Oğlunun kredi borcu için icra memuru annenin kapısını çalar; salondaki koltuk takımı, buzdolabı ve televizyon haciz tutanağına tek tek yazılır. Eşyaların faturası annenin adınadır, borçlu oğul ise iki yıldır başka bir şehirde oturmaktadır. Benzer bir tablo işyerinde de görülür: devredilen bir dükkânda eski sahibin borcu için yeni işletmenin tezgâhlarına haciz konur. Her iki durumda da sorulan soru aynıdır: borçlu olmayan biri, başkasının borcu için haczedilen malını nasıl geri alır?
İcra ve İflas Kanunu bu soruya istihkak iddiası ve istihkak davası ile cevap verir (İİK m.96-99). Usulün kilidi tek bir olguda saklıdır: haciz anında mal kimin elindeydi. Mal borçlunun zilyetliğinde görünüyorsa dava açma yükü üçüncü kişiye, üçüncü kişinin zilyetliğindeyse alacaklıya düşer. Süreler, ispat yükü ve satışın akıbeti bu ayrıma göre tersine döner; istihkak hükümleri bu yüzden tek bir genel kural gibi okunamaz.
İstihkak iddiası, haczedilen mal üzerinde borçludan başkasının hakkı bulunduğunu ileri sürmektir
İstihkak, haczedilen bir mal üzerinde borçludan başka birinin mülkiyet ya da rehin hakkı bulunduğu iddiasıdır. Kanun (İİK m.96/1) bu iddianın iki yoldan doğabileceğini söyler: borçlu elindeki malı başkasının mülkü veya rehni olarak gösterebilir ya da üçüncü bir kişi o mal üzerinde mülkiyet veya rehin hakkı ileri sürebilir. İddianın konusu takibin kendisi değil, haczin yöneldiği maldır; borç doğru olsa bile o borç için başkasının malı paraya çevrilemez.
İddia yalnızca mülkiyete dayanmak zorunda değildir. Haczedilen mal üzerinde rehin hakkı bulunan kişi de, örneğin bir taşınır rehni sahibi, bu hakkını istihkak yoluyla ileri sürebilir. Rehin hakkı sahibinin amacı malı hacizden tamamen kurtarmak değil, satış bedelinden önce kendi alacağını almaktır; bu nedenle rehinli malın haczi, rehin alacaklısının hakkını ortadan kaldırmaz, ancak hakkın takip içinde zamanında bildirilmesini gerektirir.
Bu iddiayı, icra hukukunun benzer görünen iki yolundan ayırmak gerekir. Borçlu kendi malının haczedilemeyeceğini ileri sürüyorsa (lüzumlu ev eşyası, maaşın korunan kısmı, mesleği için gerekli araç gibi) bu bir istihkak iddiası değil, haczedilmezlik şikâyetidir; mal borçluya aittir ama kanun onu korur. Bu ayrım maaş haczi ve haczedilemeyen mallar yazısında ayrıntılı işlenmiştir. Borcun kendisine ya da takibin dayanağına yöneltilen itirazlar ise icra takibine itiraz yoluyla, ödeme emrine karşı ve kendi süresi içinde yapılır; istihkak iddiası bu sürenin yerini tutmaz.
Bir de üçüncü kişinin elindeki alacak meselesi vardır. Bir bankadaki mevduat ya da bir işverendeki ücret alacağı gibi borçluya ait alacaklar için gönderilen haciz ihbarnamesine verilecek cevap, İİK m.89'un ayrı süre ve sonuçlarına tabidir; bu konu haciz ihbarnamesine itiraz yazısında ele alınmıştır. İstihkakta ise uyuşmazlık, somut olarak haczedilmiş bir taşınır ya da taşınmaz mal üzerindeki hak çatışmasıdır.
Borçlunun elindeki mal için istihkak iddiası yedi gün içinde bildirilir
İddia çoğunlukla haciz anında, icra memuruna sözlü olarak yapılır ve tutanağa geçirilir. Haciz sırasında orada bulunmayan üçüncü kişi ise hacizden haberdar olduktan sonra icra dairesine dilekçeyle başvurabilir. Bu bildirim için kanun bir süre öngörür (m.96/3): malın haczini öğrenen borçlu veya üçüncü kişi, öğrenme tarihinden itibaren yedi gün içinde istihkak iddiasında bulunmazsa, kanunun ifadesiyle "aynı takipte bu iddiayı ileri sürmek hakkını kaybeder."
