İlme Hukuk Logo
İLMEHUKUK BÜROSU
İLME HUKUK BÜROSU
Hemen AraRandevu Al
Havalimanında boş bekleme koltukları ve geniş camlar

Yurt Dışı Çıkış Yasağı: Türleri, Sorgulama ve Kaldırılması

Yurt dışı çıkış yasağının kaldırılma yolu kaynağına göre değişir: adli kontrolde itiraz ve kaldırma talebi, idari tahditte iptal davası gündeme gelir; vergi borcuna dayalı yasak ise 2011'de yürürlükten kalkmıştır.

Yayın
7 Kasım 2026
Okuma süresi
17 dk
Hukuk alanı
Ceza Hukuku
Av. Mesut İLME — Yalova Barosu

Av. Mesut İLME

Yalova Barosu, sicil 287

Yayın
7 Kasım 2026
17 dk
okuma

Tatilini bitirip yaşadığı ülkeye dönmek üzere sınır kapısına gelen bir kişi, pasaport kontrolünde geçiş izni alamaz. Anayasa Mahkemesinin 2022'de karara bağladığı bir başvuruda Almanya'da yaşayan başvurucunun yaşadığı tablo budur: önce sınırda bir yakalama kararıyla karşılaşmış, ifadesi alındıktan sonra hakkında yurt dışına çıkamama tedbiri uygulanmış, bu tedbir yaklaşık üç yıl beş ay sürmüştür. Bir başka kişinin sorusu ise bambaşkadır: "Vergi borcum var, havalimanında durdurulur muyum?" İki soruya verilecek cevap aynı değildir, çünkü yurt dışı çıkış yasağı denilen şey hukuken tek bir kurum değildir. Yasağın nasıl kaldırılacağı da hangi kaynaktan doğduğuna göre değişir.

Yurt dışına çıkma özgürlüğünü sınırlama yetkisi ilke olarak hâkimdedir

Bütün tartışmanın başlangıç noktası Anayasa m. 23'tür. 7 Mayıs 2010 tarihli 5982 sayılı Kanun'la değişen hüküm şöyle der: "Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir." Anayasa Mahkemesi, E. 2024/112, K. 2024/160 sayılı kararında değişikliğin gerekçesini de aktarmıştır; gerekçeye göre idarenin vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyetini sınırlamasına son verilmesi amaçlanmıştır.

Bu ilkenin kanun metinlerinde iki sınır noktası vardır. Pasaport Kanunu m. 23, Cumhurbaşkanına harp tehlikesi, memleket güvenliği ya da sağlık durumuna dokunan olağanüstü hâllerde seyahatleri genel olarak sınırlama yetkisi tanır; bu, kişiye özgü bir yasak değildir. 5275 sayılı Kanun m. 16/A ise çocuğunun hastalığı nedeniyle cezasının infazı ertelenen kadın hükümlü hakkında yurt dışına çıkamama yükümlülüğünün Cumhuriyet savcısı tarafından konulacağını öngörür. Bu hüküm bir soruşturma ya da kovuşturma tedbiri değil, kesinleşmiş cezanın infazına bağlı dar bir yükümlülüktür.

Bu çerçevede bir kayıtla karşılaşan kişinin ilk sorusu "yasağı nasıl kaldırırım" değil, "bu kaydı kim, hangi kanuna dayanarak koydu" olmalıdır. Aşağıdaki tablo uygulamada karıştırılan kaynakları ve her birinin karşısındaki yolu gösterir; tabloda 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu CMK olarak anılır, 5682 sayılı Kanun ise Pasaport Kanunu'dur.

KaynakKararı verenDayanakKaldırma yolu
Soruşturma evresinde adli kontrolSulh ceza hâkimiCMK m. 109/3-a, m. 110/1İtiraz (m. 268) ve kaldırma talebi (m. 111)
Kovuşturma evresinde adli kontrolDavaya bakan mahkemeCMK m. 110/3İtiraz ve kaldırma talebi
Yakalama, tutuklama, zorla getirme kararıHâkim veya mahkemeCMK ve 5682 sayılı Kanun m. 22 bildirimiKararın kendisine yönelik başvuru
İdari tahditİçişleri Bakanlığı5682 sayılı Kanun m. 22/1'de kalan ibareİdareye başvuru ve iptal davası
Vergi veya prim borcuYürürlükte dayanak yok6183 sayılı Kanun m. 36/A mülgaDayanağı kalmamış kaydın silinmesi başvurusu

