Haciz için kapıya gelen icra memurunun karşısında borçlu bir öneride bulunur: "Borcu üç ayda, üç taksitte kapatırım." Tutanak düzenlenir, borçlu imzalar, ilk taksit ödenir ve haciz işlemi durur. İkinci taksit bir aksilik yüzünden gecikir; birkaç hafta sonra borçlunun eline icra ceza mahkemesinden bir çağrı kâğıdı geçer. Bu kâğıdın konusu borcun kendisi değil, icra dairesinde verilen sözün bozulmasıdır.
İcra ve İflas Kanunu (İİK) m.340, icra dairesinde kararlaştırılan ödeme şartını makbul bir sebep olmaksızın ihlal eden borçlu hakkında, alacaklının şikâyeti üzerine üç aya kadar tazyik hapsi öngörür. Uygulamada "taahhüdü ihlal suçu" diye anılan bu kurum, "borcunu ödemeyen hapse girer" biçiminde yanlış genellenen bir düzenlemedir. Kanun borcu ödememeyi değil, icra dairesinde geçerli biçimde verilmiş bir ödeme taahhüdünün ihlalini yaptırıma bağlar; şartlardan biri eksikse tazyik hapsine karar verilemez.
Tazyik hapsi borç için değil, icra dairesinde verilen taahhüdün ihlali için öngörülmüştür
Anayasa m.38/8 açıktır: "Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz." Bu kural, bir kredi borcunu, kira bedelini ya da bir faturayı ödemeyen kişinin salt bu nedenle hapse konulmasının önünde durur. Taahhüdü ihlal düzenlemesi ise borç ilişkisinin kendisine değil, icra takibi sırasında devletin icra organı önünde üstlenilen ödeme şartına bağlanmıştır.
Maddenin lafzı dört unsur içerir. Birincisi, ödeme şartı İİK m.111 uyarınca ya da alacaklının muvafakatiyle icra dairesinde kararlaştırılmış olmalıdır. İkincisi, borçlu bu şartı ihlal etmiş olmalıdır. Üçüncüsü, ihlalin makbul bir sebebi bulunmamalıdır. Dördüncüsü, alacaklı şikâyette bulunmalıdır; icra ceza mahkemesi kendiliğinden harekete geçmez.
Tazyik hapsinin niteliği de bu yapıdan anlaşılır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi E. 2026/2032, K. 2026/1459, 3 Mart 2026 tarihli kararında, yerinde bulduğu kanun yararına bozma ihbarnamesinde yer alan şu tespiti benimsemiştir: disiplin ve tazyik hapsi bir "hapis" cezası değildir, kısmi bir düzeni korumak amacıyla getirilmiştir ve kişi kendisinden beklenen yükümlülüğü yerine getirdiğinde serbest kalır. Aynı kararda, ilk derece mercii borçlu hakkında "1 aya kadar" tazyik hapsi vermiş, bu da isabetsiz bulunmuştur; kanunun öngördüğü karar "üç aya kadar" tazyik hapsidir. Hâkim burada bir ceza miktarı belirlemez, borçluyu yükümlülüğüne uymaya zorlayacak üst sınırı kurar.
Terimler bu nitelikle ilk bakışta çelişkili görünebilir. Kanun bu fiilleri on altıncı babında "Bu Bapta yer alan suçlar" başlığı altında düzenlediği için Yargıtay kararlarında "taahhüdü ihlal suçu", "sanık" ve "beraat" terimleri kullanılır; yargılama da ceza muhakemesi kalıplarıyla yürür. Verilen yaptırım ise bir hapis cezası değil, tazyik hapsidir. Kararlardan aktarılan "suçun unsurları" ve "beraat" ifadeleri de bu anlamda okunmalıdır.
Taahhüdün iki kaynağı: İİK m.111 taksiti ve alacaklının muvafakatiyle kararlaştırılan plan
Kanunun 111. maddesi, borçluya satış talebinden önce kullanabileceği bir taksit hakkı tanır. Borçlu borcunu muntazam taksitlerle ödemeyi taahhüt eder ve birinci taksiti de derhal verirse icra muamelesi durur. Kanun bu hakkı sıkı şartlara bağlamıştır: borçlunun yeterli miktarda malı haczedilmiş olmalı, her taksit borcun dörtte birinden aşağı olmamalı, taksitler aydan aya verilmeli ve toplam süre üç ayı geçmemelidir.
