fıkrasındaki sona erme hâli daha az bilinir: yasak, "işverenin bu yasağın sürdürülmesinde gerçek bir yararının olmadığı belirlenmişse" sona erer. İşverenin ilgili faaliyet kolunu kapatması, işletmesini devretmesi ya da korunan müşteri çevresinin fiilen dağılması bu hükmün uygulanabileceği örneklerdir.

İhlalin sonuçları: tazminat, cezai şart ve yasağa uyulmasının istenmesi

Geçerli bir yasağı ihlal eden işçiye karşı işverenin elindeki imkânlar TBK m.446'da üç kademede düzenlenmiştir. Bunların hangisinin kullanılabileceği, büyük ölçüde sözleşmenin nasıl yazıldığına bağlıdır.

Zararın tazmini

Birinci fıkraya göre yasağa aykırı davranan işçi, "bunun sonucu olarak işverenin uğradığı bütün zararları gidermekle yükümlüdür." Bu yol cezai şart kararlaştırılmamış olsa da açıktır; ancak işveren, zararın varlığını, miktarını ve işçinin rekabetiyle arasındaki illiyet bağını ispat etmek zorundadır. Kaybedilen bir müşterinin rakibe geçmesinin nedeninin işçi mi, fiyat farkı mı, yoksa hizmet kalitesi mi olduğunu ayırmak zordur; bu güçlük uygulamada cezai şartı işverenler açısından tercih edilen araç hâline getirmiştir.

Cezai şart ve ödeyerek yasaktan kurtulma

İkinci fıkra, rekabet yasağının cezai şarta bağlanması hâlini düzenler: "Yasağa aykırı davranış bir ceza koşuluna bağlanmışsa ve sözleşmede aksine bir hüküm de yoksa, işçi öngörülen miktarı ödeyerek rekabet yasağına ilişkin borcundan kurtulabilir; ancak, işçi bu miktarı aşan zararı gidermek zorundadır." Kanunun varsayılan kuralı, cezai şartın bir tür "çıkış bedeli" işlevi görmesidir. İşçi kararlaştırılan tutarı ödediğinde rakip işletmede çalışmaya devam edebilir. Sözleşmede cezanın ödenmesinin yasağı ortadan kaldırmayacağı açıkça yazılmışsa bu sonuç doğmaz.

Cezai şartın işveren açısından en önemli işlevi ispat kolaylığıdır. Ceza ile zarar arasındaki ilişkiyi düzenleyen TBK m.180/1'e göre "Alacaklı hiçbir zarara uğramamış olsa bile, kararlaştırılan cezanın ifası gerekir." İşveren, geçerli bir yasağın ihlal edildiğini ispat ettiğinde zararını ayrıca kanıtlamak zorunda kalmaz. Cezayı aşan zarar için ise m.446/2'nin son cümlesi uygulanır.

Yasağa aykırı davranışa son verilmesi

Üçüncü fıkra en ağır yaptırımı düzenler ve onu da sıkı koşullara bağlar. İşveren, cezai şart ve ek zararın yanında "sözleşmede yazılı olarak açıkça saklı tutması koşuluyla, kendisinin ihlal veya tehdit edilen menfaatlerinin önemi ile işçinin davranışı haklı gösteriyorsa, yasağa aykırı davranışa son verilmesini de isteyebilir." Üç koşul birlikte aranır: sözleşmede yazılı ve açık bir saklı tutma, işverenin menfaatlerinin önemi ve işçinin davranışının bu ağır sonucu haklı göstermesi. Bu hak sözleşmede saklı tutulmamışsa işveren, işçinin rakip işletmedeki çalışmasının durdurulmasını isteyemez; talebi para alacağıyla sınırlı kalır.

