Bir iş kazasının hukuki sonuçları çoğu zaman tek bir davayla ölçülür: işçinin ya da ölüm hâlinde yakınlarının işverene karşı açtığı maddi ve manevi tazminat davası. Oysa aynı olaydan doğan ikinci bir dava daha vardır ve işveren için mali sonucu çoğu zaman birinciden daha ağırdır. Sosyal Güvenlik Kurumu, iş kazası sigortasından sigortalıya ödediği geçici iş göremezlik ödeneğini, hak sahiplerine bağladığı gelirin ilk peşin sermaye değerini ve yaptığı diğer masrafları, kusurlu bulduğu işverenden geri ister. Uygulamada "rücuan tazminat davası" ya da kısaca "SGK rücu davası" denilen bu dava, işçi davasından ayrı taraflarla, ayrı bir dosyada ve ayrı bir hesap tekniğiyle yürür.
Bu yazı rücu davasının dayanağını, hangi şartlarda açılabildiğini, Kurumun neyi ve ne kadar isteyebileceğini, "gerçek zarar tavanı" denilen sınırın nasıl hesaplandığını, üçüncü kişinin kusurunun ve kaçınılmazlığın sonucu nasıl değiştirdiğini, zamanaşımı ve faiz kurallarını ve işverenin elindeki savunmaları ele alır. İşçinin kendi tazminat davası bu yazının konusu değildir; o davanın hesap yöntemi iş kazası tazminatı sayfasında, kaza sonrası atılması gereken ilk adımlar ise iş kazası sonrası yapılması gerekenler yazısında anlatılmıştır. Rücu davasıyla işçi davası arasındaki tek ve önemli kesişme noktası olan "mahsup" konusuna ise burada ayrı bir başlık ayrılmıştır.
Rücu davası nedir ve işçinin tazminat davasından neden ayrıdır
İş kazası geçiren sigortalıya Kurum, kusur araştırması yapmadan ve işvereni beklemeden ödeme yapar: istirahatli günler için geçici iş göremezlik ödeneği öder, meslekte kazanma gücü kaybı yüzde ondan yukarıysa sürekli iş göremezlik geliri bağlar, ölüm hâlinde hak sahiplerine ölüm geliri bağlar ve cenaze ödeneği verir. Sosyal sigortanın mantığı budur; sigortalı, işverenin kusurunun kanıtlanmasını beklemek zorunda kalmaz.
Ancak kanun koyucu, kazaya kusuruyla yol açan işverenin bu ödemelerin yükünü toplumun sırtına bırakmasını istememiştir. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 21. maddesi, belirli şartlarda Kurumun yaptığı ve ileride yapacağı ödemeleri işverene "ödettirir". Bu, Kurumun sigortalının haklarına halef olması değil, kanundan doğan bağımsız bir rücu hakkıdır. Kurum kendi zararını, yani sigortalıya ödediği ve ödeyeceği tutarları geri ister.
Bu davanın işçinin tazminat davasından üç temel farkı vardır:
- Taraflar farklıdır. Davacı Sosyal Güvenlik Kurumu, davalı işverendir; işçi ya da yakınları bu davada taraf değildir. Üçüncü kişinin kusuru varsa o kişi ve onu çalıştıran da davalı olabilir.
- Konu farklıdır. İşçi, kendi maddi ve manevi zararını ister. Kurum ise sigorta kolundan yaptığı ödemeleri ister; manevi tazminat rücu konusu olmaz.
- Sınır farklıdır. İşçi davasında sınır işçinin gerçek zararıdır. Rücu davasında ise iki sınır aynı anda işler: Kurumun ödediği tutarın işverenin kusur payına düşen kısmı ve sigortalının işverenden isteyebileceği gerçek zarar. Kurum bu ikisinden küçük olanı aşamaz.
Rücu davasının işçi davasından bağımsız olması, işverenin ödediği tazminatla Kurum alacağından kurtulamayacağı anlamına gelir. İşçiye tazminat ödemiş bir işveren, aynı kaza için Kurumun rücu talebiyle de karşılaşır; bu iki yükümlülük birbirini karşılamaz. Buna karşılık işçinin davasında, Kurumun bağladığı gelirin rücuya tabi kısmı tazminattan düşülür ve mükerrer ödeme böyle önlenir. Yani iki dava birbirinden ayrıdır ama hesap düzeyinde birbirine bağlıdır.
