Babadan kalan dükkânın kiracısı altı aydır kira ödemiyor. Beş kardeşten üçü tahliye davası açılmasını istiyor, biri yurt dışında ve telefonlara cevap vermiyor, biri de kiracıyla arasının bozulmasını istemediği için vekâletname vermiyor. Dükkân herkese ait, ama hiç kimse tek başına onun için bir şey yapamıyor. Mirasçılar arasındaki bu tıkanmanın kanundaki adı elbirliği mülkiyetidir; çözümlerinden biri de Türk Medeni Kanunu m. 640/3'te yer alan, çoğu zaman gözden kaçan bir cümledir: "Mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh mahkemesi, miras ortaklığına paylaşmaya kadar bir temsilci atayabilir."
Temsilci atanması, miras ortaklığını sona erdirmez ve paylaşma yerine geçmez. Yaptığı iş daha dardır: oybirliği sağlanamadığı için yürümeyen yönetim işlerini ve davaları, mahkemenin seçtiği bir kişinin eline vererek terekeyi işler hâle getirir. Kimin isteyebileceği, hangi mahkemenin karar vereceği, temsilcinin neyi yapıp neyi yapamayacağı ve Yargıtay'ın bu kuruma hangi davalarda başvurulmasını beklediği, kurumu doğru kullanmanın dört temel sorusudur.
Mirasçılar Terekeye Birlikte Sahiptir ve Birlikte Karar Vermek Zorundadır
Mirasbırakan öldüğü anda tereke kendiliğinden mirasçılara geçer; birden çok mirasçı varsa aralarında kanundan doğan bir ortaklık kurulur. TMK m. 640/1 bu ortaklığın terekedeki "bütün hak ve borçları" kapsadığını ve paylaşmaya kadar sürdüğünü söyler. Aynı maddenin ikinci fıkrası ise kuralın özünü koyar: mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olur ve sözleşme ya da kanundan doğan temsil veya yönetim yetkisi saklı kalmak üzere terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf eder.
Elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyetten farkı TMK m. 701/2'de açıkça yazılıdır: ortakların belirlenmiş payları yoktur, her birinin hakkı ortaklığa giren malların tamamına yaygındır. Tapuda "elbirliği" olarak görünen bir taşınmazda mirasçıların miras payları bellidir ama o taşınmaz üzerinde ayrı ayrı satılabilir bir payları yoktur. Kardeşlerden biri "dörtte birim benim" diyerek o taşınmazdaki dörtte bir payı satamaz; çünkü henüz ortada ayrılmış bir pay bulunmaz.
Karar alma kuralı TMK m. 702/2'dedir: kanunda ya da sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça "gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için" ortakların oybirliğiyle karar vermesi gerekir. Paylı mülkiyette olağan yönetim işlerini her paydaş tek başına yapabilir (TMK m. 690), önemli yönetim işleri için pay ve paydaş çoğunluğu yeter (TMK m. 691); elbirliğinde ise bu kademeli yapı yoktur. Tek bir mirasçının itirazı ya da sessizliği, bütün terekenin yönetimini durdurmaya yeter. Elbirliği ile paylı mülkiyet arasındaki farkın ortaklığın giderilmesine yansıması ortaklığın giderilmesi davası yazısında ayrıntılı bir tabloyla anlatılmıştır.
Oybirliği Kuralı En Çok Kira, Dava ve Banka İşlerinde Tıkanır
Mirasçıların hepsi aynı şehirde oturuyor ve birbiriyle konuşuyorsa oybirliği kuralı bir formaliteden ibarettir; ortak bir vekâletname ya da birlikte imzalanan bir dilekçe sorunu çözer. Kural, mirasçılardan biri ulaşılamaz, küs, yurt dışında, kısıtlı ya da yalnızca çıkarı farklı olduğunda gerçek bir engele dönüşür. Uygulamada sık karşılaştığımız tablo, tek bir mirasçının vekâletname vermemesi yüzünden terekeye ait bir alacağın zamanaşımına yaklaşmasıdır.
