İlme Hukuk Logo
İLMEHUKUK BÜROSU
İLME HUKUK BÜROSU
Hemen AraRandevu Al
Cam kapaklı eski bir vitrin dolabında dizili porselen takımlar

Miras Sebebiyle İstihkak Davası (TMK 637): Terekedeki Malı Elinde Tutana Karşı Dava

Mirasçılık belgesinde adı olmayan ya da terekesi başkasının elinde kalan mirasçı, malı miras sebebiyle istihkak davasıyla geri ister. Davalının iyiniyetine göre bir, on ya da yirmi yıllık süre işler.

Yayın
31 Ekim 2026
Okuma süresi
17 dk
Hukuk alanı
Miras Hukuku
Av. Mesut İLME — Yalova Barosu

Av. Mesut İLME

Yalova Barosu, sicil 287

Yayın
31 Ekim 2026
17 dk
okuma

Babasının ölümünden yedi yıl sonra, nüfus kaydındaki bir düzeltme davasıyla mirasçı olduğu ortaya çıkan bir kişi düşünelim. Terekedeki daire, kardeşlerin aldığı mirasçılık belgesiyle çoktan onların adına tescil edilmiş; kira geliri yıllardır başka bir hesaba yatıyor. Sorulan soru bellidir: mirasçı olduğu sonradan anlaşılan kişi, terekeyi elinde tutanlardan payını nasıl geri ister ve bunun için ne kadar zamanı vardır?

Türk Medeni Kanunu bu soruya özel bir dava ile cevap verir: miras sebebiyle istihkak davası (TMK m. 637-639). Adı benzese de bu dava, icra takibinde haczedilen mal üzerinde üçüncü kişinin ileri sürdüğü icra hukukundaki istihkak davası ve istihkak iddiası (İİK m. 96-99) ile ilgili değildir. İcra istihkakında soru "haczedilen mal borçlunun mu, üçüncü kişinin mi" sorusudur; miras sebebiyle istihkakta ise soru "terekenin ya da tereke malının asıl hak sahibi kim" sorusudur.

Miras sebebiyle istihkak davası, mirasçılık hakkına dayanarak terekeyi elinde tutandan geri ister

TMK m. 637/1'e göre yasal veya atanmış mirasçı, terekeyi veya bazı tereke mallarını elinde bulunduran kimseye karşı mirasçılıktaki üstün hakkını ileri sürerek miras sebebiyle istihkak davası açabilir. Davanın dayanağı mülkiyet değil, mirasçılık sıfatıdır. Davacı "bu mal benimdir" demekle yetinmez; "mirasbırakanın mirasçısı benim ve bu sıfat, malı elinde tutan kişinin sıfatından üstündür" der.

Bu yapı davaya iki özellik kazandırır. Birincisi, dava terekenin tamamını ya da tek tek malları konu alabilir; taşınmaz, taşınır, banka hesabındaki para veya alacak aynı davada istenebilir. İkincisi, mirasçılık sıfatı tartışmalıysa hâkim bu uyuşmazlığı da aynı davada çözer (TMK m. 637/2). Davacının önce ayrı bir davada mirasçı olduğunu tespit ettirmesi, ardından malı istemesi gerekmez.

Mülkiyete dayalı istihkak davasından farkı

Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı TMK m. 683/2 uyarınca istihkak davası açabilir. Mirasçı da mirasbırakanın ölümüyle mülkiyeti kanun gereğince kazandığından (TMK m. 599/1-2) teorik olarak bu yola başvurabilir. Farkı ispat yükü belirler: mülkiyete dayalı davada davacı her mal için ayrı ayrı mülkiyetini ispatlar; miras sebebiyle istihkakta ise mirasbırakanın zilyetliğindeki malların terekeye ait olduğu ve davacının mirasçılık sıfatı ispat konusudur. Terekenin dağınık olduğu, malların bir kısmının tapusuz ya da kayıtsız olduğu dosyalarda bu fark belirleyicidir.