Sürenin başlangıcı belgeye değil olguya bağlıdır; öğrenme anı haciz tutanağındaki tarih, tebligat ya da başka bir dosya kaydıyla ispatlanabilir. Öğrenme anı için ayrıca bir karine kurulmuştur: istihkak iddiasında bulunan kişiyle birlikte oturanlar ve bu kişilerin iş ortakları, iddianın yapıldığı tarihte malın haczini öğrenmiş sayılır. Aynı evde yaşayan iki kişiden biri istihkak iddiasında bulunduysa, diğeri için yedi günlük süre o iddianın yapıldığı tarihten işlemeye başlar.
Süre, kanunda "borçlunun zilyetliği" başlığı altında düzenlenmiştir. Kanunun "aynı takipte" kaydı, yitirilen imkânın o takiple sınırlı olduğunu gösterir; mülkiyet hakkının kendisi bu süreyle sona ermez. Ancak takip içindeki satışı durduracak yol kapanır ve malikin başvurabileceği yollar genel hükümlere kalır. Uygulamada sık karşılaştığımız durum, haciz tutanağını imzalayan aile bireyinin iddiayı tutanağa yazdırmadığı ve haftalar sonra dilekçe verildiğinde yedi günlük sürenin çoktan dolmuş olmasıdır.
Mal borçlunun elindeyse dava açma yükü üçüncü kişiye düşer (İİK m.97)
Haczedilen mal borçlunun zilyetliğinde bulunuyorsa, kanun alacaklıyı korur ve hareket etme yükünü malikliğini iddia eden üçüncü kişiye bırakır. Bu yol üç aşamadan oluşur: itiraz süresi, icra mahkemesinin geçici kararı ve istihkak davası.
Alacaklı ve borçluya üç günlük itiraz süresi verilir
İcra dairesi istihkak iddiasını haciz ve icra tutanaklarına geçirir ve iki tarafa bildirir. Aynı anda alacaklıya ve borçluya, iddiaya karşı itirazları olup olmadığını bildirmeleri için üç günlük süre verir (İİK m.96/2). Süresinde sessiz kalan taraf, kanunun ifadesiyle istihkak iddiasını "kabul etmiş sayılır." Alacaklı itiraz etmezse iddia kabul edilmiş sayıldığından bu bildirim, alacaklı açısından takipteki en kısa sürelerden biridir.
Kanun borçlunun tutumunu da özel bir kurala bağlamıştır. Kanuna göre üçüncü kişi ile borçlunun icra memuruna karşı birleşmeleri alacaklıyı bağlamaz (m.97/12). "Bu eşyalar annemindir" diyen borçlunun beyanı alacaklıya karşı ispat sayılmaz; ama aynı kural, borçlunun bu kabulünün kendi aleyhine delil oluşturacağını ve borçlunun ileride bu ikrara aykırı bir iddiada bulunamayacağını da ekler.
İcra mahkemesi takibin talikına ya da devamına karar verir
İddiaya itiraz edilirse icra memuru dosyayı hemen icra mahkemesine gönderir. Mahkeme dosya üzerinden ya da gerekirse tarafları dinleyerek, takibin talikına (ertelenmesine) veya devamına karar verir (İİK m.97/1). Verilen karar istihkak hakkında kesin bir hüküm değildir; davanın sonucunu beklerken satışın durup durmayacağını belirleyen geçici bir ölçüdür.
Bu aşamada iki denge gözetilir. Satışı yalnızca geciktirmek amacıyla iddianın kötüye kullanıldığını kabul etmek için ciddi sebepler varsa mahkeme talik talebini reddeder (m.97/2). Talik kararı verilirse, iddianın haksız çıkması ihtimaline karşı alacaklının muhtemel zararı için üçüncü kişiden İİK m.36'da gösterilen teminat alınır; teminatın cinsi ve miktarı mevcut delillerin niteliğine göre takdir edilir (m.97/3-4). Takibin devamına dair icra mahkemesi kararı kesindir (m.97/5); bu karara karşı kanun yoluna gidilemez, mesele istihkak davasında çözülür.
