İlme Hukuk Logo
İLMEHUKUK BÜROSU
İLME HUKUK BÜROSU
Hemen AraRandevu Al
Yosun bağlamış eski taş basamaklar

Alacak Ne Zaman Zamanaşımına Uğrar? On Yıl, Beş Yıl, Kesilme ve Durma (TBK 146-161)

Her alacak kanunda aksi yazmadıkça on yılda, kira, faiz, ücret ve vekâlet gibi alacaklar beş yılda zamanaşımına uğrar. Sürenin başlangıcı, durması, kesilmesi ve zamanaşımına uğramış borcun hukuki durumu TBK m. 146-161 üzerinden açıklanır.

Yayın
2 Kasım 2026
Okuma süresi
18 dk
Hukuk alanı
Genel Hukuk
Av. Mesut İLME — Yalova Barosu

Av. Mesut İLME

Yalova Barosu, sicil 287

Yayın
2 Kasım 2026
18 dk
okuma

Yedi yıl önce bir arkadaşa elden verilmiş 200.000 TL, dört yıldır ödenmeyen kira bedelleri, bir tadilat işinin bakiye ücreti: her biri aynı soruyu doğurur. "Bu alacak hâlâ istenebilir mi, yoksa süresi geçti mi?" Sorunun cevabı tek bir rakamla verilemez. Türk Borçlar Kanunu (TBK) genel süreyi on yıl olarak belirler, bir grup alacağı beş yıla bağlar, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşmede iki yıllık bir öğrenme süresi öngörür; özel kanunlar ise kendi sürelerini ayrıca düzenler.

Süre doğru belirlense bile hesap bitmez. Zamanaşımı alacağın muaccel olduğu gün işlemeye başlar, bazı ilişkilerde durur, borçlunun ikrarı ya da alacaklının icra takibiyle kesilir ve yeniden başlar. Süre dolduğunda da alacak kendiliğinden yok olmaz; borçlu bunu ileri sürmedikçe hâkim zamanaşımını gözetemez. Kuralların çoğu TBK m. 146-161 arasındaki on altı maddede toplanır; uygulamadaki tartışmaların büyük bölümü ise başlangıç tarihi ile kesilme işlemlerinin doğru belirlenmesinde düğümlenir.

Kanunda aksine hüküm yoksa her alacak on yılda zamanaşımına uğrar

TBK m. 146 genel kuralı tek cümlede koyar: "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir." Bu cümlenin iki sonucu vardır. Birincisi, beş yıllık ya da daha kısa bir süre ancak kanunda açıkça yazılıysa uygulanır; kısa süre istisnadır ve geniş yorumlanmaz. İkincisi, alacağın kaynağı sözleşme olduğu sürece adının ne olduğu önemli değildir: ödünç, satış bedeli, sözleşmeye aykırılıktan doğan tazminat, cezai şart ve depozito iadesi gibi alacaklar başka bir hüküm yoksa on yıllık süreye girer.

Uygulamada en sık karşılaştığımız yanılgı, "alacak beş yılda düşer" kanaatinin bütün borçlara genellenmesidir. Elden verilen borç para ya da banka havalesiyle gönderilen ödünç, beş yıllık alacaklar arasında sayılmadığı için genel süreye, yani on yıla tabidir. Senedi bulunmayan bu tür alacaklarda asıl tartışma süreden çok ispattır; bu konu senetsiz borcun ispatı rehberinde havale açıklaması, tanık ve yemin delilleriyle ayrıca ele alınmıştır.

Sürelerin kesinliği ayrıca güvence altına alınmıştır; TBK m. 148 şöyle der: "Bu ayırımda belirlenen zamanaşımı süreleri, sözleşmeyle değiştirilemez." Taraflar sözleşmeye "bu sözleşmeden doğan alacaklar iki yılda zamanaşımına uğrar" ya da "zamanaşımı yirmi yıldır" yazsalar bile kanuni süre uygulanır. Aynı kesinlik TBK m. 160/1'de de görülür: zamanaşımından önceden feragat edilemez. Süre dolduktan sonra borçlunun zamanaşımını ileri sürmekten vazgeçmesi ise bu yasağın kapsamında değildir; yasak yalnız henüz doğmamış bir savunmadan peşinen vazgeçmeyi kapsar.

