Bir toptancı, üç ay önce teslim ettiği malın faturasını tahsil edemeyince ilamsız icra takibi başlatır. Ödeme emri tebliğ edilir, borçlu şirket yedinci gün icra dairesine tek satırlık bir dilekçe verir: "Borcumuz yoktur." Takip o an durur ve birkaç gün sonra alacaklının adresine itirazı bildiren bir muhtıra gelir. Alacaklının masasındaki soru artık borcun var olup olmadığı değil, bu itirazın hangi yolla, hangi süre içinde ve hangi maliyetle ortadan kaldırılacağıdır.
İcra ve İflas Kanunu (İİK) bu soruya iki ayrı cevap verir: genel mahkemede açılan itirazın iptali davası ve icra mahkemesinden istenen itirazın kaldırılması. İkisinin süresi, delil rejimi ve sonuçları farklıdır. Borçlu cephesinden itirazın süresi, şekli ve sonuçları icra takibine itiraz yazısında ayrıntılı olarak işlenmiştir. Alacaklının tarafından bakıldığında belirleyici olan, hangi yolun hangi belgeyle açık olduğu ve yüzde yirmilik icra inkâr tazminatının hangi şartlarla istenebileceğidir.
Süresinde yapılan itiraz takibi durdurur; alacaklının önünde üç yol kalır
İİK m.66/1 açıktır: "Müddeti içinde yapılan itiraz takibi durdurur." Borçlu borcun yalnız bir kısmına itiraz etmişse takip, kabul edilen miktar için devam eder; itiraz edilen kısım için alacaklının itirazı hükümden düşürmesi gerekir. İtiraz, alacaklının yatırdığı avanstan karşılanarak üç gün içinde bir muhtırayla alacaklıya tebliğ edilir (İİK m.62/2). Alacaklının bütün süre hesabı bu tebliğle başlar.
Muhtıra alındıktan sonra alacaklının önünde üç yol bulunur. Birincisi, İİK m.67'deki itirazın iptali davasıdır: genel mahkemede, genel hükümlere göre alacağın ispatıyla görülür. İkincisi, İİK m.68 ve m.68/a'daki itirazın kaldırılması yoludur: icra mahkemesinde, kanunda sayılan belgelere dayanarak ve dar bir incelemeyle yürür. Üçüncüsü, itirazın iptali süresi kaçırıldığında da açık kalan genel alacak davasıdır; İİK m.67/5 bu hakkı saklı tutar, ancak bu davada takip devam etmez ve alacaklı elde ettiği ilamla yeni bir takip başlatmak zorunda kalır.
Yol seçimi, alacaklının elindeki belgenin niteliğine ve alacağın ne ölçüde tartışmalı olduğuna göre yapılır. İmzası ikrar edilmiş bir borç senedi ya da resmî bir belge varsa icra mahkemesi hızlı bir sonuç verebilir. Alacak faturaya, cari hesap kayıtlarına, yazışmalara veya tanık beyanına dayanıyorsa icra mahkemesinin dar incelemesi bu delilleri değerlendiremez ve itirazın iptali davası tek elverişli yol olarak kalır.
Bir yıllık süre itirazın alacaklıya tebliğinden başlar ve hak düşürücüdür
İİK m.67/1'in lafzı şöyledir: "Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir." Süre, ödeme emrinin borçluya tebliğinden ya da borçlunun itiraz ettiği günden değil, itirazın alacaklıya tebliğ edildiği tarihten başlar. Tebliğ mazbatasındaki tarih ile UYAP kaydındaki tarih arasında fark bulunabileceğinden dava açılmadan önce mazbatanın kendisi kontrol edilmelidir.
Bu bir yıllık süre hak düşürücü niteliktedir. Zamanaşımından farklı olarak borçlunun ileri sürmesine bağlı değildir; mahkeme süreyi kendiliğinden gözetir ve süre geçtikten sonra açılan dava itirazın iptali davası olarak dinlenmez. Süreyi kaçıran alacaklının alacağı ortadan kalkmaz, fakat takip durmuş hâlde kalır; alacaklı ancak genel hükümlere göre alacak davası açabilir ve bu davada İİK m.67/2'deki icra inkâr tazminatını isteyemez.