Rücunun şartları: kast, iş güvenliği mevzuatına aykırılık ve kaçınılmazlık
5510 sayılı Kanun'un 21. maddesinin birinci fıkrası rücunun şartını açıkça koyar: iş kazası veya meslek hastalığı "işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu" meydana gelmişse Kurumun ödemeleri işverene ödettirilir. Aynı fıkranın son cümlesi ise sınırı koyar: "İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır."
Bu iki cümle birlikte okunduğunda ortaya kusur esaslı bir sorumluluk çıkar. İşverenin sorumlu tutulabilmesi için kazanın ya kasten ya da iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketle meydana gelmiş olması gerekir. Uygulamada ikinci hâl baskındır: koruyucu donanım verilmemesi, makine koruyucularının sökülmüş olması, iş güvenliği eğitimi ve risk değerlendirmesi eksikliği, denetim yükümlülüğünün ihmali gibi 6331 sayılı Kanun ve yönetmeliklerinden doğan yükümlülüklere aykırılıklar. İşverenin bu yükümlülüklerinin çerçevesi iş sağlığı ve güvenliği sayfasında ele alınmıştır.
Kusurun tespiti rücu davasının merkezidir. Kusur, olayın oluş şekline göre işveren, sigortalı ve varsa üçüncü kişi arasında yüzde olarak paylaştırılır. Kurum, işverenin kusuru oranında rücu edebilir; sigortalının kendi kusuruna düşen kısım işverenden istenemez. Kusur oranı iş güvenliği uzmanı bilirkişilerden alınan raporlarla belirlenir; Kurum müfettiş raporu, Bakanlık iş müfettişi raporu, ceza soruşturması dosyası ve tanık beyanları bu tespitin dayanağıdır. İşçinin açtığı tazminat davasında ya da ceza davasında belirlenmiş bir kusur oranı varsa rücu davasında güçlü bir delil olarak değerlendirilir; ancak taraflar farklı olduğundan bu tespitler rücu davasında kural olarak kesin hüküm oluşturmaz ve mahkeme gerekirse yeniden kusur raporu alır.
Kaçınılmazlık, rücunun en önemli sınırıdır. Kaçınılmazlık, işverenin mevzuatın öngördüğü bütün önlemleri almış olması hâlinde dahi önlenemeyecek olan olay ve sonuçları ifade eder. Kazanın tamamen kaçınılmazlıktan kaynaklandığı belirlenirse işverene kusur atfedilemez ve 21. maddenin birinci fıkrasına dayanan rücu hakkı doğmaz. Kısmi kaçınılmazlıkta ise kaçınılmazlığa düşen pay rücu hesabının dışında kalır; Kurum yalnız işverenin kusuruna isabet eden kısmı ister.
Burada işçi davasıyla rücu davası arasında dikkat edilmesi gereken bir fark vardır. İşçinin kendi tazminat davasında Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, tamamen kaçınılmazlıktan kaynaklanan iş kazasında hakkaniyet gereği "işverenin %60, işçinin ise %40 kusurlu olduğunun kabulü adil bir çözüm olacaktır" sonucuna varmıştır (HGK 2015/983 E., 2019/252 K.). Bu paylaştırma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 51. maddesindeki hakkaniyet yetkisine ve sosyal devlet ilkesine dayanır; işverene kusur yüklemez, kaçınılmazlığın yükünü paylaştırır. Kurumun rücu hakkı ise kanunun açık lafzı gereği kusura bağlıdır; kaçınılmazlığa düşen ödemeler rücu edilemez. Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesinin gerekçesi de bunu doğrular: kaçınılmazlık hâlindeki sosyal güvenlik ödemeleri rücu edilemediğinden işçinin tazminatından da indirilemez. Yani kaçınılmazlık payı işçi davasında hakkaniyetle bölüşülürken, rücu davasında Kurumun eline geçmez.
Kurum neyi ister: ödemeler, ilk peşin sermaye değeri ve gerçek zarar tavanı
21. maddenin birinci fıkrası rücu konusunu üç kalemde tanımlar: Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine "yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı". Uygulamada bu kalemler şöyle somutlaşır:
- Geçici iş göremezlik ödeneği. İstirahat raporlu günler için sigortalıya ödenen günlük ödenek. Kaza tarihinden iyileşmeye ya da sürekli iş göremezlik tespitine kadar geçen dönemi kapsar.
- Bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri. Sürekli iş göremezlik geliri veya hak sahiplerine bağlanan ölüm geliri aylık ödenir; ancak rücu davasında bu gelir, gelirin bağlandığı tarihteki peşin sermaye değeriyle, yani Kurumun aktüerya esaslarına göre hesapladığı toplu tutarla istenir. Kanun "başladığı tarihteki ilk" ibaresiyle bu değeri sabitler; gelire sonradan yapılan kanuni artışlar rücu konusu değildir.
- Diğer ödemeler. Cenaze ödeneği gibi tek seferlik ödemeler ve şartları varsa 76. maddede düzenlenen sağlık hizmeti giderleri.
Bu kalemlerin toplamı rücunun üst kalemidir; Kurumun fiilen isteyebileceği tutar ise iki ayrı indirimden geçer. Birincisi kusur oranıdır: ilk peşin sermaye değeri ve ödenekler, işverenin kusur payıyla çarpılır. İkincisi kanunun birinci fıkrasında yazılı sınırdır: rücu, "sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere" yapılır. Yargıtay bu sınırı "gerçek zarar tavanı" olarak adlandırır.
Gerçek zarar tavanının mantığı şudur: Kurum, sigortalının işverenden isteyebileceğinden fazlasını isteyemez; aksi hâlde işveren, sigortalıya karşı sorumlu olmadığı bir tutarı Kuruma ödemek zorunda kalırdı. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi bir rücu davasında bunu şu cümleyle ifade etmiştir: "ilk peşin sermaye değerli gelirin, Kurum yararına tazmini mümkün kısmının belirlenebilmesi için gerçek zarar tavan hesabı yapılması zorunluluğu bulunmaktadır" (10. HD 2025/11769 E., 2025/16891 K.). Aynı kararda Daire, tavan hesabının tazminat hukukunun genel ilkeleriyle yapılacağını, sürekli iş göremezlikte bedensel zararın, ölümde destekten yoksun kalma zararının esas alınacağını, kalan ömür sürelerinde TRH-2010 yaşam tablosunun kullanılacağını ve bilinmeyen dönem için Kurumun ilk peşin sermaye değeri hesaplarına paralel olarak yüzde beş iskonto oranının uygulanacağını belirtmiştir. Karara konu dosyada ilk derece mahkemesi, işçinin kendi tazminat davasında alınan hesap raporuna dayanarak hüküm kurduğu için karar bozulmuş; bozma sonrası gerçek zarar tavanı ayrıca hesaplanarak verilen karar onanmıştır.
Uygulamada bu iki sınır bir arada şöyle işler. Bir işçinin ölümü üzerine hak sahiplerine bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin bir milyon lira olduğunu, işverenin yüzde altmış, işçinin yüzde kırk kusurlu bulunduğunu ve hak sahiplerinin işverenden isteyebileceği gerçek zararın kusur indirimi sonrası beş yüz bin lira hesaplandığını varsayalım. İlk sınır, peşin sermaye değerinin kusur payına düşen kısmıdır: altı yüz bin lira. İkinci sınır gerçek zarar tavanıdır: beş yüz bin lira. Kurum bu iki değerin küçüğünü, yani beş yüz bin lirayı isteyebilir. Rakamlar yalnızca yöntemi göstermek için seçilmiştir; gerçek dosyada her iki değer de bilirkişi raporlarıyla belirlenir.
Gerçek zarar tavanı hesabı, işçinin tazminat davasındaki hesapla aynı yöntemi kullanır: gerçek ücret, aktif ve pasif dönem, TRH-2010 yaşam tablosu, kusur oranı, ölümde destek payları ve eşin yeniden evlenme ihtimali. Bu yöntemin ayrıntısı ve dökümü iş kazası tazminat hesaplama aracında anlatılmış ve uygulanmıştır. Ancak rücu davasındaki tavan hesabında Yargıtay, Kurumun kendi aktüerya hesabına paralellik gerekçesiyle yüzde on yerine yüzde beş iskonto oranını kabul etmektedir; bu fark, aynı olayda işçi davasıyla rücu davasında farklı rakamlar çıkmasının olağan sebeplerinden biridir.
