Özet
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 13 Ocak 2026 tarihli kararında kiracının evlenip taşınmasından sonra evde babası ve ağabeyinin oturmaya devam etmesini izinsiz alt kira saymadı; karar kiracı lehine, tahliye isteyen kiraya veren aleyhinedir. 2015 tarihli konut kirasında kiracı, sözleşmenin başından beri ailesiyle birlikte oturduğu evden 2020 yılında evlenerek ayrılmış, kira ödemeleri ise devam etmişti. Kiraya veren 2024 yılında ihtarname çekerek evin alt kiraya verildiğini ileri sürdü ve tahliye davası açtı. Sulh hukuk mahkemesi, ailenin evde oturduğunun çevrede bilindiğini belirleyen kolluk tutanağına dayanarak davayı reddetti; Adalet Bakanlığının kanun yararına temyiz istemi üzerine Daire bu kararı isabetli buldu. Daire'ye göre konut kiralarında kiracının bakmakla yükümlü olduğu yakın aile üyeleriyle birlikte kullanımı TBK m. 322'deki alt kira yasağına girmez ve sözleşmeye aykırılık oluşturmaz. Kiraya verenin yaklaşık dört yıl ses çıkarmaması kullanıma icazet olarak değerlendirildi; bu kullanıma dayanılarak sonradan fesih ve tahliye davası açılması TMK m. 2'deki dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılmaması ilkesiyle bağdaşmaz bulundu. Karar, aile dışından birine bedel karşılığı yapılan alt kirada yazılı rıza şartını ortadan kaldırmaz; sınırı kullanımın niteliği ve kiraya verenin tutumu çizer.
İnceleme
Ailesini evde bırakıp taşınan kiracı, evi izinsiz alt kiraya vermiş sayılmaz
Kiracı evlenip başka bir eve taşınır; eski evde babası ve ağabeyi oturmaya devam eder, kira da her ay ödenir. Yıllar sonra kiraya veren ihtarname çeker: ev izinsiz alt kiraya verilmiştir, otuz gün içinde bu duruma son verilmezse sözleşme feshedilecektir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 13 Ocak 2026 tarihli kararı (E. 2025/5269, K. 2026/59) bu soruya iki katmanlı bir cevap verir.
İlk katman kullanımın niteliğine ilişkindir: kiracının bakmakla yükümlü olduğu yakın aile üyelerinin evi kullanması alt kira değildir. İkinci katman kiraya verenin tutumuna ilişkindir: yıllarca bilinen ve ses çıkarılmayan bir kullanım, sonradan fesih sebebi yapılamaz. Karar, Adalet Bakanlığının kanun yararına temyiz istemi üzerine verilmiştir; Daire bu yolla kesin olarak verilmiş bir sulh hukuk kararının dayandığı ölçütü onaylamış ve uygulamaya yön veren bir çizgi ortaya koymuştur.
Dokuz yıllık konut kirasında kiracı evlendi, babası ile ağabeyi evde kaldı
Taraflar arasında 20 Şubat 2015 tarihli bir konut kira sözleşmesi kurulmuştu. Kiracı sözleşme tarihinde bekârdı ve evde babası ve ağabeyiyle birlikte oturuyordu. 2020 yılında evlenerek evden ayrıldı; babası ve ağabeyi evde kalmaya devam etti, kira bedeli de ödenmeyi sürdürdü. Kiraya veren 15 Ocak 2024 tarihli ihtarnameyle kiralananın alt kiraya verildiğini ve bunun sözleşmeye aykırı olduğunu bildirerek otuz gün içinde bu duruma son verilmesini istedi.
Süre içinde bir değişiklik olmayınca kiraya veren tahliye davası açtı. Kiracı, durumdan kiraya verenin haberdar olduğunu savundu. Sulh hukuk mahkemesi kolluk araştırma tutanağına dayandı: tutanağa göre ailenin uzun süredir taşınmazda oturduğu, kiracının evlenince ayrıldığı ve babasının evde kalmaya devam ettiği çevrede biliniyordu. Mahkeme, kiraya verenin bunu bilmemesini hayatın olağan akışına aykırı buldu ve davayı kesin olarak reddetti.
Adalet Bakanlığı, kiraya verenin yazılı rızasının ispat edilmediğini, kiracının ayrılmasından sonra geçen sürenin muvafakat göstermediğini ve evin sonradan üçüncü kişilere devredildiğini ileri sürerek kanun yararına temyiz yoluna başvurdu.