Ceza dosyasındaki yasak, tutuklama sebeplerine bağlı bir adli kontrol tedbiridir

Ceza dosyalarında karşılaşılan yasak CMK m. 109/3-a'daki "yurt dışına çıkamamak" yükümlülüğüdür. Adli kontrol, kural olarak m. 100'de sayılan tutuklama sebeplerinin bulunduğu dosyada tutuklama yerine başvurulan bir koruma tedbiridir (m. 109/1). Kanunda tutuklama yasağı öngörülen hâllerde de uygulanabilir (m. 109/2), azami tutukluluk süresi dolduğu için salıverilen kişi hakkında da karar verilebilir (m. 109/7). Karar bir ya da birden çok yükümlülük içerebilir; yurt dışına çıkma yasağı imza yükümlülüğü ile birlikte de verilebilir.

Bu bağlantının pratik önemi büyüktür. Tutuklama için kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller ve bir tutuklama nedeni aranır, işin önemi ve beklenen ceza ile ölçülü olmayan tedbire karar verilemez (m. 100/1). Yurt dışı yasağına yöneltilen itirazın omurgasını bu ölçütler oluşturur. Tutuklama ile adli kontrol arasındaki ilişki, dört unsurlu gerekçe zorunluluğu ve merci sorunu tutukluluğa itiraz ve tahliye talebi yazısında ayrıntılı olarak incelenmiştir.

Karar mercii evreye göre değişir. Soruşturma evresinde adli kontrol, Cumhuriyet savcısının istemi ve sulh ceza hâkiminin kararıyla uygulanır (m. 110/1). Savcı bu tedbiri kendi kararıyla koyamaz; yetkisi hâkimden istemekle sınırlıdır. Kovuşturma evresinde aynı yetki görevli ve yetkili yargı merciine aittir (m. 110/3). Hakkında soruşturma ya da dava bulunması tek başına yasak anlamına gelmez; kanun bunun için ayrı bir karar arar.

Adli kontrol kararı ile yakalama kararı da birbirine karıştırılmamalıdır. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 20 Şubat 2015 tarihli 159 numaralı Genelgesi, polise bildirilecek tahdit (sınırlama kaydı) sebepleri arasında zorla getirme kararını, yakalama emrini, tutuklama kararını ve hükümlünün cezasına ilişkin bilgileri sayar. Sınır kapısındaki engel bir yakalama kararından kaynaklanıyorsa çözüm adli kontrol itirazı değildir; ilgili soruşturma ya da kovuşturma merciine başvurmak gerekir.

Vergi ve prim borcu 2011'den beri tek başına yasak sebebi değildir

"Vergi borcu yurt dışı çıkış yasağı" araması hâlâ belirli tutar eşiklerini anlatan metinlere çıkar. Bu anlatımlar yürürlükten kalkmış bir hükme dayanır. Süreç şöyle işlemiştir: Pasaport Kanunu m. 22'deki "vergiden borçlu olduğu pasaport vermeye yetkili makamlara bildirilenlere" ibaresi 4 Haziran 2008 tarihli 5766 sayılı Kanun'la metinden çıkarılmış, aynı Kanun 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'a m. 36/A'yı eklemiştir. 2010 Anayasa değişikliği yasağı suç soruşturması ve kovuşturması ile hâkim kararına bağlayınca madde dayanağını yitirmiş, 13 Şubat 2011 tarihli 6111 sayılı Kanun'un 165. maddesiyle de yürürlükten kaldırılmıştır.

6183 sayılı Kanun'un güncel metninde m. 36/A başlığı yalnız mülga kaydıyla durur. 2026 yılı için bir tutar eşiği aranması bu nedenle sonuçsuz kalır; borcun miktarı ne olursa olsun, amme alacağı kendi başına çıkış yasağı doğurmaz. İdarenin elindeki araçlar borcun kendisine yöneliktir: haciz, koşulları varsa ihtiyati haciz (m. 13), talep hâlinde tecil (m. 48). Prim borçlarında da tahsil 6183 sayılı Kanun'a göre yürütüldüğü için aynı değerlendirme geçerlidir.