Yeni işverenin durumu

Rekabet yasağı sözleşmesi yalnız işçiyle işveren arasında hüküm doğurur; işçiyi işe alan rakip şirket bu sözleşmenin tarafı değildir. Yeni işverenin sorumluluğu gündeme geliyorsa dayanak haksız rekabet hükümleridir. Türk Ticaret Kanunu (TTK) m.55/1-b-3, işçileri "işverenlerinin veya müvekkillerinin üretim ve iş sırlarını ifşa etmeye veya ele geçirmeye yöneltmek" davranışını; m.55/1-d ise hukuka aykırı olarak öğrenilen iş sırlarını değerlendirmeyi dürüstlüğe aykırı sayar. Bu yoldaki tespit, men ve tazminat talepleri haksız rekabet davaları çerçevesinde incelenir. Rakip işletmede çalışmak tek başına bu hükümleri harekete geçirmez; sırların taşındığının ya da işçinin buna yöneltildiğinin ayrıca ispatı gerekir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 18 Eylül 2025 tarihli kararına (E. 2025/285, K. 2025/5502) konu dosyada da işçinin ortak olduğu şirket hakkındaki talep, ayrı bir tüzel kişiliğinin bulunduğu ve işçiyle birlikte hareket ettiğine dair delil olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

Cezai şart aşırıysa hâkim kendiliğinden indirir

İş sözleşmelerinde rekabet yasağına bağlanan cezai şartlar çoğu zaman işçinin on iki, yirmi dört ya da otuz aylık brüt ücreti gibi yüksek tutarlarla belirlenir. Cezanın miktarını tarafların serbestçe belirleyebileceğini TBK m.182/1 kabul eder; aynı maddenin üçüncü fıkrası ise sınırı koyar: "Hâkim, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir." İndirim için işçinin ayrıca talepte bulunması gerekmez; mahkeme aşırılığı resen gözetir.

İşçi tacir olmadığı için indirim yolu açıktır

TTK m.22, "tacir sıfatını haiz borçlu"nun aşırı ceza kararlaştırıldığı iddiasıyla sözleşme cezasının indirilmesini isteyemeyeceğini öngörür. Uyuşmazlık ticari dava sayılsa da işçi bu sıfatla tacir değildir; bu nedenle m.22'deki yasak işçi bakımından uygulanmaz ve TBK m.182/3'teki indirim imkânı işçi yararına işler.

TBK m.420/1 ile ilişkisi

İş ilişkisine özgü bir sınır da m.420/1'de yer alır: "Hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir." Bu hüküm, örneğin yalnız işçinin erken ayrılmasını cezalandıran belirli süre taahhütlerinde sıkça uygulanır. Rekabet yasağı ise doğası gereği yalnız işçiye yüklenen bir borçtur ve kanun koyucu m.446/2'de bu borcun cezai şarta bağlanabileceğini ayrıca öngörmüştür. Bu nedenle rekabet yasağına bağlanan cezai şartın m.420/1 kapsamında geçersiz sayılmadığı, aşırılığının ise m.182/3 üzerinden denetlendiği görüşü ağır basmaktadır.

İndirimde gözetilen ölçütler

Dairenin 18 Eylül 2025 tarihli kararına konu dosyada sınai mülkiyet danışmanlığı yapan bir şirketin çalışanı, iki yıllık yasak kaydına rağmen ayrıldıktan sonra aynı alanda ve aynı bölgede faaliyet gösteren bir şirkete ortak olmuş ve eski işverenin müşteri portföyündeki şirketlerle iş ilişkisine girmişti. Sözleşmede ihlal hâlinde son brüt ücretin otuz katı tutarında cezai şart öngörülmüştü. İlk derece mahkemesi yasak kaydının TBK m.444 vd. hükümlerine uygun olduğunu ve ihlal edildiğini kabul etti; bilirkişi incelemesinde işverenin net bir maddi zararı tespit edilemedi. Mahkeme, işçinin aldığı ücreti, ortağı olduğu şirkette temsil ve imza yetkisinin, müdürlük sıfatının bulunmamasını ve ekonomik geleceğini birlikte değerlendirerek istenen tutarı hakkaniyete uygun bulmadı ve cezai şartı takdiren 20.000 TL'ye indirdi. Bölge adliye mahkemesi istinaf başvurularını reddetti; Daire, işverenin temyiz itirazlarını reddederek kararı onadı.

