İlme Hukuk Logo
İLMEHUKUK BÜROSU
İLME HUKUK BÜROSU
Hemen AraRandevu Al
Boş bir salonda duran eski tip, kollu bir berber koltuğu

İşkence Suçu İçin Belli Bir Amaç Gerekir mi? Basit Yaralanma ve Emirle Darp Sorunu

Yargıtay 8. Ceza Dairesi: işkence suçu belli bir amaç ya da nitelikli yaralama aramaz; ölçü sistematik ve sürekli ihlaldir. Emirle darp eden er de faildir.

Mahkeme
Yargıtay 8. Ceza Dairesi
Esas/Karar
2025/7833 2025/9133
Karar tarihi
24.11.2025
Resmî kaynak
Yargıtay Karar Arama
Av. Mesut İLME — Yalova Barosu

Av. Mesut İLME

Yalova Barosu, sicil 287

Yayın
22 Eylül 2026
7 dk
okuma

Özet

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, bir askerî birlikte rütbeli ve er sanıkların katılana yaklaşık bir ay boyunca uyguladığı darp, ranzaya kelepçeleme ve kalorifer borusuna bağlama eylemlerini işkence suçu sayan onama kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazını oy birliğiyle reddetti. Başsavcılık, er sanıkların eylemlerinin sistematik olmadığını ve yaralanmaların basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir nitelikte kaldığını ileri sürerek fiilin kötü muamele suçu sayılmasını istemişti. Daire, katılanın tutarlı anlatımı, tanık beyanları, tıbbi bulgular ve kısmi ikrarlar ışığında üç noktayı ayırdı: eylemler hiyerarşik yapı içinde, kesintisiz ve aşağılayıcı biçimde icra edildiği için sistematiktir; işkence suçunun oluşması için nitelikli yaralama şartı yoktur, ölçü mağdurun bedensel ve ruhsal bütünlüğüne yönelik sürekli ihlaldir; er sanıklar konusu suç olan emri yerine getirdikleri için 5237 sayılı Kanun m.24 uyarınca sorumluluktan kurtulamaz. İtiraz dilekçesinde madde gerekçesine atıfla işkencenin belli bir amaçla işlenmesinin aranmadığı da kabul edilmiştir; uyuşmazlık amaç değil süreklilik ekseninde çözülmüştür. Karar mahkûm edilen sanıklar aleyhine, katılan lehinedir; beraat eden üç sanık yönünden beraat hükmü korunmuştur. Dosya 5271 sayılı Kanun m.308/3 uyarınca Ceza Genel Kuruluna gönderildiğinden son söz Genel Kurulundur.

İnceleme

Bir aylık kelepçe ve darp dosyasında amaç değil süreklilik tartışıldı

Bir kamu görevlisinin uyguladığı darp, kasten yaralama ile işkence arasındaki çizginin neresine düşer? Uygulamada bu soru çoğu zaman iki ölçüt üzerinden tartışılır: failin belli bir amaçla (bilgi almak, cezalandırmak, sindirmek) hareket edip etmediği ve yaralanmanın ağırlığı. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin kararı, iki ölçütü de belirleyici saymayan bir karardır. Başsavcılık itirazında dahi madde gerekçesine atıfla işkencenin belli bir amaçla işlenmesinin aranmadığı kabul edilmiş; Daire uyuşmazlığı amaç ya da yaralanmanın derecesi üzerinden değil, eylemin sistematik ve sürekli niteliği üzerinden çözmüştür.

Kararın ikinci değeri, emirle hareket eden alt rütbeli görevlinin durumunu netleştirmesidir. İşkence dosyalarında "emir aldım" savunması sık görülür; Daire bu savunmayı konusu suç olan emir ölçütüyle karşılamıştır. Büromuzun ceza dosyalarında gördüğü kadarıyla kötü muamele ile işkence arasındaki ceza farkı nedeniyle bu ayrım savunmanın odağını belirlemektedir. İşkence suçunda sistematiklik ölçütünü işleyen önceki karar zor kullanma sınırıyla ayrımı çizmişti; bu karar aynı ölçütü hiyerarşik yapı içinde işlenen fiile uygular.