Bu sonucun bir sınırı vardır. Borç değil, suç isnadı söz konusuysa tablo değişir. Vergi kaçakçılığı gibi bir suçtan yürütülen soruşturmada sulh ceza hâkimi CMK m. 109/3-a uyarınca yasak koyabilir. Bu durumda yasağın dayanağı vergi borcu değil, ceza soruşturmasıdır ve yol da itirazdır. Eski dönemden kalma bir tahdit kaydıyla karşılaşan kişinin ise dayanağın ortadan kalktığını belirterek kaydın silinmesini yazılı olarak istemesi gerekir.

Özel hukuk borçları için de benzer bir sonuca varılır. İcra ve İflas Kanunu'nda borçlunun yurt dışına çıkmasını yasaklayan bir hüküm bulunmaz. Nafaka kararının gereğini yerine getirmeyen borçlu için öngörülen yaptırım, alacaklının şikâyeti üzerine üç aya kadar tazyik hapsidir (İİK m. 344). Çıkış yasağı ise öngörülen bir yaptırım değildir.

Pasaport Kanunu'ndaki idari tahdit 2024 kararıyla daraldı

5682 sayılı Pasaport Kanunu m. 22/1, uzun süre "memleketten ayrılmalarında genel güvenlik bakımından mahzur bulunduğu İçişleri Bakanlığınca tespit edilenlere" pasaport verilmemesine imkân tanıyordu. Anayasa Mahkemesi 24 Eylül 2024 tarihli E. 2024/112, K. 2024/160 sayılı kararıyla (Resmî Gazete, 21 Kasım 2024, sayı 32729) bu ibareyi iptal etmiştir. Mahkeme, Bakanlığa tanınan yetkinin kapsam ve sınırlarının kuraldan anlaşılamadığını, kuralın belirli ve öngörülebilir olmadığını belirtmiş; yurt dışına çıkma özgürlüğünün Anayasa m. 23 gereği yalnız suç soruşturması ya da kovuşturması sebebiyle hâkim kararıyla sınırlanabileceğini hatırlatmıştır. İtiraz yoluna başvuran Ankara 19. İdare Mahkemesi önündeki uyuşmazlık da pasaporttaki tahdidin kaldırılması isteminin reddine ilişkindi.

Maddenin güncel metninde iki unsur kalmıştır. Birincisi "mahkemelerce yasaklananlar"dır. İkincisi, terör örgütlerine aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen yurt dışındaki eğitim, sağlık kuruluşu, vakıf, dernek ya da şirketlerin kurucusu, yöneticisi veya çalışanı olduğu Bakanlıkça tespit edilenlerdir. Beşinci fıkradaki "yurt dışında kalmalarında genel güvenlik bakımından mahzur bulunduğu tespit edilenler" ifadesi de mevzuat metninde durmaktadır. Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesinin bu kalan ibarelere nasıl yansıyacağı somut uyuşmazlıkta tartışılacak bir konudur.

İdari bir tahditte izlenecek yol ceza muhakemesinden farklıdır. İdareye yazılı başvuru yapılır; otuz gün içinde cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır (İdari Yargılama Usulü Kanunu, İYUK m. 10). Ret işlemine karşı yazılı bildirimden itibaren altmış gün içinde idare mahkemesinde iptal davası açılabilir (İYUK m. 7). Dava açılması işlemin yürütülmesini kendiliğinden durdurmaz (İYUK m. 27/1); seyahat ihtiyacı acilse yürütmenin durdurulması ayrıca istenmelidir.

Yabancılar bakımından ayrıca bir karışıklık yaşanır. 6458 sayılı Kanun m. 9'daki Türkiye'ye giriş yasağı, ülkeden çıkışı değil ülkeye girişi sınırlayan idari bir işlemdir. Yabancı hakkında CMK m. 109/3-a uyarınca verilen adli kontrol ise doğrudan çıkışı engeller; 3 Kasım 2022 tarihli Hakkı Gök kararına konu başvurudaki kişi de Almanya vatandaşıydı.

Yasağın kesin bilgisi dosyadadır; e-Devlet ekranı tek başına güvence vermez

Kişinin kendi durumunu öğrenmesi için birden çok kanal vardır, ve her biri farklı bir bilgiyi verir. Emniyet Genel Müdürlüğünün e-Devlet'teki "Yurda Giriş/Çıkış Belge Sorgulama" hizmeti kimlik doğrulamasıyla açılır. Hizmetin sayfasında yasak bilgisinin kapsamı tanımlanmadığından, bu ekrandan çıkan sonucun "hakkımda karar yok" güvencesi olarak okunmaması gerekir.