Bir yıllık süre, başladığı günün ertesi yıldaki karşılığında biter
Süre hesabında İİK m.19 uygulanır: yıl olarak belirlenen süreler, işlemeye başladıkları günün son yıldaki karşılığı olan günde biter (m.19/2); son gün resmî tatile rastlarsa süre tatili izleyen gün sona erer (m.19/3) ve süre son günün tatil saatinde bitmiş sayılır (m.19/4). İtiraz muhtırası alacaklıya 10 Mart 2026'da tebliğ edilmişse itirazın iptali davası için son gün 10 Mart 2027'dir; aynı tarih hafta sonuna rastlarsa süre izleyen iş günü mesai bitiminde dolar. Aynı örnekte itirazın kaldırılması için altı aylık süre 10 Eylül 2026'da sona erer. Bu iki tarih, muhtıranın alındığı gün takvime işlenmelidir.
Arabuluculuk sürecinde bir yıllık süre işlemez
Arabuluculuğun dava şartı olduğu uyuşmazlıklarda alacaklının önce arabulucuya başvurması gerekir ve bu süreç haftalar sürebilir. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu (HUAK) m.18/A-15 bu durumu çözer: "Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez." Bir yıllık sürenin son haftasında arabulucuya başvuran alacaklının süresi, son tutanak düzenlenene kadar işlemez; ancak kalan süre son tutanaktan sonra kaldığı yerden devam eder ve genellikle kısadır.
Haciz isteme süresi dava boyunca işlemez
İlamsız takipte haciz isteme hakkı, ödeme emrinin tebliğinden itibaren bir yıl geçmekle düşer (İİK m.78/2). Aynı fıkra, itiraz veya dava hâlinde bunların vukuundan hükmün kesinleşmesine kadar geçen zamanın hesaba katılmayacağını öngörür. Yargılama sürerken alacaklının haciz süresi yanmaz; hüküm kesinleştikten sonra kalan süre içinde haciz istenmesi gerekir.
İtirazın iptali mi itirazın kaldırılması mı: seçimi eldeki belge belirler
Kesin kaldırma, İİK m.68/1'e göre ancak takibin "imzası ikrar veya noterlikçe tasdik edilen borç ikrarını içeren bir senede yahut resmî dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belgeye" dayandığı hâllerde istenebilir. Takibin dayandığı adi senetteki imzayı borçlu itirazında reddetmişse alacaklı, İİK m.68/a uyarınca itirazın geçici olarak kaldırılmasını isteyebilir; icra mahkemesi imza incelemesi yapar. Kredi sözleşmeleri ve süresinde itiraz edilmemiş hesap özetleri için İİK m.68/b ayrıca bir belge rejimi kurar.
| Ölçüt | İtirazın iptali (İİK m.67) | İtirazın kaldırılması (İİK m.68, 68/a) |
|---|---|---|
| Merci | Genel mahkeme (asliye hukuk, asliye ticaret, iş, tüketici) | İcra mahkemesi |
| Süre | İtirazın tebliğinden itibaren 1 yıl | İtirazın tebliğinden itibaren 6 ay |
| Belge şartı | Yok; genel hükümlere göre her türlü delil | Kanunda sayılan belgeler (m.68/1, m.68/b) ya da imzası reddedilen adi senet (m.68/a) |
| İnceleme | Tam yargılama, bilirkişi, tanık | Dar inceleme; bekletici mesele yapılamaz |
| Kararın etkisi | Alacağın varlığı hakkında maddi anlamda kesin hüküm | Genel mahkemede dava hakkını ortadan kaldırmaz |
| Tazminat | Borçlu aleyhine icra inkâr, alacaklı aleyhine kötü niyet tazminatı (en az %20) | Kesin kaldırmada esasa ilişkin nedenle kabul ya da redde, geçici kaldırmada kabul ya da redde en az %20 (m.68, m.68/a) |
| Arabuluculuk | İlgili kanunda öngörülmüşse dava şartı | Uygulamada dava şartı sayılmıyor |
Kaldırma yolunun cazibesi hızıdır; bedeli ise sınırlı etkisidir. Kanun, borçlunun menfi tespit ya da istirdat davası açması veya alacaklının genel mahkemede dava açması hâlinde, icra mahkemesinde hükmolunan tazminatın tahsilinin dava sonuna kadar ertelenmesini öngörür (İİK m.68, son fıkra). Kaldırma kararı borçlunun genel mahkemede borcun yokluğunu tartışmasını engellemez; bu tartışma için borçlunun başvuracağı yol menfi tespit davasıdır.