Üçüncü kişi yedi gün içinde istihkak davası açmak zorundadır
Bu yolun belirleyici süresi m.97/6'dadır: üçüncü kişi, icra mahkemesi kararının tefhim veya tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra mahkemesinde istihkak davası açmak zorundadır. Süresinde dava açmayan üçüncü kişi, alacaklıya karşı iddiasından vazgeçmiş sayılır. Süre, talik ya da devam kararlarından hangisi verilmiş olursa olsun işler; talik kararı almış üçüncü kişi de davayı süresinde açmadığında elde ettiği ertelemeyi kaybeder.
Kendisine istihkak iddiası imkânı verilmemiş üçüncü kişi doğrudan dava açabilir
Haciz üçüncü kişinin bilgisi dışında gerçekleşmiş ve yukarıdaki bildirim-itiraz süreci hiç işletilmemiş olabilir. Kanun bu kişiye m.97/9'da ayrı bir yol açar: üçüncü kişi, haczedilen şey hakkında ya da mal satılmış ama bedeli henüz alacaklıya ödenmemişse bedel hakkında, hacizden haberdar olduğu tarihten itibaren yedi gün içinde icra mahkemesinde doğrudan istihkak davası açabilir. Bu durumda icra hâkimi takibin talik edilip edilmemesine ivedilikle karar verir ve bu karar karşı taraf dinlenmeden de verilebilir.
Mal üçüncü kişinin elindeyse dava açma yükü alacaklıya geçer (İİK m.99)
Haczedilen şey borçlunun elinde değil de üzerinde mülkiyet ya da başka bir ayni hak iddia eden üçüncü kişinin yanında bulunuyorsa, kanun bu kez üçüncü kişiyi korur. 6352 sayılı Kanunla 2012'de yeniden yazılan İİK m.99'a göre icra müdürü, üçüncü kişi aleyhine icra mahkemesinde istihkak davası açması için alacaklıya yedi gün süre verir. Alacaklı bu süreyi geçirirse üçüncü kişinin iddiası kabul edilmiş sayılır.
Üçüncü kişi bu yolda davalı konumundadır; dava açma yükü de süreyi kaçırmanın sonucu da alacaklıdadır. Üçüncü kişi yedieminliği kabul ederse mal muhafaza altına alınmaz, yerinde bırakılır. Alacaklının süresinde açtığı dava sonuçlanıncaya kadar haczedilen malın satışı yapılamaz. Aynı hüküm, haczin üçüncü kişinin yokluğunda yapıldığı ve onun lehine istihkak iddiasında bulunulduğu hâllerde de uygulanır.
Pratikte en çok tartışılan nokta, malın gerçekten kimin elinde bulunduğudur. Annenin evindeki haciz örneğinde borçlu oğul o evde oturmuyorsa, eşyalar annenin zilyetliğindedir ve m.99 işler; alacaklı dava açmak zorunda kalır. Borçlu aynı evde fiilen yaşıyor ve eşyayı birlikte kullanıyorsa mesele m.97/a'nın birlikte zilyetlik kuralına kayar; adresin takip dosyasında borçlunun adresi olarak görünmesi ise bu fiilî durumun delillerinden biri olarak değerlendirilir, karineyi kendiliğinden işletmez. Bu yüzden haciz tutanağına kimin orada oturduğunun, kimin anahtarı tuttuğunun ve borçlunun o adresle bağının ne olduğunun doğru yazdırılması, davanın hangi taraftan açılacağını belirler.
Mülkiyet karinesi kimden yanaysa ispat yükü karşı taraftadır (İİK m.97/a)
İspat yükünün haritasını İİK m.97/a çizer. Bir taşınır malı elinde bulunduran kişi onun maliki sayılır; borçlu ile üçüncü kişinin taşınır malı birlikte ellerinde bulundurmaları hâlinde dahi mal borçlunun elinde kabul edilir. Karinenin aksini ispat yükü, karineye karşı çıkan kişiye düşer. Davacı üçüncü kişi de malı ne şekilde edindiğini ve malın borçlunun elinde bulunmasını gerektiren hukuki ve fiili sebepleri göstermek ve ispatlamakla yükümlüdür.
Karinenin uygulamadaki sonucu açıktır: mal borçlunun elindeyse üçüncü kişi hem dava açar hem ispat eder; mal üçüncü kişinin elindeyse alacaklı hem dava açar hem karinenin aksini ispatlar. 24 Kasım 2021 tarihli 7343 sayılı Kanunla eklenen cümleler, birlikte zilyetlik hâlinde üçüncü kişinin yedieminliği kabul etmesi durumunda malın muhafaza altına alınmayacağını, ancak icra mahkemesi takibin devamına karar verirse muhafazaya geçilebileceğini düzenler.