Karara en yakın bilgi dosyadadır. Taraf olunan ceza dosyası UYAP Vatandaş Portal üzerinden görülebilir; kararın hangi merciden, hangi tarihte çıktığı burada aranmalıdır. Müdafi soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebilir ve belge örneği alabilir (CMK m. 153/1); dosyada kısıtlılık kararı varsa bu yetki kanunda belirtilen ölçüde sınırlanabilir. Adı geçen dosya bilinmiyorsa il emniyet müdürlüğüne yazılı başvuru, kaydın sebebini öğrenmenin bir diğer yoludur.

Uygulamada sık karşılaştığımız sorun, kaydın kaynağının bilinmemesi nedeniyle başvurunun yanlış makama yapılmasıdır. Sınırda kaydı gören görevli yalnız işlemi durdurur; kaydın kaldırılması, kararı veren merciin kararı ile mümkündür. Bu nedenle öğrenilmesi gereken üç bilgi vardır: kararı veren merci, dosya numarası ve kararın tarihi.

Kaydın birden çok dosyadan doğabileceği de hesaba katılmalıdır. Bir sulh ceza dosyasındaki tedbir kalktığında başka bir dosyadaki adli kontrol ya da yakalama kararı yürürlükte kalabilir ve kişi sınırda yine durdurulur. Kimlik karışıklığı da bir başka ihtimaldir: 159 numaralı Genelge, açık kimlik bilgilerinin eksiksiz bildirilmemesinin mağduriyet doğurduğunu kabul eder ve kimlik bilgilerinin tam yazılmasını ister. Aynı adı taşıyan kişiyle karışan bir kayıt söz konusuysa, kimlik belgeleriyle kararı veren merci ya da emniyet nezdinde düzeltme istenmelidir.

Öğrenilen bilgiler itiraz süresi bakımından da önemlidir. Kişi kararı sonradan öğrenmişse, CMK m. 268/1'deki süre "kararı öğrendiği" günden başlar. Öğrenme tarihinin belgelenmesi, ileride süre tartışması çıkmasını önler.

İtiraz ve kaldırma talebi ayrı yollardır; itiraz süresi iki haftadır

Adli kontrol kararına karşı iki ayrı imkân bulunur. İtiraz, verilmiş kararın hukuka uygunluğunu üst bir merciin önüne taşır (CMK m. 111/2, m. 267-271). Kaldırma ya da değiştirme talebi ise tedbiri uygulayan hâkim ya da mahkemeye yöneltilir; şüpheli veya sanığın istemi üzerine, Cumhuriyet savcısının görüşü alındıktan sonra hâkim ya da mahkeme beş gün içinde karar verebilir (m. 111/1). Dosyadaki değişiklik, zamanın geçmesi ya da yeni bir aile ve iş durumu çoğu zaman ikinci yolun konusudur.

İtiraz süresi, 2 Mart 2024 tarihli 7499 sayılı Kanun'la yedi günden iki haftaya çıkarılmıştır. Süre, ilgilinin kararı öğrendiği günden başlar. İtiraz, kararı veren mercie dilekçeyle ya da zabıt kâtibine tutanağa geçirilecek beyanla yapılır (m. 268/1). Merci itirazı yerinde görürse kararını düzeltir, görmezse en çok üç gün içinde inceleme merciine gönderir (m. 268/2).

Kararı verenİtirazı inceleyenDayanak
Sulh ceza hâkimliğiYargı çevresindeki asliye ceza mahkemesi hâkimiCMK m. 268/3-b
Sulh ceza işlerine bakan asliye ceza hâkimiAğır ceza mahkemesi başkanıCMK m. 268/3-b
Asliye ceza mahkemesi hâkimiYargı çevresindeki ağır ceza mahkemesiCMK m. 268/3-c
Ağır ceza mahkemesiNumara olarak izleyen daire; tek daire varsa en yakın ağır ceza mahkemesiCMK m. 268/3-c
Bölge adliye mahkemesi ceza dairesiNumara itibarıyla izleyen ceza dairesiCMK m. 268/3-e