İki yol birbirini dışlamaz. Kaldırma talebi reddedilen alacaklı, bir yıllık süre dolmamışsa genel mahkemede itirazın iptali davası açabilir. Buradaki risk öncelikle zaman kaybıdır: belgeye dayanmayan bir kaldırma talebinin reddi, bir yıllık sürenin bir kısmını tüketir. Talep esasa ilişkin nedenlerle reddedilirse alacaklı, İİK m.68 uyarınca borçlunun talebi üzerine en az yüzde yirmi tazminatla da karşılaşabilir. İmzanın alacaklıya ait olduğu anlaşılan bir belgeyi inkâr eden alacaklı hakkında aynı madde, belgenin taalluk ettiği miktarın yüzde onu oranında para cezası da öngörür.
Uygulamada sık karşılaştığımız tablo şudur: alacaklının elinde imzalı bir sözleşme vardır, ama sözleşme bir borç ikrarı içermez; borç, sözleşmeye göre yapılan teslimattan ve kesilen faturadan doğar. Böyle bir sözleşme İİK m.68/1'deki belge niteliğini taşımaz ve icra mahkemesi yolu kapalıdır. Fatura, irsaliye ve cari hesap ekstresiyle ispat edilecek bir alacak için doğru yol itirazın iptali davasıdır.
Dava takibe bağlı bir alacak davasıdır ve takip talebiyle sınırlıdır
İtirazın iptali davası, maddi hukuktaki alacağın varlığını tartışan bir eda davasıdır; ancak bağımsız bir alacak davasından farkı, görülmekte olan bir icra takibine bağlı olmasıdır. Davanın sonunda verilen karar "itirazın iptaline ve takibin devamına" yöneliktir. Alacaklı yeni bir ilamlı takip başlatmaz; durmuş olan takip kaldığı yerden devam eder. Bu bağlılığın birkaç somut sonucu vardır.
İlk olarak mahkeme, esasa girmeden önce geçerli bir takibin bulunduğunu, borçlunun itirazının süresinde yapıldığını ve davanın bir yıllık süre içinde açıldığını inceler. Süresinde itiraz edilmemiş bir takip kesinleşmiştir; bu durumda itirazın iptali davası açmakta hukuki yarar bulunmaz. İkinci olarak dava, takip talebinde istenen alacakla ve borçlunun itiraz ettiği kısımla sınırlıdır. Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre takip talebinde yer almayan bir alacak kalemi ya da takipte istenenden yüksek bir faiz, itirazın iptali davasında istenemez; o kalem için ayrı bir dava ya da takip gerekir.
İspat genel hükümlere göre yapılır
Kanun, alacaklının "genel hükümler dairesinde alacağının varlığını" ispat etmesini arar. İspat yükü kural olarak alacaklıdadır ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) delil kuralları uygulanır. Tacirler arasındaki uyuşmazlıklarda ticari defterler HMK m.222'deki şartlarla delil olarak kullanılabilir; bu nedenle defterlerin açılış ve kapanış onaylarının zamanında yapılmış olması, davanın seyrini doğrudan etkiler. Senede bağlanmamış alacaklarda senetle ispat kuralı ve bu kuralın istisnaları belirleyici hâle gelir; bu konu senetsiz borcun ispatı yazısında ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
Kısmi itirazda davanın konusu itiraz edilen kısımdır
Borcun bir kısmına itiraz eden borçlu, İİK m.62 uyarınca itiraz ettiği kısmın cihetini ve miktarını açıkça göstermek zorundadır; aksi hâlde itiraz edilmemiş sayılır. Borçlu yalnız faize ya da yalnız belirli bir faturaya itiraz etmişse takip, itiraz edilmeyen kısım için kesinleşir ve alacaklı bu kısım için hemen haciz isteyebilir. Bu durumda dava da yalnız itiraz edilen kısım için açılır ve harç, vekâlet ücreti ile icra inkâr tazminatı bu miktar üzerinden hesaplanır. Borçlunun itiraz dilekçesi, davanın sınırını belirleyen ilk belge olarak dikkatle okunmalıdır.