Tenkis ve muris muvazaası davalarından farkı

Miras davaları sıkça birbirine karıştırılır, oysa her biri ayrı bir soruyu cevaplar. Tenkis davası mirasbırakanın geçerli bir tasarrufla saklı payı zedelemesine karşıdır; tasarrufun varlığı tartışılmaz, yalnız sınırı aşan kısmı indirilir. Muris muvazaası davası ise mirasbırakanın sağlığında satış gibi gösterilen ama gerçekte bağış olan devirleri hedefler. Miras sebebiyle istihkakta ortada mirasbırakanın bir tasarrufu yoktur; mal terekededir ya da terekeden çıkmıştır ama mirasçı olmayan veya daha zayıf hakka sahip birinin elindedir.

DavaDayanakDavacının iddiasıSüre
Miras sebebiyle istihkakTMK m. 637-639Mirasçı benim; tereke malı benim üstün hakkıma rağmen başkasının elindeİyiniyetli davalıya 1 yıl / her hâlde 10 yıl; iyiniyetli olmayana 20 yıl
TenkisTMK m. 560-571Mirasbırakanın tasarrufu saklı payımı zedeledi1 yıl / her hâlde 10 yıl (hak düşürücü)
Muris muvazaasıTBK m. 19; 1 Nisan 1974 tarihli içtihadı birleştirme kararıSatış görünümlü devir gerçekte bağıştırYerleşik içtihada göre belirli bir süreye bağlı değil
Mülkiyete dayalı istihkakTMK m. 683/2Malik benim; malım haksız olarak başkasının elindeTaşınmazda kural olarak süreye bağlı değil

Davacı yasal ya da atanmış mirasçıdır ve üstün hakkını ispatlamak zorundadır

Kanun davayı açabilecek kişiyi açıkça sayar: yasal mirasçı ve atanmış mirasçı. Vasiyet alacaklısı bu davayı açamaz; onun hakkı, vasiyeti yerine getirme görevlisine ya da mirasçılara karşı kişisel bir istemdir (TMK m. 600/1). Bu ayrım, vasiyetnameyle kendisine belirli bir mal bırakılan kişinin hangi yola başvuracağını belirler: belirli mal vasiyeti istihkakla değil, vasiyetin yerine getirilmesi davasıyla istenir.

Yasal mirasçının dışarıda bırakıldığı hâller

Uygulamada davanın en sık görülen hâli, mirasçılardan birinin ya da birkaçının mirasçılık belgesinde yer almamasıdır. Soybağının sonradan kurulması, evlat edinme kaydının belgede gözden kaçması, mirasbırakanın önceki evliliğinden olan çocuklarının bilinmemesi ya da ölüm tarihlerinin sıralamasındaki bir hata bu sonucu doğurur. Belgede yer alanlar terekeyi aralarında paylaşmış veya tapuya intikal ettirmişse, dışarıda kalan mirasçı hem sıfatını hem payını bu davayla ister.

Atanmış mirasçının yasal mirasçılara karşı konumu

Atanmış mirasçılar da mirası mirasbırakanın ölümüyle kazanır; yasal mirasçılar, atanmış mirasçılara düşen mirası onlara zilyetlik hükümleri uyarınca teslim etmekle yükümlüdür (TMK m. 599/3). Vasiyetnameye mirasçılar veya başka vasiyet alacaklıları tarafından kendilerine bildirilmesinden başlayarak bir ay içinde itiraz edilmemişse sulh mahkemesi atanmış mirasçıya bunu gösteren bir belge verir (TMK m. 598/2). İtiraz edilmişse belge verilmez ve atanmış mirasçının terekeyi elinde tutan yasal mirasçılara karşı başvuracağı yol, çoğu zaman miras sebebiyle istihkak davasıdır.

Bu davada yasal mirasçılar vasiyetnamenin geçersizliğini savunma olarak ileri sürebilir. Vasiyetnamenin iptali davası TMK m. 559/1'deki hak düşürücü sürelere bağlıdır, ancak aynı maddenin ikinci fıkrası "Hükümsüzlük, def'i yoluyla her zaman ileri sürülebilir." der. İptal davası açma süresini kaçırmış yasal mirasçı, kendisine yöneltilen istihkak davasında vasiyetnamenin şekil eksikliğini ya da ehliyetsizliği savunma olarak ileri sürebilir; ama kendisi aktif olarak iptal isteyemez.