Askerî birlikte katılan ranzaya kelepçelendi ve berber koltuğuna bağlandı

Katılan, askerlik görevi sırasında rütbeli üç sanık ile er olan beş sanığın eylemlerine maruz kaldığını ileri sürmüştür. Tüm aşamalarda tutarlı kalan anlatıma göre katılan defalarca darp edilmiş, yaklaşık bir ay boyunca ranzaya kelepçelenmiş, zaman zaman kalorifer borularına ya da berber koltuğuna bağlanarak sabaha kadar tutulmuş ve sürekli gözetim altında bırakılmıştır. Eylemleri gerçekleştiren rütbeli ve er sanıklar katılan tarafından açıkça teşhis edilmiş, şikâyet askerlik görevinin sona ermesinin ertesi günü yapılmıştır.

Tanık beyanları anlatımı desteklemektedir. Bir tanık katılanın vücudunda geniş morluklar bulunduğunu ve kalorifer borusuna kelepçelenmesini bizzat gördüğünü, işlemlerin rütbeli sanıklar tarafından yönlendirildiğini söylemiştir. Er olan sanıklardan biri, rütbeli sanığın emriyle ip getirip katılanı berber koltuğuna bağladığını; bir diğeri, rütbeli sanığın emriyle katılanı yaklaşık bir ay ranzaya kelepçelediğini ve rütbeli sanıkların katılanı sık sık dövdüğünü ifade etmiştir. Diğer sanıklar ise katılanın sık sık kaçmaya çalıştığını, uygun olmayan davranışlar sergilediğini ve bu sebeple zaman zaman terbiye edici davranışlarda bulunduklarını söyleyerek kısmi ikrarda bulunmuştur.

İlk derece mahkemesi rütbeli ve er sanıklar hakkında işkence suçundan mahkûmiyet, üç sanık hakkında beraat kararı vermiş; bölge adliye mahkemesi istinaf başvurularını esastan reddetmiş; Yargıtay 8. Ceza Dairesi hükümleri onamıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı bu onama kararına 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.308 uyarınca itiraz etmiştir.

Basit tıbbi müdahaleyle giderilen yaralanma işkencenin oluşmasına engel sayılmadı

Başsavcılık itirazı üç eksene dayanmaktaydı. Birincisi, katılan vekilinin beraat eden sanıklara ilişkin temyiz sebeplerinin incelenmediği; ikincisi, er sanıkların eylemlerinin sistematiklik taşımadığı için fiillerin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) m.232 kapsamında kötü muamele suçunu oluşturduğu; üçüncüsü, yaralanmaların basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir nitelikte kaldığı. Daire her eksene ayrı cevap vermiştir.

Beraat eden üç sanık yönünden Daire, katılanın kendi anlatımında bu sanıklara ilişkin doğrudan ve fail belirten bir beyanı bulunmadığını, tanıkların da bu üç sanık hakkında görgüye dayalı beyan vermediğini saptamış; mahkûmiyet için gerekli olan her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delile ulaşılamadığı tespitinin dosya kapsamıyla uyumlu olduğunu belirtmiştir.

Suç vasfı yönünden Daire, eylemlerin rütbeli sanıklar tarafından sürekli ve sistematik biçimde yönlendirildiğini, bu emir ve talimatlar doğrultusunda er sanıklar tarafından kesintisiz şekilde icra edildiğini tespit etmiştir. Katılanın tutarlı anlatımı, tanık beyanları, tıbbi bulgular ve sanıkların kısmi ikrarları birlikte değerlendirildiğinde eylemlerin sürekli, aşağılayıcı ve hiyerarşik yapı içinde sistematik olarak icra edildiği sonucuna varılmıştır. Yaralanmanın niteliği konusunda Daire açık bir ilke koymuştur: basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir yaralanmaların bulunması işkence suçunun oluşmasına engel değildir. Nitelikli yaralama hâlleri TCK m.95'te ayrıca düzenlenmiştir; TCK m.94 kapsamında işkence için nitelikli yaralama şartı bulunmamaktadır ve önemli olan mağdurun bedensel ve ruhsal bütünlüğüne yönelik sistematik ve sürekli ihlaldir.