Dilekçenin içeriği kanunda ayrıntılı sayılmış değildir, ancak merciin önüne konması gereken unsurlar kararın niteliğinden çıkar. Önce kararın merci, tarih ve dosya numarasıyla gösterilmesi, kararın öğrenilme tarihinin belgelenmesi gerekir. Ardından m. 100 ölçütleri tek tek ele alınır: kuvvetli şüpheyi gösteren somut delil nedir, kaçma ya da delil karartma ihtimali hangi olguya dayanmaktadır, tedbir isnat edilen suçla ve beklenen cezayla ölçülü müdür? Son olarak kişisel durum belgelenir ve daha hafif tedbir önerilir. Tedbirin gerekçesi soyut kalıplardan ibaretse, bu eksiklik karardaki ifadeler aktarılarak gösterilmelidir.

Üç usul özelliği beklentiyi doğru kurmak için bilinmelidir. İtiraz kararın yerine getirilmesini geri bırakmaz; kararı veren ya da inceleyen merci geri bırakılmasına ayrıca karar verebilir (m. 269). İnceleme kural olarak duruşmasız yapılır (m. 271/1). Mercinin itiraz üzerine verdiği karar kesindir (m. 271/4); kanunun bu kural için öngördüğü istisna ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararlarıdır.

Süre kaçırıldığında adli kontrol dokunulmaz hâle gelmez. Tedbirin kaldırılması her aşamada m. 111/1 uyarınca istenebilir ve ret kararına karşı yeniden itiraz yolu açılır. Kusuru olmaksızın süreyi geçiren kişi için eski hâle getirme imkânı da saklıdır (m. 40). Bu nedenle sınırda ya da haftalar sonra öğrenilen bir karar karşısında iki yol birlikte değerlendirilmelidir.

Talebi güçlendiren unsurlar Anayasa Mahkemesi kararlarında sayılmıştır

Aşağıdaki iki başvuruda Anayasa Mahkemesi yurt dışı yasağını özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı başlığında incelemiştir. Birinci Bölüm, 3 Kasım 2022 tarihli Hakkı Gök başvurusunda (B. No: 2017/33469) Almanya'da yaşayan, ailesi ve işi orada bulunan başvurucu yönünden Anayasa m. 20'nin ihlal edildiğine karar vermiştir. Karara göre tedbirin kaldırılması talepleri, beklenen yararın daha hafif adli kontrol tedbirleriyle sağlanıp sağlanamayacağı tartışılmadan reddedilmiş; yetersiz gerekçelerle tedbir öngörülemez bir süre uzatılmıştır.

İkinci Bölüm, 17 Temmuz 2025 tarihli Yiğit Aksakoğlu (2) başvurusunda (B. No: 2021/18350) ölçütleri şöyle özetlemiştir: "kişinin yurt dışındaki ailevi, kişisel ve mesleki bağları ile kişiye isnat edilen suçun niteliği, delil durumu ve mahkûmiyet hâlinde alacağı cezanın ağırlığı birlikte değerlendirilerek" adil denge kurulmalı ve bu durum yeterli gerekçeyle açıklanmalıdır. Aynı kararda sonuç farklıdır: başvurucu eşi ve çocuklarıyla birlikte yurt dışında yaşadığından tedbirin aile hayatına etkisi sınırlı görülmüş, oyçokluğuyla ihlal bulunmadığına karar verilmiştir. Karşıoy yazısında ise kararların soyut ve tekrar eden ifadelerle kaleme alındığı eleştirilmiştir.

Süre unsuru da aynı kararlarda ayrıca ele alınmıştır. Koruma tedbirleri, Mahkemenin yerleşik yaklaşımında geçicidir; süregelen bir tedbirin devamına ilişkin kararlarda da devamı haklı kılan gerekçe gösterilmeli, çatışan menfaatler arasındaki denge korunmalıdır. Yiğit Aksakoğlu (2) kararı, yasağın belirsiz bir süre uzaması hâlinde özel hayat ve aile hayatı üzerindeki etkilerin zamanla ağırlaşacağını da belirtir. Bu değerlendirme, ilk itirazda sonuç alınamayan dosyada yeni kaldırma talebine zemin oluşturur. Aradan geçen sürenin, soruşturmanın ya da yargılamanın geldiği aşamanın ve toplanan delillerin talepte gösterilmesi, daha önce incelenmiş gerekçenin yalnızca tekrarlanmasından farklı bir tartışma açar.