Aynı evde oturan eşler ve aile bireyleri
Birlikte oturulan yerlerde karinenin bir istisnası vardır. Aynı madde, bu yerlerdeki mallardan niteliği itibarıyla kadına, erkeğe ya da çocuklara ait olduğu açıkça anlaşılanların veya örf ve âdet, sanat, meslek ya da meşgale gereği onlara ait olanların bu kişilere ait sayılacağını öngörür. Kadının ziynet eşyası, çocuğun bisikleti ya da eşin mesleğinde kullandığı dikiş makinesi bu kapsamdadır; ortak kullanılan koltuk, buzdolabı ve televizyon gibi eşyalar ise borçlunun da birlikte oturduğu evde borçlunun elinde sayılır.
Bu nedenle aile içindeki istihkak davalarında fatura tek başına sonuç doğurmayabilir. Faturanın eşyayı kimin aldığını gösterdiği kabul edilse bile, eşyanın borçlunun da yaşadığı bir evde ortak kullanıma sunulduğu durumda karine borçlu lehine işler ve davacının malın neden borçlunun elinde bulunduğunu açıklaması beklenir. Ödemenin davacının kendi hesabından yapıldığını gösteren banka kaydı, teslim adresi ve eşyanın eve giriş tarihinin borçlunun taşınma tarihiyle ilişkisi bu açıklamanın taşıyıcılarıdır.
Aynı adreste faaliyet gösteren şirketler ve organik bağ
Uyuşmazlıkların en yoğun görüldüğü alan ticari işletmelerdir. Borçlu şirketin taşındığı adreste yeni bir şirket kurulur, ortaklar aileden ya da eski çalışanlardan oluşur ve haciz geldiğinde makineler "yeni şirketin" malı olarak gösterilir. Yargıtay bu dosyalarda yasal karineyi tek başına belirleyici saymamakta, "organik bağ" adını verdiği, iki işletmenin ortaklık, yönetim, adres ve çalışan bakımından aslında tek bir ekonomik bütün gibi hareket etmesi olgusunu aramakta; adres, ortaklık yapısı ve haciz mahallindeki izleri birlikte değerlendirmektedir.
Bu ölçüt, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin E. 2025/9104, K. 2026/1908, 25 Mart 2026 kararında açıkça ortaya konulmuştur: Daireye göre istihkak davalarında mülkiyet karinesi ve ispat yükü, yalnızca tarafların davada davacı ya da davalı olmasına göre değil, haczin yapıldığı yerin takip dosyasındaki adreslerle bağlantısı, haciz sırasında orada bulunan kişiler, adresin borçluyla irtibatını kuracak belgeler, takip tarafları ile üçüncü kişinin ticaret sicili ve vergi dairesindeki adresleri ve hisse devirleri gibi verilerin birlikte değerlendirilmesiyle ortaya konulur. Somut olayda üçüncü kişi şirketin ortağının borçlunun kardeşi olduğu, aynı adreste yapılan önceki bir hacizde borçluya ait güncel evrak bulunduğu tespit edilmiş; Daire borçlu ile üçüncü kişinin birlikte hareket ettiği sonucuna vararak davanın kabulüne ilişkin bölge adliye mahkemesi kararını bozmuştur. Aynı kararda, haczin muhafazası engellenmek için icra dosyasına ihtirazi kayıtla yatırılan paranın davayı konusuz bırakmadığı, yargılamanın ödenen bedel üzerinden devam edeceği de kabul edilmiştir.
Daire, E. 2025/6669, K. 2025/8044, 9 Aralık 2025 kararında da üçüncü kişi şirketin hisselerinin borçlu şirket yetkilisinin oğluna devredildiğini, iki şirketin kurucuları ve sigortalı çalışanlarının birbirine geçtiğini tespit ederek "mülkiyet karinesi alacaklı yararına" olduğu sonucuna varmış ve davanın kabulüne ilişkin ilk derece kararını bozmuştur. Şirketler arası dosyalarda kurucu ortakların akrabalık bağları, şirketin kuruluş tarihinin borcun doğumuna yakınlığı ve SGK kayıtları belirleyici delil hâline gelmektedir.