Bu şartlar alacaklının onayına bağlı değildir; şartları taşıyan bir taahhüt, alacaklı istemese de icra işlemlerini durdurur. Uygulamada daha sık karşılaşılan ise ikinci yoldur. Alacaklı ile borçlu, icra dairesinde örneğin on iki ya da yirmi dört aya yayılan bir ödeme planı üzerinde anlaşır. Taahhüdü ihlal hükmü bu planı da kapsar: "111 inci madde mucibince veya alacaklının muvafakati ile icra dairesinde kararlaştırılan borcu ödeme şartı" ifadesi iki kaynağı birlikte sayar. Alacaklının muvafakatiyle yapılan planda dörtte bir ve üç ay sınırları aranmaz; taksit sayısı ve tutarı tarafların anlaşmasına göre belirlenir.
Taahhüdün icra dosyasına etkileri yalnız ceza yönüyle sınırlı değildir. İcra dairesinde yapılan taksit sözleşmesi veya sözleşmelerinin devamı süresince m.106 ve m.150/e'deki satış isteme süreleri işlemez (İİK m.111/3); sözleşmelerin toplam süresi on yılı aşarsa süreler aştığı tarihten itibaren kaldığı yerden işlemeye başlar. Haciz isteme süresi bakımından da İİK m.78/2, taksit sözleşmesinin ihlaline kadar geçen zamanın hesaba katılmayacağını öngörür. Taksitlerden biri zamanında verilmezse icra muamelesi ve süreler kaldığı yerden devam eder (İİK m.111/4). Bu sürelerin takibe etkisi icra takibinin düşmesi ve zamanaşımı rehberinde ayrıca incelenmiştir.
7343 sayılı Kanunla eklenen m.111/5 ise bir masraf kalemini ortadan kaldırmıştır: borçlunun taksit taahhüdü ya da alacaklı ile borçlunun hacizden önce veya sonra yapacakları taksit sözleşmesi nedeniyle icra dairesinde düzenlenen tutanak veya kâğıt damga vergisinden istisnadır.
İcra dairesi dışında verilen ödeme sözleri m.340 kapsamına girmez
Kanunun aradığı taahhüt, "icra dairesinde kararlaştırılan" bir ödeme şartıdır. Bu ifade, yaptırımın sınırını da çizer. Alacaklı avukatının bürosunda imzalanan bir ödeme protokolü, noterde düzenlenen bir borç ikrarı, bankayla yapılan bir yapılandırma ya da telefonda verilen bir söz, ne kadar ayrıntılı olursa olsun İİK m.340'ın konusu değildir. Bu belgeler borç ilişkisinin ispatında ve icra takibinin yürütülmesinde önem taşır; ihlalleri ise Anayasa m.38'in yasağı nedeniyle özgürlükten yoksun bırakma sonucunu doğurmaz.
Haciz mahallinde icra memurunun düzenlediği tutanağa geçirilen taahhüt ise icra dairesi işlemidir. Uygulamada taahhütlerin önemli bir kısmı bu şekilde, haciz sırasında ve tutanağın bir bölümü olarak alınır. Bu durumda taahhüt icra dosyasına girer, icra müdürlüğünün tahsilat kayıtlarıyla izlenir ve ihlal hâlinde alacaklının şikâyetine dayanak olabilir.
Ayrım, alacaklı yönünden bir tercih sorusuna dönüşür. Takip dışında yapılan bir anlaşma tarafları rahatlatabilir, ancak bu anlaşmanın icra dosyasına taahhüt olarak işlenmesi sağlanmadıkça tazyik hapsi yolu açılmaz. Borçlu yönünden ise icra dairesinde verilen sözün, dışarıda verilen bir sözden farklı ve daha ağır bir sonuca bağlandığı bilinerek imza atılması gerekir. Taahhüdün ilamlı ya da ilamsız bir takipte verilmesi bu sonucu değiştirmez; belirleyici olan, ödeme şartının icra dairesinde kararlaştırılmış olmasıdır.
Taahhüt tutanağı belirsizse suçun unsurları oluşmaz
Tazyik hapsi taahhüde dayandığından, taahhüdün kendisi açık ve ölçülebilir olmalıdır. Neyin, ne zaman ve hangi tutarda ödeneceği tutanaktan okunamıyorsa, ihlalden de söz edilemez. Son dönem kanun yararına bozma kararları en çok bu soru üzerinde durmaktadır.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi E. 2026/2032, K. 2026/1459, 3 Mart 2026 tarihli kararında, haciz tutanağında takip öncesi ve sonrası faiz ile ödeme taahhüdünden son taksit tarihine kadar işleyecek faizin, başvuru harcı, tebligat gideri ve peşin harcın ayrı ayrı rakamsal olarak gösterilmediği bir taahhüdü geçerli saymamıştır. Daire, taahhüt tutanağında toplam borç miktarının, işleyen ve işleyecek faizin, vekâlet ücretinin, icra harç ve giderlerinin birlikte belirlenerek taahhüde esas tutarın açıkça gösterilmesi gerektiğini kabul eden ihbarnameyi yerinde bularak tazyik hapsini kaldırmış ve borçlunun beraatine hükmetmiştir.