Üçüncü kişinin kusuru ve rücu edilemeyen hâller
21. maddenin dördüncü fıkrası, kazaya üçüncü bir kişinin kusuruyla sebep olunması hâlini ayrıca düzenler: bu durumda "sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edilir." İşverene rücuda peşin sermaye değerinin tamamı kusur oranıyla çarpılırken, üçüncü kişiye rücuda kanun bu değerin yarısını esas alır. Üçüncü kişi, sigortalıyla aynı işverene bağlı olmayan herkestir: kazaya karışan başka bir aracın sürücüsü, başka bir şirketin çalışanı, iş yerine hizmet veren bir yüklenici gibi. Kusuru varsa bu kişiyi çalıştıran da davalı olur.
İşverenin kendi çalışanının kusuru ise üçüncü kişi kusuru değildir; işveren, işçisinin iş güvenliği mevzuatına aykırı hareketinden birinci fıkra kapsamında sorumlu tutulur. Yargıtay, sürücüsü dava dışı olan bir kamu işvereninin sorumluluğunu tartışırken, davalının kusurunun sürücünün çalışma saatleri, yorgunluk ve fazla çalışma gibi olgular üzerinden ayrıca irdelenmesini istemiş; kusur oranları ayrıştırılmadan verilen kararı bozmuştur (10. HD 2025/11769 E., 2025/16891 K.). Kazada birden fazla kusurlu varsa Kurumun rücu edeceği tutar her birinin kusur payına göre ayrı ayrı belirlenir.
Kanun bazı hâllerde rücuyu açıkça kapatır. 21. maddenin beşinci fıkrasına göre kaza kamu görevlilerinin, er ve erbaşların ya da kamu idarelerince görevlendirilen kişilerin görevlerinin gereği olarak yaptıkları fiiller sonucu meydana gelmişse, haklarında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunanlar dışında bu kişilere ve kurumlarına rücu edilmez. Aynı fıkra ölümlü kazalarda iki hâli daha kapsam dışı bırakır: kazanın meydana gelmesinde kusuru bulunan hak sahiplerine ve iş kazası sonucu ölen kusurlu sigortalının hak sahiplerine, bağlanan gelir ve verilen ödenekler için Kurumca rücu edilmez. Böylece ölen işçinin kendi kusuru, geride kalan ailesine gelir bağlanmasına engel olmadığı gibi, o gelirin aileden geri istenmesine de yol açmaz.
Kusur aranmayan rücu hâlleri: geç bildirim, sağlık raporu ve sigortasız işçi
Birinci fıkradaki kusur şartı, 21. maddenin ve devamının düzenlediği bütün rücu hâlleri için geçerli değildir. Kanun, işverenin belirli yükümlülüklerini ihmal etmesine kusur araştırmasından bağımsız sonuçlar bağlar.
Geç bildirim. 5510 sayılı Kanun'un 13. maddesi uyarınca işveren, iş kazasını o yer yetkili kolluk kuvvetlerine derhal, Kuruma ise en geç kazadan sonraki üç iş günü içinde bildirmek zorundadır; kaza işverenin kontrolü dışındaki bir yerde meydana gelmişse süre kazanın öğrenildiği tarihten başlar. 21. maddenin ikinci fıkrası bildirim süresinin kaçırılmasının sonucunu düzenler: bildirim tarihine kadar geçen süre için sigortalıya ödenecek geçici iş göremezlik ödeneği Kurumca işverenden tahsil edilir. Burada işverenin kazadaki kusuru aranmaz; sorumluluğun sebebi bildirim yükümlülüğünün ihlalidir ve kapsamı yalnız bildirime kadar ödenen ödenekle sınırlıdır.
Sağlık raporuna aykırı çalıştırma. Üçüncü fıkraya göre, çalışma mevzuatında sağlık raporu alınması gereken işlerde rapor alınmadan ya da eldeki rapora aykırı olarak bünyece elverişli olmadığı işte çalıştırılan sigortalının, işe girmeden önce var olduğu tespit edilen veya bu çalıştırma sonucu meydana gelen hastalığı nedeniyle ödenen geçici iş göremezlik ödeneği işverene ödettirilir. 76. maddenin üçüncü fıkrası aynı hâlde Kurumca yapılan sağlık hizmeti giderlerinin de işverene tazmin ettirileceğini öngörür.