Tıkanmanın en sık görüldüğü işler ve kanundaki karşılıkları şöyle özetlenebilir:
| İş | Tek mirasçı yapabilir mi | Dayanak ve not |
|---|---|---|
| Kiracıya ihtarname, kira sözleşmesinin feshi, tahliye davası | Kural olarak hayır; mirasçılar birlikte kiraya veren konumundadır | TMK m. 640/2, 702/2; diğerleri katılmazsa temsilci yolu |
| Terekeye ait para alacağının dava edilmesi | Kural olarak hayır; alacak elbirliğiyle mirasçılara aittir | TMK m. 644/3 ile alacağın paylar oranında bölünmesi ayrıca istenebilir |
| Tereke taşınmazına yapılan haksız el atmanın önlenmesi | Koruma niteliğindeyse evet, tüm mirasçılar yararına | TMK m. 640/4 ve 702/4: sağlanan korumadan hepsi yararlanır |
| Taşınmazın satışı, ipotek kurulması, bağış | Hayır; temsilci de bu yetkiyi kural olarak taşımaz | TMK m. 702/2; kalıcı çözüm paylaşma ya da ortaklığın giderilmesi |
| Tereke borcunun alacaklıya ödenmesi | Alacaklı her mirasçıdan tamamını isteyebilir | TMK m. 641/1 müteselsil sorumluluk; ödeyenin iç ilişkide diğerlerine başvurusu ayrı bir sorundur |
| Banka hesabındaki paranın çekilmesi | Bankalar kural olarak tüm mirasçıların birlikte başvurusunu arar | Mirasçılık belgesi ve bankanın istediği diğer belgeler gerekir; mirasçılardan biri katılmazsa temsilci yolu |
Tablodaki her satırda aynı soru sorulur: yapılmak istenen iş terekeyi korumaya mı yöneliktir, yoksa terekeyi yönetmeye ya da onun üzerinde tasarruf etmeye mi? Koruma için kanun tek mirasçıya kapı açmıştır; yönetim ve dava takibi için temsilci, tasarruf için ise paylaşma yolu vardır.
Kiraya veren öldüğünde kira ilişkisi mirasçılarla sürer
Kira sözleşmesi kiraya verenin ölümüyle sona ermez. Mirasçılar mirasın açılmasıyla terekeyi bir bütün olarak kazandığından (TMK m. 599), sözleşmede kiraya veren sıfatı da mirasçıların tamamına geçer. Kiracı bakımından muhatap artık tek bir kişi değil, miras ortaklığıdır. Kira bedelinin hangi hesaba ödeneceği, ödenmezse kimin ihtar göndereceği ve tahliye davasını kimin açacağı soruları bu noktada ortaya çıkar.
Bir hesap ve bir sözcü üzerinde anlaşılabiliyorsa sorun yaşanmaz. Mirasçılardan biri kiracıyla yakın ilişki içindeyse ya da kira gelirinin kendisinde kalmasını istiyorsa, diğer mirasçıların temerrüt ihtarı ve tahliye davası için gereken birlikteliği sağlaması güçleşir. Bu durumda atanan temsilci kiraları terekeye ait bir hesapta toplayabilir, ihtarnameyi gönderebilir ve atama kararının kapsamı izin veriyorsa davayı açabilir. Kira gelirinin mirasçılar arasında nasıl bölüneceği ise temsilcinin değil, paylaşmanın konusudur; temsilci geliri toplar ve hesabını verir.
Mirasçılardan biri yurt dışında ya da ulaşılamaz durumdaysa
Yurt dışında yaşayan, adresi bilinen ama vekâletname göndermeyen bir mirasçı ile yıllardır haber alınamayan bir mirasçı aynı hukuki durumda değildir. İlkinde mirasçı bellidir ve ulaşılabilir; yalnızca birlikte hareket etmemektedir. Bu durum temsilci atanmasının tipik örneğidir. İkincisinde ise mirasçının uzun süreden beri bulunamaması ve temsilci de bırakmamış olması, TMK m. 592/1 uyarınca mirasın resmen yönetilmesini gerektirebilir.
Ayrımın pratik sonucu, mahkemenin hangi kurumu uygulayacağını belirlemesidir. Başvuruda ulaşılamayan mirasçının adresinin, ona yapılan bildirimlerin ve sessiz kalışının belgelenmesi, mahkemenin talebi doğru nitelendirmesini kolaylaştırır. Mirasçının hayatta olup olmadığı belirsizse, gaiplik ve resmî yönetim seçenekleri de değerlendirmeye girer.
Her Mirasçı Terekeyi Tek Başına Koruyabilir, Ama Yönetemez
TMK m. 640/4, mirasçılardan her birinin "terekedeki hakların korunmasını" isteyebileceğini ve sağlanan korumadan mirasçıların hepsinin yararlanacağını düzenler. Elbirliği mülkiyetinin genel hükmü olan TMK m. 702/4 de aynı kuralı tekrarlar. Bu fıkralar oybirliği kuralının en önemli istisnasıdır; mirasçılardan biri, diğerlerinin onayını beklemeden terekenin zarar görmesini önleyecek adımları atabilir.