Görevli ve yetkili mahkeme alacağın niteliğine göre belirlenir
Görevli mahkeme, takibe konu alacağın kaynağına göre belirlenir: ticari bir ilişkiden doğan alacakta asliye ticaret mahkemesi, işçilik alacağında iş mahkemesi, tüketici işleminden doğan alacakta tüketici mahkemesi, diğer hâllerde asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Yetki bakımından HMK'nın genel yetki kuralları uygulanır. Borçlu itirazında icra dairesinin yetkisine de itiraz etmişse bu itiraz İİK m.50/2 uyarınca esasa ilişkin itirazla birlikte yapılır; itirazın iptali davasında da önce yetki meselesinin incelenmesi yerleşik uygulamadır. Yetki itirazının haklı çıkması, esastaki alacak ne kadar güçlü olursa olsun takibin o icra dairesinde sürdürülmesini engeller.
Kesinleşen karar alacak hakkında maddi anlamda kesin hüküm oluşturur
Kaldırma kararından farklı olarak itirazın iptali davasında verilen ve kesinleşen hüküm, alacağın varlığı veya yokluğu hakkında maddi anlamda kesin hüküm oluşturur. Borçlu, aynı alacak için sonradan açacağı menfi tespit davasında bu hükmün etkisiyle karşılaşır. Alacaklı açısından bu durum, davanın bir kez ve eksiksiz delille açılmasının önemini artırır; eksik delille reddedilen bir itirazın iptali davasının ardından aynı alacak yeniden dava konusu yapılamaz.
Arabuluculuk ticari, kira, işçilik ve tüketici alacaklarında davadan önce gelir
Türk Ticaret Kanunu (TTK) m.5/A, ticari davalarda arabuluculuğu dava şartı olarak düzenler. 7445 sayılı Kanun'un 31. maddesiyle yapılan değişiklikten sonra hüküm, konusu bir miktar para olan alacak ve tazminat davalarıyla birlikte itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarını da açıkça sayar. Bu nedenle ticari bir alacak için açılacak itirazın iptali davasından önce arabulucuya başvurulmuş olması gerekir. Kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar da HUAK m.18/B-1-a uyarınca dava şartı arabuluculuk kapsamındadır; bu kapsamın tek istisnası kiralanan taşınmazların ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümlerdir. İşçilik alacakları ve tüketici uyuşmazlıkları için de kendi özel kanunlarında, kapsam ve istisnaları o kanunlarda gösterilmek üzere dava şartı arabuluculuk öngörülmüştür.
Kanun, dava şartının yokluğunu ağır bir sonuca bağlamıştır. HUAK m.18/A-2'ye göre arabulucuya başvurulmadan dava açıldığı anlaşılırsa dava, herhangi bir işlem yapılmaksızın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilir. Başvuru yapılmış ama son tutanak dava dilekçesine eklenmemişse mahkeme, tutanağın bir haftalık kesin süre içinde sunulmasını ister. Usulden ret, bir yıllık sürenin son günlerinde açılmış bir davada alacaklıyı itirazın iptali yolundan tamamen çıkarabilir; bu yüzden arabuluculuk başvurusu, sürenin sonuna bırakılmadan planlanmalıdır.