TBK’daki genel beş yıllık süre m. 147’de sayılan altı alacak grubuna uygulanır

Beş yıllık süreye tabi alacaklar TBK m. 147’de kapalı bir listeyle sayılır. Liste kısa görünür ama günlük hayatın önemli bir bölümünü kapsar; özellikle kira, faiz ve ücret gibi düzenli aralıklarla doğan alacaklar ilk bentte yer alır.

Kira bedelleri, anapara faizleri ve ücret gibi dönemsel edimler

Birinci bent "kira bedelleri, anapara faizleri ve ücret gibi diğer dönemsel edimler" ifadesini kullanır. Dönemsel edimde her ayın ya da her dönemin borcu ayrı ayrı muaccel olur ve her biri için beş yıllık süre ayrı işler. 2020 yılının Mart kira bedeli ile 2023 yılının Mart kira bedeli aynı anda zamanaşımına uğramaz; süre dolan aylar düşer, süresi dolmayanlar istenebilir kalır. Kiracının ödediği depozitonun iadesi ise dönemsel edim değildir ve kural olarak on yıllık süreye girer.

Ücret alacağı da bu bent kapsamındadır. İş sözleşmesinden doğan kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, kötüniyet ve eşit davranmama tazminatı ise 4857 sayılı İş Kanunu (İş K.) ek m. 3 ile beş yıllık süreye bağlanmıştır; yürürlük tarihine bağlı geçiş kuralı ve arabuluculuk süresinin etkisi ihbar tazminatı davası yazısında ayrıntılı olarak açıklanmıştır.

Konaklama, yeme içme ve küçük çaplı satış alacakları

İkinci bent otel, motel, pansiyon ve tatil köyü gibi yerlerdeki konaklama bedellerini, lokanta ve benzeri yerlerdeki yeme içme bedellerini kapsar. Üçüncü bent "küçük sanat işlerinden ve küçük çapta perakende satışlardan doğan alacaklar" için aynı süreyi öngörür. Mahalle bakkalının veresiye defteri ya da bir terzinin tadilat ücreti bu bende girer; bir toptancının perakendeciye yaptığı satıştan doğan bedel alacağı ise küçük çaplı perakende satış sayılmaz ve on yıllık genel süreye tabidir.

Ortaklık, vekâlet, komisyon, acentalık ve eser sözleşmeleri

Dördüncü bent ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri, ortaklık ya da yöneticilerle aralarındaki alacakları; beşinci bent vekâlet, komisyon ve acentalık sözleşmelerinden ve ticari simsarlık ücreti dışındaki simsarlık sözleşmesinden doğan alacakları beş yıla bağlar. Avukatlık ücreti alacağı da vekâlet ilişkisinden doğduğu için bu bent kapsamında değerlendirilir.

Altıncı bent eser sözleşmesinden doğan alacakları kapsar, ancak önemli bir istisna içerir: "yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında". Yüklenicinin bakiye iş bedeli alacağı beş yıllık süreye tabidir; iş sahibinin, yüklenicinin ağır kusurla işi hiç yapmamasından ya da kötü yapmasından doğan alacağı ise beş yıllık sürenin dışında kalır. Eserdeki ayıptan doğan davalar için ayrıca TBK m. 478'deki özel süreler uygulanır.

Özel kanunlar ve özel hükümler on yıllık sürenin yerini alır

On yıllık kural "kanunda aksine hüküm bulunmadıkça" geçerli olduğu için, bir alacağın süresi belirlenirken önce alacağa özgü bir hüküm bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Tablo, uygulamada en sık karşılaşılan süreleri ve başlangıç anlarını bir arada gösterir; her satırın ayrıntısı ilgili kanun maddesinde ve köprü verilen yazılardadır.