Hazine ve gaip mirasçının durumu

Mirasçıların bilinmediği hâllerde sulh hâkimi iki kez ilan yapar; son ilandan başlayarak bir yıl içinde kimse başvurmazsa ve hiçbir mirasçı tespit edilemezse miras Devlete geçer, ancak kanun bunu "miras sebebiyle istihkak davası açma hakkı saklı kalmak üzere" düzenler (TMK m. 594). Gaiplik kararıyla tereke mallarını teslim alanlar da gaip ortaya çıkarsa ya da üstün hak sahipleri sıfatlarını ispat ederse malları zilyetlik kuralları uyarınca geri vermekle yükümlüdür; iyiniyetli olanların bu yükümlülüğü miras sebebiyle istihkak davasına ilişkin zamanaşımı süresine tabidir (TMK m. 585).

Davalı, terekeyi mirasçı sıfatıyla ya da hiçbir hukuki sebebe dayanmadan elinde tutan kişidir

Kanun davalıyı geniş tanımlar: "terekeyi veya bazı tereke mallarını elinde bulunduran kimse." Davalının mirasçı olması gerekmez; mirasçı olduğunu iddia etmesi de gerekmez. Belirleyici olan, malı elinde tutmasının mirasçılık hakkının dağılımıyla ilgili olmasıdır.

Mirasçı sıfatıyla elinde tutan

Tipik davalı, kendisini mirasçı sayan ve terekeyi bu inançla elinde tutan kişidir: davacıyı dışarıda bırakan mirasçılık belgesine dayanarak tapuyu adına intikal ettiren kardeşler, iptal edilmiş ya da geçersiz bir vasiyetnameyle atanmış mirasçı gibi davranan kişi, mirasçılığı kalkmış (örneğin mirastan yoksun bırakılmış) bir akraba. Bu hâllerde uyuşmazlığın özü mirasçılık sıfatıdır ve TMK m. 637/2 hâkime bu sıfatı da çözme görevi verir.

Hiçbir hukuki sebebe dayanmadan elinde tutan

Mirasbırakanın ölümünden sonra evdeki eşyayı, aracı ya da kasadaki altınları alan ama mirasçı olduğunu da iddia etmeyen bir yakın, komşu veya bakıcı da bu davanın davalısı olabilir. Burada davacının yükü daha hafiftir: malın mirasbırakanın zilyetliğinde olduğunu ve kendisinin mirasçı olduğunu ispatlar; davalının bir hak iddiası yoksa üstünlük karşılaştırması kendiliğinden davacı lehine sonuçlanır.

Malı satış ya da bağış gibi özel bir sebebe dayandıran

Davalı malı mirasbırakandan satın aldığını, bağış olarak aldığını ya da kendi parasıyla edindiğini ileri sürüyorsa tablo değişir. Doktrinde ağırlıklı görüş, bu durumda uyuşmazlığın mirasçılık sıfatı üzerinden değil, ileri sürülen özel hukuki sebebin geçerliliği üzerinden çözülmesi gerektiği yönündedir: tapu iptali ve tescil, muvazaa ya da mülkiyete dayalı istihkak davası. Uygulamada sık karşılaştığımız güçlük de burada doğar; dava dilekçesinde hukuki sebep yanlış kurulduğunda yargılama, davalının ileri sürdüğü sebebe göre yeniden şekillenir ve süre hesabı da değişir. Bu yüzden dava açılmadan önce davalının malı hangi gerekçeyle elinde tuttuğu, tapu kayıtları ve devir belgeleri üzerinden tespit edilmelidir.

Mirasçılık belgesi yalnız bir karinedir; iptali istihkak talebiyle aynı davada istenebilir

Mirasçılık belgesi (veraset ilamı), başvuru üzerine sulh mahkemesince veya noterlikçe verilir (TMK m. 598/1); belgenin nasıl ve hangi masrafla alındığı veraset ilamı nasıl alınır yazısında ayrıntılı anlatılmıştır. Belgenin verilmesi çekişmesiz bir yargı işidir (HMK m. 382) ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hâllerde çekişmesiz yargı kararları maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez (HMK m. 388/1). Kanun bunu TMK m. 598/3'te açıkça söyler: "Mirasçılık belgesinin geçersizliği her zaman ileri sürülebilir."

