İlme Hukuk Logo
İLMEHUKUK BÜROSU
İLME HUKUK BÜROSU
Hemen AraRandevu Al
Taze kar üzerinde uzaklaşan ayak izleri

Tasarrufun İptali Davası (İİK 277): Borçlunun Mal Kaçırmasına Karşı Alacaklının Yolu

Borçlu malını takipten önce yakınına ya da düşük bedelle devrettiyse alacaklı, İİK m.277-284'teki tasarrufun iptali davasıyla o malı yeniden cebri icraya açabilir. Dava şartları, 7571 sayılı Kanunla değişen m.278, bilme karineleri, beş yıllık süre ve bedel sorumluluğu Yargıtay kararlarıyla anlatılıyor.

Yayın
26 Eylül 2026
Okuma süresi
19 dk
Hukuk alanı
İcra İflas
Av. Mesut İLME — Yalova Barosu

Av. Mesut İLME

Yalova Barosu, sicil 287

Yayın
26 Eylül 2026
19 dk
okuma

İcra takibi kesinleşmiştir, alacaklı haciz için borçlunun adresine gider ve tutanağa "haczi kabil mal bulunamadı" yazılır. Tapu kaydına bakıldığında borçlunun tek dairesinin, takipten birkaç ay önce kayınbiraderine piyasa değerinin çok altında bir bedelle satıldığı görülür. Satış tapuda usulüne uygun yapılmıştır; ortada sahte bir imza ya da hükümsüz bir sözleşme yoktur. Alacaklının sorusu yalındır: geçerli görünen bu devre rağmen alacak o daireden tahsil edilebilir mi?

İcra ve İflas Kanunu (İİK) bu soruya m.277 ile m.284 arasındaki "iptal davası" hükümleriyle cevap verir. Tasarrufun iptali davası, borçlunun alacaklılarının zararına yaptığı belirli işlemleri alacaklıya karşı sonuçsuz bırakır ve elden çıkan malı yeniden cebri icranın konusu yapar. Davanın şartları sıkıdır, iptal sebepleri üç ayrı maddede farklı ispat kurallarına bağlanmıştır ve 24 Aralık 2025 tarihli 7571 sayılı Kanunla m.278 yeniden yazılmıştır. Aşağıdaki bölümler, dava şartlarından hükmün sonucuna kadar kanun lafzını ve Yargıtay'ın bugünkü çizgisini birlikte izler.

İptal kararı mülkiyeti borçluya döndürmez, malı alacaklının cebri icrasına açar

İİK m.277'ye göre iptal davasının amacı, m.278, 279 ve 280'de yazılı tasarrufların "butlanına hükmettirmek"tir. Buradaki butlan genel hukuktaki kesin hükümsüzlükten farklı işler: tasarruf borçlu ile karşı taraf arasında geçerliliğini korur, yalnız davayı kazanan alacaklıya karşı hüküm doğurmaz. Sonucu açıkça yazan hüküm İİK m.283/1'dir: davacı, dava konusu mal üzerinde cebri icra yoluyla hakkını alma yetkisini elde eder ve mal taşınmazsa, davalı üçüncü kişi üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/900, K. 2025/295, 14 Mayıs 2025 tarihli kararında davanın niteliğini aynı çizgide tanımlamış ve iptal davasının alacaklıya alacağını tahsil olanağı sağlayan, nispi nitelikte, kanundan doğan bir dava olduğunu, "tasarrufa konu malların aynı ile ilgili değildir" sonucuna vardığını belirtmiştir. Genel Kurul ayrıca davanın amacını, borçlunun tasarruflarını alacaklının alacağıyla sınırlı olarak hükümsüz sayıp işlem konusu malı "hâlen borçluya aitmiş gibi" cebri icraya açmak olarak açıklamıştır.

Bu nitelemenin uygulamadaki karşılığı somuttur. Kabul kararından sonra tapu kaydı borçlu adına düzeltilmez; daire üçüncü kişi adına kayıtlı kalır, alacaklı ise takip dosyasındaki alacak ve fer'ileriyle sınırlı olmak üzere o daireyi haczettirip sattırabilir. Satış bedelinden alacağı karşılayan kısım alacaklıya ödenir; kalan kısım üçüncü kişide kalır. Hüküm, davayı açan alacaklının takip dosyasındaki alacağıyla sınırlı olarak sonuç doğurur.