Karar iki noktayı birlikte gösterir: zarar ispat edilemese de geçerli yasağın ihlali cezai şartı doğurur (TBK m.180/1), ancak kararlaştırılan tutar hâkimin hakkaniyet denetiminden geçer. İndirimde mahkemelerin gözettiği başlıca unsurlar şöyle sıralanabilir:

  • işçinin ücreti ve cezanın bu ücrete oranı,
  • işçinin işletmedeki konumu, yetkileri ve eriştiği bilginin niteliği,
  • ihlalin ağırlığı, süresi ve işçinin kusur derecesi,
  • işverenin gerçek ya da muhtemel zararı,
  • cezanın işçinin ekonomik varlığını tehlikeye düşürüp düşürmediği,
  • işverenin yasak karşılığında bir ödeme yapıp yapmadığı.

İndirim, cezai şartı sıfırlamaz; aşırılığı giderir. Yasak geçersizse indirime hiç sıra gelmez, çünkü TBK m.182/2 uyarınca asıl borç geçersiz olduğunda cezanın ifası istenemez; yasak m.447 uyarınca sona ermişse de ortada ihlal edilebilecek bir borç kalmaz.

Uyuşmazlık asliye ticaret mahkemesinde görülür; para talepleri için önce arabulucuya başvurulur

Rekabet yasağı iş sözleşmesinden doğsa da uyuşmazlığın görüldüğü yer iş mahkemesi değildir. TTK m.4/1-c, tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın TBK'nın "rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447" maddelerinde öngörülen hususlardan doğan davaları ticari dava sayar. Bu nedenle işverenin cezai şart, tazminat ya da yasağa uyulması talepleri asliye ticaret mahkemesinde görülür. Anılan üç kararın dosyalarında da yargılama İzmir, Karşıyaka ve İstanbul Anadolu asliye ticaret mahkemelerinde yapılmış, temyiz incelemesini Yargıtay 11. Hukuk Dairesi yapmıştır.

Aynı işçi ile işveren arasındaki kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma ya da işe iade uyuşmazlıkları ise iş mahkemesinin görevindedir. Tek bir iş ilişkisi böylece iki ayrı yargı koluna bölünebilir: işçi alacaklarını iş mahkemesinde isterken, işveren rekabet yasağına dayanan cezai şartı ticaret mahkemesinde talep eder. İki dava arasındaki bağlantı, özellikle fesih türünün tespiti bakımından bekletici sorun ya da delil değerlendirmesi olarak gündeme gelir.

Görevin ticaret mahkemesi olması, dava şartı olan arabuluculuğun türünü de belirler. TTK m.5/A/1'e göre ticari davalardan "konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." Cezai şart ve tazminat talepleri bu kapsamdadır; başvuru adliyedeki arabuluculuk bürosuna yapılır ve arabulucu süreci kural olarak altı hafta içinde sonuçlandırır, zorunlu hâllerde bu süre en fazla iki hafta uzatılabilir. Konusu para olmayan, yalnız yasağa aykırı davranışa son verilmesine yönelik talepler bu dava şartının kapsamında değildir.

Sık Sorulan Sorular

İşten ayrılan işçi rakip firmaya geçebilir mi?

Yazılı ve geçerli bir rekabet yasağı kaydı yoksa işçi, ayrılıştan sonra rakip bir işletmede çalışmakta serbesttir; bu hâlde yalnız sır saklama yükümlülüğü (TBK m.396/4) devam eder. Kayıt varsa, işçinin müşteri çevresine ya da üretim sırlarına erişip erişmediği, yasağın yer, süre ve konu sınırları ile ayrılış biçimi birlikte değerlendirilir. Rakip bir işletmede çalışmak tek başına ihlal sayılmaz; yasak kapsamındaki bir faaliyetin varlığı işverence ispat edilmelidir.

Rekabet yasağı ne kadar süre geçerli olabilir?

Kanuna göre yasağın süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz (TBK m.445/1). Daha uzun bir süre kararlaştırılmışsa kayıt bütünüyle geçersiz sayılmaz; hâkim süreyi hakkaniyete uygun biçimde kısaltabilir. İki yılın aşılabileceği "özel durumlar" üst düzey yöneticiler ya da çok uzun vadeli bilgi birikimi gibi sınırlı hâllerle ilgilidir.