İşletme devri ve muvazaa iddiası
İşyeri devrinde istihkak uyuşmazlığı çoğu zaman bir muvazaa iddiasına dönüşür. Muvazaa (danışıklı işlem), tarafların üçüncü kişileri yanıltmak amacıyla gerçek iradelerine uymayan bir görünüş yaratmasıdır; Türk Borçlar Kanunu m.19 uyarınca bir sözleşmenin nitelendirilmesinde ve yorumunda tarafların gerçek ve ortak iradesi esas alınır. İşlettiği dükkânı haciz kapıya gelmeden kısa süre önce bir yakınına devreden borçlu örneğinde, devir bedelinin ödendiğine dair kayıt bulunmaması ve işletmenin aynı tabela, aynı çalışanlar ve aynı müşterilerle sürmesi, alacaklı tarafından muvazaanın karinesi olarak ileri sürülür.
Bu davada muvazaa, haczedilen malın gerçekte kime ait olduğunu belirlemek için incelenir; devir işleminin iptali ise ayrı bir sonuçtur. Alacaklı, devrin kendisini hükümsüz kılmak istiyorsa tasarrufun iptali davasına başvurur; istihkak davasında ise yalnızca o haciz yönünden malın borçluya ait olduğunun tespiti istenir. Daire, yukarıda anılan 25 Mart 2026 tarihli kararında da borçlu ile üçüncü kişinin "muvazaalı işlemler" yaptığı sonucuna adres, akrabalık ve evrak verilerini birlikte değerlendirerek varmıştır.
Fatura, ruhsat ve sözleşme: belgenin tek başına değeri
Karşı iptal davasını da düzenleyen İİK m.97/17, istihkak davası ile karşı davada tarafların gösterdiği bütün delillerin hâkim tarafından serbestçe takdir edileceğini öngörür. Bu yetki, belgelerin istihkak davasında kendiliğinden sonuç doğurmadığı anlamına gelir. Haciz tarihinden kısa süre önce düzenlenmiş bir satış faturası, bedelin ödendiğini gösteren banka kaydı yoksa şüpheyle karşılanır; noter satış sözleşmesi ve trafik kaydı gibi resmî kayıtlar ise tarihleri ve tarafları bağımsız bir kaynaktan doğrulandığı için daha güçlü bir dayanak oluşturur.
Kira sözleşmesi de dikkatle değerlendirilen bir belgedir. Üçüncü kişinin adresi kiraladığını gösteren sözleşme, haciz mahallinin borçluyla bağını tek başına koparmaz; Yargıtay'ın birlikte değerlendirme ölçütü uyarınca sözleşmenin tarihi, kira bedelinin kimin hesabından ödendiği, abonelik kayıtları ve tabelalar da incelenir. Belgelerin dava dilekçesine eklenmesi kadar haciz sırasında hazır bulundurulması da önem taşır. Haciz tutanağı İİK m.8 uyarınca aksi ispatlanıncaya kadar geçerli olduğundan, tutanağa geçen belge ve beyanlar sonradan ileri sürülen iddialar karşısında ağırlık taşır.
İstihkak davası basit yargılama usulüyle görülür ve nispi harca tabidir
Dava icra mahkemesinde açılır ve İİK m.97/11 uyarınca genel hükümler dairesinde, basit yargılama usulüne göre görülür. Bu davaların süratle ve diğer davalardan önce karara bağlanması da kanunun açık emridir (m.97/18). Yargılama sürerken İİK m.106'daki satış isteme süreleri işlemez (m.97/8); alacaklı, istihkak davası sürdüğü için satış istememiş olmasından dolayı haczin düşmesi riskiyle karşılaşmaz.
Yargılama sırasında mal paraya çevrilmiş olabilir. Bu durumda icra hâkimi, satış bedelinin yargılama sonuna kadar ödenmemesine ya da teminat karşılığında veya duruma göre teminatsız olarak hemen alacaklıya verilmesine ayrıca karar verir (m.97/10). Satılmış malın bedeli, davanın konusu olmaya devam eder.
Aynı Daire, E. 2026/32, K. 2026/2885, 29 Nisan 2026 kararında istihkak davalarının 492 sayılı Harçlar Kanunu'na göre nispi harca tabi olduğunu ve peşin harcın, asıl alacak tutarı ile mahcuzların değerinden hangisi az ise o değer üzerinden hesaplanacağını belirtmiştir. Daireye göre harç tamamlanmadan davaya devam edilemez; mahkeme harcın tamamlanması için süre vermeli, tamamlanmazsa dosyanın işlemden kaldırılmasına karar vermelidir. Kararda dava değerinin de harçlandırılan değer olduğu ve vekâlet ücretinin bu değer üzerinden hesaplanacağı belirtilmiştir.