Dava açılmadan önce dört ön koşulun ve beş yıllık sürenin birlikte bulunması gerekir

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, tasarrufun iptali davalarının HMK m.114'teki genel dava şartları yanında kendine özgü ön koşullara bağlı olduğunu yerleşik biçimde tekrar etmektedir. E. 2026/538, K. 2026/2937, 29 Nisan 2026 tarihli kararda bu koşullar şöyle sayılmıştır: davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması, borçlu hakkında kesin veya geçici aciz belgesinin bulunması ve davanın beş yıllık hak düşürücü süre içinde açılmış olması. Kararda, m.278, 279 ve 280'deki iptal şartlarının ancak bu ön koşullar varsa araştırılacağı vurgulanmıştır.

Ön koşulDayanakEksikliğin sonucu
Kesinleşmiş icra takibiYerleşik içtihatDavanın ön koşul yokluğundan reddi
Gerçek bir alacakYerleşik içtihatEsasa girilmeden ret
Tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılmasıYerleşik içtihat, re'sen araştırılırBorçtan önceki tasarruf davanın konusu olamaz
Geçici veya kesin aciz belgesiİİK m.277, m.105, m.143Dava şartı yokluğundan ret
Beş yıllık hak düşürücü süreİİK m.284Dava hakkının düşmesi

İcra takibi borçlu yönünden kesinleşmiş olmalıdır

Kesinleşme, takibin davayı açan alacaklı ile tasarrufu yapan borçlu arasında kesinleşmesidir. Aynı 2026/2937 sayılı kararda bölge adliye mahkemesi, takip hakkında icranın geri bırakılması kararı verildiğini ve takibin kesinleşmediğini kabul ederek davayı reddetmişti. Daire, icranın geri bırakılması kararının dava dışı başka borçlular yönünden verildiğini, tasarrufları yapan davalı borçlu hakkındaki takibin ise kesinleştiğini tespit ederek kararı bozmuştur. Birden çok borçlulu takiplerde kesinleşmenin her borçlu için ayrı ayrı incelenmesi bu nedenle önemlidir. Ödeme emrine itiraz edilmişse itirazın kaldırılması ya da itirazın iptali yoluyla takibin kesinleştirilmesi gerekir; bu aşama icra takibine itiraz yazısında ayrıca ele alınmıştır.

Tasarruf borcun doğumundan sonra yapılmış olmalıdır

Daire, E. 2025/7327, K. 2026/1655, 10 Mart 2026 tarihli kararında bu koşulun gerekçesini şöyle açıklamıştır: alacaklı, borçlanmanın gerçekleştiği tarihte borçlunun malvarlığına güvenerek işlem yaptığından borcun doğumundan önceki tasarruflar iptal davasının konusunu oluşturmaz. Koşul re'sen araştırılır ve dava koşulunun varlığı belirlenmeden işin esası hakkında hüküm kurulamaz. Burada ölçüt takip tarihi ya da vade değil, borcun doğum tarihidir; bono veya çekin düzenleme tarihi ile temel borç ilişkisinin başladığı tarih farklı olabilir.

Borcun doğum tarihinin ispatı çoğu dosyanın düğüm noktasıdır. Aynı Daire E. 2025/4894, K. 2026/1464, 3 Mart 2026 tarihli kararında, alacaklının sunduğu çek giriş-çıkış bordrolarını yeterli görmemiştir: bu belgelerin üçüncü kişilere karşı hukuki sonuç doğurması için resmî kurumlara ibrazı gerektiği, aksi hâlde yalnız taraflar arasında geçerli olacağı ve iyi niyetli üçüncü kişileri bağlamayacağı belirtilmiştir. Bozma gerekçesi, alacaklı ile borçlunun ve ilgili şirketin ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılarak alacağın devir tarihlerinden önce doğup doğmadığının tespit edilmesi gerektiğidir.

Aciz belgesi ya da aciz belgesi hükmündeki haciz tutanağı bulunmalıdır

İİK m.277'ye göre davayı elinde geçici ya da kesin aciz belgesi bulunan her alacaklı açabilir; iflas hâlinde iflas idaresi ya da kanunda sayılan durumlarda alacaklıların kendileri davacı olabilir. Aciz belgesi iki yoldan doğar. Alacaklı alacağının tamamını alamamışsa İİK m.143'e göre icra dairesi kalan miktar için aciz belgesi düzenler. Haczi kabil mal hiç bulunmazsa, İİK m.105'e göre haciz tutanağı m.143'teki aciz belgesi hükmündedir; icraca takdir edilen kıymete göre haczi kabil malların yetersizliği anlaşılırsa tutanak geçici aciz belgesi yerine geçerek alacaklıya m.277'deki hakları verir.

