Özet
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Toplu Konut İdaresinden (TOKİ) satın alınan konutta mantolama ve boyadaki hatalı imalat nedeniyle ortaya çıkan sıva çatlakları için açılan tazminat davasında, ayıbı kendisi tespit ettiren satıcının süresinde ayıp ihbarı yapılmadığı savunmasını dürüstlük kuralına aykırı bulmuştur. Karar alıcı, yani tüketici lehinedir. Konut 2007 yılında teslim edilmiş, dava 2013 yılında açılmıştı; arada satıcıya ayrı bir bildirim yapılmamıştı. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi, gizli ayıbın ortaya çıktığı andan itibaren derhal bildirilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın reddi yönünde bozma kararı vermiş; ilk derece mahkemesi ise satıcının proje genelindeki imalat hatalarını bizzat delil tespitiyle belgelettirdiğini belirterek direnmişti.
Genel Kurul, gizli ayıbın kural olarak ortaya çıktığı andan itibaren dürüstlük kuralına uygun en kısa sürede ihbar edilmesi gerektiğini kabul etmiş, bununla birlikte ihbarın şekle bağlı olmadığını ve hakkın kötüye kullanılması yasağının da gözetileceğini vurgulamıştır. Projenin genelinde ayıbın varlığını bilen ve onarımın yükleniciye ait olduğunu ileri süren idarenin geç ihbar savunmasına dayanması, Türk Medeni Kanunu m. 2 ile bağdaşmaz bulunmuştur. Direnme uygun görülmüş, diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Yargıtay 3. Hukuk Dairesine gönderilmiştir. Karar 4077 sayılı Kanun dönemine ait bir sözleşmeye ilişkindir; ihbar yükümlülüğünün satıcının bilgisi karşısında amacına göre yorumlanması yönündeki ilke bugün de yol gösterici niteliktedir.
İnceleme
Ayıbı kendisi tespit ettiren satıcı geç bildirim savunmasına dayanamadı
Yeni teslim alınan bir konutta birkaç yıl sonra dış cephede kabarmalar, sıvada çatlaklar görülür; alıcı onarım bedelini ister, satıcı ise ilk savunma olarak ayıbın zamanında bildirilmediğini ileri sürer. Gizli ayıp uyuşmazlıklarının büyük kısmı, ayıbın varlığından önce bu bildirim sorusunda düğümlenir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14 Haziran 2023 tarihli kararı tam bu düğümü ele almaktadır.
Karar, gizli ayıbın ortaya çıktığı andan itibaren dürüstlük kuralına uygun en kısa sürede ihbar edilmesi gerektiği yönündeki yerleşik kuralı korumakta, ancak bu kuralın satıcının bilgisi karşısında nasıl işleyeceğini açıklığa kavuşturmaktadır. Projedeki imalat hatalarını bizzat mahkeme kanalıyla tespit ettiren satıcının, sonra alıcının kendisine haber vermediğini savunması Türk Medeni Kanunu m. 2 anlamında dürüstlük kuralıyla bağdaşmaz bulunmuştur.
İhbar yükümlülüğünü biçimsel bir tuzak olmaktan çıkarıp amacına bağlaması, bu kararı yol gösterici kılan yöndür. İhbarın işlevi satıcıyı ayıptan haberdar etmektir; satıcı zaten haberdarsa bu işlev gerçekleşmiştir. Ayıplı mal ve tüketicinin seçimlik hakları hakkındaki genel çerçeve ayıplı mal iadesi ve tüketici hakları yazısında ayrıca ele alınmıştır.
Eskişehir toplu konut projesinde mantolama ve boya altında çatlayan sıvalar
Davacı, Toplu Konut İdaresi (TOKİ) ile 29 Nisan 2005 tarihinde yaptığı sözleşmeyle bir konut satın almış ve konutu 3 Eylül 2007 tarihinde teslim almıştır. Zamanla mantolama ve boyadaki hatalı imalat nedeniyle sıvada çatlamalar ve dökülmeler başlamış, davacı 25 Ekim 2013 tarihinde onarım bedeli için tazminat davası açmıştır. Talep ıslahla 5.076,05 TL'ye yükseltilmiştir.
Davalı idare, işi yapanın yüklenici, denetleyenin müşavir firma olduğunu, kusurlu imalat ortaya çıktığında davacının derhal ihbarda bulunması gerektiğini ve böyle bir ihbar yapılmadığını savunmuştur. Davacının dava tarihine kadar davalıya bir bildirimde bulunmadığı tartışmasızdır.