Temyiz incelemesini yapacak daire de iş bölümüyle belirlenmiştir: Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 26 Haziran 2025 tarihli iş bölümü kararı uyarınca şikâyet ve istihkak istemlerine ilişkin dosyaların temyiz incelemesi Yargıtay 12. Hukuk Dairesine aittir; 8. Hukuk Dairesi, E. 2026/3590, K. 2026/4340, 12 Haziran 2026 tarihli kararla kendisine gelen bir istihkak dosyasını bu gerekçeyle 12. Hukuk Dairesine göndermiştir.
Davanın sonunda tazminat, kanun yolu ve alacaklının karşı davası gündeme gelir
Kanun istihkak davasını iki yönlü bir tazminat kuralıyla dengeler. Takibin talikına karar verilmiş ve sonunda istihkak davası reddedilmişse, alacaklının alacağından bu dava nedeniyle tahsili geciken miktarın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere davacı üçüncü kişiden tazminat alınmasına hükmolunur (m.97/13). Oran, 6352 sayılı Kanunla 2012'de yüzde kırktan yüzde yirmiye indirilmiştir. Tazminatın koşulu davanın reddi kadar talik kararının varlığıdır; satış hiç durmamışsa bu kalem doğmaz.
Ters yönde de bir yaptırım vardır. Dava kabul edilir ve istihkak iddiasına itiraz eden alacaklı ya da borçlunun kötü niyeti ortaya çıkarsa, haczedilen malın değerinin yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere itiraz edenden tazminat alınmasına asıl davayla birlikte hükmolunur (m.97/15). Tazminat için yalnızca davanın kabulü yetmez, itirazın kötü niyetle yapıldığının da ortaya konulması gerekir.
İcra mahkemesinin istihkak davasına ilişkin kararına karşı, İİK m.363 uyarınca tebliğden itibaren iki hafta içinde istinaf yoluna gidilebilir; bölge adliye mahkemesi kararına karşı da m.364'te gösterilen parasal sınırı aşan dosyalarda iki hafta içinde temyiz yolu açıktır. Davanın reddine ilişkin karara karşı kanun yoluna başvuran istihkak davacısı, icra dairesinden m.36'ya göre mühlet isteyebilir (m.97/14); bu mühlet içinde m.36'daki teminat gösterilerek icranın geri bırakılması kararı alınabilir.
Alacaklının elinde de bir savunma aracı bulunur. Haczi yaptıran alacaklı, m.97/17 uyarınca istihkak davasına karşı İİK'nın on birinci babı hükümlerine dayanarak, geçici veya kesin aciz belgesi sunmak zorunda olmaksızın karşı dava olarak iptal davası açabilir. Mal kaçırmak amacıyla yapılan devirlerin hükümsüzlüğünü sağlayan bu dava tasarrufun iptali davası yazısında ayrıntılı işlenmiştir; istihkak dosyasında karşı dava olarak açılması, normalde aranan aciz belgesi şartını ortadan kaldırır.
Malın kimin elinde olduğuna göre süreler ve yükler tersine döner
Hükümler dağınık fıkralardan oluştuğu için hangi süre kimin için işler sorusu çoğu dosyada karışır. Aşağıdaki tablo, kanun lafzına dayanan ana ayrımları bir arada gösterir.