AlacakSüreBaşlangıçDayanak
Genel kural (ödünç, satış bedeli, sözleşmeye aykırılık)10 yılMuacceliyetTBK m. 146, 149
Kira, faiz, ücret ve diğer dönemsel edimler5 yılHer dönemin muacceliyetiTBK m. 147/1
Vekâlet, komisyon, acentalık, eser sözleşmesi5 yılMuacceliyetTBK m. 147/5-6
Haksız fiilden doğan tazminat2 yıl / her hâlde 10 yılZararı ve faili öğrenme / fiil tarihiTBK m. 72
Sebepsiz zenginleşme2 yıl / her hâlde 10 yılGeri isteme hakkını öğrenme / zenginleşme tarihiTBK m. 82
Satılanın ayıbından doğan davalar2 yılSatılanın devriTBK m. 231
Eserin ayıbından doğan davalar2 yıl / taşınmaz yapıda 5 yıl / ağır kusurda 20 yılTeslimTBK m. 478
Kıdem, ihbar, yıllık izin ücreti5 yılSözleşmenin sona ermesiİş K. ek m. 3
Bonoda düzenleyene karşı istem3 yılVadeTTK m. 749, 778
Mal rejiminin tasfiyesi10 yılBoşanmanın kesinleşmesiTBK m. 146
Boşanmadan doğan diğer dava hakları1 yılBoşanmanın kesinleşmesiTMK m. 178

Tablodaki mal rejimi satırı, genel kuralın ne kadar geniş bir alanı kapsadığını gösterir: edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesinden doğan alacak için özel bir süre öngörülmediğinden on yıllık süre uygulanır. Boşanma hükmünün kesinleşmesiyle başlayan bu sürenin hesabı ve tapu tarihinin başlangıcı değiştirmemesi katılma alacağı davası yazısında açıklanmıştır. Kambiyo senetlerinde ise kısa süreler kesilme bakımından da farklı işler; TTK m. 751 kesmenin yalnız hakkında işlem yapılan imza borçlusuna karşı sonuç doğuracağını öngörür.

Süre, alacağın muaccel olduğu gün işlemeye başlar

Başlangıç anı kanunda tek ölçüte bağlanmıştır (TBK m. 149/1): "Zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar." Muacceliyet, alacaklının borcun ifasını isteyebildiği andır; sözleşmede vade varsa vade günü, vade yoksa kural olarak borcun doğduğu gündür. Sözleşmenin kurulduğu tarih ya da alacaklının borçluya ilk kez başvurduğu tarih tek başına belirleyici değildir.

Muacceliyetin bir bildirime bağlı olduğu hâllerde TBK m. 149/2 devreye girer: zamanaşımı "bu bildirimin yapılabileceği günden" işlemeye başlar. Kanun "yapıldığı gün" değil "yapılabileceği gün" ifadesini kullanır. Geri verme günü kararlaştırılmamış bir ödünçte ödünç alan, ilk istemden itibaren altı hafta geçmedikçe geri vermekle yükümlü değildir (TBK m. 392). Zamanaşımının başlangıcı ise TBK m. 149/2 uyarınca istemin yapılabileceği gündür; alacaklının istemi yıllarca ertelemesi başlangıcı ileri taşımaz.

Ömür boyu gelir gibi dönemsel edimlerde TBK m. 150 ayrıca bir kural koyar: alacağın tamamı için zamanaşımı, ifa edilmemiş ilk dönemsel edimin muaccel olduğu gün işler ve alacağın tamamı zamanaşımına uğrarsa ödenmemiş dönemler de düşer. Sürelerin hesabında başlangıç günü sayılmaz; zamanaşımı ancak sürenin son günü de hak kullanılmadan geçince gerçekleşir (TBK m. 151). Borçların ifasındaki sürelere ilişkin hükümler burada da uygulandığından, son gün kanunlarda tatil olarak kabul edilen bir güne rastlarsa süre, izleyen ve tatil olmayan ilk güne geçer (TBK m. 93).

Asıl alacak ile ona bağlı alacaklar arasındaki ilişkiyi TBK m. 152 düzenler: "Asıl alacak zamanaşımına uğrayınca, ona bağlı faiz ve diğer alacaklar da zamanaşımına uğramış olur." Anapara alacağı düşmüşse, faizin kendi beş yıllık süresi henüz dolmamış olsa bile faiz istenemez.