Dosyada bir olgu daha bulunmaktadır. Proje genelinde dış cephelerde kabarma ve dökülmeler başlayınca tüketicilerin açtığı davalarla karşılaşan idare, şantiyede yaptığı inceleme sonunda eksik ve ayıplı imalat gözlemlediğini belirterek Eskişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/3 D. İş sayılı dosyasıyla delil tespiti yaptırmıştır. Davacının konutu da bu projenin içindedir.
İlk derece mahkemesi ayıbın gizli olduğunu kabul ederek davayı kabul etmiş, Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi gizli ayıbın ortaya çıktığı andan itibaren derhal bildirilmesi gerektiğini belirterek kararı bozmuştur. Mahkeme, davalının tespit yoluyla ayıplardan çok önce haberdar olduğu gerekçesiyle önceki kararında direnmiştir.
Projenin tamamında ayıbı bilen idare dürüstlük kuralıyla bağlı tutuldu
Genel Kurul önce dönemin kurallarını ortaya koymuştur. Uyuşmazlığa, yürürlük tarihi itibarıyla 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun uygulanmıştır. Bu Kanunun m. 4 hükmü ayıplı malı tanımlamakta ve açık ayıp için teslimden itibaren otuz günlük bildirim süresi öngörmektedir. Ortalama bir tüketicinin olağan gözlemle fark edemeyeceği ya da sonradan ortaya çıkan gizli ayıplarda bu süre işlemez; tüketici, 818 sayılı Borçlar Kanunu m. 198 yollamasıyla ayıbı ortaya çıktığı andan itibaren derhal, yerleşik içtihattaki ifadeyle dürüstlük kuralına uygun en kısa sürede ihbar etmelidir.
Asıl belirleyici açıklama ihbarın niteliğine ilişkindir. Genel Kurul, ihbarın muhatabını haberdar etmeye elverişli olmak kaydıyla herhangi bir şekle bağlı olmadığını, şekil meselesinin daha çok ispatla ilgili bulunduğunu ve bu konuda genel ispat kurallarının yanında hakkın kötüye kullanılması yasağının da gözetileceğini vurgulamıştır. Bu açıklama, daha önceki iki Genel Kurul kararına atıfla yapılmıştır (E. 2017/13-580, K. 2020/97 ve E. 2017/13-693, K. 2020/98, 6 Şubat 2020).
Somut olayda idare, proje genelindeki ayıbı bilmekle kalmamış, bunu mahkeme kanalıyla belgelettirmiş ve onarımın sözleşme gereği yükleniciye ait olduğunu ileri sürmüştür. Genel Kurul, ayıbın varlığını bu ölçüde bilen davalının eldeki davada süresinde ayıp ihbarı bulunmadığı savunmasına dayanmasını dürüstlük kuralıyla bağdaşmaz bulmuştur. Ayıp ihbarı, satıcıyı haberdar etme amacına hizmet eder; amaç satıcının kendi girişimiyle gerçekleşmişse alıcıdan ayrıca aynı bilgiyi iletmesi beklenmemektedir.
Direnme yerinde bulundu, kalan temyiz itirazları Daireye bırakıldı
Direnme kararı usul ve yasaya uygun bulunmuştur. Bozma gerekçesi ihbar sorununa dayandığından davalının diğer temyiz itirazları Daire tarafından henüz incelenmemişti; bu itirazların incelenmesi için dosya Yargıtay 3. Hukuk Dairesine gönderilmiştir. Karar oy birliğiyle ve kesin olarak verilmiştir.
Çözülen sorun bilinçli olarak dar tutulmuştur. Genel Kurul ihbar yükümlülüğünü kaldırmamış, yalnız satıcının ayıbı bildiği ve bunu kendi işlemiyle ortaya koyduğu hâlde geç ihbar savunmasının dinlenmeyeceğini belirlemiştir. Satıcının ayıptan haberdar olduğu kanıtlanamayan ve 4077 sayılı Kanun dönemine giren dosyalarda derhal ihbar kuralı varlığını sürdürmektedir.