Arabuluculuk sürecinin kendisi de sonuç doğurur. Geçerli bir mazereti olmadan ilk toplantıya katılmayan taraf, 7531 sayılı Kanun'la değişik HUAK m.18/A-11 uyarınca davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile karşı tarafın ödemekle yükümlü olduğu yargılama giderlerinin yarısından sorumlu tutulur ve lehine vekâlet ücretinin yarısına hükmedilir. Dava açılmadan önce ihtiyati haciz kararı alınmışsa İİK m.264'teki dava açma süresi de arabuluculuk süresince işlemez (HUAK m.18/A-16); ihtiyati haczin şartları ve bu süre ilişkisi ihtiyati haciz şartları yazısında ayrıca işlenmiştir. Sürecin genel işleyişi için arabuluculuk sayfasına bakılabilir.
Kaldırma talebi ise bir dava değil, icra hukukuna özgü bir taleptir ve uygulamada dava şartı arabuluculuk kapsamında görülmemektedir. Elinde İİK m.68'deki nitelikte bir belge bulunan ticari alacaklının arabuluculuk aşamasını beklemeden icra mahkemesine gidebilmesi, bu yolun pratik üstünlüklerinden biridir.
İcra inkâr tazminatı yüzde yirmi alt sınırdır ve kendiliğinden hükmedilmez
İİK m.67/2 şöyledir: "Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir." Oran 2012'ye kadar yüzde kırktı; 6352 sayılı Kanun'la yüzde yirmiye indirildi. Yüzde yirmi bir tavan değil alt sınırdır; mahkeme tarafların durumunu gözeterek daha yüksek bir oran belirleyebilir.
Tazminatın birinci şartı, itirazın iptaline karar verilmiş olmasıdır. İkinci şartı taleptir: kanun "diğer tarafın talebi üzerine" ifadesini kullanır ve mahkeme bu tazminatı kendiliğinden hükme bağlamaz. Talebin dava dilekçesinde açıkça ve oranıyla birlikte ileri sürülmesi, sonradan doğabilecek tartışmaları önler. Üçüncü şart, kanun metninde yer almayan ama Yargıtay'ın yerleşik içtihadıyla aranan likitlik şartıdır. Dördüncü şart özel bir gruba ilişkindir: itiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise İİK m.67/3 uyarınca tazminata hükmedilmesi kötü niyetin ispatına bağlıdır.
Likitlik ölçütü: borçlu borcun miktarını bilebilecek durumda mıydı
Yargıtay'ın yerleşik içtihadında alacak, miktarı belirli ya da borçlu tarafından belirlenebilir olduğunda likit kabul edilir. Ölçüt, borçlunun takip tarihinde elindeki bilgi ve belgelerle borcun miktarını hesaplayabilecek durumda olup olmadığıdır. Mahkemenin dosyayı bilirkişiye göndermesi tek başına alacağı likit olmaktan çıkarmaz; hesabın taraflarca bilinen verilerle yapılabildiği durumlarda bilirkişi yalnız bir hesap işlemini doğrular.
Bu ölçüte göre sözleşmede kararlaştırılmış kira bedeli, teslim edilip itiraz edilmeden kabul edilmiş malın fatura bedeli, taraflarca bilinen bir cari hesap bakiyesi ya da belirli bir ödünç tutarı kural olarak likit alacaklardır. Buna karşılık miktarı ancak yargılama sonunda ve hâkimin takdiriyle ortaya çıkan alacaklarda, örneğin manevi tazminatta, kusur oranı tartışmalı haksız fiil tazminatında, ayıp nedeniyle bedel indiriminde ya da hakkaniyet indirimi yapılan taleplerde, yerleşik içtihat icra inkâr tazminatına hükmedilmemesi yönündedir. Aynı dosyada likit ve likit olmayan kalemler birlikte bulunabilir; bu durumda tazminat yalnız likit kısım üzerinden hesaplanır.
Kısmi kabulde tazminatın hesaplanacağı miktar
Kanun, borçlu aleyhine tazminatı "hükmolunan meblağ" üzerinden, alacaklı aleyhine tazminatı ise "red" edilen miktar üzerinden kurar. 100.000 TL'lik bir takipte itirazın 70.000 TL yönünden iptaline karar verilmişse ve bu kısım likitse borçlu aleyhine icra inkâr tazminatı en az 14.000 TL olarak hesaplanır; reddedilen 30.000 TL için alacaklı aleyhine tazminat ancak bir sonraki bölümde anlatılan kötü niyet şartı gerçekleşirse gündeme gelir. 6352 sayılı Kanun'la İİK m.67'ye eklenen son fıkra, icra inkâr tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde takip talebinin veya davadaki talebin esas alınacağını öngörür.