Tutanağın bu niteliği kendiliğinden kazanmadığı Yargıtay kararlarında açıkça görülür. 12. Hukuk Dairesi E. 2025/4948, K. 2026/2827, 28 Nisan 2026 tarihli kararında, borçlunun haczi kabil malı bulunmadığının haciz tutanağında açıkça yazılı olması gerektiğini, aksi hâlde tutanağın aciz belgesi niteliği taşımayacağını belirtmiştir. Somut olayda iki haciz tutanağında bu ifade yer almamış, üstelik borçlunun başka bir taşınmazda payı olduğu anlaşılmıştı; Daire, borçlunun aciz hâlinin ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan reddi gerektiğine hükmederek esasa girilmesini bozma sebebi yapmıştır. Aynı kararda Daire, giderilebilir dava şartı eksikliklerinde HMK m.115/2 uyarınca süre verileceğini de hatırlatmıştır.

Dava hakkı tasarruftan itibaren beş yılda düşer

Süreyi düzenleyen İİK m.284'ün lafzı kısadır: "İptal davası hakkı, batıl tasarrufun vukuu tarihinden itibaren beş sene geçmekle düşer." Süre hak düşürücüdür; mahkemece kendiliğinden gözetilir ve durma ya da kesilme kurallarına tabi değildir. Başlangıç noktası alacaklının tasarrufu öğrendiği tarih değil, tasarrufun yapıldığı tarihtir; taşınmaz devirlerinde uygulamada tapudaki tescil tarihi esas alınır. Zarar verme kastına dayanan m.280 davalarında buna ek bir süre koşulu daha vardır: işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflas yoluyla takipte bulunulmuş olmalıdır.

Karşılıksız ve düşük bedelli devirlerde kanun bağışlama karinesi kurar

İİK m.278, 7571 sayılı Kanunun 2. maddesiyle yeniden yazılmış ve 25 Aralık 2025'te yürürlüğe girmiştir. Yeni metnin birinci fıkrasına göre alışılmış hediyeler dışında, geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğindeki haciz tutanağının düzenlendiği yahut iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıl içinde yapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar iptale tabidir. Süre geriye doğru işler: 10 Mart 2026'da aciz belgesi hükmündeki haciz tutanağı düzenlenmişse, 10 Mart 2025 ile bu tarih arasında yapılan bağışlamalar bu fıkranın kapsamındadır.

İkinci fıkra, görünüşte ivazlı olan bazı işlemleri bağışlama sayar. Bunlar üç gruptur:

  • Yakınlar arasındaki tasarruflar (m.278/2-a): altsoy ve üstsoy, üçüncü derece dâhil kan hısımları, son bir yıl içinde evlilik birliği sona ermiş olsa bile eş, üçüncü derece dâhil kayın hısımları, evlat edinen ile evlatlık ve ortak konutta yaşayan kişiler arasında yapılan tasarruflar, gerçek değerine uygun olarak ivazlı olduğu ispatlanmadıkça bağışlama sayılır.
  • Pek aşağı fiyatla yapılan sözleşmeler (m.278/2-b): aksi ispatlanmadıkça, sözleşme sırasında kendi verdiği şeyin gerçek değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği sözleşmeler bağışlama sayılır.
  • Gelir, intifa ve bakım sözleşmeleri (m.278/2-c): uygun bir karşılığın sağlandığı ispatlanmadıkça, borçlunun kendisine veya üçüncü bir kişi yararına ömür boyu gelir sözleşmesi ya da intifa hakkı tesis ettiği sözleşmeler ile ölünceye kadar bakma sözleşmeleri bağışlama sayılır.

Üç grubun ortak özelliği ispat yükünün yer değiştirmesidir. Alacaklı yakınlık bağını, bedel farkını ya da sözleşmenin türünü gösterdiğinde, işlemin gerçek bir karşılığa dayandığını ispat etmek tasarrufun karşı tarafına düşer. Yakınlar arasındaki devirde karine çürütülebilir niteliktedir: kardeşine piyasa değerini banka havalesiyle ödeyerek daire satın alan kişi, ödemenin gerçekliğini belgeleyerek karinenin dışına çıkabilir.

Bedel farkının ölçüsü kanunda sayıyla belirlenmemiştir. Uygulamada mahkeme, tasarruf tarihindeki gerçek değeri bilirkişiye belirletir ve bunu tapuda ya da sözleşmede gösterilen bedelle karşılaştırır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin E. 2025/5600, K. 2026/2407, 8 Nisan 2026 tarihli uyuşmazlığın giderilmesine yer olmadığı kararında aktarılan bölge adliye mahkemesi kararlarında, malın değeri ile satış bedeli arasında "mislini aşan fark" ölçütüne başvurulduğu ve tapudaki bedelin dışında ayrıca ödeme yapıldığı iddiasının aynı kuvvette delille kanıtlanmasının arandığı görülmektedir. Tapuya düşük bedel yazdırılıp farkın elden ödendiği savunması uygulamada sık karşılaştığımız bir savunmadır ve bu kararlarda belgeyle desteklenmesi aranmaktadır.