Örnek hesap: beş yıllık kira alacağında hangi aylar istenebilir

Kira bedelinin her ayın beşinde ödeneceği kararlaştırılmış bir konut kirasında kiracı, Ocak 2021'den Aralık 2022'ye kadar yirmi dört ayın kirasını ödememiş olsun. Kiraya veren 15 Mart 2026'da icra takibi başlatırsa, ödeme günü 15 Mart 2021'den önceye düşen Ocak, Şubat ve Mart 2021 kiraları için beş yıllık süre takipten önce dolmuştur. Nisan 2021 kirasının süresi ise 5 Nisan 2026'da dolacağından, bu aydan itibaren kalan yirmi bir ayın kirası süresi içinde istenmiş olur. Düşen üç ayın gecikme faizleri de anapara ile birlikte istenemez hâle gelir (TBK m. 152).

Aynı örnekte kiracı 2024 yılında imzalı bir belgeyle birikmiş borcunu tanımışsa tablo değişir. Borç senetle ikrar edildiği için bütün aylar bakımından yeni süre ikrar tarihinden itibaren on yıl olur (TBK m. 156/2) ve 2026'daki takipte hiçbir ay zamanaşımına uğramış sayılmaz. Kira uyuşmazlığı icra takibi yerine dava yoluyla ileri sürülecekse, HUAK m. 18/B uyarınca önce arabulucuya başvurulması dava şartıdır; başvurudan son tutanağa kadar geçen sürede zamanaşımı işlemez.

Durma sebepleri süreyi dondurur, kesilme ise sıfırlar

Zamanaşımını etkileyen iki kurum sıklıkla birbirine karıştırılır. Durma, sürenin belirli bir ilişki devam ettiği sürece işlememesidir; durma sebebi ortadan kalkınca süre kaldığı yerden devam eder. Kesilme ise o güne kadar geçen süreyi siler ve yeni bir süre başlatır. Aynı olay iki kurumdan yalnız birine girer; hangisine girdiğini kanun belirler.

TBK m. 153'teki durma sebepleri yakın ilişkileri korur

TBK m. 153'e göre zamanaşımı şu hâllerde işlemeye başlamaz, başlamışsa durur: velayet süresince çocukların ana ve babalarından olan alacakları için; vesayet süresince vesayet altındakilerin vasiden ya da vesayet işlemleri sebebiyle Devletten olan alacakları için; evlilik devam ettiği sürece eşlerin birbirinden olan alacakları için; hizmet ilişkisi süresince ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan alacakları için; borçlu alacak üzerinde intifa hakkına sahip olduğu sürece; alacağı Türk mahkemelerinde ileri sürme imkânı bulunmadığı sürece. Yedinci bent alacaklı ve borçlu sıfatlarının birleşip sonradan geçmişe etkili olarak ortadan kalktığı hâli düzenler.

Eşler arasındaki durma kuralının pratik sonucu büyüktür. Evlilik sırasında eşlerden birinin diğerine verdiği borç para, evlilik yıllarca sürse bile zamanaşımına uğramaz; süre ancak evlilik sona erdiğinde işlemeye başlar. Madde son fıkrada, durma sebebinin ortadan kalktığı günün bitiminde zamanaşımının işlemeye başlayacağını ya da durmadan önce başlamış işleyişini sürdüreceğini belirtir.

Arabuluculuk süreci zamanaşımını durdurur

Kanunlarda dava şartı olarak öngörülen arabuluculukta 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu (HUAK) m. 18/A-15 açık bir kural koyar: "Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez." Ticari davalar, işçi-işveren uyuşmazlıkları ve HUAK m. 18/B kapsamında kira ilişkisinden doğan uyuşmazlıklar bu alana girer. Arabuluculuğa başvuru süreyi kesmez, durdurur; başvuru öncesinde geçmiş süre korunur ve son tutanaktan sonra kalan süre işlemeye devam eder.

Kesilme süreyi baştan başlatır: ikrar, kısmi ödeme, dava ve icra takibi

Kesilme sebepleri TBK m. 154’te iki grupta toplanır. Birinci grup borçlunun davranışıdır: "Borçlu borcu ikrar etmişse, özellikle faiz ödemiş veya kısmen ifada bulunmuşsa ya da rehin vermiş veya kefil göstermişse." İkinci grup alacaklının davranışıdır: alacaklı "dava veya def'i yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurmuşsa, icra takibinde bulunmuşsa ya da iflas masasına başvurmuşsa" zamanaşımı kesilir.