Bakmakla yükümlü olunan yakın aileyle kullanım alt kira yasağına girmez
Daire önce kuralları hatırlatmıştır. TBK m. 322 uyarınca konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracı, kiraya verenin yazılı rızası olmadıkça kiralananı başkasına kiralayamaz ve kullanım hakkını devredemez. Karar metninde bu kural bir cümlede TBK m. 321'e bağlanmışsa da aynı gerekçede alt kira yasağı açıkça TBK m. 322'ye dayandırılmıştır. TBK m. 316 kiracıya kiralananı özenle kullanma borcu yükler; bu borca aykırılık nedeniyle tahliye için kiraya verenin en az otuz gün süre vererek aykırılığın giderilmesini, aksi hâlde sözleşmeyi feshedeceğini yazılı olarak bildirmesi ve sürenin sonuçsuz geçmesi gerekir.
Kararın ağırlık merkezi iki tespittir. Daire'ye göre özellikle konut kiralarında kiracının kiralananı bakmakla yükümlü olduğu yakın aile üyeleriyle birlikte kullanması alt kira yasağına girmez ve sözleşmeye aykırı kullanım da oluşturmaz. Somut olayda baba ve ağabey sözleşmenin başından beri evde oturan kişilerdi; kiracının evlenip ayrılması onları sonradan gelen üçüncü kişilere dönüştürmedi. Kiraya verenin yaklaşık dört yıl boyunca bu kullanıma ses çıkarmaması ise kararda kullanıma icazet verildiği şeklinde değerlendirilmiştir.
Daire, fesih hakkının kullanılmasını ayrıca TMK m. 2'deki dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılmaması ilkesine bağlamıştır. Yıllarca bilinen ve kabullenilen bir kullanımı sonradan akde aykırılık sayarak fesih ve tahliye davası açmak bu ilkelerle bağdaşmaz bulunmuştur. Sözleşmenin yorumunda TBK m. 19 uyarınca tarafların gerçek ve ortak iradesinin esas alınacağı da gerekçede yer almıştır. Tahliye sebeplerinin genel çerçevesi tahliye davasının nedenleri ve süreci yazısında ele alınmıştır.
Kanun yararına bozma istemi reddedildi, tahliye davasının reddi yerinde bulundu
Daire, Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma talebini oy birliğiyle reddetti ve sulh hukuk mahkemesinin davayı reddeden kararını isabetli buldu. Karar kiracı lehine, tahliye isteyen kiraya veren aleyhinedir. Aile bireylerinin kullanımı alt kira olarak nitelendirilmediği için otuz günlük ihtar da tahliye sonucunu doğurmamıştır.
Kararın kapsamı olgularıyla sınırlıdır. Ortada bir konut kirası, sözleşmenin başından beri evde oturan yakın aile bireyleri, kiracı tarafından ödenmeye devam eden kira ve yıllarca itiraz edilmeyen bir kullanım vardır. Ağabeyin bakmakla yükümlü olunan kişi sayılıp sayılmadığı kararda ayrıca tartışılmamış, baba ile birlikte değerlendirilmiştir. Kiralananın aile dışından birine bedel karşılığında verilmesi ya da kiraya verenin durumu öğrenir öğrenmez yazılı olarak itiraz etmesi hâlinde TBK m. 322'deki yazılı rıza şartı yeniden belirleyici hâle gelir.
Evi kimin kullandığı ve kiraya verenin bunu ne zamandır bildiği belgelenmelidir
Kiracı yönünden, kiralananda oturan aile bireylerinin sözleşmenin başından beri evde yaşadığı adres kayıtları, muhtarlık belgeleri ya da komşu beyanlarıyla belgelenmelidir. Kira bedelinin kiracı tarafından ödenmeye devam ettiğini gösteren banka kayıtları, kullanımın bir devir değil aile kullanımı olduğunu destekler. Kiraya verenin durumu bildiğini gösteren yazışma, mesaj ve ödeme açıklamalarının saklanması gerekir; bu kararda kolluk araştırma tutanağı belirleyici olmuştur.
Kiraya veren yönünden, kiralananı kimin kullandığına ilişkin bir değişiklik öğrenildiğinde itirazın gecikmeden ve yazılı olarak yapılması gerekir. Yıllar sonra gönderilen ihtarname, kararda olduğu gibi icazet ve dürüstlük kuralı tartışmasını beraberinde getirir. Kullanan kişinin kiracıyla yakınlığı, karşılık ödeyip ödemediği ve sözleşme başında evde oturup oturmadığı ihtardan önce tespit edilmelidir.