Sigortasız çalıştırma. En ağır sonucu 23. madde düzenler. İşe giriş bildirgesi süresinde verilmemişse, bildirgenin sonradan verildiği ya da sigortalı çalıştırıldığının Kurumca tespit edildiği tarihten önce meydana gelen iş kazasında Kurum, sigortalının gelir ve ödeneklerini yine öder; ancak yaptığı ve ileride yapacağı her türlü masraf ile bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri, "21 inci maddenin birinci fıkrasında yazılı sorumluluk halleri aranmaksızın" işverene ayrıca ödettirilir. Yani kayıt dışı çalıştırılan işçinin kazasında işveren, kazada hiç kusuru olmasa bile Kurumun bütün ödemelerinden sorumludur. Sigortasız çalıştırmanın idari para cezası ve prim borcu gibi diğer sonuçlarına bu rücu hâli eklenir; tespit çoğu zaman işçinin açtığı hizmet tespit davasıyla ya da kaza sonrası Kurum incelemesiyle yapılır.
Tedavide ihmal. 76. maddeye göre işveren, iş kazasına uğrayan sigortalıya sağlık durumunun gerektirdiği sağlık hizmetini derhal sağlamakla yükümlüdür. Bu yükümlülüğün ihmalinden ya da gecikmesinden dolayı tedavi süresi uzar, sigortalı malul kalır ya da malullük derecesi artarsa işveren, Kurumun bu nedenle yaptığı her türlü sağlık hizmeti giderini ödemekle yükümlüdür.
Rücu davası ile işçinin tazminat davası arasındaki bağ: mahsup
İki dava ayrı olsa da hesap düzeyinde birbirine bağlıdır; bu bağ mahsuptur. İşçinin ya da hak sahiplerinin işverene karşı açtığı tazminat davasında, Kurumun bağladığı gelirin ilk peşin sermaye değeri ve ödediği geçici iş göremezlik ödeneği zarardan düşülür. Aksi hâlde işveren aynı zarar için hem işçiye hem Kuruma ödeme yapar, işçi de aynı zararı iki kez tahsil ederdi.
Ancak mahsubun ölçüsü, bu yazının konusu olan rücu hakkının kapsamıyla birebir aynıdır: yalnız Kurumun işverene rücu edebileceği kısım düşülür. Bu kuralın dayanağı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesidir: "Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez." Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, işverenin yüzde yetmiş kusurlu bulunduğu bir dosyada bağlanan gelirin ilk peşin değerinin tamamının düşülmesini bozma sebebi saymış ve maddenin gerekçesinden şu cümleyi aktarmıştır: "Bağlanan gelirlerin, işçinin kusuru ve kaçınılmazlık gibi nedenlerle rücu edilemeyen kısmı da indirilemez." (21. HD 2013/15765 E., 2013/22450 K.). Daire aynı kararda bu kuralın kamu düzenine ilişkin olduğunu ve olayın tarihine bakılmaksızın uygulanacağını belirtmiştir.
Aynı çizgi güncel kararlarda sürmektedir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, ölümlü bir iş kazasında hak sahiplerine bağlanan gelirin mahsubu yapılmadan hüküm kurulmasını eleştirmiş ve yapılacak işi, hesaplanan zarardan "Kurumca bağlanacak peşin sermaye değerli gelirin rücuya tabi kısmının usulünce mahsup edilmesi" olarak tarif etmiştir (10. HD 2025/12426 E., 2026/4219 K.). Rücuya tabi kısım ise işverenin kusur payına düşen kısımdır; kaçınılmazlık payı ve işçinin kendi kusuruna düşen pay rücu edilemediğinden mahsup da edilemez.
Bu bağın işveren açısından pratik sonucu şudur: işçi davasında peşin sermaye değerinin tamamının düşülmesini istemek, hesabın Türk Borçlar Kanunu'na aykırı kurulmasına yol açar ve bozma sebebidir; buna karşılık rücuya tabi kısmın hiç düşülmemesi de işvereni aynı zarardan iki kez sorumlu tutar. Doğru hesap, kusur oranının her iki davada tutarlı biçimde uygulanmasını gerektirir. İş kazası tazminat hesaplama aracı bu kuralı uygular: ilk peşin sermaye değeri girildiğinde yalnız rücuya tabi kısmı tazminattan düşer, kaçınılmazlık payı rücu oranına dahil edilmez. Ölüm sigortasından bağlanan dul ve yetim aylıkları ise iş kazası sigortasından değil uzun vadeli sigorta kolundan geldiği için ne rücu konusu olur ne de tazminattan düşülür.