Yeni metin, 25 Aralık 2025'ten önce yapılmış tasarruflar bakımından bir geçiş sorusu doğurur. Yayın tarihi itibarıyla İİK metninde bu değişikliğe özgü bir geçiş hükmü görünmemektedir; bu nedenle yürürlükten önceki tasarruflara hangi metnin uygulanacağı her dosyada ayrıca değerlendirilmelidir. Eski tarihli Yargıtay kararları okunurken de kararın hangi metne göre verildiğine bakılması gerekir.

Aciz hâlindeki borçlunun belirli ödemeleri ve teminatları bir yıl geriye dönük iptale açıktır

Kanunun m.279 hükmü, borcunu ödemeyen bir borçlunun hacizden veya mal bulunmaması sebebiyle acizden yahut iflasın açılmasından önceki bir yıl içinde yaptığı dört tür tasarrufu iptale açar:

  1. Borçlunun teminat göstermeyi önceden taahhüt ettiği hâller dışında, mevcut bir borcu temin için yaptığı rehinler,
  2. Para veya mutat ödeme vasıtaları dışında bir yolla yapılan ödemeler,
  3. Vadesi gelmemiş borç için yapılan ödemeler,
  4. Kişisel hakların kuvvetlendirilmesi için tapuya verilen şerhler.

Bu maddenin amacı, mali durumu bozulan borçlunun alacaklılardan birini diğerlerine tercih etmesini önlemektir. Hukuk Genel Kurulu 2025/295 sayılı kararında, m.278'den farklı olarak m.279'da davalı üçüncü kişiye kurtuluş beyyinesi tanındığını açıklamıştır: kanun, tasarruftan yararlanan kişinin borçlunun aciz hâlini bildiğini varsayar, ancak bu kişi borçlunun durumunu bilmediğini ispat ederse iptal davası dinlenmez. İspat yükü lehine tasarruf yapılan üçüncü kişidedir.

Mevcut borç için sonradan verilen ipotek bu maddenin tipik örneğidir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E. 2023/13269, K. 2025/3079, 24 Şubat 2025 tarihli kararında, borçlu şirketin mevcut bir borcu temin için birçok taşınmazı üzerine kurduğu ipotekler ile aynı borca karşılık yaptığı satış yönünden m.279 koşullarının oluştuğunu kabul eden ve tapu iptali ile ipotek terkinine gerek olmaksızın davacıya cebri icra yoluyla tahsil yetkisi veren kararı onamıştır.

Alacağın temliki ise kendiliğinden mutat dışı ödeme sayılmaz. Aynı Hukuk Genel Kurulu kararında, para borcuna karşılık yapılan temlikin geçerli kabul edilebilmesi için temlik alan ile borçlu arasında temlik öncesinde ve sonrasında süren ya da en azından öncesine dayanan bir ticari ilişkinin bulunması, temlik tutarı ile temlik alanın alacağının orantılı olması ve tacirler arasında bunun ticari defterler veya banka hareketleri gibi belgelerle ispatlanması gerektiği belirtilmiştir. Bu koşullar kanıtlandığında temlik, ticari örfe dayalı mutat bir ödeme vasıtasıdır ve iptale tabi değildir. Genel Kurul somut olayda, temlik alanın temlik tutarının çok üzerinde alacaklı olduğunu ve ticari ilişkinin sonrasında da sürdüğünü bilirkişi raporlarıyla ispatladığını kabul ederek davanın reddi gerektiğine hükmetmiştir.

Zarar verme kastında belirleyici olan, karşı tarafın borçlunun durumunu bilip bilmediğidir

İptal sebeplerinin en geniş olanı İİK m.280/1'dir ve süre bakımından bir yıllık pencereyle sınırlı değildir. Maddeye göre malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumun ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hâllerde iptal edilebilir. Kanun kesin bilgi aramaz; bilinmesini gerektiren açık emareler yeterlidir. İşlemin tarihinden itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflas yoluyla takipte bulunulmuş olması ise bu maddeye özgü bir koşuldur.

Kanun bazı ilişkilerde bilgiyi varsayar. Üçüncü kişi borçlunun eşi, usul veya füruu, üçüncü dereceye kadar (bu derece dâhil) kan ve kayın hısımları, evlat edineni veya evlatlığı ise borçlunun mali durumunu bildiği farz olunur; üçüncü kişi bunun aksini ancak m.279'un son fıkrasındaki gibi, yani borçlunun durumunu bilmediğini ispat ederek gösterebilir. Ticari işletmenin veya işyerindeki ticari emtianın tamamını ya da önemli bir kısmını devralan kişi için de ayrı bir karine vardır: devralanın borçlunun zarar verme kastını bildiği kabul edilir. Bu karine, iptal davasını açan alacaklıya devirden en az üç ay önce yazılı bildirim yapıldığı ya da işyerinde görülebilir levha asılmasıyla birlikte Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edildiği ispatlanarak çürütülebilir.