Er sanıklara özgülenen itiraz konusunda Daire, dosya kapsamının er sanıkların rütbeli sanıkların talimatı üzerine hareket ettiğini gösterdiğini, ancak bu talimatların konusu suç olan emir niteliğinde olduğunu ve TCK m.24 gereği bu emirlerin yerine getirilemeyeceğini vurgulamıştır. Fiilleri bizzat icra eden erler doğrudan fail sıfatıyla sorumludur; yalnız erler yönünden kötü muamele vasfı isteyen itiraz, dosyadaki hiyerarşik örgüyü ve birlikte işlenen fiil yapısını karşılamamaktadır.

Başsavcılık itirazı reddedildi ve dosya Ceza Genel Kuruluna gönderildi

Daire, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazını oy birliğiyle reddetmiş ve dosyayı 5271 sayılı Kanun m.308/3 uyarınca Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Başsavcılığa tevdi etmiştir. Karar mahkûm edilen sanıklar aleyhine, katılan lehinedir: işkence suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri Daire nezdinde korunmuş, kötü muameleye dönüştürme talebi kabul görmemiştir; beraat eden üç sanık yönünden ise beraat hükmü ayakta kalmıştır. Nihai söz Ceza Genel Kurulunundur; Genel Kurul itirazı kabul ederse vasıf yeniden tartışılacaktır.

Uygulamaya yansıması iki yönlüdür. Kamu görevlisinin uyguladığı şiddette yaralanma raporunun "basit tıbbi müdahale ile giderilebilir" demesi, fiili kendiliğinden kasten yaralama ya da kötü muamele düzeyine indirmemektedir. Emirle hareket eden alt rütbeli görevli ise, emrin konusunun açıkça suç oluşturduğu hâllerde, fiili bizzat icra ettiği ölçüde doğrudan fail olarak yargılanmaktadır. İşkence suçundan verilen cezanın koşullu salıverilme tarihi, verilen ceza ve suç türü üzerinden infaz hesaplama aracıyla hesaplanabilir.

Kışla ya da karakoldaki darpta süre, tekrar ve hiyerarşi kayıt altına alınmalıdır

Kamu görevlisinin şiddetine maruz kalan mağdur bakımından dosyanın ağırlık merkezi tek bir darp anı değil, eylemin zaman içindeki yayılımıdır. Darbın hangi tarihlerde, kaç kez ve kimlerin talimatıyla gerçekleştiği, kelepçeleme ya da bağlama gibi hürriyeti kısıtlayan eylemlerin süresi ve gözetim altında tutulma biçimi olabildiğince erken ve ayrıntılı biçimde beyana geçirilmelidir. Görgü tanıklarının kimliği ve hangi olaya tanık oldukları ayrı ayrı belirtilmeli; bu karardaki iki tanığın yalnızca ranzaya kelepçelenmiş bir asker gördüklerini söyleyip faili belirleyememesi, beraat eden üç sanık yönünden sonucu belirlemiştir.

Tıbbi belge yönünden, raporun basit tıbbi müdahale sınırında kalması işkence iddiasından vazgeçmeyi gerektirmemektedir; morlukların yaygınlığı ve yenilenmesi süreklilik iddiasını destekleyen olgulardır ve bu yönüyle rapora yansıtılması gerekir. Başvurunun zamanlaması da değerlendirilmektedir: Daire, katılanın askerlik görevinin bittiği günün ertesinde şikâyette bulunmasını anlatımın tutarlılığını destekleyen bir olgu olarak kaydetmiştir.

Sanık cephesinde ise emrin ifası savunmasının sınırı bilinmelidir. Yargıtay, konusu açıkça suç oluşturan emrin yerine getirilmesini sorumluluktan kurtaran bir neden olarak kabul etmemektedir; savunmanın ağırlık merkezi emir alındığına değil, fiile katılımın bulunmadığına ya da eylemin sistematiklik taşımadığına yöneltilmelidir. Ceza dosyasının bu yönüyle ceza yargılamasında avukat desteğiyle yürütülmesi, teşhis ve tanık beyanlarının aşamalar arasındaki tutarlılığının izlenmesini gerektirir.

İşkence ile kötü muamele ayrımında sık sorulan sorular

İşkence suçu için failin bilgi almak ya da cezalandırmak gibi bir amacı olması gerekir mi?