Aynı çizgi Yargıtay 12. Hukuk Dairesi E. 2025/9306, K. 2025/8411, 23 Aralık 2025 tarihli kararında da görülür. Bu dosyada ödeme taahhüdünde tebligat gideri ve peşin harç ayrı ayrı gösterilmemiş, bazı giderler "diğer takip giderleri" başlığı altında toplanmış ve bu başlığın hangi masraf kalemlerini kapsadığı belirtilmemişti. Daire, taahhüdün geçerli olmadığını ve suçun yasal unsurlarının oluşmadığını kabul etmiştir.
Uygulamada sık karşılaştığımız tablo, taahhüdün aceleyle, çoğu zaman haciz mahallinde ve matbu bir formun boşlukları doldurularak alınmasıdır. Bu tür tutanaklarda faiz ya hiç yazılmaz ya da "işleyecek faiz" gibi rakamsız bir ifadeyle geçiştirilir. Alacaklı yönünden bu eksiklik, ileride yapılacak şikâyetin konusuz kalması anlamına gelir; borçlu yönünden ise savunmanın ilk sorusu tutanağın bu kalemleri tek tek gösterip göstermediğidir.
Tutanakta bulunması gereken kalemler
Bu kararların ölçütlerine göre geçerli bir taahhüt tutanağında şu kalemlerin rakamla ve ayrı ayrı yer alması gerekir:
- takip konusu asıl alacak ve takip öncesi işlemiş faiz,
- takipten taahhüt tarihine kadar işlemiş faiz,
- taahhüt tarihinden son taksit tarihine kadar işleyecek faiz ya da alacaklının bu faizden feragat ettiğine ilişkin açık beyan,
- icra vekâlet ücreti,
- başvuru harcı, peşin harç, tahsil harcı ve tebligat gibi takip giderleri,
- bu kalemlerin toplamı, taksit sayısı, her taksitin tutarı ve vadesi.
Taahhüt icra takibini durdurur, borcu ortadan kaldırmaz
Taahhüt, borçlunun ödeme takvimini belirler; borcun miktarını ya da takibin varlığını değiştirmez. Kanuni taksit taahhüdü verilip ilk taksit ödendiğinde icra muamelesi durur, ancak daha önce konulmuş hacizler kendiliğinden kalkmaz. Haczedilmiş mallar taahhüdün güvencesi olarak dosyada kalır; taksitler aksarsa satış süreci kaldığı yerden yürür.
Alacaklının muvafakatiyle yapılan planlarda tarafların neyi kararlaştırdığı daha da önem kazanır. Taahhüt tutanağında hacizlerin devam edeceği, yeni haciz konulmayacağı ya da ihlal hâlinde takibin kaldığı yerden süreceği gibi kayıtlar bulunabilir. Bu kayıtlar tazyik hapsinin şartlarını değiştirmez, fakat ihlal sonrasında icra dosyasında hangi işlemlerin yapılabileceğini belirler. Taksitler düzenli ödendiği sürece maaş ya da banka hesabı üzerinde yeni bir haciz istenip istenmeyeceği de çoğu zaman bu tutanağın diliyle ilgili bir uyuşmazlığa dönüşür.
Taahhüdün bir başka sonucu ispatla ilgilidir. İcra dairesinde borcun tutarını ve ödeme planını kabul eden borçlu, sonradan aynı takipte borcun varlığına ilişkin bir itiraz ileri sürmek istediğinde bu beyanıyla karşılaşır. Ödeme emrine itiraz süresi içinde itirazda bulunmayı düşünen borçlunun, taahhüt tutanağını imzalamadan önce bu tercihi değerlendirmesi gerekir; iki yol aynı anda yürütüldüğünde taahhüt metni borcun kabulü olarak okunabilir.