İki karar birlikte okunduğunda talepte nelerin belgelenmesi gerektiği ortaya çıkar. Yurt dışındaki ikamet, iş ilişkisi, eşin ve çocukların bulunduğu yer, çocukların okul kaydı, sağlık gereksinimi ve Türkiye'deki adres somut belgeyle gösterilmelidir. Uygulamada sık karşılaştığımız eksiklik, bu bağların dilekçede genel ifadelerle anlatılıp belgeyle desteklenmemesidir. Soyut gerekçeyle verilen ret kararına karşı da hangi olgunun neden tartışılmadığı açıkça yazılmalıdır.

Talebin yalnız "kaldırılsın" diye kurulması zorunlu değildir. Hâkim, Cumhuriyet savcısının istemiyle yükümlülükleri bütünüyle ya da kısmen kaldırabilir, değiştirebilir ya da şüpheliyi bunlardan bazılarına uymaktan geçici olarak muaf tutabilir (CMK m. 110/2); şüpheli ya da sanık da aynı sonucu m. 111/1 uyarınca kendi istemiyle talep edebilir. Belirli bir tedavi, cenaze, iş seyahati ya da duruşma için tarih aralığı gösterilerek geçici muafiyet istenmesi bu hükümlerin kapsamındadır. Çıkış yasağının yerine imza yükümlülüğü (m. 109/3-b) ya da güvence (m. 109/3-f) gibi daha hafif tedbirlerin önerilmesi de Anayasa Mahkemesinin aradığı alternatif tartışmasını dosyaya taşır.

Tedbir süreye ve dört aylık denetime bağlıdır

7331 sayılı Kanun'la eklenen CMK m. 110/A, adli kontrole azami süre koymuştur. Çıkış yasağı da bu sürelere tabidir.

İşin türüSüreUzatma
Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerEn çok 2 yılZorunlu hâllerde gerekçeyle 1 yıl
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerEn çok 3 yılZorunlu hâllerde gerekçeyle; uzatma süreleri toplamı 3 yılı geçemez
Devlet güvenliği ve anayasal düzene karşı suçlar (TCK İkinci Kitap Dördüncü Kısım 4-7. Bölüm), terör suçlarıEn çok 3 yılZorunlu hâllerde gerekçeyle; uzatma süreleri toplamı 4 yılı geçemez
ÇocuklarYukarıdaki sürelerin yarısı (m. 110/A/3)Yarı oranda

Azami sürelerin hesabında dosyanın geçirdiği evrelerin ayrı ayrı izlenmesi gerekir. Soruşturmada başlayan tedbir kovuşturmada mahkemece sürdürüldüğünde başlangıç tarihi, uzatma kararları ve gerekçeleri dosyadan çıkarılmalıdır. Uzatmanın kanundaki "zorunlu hâl" ve "gerekçe" koşulları, itirazda ayrıca denetlenebilecek konulardır.

Azami süre dışında bir de düzenli denetim vardır. Yükümlülüğün devamının gerekip gerekmediğine en geç dört aylık aralıklarla karar verilir; soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde resen mahkeme karar verir (m. 110/4). Bu kararların her birine karşı ayrıca itiraz edilebilir. Tekrarlanan kalıp gerekçeler, Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan kararlarındaki "yeterli gerekçe" ölçütü bakımından ayrıca denetlenmelidir.

Tedbirin süresi ile cezadan mahsubu farklı konulardır. Adli kontrol altında geçen süre kural olarak cezadan düşülmez; bu kuralın istisnası tedavi yükümlülüğü ile konutu terk etmeme yükümlülüğüdür (m. 109/6). Çıkış yasağı altında geçen süre ise mahsup kapsamına girmez.

Tazminat yolu da aynı nedenle dardır. CMK m. 141/1-l, beraat ya da kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi hâlinde yalnız konutu terk etmeme ve tedavi yükümlülüklerini tazminat kapsamına alır. Çıkış yasağı bakımından akla gelen dayanak, adli kontrole karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmama hâlini düzenleyen m. 141/1-k'dir. İstem, kararın kesinleştiğinin tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde kesinleşmeden itibaren bir yıl içinde (m. 142/1) ağır ceza mahkemesine yapılır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı da bu başlıkta sık sorulur. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kendisi yurt dışına çıkmaya engel oluşturmaz; engel, hakkında ayrıca verilmiş ve yürürlükte olan bir adli kontrol kararı varsa doğar. Dosya sonuçlandığında kaydın kendiliğinden silindiği varsayılmamalıdır. Kanundaki adli kontrol hükümleri sona erme hâllerini tek tek saymadığı için, beraat ya da kovuşturmaya yer olmadığı kararında tedbirin kaldırılması ve kolluğa bildirilmesi açıkça istenmelidir.