Ticari işletme karinesinin uygulanmasına 12. Hukuk Dairesinin E. 2025/6054, K. 2026/2934, 29 Nisan 2026 tarihli kararında aktarılan olgular örnek oluşturur. Dokuma işiyle uğraşan borçlu şirketin fabrikasında sekiz dokuma makinesi dışında makine bulunmamış, bu makineler aynı sektörde çalışan başka bir şirkete devredilmişti. İlk derece mahkemesi makinelerin borçlunun işletmesinin önemli bir kısmını oluşturduğunu ve devirle şirketin faaliyetinin imkânsız hâle geldiğini kabul etmiş; bölge adliye mahkemesi, iki şirketin aynı sektörde çalışmasını da gözeterek bu kabulü yerinde bulmuştur. Daire, kararın esasa ilişkin bu kısmına yönelik temyiz itirazlarını yerinde görmemiş, bozmayı yalnız bedel hesabına ilişkin bir noktaya dayandırmıştır.

Eski bir tanışıklık ise Daireye göre tek başına yeterli değildir. Aynı Daire E. 2025/4885, K. 2026/1937, 26 Mart 2026 tarihli kararında, bölge adliye mahkemesinin davalı üçüncü kişi ile borçlunun eşi arasında 2000 yılına ait bir hisse devri bulunduğundan hareketle bilme emaresinin varlığını kabul etmesini isabetsiz bulmuştur. Daire, yalnız bu durumun üçüncü kişinin borçlunun ekonomik durumunu ve amacını bilebilecek kişilerden olduğunun kabulünü gerektirmeyeceğini belirterek davanın reddi gerektiği sonucuna varmıştır. Emarenin somut olması, işleme yakın tarihli olması ve borçlunun mali durumunu bilmeyi gerçekten mümkün kılması aranmaktadır.

Hangi iptal maddesine dayanıldığı davanın kaderini belirlemez. Hukuk Genel Kurulu 2025/295 sayılı kararında, dava dilekçesinde m.278, 279 veya 280'den hangisine dayanıldığının belirtilmesinin zorunlu olmadığını, bu maddelerden biri gösterilmiş olsa bile mahkemenin bununla bağlı olmayıp diğer maddelerden birine göre iptal kararı verebileceğini, m.281 uyarınca hangi tasarrufların iptale tabi olduğunun tayininin hâkimin takdirine bırakıldığını vurgulamıştır.

Dava borçluya, işlemin karşı tarafına ve kötü niyetli sonraki devralanlara birlikte yöneltilir

Davalı tarafı belirleyen İİK m.282'ye göre iptal davaları borçlu ve borçlu ile hukuki işlem yapan ya da borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılır. Bunlardan başka kötü niyetli üçüncü kişiler aleyhine de dava açılabilir; iptal davası iyi niyetli üçüncü kişilerin haklarını ihlal etmez. Uygulamada borçlu ile tasarrufun karşı tarafı aynı davada birlikte davalı gösterilir.

Mal kaçırma dosyalarında devir çoğu zaman tek adımda kalmaz. 12. Hukuk Dairesinin 2026/1464 sayılı kararına konu olayda bağımsız bölüm, Aralık 2014'te borçlu şirketten bir kişiye, iki hafta sonra aynı bedelle ikinci bir kişiye, 2016'da da üçüncü bir kişiye devredilmişti. Bölge adliye mahkemesi davalılardan biri hakkındaki davayı reddetmiş, diğer iki davalıyı taşınmazın satış tarihlerindeki gerçek değeri olan 475.000 TL ile sorumlu tutmuştur; Daire bu kararı, borcun doğum tarihi araştırılmadan esasa girildiği gerekçesiyle bozmuştur. Olay, zincirleme devirde her halkanın iyi ya da kötü niyetinin ayrı ayrı incelendiğini ve malın en son malikinden alınamadığı hâllerde bedel sorumluluğunun gündeme geldiğini göstermektedir.

Davalılar için bir çıkış yolunu m.281/3 öngörür: davalılardan herhangi biri davacının alacağını öderse dava reddolunur ve hâkim yargılama giderlerini duruma göre taraflardan birine yükler ya da aralarında paylaştırır. Malı elinde tutmak isteyen üçüncü kişi, takip alacağını ödeyerek davayı sona erdirebilir.