Alacaklı aleyhine kötü niyet tazminatı haksızlığın yanında kötü niyetin de ispatını ister
Kanun tazminatı iki yönlü kurar, ancak iki yönün şartları aynı değildir. Borçlunun tazminata mahkûm edilmesi için itirazının haksız bulunması yeterlidir; alacaklının tazminata mahkûm edilmesi için ise takibinde hem haksız hem de kötü niyetli görülmesi gerekir. Davanın reddi tek başına alacaklının kötü niyetli olduğunu göstermez. Alacaklı, ispat edemediği ama var olduğuna inandığı bir alacak için takip yapmışsa haksız çıkmış olur, fakat kötü niyetli sayılmaz.
Kötü niyet, alacaklının takip yaparken alacağın bulunmadığını bildiği ya da bilmesi gerektiği durumlarda ortaya çıkar. Daha önce tamamen ödenmiş bir borç için takip başlatılması, ödeme dekontunun alacaklının kendi hesabına düştüğü hâlde takibin sürdürülmesi ya da bedelsiz kaldığı alacaklıca bilinen bir belgeye dayanılması bu durumun tipik örnekleridir. Tazminatın istenmesi burada da talebe bağlıdır ve borçlunun cevap dilekçesinde bu talebi açıkça ileri sürmesi gerekir. Borçlu yönünden aynı konunun daha geniş bir çerçevede ele alındığı yol menfi tespit davasıdır ve İİK m.72'de ayrı bir tazminat rejimi bulunur.
Reddedilen kısım alacaklıya yargılama gideri olarak döner
Kötü niyet şartı gerçekleşmese de davanın kısmen reddi alacaklı için maliyetsiz değildir. Yargılama giderleri, HMK'nın genel kuralı uyarınca tarafların haklılık oranına göre paylaştırılır ve reddedilen kısım üzerinden borçlu lehine vekâlet ücretine hükmedilir. Takip talebinde alacağın gerçekte talep edilebilecek miktardan yüksek gösterilmesi, itirazın iptali davasında kendi başına bir gider kalemi doğurur. Bu nedenle takip talebi hazırlanırken asıl alacak, faiz başlangıcı ve faiz oranı belgeyle desteklenebilecek ölçüde yazılmalıdır.
Dava nispi harca tabidir ve delil dosyası dava açılmadan önce tamamlanmalıdır
Konusu para olan bir dava olduğu için itirazın iptali davası nispi harca tabidir. Karar ve ilam harcının dörtte biri dava açılırken peşin alınır (492 sayılı Harçlar Kanunu m.28/1-a); kalan kısım karar aşamasında tamamlanır ve dava sonunda haksız çıkan tarafa yükletilir. Davayı kazanan taraf lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin nispi hükümlerine göre vekâlet ücretine hükmedilir; bu ücret, icra inkâr tazminatından ayrı bir kalemdir. Harç oranları ve tarife tutarları her yıl yeniden belirlendiğinden hesap, dava açılacağı yılın tarifesiyle yapılmalıdır.
Dava dilekçesi yazılmadan önce dosyanın birkaç parçası bir araya getirilmelidir. Bunlar şöyle sıralanabilir: icra dosyasının tamamı, özellikle takip talebi, ödeme emri ve tebliğ mazbatası; borçlunun itiraz dilekçesi ve itirazın alacaklıya tebliğine ilişkin mazbata; alacağın dayanağı olan sözleşme, fatura, irsaliye, teslim tutanağı ve yazışmalar; ticari alacakta alacaklının ve mümkünse borçlunun ticari defter kayıtları; dava şartı arabuluculuk uygulanan uyuşmazlıkta son tutanağın aslı ya da arabulucu onaylı örneği. Bu belgeler, hem likitlik tartışmasında hem de ispat yükünün taşınmasında davanın omurgasını oluşturur.