Bakanlık genelgesi bu noktaya dikkat çekmektedir. 159 numaralı Genelge, tahdit gerektiren sebepler ortadan kalktığında durumun en seri şekilde yerel polis makamlarına bildirilmesini ister; genelgenin çıkış nedeni de bildirimlerin doğru ve zamanında yapılmamasından doğan mağduriyetlerdir. Kaldırma kararı alan kişinin yola çıkmadan önce kaydın güncellendiğini doğrulaması bu nedenle yerinde olur.

Yurt dışında yaşayan şüpheli ve sanık için kritik karar dönüşten önce verilir

Başka ülkede yaşayan kişi yasağı Türkiye'ye geldiğinde öğrenebilir. Kanun bu kişinin hak arama imkânını ülkeye gelmesine bağlamaz: karar uzaktan öğrenildiğinde itiraz ve kaldırma talebi müdafi aracılığıyla yapılabilir. Vekâletnamenin yurt dışından nasıl düzenleneceği yurt dışından avukatla çalışma sayfasında anlatılmıştır. Yiğit Aksakoğlu (2) kararında da tedbir, başvurucu yurt dışındayken verilmiş ve taleplerin vekil aracılığıyla yapıldığı görülmüştür.

Dönüş planlanıyorsa önce dosyadaki durum netleştirilmelidir. Hakkında yasak bulunan kişinin süresi dolan pasaportu yenilenmez, Türkiye'ye dönmesi için kendisine seyahat vesikası verilir (5682 sayılı Kanun m. 22/5). Geçerli bir pasaportla Türkiye'ye gelen kişi ise yasak kalkmadan geri dönemez. Bu nedenle kısa süreli bir ziyaret için gelinecekse, tarih aralığı gösterilerek geçici muafiyet ya da yasağın kaldırılması gelişten önce istenmelidir.

Ceza muhakemesinde bu kişi için iki ayrı kurum vardır. Başka bir ülkede bulunup mahkeme önüne getirilemeyen ya da getirilmesi uygun bulunmayan sanık gaip sayılır (m. 244/1); hakkında duruşma açılmaz, delillerin korunması için gerekli işlemler yapılır (m. 244/2). Mahkeme, gaip sanığa duruşmaya gelmesi hâlinde tutuklanmayacağına dair güvence belgesi verebilir (m. 246/1). Bu belge tutuklanmama güvencesidir; yurt dışına çıkma yasağını kendiliğinden kaldırmaz, ikisinin birlikte istenmesi gerekir.

Soruşturma ya da kovuşturmanın sonuçsuz kalmasını sağlamak amacıyla yabancı ülkede bulunan ve bu nedenle kendisine ulaşılamayan kişi ise kaçak sayılır (m. 247/1). Kaçak hakkında Türkiye'deki mal, hak ve alacaklarına amaçla orantılı olarak el konulabilir (m. 248/1). Sorgunun istinabe yoluyla, yani başka bir mahkeme aracılığıyla yapılması (m. 196/6) ve müdafinin oturumlarda hazır bulunması (m. 197/1) ise yurt dışındaki sanığın dosyayla bağını koruyan araçlardır. Bu statülerin sonuçları farklı olduğundan, tebligat adresinin dosyada güncel tutulması ve ulaşılabilirliğin belgelenmesi önem taşır.

Sık Sorulan Sorular

Cumhuriyet savcısı tek başına yurt dışı çıkış yasağı koyabilir mi?

Soruşturma evresinde bu yetki sulh ceza hâkimine aittir; savcı yalnız istemde bulunur (CMK m. 110/1). Kanundaki dar istisna, cezasının infazı çocuğunun hastalığı nedeniyle ertelenen kadın hükümlü için 5275 sayılı Kanun m. 16/A'da öngörülen yükümlülüktür. Soruşturma dosyasında kayıt görülüyorsa dayanak olan hâkim kararının örneği aranmalıdır.