Borçlunun ikrarı ve kısmi ödeme

İkrar yazılı olmak zorunda değildir; ancak ispat yükü kesilmeyi ileri süren alacaklıdadır. Borçlunun gönderdiği "borcumu biliyorum, önümüzdeki ay ödemeye başlayacağım" mesajı, kısmi bir havale ya da faiz ödemesi kesme etkisi doğurur. Uygulamada, başta gözden kaçan ve dosyaya sonradan sunulan küçük bir taksit ödemesinin zamanaşımı tartışmasının sonucunu belirlediğine sık rastlanır; banka dekontlarının ve yazışmaların tarihleriyle birlikte saklanması gerekir.

Kesilmeyle birlikte yeni bir süre işlemeye başlar (TBK m. 156/1). Yeni süre kural olarak alacağın kendi süresidir: kira alacağında yine beş yıl, ödünçte yine on yıl. Kanun bunun bir istisnasını koyar: "Borç bir senetle ikrar edilmiş veya bir mahkeme ya da hakem kararına bağlanmış ise, yeni süre her zaman on yıldır." (TBK m. 156/2). Beş yıllık süreye tabi bir kira borcunu yazılı bir belgeyle tanıyan kiracı bakımından yeni süre on yıla çıkar.

Dava ve icra takibi

Dava açılması ya da icra takibi başlatılması süreyi keser; ancak kesilme tek bir anla sınırlı kalmaz. TBK m. 157/1'e göre dava yoluyla kesilen zamanaşımı "dava süresince tarafların yargılamaya ilişkin her işleminden veya hâkimin her kararından sonra yeniden işlemeye başlar." İcra takibinde ise TBK m. 157/2 uyarınca süre "alacağın takibine ilişkin her işlemden sonra" yeniden başlar. Haciz talebi, masraf yatırılması ya da satış istenmesi gibi işlemler süreyi tazeler; dosya işlemsiz kaldığında ise son işlemden itibaren alacağın kendi süresi yeniden işler. Takip içindeki bu hesap, haciz isteme süresi ve takibin düşmesiyle birlikte icra dosyası zamanaşımı yazısında ayrıca incelenmiştir.

Davanın görevsizlik, yetkisizlik, düzeltilebilir bir yanlışlık ya da erken açılma nedeniyle reddedildiği hâllerde TBK m. 158 alacaklıyı korur: o arada zamanaşımı ya da hak düşürücü süre dolmuşsa, alacaklı altmış günlük ek süre içinde haklarını kullanabilir. Bu ek süre yalnız maddede sayılan ret sebepleri için geçerlidir; davanın esastan reddi bu korumayı doğurmaz.

Birden çok borçlu ve kefil

Kesilmenin kimlere yayıldığı TBK m. 155’te düzenlenir. Müteselsil borçlulardan ya da bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilen zamanaşımı diğerlerine karşı da kesilmiş olur. Asıl borçluya karşı kesilen zamanaşımı kefile karşı da kesilir; kefile karşı kesilmesi ise asıl borçlu bakımından sonuç doğurmaz. Yalnız kefile icra takibi başlatan alacaklı, asıl borçlu yönünden sürenin işlemeye devam ettiğini hesaba katmak durumundadır.

İhtarname zamanaşımını kesmez

Kanunun sayımında ihtarname yer almaz. Noter aracılığıyla gönderilen ödeme ihtarı borçluyu temerrüde düşürür ve faiz başlangıcını belirler (TBK m. 117), ancak zamanaşımını kesmez. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi E. 2016/10145, K. 2019/7941, 8 Nisan 2019 tarihli kararında, işverene gönderilen ihtarnamenin temerrüt ve faiz başlangıcı bakımından önem taşıdığını, zamanaşımını kesen sebeplerin ise kanunda açıkça belirtildiğini vurgulayarak ihtarnamenin kesme etkisi bulunmadığını kabul etmiştir. Karar mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu dönemindeki bir uyuşmazlığa ilişkindir; kesilme sebeplerini sayan hüküm TBK m. 154'te aynı yapıyla korunmuştur. Süre dolmak üzereyken yalnız ihtarname gönderen alacaklı, bu işlemle süreyi kesmiş sayılmaz.