İşveren işçiyi işten çıkardıysa rekabet yasağı devam eder mi?

İşveren sözleşmeyi haklı bir sebep olmaksızın feshetmişse TBK m.447/2 uyarınca yasak sona erer. İşveren, işçinin davranışından kaynaklanan haklı bir nedenle feshetmişse yasak ayakta kalır. Fesih türü tartışmalıysa, iş mahkemesinde işe iade ya da kıdem tazminatı davasında yapılan tespit bu değerlendirmeyi etkileyebilir.

İstifa eden işçi cezai şart ödemek zorunda mı?

Haklı bir neden göstermeden istifa eden işçi bakımından yasak devam eder; geçerli yasağı ihlal ettiği ispat edilirse cezai şart istenebilir. İşçi, ücretinin ödenmemesi ya da fazla çalışmanın karşılanmaması gibi işverene yüklenebilen bir nedenle haklı olarak feshetmişse yasak sona erer. İstifa ile haklı nedenle fesih arasındaki fark, rekabet yasağı bakımından da belirleyicidir.

Cezai şartı ödeyen işçi rakip firmada çalışmaya devam edebilir mi?

Sözleşmede aksine bir hüküm yoksa işçi, kararlaştırılan cezayı ödeyerek rekabet yasağından kurtulur ve rakip işletmede çalışmaya devam edebilir (TBK m.446/2). Cezayı aşan bir zarar varsa bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Sözleşme, cezanın ödenmesine rağmen yasağın süreceğini açıkça öngörüyorsa bu imkân ortadan kalkar.

Rekabet yasağı davası iş mahkemesinde mi açılır?

Bu davalar TTK m.4/1-c uyarınca ticari davadır ve asliye ticaret mahkemesinde görülür. Cezai şart ya da tazminat istenecekse dava açılmadan önce ticari arabuluculuğa başvurulması dava şartıdır (TTK m.5/A). İşçinin kıdem ve ihbar tazminatı gibi alacakları ise iş mahkemesinde ayrı bir davanın konusudur.

Rakip işletmeye geçişte sonucu belirleyen dört soru

Bir rekabet yasağı uyuşmazlığında sonucu çoğu zaman dört soru belirler. Birincisi, kaydın işçinin imzasını taşıyan yazılı bir metinde yer alıp almadığıdır. İkincisi, işçinin gerçekte hangi bilgilere eriştiği ve bu bilgilerin kullanılmasının işverene önemli bir zarar verebilecek nitelikte olup olmadığıdır; unvan değil, erişim yetkileri, görev tanımı ve fiilî iş akışı belirleyicidir. Üçüncüsü, yasağın yer, süre ve konu bakımından hangi sınırları taşıdığı ve karşılığında bir ödeme öngörülüp öngörülmediğidir. Dördüncüsü, iş sözleşmesinin kim tarafından ve hangi gerekçeyle sona erdirildiğidir.

İşveren açısından bu dört soru, yasak kaydının her pozisyon için ayrı ayrı düşünülmesini, korunan bilginin gerçekten gizli tutulduğunun belgelenmesini ve fesih gerekçesinin sağlam biçimde kayda geçirilmesini gerektirir. İşçi açısından ise rakip bir işletmeye geçmeden önce sözleşme metninin, fesih bildiriminin ve yeni görevin kapsamının birlikte okunması gerekir; cezai şart tutarı yüksek görünse bile yasağın geçerliliği, süresi ve sona erip ermediği ayrı ayrı incelenmelidir. İş ilişkisinin diğer yönleri için iş hukuku sayfasında, Yalova ve çevresindeki iş uyuşmazlıklarına ilişkin genel bilgiler ise Yalova iş avukatı sayfasında yer almaktadır.

Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; her dosya kendi olgularıyla değerlendirilir.

Bu konuyla ilgili emsal kararlar

Tüm İş Hukuku kararları

Bu konuyla ilgili yazılar

Tüm İş Hukuku yazıları