Makbul sebep ve ödenmiş taksit: tazyik hapsini önleyen iki savunma
Kanun yalnız "makbul bir sebep olmaksızın" yapılan ihlali yaptırıma bağlar. Bu ifade, borçlunun iradesi dışında kalan ve ödemeyi gerçekten imkânsız kılan olayların değerlendirilmesine kapı açar. Ağır bir hastalık, taahhütten sonra ortaya çıkan ve borçlunun önceden öngöremeyeceği bir gelir kaybı, hesaba konulan bir haciz nedeniyle ödeme imkânının ortadan kalkması bu kapsamda ileri sürülebilir. Makbul sebebin varlığını icra ceza mahkemesi somut olayın koşullarına göre takdir eder; iddia, rapor, işten ayrılma belgesi ya da hesap hareketleri gibi belgelerle desteklenmelidir.
Makbul sebep savunmasının sınırları da vardır. Taahhüt, borçlunun kendi beyanıyla ve kendi ödeme gücünü bilerek verdiği bir sözdür. Taahhüt anında zaten var olan ve borçlunun bildiği bir darlık, sonradan ortaya çıkmış bir engel gibi sunulduğunda mahkemenin bunu ihlali haklı kılan bir sebep olarak kabul etmesi beklenmez. Uygulamada makbul sebep savunmasının, taahhütten sonra ortaya çıkan ve belgelenebilen olaylarda daha çok karşılık bulduğu görülmektedir.
İkinci savunma olgusaldır: şikâyete konu taksit gerçekten ödenmemiş midir? Yargıtay 12. Hukuk Dairesi E. 2026/4000, K. 2026/3036, 5 Mayıs 2026 tarihli kararında, yirmi dört taksitli bir taahhüdün on dördüncü taksitinin ödenmediği iddiasıyla şikâyet yapılan bir dosyayı incelemiştir. Ödeme makbuzları o taksitin vadesinden ve şikâyet tarihinden önce yatırıldığını göstermekteydi. İlk derece icra ceza mahkemesi borçlunun beraatine karar vermiş, alacaklının itirazını inceleyen merci ise itirazı kabul ederek tazyik hapsine hükmetmişti. Daire, mercii kararını kanun yararına bozmuş, tazyik hapsini kaldırmış ve borçlunun beraatine hükmetmiştir. Taksit ödemelerinin dekontlarının ve icra veznesi makbuzlarının düzenli saklanması bu nedenle önem taşır.
Şikâyet hakkı alacaklınındır ve öğrenmeden itibaren üç ay içinde kullanılmalıdır
Taahhüdü ihlal yaptırımı alacaklının şikâyetine bağlıdır; savcılık ya da icra dairesi kendiliğinden dava açmaz. Kanunun 347. maddesine göre bu bapta yer alan fiillerden dolayı şikâyet hakkı, fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl geçmekle düşer. Taksit ihlalinde fiil, taksitin vadesinde ödenmemesidir; alacaklının bunu dosyadaki tahsilat kayıtlarından öğrendiği tarih ise üç aylık sürenin başlangıcını oluşturur.
Bir örnekle: vadesi 15 Mart olan taksit ödenmemiş, alacaklı vekili dosyayı 2 Mayıs'ta incelerken ödemenin yapılmadığını görmüştür. Üç aylık süre bu öğrenme tarihinden itibaren işler ve 2 Ağustos'ta dolar. Alacaklı dosyayı hiç incelemese bile şikâyet hakkı, ihlalin gerçekleştiği 15 Mart'tan itibaren bir yıl geçince düşer. Öğrenme tarihinin ileri sürülmesi hâlinde bunun dosyadaki işlem kayıtlarıyla desteklenmesi gerekir; borçlu ise şikâyetin süresinde yapılmadığını, alacaklının ihlali daha önce öğrendiğini gösteren kayıtlarla ileri sürebilir.
Görev ve yetki kanunda belirlenmiştir. Tazyik hapsine icra mahkemesi karar verir ve bu işler diğer mahkemelerde görülen ceza davalarıyla birleştirilemez (İİK m.346). Uygulamada bu davalara icra ceza mahkemesinde bakılır. Yetkili mahkeme, icra takibinin yapıldığı yerdeki mahkemedir (İİK m.348).
Yargılama usulü sadedir. Şikâyet dilekçeyle ya da sözlü beyanla yapılır; mahkeme duruşma için hemen bir gün belirler ve borçluya çağrı kâğıdı gönderir (İİK m.349). Şikâyetçi belirlenen günde gelmez ve vekil de göndermezse şikâyet hakkı düşer. Duruşmada Cumhuriyet savcısı hazır bulunmaz (İİK m.350), şikâyetçi dilekçesinde gösterdiği delillerle bağlıdır (İİK m.351) ve mahkeme tarafları ve delilleri dinledikten sonra en geç beş gün içinde kararını verir (İİK m.352).