Mal elden çıkmışsa üçüncü kişi yerine geçen değer oranında nakden sorumlu olur

Malın elden çıktığı hâlde uygulanacak kural İİK m.283/2'dedir: iptal davası üçüncü kişinin elinden çıkardığı mallar yerine geçen değere ilişkinse, üçüncü kişi bu değerler oranında, davacının alacağından fazla olmamak üzere nakden tazmine mahkûm edilir. Alacaklı, malın üçüncü kişiden de el değiştirdiğini ve son devralanın iyi niyetli olduğunu gördüğünde talebini bu bedel sorumluluğuna yöneltir.

Malın borçlunun kendi borcu nedeniyle cebri icrayla satılmış olması farklı bir sonuç doğurur. 12. Hukuk Dairesi 2026/2934 sayılı kararında, dava konusu makinelerden beşinin borçlunun başka bir alacaklısına olan borcu nedeniyle ihaleyle satıldığını, bu tür davalarda malın borçlunun borcu nedeniyle üçüncü kişinin elinden çıkması hâlinde üçüncü kişinin ancak cebri satıştan elinde artan bir para kalmışsa o miktarla sorumlu olacağını belirtmiştir. Üçüncü kişinin malvarlığında kalan bir para bulunmadığından bu makineler yönünden davanın konusuz kaldığına karar verilmesi, yalnız nerede olduğu bilinmeyen iki makine yönünden bedele hükmedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.

Tazminat talebinin davanın başında doğru kurulması da gerekir. 12. Hukuk Dairesinin 2026/1937 sayılı kararına konu olayda bölge adliye mahkemesi, cebri icra yetkisi veren kabul kararından sonra davacının tavzih talebi üzerine ek kararla hükmü tazminata çevirmişti. Daire, HMK m.304 ve m.305'e göre tashih ya da tavzih yoluyla bir tarafa tanınan hakların genişletilemeyeceğini ve değiştirilemeyeceğini belirterek ek kararı kaldırmıştır.

Kanun üçüncü kişinin konumunu da düzenler. Maddenin sonraki fıkralarına göre üçüncü kişi, malvarlığında doğacak eksikliğin borçludan tahsilini aynı davada isteyebilir; iptal davasını kaybeden üçüncü kişi karşılık olarak verdiği şeyi veya bedelini borçludan ya da iflas masasından geri isteyebilir. Kendisine bağış yapılan kişi iyi niyetliyse yalnız dava zamanında elinde bulunan miktarı geri vermekle yükümlüdür.

Dava değeri de bu sınırlı nitelikten etkilenir. 12. Hukuk Dairesi 2026/1655 sayılı kararında, tasarrufun iptali davalarında dava değerini takibe konu alacak miktarı ile iptali istenen tasarrufun tasarruf tarihindeki gerçek değerinden hangisi azsa o değerin oluşturduğunu belirtmiş; somut olayda takip alacağı 35.061,37 TL, taşınmazın tasarruf tarihindeki değeri 70.000 TL olduğundan dava değerini düşük olan tutar olarak kabul etmiştir.

Dava sürerken malın yeniden devredilmesi ihtiyati hacizle önlenebilir

Tasarrufun iptali davası yıllarca sürebilir ve bu süre içinde üçüncü kişinin malı bir kez daha devretmesi, alacaklıyı zincirin bir halka daha uzamış hâliyle karşı karşıya bırakır. İİK m.281/2 bu riski karşılamak için hâkime, iptale tabi tasarrufların konusu olan mallar hakkında alacaklının talebi üzerine ihtiyati haciz kararı verme yetkisi tanır. Teminatın gerekip gerekmediği ve miktarı mahkemece takdir edilir; ancak dava elden çıkarılmış mallar yerine geçen değere ilişkinse, teminat gösterilmeden ihtiyati haciz kararı verilemez.

Bu yetki iptal davasına özgü olarak m.281/2'de düzenlenmiştir. Kararın uygulanması, itiraz ve süreler bakımından genel kurallar ise ihtiyati haciz şartları ve itiraz yazısında ayrıntılı biçimde anlatılmıştır. Yargılama usulü bakımından m.281/1'e göre iptal davaları basit yargılama usulüne tabidir ve mahkeme bu davalara ilişkin uyuşmazlıkları hâl ve şartları göz önünde tutarak serbestçe takdir eder.

Tasarrufun iptali, muvazaa ve boşanmadaki mal kaçırma davası ayrı yollardır

Borçlunun malı başkasına geçirmesi, üç ayrı davanın konusu olabilir ve bunlar şartları ile sonuçları bakımından birbirinden ayrılır. Tasarrufun iptali davası gerçek ve geçerli bir işlemi alacaklıya karşı sonuçsuz bırakır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m.19'a dayanan muvazaa iddiasında ise görünürdeki işlemin tarafların gerçek iradesini yansıtmadığı ileri sürülür; ispatlanırsa işlemin kendisi geçersiz sayılır. Mirasçıların murisin mal kaçırma amaçlı devirlerine karşı açtığı dava bu ikinci yolun özel bir türüdür ve muris muvazaası yazısında ayrıca incelenmiştir.