İzinsiz alt kira ve aile kullanımı hakkında sık sorulan sorular
Kiracı evi aile dışından birine kiralarsa tahliye istenebilir mi?
Konut ve çatılı işyeri kiralarında TBK m. 322 alt kirayı ve kullanım hakkının devrini kiraya verenin yazılı rızasına bağlar. Rıza olmadan yapılan alt kira sözleşmeye aykırılık oluşturur ve kiraya veren TBK m. 316 kapsamında en az otuz gün süre veren yazılı ihtarla aykırılığın giderilmesini isteyebilir. Süre sonunda aykırılık devam ederse fesih ve tahliye yolu açılır; kiraya verenin uzun süre bilerek ses çıkarmaması ise bu kararda olduğu gibi talebi zayıflatır.
İhtarnamede otuz gün süre verilmesi neden önemlidir?
Daire, özenle kullanma borcuna aykırılık nedeniyle tahliye için konut ve çatılı işyeri kirasında en az otuz günlük yazılı süre verilmesini ve bu sürede aykırılığın giderilmemesini şart saymaktadır. Süre verilmeden fesih ancak kasten ağır zarar, sürenin yararsız olacağının anlaşılması ya da komşular bakımından çekilmezlik gibi hâllerde mümkündür. Bu şart yerine getirilmeden açılan davada aykırılığın varlığı tek başına tahliye sonucunu doğurmaz.
Kira bedeli düşük kaldığında tahliye yerine hangi yol izlenir?
Kiraya verenin asıl amacı kira bedelinin güncellenmesiyse uyuşmazlığın yolu tahliye değil bedelin yeniden belirlenmesidir. Kira bedelinin emsallere göre belirlenmesi kira tespit davası ile istenebilir. Daire'nin bu karardaki TMK m. 2 vurgusu, fesih hakkının amacı dışında kullanılmasına karşı bir sınır niteliğindedir.
Kararın tam metni
~4 dk okuma
Metin, Yargıtay Karar Arama resmî yayınından alınmıştır. Kaynakta açın
3. Hukuk Dairesi 2025/5269 E. , 2026/59 K. "İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/315 E., 2025/1317 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Kanun Yararına Temyiz Bürosu
İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; taraflar arasında düzenlenen kira sözleşmesi ile davalıya kiralanan taşınmazın sözleşmeye aykırı olarak alt kiraya verildiğinin müvekkilince öğrenildiğini, söz konusu aykırılığın giderilmesi için davalı kiracıya ihtarname ile otuz günlük süre tanınmasına rağmen alt kiracının tahliyesinin sağlanmadığını ileri sürerek; kiralananın tahliyesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı asıl; dava konusu taşınmazı kiraladığında bekar olduğunu, 2020 yılında evlendiğini, kiralananda babası ve abisinin oturduğunu, bu durumdan davacının haberdar olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; kolluk araştırma tutanağında taşınmazda çok uzun zamandan beri davalı ve ailesinin ikamet ettiği, davalının evlenmesi sonucu ikametten ayrıldığının ve davalının babasının ikamette kalmaya devam ettiğinin çevredekiler tarafından bilindiğinin tespit edildiği, davacı tarafından bu durumun bilinmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, kiracının evlenerek kiralanandan ayrılması ve aynı yeri babasının kullanmaya ve kiracının kira bedellerini ödemeye devam etmesinin kiralananın sözleşmeye aykırı olarak başkasına devri sayılamayacağı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
IV. KANUN YARARINA TEMYİZ A. Kanun Yararına Temyiz Sebepleri İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik Adalet Bakanlığınca; kiralananın davacının muvafakati ve yazılı rızası ile üçüncü kişiye devredildiği hususunun ispat edilemediği, davalının evlenerek taşınmazdan çıkmasından sonra geçen sürenin davacının muvafakatini gösterir nitelikte olmadığı, kiralananın sözleşme tarihinden itibaren davalı ile birlikte oturmadığı anlaşılan üçüncü kişilere sonradan devredildiğinin anlaşılması karşısında, Mahkemece sözleşmeye aykırılık nedeniyle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı ileri sürülerek, kanun yararına temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, akde aykırılık nedeniyle kiralananın tahliyesi istemine ilişkindir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 321. maddesi uyarınca; kiracı, konut ve çatılı işyeri kiralarında, kiraya verenin yazılı rızası olmadıkça, kiralananı başkasına kiralayamayacağı gibi, kullanım hakkını da devredemez. Bu düzenleme uyarınca kiracının yazılı rızası olmadığında kiraya