Uyuşmazlıkta uygulanan 4077 sayılı Kanun yürürlükten kalkmış, yerini 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun almıştır. Bu Kanun, ayıbın ağır kusur ya da hile ile gizlendiği hâlde zamanaşımı hükümlerinin uygulanmayacağını düzenlemektedir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, bu dönemde görülen bir davada taşınmazlarda zamanaşımı süresinin teslim tarihinden itibaren beş yıl olduğunu belirtmiş ve süresi içinde açılan davada ihbar şartını aramamıştır (E. 2025/3795, K. 2026/1170, 3 Mart 2026). Dosyanın hangi kanun dönemine girdiği bu nedenle ilk belirlenmesi gereken husustur.
Gizli ayıbın ortaya çıktığı tarih ve satıcının bilgisi belgelenmelidir
Gizli ayıp iddiasında ilk tartışma çoğu zaman ayıbın ne zaman fark edildiği üzerinde yoğunlaşır. Çatlak, rutubet ya da kabarmanın ilk görüldüğü tarihin fotoğraf, yönetim kayıtları, komşu yazışmaları ya da usta raporlarıyla saptanması, ihbarın derhal yapılıp yapılmadığı tartışmasında belirleyici olur. 4077 sayılı Kanun dönemine giren sözleşmelerde bildirimin derhal yapılması gerekir; sonraki dönemde de noter, iadeli taahhütlü posta ya da elektronik yazışma gibi ispatı kolay bir yolla yapılan bildirim, ayıbın fark edildiği tarihi ve satıcının bilgisini belgelemek bakımından ihtiyatlı bir adımdır.
İkinci yol, Genel Kurulun bu kararda öne çıkardığı satıcının bilgisidir. Aynı projede başka alıcıların açtığı davalar, satıcının yaptırdığı delil tespitleri, yükleniciye gönderdiği ihtarlar ya da site yönetimine verdiği yanıtlar, satıcının ayıptan haberdar olduğunu gösteren deliller olarak dosyaya getirilmelidir. Uygulamada toplu konut projelerinde aynı imalat hatası birden çok bağımsız bölümde görüldüğünden bu tür kayıtlara çoğu kez ulaşılabildiğini gözlemliyoruz.
Satış öncesi aşamada sözleşme hükümlerinin ve teslim tutanağının nasıl kurulduğu da sonraki ihbar tartışmasını etkiler; bu konudaki genel çerçeve taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yazısında yer almaktadır.
Konutta sonradan çıkan ayıbın bildirimi hakkında sık sorulan sorular
Gizli ayıp satıcıya hangi süre içinde bildirilmelidir?
4077 sayılı Kanun dönemine giren sözleşmelerde gizli ayıp, ortaya çıktığı andan itibaren derhal, yerleşik içtihattaki ifadeyle dürüstlük kuralına uygun en kısa sürede bildirilmelidir; açık ayıptaki otuz günlük süre burada işlemez. Bu dönemde sürenin ölçüsü ayıbın fark edildiği tarihtir, teslim tarihi değildir. 6502 sayılı Kanun döneminde ise 3. Hukuk Dairesi, beş yıllık süre içinde açılan bir taşınmaz davasında ihbar şartını aramamıştır.
Ayıp bildirimi belirli bir şekilde yapılmak zorunda mıdır?
İhbarın muhatabını haberdar etmeye elverişli olmak kaydıyla herhangi bir şekle bağlı olmadığı bu kararda da kabul edilmiştir. Şekil meselesi ispatla ilgilidir; bu nedenle tarihli ve içeriği belgelenebilen bir yolun seçilmesi tartışmayı azaltır.
Satıcı ayıbı başka dosyalardan biliyorsa ihbarın yapılmamış olması sonucu değiştirir mi?
Ayıbı kendi işlemleriyle tespit eden ve bunu bilen satıcının geç ihbar savunması bu kararda dürüstlük kuralına aykırı bulunmuştur. Satıcının bilgisinin somut delillerle, örneğin yaptırdığı delil tespitiyle ortaya konması gerekir; genel bir varsayım bu sonucu doğurmaz.