Zamanaşımı ileri sürülmedikçe hâkim onu gözetemez

Zamanaşımının niteliğini belirleyen hüküm TBK m. 161’dir: "Zamanaşımı ileri sürülmedikçe, hâkim bunu kendiliğinden göz önüne alamaz." Zamanaşımı bir def'idir, yani borçluya tanınmış bir savunma imkânıdır. Süre dolmuş bir alacak için açılan davada davalı zamanaşımından söz etmezse mahkeme alacağı esastan inceler ve şartları varsa kabul eder.

Def'inin ne zaman ileri sürüleceği usul hukukunun konusudur. Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 141/1'e göre taraflar cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleriyle savunmalarını serbestçe genişletebilir; dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra savunma genişletilemez. Kanunun lafzına göre zamanaşımı def'i dilekçeler aşaması tamamlanmadan, cevap dilekçesinde ya da en geç ikinci cevap dilekçesinde ileri sürülmelidir; bu aşamadan sonra ancak karşı tarafın açık muvafakati ya da ıslahla ileri sürülebilir (HMK m. 141/2). HMK m. 142 de hâkimin ön inceleme duruşmasından sonra, tahkikata geçmeden önce zamanaşımı ve hak düşürücü süreye ilişkin def'ileri inceleyip karara bağlayacağını öngörür.

İcra takibine dayalı uyuşmazlıklarda da aynı ilke geçerlidir. Takibe itiraz eden borçlu, itirazın iptali davasında itiraz dilekçesinde yazmadığı zamanaşımı savunmasını da genel hükümlere göre ileri sürebilir; bu davanın süresi ve icra inkâr tazminatı itirazın iptali davası yazısında açıklanmıştır. Alacaklı açısından bunun anlamı, alacağın süresinin takip başlatılmadan önce hesaplanmasıdır; borçlunun def'i ileri sürmesi hâlinde reddedilecek bir talep için yapılan takip, yargılama giderleri ve şartları oluşursa kötüniyet tazminatı (İİK m. 67/2) riskini alacaklıya taşır.

Zamanaşımı ile hak düşürücü süre farklı işler

Hak düşürücü süre, hakkın kendisini belirli bir sürede kullanılmadığında ortadan kaldırır. Kural olarak kesilmez ve durmaz; arabuluculuk sürecinde işlememesi (HUAK m. 18/A-15) ve TBK m. 158’deki altmış günlük ek süre kanunun öngördüğü istisnalardır. Yerleşik içtihat uyarınca hak düşürücü süre hâkim tarafından kendiliğinden gözetilir. Yanılma, aldatma ya da korkutma sebebiyle sözleşmeyle bağlı olmadığını bir yıl içinde bildirmeyen tarafın sözleşmeyi onamış sayılması (TBK m. 39) bu niteliktedir. Gerçek kişilerin verdiği kefaletin sözleşmeden itibaren on yıl geçmekle "kendiliğinden ortadan" kalkması (TBK m. 598/3) da bir zamanaşımı değil, kefaletin sona erme sebebidir. Bir sürenin hangi nitelikte olduğu, kanun metnindeki ifadeden ve maddenin amacından belirlenir.

Zamanaşımına uğramış borç sona ermez; ödenen geri istenemez

Zamanaşımı borcu ortadan kaldırmaz, borçluya ödemekten kaçınma imkânı verir. Bu nedenle süre dolduktan sonra borcunu ödeyen kişi, ödediğini sonradan "zaten zamanaşımına uğramıştı" diyerek geri isteyemez. Kanun bu sonucu açıkça düzenler (TBK m. 78/2): "Zamanaşımına uğramış bir borcun ifasından veya ahlaki bir ödevin yerine getirilmiş olmasından kaynaklanan zenginleşmeler geri istenemez." Ödemenin zamanaşımını bilerek ya da bilmeyerek yapılmış olması sonucu değiştirmez.