| Konu | Mal borçlunun elinde (m.96-97) | Mal üçüncü kişinin elinde (m.99) |
|---|---|---|
| İstihkak iddiası | Hacizden haberdar olunduktan sonra 7 gün (m.96/3) | Haciz anında ya da haczin yokluğunda yapılmasından sonra icra dairesine bildirilir |
| Karşı tarafın tepkisi | Alacaklı ve borçluya 3 gün itiraz süresi; sükût kabul sayılır | İcra müdürü alacaklıya 7 gün dava süresi verir |
| Dava açma yükü | Üçüncü kişi | Alacaklı |
| Dava süresi | İcra mahkemesi kararının tefhim veya tebliğinden itibaren 7 gün (m.97/6) | İcra müdürünün alacaklıya verdiği 7 günlük süre |
| Süre kaçarsa | Üçüncü kişi alacaklıya karşı iddiasından vazgeçmiş sayılır | Üçüncü kişinin iddiası kabul edilmiş sayılır |
| Satış | İcra mahkemesinin talik kararına bağlı; devam kararı kesin | Dava sonuçlanıncaya kadar satış yapılamaz |
| İspat yükü | Karine borçlu lehine; üçüncü kişi ispatlar (m.97/a) | Karine üçüncü kişi lehine; alacaklı aksini ispatlar |
Tablodaki her satır bir istisnayla birlikte okunmalıdır. Kendisine istihkak iddiası imkânı verilmemiş üçüncü kişinin m.97/9'daki doğrudan dava yolu, birlikte zilyetlikte malın borçlu elinde sayılması ve birlikte oturulan evde kişiye özgü eşyanın ayrı tutulması, genel çizgiyi değiştiren hükümlerdir.
Sık Sorulan Sorular
Borçlunun annesinin evindeki eşyalara haciz konulabilir mi?
Haciz, borçlunun malı olduğu düşünülen eşyaya konulur ve icra memuru haciz anında bu değerlendirmeyi zilyetliğe göre yapar. Borçlu o evde oturmuyorsa eşyalar kural olarak annenin zilyetliğinde sayılır ve m.99 uyarınca dava açma yükü alacaklıya geçer; hangi yolun işleyeceğini haciz tutanağına geçen olgular belirler. Borçlu aynı evde yaşıyorsa birlikte zilyetlik kuralı işler ve eşyaların anneye ait olduğunu ispat yükü anneye düşer.
İstihkak davası süresi ne kadardır ve ne zaman başlar?
Kanunda istihkak davası için tek bir süre yoktur; süre malın kimin elinde olduğuna göre değişir. Mal borçlunun elindeyse üçüncü kişi, icra mahkemesinin talik veya devam kararının tefhim ya da tebliğinden itibaren yedi gün içinde dava açar. Mal üçüncü kişinin elindeyse alacaklı, icra müdürünün verdiği yedi günlük sürede dava açar; istihkak iddiası imkânı verilmemiş üçüncü kişinin doğrudan dava süresi ise hacizden haberdar olduğu tarihten başlar.
İstihkak davası açılınca satış kendiliğinden durur mu?
Satışın durması, malın kimin elinde olduğuna bağlıdır. Mal üçüncü kişinin elindeyse ve alacaklı süresinde dava açmışsa kanun gereği dava sonuçlanıncaya kadar satış yapılamaz. Mal borçlunun elindeyse satışın durması icra mahkemesinin talik kararına bağlıdır; talik kararı verildiğinde üçüncü kişiden İİK m.36'daki teminat alınır.
Faturası üçüncü kişi adına olan eşya için istihkak davası kabul edilir mi?
Fatura güçlü bir delildir ama hâkim İİK m.97/17 uyarınca bütün delilleri serbestçe takdir eder. Eşya borçlunun da oturduğu evde ortak kullanımdaysa, faturaya ek olarak bedelin kimin hesabından ödendiği ve eşyanın neden borçlunun elinde bulunduğu açıklanmalıdır. Haciz tarihine yakın düzenlenmiş faturalar, ödeme kaydıyla desteklenmediğinde şüpheyle değerlendirilir.
İstihkak davası reddedilirse üçüncü kişi tazminat öder mi?
Takibin talikına karar verilmiş ve dava reddedilmişse, üçüncü kişi alacaklının tahsili geciken alacağının yüzde yirmisinden az olmamak üzere tazminata mahkûm edilir. Talik kararı verilmemiş, satış dava sırasında durmamışsa bu tazminatın koşulu oluşmaz. Dava kabul edilir ve itirazın kötü niyetle yapıldığı anlaşılırsa, bu kez itiraz eden alacaklı ya da borçlu haczedilen malın değerinin yüzde on beşinden az olmamak üzere tazminat öder.
İstihkak davasında hangi mahkeme görevlidir?
Görevli mahkeme kanun gereği icra mahkemesidir; dava basit yargılama usulüyle görülür. İcra mahkemesi kararına karşı bölge adliye mahkemesine istinaf, parasal sınırı aşan dosyalarda Yargıtay'a temyiz yolu açıktır. Temyiz incelemesi, 2025 iş bölümü uyarınca Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılmaktadır.