Kararın tam metni
~6 dk okuma
Metin, Yargıtay Karar Arama resmî yayınından alınmıştır. Kaynakta açın
Hukuk Genel Kurulu 2022/341 E. , 2023/628 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2015/442 E., 2015/626 K. KARAR : Davanın kabulüne
- Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Eskişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesince (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla) verilen davanın kabulüne ilişkin karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
- Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
- Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı istemi 4. Davacı vekili, davalı Toplu Konut İdaresi (TOKİ) ile yapılan 29.04.2005 tarihli sözleşmeye istinaden satın alınan konutun 03.09.2007 tarihinde teslim alındığını ancak gizli ayıplı olduğunun anlaşıldığını, mantolama ve boyasındaki hatalı imalat nedeniyle sıvada çatlamalar ve dökülmeler meydana geldiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 4.000,00 TL tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş; ıslah dilekçesiyle talebini 5.076,05 TL olarak yükseltmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı vekili, işi yapanın yüklenici, denetleyenin de müşavir firma olduğunu, işin geçici ve kesin kabullerinin yapıldığını, ayıp niteliğindeki kusurlardan yüklenici ve müşavir firmaların sorumlu bulunduğunu, inşaattaki kusurlu imalatların ortaya çıktığı tarihte davacının derhal ihbarda bulunma yükümlülüğünün olduğunu ancak yapılan herhangi bir ihbar bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı 6. Eskişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla) 13.05.2014 tarihli ve 2013/684 Esas, 2014/266 Karar sayılı kararı ile; davalının yapmış olduğu konutlardaki imalat hatalarının belirlenmesi için bizzat tespit yaptırdığını, dosyada alınan bilirkişi raporu ile de binadaki gizli ayıpların tespit edildiğini, davacının tercih hakkını onarım bedelinden yana kullandığını ve davacının da sorumlu olduğunu, tespit edilen ayıbın gizli nitelikte olması nedeniyle davanın süresinde açıldığının kabul edildiği gerekçesiyle davanın kabulü ile gizli ayıptan kaynaklı 5.076,05 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 20.10.2014 tarihli ve 2014/37068 Esas, 2014/32237 Karar sayılı kararı ile; “…Davacı, satın aldığı dairede daha sonra ayıplar ortaya çıktığını, davalı tarafından da bu ayıpların giderilmediğini belirterek, onarım bedeli istemiştir. Mahkemece, dosyaya kazandırılan bilirkişi raporu doğrultusunda bahse konu ayıpların gizli ayıp olduğu benimsenmek suretiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir. Davaya konu taşınmaz davacıya 03.09.2007 tarihinde teslim edilmiş olup, davacı ise eldeki davayı taşınmazda gizli ayıp olduğunu ileri sürmek suretiyle 25.10.2013 tarihinde açmıştır. Toplanan delillerden ve dosya kapsamından davaya konu taşınmazın gizli ayıplı olduğu anlaşılmaktadır. Gizli ayıp ortaya çıktığı andan itibaren derhal bildirilmelidir. Dava tarihine kadar davacının davalıya her hangi bir bildirimde bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı 9. Eskişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla) 23.06.2015 tarihli ve 2015/442 Esas, 2015/626 Karar sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesinin yanında, bizzat davalı tarafından, dava konusu yeri de kapsayacak şekilde TOKİ konutları ile ilgili imalat hatalarını ve gizli ayıpları gösteren tespit yaptırıldığı, söz konusu tespit ile davalının eldeki davanın açılmasından çok daha önce gizli ayıplardan haberdar olduğu, dolayısıyla davacının davalıyı gizli ayıptan haberdar etme yükümlülüğünün söz konusu olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının, davalı TOKİ’den satın aldığı konutta gizli ayıpların bulunduğu iddiasıyla tazminat istediği, davalının süresinde ihbar yükümlülüğünün yerine getirilmediğini belirterek davanın reddini savunduğu, gizli ayıbın bulunduğu hususunda Mahkeme ve Özel Daire arasında çekişme olmayan somut olayda, davalının kendi talebi üzerine yaptırdığı delil tespiti sonucunda dava konusu yerle ilgili ayıplardan haberdar olduğu ve bu sebeple davacının ayrıca ayıp ihbarında bulunmasının gerekmediği sonucuna varılıp varılamayacağı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce tüketici hukukunda ayıp kavramı ve ayıptan sorumluluğa ilişkin hükümlerin incelenmesi yerinde olacaktır. 