Koruma kapsamında kalan işlerin ortak özelliği, terekenin mevcut durumunu muhafaza etmesi ve sonucunun bütün mirasçılara yaramasıdır. Tereke taşınmazına üçüncü kişinin yaptığı haksız el atmanın önlenmesi, delil tespiti, zamanaşımını kesen işlemler ve ihtiyati tedbir talepleri bu çerçevede değerlendirilir. Yerleşik içtihat, bu tür davalarda mirasçının talebini kendi payıyla sınırlamadan "tüm mirasçılar adına" kurmasını aramaktadır; talep davacı mirasçının kendi payıyla sınırlanırsa, üçüncü kişiye karşı açılan davada bu talep elbirliği kuralına takılır.
Koruma ile tasarruf arasındaki çizgi Yargıtay kararlarında da belirleyicidir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 14 Mayıs 2026 tarihli kararında (E. 2026/2792, K. 2026/4111) bu ayrımı şöyle ifade etmiştir: "terekeye dahil bir taşınmaz hakkında bir mirasçı diğer mirasçılar aleyhine tek başına miras payı oranında adına tescil istemi ile dava açabilirse de, 3. kişiye karşı miras payının adına tescili istemiyle dava açması hukuken mümkün değildir." Mirasçılar arasındaki iç uyuşmazlık ile terekenin üçüncü kişiye karşı korunması bu nedenle farklı kurallara bağlıdır.
Mirasbırakanın sağlığında mal kaçırmak amacıyla yaptığı muvazaalı devirler ayrı bir kategoridir. Yargıtay'ın içtihadı birleştirme kararından bu yana muris muvazaasına dayanan tapu iptali ve tescil davasını her mirasçı kendi miras payı oranında açabilmektedir. Bu dava türünün ayrıntıları miras paylaşımı ve miras davaları sayfasında ele alınmıştır.
Temsilci Atanmasını Mirasçılardan Biri Sulh Hukuk Mahkemesinden İster
TMK m. 640/3'ün lafzı iki şeyi açıkça söyler. İlki, istemin tek bir mirasçıdan gelmesinin yeterli olduğudur; diğer mirasçıların onayı ya da çoğunluk kararı aranmaz. İkincisi, kararı verecek merci sulh mahkemesidir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 383 de çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkemenin, aksine düzenleme yoksa, sulh hukuk mahkemesi olduğunu belirtir. Asliye hukuk mahkemesinde görülen bir davada temsilci ihtiyacı doğsa bile atama kararı o mahkemeden değil, sulh hukuk mahkemesinden alınır.
Uygulamada temsilci atanması çekişmesiz yargı işi olarak görülür. Bunun usule yansıması şudur: çekişmesiz yargı işlerinde niteliğine uygun düştüğü ölçüde basit yargılama usulü uygulanır ve aksine hüküm yoksa resen araştırma ilkesi geçerlidir (HMK m. 385). Mahkeme mirasçılık durumunu, terekenin içeriğini ve temsilci ihtiyacının gerçekten bulunup bulunmadığını kendiliğinden araştırabilir. Kararlar kural olarak maddi anlamda kesin hüküm oluşturmaz (HMK m. 388); koşullar değişirse temsilcinin değiştirilmesi ya da görevin sona erdirilmesi yeniden istenebilir.
Yetkili mahkeme konusunda iki kural birbirine yaklaşır. Çekişmesiz yargıda genel kural, talepte bulunanın ya da ilgililerden birinin oturduğu yer mahkemesinin yetkili olmasıdır (HMK m. 384). Miras davalarında ise HMK m. 11, terekenin paylaşılmasına ve mirasçılar arasında terekenin yönetiminden kaynaklanan davalara ölen kişinin son yerleşim yeri mahkemesini kesin yetkili kılar. Atama talebi bir dava niteliği taşımadığından m. 11'in bu talebe uygulanıp uygulanmayacağı tartışmaya açıktır. Başvuru yeri seçilirken bu iki kural birlikte gözetilmeli; temsilcinin görev yapacağı davanın ve tereke mallarının bulunduğu yer de pratik bakımdan önem taşır.