Bu nedenle belge, kimin mirasçı olduğu konusunda aksi ispat edilinceye kadar geçerli bir karine oluşturur. Belgeye dayanarak tapuya intikal ettirilen taşınmaz, belgenin yanlışlığı ortaya çıktığında bu davayla geri istenebilir. Davacı ayrı bir mirasçılık belgesinin iptali davası açabileceği gibi, iptal talebini istihkak talebiyle birlikte aynı dava dilekçesinde de ileri sürebilir; hâkim mirasçılık sıfatıyla ilgili uyuşmazlığı zaten çözmekle görevlidir.

Belgenin iptali süresizdir, malın geri istenmesi değildir

Dosyalarda en çok gözden kaçan nokta, iki talebin farklı süre rejimlerine bağlı olmasıdır. Mirasçılık belgesinin geçersizliği süreye bağlı olmaksızın ileri sürülebilir; ama tereke malının geri istenmesi TMK m. 639'daki zamanaşımına tabidir. Yıllar sonra belgesini düzelttiren mirasçı, sıfatını tescil ettirmiş olsa bile, malı elinde tutan iyiniyetli davalının zamanaşımı savunmasıyla karşılaşabilir. Belge iptali davası açılırken istihkak talebinin de aynı dava içinde ya da süresi içinde ayrıca ileri sürülmesi bu riski azaltır.

Belge iptali davasında görev ve yetki

Belgenin verilmesi sulh hukuk mahkemesinin görevindedir (HMK m. 383); belgenin iptali ise çekişmeli bir davadır ve yerleşik uygulamaya göre genel görevli asliye hukuk mahkemesinde görülür. Yetki bakımından mirasçılık belgesinin iptali ve yeni mirasçılık belgesi verilmesine ilişkin davalarda mirasçıların her birinin oturduğu yer mahkemesi de yetkilidir (HMK m. 11/3). İptal talebi istihkak talebiyle birleştirildiğinde ise istihkak yönünden aşağıda anlatılan kesin yetki kuralı gözetilmelidir.

Süre, davalının iyiniyetine göre bir yıl, on yıl ya da yirmi yıldır

Kanun, TMK m. 639/1'de iki süre öngörür. İyiniyetli davalıya karşı dava, davacının hem kendisinin mirasçı olduğunu hem de davalının terekeyi veya tereke malını elinde bulundurduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde mirasbırakanın ölümünün veya vasiyetnamenin açılmasının üzerinden on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. İyiniyetli olmayanlara karşı zamanaşımı süresi yirmi yıldır (TMK m. 639/2).

DavalıKısa süreUzun süreBaşlangıç
İyiniyetli1 yıl10 yılKısa süre: mirasçılığın ve davalının zilyetliğinin birlikte öğrenilmesi; uzun süre: ölüm ya da vasiyetnamenin açılması
İyiniyetli olmayanYok20 yılKanun ayrı bir başlangıç anı belirtmez; uygulamada ölüm ya da vasiyetnamenin açılması tarihi esas alınır

Bir yıllık süre iki bilginin birlikte edinilmesiyle başlar

Kısa süre, davacının yalnız mirasbırakanın öldüğünü öğrenmesiyle işlemez. Davacının kendisinin mirasçı olduğunu ve malın davalının elinde bulunduğunu öğrenmiş olması gerekir; bu iki bilgiden sonraki ile süre başlar. Girişteki örnekte nüfus kaydının düzeltilmesiyle mirasçılığını öğrenen kişi için bir yıl, düzeltme kararını ve tapu kaydını öğrendiği tarihten hesaplanır. Ölüm tarihinden itibaren on yıl ise öğrenme beklenmeksizin işler; ölümden on bir yıl sonra mirasçılığını öğrenen kişi, iyiniyetli davalıya karşı zamanaşımı savunmasıyla karşılaşır.

Tarihlerle bir hesap örneği

Mirasbırakanın 10 Mart 2018'de öldüğünü, dışarıda kalan mirasçının mirasçılığını ortaya koyan nüfus düzeltme kararının 5 Şubat 2026'da kesinleştiğini ve tapu kaydını 20 Şubat 2026'da öğrendiğini varsayalım. İyiniyetli davalıya karşı bir yıllık süre 20 Şubat 2026'da başlar ve 20 Şubat 2027'de dolar. On yıllık süre ise ölümden itibaren işlediği için 10 Mart 2028'de dolar. İki süreden hangisi önce dolarsa dava o tarihte zamanaşımına uğrar; bu örnekte belirleyici olan bir yıllık süredir.