Bu kararda Başsavcılık dahi madde gerekçesine atıfla 5237 sayılı Kanun'da işkencenin belli bir amaçla işlenmesinin aranmadığını kabul etmiştir. Kamu görevlisinin herhangi bir sebeple ve fakat bilerek, sistematik biçimde insan onuruyla bağdaşmayan davranışları gerçekleştirmesi suçun oluşumu için yeterli sayılmaktadır; sanıkların "terbiye etme" açıklaması vasfı değiştirmemiştir.

Yaralanma raporu basit tıbbi müdahale diyorsa eylem yine de işkence sayılabilir mi?

Daire, basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir yaralanmaların bulunmasının işkence suçunun oluşmasına engel olmadığını açıkça belirtmiştir. Nitelikli yaralama sonuçları TCK m.95'te ağırlaştırıcı hâl olarak ayrıca düzenlenmiştir; temel suç için ölçü yaralanmanın derecesi değil, bedensel ve ruhsal bütünlüğe yönelik sistematik ve sürekli ihlaldir.

Üstünün emriyle darp eden er de işkenceden sorumlu olur mu?

Fiili bizzat icra eden er, emirle hareket etmiş olsa dahi doğrudan fail sıfatıyla sorumlu tutulmaktadır. Daire, talimatların konusu suç olan emir niteliğinde olduğunu ve TCK m.24 gereği bu emirlerin yerine getirilemeyeceğini vurgulamış; yalnız erler yönünden kötü muamele vasfı isteyen itirazı hiyerarşik yapı içinde birlikte işlenen fiil yapısıyla bağdaşmadığı için reddetmiştir.

Daire itirazı reddettiğine göre karar kesinleşti mi?

Başsavcılık itirazının Daire tarafından reddi dosyayı kapatmamaktadır. 5271 sayılı Kanun m.308/3 uyarınca dosya Ceza Genel Kuruluna gönderilmiştir; suç vasfına ilişkin son değerlendirme Genel Kurula aittir ve Genel Kurulun itirazı kabul etmesi hâlinde onama kararı yeniden ele alınacaktır.

Kararın tam metni

~6 dk okuma

Metin, Yargıtay Karar Arama resmî yayınından alınmıştır. Kaynakta açın

8. Ceza Dairesi 2025/7833 E. , 2025/9133 K. "İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/2778 E., 2022/2100 K. SUÇ : İşkence HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi, istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ : Bozma İTİRAZA KONU KARAR : Onama İTİRAZ EDEN : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı

Yargıtay 8. Ceza Dairesinin, 26.05.2025 tarihli ve 2022/6239 Esas, 2025/4218 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 25.07.2025 tarihli ve KD-2025/87305 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 308/1. maddesinde belirtilen kanunî süresinde yapılan lehe itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü:

İtirazname No : KD - 2025/87305

I. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz başvurusu, özetle "...1)..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında işkence suçundan dolayı kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik katılan vekilinin temyiz başvurusu incelemeye konu edilmeden sadece sanıklar müdafilerinin temyiz başvuruları ile incelemesi yapılmasına, 2) Suçun vasıflandırılmasına (TCK'nın 94 maddesinin gerekçesinde de işaret edildiği gibi işkence olarak, bir kişiye karşı insan onuru ile bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlarda bulunulması gerekir. İşkence teşkil eden fiiller aslında kasten yaralama, hakaret, tehdit, cinsel taciz niteliği taşıyan fiillerdir. Ancak bu fiiller ani olarak değil, sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde işlenmektedir. Bir süreç içinde süreklilik arz eder bir tarzda işlenen işkencenin en önemli özelliği, kişinin psikolojisi,ruh sağlığı, algılama ve irade yeteneği üzerindeki tahrip edici etkilerinin olmasıdır. Bu etkilerin uzun bir süre ve hatta hayat boyu devam etmesi, işkencenin bu kapsamda işlenen fiiline nazaran daha ağır ceza yaptırımı altına alınmasını gerektirmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda (5237 sayılı Kanun)şkencenin belli bir amaçla işlenmesi aranmamıştır. Buna göre, kamu görevlisinin herhangi bir sebeple ve fakat bilerek sistematik bir şekilde insan onuru ile bağdaşmayan bedensel veya ruhsal yönden acı çektiren, aşağılayan, algılama ve irade yeteneğini etkileyen davranışları gerçekleştirmesi suçun oluşumu için yeterlidir. Kötü muamele oluşturan fillerin ani olarak gerçekleşmesi, sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içerisinde işlenmemiş olması halinde eylem TCK'nın 232 maddesinde düzenlenen kötü muamele suçunu oluşturur.)" şeklindedir.