Başvuru dilekçesinde temsilci ihtiyacının somut olarak gösterilmesi gerekir. Mahkeme genel bir "terekeyi yönetsin" talebi yerine, hangi işin neden yapılamadığını görmek ister. Dilekçeye eklenen başlıca belgeler şunlardır:
- Mirasçılık belgesi (veraset ilamı); belgenin nasıl alınacağı veraset ilamı nasıl alınır yazısında anlatılmıştır,
- Terekeye ait taşınmazların tapu kayıtları, kira sözleşmeleri ya da alacağı gösteren belgeler,
- Diğer mirasçıların katılmadığını gösteren yazışmalar, ihtarnameler ya da davadaki muvafakat beyanları,
- Temsilci olarak önerilen kişinin kimliği ve görevi kabul edeceğine ilişkin beyan,
- Temsilcinin görev yapacağı dava ya da iş belirliyse o dosyanın bilgileri.
Mahkeme, temsilci olarak önerilen kişiyle bağlı değildir. Mirasçılardan biri temsilci olarak atanabileceği gibi, mirasçılar arasındaki gerginlik yüksekse tarafsız bir üçüncü kişi, çoğu zaman bir avukat, tercih edilir. Diğer mirasçılara talebin bildirilmesi ve görüşlerinin alınması, hem kararın sağlamlığı hem de ileride doğabilecek itirazlar bakımından önem taşır.
Temsilcinin Yetkisi Yönetim ve Dava Takibiyle Sınırlıdır
TMK m. 640/3 temsilcinin yetkisini saymaz; yalnızca "paylaşmaya kadar" atanacağını söyler. Yetkinin sınırı bu nedenle atama kararının kendisinden ve elbirliği mülkiyetinin genel kurallarından okunur. Sulh hukuk mahkemeleri uygulamada temsilciyi ya terekenin genel yönetimi için ya da belirli bir davanın takibiyle sınırlı olarak atar. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2 Mart 2026 tarihli kararına (E. 2026/341, K. 2026/1139) konu dosyada sulh hukuk mahkemesi, temsilciyi asliye hukuk mahkemesinde görülen belirli bir tapu iptali davasında "temsille sınırlı olmak üzere" atamıştı.
Yetki kapsamındaki işler, terekenin değerini koruyan ve gelirini toplayan yönetim işleridir: kiraların tahsili, kiracıya ihtarname gönderilmesi, tereke adına dava açılması ve açılmış davanın takibi, terekeye karşı açılan davada savunma, vergi ve benzeri yükümlülüklerin tereke gelirinden ödenmesi, zorunlu onarımların yaptırılması. Atama kararında yetkinin kapsamı ne kadar açık yazılmışsa temsilcinin üçüncü kişiler ve tapu, banka gibi kurumlar karşısındaki konumu o kadar sağlam olur.
Tasarruf işlemleri ise ayrı bir sorudur. Tereke taşınmazının satılması, üzerine ipotek kurulması ya da bağışlanması, terekenin yapısını değiştiren ve geri dönüşü güç işlemlerdir. Doktrinde ağırlıklı görüş, TMK m. 640/3 uyarınca atanan temsilcinin bu tür işlemleri yapma yetkisi taşımadığı, temsilcinin görevinin terekeyi paylaşmaya kadar korumak ve yönetmek olduğu yönündedir. Tasarruf için mirasçıların oybirliği gerekir; o sağlanamıyorsa yol paylaşma ya da ortaklığın giderilmesidir.
Paylaşmanın kendisi de temsilcinin işi değildir. Mirasçılar arasındaki paylaşma, ya mirasçıların anlaşmasıyla (TMK m. 646/2) ya da sulh hukuk mahkemesinde açılacak paylaşma davasıyla gerçekleşir. Görev paylaşmaya kadar sürer; paylaşmanın biçimini mirasçılar ya da mahkeme belirler.