Küçük alacaklarda tazyik hapsi uygulanmaz
6217 sayılı Kanunla İİK m.354'e eklenen fıkra önemli bir sınır getirir: nafaka alacaklarına ilişkin takipler hariç, alacak miktarı Asgari Ücret Tespit Komisyonunca her yıl belirlenen aylık en yüksek brüt asgari ücret tutarının altında kalan takiplerde kanunda öngörülen disiplin ve tazyik hapsi uygulanmaz. Bir aylık brüt asgari ücretin altında kalan bir takipte taahhüt ihlal edilse de m.340 yoluna başvurulamaz; alacaklı bu durumda yalnız icra takibini sürdürebilir. Karşılaştırma, takipteki alacak miktarı ile o yıl için ilan edilen tutar arasında yapılır.
Aynı borç için tazyik hapsi üç ayı geçemez; her taksit yeni bir üç ay doğurmaz
Taksitli bir taahhütte borçlu birden fazla taksiti ödemezse, alacaklı her taksit için ayrı şikâyette bulunmayı düşünebilir. Maddenin son cümlesi bu yolu sınırlar: "Ancak, bir borçtan dolayı tazyik hapsinin süresi üç ayı geçemez." Uygulamada aynı taahhüdün farklı taksitleri için farklı icra ceza mahkemelerinde ayrı ayrı "üç aya kadar" kararları verildiği görülmektedir; bu kararlar kanun yararına bozma yoluyla düzeltilmektedir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi E. 2025/9714, K. 2026/38, 13 Ocak 2026 tarihli kararında, aynı taahhüt nedeniyle borçlu hakkında önceden verilmiş ve 8 Aralık 2022 ile 8 Mart 2023 arasında infaz edilmiş bir tazyik hapsi bulunduğunu tespit etmiştir. Aynı borç için iki ayrı mahkemenin sonradan verdiği iki ayrı "üç aya kadar" kararı bozulmuş, tazyik hapisleri kaldırılmış ve borçlunun beraatine hükmedilmiştir.
Önceki karar henüz infaz edilmemişse sonuç biraz farklıdır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi E. 2026/4003, K. 2026/3034, 5 Mayıs 2026 tarihli kararında, ilk taksitin ödenmemesi nedeniyle verilmiş bir tazyik hapsi kararı varken, ikinci taksit için yapılan şikâyet üzerine, ilk kararın infaz edilip edilmediği araştırılmadan ya da infazın sonucu beklenmeden aynı borç nedeniyle yeniden üç aya kadar tazyik hapsine karar verilemeyeceğini kabul etmiştir. Daire bu sonuca, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun E. 2009/16.HD-188, K. 2009/205, 29 Eylül 2009 tarihli kararındaki çözüme dayanmıştır. Genel Kurula göre ilk taksitin ödenmemesiyle verilen karar infaz edilir; borçlu bu kararın yerine getirilmesinden sonra borcu öder ve sonradan ödemelerini yeniden keserse, ödenmeyen diğer taksit yönünden yalnız kalan süre kadar tazyik hapsine karar verilebilir. İlk karar üç ayın tamamıyla infaz edilmişse, sonraki taksitlerin ödenmemesi için yaptırım uygulama olanağı kalmaz.
Genel Kurul kararı oyçokluğuyla verilmiştir. Karşı oyda, önceki kararın infazının beklenmesi hâlinde sonraki ihlaller yönünden İİK m.347'deki şikâyet süresinin dolabileceği, her ihlal için ayrı karar verilip üç ay sınırının infaz sırasında gözetilmesinin yeterli olduğu görüşü savunulmuştur. Yargıtay'ın 2025 ve 2026 tarihli kanun yararına bozma kararları ise çoğunluk görüşünü izlemektedir.
Bu çözüm iki taraf için de pratik bir sonuç doğurur. Alacaklı açısından, ilk taksitte şikâyete gitmek ile sonraki taksitleri beklemek arasındaki tercih, üç aylık sınırın tek kez kullanılabileceği bilinerek yapılmalıdır. Borçlu açısından ise aynı taahhüt için ikinci bir dava açıldığında, önceki kararın varlığı, kesinleşme tarihi ve infaz durumu dosyaya sunulmalıdır.