Vergi borcu olan kişi yurt dışına çıkabilir mi?

Vergi borcu tek başına yurt dışına çıkışı engellemez; 6183 sayılı Kanun m. 36/A 2011'de yürürlükten kaldırılmıştır. Borcun tahsili haciz gibi kendi araçlarıyla sürer, bu nedenle borç ortadan kalkmış sayılmaz. Vergi suçu nedeniyle soruşturma yürütülüyorsa hâkim ayrıca adli kontrol kararı verebilir.

Yurt dışı yasağına itiraz edilince kişi hemen çıkabilir mi?

İtiraz kararın yerine getirilmesini kendiliğinden geri bırakmaz (CMK m. 269/1). Seyahat tarihi yakınsa kararı veren ya da inceleyen merciden geri bırakma kararı istenebilir. Kabul kararı alındıktan sonra kaydın kolluk sisteminde güncellendiği de doğrulanmalıdır.

Yasak devam ederken tek seferlik seyahat izni alınabilir mi?

CMK m. 110/2, hâkime savcının istemiyle şüpheliyi yükümlülüklerden geçici olarak muaf tutma imkânı tanır; şüpheli ya da sanık aynı talebi m. 111/1 uyarınca kendisi de yapabilir. Talepte seyahatin sebebi, gidiş ve dönüş tarihleri ile belgeler gösterilmelidir. Kabulü merciin takdirindedir; Anayasa Mahkemesi kararlarındaki ölçüler bu değerlendirmede de dayanak olarak kullanılabilir.

Yasağa aykırı davranmanın sonucu nedir?

Adli kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli ya da sanık hakkında, hükmedilebilecek cezanın süresi ne olursa olsun hemen tutuklama kararı verilebilir (CMK m. 112/1). Azami tutukluluk süresi dolduğu için verilen tedbirin ihlalinde yeni tutuklama ağır ceza işlerinde dokuz ayı, diğer işlerde iki ayı geçemez (m. 112/2).

İtiraz reddedilirse başka bir yol kalır mı?

Merciin itiraz üzerine verdiği karar kesindir (CMK m. 271/4); buna karşı aynı merci sisteminde ikinci bir itiraz öngörülmez. Bu, değişen koşullara dayanarak yeni bir kaldırma talebi yapılmasına engel değildir. Başvuru yolları tüketildiğinde, tüketildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılabilir (6216 sayılı Kanun m. 47).

Yabancı uyruklu kişi hakkında bu yasak verilebilir mi?

CMK m. 109'daki adli kontrol vatandaşlıkla sınırlı değildir; Anayasa Mahkemesi önüne gelen Hakkı Gök başvurusundaki kişi Almanya vatandaşıydı. Anayasa m. 23'teki özel güvence vatandaş için kaleme alınmış olsa da seyahat hürriyeti herkese tanınmıştır. Türkiye'ye girişi engelleyen 6458 sayılı Kanun m. 9 kararı ise ayrı bir idari işlemdir ve başvuru yolu da farklıdır.

Yola çıkmadan önce dosyada netleşmesi gereken dört nokta

Çıkış yasağında sonucu belirleyen, yasağın kaynağının doğru okunmasıdır. Aynı kayıt, bir sulh ceza kararından, yakalama emrinden ya da yıllar önceden kalmış, güncellenmemiş bir bildirimden doğabilir; her birinin başvuru makamı farklıdır.

  1. Kaynak: Kayıt adli kontrolden mi, yakalama ya da tutuklama kararından mı, idari tahditten mi doğuyor?
  2. Merci ve tarih: Kararı hangi merci, hangi tarihte verdi; öğrenme tarihi nedir, iki haftalık itiraz süresi ne zaman doluyor?
  3. Süre ve denetim: İşin türüne göre CMK m. 110/A sınırı nerede bitiyor, son dört aylık değerlendirme ne zaman yapıldı?
  4. Kayıt: Kaldırma kararı varsa sınır kayıtlarına yansıdı mı?

Bu dört sorunun cevabı belgelenmeden yapılan seyahat planı, sınır kapısında öğrenilecek bir sonuca açık kalır.

Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; her dosya kendi olgularıyla değerlendirilir.

Bu konuyla ilgili emsal kararlar

Tüm Ceza Hukuku kararları

Bu konuyla ilgili yazılar

Tüm Ceza Hukuku yazıları