Aynı mirasçı mirasçılığını 2029'da öğrenmiş olsaydı, iyiniyetli davalıya karşı on yıllık süre 2028'de dolmuş olacaktı. Bu durumda davacının elinde kalan tek dayanak, davalının iyiniyetli olmadığını ispatlayarak yirmi yıllık süreye girmektir. Örnek, öğrenme tarihinin neden ilk günden belgelenmesi gerektiğini de gösterir: bir yıllık sürenin başlangıcı tartışmalı olduğunda bu tarih tanık anlatımından çok tebliğ ve kayıt belgeleriyle kurulur.

İyiniyet asıldır; iyiniyetsizliği davacı ispatlar

Kanunun iyiniyete hukuki sonuç bağladığı durumlarda asıl olan iyiniyetin varlığıdır; ancak durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz (TMK m. 3). Yirmi yıllık süreden yararlanmak isteyen davacı, davalının mirasçılık hakkının kendisine ait olmadığını bildiğini ya da bilmesi gerektiğini ispatlamalıdır. Başka mirasçıların varlığını bildiği hâlde onları göstermeyen bir mirasçılık belgesi alan ya da vasiyetnamenin açıldığını bilerek terekeyi elinde tutmayı sürdüren kişinin iyiniyetli sayılması güçleşir.

Zamanaşımı savunma olarak ileri sürülmelidir

Kanun bu süreleri "zamanaşımı" olarak adlandırır. Zamanaşımı hâkimin kendiliğinden gözettiği bir hak düşürücü süre değil, davalının ileri sürmesi gereken bir savunmadır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin E. 2020/1849, K. 2021/5424, 23 Haziran 2021 tarihli kararında, gaip mirasbırakanın taşınmaz paylarından Hazinenin elde ettiği gelirlerin mirasçılara geri verilmesi istenmişti. Daire, mirasçılık belgesinin 2008'de alındığını, tapu iptali kararının 2011'de kesinleştiğini, gelir davasının ise 2013'te açıldığını tespit etti; Hazinenin iyiniyetli olduğunu kabul ederek TMK m. 585 ve m. 639'daki bir yıllık sürenin dolduğunu ve davalı zamanaşımı def'inde bulunduğundan talebin tümüyle reddi gerektiğini belirterek hükmü bozdu. Kararın ayrıntılı incelemesi iyiniyetli zilyede karşı zamanaşımı emsal notunda yer almaktadır.

Davalı kazandırıcı zamanaşımına dayanamaz

TMK m. 638/2 bu davaya özgü bir kural koyar: miras sebebiyle istihkak davasında davalı, tereke malını zamanaşımı yoluyla kazandığını ileri süremez. İki zamanaşımı birbirinden ayrılmalıdır. Davalı "dava süresi geçti" diyebilir (m. 639); ama "malı yıllardır elimde tuttuğum için mülkiyetini kazandım" diyemez. Taşınmazlarda olağanüstü zamanaşımıyla kazanma iddiası, bu davanın sınırları içinde dinlenmez.

Dava kabul edilirse mal zilyetlik hükümlerine göre geri verilir

TMK m. 638/1'e göre davanın kabulü hâlinde tereke veya terekeye dahil mal, davacıya zilyetliğe ilişkin hükümler uyarınca verilir. Bu atıf, geri vermenin kapsamını davalının iyiniyetine bağlar. Malın kendisi her iki durumda da geri verilir; fark, kullanma bedeli, gelirler, giderler ve hasar sorumluluğunda ortaya çıkar.

İyiniyetli zilyet: kullanma bedeli yok, giderler karşılanır

İyiniyetle zilyedi bulunduğu şeyi karineyle mevcut hakkına uygun şekilde kullanan zilyet, geri vermekle yükümlü olduğu kimseye bu yüzden tazminat ödemez; şeyin kaybedilmesinden, yok olmasından veya hasara uğramasından da sorumlu olmaz (TMK m. 993). Şey için yaptığı zorunlu ve yararlı giderlerin tazminini isteyebilir ve bu tazminat ödeninceye kadar şeyi geri vermekten kaçınabilir; elde ettiği ürünler bu alacaklara mahsup edilir (TMK m. 994). Yıllarca kendi parasıyla çatısını onardığı daireyi geri veren iyiniyetli kardeş, onarım bedelini isteyebilir; davacı bu bedeli ödemeden teslimi zorlayamaz.