Dosyalarda gördüğümüz kadarıyla en sık yapılan hata, alacaklının takip talebinde faiz başlangıcını ve faiz türünü özensiz yazmasıdır. Yargılama takip talebiyle sınırlı olduğundan takipte eksik istenen faiz davada tamamlanamaz; fazla istenen faiz ise reddedilen kısım olarak yargılama giderine ve vekâlet ücretine yansır. Ticari alacaklarda takip, arabuluculuk ve dava aşamalarının birlikte planlanması bu nedenle önem taşır; bu aşamaların genel çerçevesi ticari alacak tahsili sayfasında özetlenmiştir.
Borçlu yargılama sırasında ne yapabilir ve karar sonrasında takip nasıl sürer
İtirazın iptali davasında davalı olan borçlu, takipte ileri sürdüğü itiraz sebepleriyle bağlı değildir. İcra mahkemesindeki incelemeden farklı olarak burada İİK m.63'teki sınırlama uygulanmaz; borçlu ödeme, takas, zamanaşımı, ayıp ya da sözleşmenin geçersizliği gibi her türlü savunmayı genel hükümlere göre ileri sürebilir. Takas savunması ve karşı alacak iddiası likitlik tartışmasını da etkileyebilir. Borçlunun karşı alacak ileri sürmesi, alacaklının talep ettiği miktarın borçlu tarafından bilinebilir olduğu gerçeğini değiştirmez; likitlik, takas savunmasının haklı çıkıp çıkmamasından bağımsız olarak alacaklının talep ettiği kalem üzerinden değerlendirilir.
Mahkeme itirazın iptaline karar verdiğinde takip, itiraz edilen kısım yönünden devam eder. Alacaklı bu aşamada haciz isteyebilir; İİK m.78/1'e göre itirazı kaldırılan borçluya karşı mal beyanı beklenmeksizin haciz talep edilebilir ve alacaklı borçlunun mal, hak ve alacaklarını UYAP üzerinden sorgulayabilir. Tazminat ve yargılama giderleri ise karar ilamıyla ayrıca tahsil edilir. Borçlunun kanun yoluna başvurması ve bu aşamada teminat göstererek icranın geri bırakılmasını istemesi mümkündür; kararın hangi aşamada ve hangi kalemler bakımından icraya konulabileceği, dosyanın özelliğine göre ayrıca değerlendirilir.
Yalova ve çevresindeki icra dairelerinde yürüyen takiplerde bu aşamaların işleyişine ilişkin genel bilgiler Yalova icra hukuku sayfasında yer almaktadır.
Sık Sorulan Sorular
İtirazın iptali davası ne zamana kadar açılabilir?
Dava, borçlunun itirazının alacaklıya tebliğ edildiği tarihten itibaren bir yıl içinde açılmalıdır (İİK m.67/1). Bu süre hak düşürücüdür ve mahkeme tarafından kendiliğinden gözetilir. Arabuluculuğun dava şartı olduğu uyuşmazlıklarda arabuluculuk bürosuna başvurudan son tutanağa kadar hak düşürücü süre işlemez (HUAK m.18/A-15); kalan süre son tutanaktan sonra kaldığı yerden devam eder.
Bir yıllık süre kaçırılırsa alacak ortadan kalkar mı?
Alacak, bir yıllık sürenin geçmesiyle ortadan kalkmaz; İİK m.67/5 alacaklının genel hükümlere göre alacak davası açma hakkını saklı tutar. Ancak bu davada durmuş olan takip devam ettirilemez, alacaklı ilamı aldıktan sonra yeni bir takip başlatır ve İİK m.67/2'deki icra inkâr tazminatını isteyemez. Alacağın kendi zamanaşımı süresi ise ayrıca kontrol edilmelidir.
İcra inkâr tazminatı her itirazın iptali davasında istenebilir mi?
Tazminat, itirazın iptaline karar verilmesine, alacaklının bunu talep etmesine ve Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre alacağın likit olmasına bağlıdır. Miktarı ancak yargılamayla ve hâkimin takdiriyle belirlenen alacaklarda tazminata hükmedilmemektedir. İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise kötü niyetin de ispatı gerekir.