Zamanaşımı, faiz, görevli mahkeme ve arabuluculuk
Zamanaşımı. 5510 sayılı Kanun'un 93. maddesinin üçüncü fıkrası rücu davalarına özel bir süre koyar: "Bu Kanuna dayanılarak Kurumca açılacak tazminat ve rücû davaları, on yıllık zamanaşımına tâbidir." Sürenin başlangıcı da aynı fıkrada belirlenmiştir: rücu konusu gelir ve aylıklar bakımından Kurumun onay tarihinden, masraf ve ödemeler için ise masraf veya ödeme tarihinden itibaren. Uygulamada bu, kaza tarihinden değil gelirin bağlanmasının Kurum içinde onaylandığı tarihten işleyen bir süre demektir; kaza ile gelir bağlama arasında maluliyet tespiti nedeniyle yıllar geçebildiğinden, işverenin kaza tarihine göre süre hesaplaması yanıltıcı olur.
Faiz. Rücu alacağına yasal faiz işletilir ve başlangıç tarihi zamanaşımı başlangıcıyla aynı mantığı izler. Yukarıda anılan 10. Hukuk Dairesi kararına konu dosyada mahkeme, peşin sermaye değerli gelirden doğan Kurum zararına gelir bağlama onay tarihinden, cenaze yardımına ise ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizle hükmetmiş ve bu karar onanmıştır (10. HD 2025/11769 E., 2025/16891 K.). Kurum dava dilekçelerinde faizi çoğu zaman bu tarihlerden talep eder; gelir bağlama onay tarihi ile dava tarihi arasında geçen süre uzun olduğunda faiz, asıl alacağa yaklaşan bir tutara ulaşabilir.
Görevli ve yetkili mahkeme. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5. maddesi, Sosyal Güvenlik Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıkları iş mahkemelerinin görevine verir; iş mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesi iş mahkemesi sıfatıyla bakar. Yetki bakımından aynı Kanun'un 6. maddesi davalının yerleşim yeri mahkemesi ile işin veya işlemin yapıldığı yer mahkemesini yetkili kılar.
Arabuluculuk dava şartı değildir. İşçi alacaklarında zorunlu olan dava şartı arabuluculuk, iş kazasından doğan uyuşmazlıklara uygulanmaz. 7036 sayılı Kanun'un 3. maddesinin üçüncü fıkrası bunu açıkça söyler: "İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz." Kurum, rücu davasını doğrudan açar; işverenin arabuluculuk son tutanağı beklemesi ya da bu yönde bir usul itirazı yapması sonuç doğurmaz.
Dava süreci. Kurum çoğu zaman iş kazası tespiti ve gelir bağlama işlemi tamamlandıktan sonra, kusur oranını yargılamada belirletmek üzere kısmi bir tutarla dava açar ve kusur raporu geldikten sonra talebini artırır. Yargılamada sırasıyla olayın iş kazası olup olmadığı, kusur dağılımı, ilk peşin sermaye değeri ve gerçek zarar tavanı belirlenir; her biri ayrı bilirkişi incelemesi gerektirebilir. Bu nedenle rücu davaları, işçi davasına göre daha uzun sürebilir.
İşverenin savunmaları ve önleyici adımlar
Rücu davasında işverenin savunma imkânları, davanın yapısından doğar: rücu kusura, kusur oranına ve iki ayrı sınıra bağlıdır. Her biri ayrı bir savunma alanıdır.
- Olayın iş kazası olmadığı. 5510 sayılı Kanun'un 13. maddesindeki hâllerin gerçekleşmediği, olayın işle ilgisinin bulunmadığı ileri sürülebilir. Ancak Kurumun iş kazası tespiti idari bir işlemdir ve çoğu zaman işçinin açtığı tespit davasıyla ya da Kurum incelemesiyle kesinleşmiş olur; bu savunma ancak tespit henüz tartışmalıysa sonuç verir.