Davaya Katılmayan Mirasçı Varsa Yargıtay Temsilci Atanması İçin Süre Verilmesini Bekler
Kurumun en sık kullanıldığı alan dava takibidir. Terekeye ait bir hak için üçüncü kişiye karşı dava açıldığında aktif dava ehliyeti mirasçıların tamamına aittir. Davayı mirasçılardan bir kısmı açmışsa yargılama sırasında eksiklik iki yoldan giderilebilir: davaya katılmayan mirasçıların muvafakatinin (onayının) alınması ya da miras ortaklığına temsilci atanması.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 14 Mayıs 2026 tarihli kararı bu sıralamayı somut bir dosyada uygulamıştır. Davada mirasçıların bir kısmı, hata ve hile iddiasıyla üçüncü kişiye devredilen payın terekeye iadesini istemişti. İlk derece mahkemesi davaya katılmayan mirasçılara meşruhatlı davetiye çıkarmış, bu mirasçılar davaya muvafakat etmediklerini bildirmişti. İlk derece mahkemesinin esastan verdiği ret kararını kaldıran bölge adliye mahkemesi (BAM), davacıların aktif dava ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle davayı usulden reddetti. Daire bu kararı bozdu ve izlenmesi gereken yolu şöyle tarif etti: "Bu aşamadan sonra yapılması gereken, TMK'nın 640. maddesi gereğince miras ortaklığına temsilci atanması için dava açmak üzere davacı tarafa süre verilmesi ve davaya atanacak temsilci huzuruyla devam edilmesinden ibarettir."
Kararın uygulamaya yansıması açıktır. Mirasçılardan biri muvafakat vermiyor diye dava kendiliğinden düşmez; mahkemenin davacılara temsilci atanması için sulh hukuk mahkemesine başvurmak üzere süre vermesi gerekir. Davacının bu süreyi kullanması, sulh hukuk mahkemesinden alınan atama kararını asıl dosyaya sunması ve davanın bundan sonra temsilci huzuruyla yürütülmesi beklenir. Sürenin kullanılmaması hâlinde dava şartı eksikliği giderilmemiş olur.
Aynı yolun her davada açık olmadığını gösteren bir karar daha vardır. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 9 Nisan 2026 tarihli kararında (E. 2025/3486, K. 2026/1869) mirasçıların zilyetlik ve kayıt malikinin ölümü nedenlerine dayanarak taşınmazın tapuda kendi adlarına tescilini istedikleri ve dava dışı mirasçıların bulunduğu davada, bölge adliye mahkemesinin aktif husumet yokluğundan verdiği ret kararını onadı. BAM, mirasçılardan bir bölümünün açtığı davanın diğer mirasçıların paylarını kapsamadığını ve onlar adına da açılmadığını, bu nedenle diğer mirasçıların katılmasıyla ya da temsilci atanmasıyla davaya devam edilmesinin mümkün olmadığını kabul etmişti. Ayrımın ölçütü talep sonucudur: dava tüm mirasçılar adına ya da terekeye iade istemiyle açılmışsa temsilciyle eksiklik giderilebilir; dava baştan yalnız davacıların kendi adlarına tescil istemiyle kurulmuşsa temsilci bu kusuru tamamlayamaz.
Dava dilekçesinin talep sonucu, temsilci yolunun açık olup olmadığını baştan belirler. Terekeye ait bir hak için üçüncü kişiye karşı açılacak davada talebin "tüm mirasçılar adına" ya da "terekeye iade" biçiminde kurulması, yargılama sırasında doğabilecek muvafakat sorununu çözülebilir bir sorun olarak tutar.
Terekeye karşı açılan davalarda tablo değişir. Mirasçılar tereke borçlarından müteselsilen sorumlu olduğundan (TMK m. 641/1), alacaklı para alacağı için mirasçıların hepsine karşı dava açmak zorunda değildir; dilediği mirasçıdan alacağın tamamını isteyebilir. Tereke taşınmazının aynına ilişkin bir davada ise elbirliği mülkiyeti nedeniyle mirasçıların tamamının davada yer alması gerekir. Terekenin kesin paylaşımına kadar mirasçılara karşı açılacak davalarda ölen kişinin son yerleşim yeri mahkemesi kesin yetkilidir (HMK m. 11/1-b). Davalı taraftaki mirasçılardan birine ulaşılamıyor ya da mirasçılar savunmada birlikte hareket edemiyorsa, miras ortaklığına temsilci atanması davalı taraf için de bir çözüm olabilir.
Temsilcinin Ücreti Terekeden Karşılanır, Hesabı Mahkemeye Verilir
Kanun, temsilcinin ücreti ve hesap verme yükümlülüğü hakkında ayrı bir hüküm içermez (TMK m. 640). Doktrinde, temsilciye görevinin niteliğine uygun düştüğü ölçüde kayyımlığa ilişkin hükümlerin kıyasen uygulanacağı kabul edilir. Benzer kurumlarda kanun koyucunun tercihi de yol göstericidir: mirasın resmen yönetilmesinde sulh hâkimi, terekeyi yönetmekle görevlendirilen kişiye istemi hâlinde "terekeden karşılanmak üzere uygun bir ücret ödenmesine" karar verir (TMK m. 592/son); vasiyeti yerine getirme görevlisi de hizmetinin karşılığında uygun bir ücret isteyebilir (TMK m. 550/son).