İki yol aynı davada kademeli olarak da ileri sürülebilir. 12. Hukuk Dairesinin 2026/2937 sayılı kararına konu davada alacaklı, taşınmaz devirlerinin öncelikle İİK m.277 ve devamı maddelere göre iptalini, bu olmazsa TBK m.19 uyarınca muvazaa nedeniyle iptalini talep etmiştir. Böyle bir kurguda mahkeme önce İİK'daki ön koşulları inceler; muvazaa talebi ise kendi ispat kurallarıyla değerlendirilir.

Boşanma sürecinde eşin katılma alacağını azaltmak için yapılan devirler ise Türk Medeni Kanunu m.229 ve m.241'deki ayrı bir sisteme bağlıdır. O davalarda alacaklı sıfatı katılma alacağından doğar ve süreler de farklıdır; konu boşanmada mal kaçırma ve korunma yolları yazısında anlatılmıştır.

ÖlçütTasarrufun iptali (İİK m.277-284)Muvazaa (TBK m.19)Boşanmada ekleme (TMK m.229, 241)
DavacıAciz belgesi bulunan takip alacaklısıİşlemden zarar gören ilgiliKatılma alacaklısı eş
İşlemin niteliğiGerçek ve geçerli işlemGörünüşte işlem, gerçek irade farklıKarşılıksız kazandırma veya kastlı devir
SonuçMal üzerinde haciz ve satış yetkisi, gerekirse bedelİşlemin geçersizliğiDeğerin tasfiyeye eklenmesi, şartları varsa üçüncü kişiye dava
SüreTasarruftan itibaren beş yılİddianın türüne göre değişirTMK m.241'de bir ve beş yıllık süreler

Temyiz incelemesi bakımından da bir not düşmek gerekir. Tasarrufun iptali davalarına ilişkin güncel Yargıtay kararları 12. Hukuk Dairesinden çıkmaktadır; daha eski kararlarda kapatılan 17. Hukuk Dairesi ve 4. Hukuk Dairesi künyeleri görülür. Eski içtihat okunurken, özellikle m.278 bakımından kararın hangi kanun metnine göre verildiği ayrıca kontrol edilmelidir.

Dosyanın sonucunu çoğu zaman beş belge belirler

Tasarrufun iptali davalarında hukuki tartışmanın büyük kısmı, belgelerin tasarruf tarihine göre doğru sıralanmasına dayanır. Dosyalarda gördüğümüz kadarıyla ret kararlarının önemli bir bölümü iptal sebebinden değil, ön koşullardan birinin belgelenememesinden kaynaklanır. Dava açılmadan önce şu belgelerin toplanması ve tarih sırasına konması gerekir:

  • Haciz tutanağı ya da aciz belgesi: tutanakta borçlunun haczi kabil malı bulunmadığının ya da haczedilen malların alacağı karşılamadığının açıkça yazılı olması gerekir. Bu ifade yoksa ve borçlu adına kayıtlı başka mal görünüyorsa, önce o mallar yönünden takip yürütülmelidir.
  • Borcun doğum tarihini gösteren belgeler: sözleşme, fatura, banka hareketleri ve ticari defterler. Bono veya çekin düzenleme tarihi tek başına yeterli görülmeyebilir; temel ilişkinin başlangıcı ayrıca gösterilmelidir.
  • Tapu kayıtları ve akit tabloları: tescil tarihi hem beş yıllık sürenin hem de m.278 ile m.279'daki bir yıllık pencerenin başlangıcını belirler; akit tablosundaki bedel değer karşılaştırmasının temelidir.
  • Nüfus kayıtları: m.278/2-a ve m.280'deki yakınlık karineleri ancak kayıtla ispatlanır; ortak konutta yaşama olgusu için adres kayıtları da önem taşır.
  • Ticari ilişkiyi gösteren kayıtlar: alacak temliki ve işletme devirlerinde taraflar arasındaki ilişkinin başlangıcı, süresi ve tutarları ticari defterlerle karşılaştırılarak ortaya konur.

Yalova'daki icra dairelerinde yürüyen takiplerde bu aşamaların nasıl izlendiği Yalova icra avukatı sayfasında özetlenmiştir.

Sık Sorulan Sorular

Tasarrufun iptali davası kazanılınca tapu borçlu adına döner mi?