Zamanaşımına uğramış alacak takas ve rehin yoluyla hâlâ hüküm doğurabilir. TBK m. 139/3'e göre zamanaşımına uğramış bir alacağın takası, takas edilebileceği anda henüz zamanaşımına uğramamış olması koşuluyla ileri sürülebilir. İki taraf karşılıklı borçlu hâle geldiğinde alacak henüz canlıysa, sonradan sürenin dolması takas imkânını ortadan kaldırmaz. Taşınır rehniyle güvenceye bağlanmış alacakta da zamanaşımı işler, ancak alacaklının hakkını rehinden alma yetkisi devam eder (TBK m. 159).

Zamanaşımı dolduktan sonra borçlunun borcu yeniden ikrar etmesi tartışmalı bir alandır. Kanun yalnız önceden feragati yasaklar (TBK m. 160/1); süre dolduktan sonra zamanaşımından feragat geçerlidir. Ancak her ikrar beyanı feragat sayılmaz; beyanın zamanaşımı savunmasından vazgeçme iradesini açıkça taşıyıp taşımadığı somut olayda değerlendirilir. Müteselsil borçlulardan birinin feragati diğerlerine, asıl borçlunun feragati de kefile karşı ileri sürülemez (TBK m. 160/2-4).

Haksız fiil ve sebepsiz zenginleşmede iki yıllık öğrenme süresi işler

Sözleşme dışı borç kaynaklarında kanun çift süreli bir sistem kurar. TBK m. 72/1'e göre haksız fiilden doğan tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. İki süreden hangisi önce dolarsa zamanaşımı o tarihte gerçekleşir. Trafik kazasında aracı hasar gören kişi zararı ve faili kaza günü öğrenmişse, iki yıllık süre o günden işler.

Aynı fıkranın ikinci cümlesi önemli bir istisna içerir: "Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır." Yaralama, dolandırıcılık ya da güveni kötüye kullanma gibi suç oluşturan bir fiilden doğan tazminat isteminde, Türk Ceza Kanunu'nda o suç için öngörülen dava zamanaşımı iki ve on yıllık sürelerden uzunsa daha uzun süre uygulanır. Suç türlerine göre dava zamanaşımı süreleri ceza davasında zamanaşımı yazısında tablo hâlinde yer alır. Hukuk hâkimi bu değerlendirmeyi ceza mahkemesinde mahkûmiyet kararı verilmiş olmasına bağlı olmaksızın, fiilin suç niteliği taşıyıp taşımadığını kendisi inceleyerek yapar.

Sebepsiz zenginleşmede de aynı yapı kurulmuştur (TBK m. 82): istem hakkı, hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Yanlış hesaba gönderilen bir havale ya da geçersiz bir sözleşme nedeniyle yapılmış ödeme bu kapsamdadır. İki maddenin son fıkrası savunma yönünü korur. Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile "her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir" (TBK m. 72/2). Zenginleşme, zenginleşenin bir alacak hakkı kazanması suretiyle gerçekleşmişse diğer taraf da istem hakkı zamanaşımına uğramış olsa bile bu borcunu ifadan kaçınabilir (TBK m. 82/2).

Sık Sorulan Sorular

Elden verilen borç para kaç yılda zamanaşımına uğrar?

Ödünç verilen paranın geri istenmesi beş yıllık alacaklar arasında yer almadığından on yıllık genel süreye tabidir (TBK m. 146). Süre, geri verme günü kararlaştırılmışsa o günden, kararlaştırılmamışsa geri istemin yapılabileceği günden işler. Borçlunun bu süre içinde yaptığı her kısmi ödeme ya da yazılı tanıma süreyi keser ve yeniden başlatır.

Zamanaşımına uğramış bir borç için icra takibi yapılabilir mi?

İcra dairesi takip talebini alırken zamanaşımını incelemez; takip başlatılabilir. Borçlu süresinde itiraz ederse takip durur; alacaklının açacağı itirazın iptali davasında borçlu zamanaşımını ileri sürer ve süre gerçekten dolmuşsa davanın reddine karar verilir. Bu durumda alacaklı, takip ve dava giderlerinin yanı sıra şartları oluşmuşsa kötüniyet tazminatı riskiyle karşılaşabilir (İİK m. 67/2).