Bu nedenle temsilcinin ücreti ve yaptığı zorunlu giderler kural olarak terekeden karşılanır. Ücretin miktarı, işin kapsamına, süresine ve temsilcinin harcadığı emeğe göre atama kararında ya da sonradan sulh hukuk mahkemesince belirlenir. Ücret ve masrafın hangi kalemden ödeneceği, terekenin nakit geliri yoksa nasıl karşılanacağı atama aşamasında netleştirilmelidir; aksi hâlde temsilci görevi fiilen yürütemez hâle gelebilir.
Temsilci, yönettiği mallar ve tahsil ettiği gelirler için hesap vermekle yükümlüdür. Kayyımlık hükümleri kıyasen uygulandığında hesap, atamayı yapan sulh hukuk mahkemesine verilir ve mirasçılar bu hesaba itiraz edebilir. Temsilcinin görevini kötüye kullandığı, terekeyi zarara uğrattığı ya da mirasçılardan birini kayıracak biçimde davrandığı iddiasında, görevden alınması ve yerine başkasının atanması yine sulh hukuk mahkemesinden istenir. Özensiz yönetimden doğan zararlar için temsilcinin genel hükümlere göre sorumluluğu da gündeme gelebilir.
Görevin sona ermesi kanunda "paylaşmaya kadar" sözleriyle sınırlanmıştır. Belirli bir dava için yapılan atamada görev, o davanın kesinleşmesiyle sona erer. Genel yönetim için atanmış temsilcinin görevi ise terekenin paylaşılmasına, elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesine ya da mirasçıların birlikte hareket edebilir hâle gelmesine kadar sürer.
Temsilci, Tereke Kayyımı ve Resmî Yönetim Farklı Durumlar İçin Öngörülmüştür
Mirasçıların anlaşamadığı ya da terekenin sahipsiz kaldığı durumlarda kanun birden çok kurum öngörür ve bunlar birbirine sıkça karıştırılır. Aradaki farkı belirleyen soru, sorunun kaynağıdır: mirasçılar belli ama anlaşamıyor mu, mirasçılar belli değil mi, yoksa mirasbırakan bir yönetici mi belirlemiş?
| Kurum | Dayanak | Ne zaman başvurulur | Kim başlatır |
|---|---|---|---|
| Miras ortaklığına temsilci | TMK m. 640/3 | Mirasçılar belli, ancak oybirliği sağlanamıyor | Mirasçılardan biri |
| Tereke için yönetim kayyımı | TMK m. 427/3 | Mirasçılık hakları henüz belli değil ya da ceninin menfaati gerektiriyor | Vesayet makamı (sulh hukuk mahkemesi) |
| Mirasın resmen yönetilmesi | TMK m. 592 | Mirasçılardan biri uzun süredir bulunamıyor, mirasçılar tam bilinmiyor ya da mirasçılık şüpheli | Sulh hâkimi resen |
| Vasiyeti yerine getirme görevlisi | TMK m. 550 | Mirasbırakan vasiyetnameyle bir görevli atamış | Mirasbırakan |
Mirasçılardan biri yıllardır kayıp ve hiçbir temsilci bırakmamışsa, durum TMK m. 592/1-1 kapsamında resmî yönetimi gerektirebilir; bu hâlde sulh hâkimi kendiliğinden harekete geçer. Mirasbırakan terekenin tamamı üzerinde yetkili bir vasiyeti yerine getirme görevlisi atamışsa, TMK m. 592/2 uyarınca terekenin yönetimi önemli bir engel bulunmadıkça ona verilir. Temsilci atanması ise bu kurumların hiçbiri uygulanmadığında, yani mirasçılar belli ve ulaşılabilir olduğu hâlde birlikte karar alamadıklarında başvurulan yoldur.
Mirasçılardan biri küçük ya da kısıtlıysa, tereke işleminde onun yasal temsilcisiyle menfaat çatışması doğabilir. Örneğin anne hem kendisi mirasçıdır hem de küçük çocuğunun velisidir; terekeye ilişkin bir işlemde çıkarları ayrışıyorsa küçük için TMK m. 426/2 uyarınca temsil kayyımı atanması gerekir. Bu kayyım, miras ortaklığı temsilcisinin yerine geçmez; küçüğün o işteki kişisel temsilini sağlar.