II. GEREKÇE A. Katılan vekilinin temyiz istemlerinin dikkate alınmadığına dair itiraz yönünden yapılan incelemede; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, katılan ... vekilinin beraat eden sanıklar ..., ... ve ... hakkında mahkûmiyet talep eden temyiz itirazlarının Dairemizce değerlendirilmediğini ileri sürmektedir. Oysa, Yüksek Dairenin kararında bu üç sanık yönünden deliller ayrıntılı biçimde incelenmiş, katılan ...’ın kendi anlatımlarında bu sanıklar hakkında doğrudan, kesin ve fail belirten bir beyanının bulunmadığı açık biçimde ortaya konulmuştur. Tanıklar .... . ile ... . yalnızca ranzaya kelepçelenmiş bir asker gördüklerini, ancak failleri tespit edemediklerini beyan etmişlerdir. Tanık ... ., anlatımında esas olarak mahkumiyet kararı verilen rütbeli sanıklar ..., ... ve ... ile er olan sanıklar ..., ... ve ... üzerinde durmuş; bu üç beraat eden sanıkla ilgili görgüye dayalı herhangi bir beyanda bulunmamıştır. Ayrıca, sanıklar aşamalarda değişmeyen savunmalarında atılı suça iştirak etmediklerine dair savunmada bulunmuştur. Bu nedenle, söz konusu sanıklar bakımından mahkûmiyet için gerekli olan her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delile ulaşılamadığı yönündeki Yüksek Daire tespiti dosya kapsamıyla tamamen uyumlu olup, yeterli gerekçeyi barındırmaktadır. Bu itibarla; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, katılan vekilinin temyiz sebeplerinin değerlendirilmediğine ilişkin itirazı yerinde görülmemiştir.