- Kaçınılmazlık. Kazanın, alınması gereken bütün önlemler alınmış olsa bile önlenemeyecek bir olaydan kaynaklandığı savunması, kabul edilirse rücuyu tamamen ya da kısmen ortadan kaldırır. Savunmanın ispatı işverendedir ve iş güvenliği bilirkişi raporuyla desteklenmelidir; "tedbir alınsaydı önlenirdi" sonucuna varılan her olay kaçınılmazlık dışındadır.
- Kusur oranına itiraz. Kusur raporu, işçinin kendi kusuruna ve varsa üçüncü kişinin kusuruna ayrı ayrı yer vermelidir. İşçinin kendi kusuruna düşen pay Kuruma ödenmez; üçüncü kişinin payı ise kanunun dördüncü fıkrası çerçevesinde o kişiye yöneltilir. Raporun eksik ya da çelişkili olması hâlinde yeni rapor istenmesi meşru bir taleptir.
- Gerçek zarar tavanı. Kurumun talebi ilk peşin sermaye değerinin kusur payıyla çarpımına dayanıyorsa, işveren ayrıca gerçek zarar tavan hesabı yapılmasını isteyebilir. Yargıtay bu hesabı zorunlu saydığından, tavan hesaplanmadan kurulan hüküm bozma sebebidir. Tavan, özellikle düşük ücretli, ileri yaştaki ya da destek payı küçük olan sigortalılarda peşin sermaye değerinin altında kalabilir.
- Zamanaşımı. Gelir için Kurum onay tarihinden, ödemeler için ödeme tarihinden itibaren on yıl geçmişse zamanaşımı def'i ileri sürülür. Süre kaza tarihinden değil bu tarihlerden işlediği için işverenin Kurumdan onay tarihini sormasında yarar vardır.
- Peşin sermaye değerinin hesabına itiraz. Kurumun aktüerya hesabı, gelirin bağlandığı tarihteki verilere dayanmalıdır; sonradan yapılan artışların hesaba katılıp katılmadığı denetlenebilir.
Savunmaların ötesinde, rücu riskini kazadan önce yöneten üç önleyici adım vardır. Birincisi, iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerinin belgelenmiş biçimde yerine getirilmesidir; risk değerlendirmesi, eğitim tutanakları, koruyucu donanım teslim belgeleri ve denetim kayıtları, kusur tespitinde işverenin lehine değerlendirilen delillerdir. İkincisi, kazanın üç iş günü içinde Kuruma bildirilmesidir; geç bildirim, kusurdan bağımsız bir sorumluluk doğurur ve idari para cezasıyla birlikte gelir. Üçüncüsü, işveren sorumluluk sigortası poliçesinin kapsamının rücu talepleri yönünden kontrol edilmesidir; bazı poliçeler yalnız işçinin tazminat taleplerini karşılar, Kurumun rücu talebini ayrıca kapsayıp kapsamadığı poliçe metninden okunmalıdır.
Rücu davası, işçi davasıyla birlikte ele alındığında işverenin toplam mali riskini ortaya koyar. Her iki davada da kusur oranı belirleyici olduğundan, kusur tespitinin ilk aşamasında yapılan hatalar sonraki bütün hesabı etkiler. Yalova ve çevresinde iş kazasından doğan rücu ve tazminat uyuşmazlıkları için Yalova iş avukatı sayfası, büronun bu alandaki çalışma çerçevesini anlatır; iş hukukunun diğer başlıkları iş hukuku sayfasında toplanmıştır.
Sık sorulan sorular
SGK hangi durumda işverene rücu davası açar?
İş kazası ya da meslek hastalığı işverenin kastı veya iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse Kurum, sigortalıya ödediği ödenekleri, bağladığı gelirin ilk peşin sermaye değerini ve diğer masrafları işverenden ister. Kazanın Kuruma geç bildirilmesi, sağlık raporuna aykırı çalıştırma ve sigortasız çalıştırma hâllerinde ise kusur aranmaksızın rücu yapılır.
İşçi kusurluysa Kurum yine rücu edebilir mi?
Kurum yalnız işverenin kusur payına düşen kısmı isteyebilir. İşçinin kendi kusuruna düşen kısım ve kaçınılmazlığa düşen pay rücu edilemez. Ölümlü kazada kusurlu sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelir için de hak sahiplerine rücu edilmez.
İşverenin ödeyeceği tutar nasıl hesaplanır?