Borçlu eşyaların başkasına ait olduğunu söylerse haciz kalkar mı?
Haczi kaldırmaya borçlunun beyanı tek başına yetmez; İİK m.97/12 uyarınca üçüncü kişi ile borçlunun icra memuruna karşı birleşmeleri alacaklıyı bağlamaz ve üçüncü kişi iddiasını ispatlamak zorundadır. Bu kabul ise borçlunun kendi aleyhine delil oluşturur ve borçlu ileride bu ikrara aykırı bir iddiada bulunamaz. Haczin kalkması, alacaklının itiraz etmemesine ya da istihkak davasının kabulüne bağlıdır.
Muhafazayı önlemek için icra dosyasına para yatırılırsa istihkak davası düşer mi?
Ödeme ihtirazi kayıtla, yani hakkı saklı tutularak yapılmışsa dava konusuz kalmaz. Yargıtay'ın istihkak davalarına bakan dairesi, haciz sırasında muhafazayı engellemek için ihtirazi kayıtla yatırılan paranın istihkak yargılamasının devamı şartına bağlı bir ödeme olduğunu ve davanın ödenen bedel üzerinden devam edeceğini kabul etmiştir. Ödemenin ihtirazi kayıtla yapıldığının dekontta ya da icra dairesine verilen dilekçede açıkça yazılması bu nedenle önem taşır.
Haciz günü ve sonraki ilk hafta üçüncü kişi ile alacaklının hazır tutması gerekenler
Bu dosyaların önemli bir kısmının yönü haciz günü belirlenir. Tutanağa istihkak iddiasının açıkça yazdırılması, iddia sahibinin adının ve malın hangi belgeye dayandığının geçirilmesi, yedi günlük öğrenme süresi tartışmasını baştan ortadan kaldırır. O adreste borçlu oturuyor mu, adres kime kiralı, orada bulunan kişilerin sıfatı ne: bu sorulardan her birinin cevabı aynı tutanağa yazdırılmalıdır; bu kayıtlar m.97 ile m.99 arasındaki seçimi belirler.
Belgelerin haciz anında ulaşılabilir olması ayrıca önem taşır. Fatura ya da satış sözleşmesi, bedelin üçüncü kişinin hesabından ödendiğini gösteren banka dekontu, kira sözleşmesi, abonelik kayıtları ve ticari işletmelerde ticaret sicili ile vergi kayıtları istihkak davasının omurgasını oluşturur. Şirketler arasındaki istihkak uyuşmazlıklarında ortaklık yapısı ve hisse devir tarihlerinin borcun doğum tarihiyle karşılaştırılması, Yargıtay'ın organik bağ değerlendirmesinde ilk incelenen konudur.
Alacaklı açısından da durum simetriktir: üç günlük itiraz süresi ve m.99'daki yedi günlük dava süresi, mal hacizden kurtulmadan önceki son eşiklerdir. Takip dosyasındaki adreslerin haciz mahalliyle bağı, önceki hacizlerin tutanakları ve sicil kayıtları bu sürelerde toplanmalıdır. Yalova ve çevresindeki icra takipleri ile istihkak uyuşmazlıklarına ilişkin genel bilgi Yalova icra avukatı sayfasında yer almaktadır.
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; her dosya kendi olgularıyla değerlendirilir.
Bu konuyla ilgili emsal kararlar

Haciz Üçüncü Kişi Şirketin Adresinde Yapıldıysa Organik Bağı Kim İspatlar?
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 01.04.2026

Borçlunun Babasına Yaptığı Devir: Tasarrufun İptalinde Akrabalık Karinesi Nasıl İşler?
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 11.02.2025

Menfi Tespit Davasında İspat Yükü Kimde? Senetli ve Senetsiz Borçta Fark
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 10.06.2024
Bu konuyla ilgili yazılar

Maaş Haczi ve Haczedilemeyen Mallar: Maaşın Ne Kadarı Haczedilir, Neye Dokunulamaz?
26 Eylül 2026, 17 dk okuma

Tasarrufun İptali Davası (İİK 277): Borçlunun Mal Kaçırmasına Karşı Alacaklının Yolu
26 Eylül 2026, 19 dk okuma

İtirazın İptali Davası ve İcra İnkâr Tazminatı: Alacaklının Yolu, Süre ve %20 Tazminat
25 Eylül 2026, 17 dk okuma