İtirazname No : KD - 2025/87305

B. Suç vasfına ilişkin itiraz yönünden yapılan incelemede; a) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, er olan sanıkların eylemlerinin sistematiklik göstermediğini ve fiillerinin 5237 sayılı Kanun'un 232. maddesinde düzenlenen kötü muamele suçunu oluşturduğunu ileri sürmüştür. Ancak dosya kapsamına göre, katılan ...’a yönelik eylemlerin rütbeli sanıklar ..., ... ve ... tarafından sürekli ve sistematik biçimde yönlendirildiğini, bu emir ve talimatlar doğrultusunda er olan sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... tarafından kesintisiz şekilde icra edildiğini göstermektedir. Katılan ..., tüm aşamalarda tutarlı biçimde defalarca darp edildiğini, yaklaşık bir ay boyunca ranzaya kelepçelendiğini, zaman zaman kalorifer borularına veya berber koltuğuna bağlanarak sabaha kadar tutulduğunu, sürekli gözetim altında bırakıldığını beyan etmiş ve bu eylemleri gerçekleştiren rütbeli ve er olan sanıkları açıkça teşhis etmiştir. Tanık ... ., katılanın vücudunda geniş morluklar bulunduğunu, katılanın kalorifer borularına kelepçelendiğini bizzat gördüğünü, bu işlemlerin rütbeli sanıklar ... ve ... tarafından yönlendirildiğini söylemiş; gözetim görevinin çoğunlukla sanık ... ve diğer erlere verildiğini belirtmiştir. Er olan sanık ..., rütbeli sanık ...’in emriyle ip getirip katılanı berber koltuğuna bağladığını, bu sırada rütbeli sanık ... ile er olan sanıklar ... ve ...'ın katılanı darp ettiklerini ifade etmiştir. Er olan sanık ..., rütbeli sanık ...’ün emriyle katılanı yaklaşık bir ay boyunca ranzaya kelepçelediğini, rütbeli sanıkların katılanı sık sık dövdüklerini, er olan sanıklar ... ve ...'ın da katılanı darp ettiklerine tanık olduğunu söylemiştir. Tanık ... ., katılanın ranzaya kelepçelendiğini ve sanık ...’ün katılana tokat attığını gördüğünü beyan etmiştir. Tanık ... ., katılanın bağlanmasında kullanılan ipin er olan sanık ... tarafından araçtan getirildiğini ifade etmiştir. Tüm bu beyanlar katılanın anlatımlarıyla uyumlu olup hem rütbeli hem er olan askerlerin eylemlerin sürekli şekilde, aşağılayıcı tarzda ve hiyerarşik yapı içinde sistematik olarak icra edildiğini ortaya koymaktadır. b) Basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte yaralanmaların bulunması işkence suçunun oluşmasına engel değildir. Nitelikli yaralama halindeki haller 5237 sayılı Kanun'un 95. maddesinde düzenlenmiştir. 5237 sayılı Kanun'un 94. maddesine göre işkence suçunun oluşması için nitelikli yaralama şartı bulunmamaktadır; önemli olan mağdurun bedensel ve ruhsal bütünlüğüne yönelik sistematik ve sürekli ihlaldir. Bu nedenle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yaralanmanın niteliği gerekçe gösterilerek yaptığı suç vasfına ilişkin itirazı da yerinde görülmemiştir. C. Er olarak görev yapan sanıklara özgülenmiş itiraz yönünden yapılan incelemede ise; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, suç vasfına ilişkin itirazını yalnızca er olan sanıklar yönünden ileri sürmüş; rütbeli sanıklar bakımından benzer bir değerlendirme talebinde bulunmamıştır. Oysa dosya kapsamı, er olan sanıkların eylemlerinin rütbeli sanıkların talimatları üzerine gerçekleştiğini, ancak bu talimatların konusu suç olan emir niteliğinde olduğunu ve 5237 sayılı Kanun'un 24. maddesi gereği bu emirlerin yerine getirilemeyeceğini göstermektedir. Er olan sanıkların fiilleri bizzat icra etmeleri nedeniyle doğrudan fail sıfatıyla sorumlulukları bulunmaktadır. Bu nedenle, yalnızca er olan sanıklar bakımından suç vasfının kötü muamele olarak değerlendirilmesini talep eden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazı, dosya kapsamındaki hiyerarşik örgüyü ve birlikte işlenen fiil yapısını karşılamamaktadır; bu itibarla, itiraz yerinde görülmemiştir. İtirazname No : KD - 2025/87305

D. Sonuç olarak; Katılan vekilinin temyiz sebeplerinin Yüksek Daire tarafından değerlendirildiği, suç vasfına ilişkin itirazın dosya kapsamıyla uyuşmadığı, katılan ...’ın tutarlı anlatımları, askerlik görevinin sona ermesinin ertesi günü başvuruda bulunması, katılanın iddialarını doğrulayan tanıkların beyanları ve tıbbi bulgularla hatta sanık ...'ın ikrarı ve diğer sanıkların "katılanın sık sık kaçmaya çalıştığına, uygun olmayan davranışlar sergilediğine, bu sebeple zaman zaman terbiye edici davranışlarda bulunduklarına" dair kısmi ikrarları ile desteklendiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla, rütbeli ve er olan sanıkların birlikte hareket ederek katılana sistematik biçimde işkence uyguladığı, işkence suçunun oluşması için nitelikli yaralamanın zorunlu olmadığı ve er olan sanıkların emirle hareket etmiş olsalar dahi 5237 sayılı Kanun'un 24. maddesi gereğince sorumluluklarının ortadan kalkmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenlerle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazlarının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.

III. KARAR

  1. Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ oy birliğiyle REDDİNE,
  2. 5271 sayılı Kanun’un 308/3. maddesi uyarınca Yargıtay 8. Ceza Dairesinin, 26.05.2025 tarihli ve 2022/6239 Esas, 2025/4218 Karar sayılı onama kararı ile ilgili itirazı incelemek üzere dava dosyasının, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.11.2025 tarihinde karar verildi.

Bu alandaki diğer kararlar

Tüm Ceza Hukuku kararları