Ödeme tazyik hapsini sona erdirir; feragat ve itfa davayı düşürür
Tazyik hapsi bir baskı aracı olduğundan, amacına ulaştığı anda sona erer. Kanuna göre hapsin tatbikine başlandıktan sonra borçlu borcun tamamını ya da o tarihe kadar icra veznesine yatırmak zorunda olduğu meblağı öderse tahliye edilir. Borçlunun tahliye için bütün borcu ödemesi gerekmez; o güne kadar vadesi gelmiş taksitlerin toplamını yatırması yeterlidir. Örneğin her biri 1.000 TL olan yirmi dört taksitli bir taahhütte borçlu ilk on taksiti ödemiş, on birinci ve on ikinci taksitleri ödememişse ve hapsin tatbikine on ikinci taksitin vadesinden sonra başlanmışsa, 2.000 TL'nin icra veznesine yatırılması tahliye için yeterlidir; kalan on iki taksit vadelerinde ödenmeye devam eder. Ödemeler yeniden kesilirse borçlu hakkında yeniden tazyik hapsine karar verilebilir, ancak aynı borç için toplam süre üç ayı aşamaz.
Kanunun 354. maddesinin ilk fıkrası iki ayrı düşme sebebi daha sayar. Takibi şikâyete bağlı olan bu suçlarda şikâyetçi feragat ederse ya da borcun itfa edildiği sabit olursa dava ve bütün sonuçlarıyla birlikte ceza düşer. Yargılama sürerken borcun tamamen ödenmesi de davanın düşmesine yol açar. Tazyik hapsine hükmedilirken ise dava ve cezanın m.354'teki sebeplerle düşeceği kararda ayrıca belirtilir (İİK m.352/2).
Bir de zaman sınırı vardır. Aynı maddenin üçüncü fıkrasına göre icra mahkemesinin bu bap hükümlerine göre verdiği tazyik veya disiplin hapsine ilişkin karar, kesinleştiği tarihten itibaren iki yıl geçtikten sonra yerine getirilmez. Bu süre, yakalama kararına rağmen infazın gerçekleşmediği dosyalarda önem kazanır.
Karara karşı itiraz süresi tebliğden itibaren iki haftadır
İcra ceza mahkemesinin tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde itiraz edilebilir (İİK m.353/1). 7499 sayılı Kanun öncesinde bu süre "tefhim veya tebliğ" tarihinden itibaren yedi gündü; 7499 sayılı Kanunun 37. maddesi tefhimi süre başlangıcı olmaktan çıkarmış ve süreyi iki haftaya çıkarmıştır.
İtirazı inceleyecek merci de kanunda gösterilmiştir. O yerde icra mahkemesinin birden fazla dairesi varsa dosya numara olarak kendisini izleyen daireye, son numaralı daire için birinci daireye gönderilir. İcra mahkemesinin tek dairesi bulunan yerlerde itirazı asliye ceza mahkemesi inceler; icra mahkemesi hâkimi ile asliye ceza mahkemesi hâkiminin aynı kişi olması hâlinde ise en yakın asliye ceza mahkemesi görevlidir. İtiraz incelemesi sonunda verilen karar kesindir.
Aynı maddenin ikinci fıkrası farklı bir kanun yolunu düzenler ve iki fıkranın karıştırılmaması gerekir. İcra mahkemesinin bu bapta yer alan suçlardan dolayı verdiği hükümler hakkında Ceza Muhakemesi Kanununun kanun yollarına ilişkin hükümleri uygulanır (İİK m.353/2). Bu fıkra, hapis cezası öngören düzenlemeler içindir; örneğin İİK m.345/a sermaye şirketinin iflasını istemeyen yöneticiler için, m.345/b ise artırmadan çekilme için hapis cezası öngörür. Taahhüdü ihlalde verilen karar ise bir tazyik hapsi kararıdır ve kanun yolu birinci fıkradaki itirazdır. İtiraz dilekçesinin hangi mercie hitaben ve hangi süre içinde verileceği bu ayrıma göre belirlenir.
Kesinleşen karar yönünden geriye olağanüstü bir yol kalır: kanun yararına bozma (CMK m.309). Bu yol tarafların doğrudan başvurabildiği bir kanun yolu değildir; Adalet Bakanlığının istemi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarnamesiyle işler. Yukarıda anılan kararların tamamı bu yolla Yargıtay önüne gelmiştir; taahhüt tutanağındaki belirsizlik ya da aynı borç için ikinci kez verilen tazyik hapsi gibi hukuka aykırılıklar, itiraz süresi kaçırılmış olsa bile Adalet Bakanlığına yapılacak başvuruyla bu yolun işletilmesi istenerek ileri sürülebilir.
