İlme Hukuk Logo
İLMEHUKUK BÜROSU
İLME HUKUK BÜROSU
Hemen AraRandevu Al
Ahşap kaplı uzun bir koridor; sol duvardaki kafesli pencerelerden gelen ışık zemine desen düşürüyor

Emsal Kararlar Kütüphanesi

Yargıtay, İstinaf ve Anayasa Mahkemesi'nin güncel ve emsal niteliğindeki kararlarını, hukuki incelemelerimizle birlikte bu arşivde bulabilirsiniz.

Yargıtay28.02.2023
2021/13666 2023/928

İşkence Suçu Ne Zaman Oluşur? Sistematiklik Ölçütü, Eziyet ve Zor Kullanma Sınırı

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Bir Mayıs 2009 gösterisinde yakalanıp Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğüne götürülen iki katılanın darp edildiği iddiasıyla polis memurları hakkında açılan işkence ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma davasını incelemiştir. Karar sanıklar lehinedir: delil yetersizliğine dayanan beraatların büyük bölümü onanmış, iki sanığın bir katılana karşı eylemi ise işkence değil zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması olarak nitelendirilmiştir. Daire, işkencenin ayırt edici unsurunun fiillerin belli bir süreç içinde sistematik biçimde işlenmesi olduğunu madde gerekçesinden yola çıkarak açıklamış; sistematikliğin aynı hareketin tekrarı değil, sürece yayılan bir bütünlük olduğunu, Filistin askısı gibi bazı hareketlerin ise tek başına sistematik sayılacağını belirtmiştir. Yakalama sırasında ve karakola girişte gerçekleşen tekme tokat darp bu ölçütü karşılamadığından eylem yaralama hükümlerine tabi tutulmuş, 2009 tarihli fiil için on iki yıllık olağanüstü zamanaşımı dolduğundan kamu davası düşürülmüştür. İki üye karşı oyda, karakolda birden çok görevlinin sırayla dövmesinin sistematik uygulama olduğunu ve eylemin işkence sayılması gerektiğini savunmuştur. Karar, işkence ile eziyet ve zor kullanma aşımı arasındaki sınırı fail sıfatı ve süreklilik ölçütü üzerinden çizen yol gösterici bir emsaldir; katılanlar bakımından ise vasıf tartışması kaybedildiği için sonuç aleyhedir.

Kararı İncele
Yargıtay06.12.2023
2023/191 2023/640

Örgüt Suçlarında Etkin Pişmanlıktan Ne Zamana Kadar Yararlanılır? Temyizde Verilen Beyan

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan mahkûm edilen bir öğretmenin dosyasında, temyiz incelemesi yapılmadan önce müdafi aracılığıyla sunulan etkin pişmanlık dilekçesinin dikkate alınmadan hükmün onanmasını hukuka aykırı bulmuştur. Sanık, örgüte bağlı bir bankaya para yatırma, örgütle ilişkili sendikaya üye olma ve örgütün çağrısıyla düzenlenen protestoya katılma eylemleri nedeniyle cezalandırılmış; temyiz dilekçesinden sonra verdiği ek dilekçede bu eylemleri kimin talimatıyla yaptığını anlatarak etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istemiştir. Özel Daire bu dilekçeye değinmeden onama kararı vermiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itiraz etmiştir. Genel Kurul, etkin pişmanlığın dört unsurunu ve Türk Ceza Kanunu'nun etkin pişmanlığa ilişkin maddesindeki her fıkranın koşullarını tek tek saymış; bu hükmün silahlı örgüt suçlarına da aynen uygulanacağını, yalnız örgüt kurma, yönetme ve üyelik suçları için geçerli olduğunu, pişmanlığın bütün fıkralar bakımından ön koşul niteliği taşıdığını ve verdiği bilgiyi sonradan inkâr eden failin bu hükümden yararlanamayacağını belirtmiştir. Kararın çekirdeği, etkin pişmanlıktan hüküm kesinleşinceye kadar yararlanılabileceği ilkesidir; temyiz aşamasında sunulan ayrıntılı beyan, hukuki durumun yeniden değerlendirilmesi için hükmün bozulmasını gerektirir. Bu nedenle onama kararı kaldırılmış ve mahkûmiyet hükmü bozulmuştur. Karar, sanık LEHİNE niteliktedir ve oy birliğiyle verilmiştir.