veren kiralananı başkasına kiralayamaz, kullandıramaz. Aynı kanunun 316. maddesine göre ise: kiracı, kiralananı kira süresi boyunca tam bir ihtimam dairesinde kullanmak zorundadır. Bu itibarla kiralananın kullanımı ile aynına veya kiraya verenin hukukuna zarar verme olgusu akde aykırılık sayılır. Anılan madde hükmü gereğince pek fena kullanım hali oluşturmayan akde aykırılıktan dolayı kiracının tahliyesine karar verilebilmesi için, kiraya verenin konut ve çatılı işyeri kirasında kiracıya en az otuz gün süre vererek aykırılığın giderilmesini, aksi takdirde sözleşmeyi feshedeceğini yazılı olarak bildirmesi ve tanınan bu süre içerisinde de akde aykırılığın giderilmemiş olması gerekir. Diğer kira ilişkilerinde ise, kiraya veren, kiracıya önceden bir ihtarda bulunmaksızın, yazılı bir bildirimle sözleşmeyi hemen feshedebilir. Konut ve çatılı iş yeri kirasında; kiracının kiralanana kasten ağır bir zarar vermesi, kiracıya verilecek sürenin yararsız olacağının anlaşılması veya kiracının bu yükümlülüğe aykırı davranışının kiraya veren veya aynı taşınmazda oturan kişiler ile komşular bakımından çekilmez olması durumlarında kiraya veren, yazılı bir bildirimle sözleşmeyi hemen feshedebilir. TBK m.19 uyarınca bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında sözleşme taraflarının gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. 4721 sayılı Türk Medeni kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2. maddesinde: " Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz." düzenlemesi bulunmaktadır. Kiraya verenin kiracıya karşı akde aykırılık sebebiyle fesih hakkının kullanımının ayrıca TMK m.2 de düzenlenen hakkın kötüye kullanılmaması ilkesine aykırılık teşkil etmemesi gerekir. Somut olayda; Taraflar arasında 20.02.2015 tarihli kira sözleşmesi düzenlenmiş olup davacı kiraya veren tarafından keşide edilen 15.01.2024 tarihli ihtarnamede; kiralananın alt kiraya verildiği, bu durumun sözleşmeye aykırı olduğu ileri sürülerek, otuz gün içinde sözleşmeye aykırı bu duruma son verilmesi ihtar edilmiştir. Konut vasfında olan kiralananda, davalı kiracının evlenmezden önce ailesiyle (babası ve abisi ile) birlikte uzun süre oturduğu gibi evlenmesini müteakiben kiralanandan ayrılması sonrasında da dava tarihi itibariyle de uzun süredir kiralananda oturmaya devam ettikleri dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Özellikle konut kiralarında kiracının kiralananı bakmakla yükümlü olduğu yakın aile üyeleriyle birlikte kullanımı TBK m.322 de düzenlenen alt kira yasağına girmeyeceği gibi sözleşmeye aykırı kullanımda teşkil etmez. Kiralananda kiracının evlenmeyle ayrılması sonrasında yakın aile bireylerinin kira karşılığı yaklaşık dört yıldır oturmaya devam ettikleri halde kiraya verenin bu duruma uzun bir süre ses çıkarmaması, kiraya verenin bu kullanıma icazet verdiği anlamına gelir. Kiralananda kiracı ile birlikte otururken kiracının evlenmeyle kiralanandan ayrılması sonrasında kiracının bakmakla yükümlü olduğu yakın aile bireylerine kullandırılmasına uzun bir süre ses çıkarılmaması nedeniyle bu kullanımın sözleşmeye aykırılık teşkil ettiği iddiası ile fesih ve tahliye davası açılması TMK m.2 'de düzenlenen dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılmaması ilkeleriyle bağdaşmaz. Bu sebeplerle Mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, Adalet Bakanlığının kanun yararına temyiz isteminin reddine karar vermiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Adalet Bakanlığının hükmün kanun yararına bozulması talebinin REDDİNE, Dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine,13.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Bu alandaki diğer kararlar

Depozitodan Hangi Kesintiler Yapılabilir? Hor Kullanma ile Olağan Aşınma Sınırı
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 25.09.2024

Tahliye Taahhüdünde Tarihe İtiraz Edilirse İcra Mahkemesi Tahliyeye Karar Verebilir mi?
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 24.10.2018

Arazi Üzerindeki Tesis İçin Kira Tespit Davası Açılabilir mi? (Galip Vasıf Ölçütü)
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 21.05.2026