Nafaka, mal beyanı ve maaş haczinden farkı
Kanunun on altıncı babında tazyik hapsi öngören tek düzenleme m.340 değildir ve kurumlar birbirine karıştırıldığında yanlış yola başvurulabilir. Nafakaya ilişkin kararların gereğini yerine getirmeyen borçlu hakkında İİK m.344 uyarınca, alacaklının şikâyeti üzerine yine üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Bu yaptırımın dayanağı bir taahhüt değil, mahkemenin nafaka kararıdır; m.354/4'teki asgari ücret sınırı da nafaka takiplerine uygulanmaz. Nafaka alacağının takibi ve m.344 süreci nafaka borcunun icra yoluyla tahsili rehberinde ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
Mal beyanında bulunmayan borçlu için öngörülen hapisle tazyik ise İİK m.76'ya dayanır ve beyanda bulunuluncaya kadar sürer. Ödeme emrine itiraz edilmeyip takip kesinleştiğinde doğan mal beyanı yükümlülüğü icra takibine itiraz rehberinde anlatılmıştır. Borçlunun taahhüt verirken gelirini nasıl planlayacağı sorusu da maaş üzerindeki hacizlerle doğrudan bağlantılıdır; maaşın hangi kısmının haczedilebileceği maaş haczi ve haczedilemeyen mallar rehberinde incelenmiştir. Maaşın haczedilebilir kısmına zaten başka bir haciz konulmuşsa, aynı gelirden ayrıca taksit ödemeyi taahhüt etmek, borçlunun kendi ödeme gücünü aşan bir söz vermesi riskini taşır.
Hangi kurum, hangi şart
| Düzenleme | Yaptırımın sebebi | Üst sınır | Sona erme |
|---|---|---|---|
| İİK m.340 | İcra dairesinde kararlaştırılan ödeme şartının makbul sebep olmaksızın ihlali | Aynı borç için toplam 3 ay | Borcun tamamının ya da vadesi gelmiş tutarın ödenmesi |
| İİK m.344 | Nafakaya ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmemesi | 3 ay | Kararın gereğinin yerine getirilmesi |
| İİK m.76 | Mal beyanında bulunmama | 3 ay, bir defaya mahsus | Mal beyanında bulunulması |
Taahhüt tutanağı imzalanmadan önce iki tarafın denetlemesi gerekenler
Taahhüdü ihlal uyuşmazlıklarının büyük kısmı, tutanak imzalandığı anda belirlenir. Alacaklı açısından taahhüt, icra baskısını hafifletmenin karşılığında elde edilen ve ihlal hâlinde tazyik hapsi imkânı doğuran bir güvencedir; bu güvencenin işlemesi tutanağın Yargıtay ölçütlerine uygun düzenlenmesine bağlıdır. Faiz, vekâlet ücreti ve her bir takip gideri rakamla ve ayrı ayrı yazılmalı, işleyecek faizden feragat edilecekse bu açıkça belirtilmelidir. "Diğer giderler" gibi toplu başlıklar kullanılmamalıdır.
Borçlu açısından imzadan önceki soru, ödeme planının gerçek gelirle uyumlu olup olmadığıdır. Haciz sırasında verilen ve kısa vadeli bir rahatlama sağlayan bir taahhüt, sonradan ödenemediğinde üç aya kadar tazyik hapsi riskini doğurur; borcun kendisi ise olduğu gibi yerinde durur. Taksit tutarları ve vadeleri borçlunun öngörülebilir gelirine göre belirlenmeli, her ödemenin dekontu ya da vezne makbuzu saklanmalıdır.
İhlal gerçekleştikten sonra da yapılabilecekler vardır. Alacaklı, şikâyet hakkını öğrenmeden itibaren üç ay ve her hâlde ihlalden itibaren bir yıl içinde kullanmalı, aynı taahhüt için önceden verilmiş bir karar bulunup bulunmadığını dosyadan kontrol etmelidir. Şikâyet sonrasında da borçlu, vadesi gelmiş taksitleri ödeyerek ya da borcu tamamen kapatarak davanın düşmesini sağlayabilir. Yalova'daki icra dosyalarında taahhüt ve icra ceza süreçlerinin işleyişi Yalova icra hukuku sayfasında ayrıca anlatılmıştır.
Sık Sorulan Sorular
Tazyik hapsi bir hapis cezası mıdır?
Yargıtay, disiplin ve tazyik hapsinin bir hapis cezası olmadığını, kişiyi kendisinden beklenen yükümlülüğü yerine getirmeye zorlamak için öngörüldüğünü kabul etmektedir. Kanun da bu nedenle tazyik hapsinin sona ermesini ödemeye bağlamıştır; borçlu borcun tamamını ya da o tarihe kadar yatırması gereken tutarı ödediğinde tahliye edilir.