Tapu kaydı borçlu adına düzeltilmez; İİK m.283/1'e göre davacı, kaydın düzeltilmesine gerek olmadan taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir. Hukuk Genel Kurulu da davanın nispi nitelikte olduğunu ve malın aynıyla ilgili olmadığını kabul etmektedir. Satış bedelinden alacağı aşan kısım üçüncü kişide kalır.

Aciz belgesi olmadan tasarrufun iptali davası açılabilir mi?

Kanun, m.277 ile davayı elinde geçici ya da kesin aciz belgesi bulunan alacaklıya tanır ve Yargıtay bu şartı dava şartı olarak görür. Haczi kabil mal bulunmadığını ya da malların yetersizliğini gösteren haciz tutanağı, m.105 uyarınca aciz belgesi hükmündedir. Tutanakta bu durum açıkça yazılı değilse 12. Hukuk Dairesi tutanağı aciz belgesi saymamaktadır.

Borçlunun borçlanmadan önce yaptığı satış iptal ettirilebilir mi?

Yargıtay, alacaklının borç doğduğu anda borçlunun malvarlığına güvendiği düşüncesiyle, borcun doğumundan önceki tasarrufların iptal davasının konusu olamayacağını kabul etmektedir. Bu koşul mahkemece kendiliğinden araştırılır. Belirleyici olan takip ya da vade tarihi değil, borcun gerçekten doğduğu tarihtir.

Borçlu malı kardeşine gerçek bedelle sattıysa işlem yine iptal edilir mi?

Yeni İİK m.278/2-a, yakınlar arasındaki tasarrufları gerçek değerine uygun olarak ivazlı olduğu ispatlanmadıkça bağışlama sayar; yani karine çürütülebilir. Alıcı kardeş, bedelin gerçek değere uygun olduğunu ve fiilen ödendiğini banka kayıtları gibi belgelerle ispatlarsa m.278 kapsamından çıkabilir. Bu durumda m.280'deki zarar verme kastı ayrıca incelenebilir; o maddede de yakın akrabanın bilgisi varsayılır.

Tasarrufun iptali davası hangi süre içinde açılmalıdır?

Dava hakkı, İİK m.284'e göre tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren beş yıl geçmekle düşer. Bu süre öğrenme tarihinden değil tasarruf tarihinden işler. Bundan ayrı olarak m.278 ve m.279, iptale tabi işlemleri aciz belgesi, haciz ya da iflas tarihinden önceki bir yılla sınırlar; m.280 ise işlemden itibaren beş yıl içinde takip yapılmış olmasını arar.

Üçüncü kişi malı başkasına sattıysa alacaklı ne talep edebilir?

İİK m.283/2'ye göre üçüncü kişi, elden çıkardığı malın yerine geçen değer oranında ve davacının alacağını aşmamak üzere nakden tazmine mahkûm edilir. Sonraki devralan kötü niyetliyse m.282 uyarınca ona karşı da dava açılabilir; iyi niyetli üçüncü kişilerin hakları ise korunur. Tazminat talebinin davada baştan açıkça ileri sürülmesi gerekir, çünkü Yargıtay hükmün tavzih yoluyla tazminata çevrilmesini kabul etmemektedir.

Borçlunun malı el değiştirmiş görünüyorsa izlenecek sıra

Mal kaçırıldığı anlaşılan bir takip dosyasında ilk iş, takibin borçlu yönünden kesinleştiğini ve aciz hâlini gösteren tutanağın içeriğini doğrulamaktır. Ardından tapu ve ticari kayıtlar üzerinden tasarrufun tarihi, bedeli ve karşı tarafı belirlenir; bu tarih borcun doğum tarihiyle karşılaştırılır ve beş yıllık sürenin ne kadarının kaldığı hesaplanır. Karşı tarafla borçlu arasındaki yakınlık ya da ticari ilişki, hangi iptal maddesinin öne çıkacağını ve ispat yükünün kimde olacağını gösterir.

Malın dava sırasında yeniden devredilme ihtimali varsa, dava dilekçesiyle birlikte m.281/2'deki ihtiyati haciz talebinin değerlendirilmesi gerekir. Malın zaten elden çıktığı hâllerde talep baştan bedel sorumluluğuna yöneltilmeli, sonraki devralanların iyi ya da kötü niyetine ilişkin deliller de aynı dilekçede gösterilmelidir. 25 Aralık 2025'ten önce yapılmış tasarruflarda ise m.278'in hangi metninin uygulanacağı ayrıca tartışılmalıdır.

Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; her dosya kendi olgularıyla değerlendirilir.

Bu konuyla ilgili emsal kararlar

Tüm İcra İflas kararları

Bu konuyla ilgili yazılar

Tüm İcra İflas yazıları