İki sınır birlikte uygulanır: ilk peşin sermaye değeri ve ödeneklerin işverenin kusur payıyla çarpımı ile sigortalının ya da hak sahiplerinin işverenden isteyebileceği gerçek zarar. Kurum bu iki değerden küçük olanı aşamaz. Yargıtay, gerçek zarar tavan hesabının rücu davasında ayrıca yapılmasını zorunlu sayar.
Kazaya üçüncü bir kişi sebep olduysa ne olur?
Kanun bu hâlde Kurumun ödemelerinin ve ilk peşin sermaye değerinin yarısının, zarara sebep olan üçüncü kişiye ve kusuru varsa onu çalıştırana rücu edileceğini öngörür. İşverenin kendi çalışanının kusuru üçüncü kişi kusuru sayılmaz; işveren o kusurdan birinci fıkra kapsamında sorumlu tutulur.
Sigortasız işçinin kazasında işveren kusursuz olsa da öder mi?
Evet. İşe giriş bildirgesi verilmeden çalıştırılan işçinin, bildirgenin verildiği ya da çalışmanın Kurumca tespit edildiği tarihten önce geçirdiği kazada Kurumun bütün masrafları ve bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri, 21. maddedeki kusur şartı aranmaksızın işverene ödettirilir.
Rücu davasında zamanaşımı ne zaman başlar?
Süre on yıldır. Bağlanan gelir ve aylıklar için Kurumun gelir bağlama onay tarihinden, masraf ve ödemeler için ise masraf veya ödeme tarihinden itibaren işler. Kaza tarihi başlangıç değildir.
Rücu davasından önce arabulucuya gidilmesi gerekir mi?
Hayır. İş kazasından kaynaklanan tazminat davaları ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları dava şartı arabuluculuğun kapsamı dışındadır; Kurum davayı doğrudan iş mahkemesinde açar.
İşçiye tazminat ödeyen işveren Kurumun rücu talebinden kurtulur mu?
Hayır. İki dava birbirinden bağımsızdır; işçiye ödenen tazminat Kurumun alacağını karşılamaz. Mükerrer ödeme, işçinin tazminat davasında Kurumun bağladığı gelirin rücuya tabi kısmının zarardan düşülmesiyle önlenir.
Sonuç
SGK rücu davası, iş kazasının işveren üzerindeki ikinci ve çoğu zaman daha büyük mali sonucudur. Dayanağı 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesidir; kural olarak kusura bağlıdır ve kaçınılmazlık payı rücu edilemez. Kurum, ödediği ödenekleri ve bağladığı gelirin ilk peşin sermaye değerini işverenin kusur payı oranında ister; ancak bu talep, sigortalının işverenden isteyebileceği gerçek zararı aşamaz ve Yargıtay bu tavanın ayrıca hesaplanmasını zorunlu sayar. Üçüncü kişinin kusurunda rücu peşin sermaye değerinin yarısıyla sınırlıdır; geç bildirim, sağlık raporuna aykırı çalıştırma ve sigortasız çalıştırma hâllerinde ise kusur aranmaz. Zamanaşımı on yıldır ve gelir bağlama onay tarihinden işler; faiz de aynı tarihten istenir. Görevli mahkeme iş mahkemesidir ve arabuluculuk dava şartı değildir.
İşçinin tazminat davasıyla rücu davası ayrı dosyalarda yürür, ancak Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesi ikisini hesap düzeyinde birbirine bağlar: işçinin tazminatından yalnız Kurumun rücu edebileceği kısım düşülür. Bu yüzden kusur oranının her iki davada tutarlı belirlenmesi, işverenin toplam yükünü doğru ölçmenin tek yoludur. Kazadan önce belgelenmiş iş güvenliği uygulaması ve kazadan sonra süresinde bildirim, rücu riskini yönetmenin en etkili iki aracı olmaya devam etmektedir.
Bu konuyla ilgili emsal kararlar

Yasal Haklarını Alarak İstifa Ettiğini Yazan İşçi Kıdem Tazminatı Alabilir mi?
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 20.01.2026

Banka Hesap Hareketi Gerekçesiyle İşten Çıkarma Hukuka Uygun mu?
Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru, 08.10.2020

Kapatılan Bir Dernekte Görev Alan İşçinin Sözleşmesi Feshedilebilir mi?
Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru, 02.07.2020