Kararı İncele
Yargıtay23.09.2025
2024/5564 2025/6324

Suç Örgütü Üyeliği Nasıl Belirlenir? Hiyerarşi, Organik Bağ ve Devamlılık Ölçütleri

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2013 ile 2018 yılları arasında silahlı tehdit, nitelikli kasten öldürme ve öldürmeye teşebbüs eylemlerinin yer aldığı bir dosyada, istinaf mahkemesinin örgüt kurma, yönetme ve üyelik suçlarından verdiği beraat kararlarını bozmuştur. Daire, suç örgütünün varlığı için en az üç üye, gevşek de olsa hiyerarşik ilişki, suç işleme amacı etrafında fiili ve devamlı bir birleşme ile amaçlanan suçları işlemeye elverişlilik aranacağını; üyeliğin ayırt edici unsurunun ise verilen emir ve talimatı sorgulamaksızın yerine getirmeye hazır olmak, yani kendi iradesini örgüt iradesine terk etmek olduğunu belirtmiştir. Üyelik mütemadi suç olduğundan eylemlerde bir süre devam eden yoğunluk aranır. Beş yıla yayılan olaylarda iş bölümü, silah ve eleman temini, koruma ve şoförlük görevleri ile bir şirketin alt katında yapılan toplantılar örgütün varlığını göstermiş; üç sanığın silahlı örgüt kurma ve yönetme, dört sanığın silahlı örgüte üye olma suçundan mahkûm edilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Yöneticilerin örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen öldürme suçlarından azmettiren değil fail sıfatıyla cezalandırılması ve cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Karar bozulan hükümler yönünden SANIK ALEYHİNE niteliktedir; sekiz sanığın üyelik suçundan beraati ise delil yetersizliği nedeniyle onanmıştır.

Kararı İncele
Yargıtay30.05.2019
2019/9943 2019/7851

İşkence Suçunda Zamanaşımı İşlemez Kuralı 2013 Öncesi Fiillere Uygulanır mı?

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 1999 yılında işlendiği iddia edilen işkence suçundan açılan davada verilen düşme kararını onadı; karar sanıklar lehine, katılanlar aleyhine sonuçlanmıştır. Tartışmanın odağında Türk Ceza Kanunu'nun işkence maddesine 2013 yılında eklenen, bu suçtan dolayı zamanaşımının işlemeyeceğine ilişkin kural vardır. Daire, dava zamanaşımının sonuçları itibarıyla maddi ceza hukukuna ait olduğunu; Anayasa m.38 ile TCK m.2 ve TCK m.7 uyarınca suç tarihinden sonra yürürlüğe giren ve sanık aleyhine sonuç doğuran bir zamanaşımı düzenlemesinin uygulanamayacağını hatırlatmıştır. Buna göre 6459 sayılı Kanun m.9 ile getirilen zamanaşımının işlemeyeceği hükmü yalnız yürürlüğünden sonra işlenen suçlarda uygulanır, geçmişe etkili değildir. Somut olayda suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK m.243 lehe kanun kabul edilmiş; sekiz yıla kadar ağır hapis öngören bu hüküm için asli on yıllık ve kesintili on beş yıllık dava zamanaşımı dolduğundan düşme kararı usul ve yasaya uygun bulunmuştur. Daire ayrıca bazı katılanların bir haftalık temyiz süresini kaçırdığını ve zarar görmedikleri suçlar yönünden temyiz haklarının bulunmadığını belirterek bu istemleri reddetmiş; resmi belgede sahtecilik hükmünü ise ilgili ceza dosyalarının birleştirilmemesi ya da getirtilmemesi nedeniyle eksik incelemeden bozmuştur. Karar oybirliğiyle verilmiştir.

Kararı İncele
Yargıtay21.01.2026
2023/468 2026/47

Cinsel Suçlarda Mağdur Beyanı Tek Başına Mahkûmiyete Yeter mi?

Bu emsal, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun (2023/468 E., 2026/47 K., 21.01.2026) çocuğun cinsel istismarı suçunda mağdur beyanının hangi ölçütlerle tek başına mahkûmiyete esas alınabileceğine ilişkin kararıdır. Üvey baba olan sanık, iki üvey kızına yönelik uzun süreli cinsel istismar iddiasıyla yargılanmış; geçmiş dönem olaylar için doğrudan fiziksel delil bulunmadığından dava büyük ölçüde mağdurun kendi beyanına dayanmıştır. Yerel mahkeme mahkûmiyet vermiş, Yargıtay 9. Ceza Dairesi ilk incelemede yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle bozmuş, yerel mahkeme direnince dosya Ceza Genel Kuruluna taşınmıştır. Kurul, şüpheden sanık yararlanır ilkesini hatırlatarak mağdurun beyanının istikrarlı olması, Çocuk İzlem Merkezi raporuyla ve sosyal çalışmacı kanaatiyle desteklenmesi, geç şikâyetin tehditle açıklanabilir olması ve sanığın savunmasındaki çelişki birlikte değerlendirildiğinde şüphenin bertaraf edildiğine karar vermiş; direnme gerekçesini isabetli bulmuştur. Bu karar SANIK ALEYHİNE sonuçlanmıştır; mahkûmiyet onanmıştır. Altı üyenin beraat yönünde karşı oy kullanması, meselenin ne kadar tartışmalı olduğunu göstermektedir. Karar, cinsel suç davalarında delil değerlendirmesinin hangi somut unsurlara dayandığını göstermesi bakımından öğreticidir, ayrıca dosyanın nasıl bir süreçten geçtiğini de özetler.