Tıkanmanın Kalıcı Çözümü Paylaşma ya da Paylı Mülkiyete Geçiştir
Atanan temsilci terekeyi işler hâle getirir, ama mirasçıları aynı ortaklıkta tutmaya devam eder. Anlaşmazlık derinse, temsilcinin her kararı yeni bir itirazın ve hesap tartışmasının konusu olabilir. Kalıcı çözüm, elbirliği ilişkisinin sona erdirilmesidir ve TMK m. 703/1 bunun üç yolunu sayar: malın devri, topluluğun dağılması ya da paylı mülkiyete geçilmesi.
Paylaşma istemi TMK m. 642/1'de düzenlenmiştir: mirasçılardan her biri, sözleşme veya kanun gereğince ortaklığı sürdürmekle yükümlü olmadıkça, "her zaman mirasın paylaşılmasını isteyebilir." Paylaşma anlaşmayla yapılamıyorsa sulh hukuk mahkemesinde ortaklığın giderilmesi davası açılır; mahkeme olanak varsa malları aynen bölüştürür, yoksa satış yoluyla paylaştırır. Paylaşmanın derhâl yapılması malın ya da terekenin değerini önemli ölçüde azaltacaksa, sulh hâkimi mirasçılardan birinin istemi üzerine paylaşmanın ertelenmesine karar verebilir (TMK m. 642/3). Bu erteleme dönemi, temsilci atanmasının en anlamlı olduğu dönemlerden biridir.
Daha hafif bir ara yol TMK m. 644'tedir. Bir mirasçı, terekeye dahil malların tamamı ya da bir kısmı üzerindeki elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesini isteyebilir. Sulh hâkimi diğer mirasçıları itirazlarını bildirmeye çağırır; elbirliğinin devamını haklı kılacak bir itiraz ileri sürülmez ya da mirasçılardan biri belirlenen süre içinde paylaşma davası açmazsa dönüştürme kararı verilir. Maddenin üçüncü fıkrası, terekedeki diğer hakların ve alacakların paylar oranında bölünmesi için de aynı usulün uygulanacağını belirtir. Paylı mülkiyete geçildiğinde her mirasçı kendi payı üzerinde tasarruf edebilir ve olağan yönetim işlerini tek başına yapabilir (TMK m. 690); oybirliği şartı ortadan kalkar.
Hangi yolun seçileceği terekenin yapısına bağlıdır. Tek bir kiralık taşınmazdan oluşan ve mirasçıların ileride satmayı düşündüğü bir terekede temsilci geçici bir çözüm sunar; birden çok taşınmaz ve alacak içeren, mirasçıların uzun süre birlikte kalmak istemediği bir terekede paylı mülkiyete dönüştürme ya da ortaklığın giderilmesi daha kalıcı sonuç verir. Miras hukukuna ilişkin diğer konular miras hukuku sayfasında bir arada yer almaktadır.
Sık Sorulan Sorular
Temsilci atanması için mirasçıların çoğunluğunun onayı gerekir mi?
Kanun, mirasçılardan birinin istemini yeterli saymaktadır (TMK m. 640/3); çoğunluk kararı ya da diğer mirasçıların onayı aranmaz. Mahkeme diğer mirasçıların görüşünü alabilir ve temsilci ihtiyacını kendisi değerlendirir. Diğer mirasçıların itirazı, kararı vermeye engel değildir; ancak temsilcinin kim olacağı belirlenirken bu itirazlar dikkate alınır.
Mirasçılardan biri temsilci olarak atanabilir mi?
Kanun temsilcinin mirasçı dışından seçilmesini şart koşmaz; mirasçılardan biri de atanabilir. Mirasçılar arasındaki uyuşmazlık temsilci adayının kendisiyle ilgiliyse ya da adayın terekeyle çatışan bir çıkarı varsa, tarafsız bir üçüncü kişinin tercih edilmesi beklenir. Bu tercih, temsilcinin sonradan görevden alınması taleplerini de azaltır.
Temsilci, tereke taşınmazını satabilir mi?
Kanunun öngördüğü görev terekeyi paylaşmaya kadar korumak ve yönetmektir; doktrinde ağırlıklı görüş, bu görevin satış gibi tasarruf işlemlerini kapsamadığı yönündedir. Taşınmazın satılması için mirasçıların oybirliği gerekir. Oybirliği sağlanamıyorsa satış, ortaklığın giderilmesi davasında mahkeme kararıyla yapılır.
Temsilci atanmasına ilişkin karara itiraz edilebilir mi?