Tek bir taksitin geç ödenmesi tazyik hapsi için yeterli midir?
Kanun ödeme şartının ihlalini yeterli sayar ve ihlal tek bir taksitin vadesinde ödenmemesiyle gerçekleşebilir. Gecikmenin makbul bir sebebi varsa ya da şikâyete konu taksit aslında ödenmişse sonuç değişir. Yargıtay, makbuzlarla taksitin vadesinden ve şikâyet tarihinden önce ödendiği anlaşılan bir dosyada tazyik hapsini kaldırmıştır; vadeden sonra yapılan geç ödemenin etkisi ise her dosyada ayrıca değerlendirilir ve borcun tamamen ödenmesi m.354/1 uyarınca davayı düşürür.
Avukat aracılığıyla verilen taahhüt borçluyu bağlar mı?
Taahhüt, borcun taksitlendirilmesi ve borçlunun kişisel sorumluluğunu doğuran bir beyan olduğundan, vekil eliyle verilecekse vekâletnamede bu konuda yetki bulunup bulunmadığı ayrıca incelenmelidir. Vekâletnamedeki yetkiler, tutanakla birlikte savunmanın ilk denetlenen belgelerindendir. Belirsizlik hâlinde icra ceza mahkemesi taahhüdün borçluya ait olup olmadığını değerlendirir.
Borçlu duruşmaya gelmezse karar verilebilir mi?
Kanun, şikâyeti alan icra mahkemesinin huzuruna gelmeyen ve müdafi de göndermeyen borçlunun zabıta marifetiyle getirilmesini öngörür (İİK m.349). Bu şekilde de bulundurulamayan borçlu yönünden yargılama gıyabında yürütülür. Gıyapta verilen karara karşı eski hâle getirme talebinde ceza muhakemesi hükümlerine gidilir.
Alacaklı şikâyetten vazgeçerse ne olur?
Taahhüdü ihlalin takibi alacaklının şikâyetine bağlı olduğundan, şikâyetçinin feragati dava ve bütün sonuçlarıyla birlikte cezayı düşürür (İİK m.354/1). Aynı sonuç borcun itfa edildiğinin sabit olması hâlinde de doğar. Şikâyetçinin duruşmaya gelmemesi ve vekil de göndermemesi de şikâyet hakkını düşürür.
Tazyik hapsi kararı ne kadar süre infaz edilebilir?
İcra mahkemesinin tazyik hapsine ilişkin kararı kesinleştiği tarihten itibaren iki yıl geçtikten sonra yerine getirilmez (İİK m.354/3). Bu süre içinde borçlu yakalanamazsa karar infaz kabiliyetini yitirir. Borç ise ortadan kalkmaz ve icra takibi kendi kuralları içinde devam eder.
Takip tutarı düşükse tazyik hapsi istenebilir mi?
Alacak miktarı, aylık en yüksek brüt asgari ücret tutarının altında kalan takiplerde İİK'daki disiplin ve tazyik hapsi uygulanmaz (İİK m.354/4). Bu sınırın tek istisnası nafaka alacaklarına ilişkin takiplerdir. Sınırın altında kalan bir takipte taahhüt ihlal edilse de alacaklı yalnız icra işlemlerini sürdürebilir.
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; her dosya kendi olgularıyla değerlendirilir.
Bu konuyla ilgili emsal kararlar

Süresinde Haciz İstenen Dosya Yıllar Sonra Düşer mi? İİK 78 ve Yenileme Şartı
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 25.06.2020

Haciz Üçüncü Kişi Şirketin Adresinde Yapıldıysa Organik Bağı Kim İspatlar?
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 01.04.2026

Borçlunun Babasına Yaptığı Devir: Tasarrufun İptalinde Akrabalık Karinesi Nasıl İşler?
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 11.02.2025
Bu konuyla ilgili yazılar

İcra Dosyası Zamanaşımı ve Takibin Düşmesi: Haciz İstenmezse, Satış İstenmezse Ne Olur?
4 Ekim 2026, 17 dk okuma

İstihkak Davası: Başkasının Borcu İçin Haczedilen Eşyayı Kurtarmak (İİK 96-99)
3 Ekim 2026, 17 dk okuma

Maaş Haczi ve Haczedilemeyen Mallar: Maaşın Ne Kadarı Haczedilir, Neye Dokunulamaz?
26 Eylül 2026, 17 dk okuma