Kararı İncele
Yargıtay30.03.2026
2025/8925 2026/2405

Cinsel Suçta İkinci Kez Mükerrir Sayılan Hükümlü Koşullu Salıverilmeden Yararlanabilir mi?

9. Ceza Dairesinin bu kararı, cinsel suçlarda tekerrür (mükerrirlik) hükümlerinin ikinci kez uygulanmasının koşullu salıverilmeyi tamamen ortadan kaldırdığını somut bir dosya üzerinden gösteriyor. Nitelikli cinsel saldırıya teşebbüsten mahkûm olan sanığın istinaf kararında, adli sicilindeki önceki bir mahkûmiyetin "ikinci kez mükerrirlik" sayılması gerektiği hâlde bu husus atlanmış; bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının bu eksikliği gösteren temyizi üzerine Yargıtay hükmü düzelterek onamıştır. Düzeltmenin sonucu sanık aleyhinedir: ceza artık ikinci kez mükerrirlere özgü infaz rejimine göre, yani koşullu salıverilme olmaksızın tam olarak infaz kurumunda çekilecek ve infazın ardından denetimli serbestlik tedbiri uygulanacaktır. Karar ayrıca Yargıtay'ın bu tür infaz eksikliklerini, dosyayı yeniden yargılamaya göndermeden, kanundaki düzeltme yetkisiyle resen giderebildiğini gösteriyor. Analizde değinilen aynı Dairenin farklı bir dosyasında ise tekerrür hükmünün tam tersi biçimde KALDIRILDIĞI görülüyor; çünkü önceki mahkûmiyetin kesinleşme tarihi yeni suç tarihinden sonraya denk geliyordu. İki karar birlikte, tekerrürün cinsel suçlarda infazı nasıl ağırlaştırdığını ve hangi koşulda hiç uygulanamayacağını somut biçimde ortaya koyuyor. Sonuç sanık aleyhinedir; mahkûmiyet aynen kalırken infaz rejimi ağırlaştırılmıştır.

Kararı İncele
Yargıtay19.06.2025
2025/1819 2025/5598

Yasaklanmış Hakların İadesinde 3 Yıl Koşullu Salıverilmeden mi, Hak Ederek Tahliyeden mi Başlar?

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, reşit olmayanla cinsel ilişki ve kasten yaralama suçlarından 2018'de kesinleşen mahkûmiyeti bulunan hükümlünün yasaklanmış hakların geri verilmesi (memnu hakların iadesi) talebinin reddine ilişkin kararı onadı. Hükümlü 28.12.2021 tarihinde koşullu salıverilmiş, hak ederek tahliye tarihi ise 27.06.2024 olarak belirlenmişti; müdafii, 2024 yılında yapılan başvuruda kanuni şartların oluştuğunu ileri sürmüştü. Daire, 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu'nun 13/A maddesini aynen aktararak iki koşulu hatırlattı: mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık sürenin geçmiş olması ve kişinin bu süre içinde yeni suç işlemeyip iyi hâlli yaşadığına dair mahkemede kanaat oluşması. Somut olayda üç yıllık sürenin başlangıcı koşullu salıverilme tarihi (28.12.2021) değil, infazın tamamlandığı hak ederek tahliye tarihidir (27.06.2024); dolayısıyla talep tarihinde süre henüz işlemeye bile başlamamıştır. Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinin ret kararı ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin istinaf başvurusunu esastan reddeden kararında hukuka aykırılık görülmedi. Karar hükümlü ALEYHİNEDİR: koşullu salıverilme, infazın tamamlanması anlamına gelmez; yasaklanmış hakların geri verilmesi için üç yıl, bihakkın tahliye tarihinden itibaren hesaplanır. Karar 19.06.2025 tarihinde oy birliğiyle verilmiştir.