Kısmen kabul edilen davada icra inkâr tazminatı nasıl hesaplanır?
Borçlu aleyhine tazminat, itirazın iptaline karar verilen ve likit olan kısım üzerinden en az yüzde yirmi oranında hesaplanır. Reddedilen kısım için alacaklı aleyhine tazminat, yalnız alacaklının takipte haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa ve borçlu bunu talep ederse gündeme gelir. Her iki durumda da İİK m.67'nin son fıkrası uyarınca tazminatın tespitinde takip talebi veya davadaki talep esas alınır.
Ticari alacakta arabulucuya gitmeden itirazın iptali davası açılabilir mi?
TTK m.5/A, 7445 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten sonra itirazın iptali davasını açıkça sayar ve ticari davalarda arabulucuya başvuruyu dava şartı yapar. Arabulucuya başvurulmadan açılan dava, HUAK m.18/A-2 uyarınca usulden reddedilir. İcra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını istemek ise uygulamada bu şartın kapsamında görülmemektedir.
Borçlu davada takipte ileri sürmediği bir savunmayı ileri sürebilir mi?
Dava genel hükümlere göre görüldüğünden borçlu, itiraz dilekçesinde yazmadığı ödeme, takas, zamanaşımı ya da ayıp gibi savunmaları da ileri sürebilir. İİK m.63'teki itiraz sebeplerini değiştirme ve genişletme yasağı yalnız icra mahkemesindeki itirazın kaldırılması duruşmasına ilişkindir. Savunmanın ispatı ise HMK'nın genel kurallarına tabidir ve ödeme gibi borcu sona erdiren olguları ispat yükü borçludadır.
İcra mahkemesinde itirazın kaldırılması talebi reddedilirse itirazın iptali davası açılabilir mi?
Kaldırma talebinin reddi, alacaklının genel mahkemede dava açma hakkını ortadan kaldırmaz; itirazın tebliğinden itibaren işleyen bir yıllık süre dolmamışsa itirazın iptali davası açılabilir. Bu durumda icra mahkemesinde alacaklı aleyhine hükmedilmiş bir tazminat varsa, İİK m.68'in son fıkrası uyarınca tahsili dava sonuna kadar ertelenir ve dava alacaklı lehine sonuçlanırsa kalkar.
İtiraz muhtırası geldiği gün yapılması gereken hesap
İtiraz muhtırası alacaklının eline geçtiği gün iki tarih ve bir soru belirler. Birinci tarih, itirazın kaldırılması için altı aylık sürenin sonudur; ikinci tarih, itirazın iptali davası için bir yıllık sürenin sonudur. Soru ise alacaklının elindeki belgenin İİK m.68'deki niteliği taşıyıp taşımadığıdır. Belge bu niteliği taşıyorsa icra mahkemesi hızlı bir yol sunar; taşımıyorsa bir yıllık süre içinde, arabuluculuk aşaması da hesaba katılarak itirazın iptali davası hazırlanır.
Tazminat bu hesabın bir parçasıdır, ama davanın amacı değildir. Tazminat, alacağın likit olduğu ve borçlunun bunu bilebilecek durumda bulunduğu dosyalarda borçlunun itirazının maliyetini artırır; alacağın miktarı tartışmalı olan dosyalarda ise beklenti buna göre kurulmalıdır. Takip talebinin özenle yazılması, ispat belgelerinin davadan önce toplanması ve arabuluculuk başvurusunun sürenin sonuna bırakılmaması, itirazın iptali davasının sonucunu belirleyen başlıca etkenlerdir.
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; her dosya kendi olgularıyla değerlendirilir.
Bu konuyla ilgili emsal kararlar

Borçlunun Babasına Yaptığı Devir: Tasarrufun İptalinde Akrabalık Karinesi Nasıl İşler?
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 11.02.2025

Menfi Tespit Davasında İspat Yükü Kimde? Senetli ve Senetsiz Borçta Fark
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 10.06.2024

Bilirkişiyle Hesaplanan Alacak Likit Sayılır mı? İcra İnkâr Tazminatına HGK Cevabı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 29.03.2023