İyiniyetli olmayan zilyet: zarar ve ürünlerden sorumludur

İyiniyetli olmayan zilyet, şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal ettiği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorundadır; giderlerinden yalnız hak sahibi için de zorunlu olanların tazminini isteyebilir (TMK m. 995). Kira geliri tahsil edilmiş bir taşınmazda bu fark büyük tutarlara ulaşabilir: iyiniyetsiz davalıdan yalnız taşınmaz değil, elde ettiği ve elde edebileceği kira gelirleri de istenir.

Davacı tek mirasçı değilse kazanım ortaklığa girer

Birden çok mirasçı bulunduğunda mirasçılar paylaşmaya kadar terekeye elbirliğiyle sahiptir (TMK m. 640/1-2). Mirasçılardan her biri terekedeki hakların korunmasını isteyebilir ve sağlanan korumadan bütün mirasçılar yararlanır (TMK m. 640/4). Üçüncü kişiden geri alınan tereke malı, davacının tek başına mülkü olmaz; miras ortaklığına döner ve paylaşma kurallarına tabi olur. Paylaşmanın nasıl yapılacağı, ortaklığın giderilmesi ve paylaşma sözleşmesi miras paylaşımı ve miras davaları sayfasında ayrıca ele alınmıştır.

Dava mirasbırakanın son yerleşim yerindeki asliye hukuk mahkemesinde açılır

Miras sebebiyle istihkak davası çekişmeli bir davadır ve genel görevli asliye hukuk mahkemesinde görülür. Yetki bakımından TMK m. 576/2, mirasın paylaştırılması, tasarrufların iptali ve tenkisi ile miras sebebiyle istihkak davalarının mirasbırakanın yerleşim yeri mahkemesinde görüleceğini öngörür. HMK m. 11/1-a bu kuralı güçlendirir: miras sebebiyle istihkaka ilişkin davalarda ölen kimsenin son yerleşim yeri mahkemesi kesin yetkilidir.

Kesin yetki, tarafların yetki sözleşmesiyle başka bir yer seçemeyeceği ve mahkemenin yetkisini kendiliğinden gözeteceği anlamına gelir. Terekedeki taşınmaz başka bir ilde bulunuyorsa, taşınmazın aynına ilişkin davalar için öngörülen kesin yetki kuralıyla (HMK m. 12/1) ilişki dava açılmadan önce ayrıca değerlendirilmelidir. Mirasçılık belgesinin iptali talebi bu davayla birlikte ileri sürüldüğünde de istihkak talebi bakımından son yerleşim yeri mahkemesinin kesin yetkisi korunur.

Dava sürerken mal elden çıkarılmasın diye alınabilecek önlemler

Uzun süren miras davalarında asıl risk, davalının yargılama sırasında taşınmazı üçüncü kişiye devretmesidir. Kanun bu riske karşı hâkime TMK m. 637/3 ile geniş bir yetki verir: davacının istemi üzerine hakkın korunması için davalının güvence göstermesi veya tapu kütüğüne şerh verilmesi gibi gerekli her türlü önlem alınır. Bunun yanında HMK m. 389 vd. kapsamındaki ihtiyati tedbir de istenebilir. Tedbir talebinin dava dilekçesiyle birlikte ileri sürülmesi, devrin dava sürerken yapılmasının önüne geçer.

Dava değeri ve harç

Dava, geri istenen tereke mallarının değeri üzerinden açılır ve harç bu değere göre hesaplanır. Davacının payı oranında istem yaptığı dosyalarda dava değeri, terekenin tamamının değeri değil davacıya düşecek payın değeridir. Değer tespitinde taşınmazlar için bilirkişi incelemesi yapılır; dava açılırken gösterilen değer ile bilirkişinin belirlediği değer arasındaki farkın tamamlanması yargılama sırasında gündeme gelir.