Kararı İncele
Yargıtay10.12.2025
2024/563 2025/808

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesiyle Yapılan Devir Mirastan Mal Kaçırma Sayılır mı?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, mirasbırakanın tek malvarlığı olan Bodrum'daki üç katlı binanın çıplak mülkiyetini iki oğluna ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle devretmesini, kız çocuklarından mal kaçırma amacıyla yapılmış muvazaalı bir işlem olarak nitelendirdi. Karar, muvazaa iddiasını ileri süren mirasçılar lehine sonuçlandı: yerel mahkemenin "bakım ihtiyacı vardı, bakım yerine getirildi, işlem ivazlıdır" gerekçesiyle davayı reddeden direnme kararı bozuldu ve tapu iptali ile miras payı oranında tescil talebinin kabulü gerektiği belirlendi. Kurul, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin kural olarak ivazlı ve geçerli bir sözleşme olduğunu, sözleşme anında bakım ihtiyacının bulunmasının zorunlu olmadığını hatırlattı; ancak temlikin gerçek amacı mirasçıdan mal kaçırmak ise bağış iradesinin üstün tutulduğunu ve 1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanacağını vurguladı. İspat yükünün muvazaayı iddia eden mirasçıda olduğu, mirasçıların sözleşmenin üçüncü kişisi konumunda bulundukları için tanık dâhil her türlü delille ispat yapabilecekleri de kararda açıkça yer aldı. Somut olayda mirasbırakanın yaşı, aile ilişkileri, devredilen malın tüm malvarlığına oranı ve bakım ihtiyacının bu kadar değerli bir malı devretmeden de karşılanabileceği gerçeği birlikte değerlendirilerek makul sınırın büyük ölçüde aşıldığı sonucuna varıldı. Payın sonradan yeğenlere satılması muvazaa olgusunu ortadan kaldırmadı. Karar, bakma sözleşmesi görüntüsündeki devirlerde hangi ölçütlerin tartılacağını gösteren güncel bir Genel Kurul emsalidir.

Kararı İncele
Anayasa Mahkemesi29.01.2026

6284 Tedbir Kararı Gerekçesiz Uzatılabilir mi? Kalıp İtiraz Reddine İhlal Kararı

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen önleyici tedbir kararının 2018 yılından itibaren altı aylık dönemler hâlinde aralıksız uzatıldığı, uzatma taleplerinin tek taraflı beyana dayandığı ve her itirazın "taraflar arasındaki husumetin niteliği ve niceliği" şeklindeki tek cümlelik kalıp gerekçeyle reddedildiği bir dosyada, Anayasa m.36 kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vermiştir. Karar, hakkında tedbir uygulanan kişi bakımından LEHE sonuç doğurmaktadır; giderim olarak yeniden yargılama yapılmasına hükmedilmiş, tazminat talebi ise yeniden yargılamanın yeterli giderim sağlayacağı gerekçesiyle reddedilmiştir. Kararın taşıdığı ölçüt şudur: ilk tedbir kararında delil ve belge aranmaması, tedbirin sürdürülmesine ilişkin kararlar için de aynı esnekliğin geçerli olduğu anlamına gelmez. Tedbirin uzun süre devam ettirilmesine yol açan uzatma kararlarında, şiddete yol açabilecek yeni bir olgunun bulunup bulunmadığı ilk karara göre daha ayrıntılı incelenmeli, aranan gerekçe standardı yükselmelidir. Yalnızca "derdest soruşturmalar bulunduğu"na değinip bu soruşturmaların niteliğini, şikâyet veya ihbarın zamanını ve kişinin tedbire aykırı davranıp davranmadığını hiç tartışmayan bir uzatma kararı ile itirazı somut değerlendirme yapmadan reddeden itiraz mercii kararı, gerekçeli karar hakkının güvencelerini karşılamamaktadır.

Kararı İncele
Yargıtay21.05.2026
2025/4986 2026/3318

Arazi Üzerindeki Tesis İçin Kira Tespit Davası Açılabilir mi? (Galip Vasıf Ölçütü)

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, hazır beton üretim tesisi olarak kiralanan bir arazi hakkında açılan kira tespit davasında, kiralananın çatılı iş yeri sayılıp sayılamayacağı sorusunu bozma sebebi yaptı. Kiracı lehine bir karardır: ilk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi aylık kira bedelini brüt 523.125 TL olarak tespit etmişken Yargıtay, bilirkişi raporundan kiralananın galip vasfının anlaşılamadığını, bu yüzden raporun denetime elverişli olmadığını belirterek kararı kiracı yararına bozdu. Daire, kira tespiti talebinin ancak konut ve çatılı iş yeri kiralarında ileri sürülebileceğini, bunun dışındaki kiralarda kira tespiti istenemeyeceğini açıkça yazdı. Bu nedenle arazi, açık alan ve üzerindeki yapılardan oluşan karma kiralamalarda önce galip vasıf belirlenmeli; yapıların büyüklüğü, sabit olup olmadığı, açık alanın ölçüsü ve kullanım amacı uzman bilirkişi eşliğinde keşifle saptanmalıdır. Karar ayrıca kesinlik sınırının üç aylık kira tutarı toplamı üzerinden hesaplandığını ve eski kiracı lehine yüzde on hak ve nesafet indiriminin derece mahkemelerince uygulandığını gösteriyor. Eski kiracıya uygulanan indirim oranı bu kararda tartışılmadı; bozma yalnız nitelik tespitine ilişkindir.

Kararı İncele