13. Ayıplı mal satımı karşısında alıcıyı korumaya yönelik genel nitelikli düzenlemeler zaten mevcut iken [818 sayılı Borçlar Kanunu (BK), m.194-207 ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 25/3], tüketiciyi daha etkin bir biçimde koruma gayesi ile yürürlüğe giren 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da (TKHK) bu husus ayrıca düzenleme yeri bulmuştur. 14. Yürürlük tarihi itibarıyla uyuşmazlıkta dikkate alınması gereken 4077 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasında; "Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda yer alan veya satıcı tarafından vaat edilen veya standardında tespit edilen nitelik ve/veya niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mal veya hizmetler, ayıplı mal veya ayıplı hizmet olarak kabul edilir" denilmekte, devam eden fıkralarda ise buna ilişkin biçimsel koşullar sayılmaktadır. 15. Ayıbın varlığı hâlinde satıcıyı maldaki ayıptan sorumlu tutabilmek için birtakım maddi koşulların (ayıp sayılan bir eksikliğin mevcudiyeti, ayıbın önemli olması, ayıbın malın yarar ve zararının alıcıya geçtiği anda var olması, tüketicinin ayıbın varlığını bilmeden malı satın almış olması) gerçekleşmesi ve bilhassa ayıbın bildirilmesi gibi biçimsel koşulların da alıcı tarafından sağlanması gerekir. 16. Kanun koyucu açık ayıbın varlığı durumunda tüketiciyi malın tesliminden itibaren otuz gün içerisinde ayıbı muhatabına bildirilmekle yükümlü kılmıştır (TKHK, m. 4/II). Ortalama bir tüketici bilgisine göre olağan bir gözlemle tespit edilemeyecek yahut sonradan ortaya çıkabilecek mahiyet taşıyan gizli ayıplarda ise tüketici bu süre ile bağlı olmaksızın, ayıbın ortaya çıktığı andan itibaren TKHK’nın 30 uncu maddesi yollamasıyla BK’nın 198/II-III maddesi hükmü gereği derhâl, yerleşik içtihatlardaki ifadesiyle dürüstlük kuralına uygun olan en kısa sürede ayıbı ihbar etmelidir. 17. Ayıbın tüketicinin seçimlik haklarından (m. 4/II-2.c; bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım) sorumlu olan kişilere (m. 4/III; satıcı, imalatçı-üretici, satıcı, bayi, acente, ithalatçı ve bağlı kredi veren kuruluşlar) bildirilmesi mahiyetindeki ihbar, muhatabını haberdar etmeye elverişli olmak kaydıyla herhangi bir şekle bağlı bulunmamaktadır. Borçlar hukuku ile tüketici hukukunda ihbarın şekli daha çok ispatla ilgili bir mesele olup bu husus taraflar arasında çekişmeli hâle geldiğinde genel ispat kurallarının yanı sıra yine genel bir kaide olan hakkın kötüye kullanılması yasağının da gözden kaçırılmaması gereklidir (Hukuk Genel Kurulunun 06.02.2020 tarihli ve 2017/13-580 Esas, 2020/97 Karar; 06.02.2020 tarihli ve 2017/13-693 Esas, 2020/98 Karar sayılı kararları). 18. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; davaya konu konut projesinde bulunan tüm taşınmazların dış cephelerinde zaman içerisinde kabarma ve dökülmelerin başlaması üzerine tüketicilerin açtığı davalara muhatap olan davalının bizzat şantiye mahallinde yaptığı inceleme ile eksik ve ayıplı imalat bulunduğunu gözlemlediğini ifade ederek Eskişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesine başvurmuş ve 2012/3 D. İş sayılı dosyası ile bu durumun tespitini istemiştir. Bu suretle davacıya ait taşınmazın da aralarında bulunduğu projenin genelinde ayıbın var olduğunu bilen, aralarındaki sözleşme gereği yüklenici tarafından onarılması gerektiğini ileri süren davalının, eldeki davada süresinde ayıp ihbarı bulunmadığı savunmasında bulunması 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2 nci maddesi anlamında dürüstlük kuralıyla bağdaşmaz. 19. Hâl böyle olunca, Mahkemece verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup yerindedir. 20. Ne var ki, bozma nedenine göre davalı vekilinin sair hususlara ilişkin temyiz itirazları incelenmediğinden bu konuda inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
KARAR Açıklanan sebeplerle; Direnme uygun olup davalı vekilinin sair yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA GÖNDERİLMESİNE, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440/III-1 inci maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 14.06.2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Bu alandaki diğer kararlar

Komşu Binanın Sınıra Bakan Penceresi Kapatılabilir mi? Yargıtay'ın Hoşgörü Sınırı Ölçütü
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 18.02.2025

Apartman Toplantısına Katılmayan Malik Kararın İptalini Ne Zamana Kadar İsteyebilir?
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 17.05.2022

Geçit Hakkı Güzergâhı Nasıl Seçilir, Bedel Hangi Tarihe Göre Hesaplanır?
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 18.05.2026