Taşınırlar ve banka hesaplarında tereke malının izi kayıtlardan sürülür

Tapulu taşınmazda malın kimde olduğu sicilden okunur; taşınırlarda ve paralarda ise asıl güçlük malın varlığını ve akıbetini göstermektir. Mirasbırakanın evindeki eşya, ziynet, nakit ya da ölümden sonra hesaptan çekilen para, kayıtların izin verdiği ölçüde ispatlanabilir. Banka hesap dökümleri, ölüm tarihinden sonraki para çıkışlarını ve paranın hangi hesaba aktarıldığını gösterir; mirasçılar mirasçılık belgesiyle bankadan mirasbırakanın hesaplarına ilişkin bilgi isteyebilir.

Ölümün hemen ardından terekeden mal alındığı şüphesi varsa, mirasbırakanın yerleşim yeri sulh hâkiminden koruma önlemleri istenebilir (TMK m. 589). Terekenin yazımı ve mühürlenmesi gibi önlemler, sonradan açılacak istihkak davasında hangi malların terekeye ait olduğunu gösteren en güçlü delillerdendir. Araçlarda tescil kaydı, değerli taşınırlarda fatura ve sigorta poliçesi, ziynette düğün kayıtları ve tanık beyanları bu tabloyu tamamlar.

Taşınır malın davalı tarafından üçüncü bir kişiye devredilmiş olması, davanın konusunu değiştirebilir. Malın kendisi artık davalının elinde değilse, davalıdan malın değeri ya da elde ettiği karşılık istenir; üçüncü kişiye karşı ise o kişinin iyiniyetli olup olmadığı ayrıca tartışılır. Bu nedenle istihkak davası açılırken talep, malın aynen geri verilmesi ve bunun mümkün olmaması hâlinde bedelinin ödenmesi şeklinde kademeli olarak kurulabilir.

İstihkak iddiasını taşıyan deliller: sıfat, zilyetlik ve öğrenme tarihi

Bu davada ispat konusu üç başlıkta toplanır. Her başlığın delili dava açılmadan önce bir araya getirilmelidir; çünkü süre savunması geldiğinde öğrenme tarihini gösteren belge ile malın davalı elinde olduğunu gösteren kayıt aynı anda tartışılır.

  • Mirasçılık sıfatı: nüfus aile kayıt tablosu, varsa soybağı ya da nüfus düzeltme kararı, evlat edinme kararı, vasiyetname ve açılış tutanağı, mevcut mirasçılık belgesi.
  • Malın terekeye ait olduğu ve davalının elinde bulunduğu: tapu kayıtları ve intikal işlemleri, banka hesap hareketleri, araç tescil kayıtları, kira sözleşmeleri ve tahsilat dökümleri, tereke tespit tutanağı.
  • Öğrenme tarihi ve iyiniyet: mirasçılığın öğrenildiği kararın tebliğ tarihi, davalıya yapılan ihtarlar, davalının diğer mirasçıları bildiğini gösteren yazışmalar ya da tanık beyanları.

Mirasbırakanın ölümünden sonra terekenin ne olduğu bilinmiyorsa, sulh hâkiminden tereke tespiti ve koruma önlemleri istenebilir. Malların nerede olduğu bu tutanakla belirlendiğinde davanın konusu da netleşir. Miras hukukunun diğer davalarıyla ilişkisi ve temel kavramlar için miras hukuku rehberine bakılabilir.

Sık Sorulan Sorular

Mirasçılık belgesinde adı olmayan kişi doğrudan istihkak davası açabilir mi?

Mirasçılık belgesinde adı olmayan kişi, önce ayrı bir iptal davası açmak zorunda değildir. İstihkak davasına bakan hâkim, TMK m. 637/2 uyarınca mirasçılık sıfatına ilişkin uyuşmazlığı da çözer. Belgenin iptali talebi aynı dava dilekçesinde istihkak talebiyle birlikte ileri sürülebilir.

Kardeşler terekeyi aralarında paylaşıp tapuya tescil ettirmişse ne olur?

Dışarıda kalan mirasçı, tescili kendi payı yönünden iptal ettirerek payının adına tescilini istihkak davasıyla isteyebilir. Kardeşlerin iyiniyetli olup olmadığı süreyi ve gelirlerin geri verilmesini belirler. Tescilden sonra taşınmaz iyiniyetli bir üçüncü kişiye devredilmişse, tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanan kişinin kazanımı korunur (TMK m. 1023) ve uyuşmazlık farklı bir zemine taşınır.