Çekişmesiz yargı kararlarına karşı hukuki yararı bulunan ilgililer, kararın öğrenilmesinden itibaren iki hafta içinde istinaf yoluna başvurabilir (HMK m. 387). Bölge adliye mahkemesinin çekişmesiz yargı işlerinde verdiği kararlar HMK m. 362/1-ç uyarınca temyiz edilemez. Karar maddi anlamda kesin hüküm oluşturmadığından, koşullar değiştiğinde temsilcinin değiştirilmesi ayrıca istenebilir.
Dava devam ederken temsilci atanması mümkün mü?
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, mirasçıların bir kısmının açtığı ve diğerlerinin muvafakat etmediği davada, davacılara temsilci atanması için süre verilmesini ve davaya temsilci huzuruyla devam edilmesini aramaktadır. Bunun için talep sonucunun tüm mirasçılar adına ya da terekeye iade biçiminde kurulmuş olması gerekir. Davacılar yalnız kendi adlarına tescil istemişse, bu eksiklik temsilci atanmasıyla giderilemez.
Temsilci atandıktan sonra miras ortaklığı sona erer mi?
Atama kararı miras ortaklığını sona erdirmez; mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olmaya devam eder. Ortaklık, paylaşma, paylı mülkiyete dönüştürme ya da malın devriyle sona erer (TMK m. 703/1). Temsilcinin görevi de kanun gereği paylaşmaya kadar devam eder.
Temsilci Başvurusundan Önce Netleştirilmesi Gereken Beş Nokta
Başvurunun hızla sonuçlanması, talebin hangi soruya cevap aradığının baştan belli olmasına bağlıdır. Sulh hukuk mahkemesine gitmeden önce şu sorulara cevap verilmelidir:
- Yapılmak istenen iş koruma mı, yönetim mi, tasarruf mu? Koruma için temsilci gerekmeyebilir (TMK m. 640/4); tasarruf için temsilci yeterli olmaz.
- Temsilci hangi iş için isteniyor? Belirli bir davayla sınırlı atama, genel yönetim yetkisine göre daha kolay kabul görür ve daha az itiraz doğurur.
- Mirasçılık durumu kesinleşmiş mi? Mirasçılık belgesi yoksa ya da mirasçılar tam bilinmiyorsa, başvurulacak kurum temsilci değil, tereke kayyımı ya da resmî yönetim olabilir.
- Açılmış ya da açılacak davanın talep sonucu doğru kurulmuş mu? Talep tüm mirasçılar adına ya da terekeye iade biçiminde değilse, temsilci atansa bile dava ehliyeti sorunu çözülmez.
- Temsilcinin ücreti ve giderleri nereden karşılanacak? Terekenin nakit geliri yoksa bu konu atama kararında açıkça belirlenmelidir.
Dosyalarda gördüğümüz kadarıyla mirasçılar arasındaki tıkanma çoğu zaman bir mirasçının kötü niyetinden değil, ulaşılamamasından ya da sürece yabancı kalmasından kaynaklanıyor. Bu durumda temsilci kurumu terekeyi beklemekten kurtarır; ortaklığın kendisini sona erdirmek ise paylaşmanın işidir. Yalova'daki miras uyuşmazlıklarında izlenen yollar Yalova miras avukatı sayfasında ayrıca ele alınmıştır.
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; her dosya kendi olgularıyla değerlendirilir.
Bu konuyla ilgili emsal kararlar

Miras Malını Elinde Tutan Kişiye Karşı Mirasçı Ne Zamana Kadar Dava Açabilir?
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 23.06.2021

Evlenmeden Önce İmzalanan Mirastan Feragat Sözleşmesi Geçerli mi? Eş Mirasçı Olur mu?
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 10.12.2025

Bakıcı Bakmazsa Tapu Geri Döner mi? Ölünceye Kadar Bakmada Fesih Yerine Ömür Boyu Gelir
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 04.02.2026
Bu konuyla ilgili yazılar

Mirastan Feragat Sözleşmesi (TMK 528): Resmî Şekil, Karşılıklı Feragat ve Altsoya Etkisi
10 Ekim 2026, 17 dk okuma

Mirasçılıktan Çıkarma (Iskat): Sebepler, Vasiyetnamede Gösterilme Şartı ve Iskata İtiraz
2 Ekim 2026, 17 dk okuma

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi: Şekil, Tapu Devri, Fesih ve Mirasçıların İtirazı
27 Eylül 2026, 18 dk okuma