Kısmi ödeme zamanaşımını keser mi?

Kısmi ödeme TBK m. 154/1'de borcun ikrarına örnek olarak sayılmıştır ve süreyi keser. Ödeme günü itibarıyla alacağın kendi süresi baştan işlemeye başlar. Ödemenin hangi borca yapıldığı tartışmalıysa, dekonttaki açıklama ve tarafların yazışmaları belirleyici delil hâline gelir.

Ödeme ihtarı göndermek süreyi uzatır mı?

İhtarname TBK m. 154'teki kesilme sebepleri arasında yer almadığından zamanaşımını kesmez ve süreyi uzatmaz. İhtarın işlevi borçluyu temerrüde düşürmek ve faiz başlangıcını belirlemektir. Süreyi kesmek isteyen alacaklının dava açması, icra takibi başlatması ya da borçludan yazılı bir ikrar alması gerekir.

Ticari bir alacakta süre farklı mıdır?

Ticari alacaklar bakımından da TBK'nın genel süreleri uygulanır; tacirler arasındaki satış bedeli on yıllık, ticari kira bedeli beş yıllık süreye tabidir. Kambiyo senetlerine dayanan istemler ise TTK'daki kısa sürelere bağlıdır ve bonoda düzenleyene karşı istem vadeden itibaren üç yılda zamanaşımına uğrar. Fatura, cari hesap ve senet ilişkilerinde hangi sürenin işlediği ticari alacak tahsili sayfasında tahsil yollarıyla birlikte özetlenmiştir.

Mahkeme zamanaşımını kendiliğinden dikkate alır mı?

Hâkim zamanaşımını kendiliğinden göz önüne alamaz (TBK m. 161); davalının bu savunmayı cevap dilekçesinde ya da en geç ikinci cevap dilekçesinde açıkça ileri sürmesi gerekir. Hak düşürücü süreler ise bu kuralın dışındadır ve dosyanın her aşamasında mahkemece gözetilir. Bir sürenin hangi niteliği taşıdığının dilekçe yazılmadan önce belirlenmesi gerekir.

Bir alacağın süresini hesaplamak için dosyada toplanacak beş tarih

Zamanaşımı hesabı, alacağın türünü belirledikten sonra birkaç tarihin bir araya getirilmesinden ibarettir. Uygulamada hesabın yanlış çıkmasının sebebi çoğunlukla kuralın bilinmemesi değil, tarihlerden birinin dosyada bulunmamasıdır. Şu tarihlerin belgeleriyle birlikte toplanması, hem alacaklının takip kararını hem borçlunun savunmasını sağlam bir zemine oturtur.

  1. Muacceliyet tarihi: sözleşmedeki vade, fatura vadesi ya da dönemsel edimde her dönemin ödeme günü (TBK m. 149, 150).
  2. Durma dönemleri: evlilik, velayet ya da arabuluculuk süreci gibi sürenin işlemediği aralıkların başlangıç ve bitiş tarihleri (TBK m. 153, HUAK m. 18/A-15).
  3. Son kesilme işlemi: borçlunun son kısmi ödemesi, yazılı tanıması, dava tarihi ya da icra dosyasındaki son takip işlemi (TBK m. 154, 157).
  4. Yeni sürenin niteliği: borcun senetle ikrar edilip edilmediği ya da bir mahkeme kararına bağlanıp bağlanmadığı; bu iki hâlde yeni süre on yıldır (TBK m. 156/2).
  5. Def'inin ileri sürüldüğü tarih: davalı tarafın zamanaşımını cevap ya da ikinci cevap dilekçesinde ileri sürüp sürmediği (TBK m. 161, HMK m. 141).

Bu beş tarih aynı tabloya işlendiğinde, alacağın hangi kısmının istenebilir olduğu ve hangi kısmın düştüğü çoğu dosyada açıkça görülür. Kira ve ücret gibi dönemsel alacaklarda hesap her dönem için ayrı yapılmalı, kısmi ödemelerin hangi döneme mahsup edildiği ayrıca belirlenmelidir.

Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; her dosya kendi olgularıyla değerlendirilir.

Bu konuyla ilgili yazılar

Tüm yazılar