On yıllık süre geçtikten sonra mirasçı olduğunu öğrenen kişinin bir yolu kalır mı?

İyiniyetli davalıya karşı on yıllık süre, öğrenmeye bakılmaksızın ölümden ya da vasiyetnamenin açılmasından itibaren işler. Davalının iyiniyetli olmadığı ispatlanabilirse yirmi yıllık süre uygulanır. Zamanaşımı davalının ileri sürmesi gereken bir savunma olduğundan, davalının bu savunmayı yapmaması hâlinde mahkeme süreyi kendiliğinden gözetmez.

Davalı malı yirmi yıldır elinde tuttuğu için mülkiyeti kazandığını ileri sürebilir mi?

Davalının kazandırıcı zamanaşımı savunması bu davada dinlenmez; TMK m. 638/2 davalının tereke malını zamanaşımı yoluyla kazandığını ileri süremeyeceğini açıkça düzenler. Davalının dayanabileceği tek süre, m. 639'daki dava zamanaşımıdır.

Vasiyetnameyle belirli bir ev bırakılan kişi bu davayı açabilir mi?

Belirli bir malın vasiyet edildiği kişi vasiyet alacaklısıdır ve miras sebebiyle istihkak davası açamaz. Vasiyet alacaklısının hakkı, vasiyeti yerine getirme görevlisine ya da mirasçılara karşı kişisel bir istemdir ve vasiyetin yerine getirilmesi davasıyla ileri sürülür (TMK m. 600). Mirasçı atanan, yani terekenin tamamı ya da bir oranı bırakılan kişi ise bu davayı açabilir.

Dava sırasında davalı taşınmazı satarsa ne olur?

Davacının istemi üzerine hâkim tapu kütüğüne şerh verilmesi ya da davalının güvence göstermesi gibi önlemleri alabilir (TMK m. 637/3). Şerh verilen kısıtlama, taşınmaz üzerinde sonradan hak kazananlara karşı da ileri sürülebilir (TMK m. 1010). Şerh ya da tedbir istenmemişse ve taşınmaz iyiniyetli bir üçüncü kişiye geçmişse, geri verme yerine davalıdan bedel istenmesi gündeme gelir.

Mirası reddetmiş kişi bu davayı açabilir mi?

Mirası reddeden yasal mirasçının payı, miras açıldığı zaman kendisi sağ değilmiş gibi hak sahiplerine geçer (TMK m. 611/1). Geçerli bir retten sonra kişi mirasçı sıfatını taşımadığından miras sebebiyle istihkak davasının davacısı olamaz; payı kime geçmişse dava hakkı da onundur. Mirasçı olduğunu sonradan öğrenen yasal mirasçı için üç aylık ret süresi, bunu ispatlaması hâlinde öğrenme tarihinden işler (TMK m. 606).

Mirasçı olduğunu sonradan öğrenen kişi için ilk bir yılın takvimi

Sürelerin yapısı, mirasçılığını geç öğrenen kişi için zamanı belirleyici kılar. Öğrenme tarihi, mirasçılığı ortaya koyan karar ya da belgenin tebliğ veya ediniliş tarihi olarak belgelenmeli; aynı gün tapu, banka ve araç kayıtları üzerinden terekenin kimde olduğu araştırılmalıdır. Bu iki bilgi bir araya geldiği an iyiniyetli davalıya karşı bir yıllık süre işlemeye başlar.

Ardından davalının malı hangi sıfatla elinde tuttuğu tespit edilmelidir: mirasçılık belgesine dayanıyorsa miras sebebiyle istihkak ve belge iptali birlikte, satış ya da bağış gibi özel bir sebebe dayanıyorsa tapu iptali, muvazaa ya da tenkis yolları birlikte değerlendirilir. Dava mirasbırakanın son yerleşim yerindeki asliye hukuk mahkemesinde açılır ve tapuya şerh talebi dilekçeye eklenir. Ölümden on yıla yaklaşan dosyalarda ise davalının iyiniyetini sorgulatacak deliller, yirmi yıllık sürenin tek dayanağı olduğundan baştan toplanmalıdır.

Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; her dosya kendi olgularıyla değerlendirilir.

Bu konuyla ilgili emsal kararlar

Tüm Miras Hukuku kararları

Bu konuyla ilgili yazılar

Tüm Miras Hukuku yazıları